Kalça eklemi

56 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi ameliyatlarında traneksamik asit uygulamasının kanama ve kan transfüzyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada; total kalça protezi ameliyatı planlanan hastalarda insizyondan önce uygulanacak olan traneksamik asitin (TA) kanama, kan transfüzyonu, fibrin yıkım ürünleri ve böbrek fonksiyonları üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, total kalça protezi ameliyatı geçirecek olan ASA I-III, 18-75 yaş arası 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma randomize ve çift kör olacak şekilde yürütüldü. Operasyon öncesi hastalardan hemoglobin (Hgb), hematokrit (Hct), trombosit sayısı (Plt), INR, aktive edilmiş parsiyel tromboplastin zaman (aPTT), fibrinojen, D-dimer, kan üre azotu (BUN), kreatinin çalışıldı. Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) ve spinal anestezi uygulandı. Cerrahi başlamadan önce Grup 1'e 30 mg/kg (max 2,5 g) TA verilirken Grup 2'ye 15 mg/kg (max 1,2 g) dozunda verildi. İntraoperatif ve postoperatif kanama miktarı kaydedildi. İntraoperatif ve postoperatif verilen kan ürünleri kaydedildi. Postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerde hastalardan tekrar kan örnekleri alındı. Bulgular: Demografik veriler, intraoperatif ve postoperatif kan transfüzyonu, Hgb, Hct, Plt, fibrinojen, D-dimer, kreatinin, BUN bakımından gruplar arasında fark yoktu. Grup 2'deki INR sonucu diğer gruba göre daha yüksek iken Grup 1 hastalarında aPTT 6. saatte daha yüksek bulundu. Grupiçi istatistiklere göre, her iki grupta da postoperatif 6. saatteki Hgb, Hct ve Plt değerleri preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak daha düşük tespit edildi. Grup 1'in postoperatif 6. saateki; INR ve aPTT değerleri preoperatif değerlere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Grup 2'nin postoperatif 6. saateki; INR değeri preoperatife göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Sonuç: Kalça protezi cerrahisinde kanama kontrolü sağlamada etkin olan TA'nın preoperatif 15 mg/kg ve 30 mg/kg dozlarında kullanımı postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerdeki takiplerde kanama ve kan transfüzyonu miktarını her iki grupta benzer şekilde azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalça protezi, traneksamik asit, kanama, kan transfüzyonu

HemorajilerKalçaKalça eklemi+4
Filiz Şaşmaz
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça protezlerinde postoperatif analjezi için kullanılan epidural infüzyon ve bolus tekniklerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda, kalça protezi sonrası, postoperatif ağrı tedavisinde, epidural bolus doz uygulamasının etkinliğini, devamlı Eİ ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kalça protezi operasyonu planlanmış ASA 1-3 kategorisinde, 40-70 yaş arası, kombine spinal epidural anestezi tekniği uygulanan, 60 hasta dahil edildi. Hastalara L3-L4 veya L4-L5 aralığından, 3 mL heavy bupivakain (Marcain®) ile spinal anestezi uygulandı. Daha sonra epidural boşluğa kateter yerleştirildi. Epidural kateterden 10 μg adrenalin ile 10 mg lidokain yapılarak kateterin intratekal ve intravenöz alanda olmadığı gösterildi. Hastaların vaka boyunca, spinal anestezi öncesi ve sonrası, spinal anestezinin 1, 3, 5, 10, 15, 20, 25, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90, 110, 130. dakikaların daki nabız, sistolik ve diastolik kan basınç değerleri, oksijen saturasyon değerleri, Bromage Skorları, takip edildi. Operasyon sonrası analjezi için kullanacakları %0.125 lik bupivakain içeren 330 ml solüsyon hazırlandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup B için HKA cihazı, 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Grup İ için HKA cihazı, 6 ml/saat infüzyon ve 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Operasyon sonrası iki grup arasında 12. 24. ve 48 saatlerde ve ilk oturma ile ilk walker kullanma zamanlarındaki KAH, OAB, SpO2 değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hasta ve cerrah memnuniyet düzeyleri, VAS,VAS-H değerleri, motor blok düzeyi, HKA cihazında denenen, verilen ve tüketilen toplam ilaç miktarları, ek olarak uygulanan analjezi miktarları ve gelişen yan etkiler iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: VAS değerleri; 24. ve 48. saatlerde Grup B'de, Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). Toplam tüketilen analjezik miktarı, Grup İ'de Grup B'ye göre; ilk oturma, walker kullanma, postoperatif 12, 24 ve 48. saatlerdeki zaman diliminde, anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.0001). Cerrah ve hasta memnuniyet düzeyleri; tüm zaman aralıklarında Grup B de Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Ek analjezik tüketim düzeyleri; Grup İ'de, Grup B'ye, göre 24 ve 48. saatlerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu(p<0.05). Postoperatif görülen motor blok düzeyleri 12. ve 24.saatlerde Grup İ'de, Grup B'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grupta da hiçbir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Kalça protezi operasyonlarında, EI olmadan, HKA cihazı ile aralıklı bolus doz uygulamalarının; motor blok ve herhangi bir yan etki oluşturmadan, yüksek hasta ve cerrah memnuniyet düzeyi sağlanarak, daha düşük analjezik kullanarak, daha iyi postoperatif analjezi sağlandığı kanısına vardık.

AnaljeziAnaljezi-epiduralAnaljezikler+6
Emine Yılmaz Güler
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başarısız kalça çivilemesi sonrası yapılan kalça artroplastilerinde uzun femoral protez seçimi gerekli midir? Biyomekanik çalışma

Amaç: İnstabil intertrokanterik kırık (İTK) tedavisinde kullanılan proksimal kalça çivisinin (PKÇ) başarısız olması sonucunda artroplastiye dönüşüm gerekebilmektedir. Çalışmamızın amacı PKÇ sonrası artroplastiye dönüşümde distal kilitleme vida deliği defektini iki korteks uzunluğunda geçen çimentolu ve çimentosuz femoral stemler ile defektin proksimalinde sonlanan çimentosuz femoral stemlerin periprostetik kırık riski açısından biyomekanik olarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: AO A2.1 instabil İTK kırık modeli oluşturulmuş 15 adet osteoporotik sentetik femur modeli 3 eşit gruba (Grup I: Çimentolu, vida deliğini geçen stem; grup II: çimentosuz, standart stem ve grup III: çimentosuz, uzun stem) ayrıldı. Modellerin tümüne standart PKÇ uygulandıktan sonra implantların tamamı çıkarıldı ve femoral stemler uygulandı. Tüm modellere, aksiyel (15 N - 350 N; 10000 siklus) ve rotasyonel (0,5 Nm - 10 Nm; 10000 siklus) yükler uygulandıktan sonra aksiyel yetersizlik yüklenmesi (15 mm/dk) uygulandı. Aksiyel ve rotasyonel düzeneklerde, modellerin siklik yüklenme öncesi ve sonrası dayanıklılıkları (stiffness) ve modellerde yetersizlik oluşturan kuvvetler (failure load) hesaplanarak gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Modellerin siklik rotasyon ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3903 (3430–4247) Nmm/°, grup II'de 3392 (2487–3586) Nmm/°, grup III'te 3512 (3295–3884) Nmm/° olarak bulundu. Gruplar arasında ilk 1000 siklus başlangıç sertlikleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p= 0,208). Son sertlik (10.000 siklus) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 3817 (3699–4459) Nmm/°, grup II'de 3408 (2963–3546) Nmm/°, grup III'te 3476 (3246-3806) Nmm/° olarak bulundu. Grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,09). Grup I ile grup III arasında (p=0,104) ve grup II ile grup III arasında (p=0,322) anlamlı bir fark bulunamamıştır. Modellerin siklik aksiyel yüklenme ile başlangıçta (ilk 1000 siklus) gösterdikleri sertlik (stiffness) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 930 (864–1034) N/mm, grup II'de 739 (682–807) N/mm, grup III'te 930 (902–1033) N/mm olarak bulundu. Grup I ile grup II arasında, grup I grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Son sertlik (10.000 siklus sonrası) medyanları (Q1-Q3), grup I'de 956 (927–1074) N/mm, grup II'de 775 (701–830) N/mm, grup III'te 919 (910–1050) N/mm olarak bulundu. Grup I ile II arasında, grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,011). Grup II ile grup III arasında, grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,006). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,832). Modellerin aksiyel yüklenme sonrası ortalama aksiyel yetersizlik yüklenmesi (failure load) medyanları (Q1-Q3) grup I'de 5537 (5229 – 5857) N, grup II'de 4101 (3938 – 4195) N, grup III'te 4851 (4432 – 5752) N olarak bulundu. Grup I ile II arasında grup I, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,002). Grup II ile III arasında grup III, grup II'ye göre anlamlı derecede daha iyi sonuç vermiştir (p=0,024). Grup I ile grup III arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı bir sonuca ulaşılamadı (p=0,437). Sonuç: Osteoporotik, instabil intertrokanterik kırıklar için yapılan proksimal kalça çivisi sonrası kalça artroplastisine dönmek gerektiğinde, çimentolu veya çimentosuz tespit yapmanın, rekonstrüksiyonun dayanıklılığını anlamlı derecede değiştirmediği ancak femoral stemin uzunluğunun, çıkartılan çivinin distal kilitleme vidasını iki korteks kadar uzunlukta geçecek şekilde belirlenmesinin periprostetik kırık riskini azaltacağını göstermektedir.

ArtroplastiBiyomekanikKalça eklemi+3
Okan Tezgel
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi tedavisindeki iliak osteotomilerin femur başı epifizi üzerindeki etkileri

Amaç: Asetabulumun yeniden şekillenmesinde ve kalça ekleminin konsantrik redüksiyonunda önemi olan ve sık kullanılan Salter ve Pemberton pelvik osteotomilerinin (SPO, PPO) femur başı epifizi üzerine etkilerinin ve fonksiyonel sonuçlarının değerlendirilmesi. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Ocak 2008 ile Aralık 2011 tarihleri arasında başvuran ve GKD tanısı nedeniyle pelvik osteotomi planlanan 52 hastanın 69 kalçası geriye dönük olarak klinik ve radyolojik olarak değerlendirildi. Nöromüsküler sorunu olan, eşlik eden alt ekstremite anomalisi veya kollajen doku hastalığı olan, daha önce GKD' ye yönelik herhangi bir tedavi uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Bulgular: İncelenen kalçaların iki gruba ayrıldı, PPO(n=34) ve SPO(n=35). PPO grubunda ortalama Aİ açısı preop 36,2°±4,9°, postop 23,4°±3,9° olarak ölçülmüş olup SPO grubunda ise preop 35,6°±3,8°, postop 23,1°±5,1° olarak ölçülmüştür. Postop 24. Ayda asetabular kapsamasının değerlendirilmesi için ölçülen MKA' ları PPO grubunda ortalama 23,5°±10,4°, SPO grubunda ortalama 20,6°±11,7° olarak ölçülmüştür. Her iki osteotomi grubu MKA, Aİ açısındaki düzelme miktarının, femur başı AVN görülme sıklığının ve fonksiyonel sonuçlarının benzer olduğu gözlenmiştir. Tönnis evre 4 olarak değerlendirilen kalçalarda evre 1-3 kalçalara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde AVN izlenmiştir. Ostetotomi uygulanan kalçaların hiçbirinde coxa valga izlenmemiş olup 3 vakada coxa vara gözlenmiştir. Sonuçlar: Literatürde teorik olarak, PPO' nun SPO' ya oranla AVN açısından daha yüksek risk taşıdığı bilinmesine rağmen yapılan klinik çalışmalarda olduğu gibi çalışmamızda da anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ameliyat öncesi dönemde ise özellikle displazisin derecesinin ameliyat sonrası dönemde AVN açısından risk faktörü olabileceği gözlenmiştir. Bunun için örneklem sayısı daha çok olan bir çalışma yapılması gerekmektedir.

AsetabulumCerrahi tedaviFemur başı+6
Akif Mirioğlu
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriyatrik parsiyel kalça protezi ameliyatlarında kombine spinal epidural anestezi ile psoas kompartman + siyatik sinir blokajının etkilerinin karşılaştırılması

Amaç:Parsiyel kalça protezi ameliyatlarında rejyonel teknikler giderek daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. En yaygın ve etkin rejyonel yöntem santral nöroaksiyel yöntemlerdir. Santral bloklar etkin olsalar da kendine ait spesifik yan etkileri ve kontrendikasyonları vardır. Bu yüzden alternatif rejyonel anestezi yöntemleri arayışı sürmektedir. Biz çalışmamızda periferik sinir bloklarından psoas kompartman bloğu ile siyatik sinir bloğunu kombine ederek (PCSNB) daha geleneksel bir yöntem olan kombine spinal epidural anestezi (CSE) ile intraoperatif etkinlik ve hemodinamik satbilite, postoperatif ağrı ve yan etkiler açısındankarşılaştırmayı amaçladık. Yöntem:Elektif olarak parsiyel kalça protezi yapılan 60-99 yaş arası ASA III ve altı olan PCSNB ve CSE uygulanan 50 hasta çalışmaya alındı. 25 hastaya 1mL plain bupivakain ile CSE anestezi uygulanırken 25 hastaya da PCSNB ve ilyak krest bloğu uygulandı. Grupların perioperatif olarak anestezi etkinliği, kan basıncı nabız, satürasyon değerleri, postoperatif analjezi gereksinimi ve yan etkiler açısından takip edildi. Bulgular:Demografik veriler her iki grupta benzerdi. Operasyon çıkışında ortalama arter basıncı her iki grupta da giriş değerlerine göre düşük kaydedildi;CSE grubunda PCSNB grubuna göre bu düşüş istatistiksel olarak anlamlıydı. CSEgrubunda 11 (%44), PCSNB grubunda 2(%8) hastada hipotansiyon görülmüştür. Nabız ve satürasyon değerleri açısından grup içi ve gruplar arası bir fark gözlenmedi. CSE grubunda hastaların hepsinde etkin analjezi sağlandı, 5(%20) hastada operasyonun ilerleyen dakikalarında ağrı olması üzerine epidural kateterden ek ilaç gerekti. PCSNB grubunda 15(%60) hasta operasyonu ağrısız tamamlarken 3(%12) hastaya 1 µg/kg fentanil ile yeterli anestezi elde edildi.7(%28) hastaya ise propofol infüzyonu ile sedasyongerekti. Postoperatif ilk analjezik saati PCSNB grubunda daha uzundu (1.64 ± 0.9 saat'e karşılık 4.84 ± 2.54 saat). Sonuç:Psoas kompartman, parasakral siyatik ve ilyak krest bloklarının kombinasyonu, zaman zaman bir sedasyon gerektirse bile, yaşlı hastalardaki kalça protezi operasyonlarında hemodinamik stabiliteyi koruyan, analjezisi postoperatif dönemde de süren etkin ve güvenli bir alternatiftir.

AnaljeziAnestezi-epiduralAnestezi-spinal+7
Mehmet Mustafa Özden
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi

Bu çalışma total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 1 Şubat 2015-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 1 Şubat-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde total kalça protezi uygulanan tüm hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil edilme ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü hastalar oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Hasta Tanıtım Formu" , "Evde Yaşam Koşulları Formu" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler olasılıksız raslantısal örnekleme yöntemi ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 50 hastada toplanmıştır. Total kalça protezi uygulanan hastaların yasam kalitesi ölçeği alt grup puan ortalamalarının; Fiziksel İşlev için; 74.40±14.12, Fiziksel Rol için; 56.10±12.91, Ağrı için; 52.14±23.81, Genel Sağlık Algısı için; 76.00±10.92, Yaşamsallık için; 61.80±16.40, Sosyal İşlev için; 69.08±13.15, Mental Rol için; 73.60±23.08, Mental İşlev için; 80.60±16.30 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, büyük bir cerrahi girişim olan total kalça protezi uygulamasının, birçok cerrahi girişimde olduğu gibi bireyi sosyal, psikolojik ve fizyolojik anlamda etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Total Kalça Protezi, Yaşam kalitesi, Evde bakım.

Cerrahi tedaviHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+7
Nurhayat İşbilir
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Total kalça artroplastisi yapılmış hastaların öz-bakım gücü ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Kezban KIZIL, Total Kalça Artroplastisi Yapılmış Hastaların Öz-Bakım Gücü ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Gaziantep, 2018. Bu araştırma, total kalça artroplastisi yapılmış hastaların ameliyattan sonra 4. ve 8. haftalar arasındaki öz-bakım gücünü değerlendirerek öz-bakımını etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini araştırma sürecinde Kilis Devlet Hastanesinde total kalça artroplastisi yapılmış hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dâhil edilme ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya kendi rızası ile katılan hastalar oluşturmaktadır. Araştırma 1 Kasım 2017-1 Mayıs 2018 tarihleri arasında Kilis Devlet Hastanesi ortopedi kliniği/polikliniğinde gerçekleştirildi. Veri toplama araçları olarak Hasta Tanımlama Formu ve Öz-Bakım Gücü Ölçeği kullanıldı. Veriler hastalar hastaneye kontrole geldiklerinde yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 33 hastadan elde edildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS for windows 21.0 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, ortalama, yüzde hesaplamaları, standart sapma, minimum ve maksimum değerler kullanıldı. Normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında ise Kruskal-Wallis Varyans Analizi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. İstatistik hesaplamalar ve yorumlamalar p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Hastaların öz-bakım gücü puan ortalaması 90.45±15.22 olarak saptandı. Cinsiyet değişkenine göre erkeklerin öz-bakım gücü kadınlara göre yüksek bulundu. Taburculuk eğitimi alan hastaların öz-bakım gücü puan ortalaması taburculuk eğitimi almayan hastaların öz-bakım gücü puan ortalamasından yüksek saptandı. Hastaların eğitim düzeyi ile öz-bakım gücü arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0.003). Sonuç olarak total kalça artroplastisi hastaların öz-bakımını ve öz-bakım gücünü etkileyen büyük bir ortopedik cerrahi girişimdir. Anahtar Kelimeler: Öz-Bakım, Öz-Bakım Gücü, Hemşirelik, Kalça Eklemi

ArtroplastiHemşirelerKalça+3
Kezban Kızıl
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi cerrahisinde kuadratus lumborum bloğunun postoperatif analjezide etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Total kalça protezi cerrahisi yapılacak hastalarda USG eşliğinde uygulanan Kuadratus Lumborum Bloğunun (QLB-3) postoperatif analjezide etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Genel anestezi altında total kalça protezi operasyonu planlanan ve anestezik öncesi değerlendirmede; 18-75 yaş arası, ASA sınıflaması Ⅰ-Ⅱ-Ⅲ olan, bilgilendirilmiş gönüllü onam formunu imzalayan 60 olgu çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize kapalı zarf yöntemi kullanılarak iki gruba ayrıldı. Gruplar, blok uygulananlar QLB grubu (n=30) ve blok uygulanmayanlar Kontrol grubu (n=30) olarak belirlendi. Olguların tamamına postoperatif fentanil içeren PCA cihazı takıldı ve infüzyon 24 saat boyunca devam etti. Hastaların preoperatif demografik verileri kaydedildi. Postoperatif takiplerinde 0., 6., 12. ve 24. saatlerde VAS değerleri, PCA ile fentanil tüketim miktarları, PCA ile bolus sayıları, kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik kan basınçları, bulantı varlığı ve ek analjezik gereksinimleri karşılaştırıldı. Bulgular: İki grubun da demografik verileri benzerdi. Postoperatif 6., 12. ve 24. saat VAS değerleri, PCA ile 24 saatlik toplam fentanil tüketimi ve bolus sayısı, ek doz analjezik ihtiyacı kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptandı. Hastaların takiplerinde kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik kan basınçları ve bulantı varlığı karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda total kalça protezi uygulanan hastalarda transmuskuler QLB'nin postoperatif ilk 24 saatte tüketilen intravenöz analjezik miktarını azalttığı, VAS değerlerini düşürdüğü saptandı. Ultrasonografi eşliğinde uygulanan QLB'nin kalça cerrahisi uygulanan hastalarda, postoperatif dönemde analjezi sağlamak ve opioid tüketimini azaltmak için alternatif, güvenli ve etkili bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz. Dolayısıyla QLB uygulaması geleneksel analjezik yöntemlere karşı bir alternatif olabilir. Ancak literatürde sınırlı hasta ve klinik çalışma olması nedeniyle hasta ve çalışma sayısının artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimler: Kuadratus Lumborum Bloğu (QLB), Postoperatif Analjezi, Kalça cerrahisi

AnaljeziKalça eklemiKalça protezi+4
Ecem Aydın Koçoğlu
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin asetabular displazili hastalarda periasetabular osteotomi operasyonunun sonuçlarının klinik ve radyolojik değerlendirmesi

Asetabular displazi; femur başının anterior ve lateralinde belirgin yetersizlik, asetabular inklinasyonun artması ve kalça eklem merkezinin laterale kayması ile karakterize, asetabulumun çok plandaki deformitesidir. Erişkin asetabular displazi; genç erişkinlerde dejeneratif eklem hastalığına ilerleyebilen kalça bozukluğudur ve tedavi edilmezse 50 yaşına kadar %50 oranında sekonder OA ile sonuçlanabilmektedir. Asetabulumun femur başı ile olan uyumsuzluğunu düzeltmek amacıyla PAO ameliyatları yapılmaktadır. PAO ameliyatları ile hastalarda OA gelişimi önlenebilmektedir.Bu çalışmada PAO uygulanan hastalarda ameliyat sonrası klinik ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi, bunun klinik ve fonksiyonel durum ve yaşam kalitesine olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya Ocak 2008 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Ve Travmatoloji Kliniği'nde asetabular displazi nedeniyle PAO operasyonu uygulanmış toplam 41 hasta dahil edildi. Verilerin analizi SPSS (Statistical Package for Social Science) for Windows 21.0 paket programında yapıldı. Nominal değişkenler Pearson'un Ki-Kare testi ile incelendi, p<0,001 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi.Ortalama takip süresi 5,17 yıl idi. Son takipte ölçülen fleksiyon, abduksiyon, adduksiyon, internal rotasyon, eksternal rotasyon değerleri ameliyat öncesi değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede artmıştır (p<0.001). Ekstansiyon değerlerinde ise ameliyat öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p=0.118). Son takipte ölçülen LCE, ACE, Asetabular Ark değerleri, Anterior Örtünme Yüzdesi, Posterior Örtünme Yüzdesi, Kraniokaudal Örtünme Yüzdesi ve Asetabular Derinlik-Genişlik Oranı ameliyat öncesi değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede artmıştır (p<0.001). Örtünme İndeksi, Asetabular İndeks ve Sharp Açısı değerleri, ameliyat öncesi değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmıştır(p<0.001). Global Offset, Center Gap X ve Center Gap Y değerleri ile ameliyat öncesi değerler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Ameliyat sonrası S-M Hattı devamlılığında istatistiksel olarak anlamlı bir düzelme elde edildiği (p=0.002), ayrıca Anterior İmpingement'in istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı görülmüştür (p<0.001). Posterior İmpingement'in sayısal değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Son takipte ölçülen HHS, HOOS, SF-12 PS ve SF-12 MS değerleri, ameliyat öncesi değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede artmıştır (p<0.001).Osteotomi teknik olarak zahmetlidir, ancak korunmuş kıkırdağı ve rehabilitasyon için uygun olan özenle seçilmiş hastalarda iyi uzun vadeli hayatta kalma ile tekrarlanabilir sonuçlar sunar. Kalçanın düzeltilebilir yapısal deformitesi olan genç, aktif hastada pelvik osteotomi artroplastiye tercih edilen bir alternatif olarak düşünülmelidir.

AsetabulumKalça eklemiOsteotomi
Oğuzhan Çetinarslan
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travmatik kalça çıkığı modeli oluşturulan sıçanlarda trombositden zengin plazmanın kondrosit iyileşmesi üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada kıkırdak dahil pluripotent hücrelerin diferansiyasyon ve olgunlaşmasını sağlayan büyüme faktörlerince zengin otolog yollarla sıçan kanından elde edilen TZP (Trombositden Zengin Plazma)'nin izolasyonu yapılacak olup, bu TZP'nin deneysel travmatik kalça çıkığı (TKÇ) modeli oluşturulan sıçanların femoroasetabular kıkırdaklarında iyileşmeye olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu inceleme kıkırdak dokunun histopatolojik değerlendirilmesi şeklinde olup; apopotozise giden kondrositler TUNEL (terminal deoxynucleotidyl transferase mediated dUTP nick end labeling) yöntemi ile tespit edilecektir. Materyal ve Metod: Bu çalışma in vivo ve in vitro deneysel çalışmaları içermektedir. Bu deneysel çalışmada 24 adet ağırlıkları 324 gram (gr) ile 617 gr arasında değişen 20-24 haftalık erişkin Sprague-Dawley (SD) cinsi erkek sıçanlar kullanılmış olup, deney hayvanları 3 ana gruba ayrıldı. Her grupta 8 adet örneklem bulunmaktaydı. Bu örneklemlerde aynı hayvanın sağ kalçası belirli bir süre çıkık olarak bekletildikten sonra yerine oturtularak TZP uygulandı; sol kalçası ise sağ kalça süresi kadar çıkık olarak bekletilip daha sonra yerine oturtuldu. Gerçek bir kontrol grubu olabilmesi için TZP içine fosfat tamponlu salin (PBS) solüsyonu eklendi (20 µl kadar). Sol kalçaya, sağ kalçaya enjekte edilen hacim kadar (50 µl) sadece PBS solüsyonu enjekte edildi. Sıçanların kalçaları disloke edilirken, kıkırdakta oluşabilecek mekanik hasarı engellemek için kullanılan güç minimalize edildi. 7 gün sonra hayvanların kalçalarından alınan dokular histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Her sıçanın sağ ve sol femur başı kondrositlerinin apoptotik indeksleri (Aİ) hesaplandı. Bulgular: Tüm grupların başlangıç ve 7. gün ağırlıklarının anlamlı şekilde azaldığı bulunmuştur. Deneklerin başlangıç ağırlıkları, 7. gün ağırlıkları, ağırlık değişimleri, denek yaşı, operasyon süresi ile Aİ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Aİ değerleri; Grup 1a'nın 0,01±0,01 (ortalama±standart sapma), grup 1b'nin 0,03±0,01, grup 2a'nın 0,02±0,01, grup 2b'nin 0,08±0,02, grup 3a'nın 0,05±0,01, grup 3b'nin 0,1±0,02 arasında saptanmıştır. Aİ açısından deney ve kontrol grubu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Her ana grup kendi deney ve kontrol grupları içinde karşılaştırıldığında grup 1a ile grup 1b haricindeki diğer grupların kendi aralarındaki Aİ azalışları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Tüm deney grupları ve kontrol grupları kendi içinde karşılaştırıldığında grup 1a ile grup 2a nın haricindeki diğer tüm grupların arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç: TKÇ tedavisinde TZP umut vaat eden, tekrarlanabilir alternatif bir tedavi yöntemi olup kondrosit apoptozisini azaltmada dikkate değer sonuçlar elde edilmiştir. TKÇ hastalarında erken redüksiyonla birlikte uzun dönem komplikasyonların önlenmesinde TZP'nin yararlı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Travmatik, Kalça, Çıkık, Trombosit, Apoptozis, TZP

ApoptozisHayvan deneyleriKalça eklemi+7
Toktamış Savaş
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisinin tedavisinde K teli fiksasyonu olmaksızın uygulanan modifiye salter osteotomisi; yeni teknik tanımlama

Salter innominate osteotomisi uzun yıllardır gelişimsel kalça displazisinin tedavisinde başarı ile uygulanmaktadır. Ancak bu yöntemde greft fiksasyonu ve distal fragmanın kontrolü için K teli ile fikasyon gerekliliği vardır. Bizim bu çalışmadaki amacımız bu yeni tekniği tanımlamak ve K teli kullanmadan stabil bir şekilde yapılan modifiye salter innominate osteotomisinin radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir Çalışma grubunu kliniğimizde 2016-2019 yılları arasında gelişimsel kalça displazisi tanısı almış ve tek cerrah tarafından opere edilen 62 hastanın 74 kalçası oluşturdu. Veriler retrospektif olarak analiz edildi. Hastaların preop çekilen direkt grafilerden kalçaların dislokasyon seviyeleri belirlenip Tönnis'in sınıflama sistemine göre gruplandırıldı. Hastaların tümüne modifiye Salter ostotomisine ek olarak açık redüksiyon ve U kapsüloplasti rutin olarak uygulandı. İntraoperatif gereklilik dahilinde femoral kısaltma ve derotasyon eklendi. Hastaların radyolojik değerlendirmesi preop, erken postop ve son takipteki asetabular indeks ölçümlerine göre yapılıp karşılaştırılarak analiz edildi. Postop dönemde femur başı avasküler nekrozunu değerlendirmek için Bucholz-Ogden sınıflandırması kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 24 (18-54) ay idi. Ortalama takip süresi 10 (6-26) ay idi. Tönnis sınıflandırma sistemine göre 4 hasta evre 1, 33 hasta evre 2, 11 hasta evre 3 ve 26 hasta evre 4 olarak sınıflandırıldı. İki hasta daha önce pavlik bandajı ile tedavi görmüş, 2 hastaya kapalı redüksiyon yapılmış, 3 hastaya ise daha önceden açık redüksiyon yapılmıştı. 9 kalçada (%12.1) stabil ve uyumlu bir kalça eklemi elde etmek için femoral kısaltma ve derotasyon gibi ek girişimlere ihtiyaç duyuldu. 26 kalçaya (%35.1) perkütan adduktor tenotomi yapıldı. Tüm kalçalarda osteotomi gigli testeresi kullanılmadan osteotom ile yapıldı. Yetmiş dört kalçanın hiçbirinde osteotomi hattına konulan greftin fiksasyonu için K teli kullanılmadı. Preop asetabular indeks ortalama 41,93±5,01, erken postop 27,07±3,68 ve postop son kontroldeki asetabular indeks ölçümleri 21,74±3,91 derece idi (p = 0.001). Dört kalçada postop dönemde subluksasyon gelişmesinden dolayı revizyon cerrahi gerekti. Revizyon yapılan hastalara sadece açık redüksiyon yapılıp, femoral kısaltma ve adduktor tenotomi yapılmadı. Osteotomi seviyesinin başlangıç yönünü değiştirerek uyguladığımız modifiye Salter osteotomisi K teli ile fiksasyon gerekliliğini ortadan kaldırarak gelişimsel kalça displazisi tedavisinde güvenli ve etkili bir şekilde kullanılabilir. Bu şekilde K teline bağlı olabilecek komplikasyonlar elimine edilmiş olur. Anahtar Kelimeler: Gelişimsel Kalça Displazisi, Salter, Açık Redüksiyon, Osteotomi, Osteotomi Tekniği

Cerrahi işlemler-operatifCerrahi tedaviKalça eklemi+4
Fatma Yalçındağ
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Short term outcomes of cementless total hip arthroplasties

Purpose: Aim of this study is to investigate the short term clinical and radiographic outcomes of cementless total hip arthroplasty in different etiological causes.Materials and Methods: The clinical and radiographic outcomes of 92 patients (102 hips) with consecutive cementless total hip arthroplasties were evaluated. The patients admitted to Gazi University Faculty of Medicine, Department of Orthopaedics and Traumatology between November 2003 and December 2010. The study group consisted of hydroxyapatite coated flattened press-fit EPF-PLUS cup and the tapered cementless with a rectangular cross-section and hydroxyapatite coated Zweymuller SL-PLUS stem. Clinical outcome was measured by comparing Harris Hip Scores pre-operatively and at last clinic visit. Radiolucencies and osteolysis with respect to the stem and acetabulum were classified according to the system of Callaghan and Engh on anteroposterior radiographs of the hip and pelvis. Direct lateral approach has been performed to the all patients. Heterotopic ossification (HO) formation was also graded by the criteria indicated in Brooker et al.Results. In total 24 (%26) of the 92 patients were men and 68 (%74) were women. The age ranges of the all patients varied between 22 and 80 years old and the average age for the whole patients was 55,66 years during the time of surgery. The average follow-up time was 34.9 (10-84) months. The average preoperative Harris Hip Score was 45,87 (30-67) points. At the time of the most recent follow-up visit, the average Harris Hip Score was found as 92,49 (68-100) points.According to the criteria of Engh et al., all femoral implants were graded as stable bone-ingrown. Radiolucent lines were mostly observed in Gruen zones 1 and zone 7 of the femur [zone 1 %67.32, zone 7 % 60.18 zone 2 %2.04, zone 3 %1.02, zone 6,2.04]. Radiolucent area occured in 42 (%42,84) cups [zone 2 %34.68, zone 3 (%21.42), zone 1 %18.36]. The inclination angle of the acetabular component was 47,25 (28-70).Postoperative neuropraxy were identified in four (%4.68) cases (siatic neuropraxy of in two cases, both of them recovered, and femoral neuropraxy in two cases, one of them recovered). The prevalence of thigh pain at the time of the latest follow-up was %1.02 (one case). One acetabular component needed revision surgery due to polyethylene insert wear. None of the femoral stems and acetabular components was changed as a result osteolysis. HO was observed in 10 hips (% 10,2). Heterotopic bone was graded as class I in 5 hips, class II in 3 hips, class 2 in 2 hips. Intraoperative femoral fissur was developed in 4 (%4.8) hips. One of the 6 subtrochanteric osteotomies and one of the 12 femoral head autograft were followed by nonunion.Conclusions: The results show that arthroplasty with Zweymuller femoral stem which is combined with a flattened, hydroxyapatite coated press-fit acetabular cup which was inserted without cement. These outcomes were found excellent in short term follow-up resultsKey Words: Zweymuller femoral stem, short term follow-up, uncemented hip arthroplasty.

ArthroplastyFemurHip+2
Baran Sarıkaya
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi ile ilişkili gen/ genlerin araştırılması

Gelişimsel Kalça Displazisi (GKD), femur başının asetabuluma yerleşmesi ile ilgili sık rastlanılan bir anomalidir. Kapsüler laksisite ile femoral başın hafif insitabilitesinden, femoral başın asetabulumdan tam çıkığına kadar değişen şiddette görülebilmektedir. Genelde bilateral olup, kadınlarda, erkeklere oranla daha sık (5:1) görülmektedir. GKD daha çok izole olarak karşımıza çıkmakla birlikte, farklı sendromların bulgusu ya da kromozomal anomalilerle birlikte de görülebilmektedir. Görülme sıklığını etkileyen önemli bir diğer faktör de, coğrafik ve ırksal dağılımlardır.Literatürde, bu hastalığının kalıtım modeli olarak sıklıkla otozomal dominant ve/veya multifaktöriyel kalıtım ifade edilmekle beraber, ortak olarak tek bir gen veya birkaç gen tanımlanmamaktadır. Bu tez çalışması ile bağlantı analizi tekniği kullanılarak GKD hastalığının etiyolojisinde sorumlu olabilecek aday gen ve/veya genlerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma kapsamına, penetrans eksikliği ile birlikte giden otozomal dominant kalıtım modeline sahip, 16 hasta ve 15 sağlıklı bireyden oluşan iki geniş aile alınmıştır. Hastalık ile ilişkili olabileceği düşünülen 3 aday bölgenin (4q32, 6q16 ve 13q23) çalışılması yapılmış ve yapılan haplotip ve iki noktalı LOD skor analizleri sonucunda, GKD ile bu bölgelerin hiçbirine bağlantı gösterilememiştir.Sonuç olarak, bu tez ile iki büyük ailede bağlantı analiz çalışması yapılarak, günümüze kadar GKD ile birlikteliği sunulan 3 aday bölgenin ilişkili olmadığı gösterilmiştir. Bu da genetik heterojen olan bu hastalıkta, başka aday genlerin sorumlu olabileceği düşüncesini doğrulamaktadır. Bu nedenle hastalıkla ilişkili olabilecek genleri belirlemek için, bağlantı analiz çalışmalarının devam edilmesinin veya tüm genomun rastgele taranması prensibine dayalı genom-boyu tarama çalışmalarının yapılmasının anlamlı olabileceği düşünülmektedir.

GenlerKalçaKalça eklemi+1
Kadri Karaer
Gazi University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça kırığı olan geriatrik hastalarda trombosit, PDW, MPV değerlerinin mortalite üzerine etkileri

Dünya'da olduğu gibi Ülkemizde de geriatrik popülasyonda artış meydana gelmektedir. Bu artışla birlikte kalça kırığı vakalarında da artış görülmektedir. Mortalitesi ve morbiditesi yüksek bir hastalık olan kalça kırıklarında, yaş ilerledikçe mortalite oranı %30'lara kadar çıkmaktadır. Ortopedik aciller arasında en yaygın olarak uygulanan ameliyatlar, yaşlı hasta grubundaki kalça kırığı cerrahileridir. Özellikle çoklu komorbid gibi faktörlere sahip olan yaşlı hasta grubunda bu ameliyatlar, yüksek mortalite ile ilişkilidir. Kalça kırıklarında otuz günlük mortalite oranlarının %5-13, bir yıllık mortalitede ise %20-30 civarında olduğu kaydedilmiştir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda Trombosit İndeksleri (PI) olarak bilinen Platelet (PLT), Ortalama Trombosit Hacmi (MPV) ve Trombosit Dağılım Genişliği (PDW) gibi parametrelerin trombosit aktivasyonunda biyo-belirteçler olduğu ifade edilmiştir. Hastaların hastalık seviyelerini değerlendirmede kullanılan bu parametreler, oldukça kolay ölçülebilmekte ve ek maliyete neden olmamaktadır. Hemostaz ve trombozdaki önemli görevleri olan trombositlerin oluşan inflamatuvar sürece, mikrobiyal konakçı savunmasına, yara iyileşmesine, anjiyogenezise ve yeniden modellemeye katkıda bulunduğu rapor edilmiştir. Literatürlerde trombosit indekslerinin tromboz, anjiogenez, inflamasyon ve bağışıklık aşamalarındaki rolleri de araştırıldığı kaydedilmiştir. Çalışmamız, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis'inde yapılmıştır. 1 Aralık 2019 ile 1 Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran geriatrik kalça kırığı olan hastaların verileri incelenerek yapılmıştır. Kabul kriterimiz, 65 yaş üstü olup kalça kırığı olan hem kadın hastalardan hem erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastalara ait kan sonuçları ve kalça grafileri değerlendirilmiştir. İlgili klink görüşleri alınan hastaların, klinik görüşleri sonrasında cerrahi endikasyon olan hastalar ile cerrahi yapılmayan hastalar olarak incelenmiştir. Hastalar, kan sonuçlarıyla beraber değerlendirilmiştir. Kan tetkiklerinin Tam Kan sonuçlarında Trombosit, PDW ve MPV değerleri incelenmiştir. Kalça kırığı olup ölen hastalar ve yaşayan hastaların incelenen kan değerleri (Trombosit, PDW ve MPV) karşılaştırılmıştır. Ölen hastaların kan sonuçlarının mortaliteyle ilgisi araştırıldı. Anahtar Kelimeler: Kalça kırığı, Geriatri, Trombosit, Mortalite.

GeriatriKalçaKalça eklemi+4
Halime Özkan
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

6 aydan büyük kalça displazili olgularda abdüksiyon ortezi ile kapalı redüksiyon tedavilerinin karşılaştırılması

Amaç: Altı aydan büyük kalça displazili hastalarda abdüksiyon ortezleri, kapalı redüksiyon ve alçılama teknikleri ve açık redüksyiondan oluşan çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur. Bu çalışmada rijit abduksiyon ortezi uygulanan hastalar ile anastezi altında kapalı redüksiyon ve pelvipedal alçı yapılan hastaların sonuçlarını karşılaştırdık. Materyal ve Metod: GKD nedeniyle 2015-2020 yılları arasında rijit abduksiyon ortezi ile ameliyathane şartlarında kapalı redüksiyon pelvipedal alçılama yaptığımız hastaların verileri geriye dönük tarandı. Yaşı 6 aydan büyük olan ve takip süresi en az 6 ay olan, abdüksiyon ortezi grubunda 4'ü erkek, 35'i kadın 39 hastanın 63 kalçası; kapalı redüksiyon grubunda ise 4'ü erkek 37'si kadın 42 hastanın 63 kalçası çalışmaya dahil edildi. Tedavi başlandığında abdüksiyon ortezi gurubunda hastaların ortalama yaşları 8.66 ay, kapalı redüksiyon grubunda 9.68 ay idi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki kontrollerde radyolojik değerlendirmeleri için Tönnis'in tanımlanmış olduğu yer degiştirme derecesi, Hilgenreiner metodu ile asetabular indeks ölçümü yapıldı. Hastalar AVN, cilt problemleri gibi tedavi komplikasyonları açısından değerlendirildi. Bulgular: Kapalı redüksiyon yapılmış olan hasta grubunda 63 kalçanın 39'u Tönnis tip 1 ve 24'ü Tönnis tip 2 olarak değerlendirildi. Rijit abdüksiyon ortezi tedavisi başlanmış olan 63 kalçanın ise tedavi öncesi 49'u Tönnis tip 1, 14'ü Tönnis tip 2 olarak değerlendirildi. 3 aylık tedavi sonrasında kapalı redüksiyon grubunda, tedavi öncesi Tönnis tip 2 olan 24 hastanın 23'ünün, Tönnis tip 1'e döndüğü görüldü. Rijit abdüksiyon ortezi grubunda ise tedavi öncesi Tönnis tip 2 olan 14 hastanın 11'inin Tönnis tip 1'e döndüğü görüldü. Bu iki yöntemin Tönnis tip 2 hastalardaki başarısı karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı.(p>0.05) Kapalı redüksiyon tedavisi uygulanmış olan 39 Tönnis tip 1 hastanın tedavi öncesi ortalama asetabüler index değeri 29.87 idi. Bu hastaların, tedavinin 3.ayında ortalama asetabüler index değeri 26.08 ve 6.ayındaki ortalama asetabüler index değerleri ise 24.21 4 olarak hesaplandı. Rijid abdüksiyon ortezi tedavisi alan grupta ise 49 Tönnis tip 1 hastanın tedavi öncesi ortalama asetabüler index değeri 29.20 iken, tedavinin 3.ayında bu değer 25.33 ve tedavinin 6.ayında 23.41 olarak hesaplandı. İki tedavi yöntemi istatistiksel olarak karşılaştırıldığında, asetabüler indexi düşürme başarısı açısından anlamlı fark bulunamadı. (p>0.05) Sonuç: 6 aydan büyük Tönnis tip 1 kalçası mevcut olan hastalarda kontsantrik redüksiyon elde etme ve asetabüler indexi düşürme açısından rijit abdüksiyon ortezi, kapalı redüksiyon pelvipedal alçılama kadar başarılıdır. Bu hasta grubunda, anestezi gerektirmemesi, daha ucuz ve ulaşılabilir olması, kullanım kolaylığı sebebiyle rijit abdüksiyon ortezi tercih edilebilir. Tönnis tip 2 kalçalarda ise her ne kadar istatistiksel olarak fark gösterilememiş olsa da, kapalı redüksiyon pelvipedal alçılama yöntemi daha başarılıdır. Bu hastalarda rijit abdüksiyon ortezi denenebilir ancak hastalar yakın takip edilmeli ve tedavi başarısızlığı açısından uyanık olunmalıdır.

AsetabulumKalça eklemiKalça çıkıkları+2
Serhat Elçi
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisinde medial sınırlı açık redüksiyon sonuçları

Amaç: Gelişimsel kalça displazisi tedavisinde Tönnis tip II ve III kalçalarda eklem kapsülü açılmadan, ekstrakapsüler yapıları gevşeterek uygulanan sınırlı açık redüksiyon tekniği yeni bir tedavi şeklidir. Bu çalışmada Tönnis tip II ve III GKD'li hastalarda intraoperatif artrografi eşliğinde posteromedial girişimle sınırlı açık redüksiyon yapılan, konsantrik ve stabil redüksiyon elde edilen hastaların klinik ve radyolojik sonuçları incelendi. Materyal ve Metod: Gelişimsel kalça displazisi nedeniyle posteromedial girişimle eklem kapsülü açılmadan intraoperatif artrografi eşliğinde sadece addüktor longus ve iliopsoas tenotomileri yapılan, takip süresi en az 18 ay olan Tönnis tip II ve III kalça çıkıklı 27'si kız, 3'ü erkek toplam 30 hastanın 37 kalçası çalışmaya dahil edilerek retrospektif olarak incelendi. Hastaların; preoperatif, postoperatif ve son kontrol asetabuler indekslerine, McCay klinik değerlendirme kriterlerine, radyolojik değerlendirmelerine, Kalamchi-MacEwen değerlendirme sistemine göre aldıkları skorlara bakıldı ve sekonder asetabuler girişim gereksinimleri bakımından değerlendirildi. Olgularımızda sekonder asetabuler displazi kriterleri ile hastaların sekonder asetabuler girişim ihtiyacı Shenton-Menard hattının kırılmasına, redüksiyondan 2 yıl sonra asetabuler indeksin 35° ve daha yüksek olmasına ve asetabuler kaşın (sourcil) yukarıya doğru eğimli olmasına göre belirlendi. Bulgular: Hastaların en küçüğü 5 aylık, en büyüğü 23 aylık olup yaş ortalaması 12.36 ay idi. Takip süresi en az 18 ay, en fazla 43 ay olup ortalama 24.53 ay idi. Otuz yedi kalçanın preoperatif asetabuler indeks açı ortalaması 34,5135 (±4,574), postoperatif asetabuler indeks açı ortalaması 27,7297 (±4,433), son kontrol asetabuler indeks açı ortalaması 23,0541 (±5,328) olup, dönemlerdeki tekrarlanan açısal değerler istatistiksel olarak anlamlı değişim göstermiştir (F=85,00 ; p<0,001). McCay Klinik Değerlendirme Kriterlerine göre 37 kalçanın 36'sında (%97,3) Grade I mükemmel sonuç görüldü. Radyolojik olarak 37 kalçadan 29'u (%78,4) mükemmel, 8'i (%21,6) ise iyi sonuç olarak değerlendirildi. Otuz yedi kalçanın 2'sinde (%5,4) Grade I avasküler nekroz görüldü. Bu çalışmada 37 kalçanın 3'ünde (%8,1) sekonder asetabuler girişim ihtiyacı duyuldu. Sonuç: Gelişimsel kalça displazisi tedavisinde sınırlı açık redüksiyon Tönnis tip II ve III kalçalarda intraoperatif artrografi eşliğinde eklem kapsülü açılmadan, sadece ekstrakapsüler yapılar (addüktor longus ve iliopsoas tenotomileri) gevşetilerek, kalçanın yalnızca fleksiyon ve abduksiyonuyla stabil konsatrik redüksiyon sağlanan, majör girişim gerektirmeyen, teknik olarak kolay ve daha az deneyim gerektiren bir yöntem olduğuna inanmaktayız. Anahtar Sözcükler: Gelişimsel kalça displazisi, posteromedial sınırlı açık redüksiyon.

ArtrografiKalçaKalça eklemi+3
Kadir Uzel
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kıkırdak asetabular indeksin asetabular displazi için prediktif önemi

Amaç: GKD tedavisindeki amaç, konsantrik redüksiyonu sağlayarak stabil bir kalça eklemi elde etmek ve normal asetabular gelişimi sağlamaktır. Normal asetabular gelişimi etkileyen en önemli faktörlerden birisi asetabular örtünmedir. Günümüze kadar sıklıkla kullanılan ve kemiksel örtünmeyi gösteren kemik asetabular indeksin asetabular gelişim ile ilişkisi olmadığı savunulmaktadır. Ancak kıkırdak asetabular örtünmeyi gösteren kıkırdak asetabular indeksin önemi ile ilgili çalışmalar sınırlıdır ve önemi iyi bilinmemektedir. Bu çalışmada kıkırdak örtünmeyi gösteren kıkırdak asetabuler indeks ile asetabuler gelişim ve sekonder displazi arasındaki ilişki araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde 2011-2015 yılları arasında GKD nedeniyle intraoperatif artrografi eşliğinde açık redüksiyon veya sınırlı açık redüksiyon yapılan, 35'i kız 4'ü erkek toplam 39 hastanın 58 kalçası çalışmaya dahil edildi. İntraop asetabuler kıkırdak indeks ölçümleri yapıldı ve kıkırdak asetabuler indeksi düşük ve yüksek olan hastalar iki gruba ayrıldı. Kıkırdak asetabuler indeksi 80 altında olanlar grup 1, 80 ve üstünde olanlar grup 2 olarak belirlendi. Kıkırdak asetabular asetabular indeksin önemini belirlemek için, takip süresi en az 24 ay olan hastalarda kemiksel asetabular gelişim ve sekonder displazi gelişimi bakımından her iki grup karşılaştırıldı. Shenton-Menard hattının kırık olması ve/veya redüksiyondan 2 yıl sonra asetabuler indeksin 32° ve daha yüksek olması sekonder asetabuler displazi olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların en küçüğü 6 aylık, en büyüğü 30 aylık olup yaş ortalaması 14,33 ay idi. Takip süresi en az 24 ay, en fazla 40 ay olup ortalama takip süresi 28,23 ay idi. Hastaların intraop kıkırdak asetabuler indeks açıları sekonder asetabuler displazi için postop 24. ay grafilerde bakılan kemik asetabuler indeks açılarına göre değerlendirildiğinde, grup 1 de olan 25 hastanın 2' sinde 320 ve üstü, grup 2 de ise 33 hastanın 14' ünde 320 ve üstünde olan kemik asetabuler açı değerleri bulunmuştur. Hastaların intraop kıkırdak asetabuler indeks açıları sekonder asetabuler displazi için Shenton-Menard hattındaki kırılmasına göre değerlendirildiğinde grup 1 deki 25 hastanın 1'inde Shenton-Menard hattında kırılma görülmüş olup, grup 2 deki 33 hastanın 9' unda Shenton-Menard hattında kırılma görülmüştür. Hastaların intraop kıkırdak asetabuler indeks açıları sekonder asetabuler displazi için bakılan postop 24. ay grafilerdeki kemik asetabuler indeks açılarına ve Shenton-Menard hattındaki kırılmasına göre istatistiksel olarak anlamlı değişim göstermiştir (p=0.006, p=0.033). Otuz dokuz kalçanın 1'inde Grade I avasküler nekroz görüldü. Tekrar çıkık, subluksasyon, enfeksiyon ve femur kırığı gibi ek komplikasyonlar görülmedi. Sonuç: Gelişimsel kalça displazisi tedavisinde normal asetabuler gelişimi etkileyen en önemli faktörlerde birisi asetabuler örtünmedir. Kıkırdak asetabuler indeks ölçümü henüz yeni kullanıma giren bir değerlendirme yöntemidir. Bizim bulgularımıza göre preoperatif kıkırdak asetabuler örtünmeyi gösteren kıkırdak asetabuler indeks değeri ile asetabuler gelişim ve sekonder asetabuler gelişim arasında bir korelasyon vardır. Bu çalışmada da kıkırdak asetabuler indeksin, asetabuler gelişimin tahmininde kullanılabilecek teknik olarak kolay, komplikasyonsuz kemik asetabuler indeksle birlikte rutin kullanılması gereken bir değerlendirme yöntemi olduğu kanaatine varıldı.

AsetabulumEklem hastalıklarıKalça+4
Mehmet Onur Ziyadanoğulları
Dicle University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisinde göz yaşı figürünün oluşumu ve şeklinin tedavi sonucu ile ilişkisi

Amaç: Gözyaşı figürü, femuro-asetabular ilişkinin bozulduğu birçok hastalıktan etkilenmekte ve şekli değişmektedir. Bu çalışmada gelişimsel kalça displazisi nedeniyle tedavi edilen hastalarda, gözyaşı figürünün gelişimi ve şekli ile tedavi sonuçları arasındaki ilişki incelendi. Materyal ve Metod: GKD nedeniyle 1999-2012 yılları arasında cerrahi tedavilerinde pelvik osteotomi yapılmış olan, yaşları 24 ay ve üstündeki, takip süresi en az 2 yıl olan 79 hastanın 105 kalçası çalışmaya dahil edildi. Hastaların A-P pelvis radyografilerindeki gözyaşı figürü Kahle ve ark. subjektif değerlendirme yöntemiyle incelendi (54). Klinik ve radyolojik değerlendirme modifiye trevor skorlamasına göre yapıldı. Gözyaşı figürünün şekli ile klinik sonuçlar arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular: Tedavi sonrası 105 kalçanın asetabular gözyaşı figürü izlendi. 60 kalçada Dar U, 35 kalçada geniş U, 8 kalçada V şeklinde ve 2 kalçada ise inkomplet şekilde gözyaşı figürleri izlendi. Modifiye Trevor Skorlama sistemine göre gözyaşı figürü tiplerinden Dar U şeklinde olanların 19, Geniş U olanlar 18.34, İnkomplet olanlar 18.50, V şeklinde olanlarda ise 14 ortalama skor saptandı. V şeklinde asetabular gözyaşı figürlü kalçalar tedavi yaşları 5 yaş ve üstünde olan hastaların içinden tespit edildi. Sonuç: Postop gözyaşı figürünün şekli kalçanın klinik durumu hakkında bilgi verir. Dar U, Geniş U şeklindeki gözyaşı figürlü hastaların, V gözyaşı figürlü hastalara göre klinik ve radyolojik olarak daha iyi olacağını gösterir. Ayrıca V gözyaşı figürlü kalçaların tamamı 5 yaş ve üstündeki hastalar içinden tespit edildi. Bu veri geç tedavi edilen hastaların sonuçlarının daha kötü olacağı düşüncesini desteklemektedir.

AsetabulumFemurKalça+4
Yunus Çatan
Dicle University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kalça ve diz protezi planlanan hastalarda ameliyata karar verme kaynaklarının belirlenmesi: Bunların hasta memnuniyet düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi

GİRİŞ/AMAÇ Total kalça protezi (TKP) ve total diz protezi (TDP) ameliyatları dünyada ve ülkemizde en yaygın uygulanan ameliyatlardandır; bu ameliyatların önümüzdeki yıllarda daha da yaygınlaşması beklenmektedir. Literatürde hastalar TKP ve TDP ameliyatlarını olma kararını verirken izledikleri farklı yöntemler belirtmişlerdir. Hastaların bu karmaşık süreçte ameliyata nasıl karar verdiklerini araştıran birçok çalışma olmasına rağmen toplumumuzda yapılmış herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamız TKP ve TDP planlanan hastalarda ameliyata karar verme kaynaklarının belirlenmesi; bunların postoperatif dönemde hasta memnuniyet düzeyiyle ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ/YÖNTEM Çalışmaya TKP ve TDP ameliyatı planlanan, 18-85 yaş aralığında 48 hasta alındı. TKP planlanan hastaların yaş ortalaması 54,63±6,3, TDP planlanan hastaların yaş ortalaması 62,00±14,9'tür. Preoperatif dönemde hastaların bilgi edinme kaynakları (BEK) ve karar verme kaynaklarını (KVK) da içeren bilgileri veri kayıt formuna kaydedildi ve kalça hastalarına Harris kalça ve diz hastalarına Hospital for Special Surgery (HSS) diz skorlamaları yapıldı. Postoperatif 1. haftada memnuniyet anketi, 6. haftada memnuniyet anketi ve Harris kalça ve HSS diz skorlamaları uygulandı. BULGULAR TKP ve TDP planlanan hastalar arasında BEK ve KVK açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif Harris kalça ve HSS diz skorlamaları arasında anlamlı fark vardır (p<0.05). BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif 1. ve 6. hafta memnuniyet parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Harris kalça ve HSS diz skorlamaları ile bazı memnuniyet parametreleri arasında korelasyon bulunmuştur (p<0.05). TARTIŞMA Sonuç olarak BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif Harris kalça ve HSS diz skorlamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur ancak BEK ve KVK parametreleri ile postoperatif 1. ve 6. hafta memnuniyet parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Çalışmamızın uzun ve maliyetli TKP ve TDP rehabilitasyonuna katkıda bulunacağını, ileride yapılacak benzer çalışmalara yön vereceğini ve sonuçların hastane kaynakları ve rehabilitasyon olanaklarının verimli kullanılması açısından rehabilitasyon ekibine yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kalça, Diz, Osteoartrit, Endoprotez, Karar verme, Memnuniyet.

Diz eklemiDiz proteziHasta memnuniyeti+7
Serpil Kalkan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz ve kalça eklem protezlerin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada hastaların ilk protez cerrahisinden protez enfeksiyonu tanısı konulduğu zamana kadar geçen sürede, enfeksiyon için risk faktörü olan etmenlerin neler olduğu ve protez enfeksiyonlarını nasıl etkilediklerini ortaya çıkarmak. Bu etkenlerin birbirleriyle olan etkileşimlerinin nasıl olduğu ve özellikle kronik hastalıkları olanları nasıl etkilediklerini tesbit ederek protez eklem enfeksiyonlarının tanı tedavi ve önlenmesinde doğru stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Haziran 2003 ile Mart 2012 yıları arasında diz ve kalça protez cerrahisi dış merkezde(75) yada ilk protez cerrahisi hastanemizde(61) yapılmış olan enfekte olup tedavi için bize başvuran olguları yirmibir parametre üzerinde değerlendirildi. Bu olguların yaş, cinsiyet, ilk protez cerrahisindeki tanıları, hastanede ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası kalış süreleri, hangi eklem protezi olduğu, kronik hastalıklar(DM, RA, HT), profilakside kullanılan ilaçlar, kortikosteroid kullanımı, operasyonun acil mi elektif mi olduğu, enfeksiyon tanısı konulup yapılan cerrahi işlem, operasyon süresi ve ameliyat sonrası akıntıları değerlendirildi. Protez enfeksiyonu tanısı konulduğunda ağrı, sedimentasyon, CRP değeri, ameliyat döneminde alınan kültürde üreme değerlendirildi. Bu veriler hastalara ait Ortopedi ve Travmatoloji? deki dosyaları, ameliyat raporları, Enfeksiyon hastalıkları polikliniğinde enfekte protez hastalarına ait dosyalar ve özel formları, hastalara ait dış merkezlerde kendilerine ait epikrizleri, Radyoloji ve Diagnostik Anabilim Dalının arşivlerindeki filmler, hastanemizde kullanılan hasta verileriyle ilgili probel sistemi, laboratuar ve mikrobiyoloji sonuçları, hastanemizin ortopedi ve travmatoloji servisinde yatan hastaların hemşire izlem formları retrospektif olarak taranarak elde edildi. İstatiksel analizde SPSS (Versiyon15.0, IBM corporation, 2001) programı kullanıldı. Bulgular: Protez eklem enfeksiyonu tanısı alan 136 olgunun %72,1?i kadın ve %27,9?u erkeklerden oluşuyordu. Olguların %63,9?u 65 yaş ve üzerinde, %31,6?sı 45 ve 64 yaş aralığındaydı. Enfekte kalça protezi %45,6 enfekte diz protezi %54,4 oranındaydı. Protez cerrahisinın %47,7?nin nedeni artroz(gonartroz ve koksartroz) olarak tesbit edildi. Olguların %91,2?sine daha önce iki ve üzeri sayıda cerrahi işlem uygulanmıştı. Sonuç: Protez eklem enfeksiyonlarını değerlendirdiğimiz bu çalışmada en sık semptom %89,7?sinde ağrı saptandı. Protez enfeksiyonu olmadan önce yapılan protez cerrahisinden sonra olguların %23?ünde akıntı tespit edildi. İlk protez ameliyatlarında en sık profilaktik ilaç olarak sefalosporin kullanılmıştır (%81,6). Protez enfeksiyonu tanısı konulduğunda olguların %71,2?nin CRP değeri 10 ve üzeri, %83,1?inin sedimentasyon değeri 30?un üzerinde tespit edilmiştir. Kronik hastalık olarak %41,9?unda Hipertansiyon,%25?inde Diyabetes mellitus ve %9,6?sında Romatoid artrit saptanmıştır. Protez enfeksiyonu tanısı alan olguların cerrahi tedavilerinin çoğunda ilk seansta protezleri çıkartılıp debridman yapılmıştır (%52,9). Protez enfeksiyonu nedeni ile ameliyat esnasında alınan kültürlerde %47,8?inde üreme saptanmadı. Üreme olanlarda ise en sık Metisiline Dirençli Koagulaz Negatif Stafilokokus(MR-KNS) üredi(%25,7). 65 yaş ve üzeri, kortikosteroid kullanan ve hipertansiyonu olan olguların protez ameliyatı sonrası akıntılarının istatiksel olarak anlamlı bir şekilde fazla olduğu tespit edildi.(p<0.05). Akıntının da enfeksiyon için bir risk faktörü olduğu biliniyor. İleri yaş ve kortikosteroid kullanımı enfeksiyon için bir risk faktörü olduğu biliniyor fakat hipertansiyon hakkında böyle bir bilgiye raslanılmadı. Çalışmamızda hipertansiyon da eklem protez enfeksiyonu için risk faktörü olduğu tesbit edildi. Hipertansiyonu olan hastalarda uygulanacak eklem protez cerrahisinin tedavi algoritması yeniden düzenlenmesi gerektiği tespit edildi. Anahtar kelimeler: Diz protezi, kalça protezi, protez komplikasyonları, enfeksiyon ve hipertansiyon, kültürde üreme, protez sonrası akıntı, sedimentasyon, CRP, debridman, iki aşamalı protez tedavisi.

C reaktif proteinDiz eklemiDiz protezi+7
Abbas Tokyay
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisinin medial addüktor yaklaşımla açık redüksiyonunun klinik ve radyolojik sonuçları

GKD tedavisinde MAYAR uygulanan hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarının incelendiği bu çalışmada, kliniğimizin 30 yıldır uygulayıp takip ve tedavi ettiği serimizden yararlanılmıştır. Radyolojik olarak Sever'in radyolojik, klinik olarak Modifiye McKay kriterlerinin esas alındığı çalışmada, MAYAR sonuçlarımız literatür eşliğinde incelenmiştir.1980-2010 yılları arasında tedavi edilmiş ve takibimizde olan hastalardan; 41 hastanın 66 kalçası femur üst uç ve asetabulum gelişimi açısından klinik ve radyolojik olarak incelendi ve sunuldu. Vakalarımızın AVN oranları, son kontroldeki anatomik ve fonksiyonel sonuçlarının literatürle uyumlu olduğu izlendi.Sonuç olarak, GKD tedavisinde uygulanan MAYAR yöntemi uygun yaş gruplarında, ek girişimlerin uygun dönemlerde yapıldığı hastalarda, uzun dönem takiplerde, asetabulum ve femur üst uç gelişimini olumlu şekilde etkileyen bir cerrahi tedavi yöntem olduğu sonucuna varılmıştır.

AsetabulumFemurKalça+4
İsmail Yükünç
Karadeniz Technical University
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçiren hastalarda tıbbi beslenme tedavisinin sağlık harcamaları ve sağlık göstergeleri üzerine etkisi

Bu çalışmada, kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçiren hastalarda proteinden zengin tıbbi beslenme tedavisinin sağlık harcamaları ve sağlık göstergeleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Eğitim Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ortopedi Bölümünde kalça ve diz artroplasti ameliyatı geçirmiş, 65 yaş ve üzeri, 41 hasta ile yürütülmüştür. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara ilişkin bilgiler (yaş, cinsiyet, eşlik eden hastalık öyküsü, ilaç kullanma durumu, son 10 gün içinde geçirilmiş enfeksiyon durumu, antropometrik ölçümleri vb.) hasta dosyalarından alınmıştır. Nütrisyonel Risk Skorlaması-2002 (NRS-2002) ve Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA) beslenme tarama testleri hastaneye yatış sırasında diyetisyen tarafından yapılmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri [boy uzunluğu, vücut ağırlığı, üst orta kol çevresi (ÜOKÇ), diz boyu], Beden Kütle İndeks değerleri, el kavrama gücü ölçümleri, ameliyat sonrası 1.hafta ve 6. haftada diyetisyen tarafından alınmış ve hesaplanmıştır. Besin tüketim kayıtları hastanede yatarken, 3. hafta ve 6. hafta olmak üzere 24 saatlik besin tüketim kaydı ile alınmıştır. Hastaların kan biyokimyasal bulguları [albümin, açlık plazma glukozu, AST, ALT, kan üre azotu, kreatinin, sedimentasyon, CRP, total lenfosit sayısı, sodyum, potasyum] ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası (Başlangıç, 1. hafta, 3. hafta, 6. hafta) hasta dosyalarından kaydedilmiştir. Sağlık harcamalarına yönelik bilgiler de hastanenin kurumsal ve faturalandırma biriminden elde edilmiştir. Hastaların %71'i 65-73 yaş aralığında, %17'si 74- 84 yaş, %12'si de 85 yaş ve üzerindedir. Çalışmaya dahil edilen 41 hastanın %48.8'i hidroksi metil bütirat, D vitamini içeren proteinden zengin hiperkalorik beslenme desteği almış, %51.2'si beslenme desteği almamıştır. Beslenme desteği alan hastaların %55'i kalça protezi, %25'i kalça protezi revizyon, %20'ü diz protezi ameliyatı, beslenme desteği almayan hastaların %38.1'nin kalça protezi, %4.8'nin kalça protezi revizyonu, %52.4'nin diz protezi, %4.8'nin diz protezi revizyonu ameliyatı geçirdiği saptanmıştır. MNA'ya göre 4 erkek hasta ve 17 kadın hastanın normal nütrisyonel durumda, 2 erkek ve 11 kadın hastanın malnütrisyon riski altında, 3 erkek ve 4 kadın hastanın malnütrisyolu olduğu; NRS-2002'ye göre ise 3 erkek, 22 kadın hastanın nütrisyon riski olduğu, 6 erkek ve 10 kadın hastada nütrisyon riskinin olmadığı tanımlanmıştır. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6.hafta el kavrama gücü ile vücut ağırlığı değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunurken (p<0.05), ÜOKÇ ve BKİ arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Beslenme desteği alan hastaların serum albümin ve total lenfosit hücre düzeyi ameliyat sonrası 6. haftada ılımlı şekilde yükseldiği belirlenmiştir. Serum albümin düzeyi beslenme desteği alan ve almayan hasta grupları arasında ve ameliyat dönemleri arasında istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışmada, beslenme desteği ve beslenme eğitimi verilmiş olması hastaların besin alımlarında artışa, diyetle enerji ve protein alımlarının yüksek olmasına neden olmuştur (p<0.05). Çalışmanın sonucuna göre, hastaların oral enteral beslenme desteği almanın optimal beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında fayda sağlamıştır.

ArtroplastiBeslenmeBeslenme tedavisi+5
Banu Süzen
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kalça ve diz artroplastisi geçiren bireylerin öğrenim gereksinimleri ile anksiyete ve depresyon durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Araştırma, kalça ve diz artroplastisi uygulanan bireylerin öğrenim gereksinimleri ile anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan çalışmanın örneklemini, Haziran 2015- Mayıs 2016 tarihleri arasında bir devlet hastanesi ortopedi ve travmatoloji kliniklerinde kalça ya da diz artroplastisi geçiren 217 hasta oluşturmuştur. Araştırma öncesinde etik kurul onayı, kurum ve ölçek izinleri ile hastalardan yazılı onam alınmıştır. Veriler, Sosyo-demografik Özellikler ve Tanıtıcı Bilgi Formu, Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) ile Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD) aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin toplanmasında yüz yüze görüşme yöntemi kullanılmıştır. Hastalarla taburcu edilmeden önceki 24-48 saat içerisinde görüşülmüştür. Veriler SPSS 18 programında betimsel istatistikler, varyans testleri ve korelasyon analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular: Hastaların %77'sinin kadın olduğu, %39.2'sinin 65 yaş altı grupta yer aldığı, %62.7'sinin ilkokul eğitimi aldığı, %47.9'unun köyde yaşadığı, %45.6'sının obez grubunda yer aldığı, %77.9'una total diz artroplastisi uygulandığı ve %74.2'sinin gonartroz nedeniyle ameliyat olduğu görülmüştür. Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) toplam ölçek puan ortalamasının 158.1033.40 olduğu saptanmıştır. Hastaların öğrenim gereksinimlerinin orta düzeyde, önceliklerinin ise ilaçlar, yaşam aktiviteleri, tedavi ve komplikasyonlar alt boyutlarında olduğu bulunmuştur. Hastaların %35.5'inde anksiyete, %47'sinde depresyon belirtileri bulunduğu belirlenmiştir. Anksiyete alt boyutu (HAD-A) ile HÖGÖ toplam ölçek ve tüm alt boyutları arasında ilişki bulunmuştur. Depresyon alt boyutu (HAD-D) ile HÖGÖ toplam ölçek, toplum ve izlem, duruma ilişkin duygular, tedavi ve komplikasyonlar, yaşam kalitesi alt boyutları arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Hastaların bazı sosyo-demografik ve tanıtıcı özellikleri ile HÖGÖ ve HAD alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar ve ilişkiler olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırma sonucunda hastaların öğrenim gereksinimleri seviyesi orta düzeyde bulunmuştur. Artroplasti ameliyatı sonrası her üç hastadan birinde anksiyete ve depresyon belirtileri görüldüğü belirlenmiştir. Hasta öğrenim gereksinimleri ölçeğinin bazı alt boyutları ile hastane anksiyete ve depresyon ölçeği alt boyutları arasında ilişki saptanmıştır. Hasta eğitimi planlanırken bireylerin öğrenim gereksinimleri ve psikolojik durumları dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Artroplasti, hasta öğrenim gereksinimleri, anksiyete, depresyon, hemşirelik.

AnksiyeteArtroplastiDepresyon+6
Bilgen Arıkan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femoroasetabular sıkışmaya ait morfolojik bulguların sıklığının bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; ortalama AA ve AV açısı değerlerini saptamak, cinsiyetler arasında ortalama AA ve AV açısı değerlerinde farklılık olup olmadığını, ölçüm yapılan kadranlar arasında AA değerlerinde farklılık olup olmadığını, 55º'nin üzerindeki AA değeri, azalmış AV açısı ve KAR sıklığını ve cinsiyetler arasında farklılık olup olmadığını araştırmaktı. Nisan 2013 - Ağustos 2013 tarihleri arasında acil servise başvuran, akut batın etyolojisine yönelik abdominopelvik BT çekilen spinal ya da kalça cerrahisi geçirmemiş, vertebralarda, pelvik kemik yapıda, femurda kırığı olmayan, kalça eklemini tutan dejeneratif ya da gelişimsel değişiklikleri bulunmayan, kronik böbrek yetmezliği olmayan, tetkikinde hareket artefaktı bulunmayan 20- 45 yaş arası (ortalama 30,71) 100 olguda 200 kalça eklemi değerlendirildi. Femur boynunun rotasyon aksı belirlenerek her kalça eklemi için femur boynu anterosüperior kadranından geçen 30 derecelik aralıklarla 4 adet radiyal görüntü oluşturuldu. Transvers kesitler üzerinden KAR değerlendirildi ve fovea kapitis düzeyinden geçen transvers görüntülerden AV açısı ölçüldü. Radyal görüntülerde ortalama AA değeri A1'de 39,0500º±6,32992 ve A3'de 44,3200º±8,14366 arasında değişmekteydi. 4 kadran AA ölçümleri ikili karşılaştırıldığında sadece A2 ve A3 kadranları arasında anlamlı farklılık olmadığı görüldü (p>0.05), A2 ve A3 kadranlarında AA değerleri istatistiksel olarak diğer kadranlardan anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0.05). 4 kadran AA ölçümleri kadın ve erkekler arasında karşılaştırıldığında A3 ve A4 kadranlarında istatistiksel anlamlı olarak erkeklerde daha yüksek saptanırken (p<0.05), A1 ve A2 kadranlarında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). AV açısı ortalaması 42 erkek olguda 84 kalça ekleminde 17,5119º±5,00961 iken, 58 kadın olguda 116 kalça ekleminde 20,7586º±5,28759 ölçülmüş olup, AV açısı kadınlarda erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.01). Kalça eklemlerinin %20'sinde ölçüm yapılan kadranların en az birinde AA 55º'nin üzerinde ölçülürken, %19.5'inde AV açısı 15º'den düşük ölçüldü, %21.5'inde KAR izlendi. Hastaların %57'sinde kalça eklemlerinin %44'ünde KAR, en az bir kadranda 55º'nin üzerinde AA değeri, 15º'den düşük AV açısından en az biri mevcuttu

AsetabulumFemoral sinirFemur+4
Sait Gönülcü
Akdeniz University
2014
00

Related subjects