Intelligence
Bu konu başlığı altında 181 tez
Rekabet istihbaratı ve strateji ilişkisi: Örnek olay analizi
İçinde bulunduğumuz bilgi devrinde, küreselleşme ve teknolojinin tetiklediği rekabet günden güne artan yoğunluğuyla işletmeleri etkisi altına almaktadır. Bu dinamik ortamda, işletmelerin sürdürülebilir kârlılık sağlayarak rekabet gücünü korumaları için alışılagelmiş yöntemler yeterli olmamaktadır. İşletmeler doğru stratejik kararlar verebilmek için, yapılarına uygun araç ve yöntemler ile çevrelerini izlemeli, fırsat ve tehditlere karşı tetikte olmalıdır. Bu da rekabet istihbaratı ile mümkün olacaktır. Ancak, hem akademik yazında, hem de iş ortamında rekabet istihbaratı konusunda bilgi ve uygulama yetersizlikleri ve fikir ayrılıkları olduğu dikkati çekmektedir. Bu çalışma ile, işletmelerin stratejik yönelimleri ile istihbarat toplama çabaları arasındaki ilişkinin anlaşılması ile konuya kuramsal olarak tutarlık getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu itibarla çalışmada, rekabet istihbaratı ve stratejik yönetim ekolleri tanımlanmış ardından "örnek olay analizi" yönetimiyle iş dünyası ve akademik çevrenin konuya yaklaşımları değerlendirilmiştir. Yapılan içerik analizleri göstermiştir ki, rekabet istihbaratı ve strateji ilişkisi konusu iş dünyası ve akademik çevrede kısıtlı bir uyumluluğa sahiptir. Bu çalışma, teorik ve pratik alanı bir arada değerlendirerek literatürdeki eksikliği gidermenin yanında, iş dünyasınında bu konuda bilinç oluşturarak rekabet istihbaratı uygulamalarının kullanımını yaygınlaştırabilecek öncü bir çalışma olması nedeniyle önemlidir. Anahtar kelimeler: Rekabet, Rekabet İstihbaratı, Strateji, Stratejik Yönetim, Örnek Olay Analizi
Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin kritik dönemeçleri
Bu tezin amacı, Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin kurumsallaşmaları sürecinde karşılaştıkları meydan okumalar ile birlikte gelen kritik dönemeçleri ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Bu tez, Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin yapısal değişimlerinde etkili olan faktörlere odaklanmaktadır. Tezde öncelikle Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin tarihine değinilmiş, ardından bu servislerin geçtikleri kritik dönemeçler ve bu kritik dönemeçlere neden olan etkenler ele alınmıştır. Kritik dönemeçlerin kurumsal yapılar üzerindeki etkileri incelendikten sonra, kritik dönemeçler sonrası kurumların yapısal durumları incelenmiştir. Son olarak, günümüzdeki kurumsal yapılar mercek altına alınmış ve son durumları irdelenmiştir. Bu tezde, birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Birincil kaynak olarakCIA ve eski istihbarat çalışanlarının belgeleri kullanılmıştır. Gelişmelerin kronolojik bir sıraya sahip olmasının sağladığı kolaylıkla kırılma noktalarının arasındaki neden- sonuç ilişkisi net bir şekilde ortaya koyulmuştur. Kurumların tarihlerine belirtilen kaynaklar vasıtasıyla yaklaşıldığında, istihbarat kurumlarının, ulusal güvenliği sağlama açısından tehdit önceliklerine, uluslararası sisteme ve teknolojiye duyarlı olarak yapısal değişimler yaşadıkları görülmektedir. Bununla birlikte, kurumların yapısal değişimleri ve icra tarzlarında devlet adamlarının yaklaşımlarının etkili olduğu da tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, Kritik Dönemeçler, İstihbarat Teşkilatları, Soğuk Savaş, Terörizm
The Cold War period, propaganda war: "The movie front"
This thesis aims to analyze the ideological and cultural conflict that took place between the United States of America and the Union of Soviet Socialist Republics by focusing on the propaganda activities executed through film and cinema. In a bipolar international system, establishing a cultural and ideological hegemony is a critical element for both survival and winning the hearts and minds of the people. Main categories such as the role of intelligence services, and relationship between propaganda, culture, identity, and decision-making are analyzed with the aim of understanding the initial effect and aim of the political propaganda messages. In each category, definitions, and perspective attached to the respective concepts, and fields are analyzed to establish the connection between them and the cinema.
Sporcularda duygusal zekâ ile motivasyon arasındaki ilişkininincelenmesi
Bu araştırmada Tekirdağ Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı aktif lisanslı öğrencilerinin çeşitli değişkenlere göre duygusal zekaları ve spora katılım motivasyonlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu, Tekirdağ Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı aktif lisanslı öğrencilerden 148 (%49.3)'i kadın ve 152 (%50.7)'si erkek olmak üzere toplam 300 sporcu oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Sporda Duygusal Zeka Envanteri ve Spora Güdülenme Ölçeği II kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini tespit etmek için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Ölçek verilerinin karşılaştırılmasında ikili gruplar için Independent Samples T Test, üç ve daha fazla gruplar için One Way Anova testi uygulanmıştır. One Way Anova testi sonucunda anlamlı farklılıkların hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Post Hoc testlerinden Tukey yapılmıştır. Ayrıca katılımcıların duygusal zeka ve motivasyonları arasındaki ilişkinin saptanması için Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada ortaya çıkan bulgulara göre cinsiyet, yaş, eğitim durumu, okul türü, lisans yılı, milli olma durumu ve anne baba tutumu değişkenleri arasında anlamlı farklar tespit edilmiştir. Bunula birlikte duygusal zeka ve motivasyon arasında ki ilişkide anlamlı fark tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde bu değişkenlerin duygusal zeka düzeyleri ve motivasyonların da belirleyici bir rol aldığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: duygusal zeka, egzersiz, motivasyon
Duygusal zekanın koçluk tarzı liderlik üzerindeki etkisi
Duygusal zekâ kavramı, pek çok farklı tanımlamaya sahip olmakla beraber kişinin kendi duygularının farkında olması, onları yönetebilir olması, başkalarını bu duyguları kullanarak etkileyebilmesi temeline dayanır. Koçluk tarzı liderlik ise koçluk yetkinliklerini kullanan insan odaklı bir yönetim tarzıdır. Bu araştırmanın amacı duygusal zekanın koçluk tarzı liderlik ile anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığını tespit etmektir. Aynı zamanda yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma deneyimi gibi demografik değişkenlerin de koçluk tarzı liderlik ve duygusal zekâ stratejileri ile bağlantısını incelemektir. Bu sebeple Ankara'da faaliyet gösteren büyük ölçekli bir firmanın yönetim kadrosunda çalışan 588 kişiye anket uygulanmıştır. Bu yöneticilerden 275 tanesi anketi yanıtlamış (%47,62) ve 251 tanesi cevaplarının akademik çalışmada kullanılmasına izin vermiştir. Duygusal zekâ değişkenini ölçmek için duygusal zekâ ölçeği, koçluk tarzı liderlik özelliklerini ölçmek için koçluk ölçeği kullanılmıştır. Anket cevaplarından elde edilen verilere korelasyon ve regresyon analizi uygulanarak bazı çıktılar elde edilmiştir. Bu çıktılar sonucunda duygusal zekâ ve koçluk tarzı liderlik arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu, yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve çalışma süresi gibi özelliklerin duygusal zekâ ve koçluk tarzı liderlik üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı ancak koçluk eğitiminin duygusal zekâ alt boyut puanlarını etkilediği saptanmıştır.
Effects of emotional intelligence on leadership behavior
This research which titled (Effects of Emotional Intelligence on Leadership behavior) aims to identifying the effect of the emotional intelligence on the foundation universities leaders (academic and executive staff) behavior and how it shapes their ability to lead and influence their teams to achieve organizational objectives and their ability to mobilize efforts of staff. It aims at identifying the different variables and competencies needed for effective leadership. This research adapted the Traits emotional intelligence model of Petrides with its four components well-being, self-control, empathy, and sociability and their effects on the leadership style as defined by the full range leadership theory. The research also aims at identifying the differences between respondents as attributed to their personal and professional traits gender, age, academic qualifications, and years of experience, years working under the supervision of the manager, grade, and span of control. The researcher adapted a descriptive analytical approach which depends on data collection, analysis using SPSS and interpretation of the results to determine the hypothesized relationships. An internationally accepted measurement tools were adapted, translated, and modified to suit the purpose of the study. The questionnaire was distributed to a sample of 200 staff working in these foundation universities to collect the necessary data for the study. The results of the study supported the hypothesized relationships of the existence of significant relationship between emotional intelligence of leaders and their leadership style. The relationship provides to exist at all scales and subscales of the emotional intelligence construct except with transactional leadership on part of its components (management by exception (active). A significantly negative relationship was also proved to exist between emotional intelligence and laissez faire leadership style. The results also proved that there are no significant differences among respondents attributed to the personal and professional traits of gender, age, academic qualifications, and years of experience, grade and supervisory capacity. The research has presented some recommendations concerning the application of emotional intelligence at the workplace and some other recommendations for future research. The recommendations include increasing awareness of the emotional intelligence concept and its importance and application among the leadership and supervisory roles. It also recommends the design and implementation of appropriate training programs for leaders on how to consider and apply emotional intelligence traits in their personnel management. The research also recommends developing tools to measure the level of emotional intelligence and inter and intra personal skills and incorporate it into the recruitment of potential leaders.
Multiple intelligence theory in multiple children: Twins and triplets
The aim of this dissertation is to investigate 6/7- 11/12 year-old 679 co-twins and 33 triplet siblings' multiple intelligence types in Turkish context and to find out how they differ in terms of birth order, zygote type, gender and grade level factors. The subjects, aged 7- 12 were chosen from the 1st and 6th grade levels, in 42 schools (21 Primary, 21 Middle schools) in Esenler/Istanbul during the Spring Term of 2014-2015 and the Fall Term of 2015-2016 academic years. The data of the study was gathered through two data collection instruments. The first data collection instrument was an adapted version of Shearer's (2007) "Multiple Intelligences Development Assessment Scales (MIDAS)" and the second one was a "Family Information Form". The analysis of the data obtained from 679 co-twins and 11 sets of triplets (712 children in total) tried to answer four research questions. The first research question aimed at investigating the relationship between birth order and multiple intelligence, and it was found that there was no statistically significant relation between birth order (Child A, Child B and Child C) and multiple intelligence types in twins and triplets. The second research question focused on analyzing the effect of twin types (zygote types) on multiple intelligence type, and it was found that fraternal/DZ twins had significantly higher scores on verbal/linguistic and musical intelligences than identical/MZ twins. However, zygote type was not considered and analyzed in triplet students since their zygote types were not known. The third research question was on the analysis of gender factor among twins and triplets and it was found that female co-twins had significantly higher scores on verbal, musical and inter-personal intelligences than male co-twins. However, male co-twins had significantly higher scores than female co-twins on mathematical intelligence. As gender factor was analyzed, no significant difference was found in triplet students. Last research question aimed at investigating the relationship between grade level and multiple intelligence in multiple children. It was found that there were significant differences at four intelligences in twins: mathematical/logical intelligence, kinesthetic/bodily intelligence, nature intelligence and intrapersonal/individual intelligence. At mathematical/logical intelligence,5th grade students had significantly higher scores than 1st grade students. At kinesthetic/bodily intelligence,5th grade students had significantly higher scores than 1st and 2nd grade students. At intra-personal/individual intelligence, 4th, 5th and 6th grade students had significantlyhigher scores than 1st grade students. At nature intelligence, 3rd, 4th and 5th grade students had significantly higher scores than 1st grade students. Among triplet siblings, it was observed that 6th, 5th and 4th graders have significantly higher spatial/visual intelligence scores than 1st graders. As a result, it was seen that even though twins were born together, their multiple intelligence rates and types were different from each other, and were affected by "twin type", "gender" and "grade level" factors but not by "birth order" factor. In triplets, it was found that there was a statistically significant relation between grade level factor and multiple intelligence types but not between gender and birth order factors and multiple intelligence types. Keywords: Twins, Triplets, Multiple Intelligences.
Stratejik istihbarat bağlamında karşılaştırmalı savaş teorileri ve stratejistler
Bireyin varoluşsal olarak kazandığı dürtülerin başında yer alan güvenlik ve merak olgusu zaman içinde devletlerin bünyesinde de içselleşmiş ve bunun sonucunda güvenliğin temini hususunda istihbarat faaliyetleri ortaya çıkmıştır. Modern öncesi zamanlarda yapılan istihbarat faaliyetleri doğadaki vahşi yaşamdan korunma üzerine inşa edilmişken, yaşam şartlarının ve tehdit kapsamının genişlemesi ayrıca teknolojik yenilikler gibi parametreler, istihbaratın dönüşüme uğramasına neden olmuştur. Ortaçağ Savaşları, Napoleon Savaşları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı dönemlerinde muharebe alanları ve düşman ilişkileri ile sınırlandırılan istihbarat faaliyetleri, büyük strateji olgusu ile eklemlenmeden varlığını devam ettirmiştir. Soğuk Savaş dönemi ile birlikte uzun dönemli hedefleri kapsayan stratejik istihbarat ve büyük strateji olguları girift bir yapıda seyir etmeye başlamış, dost unsurları ve barış dönemlerini de kapsamına dahil etmiştir. Günümüzde devletlerin varlığını devam ettirebilmesi için istihbarat faaliyetlerinin yanında büyük stratejilere de önem vermesi gerekmektedir. Stratejik istihbaratın unsurları ile simbiyotik bir ilişkiye sahip olan büyük strateji olgusu, 21. yüzyılın uluslararası siyasi konjonktüründe üst sıralara yükselmiştir. Bunun sonucunda da akademik bir disiplin olarak adlandırılan stratejik istihbarat faaliyetleri ile gerek istenilen durum hakkında bilgi, gerekse de olası bir tehdide yönelik koruma kalkanı pozisyonu gören büyük strateji olgusu, savaş kavramıyla bütünleşmiştir. Modern ve güçlü olarak tanımlanan devletlere bakıldığında stratejik istihbarat, strateji ve harekât planlarının üçlü bir yapı oluşturdukları görülmektedir. Literatür taraması yapılarak hazırlanan bu çalışmada; ekonomik, askeri, teknolojik, diplomatik, psikolojik, sosyolojik vb. faktörlerin bir araya geldiği ve yapılan analizler neticesinde meydana çıkarılan sentezin devletlerin yol haritalarını oluşturduğuna işaret edilmiş, strateji unsurunun önemi vurgulanmıştır. Sun Tzu'dan başlayarak günümüze kadar devletlerin örnek aldığı ve uyguladığı stratejiler ile bu teorilerin sahibi olan stratejistler önem ve kronolojik sıra takip edilerek incelenmiştir. Tehdit ve savaş faaliyetlerinden korunabilmek için önem verilmesi gereken; istihbarat, stratejik istihbarat, strateji ve büyük stratejinin üzerinde durulmuş, bu unsurların bir bütünün parçaları olduğunun altı çizilmiştir. "Stratejik İstihbarat Bağlamında Karşılaştırmalı Savaş Terorileri ve Stratejistler" isimli bu çalışma daha sonraki çalışmalara katkı sunmak ve stratejik istihbaratın önemine dikkat çekmek için hazırlanmıştır.
Üstün zekâlı çocuklarda zekâ bölümüne (IQ) olası etkili faktörlerin incelenmesi
Üstün zekânın zamanında fark edilememesi, uygun eğitim sağlanamaması gibi sebepler yüzünden böylesine önemli nitelikte olan yeteneklerin yitirilmesi toplumlar için büyük bir kayıp olacaktır. Kaynak çalışmalarında da belirtildiği gibi yüksek işlevli zihinsel becerilere sahip olan çocuklar ülkemizin kalkınması açısından önemli birer hazinedir. Bu farkındalıkla gerçekleştirmiş olduğumuz çalışmamızda geleceğimizin teminatı olan çocukların zeka bölümlerinde hangi değişkenlerin etkili olduğu incelenmiştir. Buradan hareketle bu çocukların zekâ bölümü (IQ) gelişimi üzerinde; okul türü(özel, devlet), anne-baba eğitim durumu, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, kardeş sırası, yaşanılan ilçe ve bölge, anne babanın ilişki durumu (birlikte ya da ayrı yaşıyor) değişkenlerinin incelendiği nicel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklem grubunda; TÜZDER'e başvuran 4-14 yaş arasındaki 672 katılımcıdan 4-6 yaş arasındaki öğrencilere Stanford Binet Zekâ Testi, 6-14 yaş arasındaki öğrencilere ise Wisc-R zekâ testi uygulanmıştır. Bu katılımcıların 226'sı kız (%33.6), 446'sı erkektir (%66.4). Veriler SPSS 21.0 programında analize uygun hale getirilmiş, bağımsız t test ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda zekâ bölümü (IQ) ile okul türü (devlet-özel), anne-baba eğitim durumu, sınıf düzeyi, kardeş sırası değişkenleri arasında bir ilişki bulunurken; yaşanılan ilçe ve bölge, anne babanın ilişki durumu (birlikte ya da ayrı yaşıyor) ve kardeş sayısı değişkenleri arasında bir ilişki bulunmamıştır.
Üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin ebeveyn tutumlarına göre sosyal duygusal uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin ebeveyn tutumlarına göre sosyal duygusal uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 69 1. sınıf öğrencisi ve öğrencilerin anneleri olmak üzere 138 kişi katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 25'i (13'ü kız, 12'si erkek öğrenci) üstün zekâlı çocuklara eğitim veren özel bir okulda okuyan, yapılan WISC-R testi raporuna göre üstün zekâ tanısı almış öğrenci grubundan oluşmaktadır. Araştırya katılan diğer öğrencilerin, 44'ü (22'si kız, 22'si erkek öğrenci) üstün zekâ tanısı almamış öğrenci grubundan oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, Kişisel Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ve Marmara Sosyal ve Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin sosyal duygusal uyum düzeylerine ilişkin puanları incelendiğinde iki grubun uyum düzeyleri, sosyal çevreye pozitif yaklaşım hariç, tüm alt boyutlar ve genel olarak farklı bulunmuştur ve bu fark üstün zekâ tanısı almış öğrencilerin lehine olduğu bulunmuştur. Üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin, ebeveyn tutum düzeylerine ilişkin puanları incelendiğinde ebeveynlerin sadece aşırı koruyucu tutumları arasında anlamlı fark olduğu ve bu farkın tanı almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerin ebeveynleri lehine olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin diğer tutumları arasında ise öğrencilerin üstün zekâ tanısı almış veya almamış olmasına göre anlamlı fark yoktur (tutumları benzerdir).
Bilişsel becerilerin travma sonrası gelişen savunma mekanizmaları üzerindeki etkisi
Travmatik yaşam olaylarına maruz kalan kişiler, ortaya çıkan olumsuz psikolojik sonuçlarla başa çıkabilmek için savunma mekanizmaları geliştirirler. Ancak farklı türlerde ortaya çıkan bu savunma mekanizmalarının türünde hangi süreçlerin etkili olduğu net olarak bilinememektedir. Bu çalışmada, travma sonrası gelişen savunma mekanizmalarının türünün belirlenmesinde bilişsel becerilerin rolü, işlevi ve etkililiği araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini basit rastgele seçkisiz örneklem yöntemi ile yaşam boyu en az bir travmatik yaşam olayına maruz kalmış üniversite mezunu 20 yetişkin gönüllü ile yaşamboyu hiç travmatik yaşam olayına maruz kalmamış üniversite mezunu 20 yetişkin gönüllü oluşturmuştur. İlk aşamada, çalışmaya gönüllü olarak dahil olmak isteyen her bir katılımcıya sosyodemografik veri formu ile beraber travma değerlendirme formu verilmiştir. İkinci aşamada zeka, dikkat ve bellek gibi bilişsel becerileri ölçmek amacıyla Cattell Zeka Testi (3A Formu), d2 Dikkat Testi ve Benton Görsel Bellek Testi uygulanmıştır. Yaşanan travmanın şiddeti, sahip olunan travma sayısı, ego tarafından geliştirilen matür, immatür ve nevrotik savunma mekanizmaları ve dikkat dağınıklığı, psikomotor performans, sürdürülebilir dikkat problemi, dikkat salınımı, görsel bellek, soyut düşünme becerisi arasındaki ilişki incelenmiştir. Veri analizi için SPSS for Windows 22,0 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bilişsel becerilerinin travma sonrası gelişen savunma mekanizmaları üzerindeki etkisine yönelik anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Travma, Bilişsel Beceriler, Savunma Mekanizmaları
Sosyal zekanın yaşam becerisine etkisi: Kadın ve erkek futbolcular örneği
Sosyal zeka, bazı durumlarda sadece insan ilişkilerine yönelik beceriler olarak ifade edilirken bazı durumlarda da olayların ve bulunulan durumun bilincinde olarak etki eden sosyal hareketlilik ile bireylerin diğer kişileri idare ederken amaçlarına ulaşabilmesi konusunda katkı sağlayan etkileşim ve strateji bilgisi olarak tanımlanabilmektedir. Bireylerin sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri için sahip olmaları ve geliştirmeleri gereken bir takım yaşam becerileri vardır. Bunlar bilişsel, davranışsal, kişisel ve kişiler arası olmak üzere çok yönlü becerilerdir. Hayatın her alanını kapsayan bu yaşam becerileri bireyin eğitimiyle başlayan ve devam eden bir süreçtir ve bireyin içinde yaşadığı farklı çevrelerde örneğin okulda, evde ve işte başarılı olabilmesi için gerekli becerilerdir. Bu çalışmada; Futbol oynayan kadın ve erkek sporcularda sosyal zekanın yaşam becerisine etkisi araştırıldı. Bu kapsamda demografik etkenlerin sosyal zeka ve yaşam becerisini nasıl ve ne oranda etkilediği ortaya çıkmaktadır. Sosyal zeka ve yaşam becerisi ölçekleri futbol oynayan kadın ve erkek sporculara uygulanmıştır. Demografik değişkenlerin sosyal zeka ve yaşam becerisine ilişkin farklılık durumlarını belirlemek için t ve anova testleri, sosyal zekanın yaşam becerisine etkisini belirleyebilmek için de regresyon analizi yapılmıştır. Futbol oynayan kadın sporcularda sosyal zeka değişkeninin puan ortalamasının daha yüksek, futbol oynayan erkek sporcularda ise yaşam becerisi değişkeninin puan ortalamasının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Futbol oynayan kadın sporcularda sosyal zekanın yaşam becerileri üzerinde anlamlı ve pozitif yönde bir etkisi vardır. Sosyal zeka değişkeninin (p=0,00<0,05) sig. değeri 0,05'ten küçük olması nedeniyle t değeri de her düzeyde anlamlı bulunduğundan sosyal zeka değişkeninin katsayısı istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuca göre futbol oynayan kadın sporcularda yaşam becerileri değişkenini arttırmak için sosyal zeka değişkeninin de artırılması gerekmektedir.Futbol oynayan erkek sporcularda sosyal zekanın yaşam becerileri üzerinde anlamlı ve pozitif yönde bir etkisi vardır. Sosyal zeka değişkeninin (p=0,00<0,05) sig. değeri 0,05'ten küçük olması nedeniyle t değeri de her düzeyde anlamlı bulunduğundan sosyal zeka değişkeninin katsayısı istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuca göre futbol oynayan erkek sporcularda yaşam becerileri değişkenini arttırmak için sosyal zeka değişkeninin artırılması gerekmektedir.
Duygusal zekânın örgütsel bağlılığa olan etkisi ve sağlık çalışanları üzerinde bir uygulama: Uşak ili örneği
Bu araştırma, ?Kamu Kurumlarında Sağlık Sektöründe? görev yapan sağlık personelinin (doktorlar hariç) duygusal zekâ ve örgütsel bağlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesine ve değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesine yöneliktir. Bu amaç doğrultusunda çalışanların; duygusal zekâ ve örgütsel bağlılık düzeylerinin belirlenmesi ve duygusal zekâlarının örgütsel bağlılıklarına olan etkisinin tespit edilmesi çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır.Araştırma Uşak ilinde faaliyet gösteren sağlık kurumlarını kapsamaktadır. Araştırmaya, Uşak Devlet Hastanesi'nden 148, Uşak Devlet Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Ünitesi'nden 61, Ağız ve Diş Hastanesi'nden 24, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nden 12, KETEM'den (Kanser Erken Teşhis Ve Tarama Merkezi) 8 adet olmak üzere toplam 253 sağlık personeli katılmıştır.Çalışmada, veri toplama yöntemi olarak anket tekniğinden yararlanılmıştır. Anket formu üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde, örneklemi oluşturan sağlık çalışanlarının demografik özelliklerinin belirlenmesi için ?Kişisel Bilgi Formu?, ikinci bölümünde duygusal zekâ düzeylerinin belirlenmesi için ?Duygusal ZekâÖlçeği (Self-Report Emotional Intelligence Test - SREIT)? ve üçüncü bölümde ise örgütsel bağlılık düzeylerinin belirlenmesi için ?Örgütsel Bağlılık Ölçeği (Organizational Commitment Questionare - OCQ)? kullanılmıştır. Elde edilen verilere, SPSS 18.0 paket programı kullanılarak; frekans ve yüzde değerleri, güvenilirlik, madde ve faktör analizleri, KMO (Kaiser-Meyer-Olkin) Örneklem Yeterliliği Testi, Barlett Küresellik Testi ve bağımsız değişken ve boyutlarının bağımlı değişken üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile regresyon analizi yapılmıştır. Verilerden elde edilen sonuçlar % 95 güven aralığında, p < 0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre; duygusal zekâ değişkeninin alt boyutları ile örgütsel bağlılık değişkenin normatif bağlılık boyutu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Duygusal zekâ değişkeninin; duygularının farkında olma ve başkalarının duygularının farkında olma boyutları ile duygusal bağlılık boyutu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, duygularını ifade edebilme boyutu ile duygusal bağlılık boyutu arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görülmüştür. Ayrıca duygularının farkında olma ve duygularını ifade edebilme boyutları ile devamlılık bağlılığı boyutu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, başkalarının duygularının farkında olma boyutu ile devamlılık bağlılığı boyutu arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görülmüştür.Bu Yüksek Lisans Tezi Uşak Üniversitesi BAP birimi tarafından proje olarak desteklenmiştir.Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Örgütsel Bağlılık, Kamu Kurumları, Sağlık Çalışanları
Yüzbaşı William Henry İrvine Shakespear'in Ortadoğu'daki sosyal ve siyasi faaliyetleri
29 Ekim 1878 tarihinde Bombay'da köklü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Shakespear, eğitim döneminde atalarının toprakları olan İngiltere'ye gitmiş ve yetişmiş bir asker olarak doğduğu topraklara geri dönmüştür. Hindistan'da kısa sürede yükselen Shakespear, veba ve kolera ile mücadelede çeşitli görevler almıştır. Burada başarılı işler çıkaran Shakespear, Basra Körfezi Siyasi Mukimi ve Yüksek Komiser Percy Cox'un yardımcısı olarak Bender Abbas'a atanmıştır. Özellikle Bender Abbas İngiliz Siyasi Temsilciliği içerisinde Telgraf Ofisinin oluşumu ve hatlarının döşenmesi sürecinde başarılı işler çıkarmıştır. Bu başarılarının artarak devam etmesi, ona Kuveyt temsilciliğinin kapılarını aralamıştır. Arap Yarımadasında yoğun bir şekilde devam eden Aşiret kavgalarının içine gelen Shakespear, kısa sürede Kuveyt'e adapte olmuştur. Burada Şeyh Mübarek ile kurduğu dostluk sayesinde Abdülaziz İbn Suud ile tanışmıştır. Suud ile temaslarda bulunan Shakespear, kurulacak olan bir Arap Devletinin lideri olarak Suud'u görmüştür. Tam bir hâkimiyetin söz konusu olmadığı Arap Yarımadasında aşiret liderlerinin kontrolünü sağlamak, bölgeye hâkim olmak isteyen devletler için büyük avantaj teşkil etmiştir. Osmanlı Devletinin cihat çağrısı yaptığı dönemde, Abdülaziz İbn Suud'un yanında bulunan Shakespear, sürece dolaylı olarak müdahil olmuştur. Shakespear, Percy Cox tarafından görevlendirilerek, vehhabiliğin siyasi temsilcisi konumunda bulunan Suud ile ilk resmi temasları gerçekleştirmiştir. Osmanlı Devletinin Kuzey Arabistan'da destekçisi durumunda bulunan Reşidi aşireti ile Suud arasında devam eden mücadelelerin yoğunlaştığı 24 Ocak 1915 tarihinde Jarrab Savaşı gerçekleşmiş ve W.H.I. Shakespear, bu savaşta ölmüştür. Bu çalışma Shakespear'in Hindistan, İran ve Arap Yarımadasındaki sosyal ve siyasi faaliyetleri üzerine yapılmıştır.
Sosyal medyadan bilgi edinmenin, rekabet istihbaratı sürecine etkisinde özümseme kapasitesinin rolü: Teknokent işletmelerinde bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, teknokentlerde faaliyet gösteren işletmelerin sosyal medyadan bilgi edinmelerinin, rekabet istihbaratı sürecine etkisi ve bu etkide özümseme kapasitesinin aracı rolünün incelenmesidir. Mevcut çalışma için tanımlayıcı araştırma yöntemi uygulanmıştır. Araştırma yönteminin analizleri birincil veriler ile yapılmıştır. Birincil veri toplamak için anket yöntemi uygulanmıştır. Anket formu Türkiye'de bulunan teknokentlerde faaliyet gösteren işletmelerin yöneticileri ile çevrimiçi yöntemle yapılmıştır. Çevrimiçi anket yöntemi ile 270 katılımcıdan veri elde edilmiştir. Yapılan analizler doğrultusunda, teknokentlerde faaliyet gösteren işletmelerin sosyal medyadan bilgi edinmelerinin, rekabet istihbaratı sürecini olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak, işletmelerin özümseme kapasiteleri, ele alınan iki değişken arasındaki ilişkiye aracılık etmektedir. Sosyal medya platformlarında bulunan yapılandırılmamış veri miktarının oldukça fazla olmasından dolayı işletmeler, sosyal medyayı doğal bir dış bilgi kaynağı olarak kabul etmektedirler. Ancak, sosyal medyadan edinilen dış bilgilerin, pazarlama bilgisi/istihbaratı üretilmesi için rekabet istihbaratı sürecine dahil edilmesinden önce, bilgilerin anlaşılması ve özümsenmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, işletmelerin sosyal medyadan edindikleri bilgileri, özümseme kapasiteleri aracılığıyla benimsemesi ve bilgilerin dönüştürülerek mevcut bilgi kaynakları ile birlikte kullanılması rekabet istihbaratı sürecini geliştirmektedir. Buradan hareketle, yöneticilere sosyal medyadan bilgi edinmeleri, edinilen bilgilerin özümseme kapasitesi ile anlaşılması sonucunda, rekabet istihbaratı sürecine dahil edilerek istihbarat üretmeleri gerektiği önerilmektedir.
Örgütsel zekâ düzeyinin öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışları üzerindeki etkisi
Bu araştırmada, öğretmenlerin görüşlerine göre, görev yaptıkları okulların örgütsel zeka düzeylerinin ve öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranış düzeylerinin; bu düzeylerde çeşitli değişkenler (cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, branş, mesleki kıdem, okuldaki görev süresi ve görev yaptığı okulun türü) açısından farklılaşma olup olmadığının, okulların örgütsel zekâ düzeyi ile öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışları arasındaki ilişki ve düzeyi ile okulların örgütsel zekâ düzeyinin öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışlarını yordama durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Ankara Sincan ilçesinde resmi ortaokul ve imam hatip ortaokullarında görevli 328 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Erçetin, Potas ve Açıkalın (2001, 2004, 2007, 2009, 2010, 2015, 2017, 2019) tarafından geliştirilen "Çok Boyutlu Örgütsel Zekâ Ölçeği" ile Dorenbosch, Engen ve Verhagen (2005) tarafından geliştirilen "Innovative Work Behavior Scale" ölçeğinin "Yenilikçi Çalışma Davranışı Ölçeği" adıyla yapılan Türkçe uyarlaması ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada, öğretmenlerin görev yaptıkları okulların örgütsel zekâsının yüksek düzeyde olduğu ve öğretmen görüşlerinin cinsiyet ve mesleki kıdem değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Bununla birlikte araştırmada öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışlarını yüksek düzeyde sergilediği ve öğretmen görüşlerinin cinsiyet, mesleki kıdem, branş ve görev yaptıkları okulun türüne göre istatistiksel açıdan farklılaştığı görülmüştür. Araştırmanın bulguları, öğretmenlerin görev yaptıkları okulların örgütsel zekâ düzeyleri ve yenilikçi çalışma davranış düzeyleri arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Aynı zamanda öğretmenlerin görev yaptıkları okulların örgütsel zekâ düzeyi, öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışlarını yordamaktadır.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-IV alt puanlarının incelenmesi
Giriş: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuğun akademik ve sosyal yaşamını etkileyen bir bozukluktur. DEHB'li çocuklar dikkat, dürtüsellik, öğrenme ve odaklanma gibi birçok bilişsel alanda sorun yaşamaktadırlar. DEHB‟nin Çalışma Belleği, Yürütücü İşlevler, Psikomotor Hız ve Koordinasyon, İşlemleme Hızı ve Zekâ gibi birçok bilişsel alanda yetersizlikle ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. DEHB tanısı koymada dikkat, öğrenme ve bellek gibi bilişsel işlevi değerlendirmede Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-Geliştirilmiş Formu (WÇZÖ; Wechsler Intelligence Scale for Children: WISC) kullanılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-IV (WÇZÖ-IV) standardizasyonu yapılmış olup, bu yeni güncellenmiş formu kullanılmaya başlanmıştır. Amaç: DEHB‟nin beyin prefontal korteksi işlevlerinden olan yürütücü fonksiyonlardan dikkat, dürtü kontrolü yanında öğrenme ve bellek gibi birçok bilişsel işlev bozukluğu ile seyrettiği gösterilmiştir. Değerlendirme ve tanı aşamasında nörokognitif süreçlerin değerlendirilmesinde birçok nöropsikolojik test kullanılmaktadır. Yürütücü fonksiyonları değerlendirmek için nöropsikolojik testlerden Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçekleri (WÇZÖ) uygulamada kullanılmaktadır. Bu çalışmada, DEHB ve kontrol grubu bir grup çocukta WÇZÖ-IV kullanılarak, iki grup arasındaki alt test puan farklılıklarını değerlendirmek hedeflenmiştir. Metod: Bu çalışmanın örneklemi, klinik populasyonunda DEHB tanısı alan 6-16 yaş aralığındaki çocuk ve ergen ile DEHB tanısı olmayan 88 çocuk ve ergen kontrol grubundan oluşturulmuştur. Bulgular: DEHB'li grup ile kontrol grubunun aldığı WÇZÖ-IV Zekâ Testi alt ölçek puanları karşılaştırıldığında DEHB'li grubun Çalışma belleği alt test puanları dışında bütün diğer alt test puanlarında kontrol grubundakilere göre istatiksel olarak anlamlı düşüklük tespit edilmiştir. ii Sonuç: DEHB'li grup ile kontrol grubunun aldığı WÇZÖ-IV Zekâ Testi alt ölçek puanları karşılaştırıldığında DEHB'li grubun Çalışma belleği alt test puanları dışında bütün diğer alt test puanlarında kontrol grubundakilere göre istatiksel olarak anlamlı düşüklük tespit edilmiştir. Daha geniş örneklemde DEHB alt tiplerinin ayrıştırılmış olduğu gruplarda çalışmaların yapılması, WISC-IV'ün klinikte tanılamada kullanımına açıklık getirebileceği için önerilir.
Impact of managerial intelligence and leadership styles on employees job satisfaction, manufacturing industry in the United Arab Emirates
The objective of this research is to examine the Impact of Managerial Intelligence and Leadership Styles on Employees Job Satisfaction. Managerial intelligence and leadership styles are addressed as independent variables, job satisfaction as dependent variable. Managerial intelligence was conceptualized under nine dimensions such as naturalistic, musical, logical and mathematical, existential, interpersonal, linguistic, bodily kinaesthetic, intrapersonal and spatial. Only autocratic and democratic leadership styles were studied. The participants of this study are employees who work in manufacturing industry in the UAE (United Arab Emirates). The questionnaire was answered by 130 participants. In order to analyze the data, SPSS statistical package was used. Results of regression analysis showed that both managerial intelligence and leadership styles have positive affect on employee's job satisfaction. From the subdimension of managerial intelligence only interpersonal intelligence has explanatory power on job satisfaction. Democratic and autocratic leadership contributes positively on employee's job satisfaction. Yet, democratic leadership has more explanation power on job satisfaction than autocratic leadership. The results of difference tests have indicated that only the means of manager's perceived intrapersonal intelligence for male employees is significantly higher than female employees. Key Words: Managerial Intelligence, Leadership Styles, Autocratic Leadership, Democratic Leadership, Job Satisfaction
Sporcuların duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı sporcularının duygusal zekâ ile sosyal iyi olma düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışmanın bir diğer amacı ise araştırma grubunun duygusal zekâ düzeyleri ile sosyal iyi olma düzeylerinin yaş, cinsiyet, spor branşı, maddi durum ve eğitim durumu değişkenine göre değişiklik gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Bu araştırmanın amacı doğrultusunda, araştırman yöntemini nicel araştırma, ilişkisel tarama ve nedensel karşılaştırma modeli oluşturmaktadır. Veri toplama yöntemi olarak anket (survey) tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın popülasyonunu, İstanbul İlinde aktif olarak takım veya bireysel spor yapan bireyler örneklemimi ise 670 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara kişisel bilgi formu duygusal zekâ ölçeği ve sosyal iyi olma ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 paket programına aktarılarak analizler bu program aracılığıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı analiz, non parametrik analizlerden; Mann Whitney U, Kruskal Walls H analizleri ve ilişki için ise korelasyon analizi uygulanmıştır. Sonuç olarak cinsiyetin duygusal zekâ düzeyi; iyimserlik-ruh halinin düzenlenmesi, duyguların kullanımı ve duyguların değerlendirilmesi boyutunda belirleyici bir değişken olduğu saptanmıştır. Sosyal iyi olmanın ise cinsiyete göre değişkenlik göstermediği anlaşılmaktadır. Yaş değişkenine göre iyimserlik-ruh durumunun bir düzene sokulması, bireylerin duygularının doğru ve tutarlı kullanımı ve duygular değerlendirilirken alt boyutlarda bir farklılık durumunun açığa çıktığı duygusal zekâ toplam skorunda ve sosyal iyi olma skorunda anlamlı farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Gelir düzeyinin duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyinde belirleyici bir değişken olduğu tespit edilmiştir. Eğitim düzeyi duygusal zekâ ve sosyal iyi olma düzeyinde belirleyici bir rol üstlendiği tespit edilmiştir. Duygusal zekâ düzeyi; iyimserlik-ruh halinin düzenlenmesi alt boyutunda ve sosyal iyi oluş düzeyinde branş değişkenine göre anlamlı farklılık olduğu tespit dilmiştir. Duygusal zekâ ile sosyal iyi oluş düzeyinde orta ve zayıf düzeyde pozitif ve negatif yönde ilişkiler olduğu görülmektedir.
Mücadele sporcularında duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki
Sporcuların sportif başarılarında sahip oldukları psikolojik örüntüler önem arz etmektedir. Duygusal zekâ ve sosyal iyi olma düzeylerinin, sporcuların başarıları üzerinde etkili olacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda araştırmada mücadele sporcularında duygusal zekâ ile sosyal iyi olma düzeyi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Bağcılar ilçesinde spor yapan 361 mücadele sporcusuna kişisel bilgi formu ile birlikte Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği ve Sosyal İyi Olma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulgular SPSS 23.00 ile değerlendirilmiş olup; verilerin analizinde betimleyici istatistikler, korelasyon, t-test ve ANOVA'ya yer verilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre duygusal zekâ, sosyal iyi olmayı yordamaktadır. Duygusal zekânın alt faktörleri olan duyguların kullanımı ve duyguların değerlendirilmesi sosyal iyi olmayı artırmaktadır. Araştırmanın diğer bulgularına göre kadınların sosyal iyi olma düzeyleri erkeklerden yüksektir. Bununla birlikte artan gelir düzeyi sosyal iyi olmayı artırmaktadır. Sporcuların sosyal iyi olma düzeyinin başarı ve performans ile ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, duygusal zekâya yönelik yapılacak çalışmalar sporcuların başarısını artıracak ve sürekli hale getirecektir. Anahtar Kelimeler: Mücadele sporları, duygusal zekâ, sosyal iyi olma
Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nin ulusal güvenlik sistemlerinin incelenmesi: Türkiye için öneriler
Bu tez çalışmasında, ulusal güvenlik sistemlerinin, Bütünleşik Kamu Yönetimi Yaklaşımına dayalı epistemik topluluklar oldukları varsayımıyla hareket edilmektedir. Tez kapsamında bu sistemler; iç mantıkları, örgütsel yapıları, reforma duyarlılıkları, siyasi ihtiyaçları ve güvenlik yönetimi gibi olgular çerçevesinde analiz edilmektedir. Ayrıca, bu çalışma, kamu politikası alanı olarak ulusal güvenlik politikaları ve sistemlerinin; Bütünleşik Kamu Yönetimi Yaklaşımı ve epistemik topluluk modeli çerçevesinde anlaşılması ve ulusal güvenlik kültürü bağlamında incelenmesi yönünde bir bakış açısı oluşturmayı hedeflemektedir. Yine bu çerçevede ulusal güvenlik sistemlerinin; siyasallaşmadan uzak, ortak bir normatif ve ilkesel inançlar bütünü oluşturularak, ortak bir kanaat, işleyiş ve politika çerçevesinde, anlamlı bir stratejik kültüre dayandırılarak çalışmalarının önemi vurgulanmaktadır. Çalışma, yöntem olarak, literatür araştırmasına dayalı tanımlayıcı/betimleyici bir tarzda yürütülmüştür. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde konuyla ilgili kuramsal bir çerçeve çizilmekte, ikinci bölümünde Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ulusal güvenlik sistemi incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise Türkiye ulusal güvenlik bürokrasisi etraflıca ele alınmaktadır. Sonuç bölümünde, Türkiye'de ABD benzeri, bir istihbarat topluluğu ve ulusal güvenlik danışmanlığı sisteminin uygulanabilirliğinin analizi yapılmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde şu sonuca ulaşılmıştır: ulusal güvenlik sistemleri, bütünleşik olarak analitik kültürü içkin; stratejik kültüre dayanan epistemik topluluklardır. Anahtar Sözcükler Ulusal güvenlik sistemleri, istihbarat topluluğu, epistemik topluluk, bütünleşik kamu yönetimi yaklaşımı, stratejik kültür.
Mental retardasyon ve/veya multipl konjenital anomali'li olguların yeni nesil dizileme tekniği ile genetik etiyolojisinin araştırılması
Mental ratardasyon (MR) zekayı etkileyen tüm yeteneklerin kaybı ve ilerlememesi sonucu oluşan, genel zihinsel fonksiyonların ortalamanın anlamlı derecede altında olması şeklinde tanımlanmaktadır. Günümüzde MR yerine zihinsel yetersizlik (intellectual disability, ID) terimi kullanılmaya başlanmıştır. ID yaklaşık olarak popülasyonun %1-3'ünü etkilemektedir. ID kadınlara göre erkeklerde daha sık görülmektedir. ID izole olabileceği gibi multipl konjenital anomaliler de (MCA) eşlik edebilir. Bu çalışmada genetik bir sebepten olduğu tahmin edilen tanısı konulamamış ID ve/veya multipl konjenital anomalisi olan 8 olgu tüm ekzom dizileme tekniği ile araştırılmıştır. Çalışmada 3 tanesi X'e bağlı kalıtım paterni, 1 tanesi otozomal resesif kalıtım paterni gösteren toplamda 4 olguda (%50) tanı konulmuştur. Olgularda bulunan mutasyonlar IQSEC2 (p.Val900Ile), PLAG2G6 (p.Leu542Phe), AGTR2 (p.Tyr189X), FRMPD4 (p.Asp1033Asn) genlerinde bulunmuştur. Tanı konulan olgularda saptanan mutasyonların hepsi ilk defa çalışmamızda saptanmıştır. Ayrıca rastlantısal olarak 2 olgu ve ebeveynlerinde ACMG (American College of Medical Genetics) tarafından bildirilmesi önerilen genlerden 2 tanesinde (PMS2 ve MSH2) mutasyon saptanmıştır. Bu mutasyonlar da ilk defa çalışmamızda saptanmıştır. Bu çalışma, ülkemizde tanısı konulamamış ID ve/veya multipl konjenital anomalisi olan olguların yeni nesil dizileme ile etiyolojilerini aydınlatmaya yönelik yapılmış ilk çalışmadır. Olgulardaki genetik etiyolojisinin aydınlatılması, gelişebilecek komplikasyonların önlenebilmesine ve etkilenen ailelere daha etkili genetik danışma verilmesine katkı sağlayacaktır.
Dış politikada karar alma ve uygulama süreçlerinde istihbarat: ABD ve 2003 Irak Savaşı örneği
Bu çalışmada istihbaratın bir dış politika aracı olarak kullanılması ve dış politikada karar alma ve politika yapma süreçlerini nasıl etkilediği açıklanacaktır. İstihbaratın dış politika yapım sürecine etkilerini açıklayabilmek adına 2003 Irak Savaşı örneği vaka olarak seçilmiştir. 2003 Irak Savaşı,Soğuk Savaş sonrası süreçte -özellikle 1995 ve sonrasında- ABD'de siyasi karar alıcılara yönelik terörizm ile ilgili istihbari raporlar gelmesine rağmen,üretilen istihbarat analizlerinin gerekli sonuca ulaşamaması ve raporlara göre teröre dair gerekli sonuçların öngörülememesi George W. Bush hükümetinin ilk yılında dünya tarihine geçecek olan 11 Eylül Saldırılarının gerçekleşmesine neden olmuştur. El-Kaide terör örgütünün üstlendiği bu eylem, ABD dış politikası ve istihbaratı için de önemli bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Tezin yoğunlaştığı zaman aralığına bakıldığında, 11 Eylül saldırıları sonrasında istihbarat, dış politikada daha etkin bir araç haline dönüşmüştür ancak 2003 Irak Savaşına giden süreçte bu kez de bu aracın siyasal saikler doğrultusunda kullanılması tartışmaları başlamıştır. Kitle imha silahları konusundaki anlaşmazlık, üretilen istihbarat analizleri ile temellendirilmeye çalışılmış ve 2003 yılında Irak'a karşı askeri bir harekât başlatılmıştır. Bu savaş doğrultusunda dış politikada karar alma ve politika yapma süreçlerinde istihbaratın etkin bir araç olarak kullanılmasının ve bir ülkenin dış politikasına etkileri ortaya çıkmaktadır.
Bilgi güvenliği bağlamında kişisel verilerin korunması ve elektronik harp
Bilgi, günümüzde bireylerin ve kurumların kendilerine özgü, birey ve kurum hakkında insanlara kimlik kazandıran her türlü veriden meydana gelmektedir. Günümüzde bilginin oluşumun da bireylerin zihinlerinde oluşan veriler neticesinde, insanları harekete geçiren ve verilerin bir bütün olarak anlamlı hale gelmesiyle oluşmaktadır. Bilginin önemi kadar bilginin yönetilmesi de ayrı bir çalışma alanı olarak incelenmektedir. Çalışma da bilgi güvenliği ve kişisel verilerin korunmasına yönelik incelemeler ve günlük hayatta kullanımı değerlendirilmektedir. Bilginin yönetim sürecinde bilgi sınıflandırılması ve bilginin hangi sınıflarda ne tür verileri işlendiğine dair konular incelenmektedir. Bilgi, yüzeysel bilgi, derin bilgi, teknik ve uygulanabilir bilgi, yoruma dayalı bilgi, açık ve örtülü bilginin ne ifade ettiği hakkında açıklanmaktadır. Bilgi yönetim sisteminde, bilginin sınıflandırılması ve verilerin işlenişini detaylı olarak ele alınmıştır. Çalışma da yer alan, bilgi kavramı, bilgi yönetimi, dijital bilgi ve bilgi güvenliği, risk yönetimi ve risk analiz raporlarının hazırlanmasına ilişkin konulara bilginin etkin ve aktif olarak nasıl kullanılacağına dair durum değerlendirilmesi yapılmakta ve elektronik harp'in tanımı ve unsurlarına yer verilmektedir.