Manpower
126 theses under this subject heading
Kadınların işgücüne katılımını etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Türkiye uygulaması
Günümüzde refah seviyesinin yükseltilmesi ve kalkınmanın sürdürülebilmesi bakımından kadın istihdamı önemlidir. Ancak kadının işgücüne katılmasını etkileyen birçok faktör vardır. Başlıca faktörler olarak kadınların medeni durumu, eğitim seviyesi, yaşı, çocuk sayısı ve ekonomik koşullar sıralanabilir. Bu çalışmada Türkiye'de kadının işgücüne katılımını etkileyen faktörler incelenmiştir. Bağımsız değişkenler olarak büyüme, enflasyon oranı, işsizlik oranı, doğurganlık oranı ve verimlilik belirlenmiştir. 2005-2017 dönemi için aylık veriler kullanılarak değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkiler Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Model (ARDL) yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) veri tabanlarından elde edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre büyüme ve işsizlik oranı kısa dönemde kadınların işgücüne katılım oranını negatif yönde etkilerken, uzun dönemde pozitif yönde etkilemektedir. Doğurganlık oranı, verimlik endeksi ve enflasyon oranında ise tam tersi bir sonuç görülmektedir.
Girişimci kadınların sosyo-ekonomik yapıları ve geleceğe yönelik beklentileri
Günümüzde gelişmekte olan girişimcilik faktörü teknolojik gelişmelerin ve ekonomik beklentilerin yardımıyla önem kazanmıştır. Buna bağlı olarak girişimcilerin sayısı artmakta ve kadınların da birer girişimci olarak çalışma hayatına atıldıkları görülmektedir. Son yıllarda, kadınların, çalışma hayatına büyük oranda katılması ve daha aktif rol alarak girişimcilik faaliyetlerinde bulunmaları, gelişen ekonomiler için "stratejik" bir öneme sahiptir. Kadınların girişimci olarak ülke ekonomisine katkı sağlamaları, girişimci kadınların yaşadıkları engellerin belirlenmesi ve bu engellerin ortadan kaldırılması ile mümkün olabilir. Bu nedenle bu çalışma, Tekirdağ perspektifinde, kadın girişimcilerin demografik yapıları, sosyo-ekonomik durumları baz alınarak girişimci olmaya karar verme nedenleri, kuruluş veya faaliyet aşamasında karşılaştıkları problemler, destek aldıkları kurumlar, devletten beklentileri ve geleceğe ilişkin planlarını ortaya çıkarmıştır. Araştırmada sonuçlar, 146 kadın girişimci ile yüz yüze anket çalışması yapılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, geleneksel kadın tipi girişimciliğin hakim olduğu, eğitim seviyesinin yüksek ve çoğunlukla orta yaş grubundaki kadınların girişimcilik faaliyetlerinde bulunduğu görülmüştür. Kadın girişimcilerin girişimci olma nedeninin en çok ekonomik bir gelir elde etmek için olduğu, iş kurarken genellikle aile bireylerinden destek gördükleri, bunun da girişimci olmalarına önemli katkılar sağladığı tespit edilmiştir. Kadın girişimcilerin işlerini kurarken pazarda tanınmış olmamaları, işlerini yürütürken pazarın durgun oluşunun sorun yarattığı görülmüştür. Ayrıca, mevcut işlerini büyütme isteği içinde olan kadın girişimcilerin, ekonomik belirsizlikler nedeniyle duyulan kaygıların azaltılmasına yönelik devletin vergi kolaylığı sağlamasını ve kredi imkânlarını arttırmasını bekledikleri tespit edilmiştir.
Türkiye'de istihdam-işsizlik ve çözüm önerileri: Siirt ili örneği
İstihdam ve işsizlik gerek bireysel gerek toplumsal ve gerekse küresel boyutlarda ciddi önem arz eden konulardır. İlk çağlarda sorun teşkil etmese de gelişen dünya düzeni ile ortaya çıkan istihdam ve işsizlik sorunu dünyada ve ülkemizde her geçen gün büyümektedir. Gelişen teknoloji ile insana olan ihtiyaç azaldıkça bu konuların önemi de artmaktadır. Bireyin ihtiyaçlarını karşılaması için çalışması gereken bir ekonomik düzende, gelişen teknoloji ile insan gücünü saf dışı bırakan bu yeni ekonominin yarattığı zıtlık nedeniyle insanlar işsiz kalmakta ve maddi- manevi ağır darbeler almaktadırlar. Artan nüfus ve yetersiz iş alanlarının yanı sıra son dönemde tüm dünya ekonomilerine ağır darbe vuran Covid–19 etkisi nedeniyle işgücü ve istihdamın önemi daha da öne çıkmıştır. Çalışmamızda ülkemizin işgücü piyasası genel bir bakışla ele alınmış olup Siirt İli özelinde bir alan araştırması ile işgücü piyasası değerlendirilmiştir. İşgücünün, istihdamın, işsizliğin tanımı yapılarak işgücü piyasasının etkilerine değinilmiştir.
The effects of workforce diversity on the organizational performance of humanitarian organizations
This thesis investigates the impact of workforce diversity on the performance of humanitarian organizations in Turkey. The study aims to identify the effects of diversity on cooperation and beneficiaries' satisfaction, as well as to explore the experiences and perspectives of individuals within these organizations regarding diversity in language, cultural norms, and gender. In addition, the study seeks to identify both the potential challenges and benefits associated with diversity in these contexts. The study was conducted through interviews with participants of different cultural backgrounds and nationalities who work in humanitarian organizations operating in Turkey. The results of the study indicate that diversity in language, cultural norms, and gender has positive and important effects on the flow of information and the completion of work within these organizations. Participants reported that language barriers were the biggest obstacle to communication, followed by cultural norms and gender. However, these obstacles were found to be temporary and new employees tended to adjust to the language and cultural norms of the organization over time. Most participants did not have a problem working in a mixed team and found diversity to be important for their work. However, conflicts and the role of the organization were identified as areas where the impact of diversity was negative. More than half of the participants reported experiencing bullying or hearing inappropriate speech due to differences in language, cultural norms, or gender, and some participants felt that there was discrimination by managers on the basis of diversity. The study concludes that linguistic, cultural, and gender diversity are important for improving the performance of humanitarian organizations. However, to gain the benefits of diversity and overcome its drawbacks, it must be well-managed and provide an environment that promotes and respects diversity. The study recommends that humanitarian organizations should intensify efforts to combat discrimination and bullying due to diversity and adopt stricter policies to promote awareness of diversity. In summary, the study provides insights into the impact of workforce diversity on the performance of humanitarian organizations in Turkey. The findings have important implications for humanitarian organizations seeking to improve their performance through better management of diversity.
Emek gücünün metalaşması sürecinde İngiliz yoksul yasaları
Bu çalışma, yoksulluk politikaları açısından önemli bir gelişme olan İngiliz Yoksul Yasalarını, emek gücünün metalaşması bağlamında ele almıştır. Bu doğrultuda öncelikle metalaşma süreçleri açıklanmış; meta, pre-kapitalist ve kapitalist meta üretimi ve metanın değeri incelenmiştir. Sonrasında emek gücünün özgül bir meta olarak ortaya çıkışı anlatılmıştır. Bunla ilgili olarak emek gücünün feodal bağlardan kopuşu ve mülksüzleştirme süreçleri aktarılmıştır. Anılan süreçlerde hukukun ve spesifik olarak iş sözleşmesinin nasıl bir rol üstlendiğinden bahsedilmiştir. Devamında yoksul yasalarının içinden çıktığı tarihsel süreç anlatılmıştır. 1834 yılından önceki kanunlar Eski Yoksul Yasaları altında, sonrasındaki kanunlar ise Yeni Yoksul Yasaları altında incelenmiştir. 1662 tarihli Yerleşim Yasası, 1782 tarihli Gilbert Yasası ve Speenhamland olarak adlandırılan sistem de Eski Yoksul Yasaları kapsamında değerlendirilmiştir. Eski yoksul yasaları döneminde sosyal politikaya hakim olan paternalist anlayış açıklanmıştır. Takip eden bölümde paternalizmden piyasacılığa geçişin kapitalist ilişkilerin derinleşmesiyle bağlantısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma, yoksul yasalarının metalaşma ve emek gücünün metalaşması süreçleriyle ilişkisinin anlatıldığı bölümle sonlandırılmıştır. 1834 tarihli Yeni Yoksul Yasasının, işçi sınıfının sermayeye bağımlı hale getirilmesinde oynadığı rolden bahsedilmiştir. Yoksul yasalarıyla birlikte emek gücü metasının istenilen ölçeklerde piyasada hazır bulundurulmasının koşullarının yaratıldığı ileri sürülmüştür
Trade unions and labour productivity in Nigeria between 1990-2010
Trade unions are established to safeguard and be the workers umpire. The reason behind the formation of trade unions is to improve the socio-economic wellbeing of their members, mainly by increasing wages and salaries to the reasonable level. Over the years, Nigerian labor union has been one of the most popular umbrella of every organizational workforce, with an aspiration to guide and protect the right, interest and life of every employee from encroaching on their economic right and the abuse of their self-esteem by their employers. Thus, this paper investigates trade unions and labor productivity in Nigeria between 1990-2010. To investigate this relationship two groups of data are used which can be defined trade unions variables and labor productivity variables of Nigeria. The following trade union variables were used; training and workshops on staff productivity, demand for increase wage and salary to improve productivity, demand for basic amenities and facilities for workers, demand for leave grants and leisure time for workers, demand for improve welfare conditions and encouragement of the provision of manpower training and development. The used labor productivity variables are whether the respondent delivered their services to the client at a productive rate that is high, moderate or low. And whether they perform the office work in line with Service Compact (SERVICOM) requirements at a high, moderate or low rate. In the empirical application, descriptive statistics, percentages, frequencies, regression analysis are used. The results showed that, even though, the organizations spend most of their resources to meet the demands of the labor unions, this has not transform into high productivity for the organizations. The results further showed that there is negative relationship between trade unions and staff productivity, because activities of trade unions do not improve labor productivity in Nigeria.
The effect of capital and labor on productivity on Turkish textile companies
The Turkish textile and clothing industry has contributed to the economic growth of Turkey for years now which has brought a considerable amount of output in business areas and world trade markets. The Turkish Textile companies played an important role in exportation, job availability and technological development. Due to the constant remark in the progressive industrial performance of the Turkish textiles and apparel industries which have improved daily life of people in the society. Hence the present study aims to analyze the effect of the relationship of labor and capital on the productivity for 8 different Turkish textile firms which covers a duration of 9 years from 2009 to 2017. Again, the 8 textile companies were chosen from Turkish Istanbul Chambers of Commerce 500 Largest companies, thus, gross added value was considered as the output are capital and labor ( number of employees ) as inputs. Capital and labor are the independent variables and gross value addition the dependent variable. The main objective of study applied correlation analysis to ascertain the strength of the relationship between the dependent and independent variables that is the relation between capital, labor and productivity. The regression analysis model analyzed the effect of change of capital and labor on the productivity for the Turkish textile and apparel industries. The findings from the analysis concluded that there is a relationship between capital and labor on productivity and capital and labor have an effect on the productivity for the Turkish textile industries from the peroid of 2009 to 2017 for the study. Keywords: Productivity, Textile industries in Turkey, Ready to wear, Output, Input.
Yırca'da kadın olmak ve köylü kadın emeği: Bir güçlenme deneyimi olarak Yırcalı kadınlar
Bu çalışma, Manisa'nın Soma ilçesine bağlı Yırca Köyü'ndeki kadınların emeği ve mücadele deneyimini konu almaktadır. Feminist metodoloji ve etnografik yöntemle yapılan araştırma, derinlemesine görüşme ve katılımlı gözlemle elde edilen verilere dayanmaktadır. Yırcalı kadınlar, 2014 yılında köylerinde yapılmak istenen üçüncü termik santrale karşı direnmiş, süreç kazanımla sonuçlanmasına rağmen köylünün 6600 zeytin ağacı kesilmiştir. Tarım arazilerinin azalması ile kadınların köydeki neredeyse tek kamusal alanları tahrip olmuştur. Bunun üzerine kadınlar bir araya gelerek "Yırca Hanımeli El ve Ev Ürünleri" adıyla iş kurup sabun üretmeye başlamışlardır. Bu çalışma, kolektif mekân olarak sabun evi ve Yırcalı kadınların ücretli-ücretsiz çalışma deneyimine odaklanmaktadır. Çalışmada, köyde ücretsiz ev ve tarım işçisi olmaktan ücretli emeğe doğru köylü kadınların mücadele deneyimi irdelenmektedir. Kolektif mekân olan sabun eviyle birlikte büyüyen kadın dayanışması sayesinde, üzerlerindeki koca baskısında kırılmalar yaratmayı başardıkları savunulmaktadır. Başka bir ifadeyle, kadın dayanışması ile köydeki ataerkide gedikler açmayı başaran kadınların güçlenme sağladıkları savunulmaktadır. Kamusal alanda bir mekân yaratarak kadın dayanışması ile var olma mücadeleleri, geliştirdikleri güçlenme stratejileri incelenmektedir. Bunun yanı sıra köyde kadın olma deneyimi ve ataerkil kapitalizm köyün özgül koşulları çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Son kertede çalışma, ücretsiz emekten ücretli emeğe doğru köydeki kadınların deneyimini ve görünmeyen emeğini görünür kılma kaygısı ve çabasını taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Köylü Kadın Emeği, Sanayileşme, Tarım, Güçlenme Stratejileri, Yırca Köyü
The managerial practices of Lebanese restaurants towards workforce with disabilities
In Lebanon, people with disabilities face numerous barriers to employment, including issues like accessibility. They are still associated with high-cost accommodations. The aim of this thesis was to explore how managers adopt to accommodate people with disabilities. This thesis investigates the reasons, challenges, and barriers these people encounter at the workplace. Semi-structured interviews were conducted with Lebanese managers. Data were then analyzed using a thematic approach. Different themes emerged and findings revealed that Lebanese restaurants perceive the positive impact of people with special needs in their workplace. However, they are skeptical of their employment since different challenges confront them, such as workplace culture, discrimination, etc. Researchers could use this study as a guide to study people with disabilities in Lebanon's hospitality industry.
Türkiye'de mahkûm emeğinin dönüşümü ve kurumsal örgütlenişi: Adalet Bakanlığı İşyurtları Kurumu Daire Başkanlığı üzerine bir çalışma
Mahpus 'un çalış (tırıl) ması, dünya genelinde yaygınlaşmış bir ıslah etme yöntemi olarak uygulanmakta fakat bu ıslah yöntemi aynı zamanda neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle cezaevlerindeki üretim sürecinde önemli bir üretim faktörüne dönüşen ekonomik bir girdiyi de tanımlamaktadır. Mahkûmun çalış (tırıl) ması bazı ülkelerde cezaevlerinin özelleştirilmesi yoluyla uygulanmaktayken, Türkiye'nin de içinde olduğu bazı ülkelerde ise doğrudan devlet örgütlenmesi içerisinde yer alan bir kurum ya da bu iş için kurulmuş bir devlet şirketi tarafından yürütülmektedir. Bu çalışma mahkûm emeğinin bir değerlendirmesini yapmaya odaklanmıştır. Değerlendirmenin çerçevesini, mahkûm emeğinin siyasi-iktisadi tarih açısından anlamı ve geçirdiği dönüşümleri incelemek oluşturacaktır. Mahkûm emeğinin kullanımını düşünsel-yasal düzlemde "ıslah etme" amacı-gerekçesi ile meşrulaştıran-açıklayan devletin bu işle yetkili - sorumlu kıldığı kurum olarak İşyurtları Kurumu'nun yapısının incelenmesi, çalışma çerçevesinin içeriğini oluşturacaktır. İçeriğin bir diğer odak noktası mahkûm emeğinin Neo-liberal politikalarla bir üretim faktörüne dönüş (türül) mesi sürecini incelemek olacaktır. Bu çalışmayla ulaşılmak istenen temel hedef ise mahkûm emeğinin ve İşyurtları Kurumu'nu bir arada değerlendirerek; elde edilen bilgileri bilimsel çalışma kriterlerine uygun bir şekilde derlemek ve sunmak olacaktır.
İranlı yüksek vasıflı mültecilerde statü kaybı: Van örneği
Bu çalışmada göç ettikten sonra mesleğini yapamayan yüksek vasıflı mültecilerin yaşadığı statü kaybının incelenmesi amaçlanmıştır. Statü kişinin toplumdaki konumudur. Bu konum verilmiş statü ve kazanılmış statü olarak ikiye ayrılmaktadır. Buna göre, verilmiş statü kişinin doğuştan sahip olduğu cinsiyet, yaş, etnisite, din iken kazanılmış statü eğitim, meslek ve unvanları içermektedir. Çalışmada nitel yöntem kullanılmıştır. Kartopu örneklem yoluyla 5'i kadın 7'si erkek olmak üzere 12 İranlı yüksek vasıflı mülteci ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşmeler Mayıs 2019 ve Eylül 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Alan araştırmasına katılan bu mültecilerin Van'a geldikten sonra meslek kaybı ile beraber nasıl bir statü kaybı yaşadıkları tezin temel problemi olmuştur. İranlı yüksek vasıflı mülteciler, zorunlu göç kapsamında siyasi, dini, etnisite ve şiddet gibi nedenlerden dolayı Türkiye'ye göç etmiş eğitimli kişilerdir. Yüksek vasıflı mülteciler ile yapılan görüşmeler göstermiştir ki, İran'da iyi bir ekonomik gelire ve iyi bir yaşam tarzına sahip mülteciler göç ettikten sonra meslek kaybı ile beraber, sınıfsal bir düşüş yaşamışlardır. Bu durum statüyü doğrudan etkilemiş ve mültecilerin sağlık, barınma, tüketim, gündelik hayat deneyimlerine yansımıştır. İranlı yüksek vasıflı mültecilerin gündelik hayat pratikleri ve çalışma deneyimlerinin birbirinden farklı gerçekleştiği görülmüştür. Bu bağlamda Türkiye iş gücü piyasasına girme süreçleri üzerinde durulmuştur. İş gücü piyasasına farklı vasıflarla girmelerinde cinsiyet, meslek, din, dil bilme durumları ve etnisitelerinin belirleyici birer etken olduğu anlaşılmıştır. Bu mültecilerin Van'da birbirinden farklı nitelikte işlerde, kötü çalışma koşullarında düşük ücretlerde çalışması Türkiye iş gücü piyasasının mülteciler için şu an için uygun olmadığını ya da bu piyasada hayatta kalma durumunun mültecilerin kişisel çabasına bırakılmış olduğunu göstermiştir. Bu noktada en çok yüksek vasıflı göçmen barındıran ülkelerden Kanada ve Almanya'nın yüksek vasıflı göçmen politikaları incelenmiş olup, Türkiye'ye gelen yüksek vasıflı mültecileri istihdam etmesi açısından çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Göç, İş gücü, Statü, Yüksek vasıflı göçmen
Türkiye'de genç ve kadın işsizliği
İşsizlik, 1929 yılında yaşanan Büyük İktisadi Buhran sonrası önemli bir iktisadi sorun olarak ortaya çıkmış ve sonrasında hemen her dönemde tüm dünyada gerek gelişmiş ve gerekse gelişmekte olan ülkelerde çözülmesi gereken önemli bir sorun olma özelliğini korumuştur. 1990'lı yıllarda küreselleşmenin yarattığı konjonktür ve yakın tarihte yaşanan 2008 küresel krizi ile işsizlik sorunun boyutları daha da artmıştır. İşsizlik sadece bireyi etkileyen bir durum değildir. İşsizlik suya atılan bir taşın meydana getirdiği halkalar gibi birey, aile, akraba, arkadaş grubu, sokak, toplum, piyasa, ülke ve dünya olmak üzere en iç halkadan dışa doğru tüm kesimleri etkileyen önemli bir problemdir. İşsizliğin sosyal ve ekonomik maliyetleri bu etkileri ortaya koymaktadır. İşsizlikten en çok toplumun en zayıf kesimini oluşturan gençler ve kadınlar etkilenmektedir. Genç, fizyolojik gelişimini ve eğitimini yeni tamamlayan ülkenin geleceğini belirleyecek olan potansiyel işgücünü oluşturmaktadır. Ülkemizde genç nüfusun yoğunluğu ve gençlerde işsizlik oranının oldukça yüksek olması, genel işsizlik oranı üzerindeki olumsuz etkisi, konunun ülkemiz açısından önemini arttırmaktadır. Bu nedenle, gençler işsizlikle mücadelede öncelikle ilgilenilmesi gereken temel grubu oluşturmaktadır. İşsizlikten en çok mağdur olan diğer bir zayıf kesim kadınlardır. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2010 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre, Türkiye'nin nüfusu 73.722.988 kişidir. Nüfusun % 50,2'ünü erkekler, % 49,8'sini ise kadınlar oluşturmaktadır. Nüfusun % 25,6'sı ise, 0?14 yaş aralığında yer almaktadır. Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların istihdam oranında sağlanacak iyileşmeler, Türkiye'nin genel ekonomik refah düzeyinin artırılması açısından büyük katkı sağlayacaktır. Kadınlar, toplumun kadına biçtiği rol, gelenekler, cinsiyete dayalı ayrımcılık ve düşük eğitim seviyesi vb. sebeplerle hem işgücü piyasasına girerken hem de istihdamları sırasında tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli problemlerle karşılaşmaktadırlar.Çalışmanın ilk bölümünde yer alan kavramlara ilişkin olarak birinci kısımda; istihdam, işsizlik ve iş gücüne katılım haddi vb. kavramların açıklanmasının ardından işsizlik türleri ve işsizlik nedenlerinin incelendiği alt başlıklara yer verilmiştir. İkinci kısımda ise, istihdam okullarının işsizlik ve istihdam hakkındaki görüşleri ortaya konulmuştur.Çalışmanın ikinci bölümünde Türk işgücü piyasasındaki genç ve kadınların durumları; yaş gruplarına, genel ve eğitim seviyelerine göre işsizlik oranları ve işgücüne katılma oranları İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkelerindeki emsallerinin durumları ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise, gençlerin ve kadınların işsizlik nedenleri ve çözüm önerileri teorik olarak ortaya konulmuştur. Ardından Türkiye İstatistik Kurumu'nun verileri ışığında Türkiye'de işgücünün genel durumuna ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve çalışmanın konusunu oluşturan kadın ve genç işsizliği ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Türk işgücü piyasasında kadın ve gençlerin durumlarının işgücü (işsizlik ve istihdam oranları, işgücüne katılma oranları, tarım dışı işsizlik oranları vb.), eğitim, işteki durum ve iktisadi faaliyet kollarına göre analizi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında Türkiye'de genç ve kadınların istihdam ve işsizlik sorunları, işgücüne katılımı etkileyen unsurlar analiz edilerek tablolar yorumlanmıştır.Çalışmanın son kısmında ise, işsizlikle mücadelede etkili olabilecek çözüm önerileri tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: İşgücü, İstihdam, İşsizlik, Kadın, Genç, İşgücüne katılma oranı
The relationship between foreign trade and economic growth in mena countries
Middle East and North African (MENA) countries, especially non-oil countries, follow strict trade policies as most countries have a weak gross domestic product. In addition to laws limiting the ability of these countries to trade in ways that increase economic growth, they cannot compete in industrial and commercial markets. This study examines the relationship between foreign trade and economic growth in the Middle East and North Africa region. This study will emphasize the variables of labor, capital, oil revenues, foreign direct investment, and foreign trade and their effects on economic growth. The study will realize these effects with panel data between 2000-2020 and the help of the Westurlund Co-integration model and FMOLS estimator. According to the study results, we concluded that there is a statistically significant and long-term positive relationship between trade, oil rents, employment, foreign direct investment, and economics. In contrast, the results showed a long-term relationship between the capital variable and GDP. However, no statistically significant relationship was found between the capital variable and economic growth. The study results indicate that foreign trade in MENA countries positively contributes to economic growth. Keywords: Labor force, capital, oil revenues, foreign direct investment, trade, and economic growth.
Endüstri 4.0'ın iş gücü piyasalarına etkileri: Türkiye'deki iş gücü ve ücret kutuplaşması eğilimi
Günümüzde dünya Endüstri 4.0 olarak adlandırılın bir sanayi devrimi süreci içerisindedir. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere birçok ulus ve şirket, yeni dönüşümün getirdiği modern teknolojiyi kullanmaktadır. Diğer sanayi devrimlerinde olduğu gibi Endüstri 4.0'ın getirdiği teknolojik değişimlerin toplumlar üzerinde büyük etkileri mevcuttur. Bu kapsamda teknolojideki hızlı gelişme dünya genelinde iş gücü piyasalarını etkilemekte ve dönüşüme uğratmaktadır. Bu çalışmada yeni endüstri devriminin iş gücü piyasalarına olan negatif ve pozitif etkilerden bahsedilmiştir. Ayrıca bu etkilerden biri olan iş gücü ve ücret kutuplaşması Türkiye özelinde analiz edilmiştir. Bu analiz uygulanırken TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi mikro verisi kullanılarak, 2012-2018 yılları arasında Türkiye işgücü piyasasında da endüstriyelleşmiş ülkelere benzer bir kutuplaşma olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Türkiye'de gözlemlenen iş gücü piyasalarında ve ücretlerdeki bu kutuplaşmanın sebebi literatürde geçen vasfa yönelik teknolojik gelişmeler olarak gösterilmektedir. Ayrıca Türkiye'de meslek ve görev düzeyinde veriler mevcut olmadığı için ülkemizdeki gözlemlenen istihdam ve ücret eğilimleri sadece ISCO-08 meslekleri üzerinden incelenmiştir.
The Institution of work - dorms in Turkey
The purpose of this thesis is to evaluate the contemporary situation of the prison-labor in Turkey through adopting a political economic perspective. The significance and the new role that prison-labor gained regarding the transformation occurred in the Turkish penal system in the 21st century constitutes the main point of research. In this regard, the Institution of Work-dorms that is established in 1997 is analyzed throughout the thesis along with the historical aspects of the penal regime in Turkey. Through the analysis of legislation, archival material, official documents, and reports, I study the manifestations of neoliberal regulation, especially the forms of new public management, in the penal field by means of the advancement of the prison-labor. As I explore the link between the work and punishment, I argue that the neoliberal implementations of the rehabilitative model in the penal regime after 2004 cause the subordination of a social aim into an economic aim, while the involvement of the private sector within the system underscores the aspects of new public management. Since the studies conducted on the Turkish penal system mostly involved the issue of political prisoners, the aim of this study is to contribute to the social sciences literature through providing a political economic analysis of the state-punishment relations, while shedding a light on the aspects of the contemporary political economy of Turkey through the analysis of the penal field.
Premenstural sendromun çalışma motivasyonu ve iş performansına etkisi: Kayropraktistler üzerinde çalışma
Mensturasyon döngüsü her sağlıklı kadında her ay görülen bir fizyolojik olaydır.Bu olay döngüsüne menstural siklus adı verilir. Bu döngüde her kadında çeşitli sorunlar meydana gelebilir ancak özellikle prememstural sendrom taşıyan bireylerde bu durum rahatsız edici boyuttadır. Premesntural sendromda fiziksel, psikolojik be davranışsal semptomlar gözlemlenmektedir.Bu çalışma premenstural dönemde oluşan zorlu şartların kadın kayropraktistlerin iş gücü üzerindeki etkisini araştırmak adına yapılmıştır. Araştırma ayrıca regl olan 25-40 yaş aralığındaki kadın ve çalışan kayropraktistlerin değerlendirmesinde ele alır. Araştırmada 133 katılımcı bulunmaktadır. Araştırmanın evrenini BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ yüksek lisans programında kayropraktik bölümünde eğitim gören ve mezun olup çalışan kadınlarda çalışma yapılmıştır. Araştırmada demografik ve fiziksel özellikler, premenstural dönemin değerlendirilmesi, "premenstural sendrom ölçeği", "çalışma performansı ile ilgili bilgiler" kullanılmıştır. Son zamanlarda dünya da kadınların çeşitli iş sektörlerinde menstural döngü sürelerince izin verilmeye başlanmaktadır. Özellikle sağlık alanında olan bir konunun sağlık sektöründe çalışan kadınlar üzerinde yapılması da bu çalışmaya oldukça anlam kazandırmaktadır. Çalışma şartlarının iyi olması ve çalışan bireylerinde tam anlamıyla sağlıklı hissetmesi iş içerisindeki verimi oldukça yükseltmektedir. Bu amaçla premenstural dönem, kayropraktist ve iş gücü anahtar kelimeler olarak tanımlanmıştır. Elde edilen sonuçlarda Premenstural Sendrom Ölçeğinin toplam skoru demografik özelliklerle ve Premenstural Dönem değerlendirmesiyle kıyaslandığında p<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı olarak belirlenmiştir. Premenstural dönem değerlendirilmesi değişkenleri bakımından Premenstural Sendrom Ölçeği skorları incelendiğinde; ilaç kullanımı, Dismenore sorunu, Nonfarmakolojik tedavi ve Çalışma hayatının Nonfarmakolojik tedaviye etkisi değişkenleri bakımından Premenstural Skor Puanları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Premenstural Sendrom Ölçeğinin skorlarının demografik değişkenler bakımında karşılaştırılması durumunda elde edilen bulgularda PS genel skorunda; doğum için depresif duygulanım, sinirlilik, depresif düşünceler, ağrı, şişkinlik boyutları ve PS genel skorunda; Premenstural sendrom (aile) için anksiyete, ağrı, iştah değişimi boyutlarında; gün uzunluğu için şişkinlik boyutunda; döngü için iştah değişimi boyutunda istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05).Çalışma Rolü İşlevselliği Anketi sonuçlarının değerlendirilmesi yapıldığında ankette bulunan 5 alt boyuttan sosyal alt boyut istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken, en düşük çalışma alt boyutu bulunmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre premenstural sendrom kayropraktistlerin çalışma hayatındaki verimi azaltmaktadır.
İş gücünün dijital yetkinlikleri: Sektörel yetkinlik talep analizi
İş gücünün dijital yetkinlikleri, çalışanların dijital teknolojileri anlama, kullanma ve bu teknolojilere uyum sağlama becerilerini ifade eder. İş gücündeki bireylerin bu yetilere sahip olması, iş sınırlarını, rekabet avantajını sağlar ve iş kontrolünü daha etkin bir şekilde yönetmeyi mümkün kılar. Günümüzde hızla dijitalleşen iş ortamında, bu yetkinlikler giderek daha önemli hale gelmektedir. Bu araştırmada; dört farklı sektörün dijital beceri gereksinimleri ve taleplerinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada veri toplama aracı olarak; otomotiv, tekstil, perakende ve finans sektörleri özelinde orta ve üst düzey yetkililer ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Derinlemesine görüşmelerde; görüşülen sektör yöneticilerinin iş gücünün dijital yetkinliklerine ilişkin 100 üzerinden verdikleri puanların ortalaması sırasıyla şu şekildedir: otomotiv sektöründe 87,5, tekstil sektöründe 85, perakende sektöründe 77,5 olurken, finans sektörü ortalaması ise 86,25 çıkmıştır. Farklı sektörlerde çalışmakta olan profesyonellerin görüşleri doğrultusunda iş gücünün dijital yetkinliklerine ilişkin olumlu ilerlemeler olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, tez çalışmasında elde edilen bulguların, Türkiye'de, işverenlerin hangi dijital yetkinliklere ihtiyaç duyduğunu belirlemek ve çalışanların bu becerileri geliştirmeleri için doğru eğitim ve kaynakları sağlamak için rehberlik edeceği düşünülmektedir.
Women's labour force participation: Rethinking the role of civil society
This thesis aims to explore the roles and responsibilities given to civil society organizations (CSOs) under welfare mix system and the implications of these roles over depoliticization of CSOs. To this end, this thesis focused on three women's CSOs working on the economic participation of women and analyzed how these organizations framed the problem of women's employment, the kinds of solutions they offered, and how they interacted with the state. Through in-depth interviews with representatives of CSOs and the analysis of the activities of CSOs this thesis found that when CSOs engage in activities in educational, economic and social welfare settings, they become depoliticized. This is because engaging in service-based activities decreases the capacity and interest of CSOs in developing rights-based discourses that could go against the state. This thesis contributes to the literature of civil society by way of pointing out the changing agendas and discourses of CSOs while developing service-based activities under welfare mix system in the context of Turkey.
Firm size, volatility and labor market thickness
In this thesis, I investigate the relationship between labor market thickness and volatility of sales. Marshall suggests that thick markets occur since industrial organization increases productivity. In Principles of Economics (1890), Marshall explains how economic concentration positively effects productivity, growth, innovation and exposure to shocks. Using a firm-level panel data for 18 countries, I test a new dimension of firm effectiveness, namely sales volatility, and relate it to industry and/or overall economic concentration. In the results of tests, I find that there is a negative relationship between the volatility of sales and both employment level and the share of employment in a region, separately. For the firms which are in same sector, in a given region, as the share of the firms' employment in that region decreases; volatility increases for that firms.
An inner Aegean peasant-miner community in transformation: Uncovering migrant workers' perspectives in the Soma coal basin
With 301 causalities, the May 2014 Soma mine accident constituted the biggest mining accident in Turkish history and the biggest worldwide in the 21st century. Although the underground mining sector has the second-highest workplace accident rate, mining is a popular job in the So-ma region even after the 2014 accident. Why do miners continue to work in the mines even though they lose their friends, sons and fathers working there? This thesis aims to answer this question by examining an inner Aegean peasant-miner community from a small village near Kütahya. It builds on field research with the community along with archival research. Based on interviews with three generations of men who worked in the Soma mine pits in three different historical periods (1960-1980, 1980-2002 and 2002-2020) and their families, the study traces changing patterns of migration and labor against Turkey's chang-ing socio-economic context. The thesis argues that the miners' and their families' experience with the general socio-economic conditions of Turkey have shaped their perspective towards their occupation. These experiences have to do with; the labor market defined by the rise of unemployment rates, labor surplus, the high number of minimum wage workers and informality; inner migration; the transformation of agriculture; and the transformation of social policies. Given these dynamics, mineworker families consider underground mining as a better job in terms of income, social security and retirement age compared to other unskilled jobs in Turkey. The study contributes to the literature on miner communities in Turkey firstly by focusing on a different geographic area (Aegean) rather than Zonguldak, which has mostly been the study site. Secondly, it brings in mineworkers' families and household strategies into the anal-ysis rather than just focusing on male workers. Thirdly, by covering a wider time span through its focus on the experience of three genera-tions, it offers a broad perspective of the miner community from its first formation and reveals the dynamics that have changed over time.
Afgan işgücünün çalışma hayatına ilişkin tecrübeleri: Denizli ili örneği
Göç, genellikle az gelişmiş ya da gelişmemiş bölgelerden, daha gelişmiş bölgelere yapılmaktadır. Göçlerin sık olması yabancı uyruklu insanları kontrol altında tutmak için çeşitli politikaların uygulanmasını zorunlu hale getirmektedir. Günümüzde küresel bir kriz halini alan göç faaliyetlerini gerçekleştiren kişiler sığınmacı veya mülteci olarak tanımlanmaktadır. Bu göç krizlerinin önüne geçmek için, mültecilerin yaşadıkları sorunlara çözümler üretilmeye çalışılmıştır. Araştırmada Denizli ilinde yaşayan Afgan İşgücünün yaşadığı sorunların betimlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Denizli ilinde yaşayan Afgan işgücü oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise bu evrenden kartopu örnekleme tekniği kullanılarak belirlenen 120 Afgan İşgücü oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan ve deneklerin sosyo demografik, sosyo ekonomik ve yaşadıkları bazı sorunları tespit etmek amacıyla 20 sorudan oluşan bir soru formu kullanılmıştır. Bunun yanında 40 maddeden oluşan ve 5'li likert türünde hazırlanan, Afgan İşgücünün işverene, iş güvenliğine, yaşam ve gelir durumuna, memnuniyet durumlarına ilişkin bilgileri elde etmeyi amaçlayan ölçek kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde nicel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Bu kapsamda toplanan veriler SPSS26 veri analiz programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde normallik dağılım testlerinden Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmış olup analiz sonucunda normallik varsayımları sağlandığından parametrik testlerden faydalanılmıştır. Bağımsız 2 grubun ortalamaları karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, 2'den fazla bağımsız grubun karşılaştırılmasında One-way ANOVA testi sonucu kullanılmıştır. ANOVA testi için varyans homojenliği için Levene testi ve grup farklılıkları için ise varyans homojenliği sağlanıyorsa (p≥ ,05) Tukey HSD ve LSD, varyans homojenliği sağlanmıyor ise (p< ,05) Tamhane çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik analizinde Cronbach's Alpha katsayısı kullanılmıştır. Tüm test sonuçları %95 güven aralığı ve ,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmada ulaşılan bulgulara göre; Afgan iş gücünün işsizlik, düşük ücretlerde çalışma, kira ödeyememe, maaşlarını zamanında alamama, yeterli gıda alamama, dışlanma, fiziksel şiddet, ayrımcılık, yeterli eğitim alamama, sosyal ve kültürel adaptasyon, motivasyonsuzluk ve ayrımcılık gibi sorunlarla karşılaştıkları belirlenmiştir. Bununla birlikte yaşanan bu sorunlarda yaş, cinsiyet, medenî durum, harcama kalemi, hanedeki kişi sayısı ve çalışma amacı bakımından anlamlı farklılık meydana gelmediği belirlenmiştir. Ancak eğitim düzeyi düşük olan, düşük ücrette çalışan, kirada oturan, Türkiye'de bulunma ve çalışma süreleri az olan, uzun saatler çalışan, ve kayıtdışı çalışan Afgan iş gücünün daha fazla sorun yaşadığı belirlenmiştir.
Travmatik beyin hasarı olan olguların maluliyet oran hesaplarında karşılaşılan sorunlar: Farklı cetvellerin karşılaştırması
Amaç: Adli tıbbın önemli uygulama alanlarından birisi de travmatik yaralanmalardan sonra kişilerde kalan sekeller nedeniyle işgöremezlik/maluliyet oran hesabı hakkında rapor düzenlemektir. Bu konuda ülkemizde kullanımda olan birden fazla Yönetmelik bulunmaktadır. Bu raporlar genel olarak Meslekte Kazanma Gücü Kayıp Oranı Raporları ve Engelli Sağlık Kurulu raporları olarak iki başlık altında incelenebilir. Bu iki Yönetmelik arasında ciddi farklılıklar vardır ve bu nedenle aynı sekele sahip kişiler farklı Yönetmelik hesapları ile farklı oranlar alabilmektedir. Bu çalışmada trafik kazaları sonrası yaralanmalardan dolayı gelişen sekeller nedeniyle işgöremezlik/maluliyet oranları hesaplamalarında kullanılan yönetmeliklerdeki farklılıkları ve eksiklikleri ortaya koyabilmek için sadece kafa travması geçiren olgular ele alınmıştır. Olguların iki cetvele göre aldıkları oranların karşılaştırması yapılarak, farklılıkları, eksiklikleri ortaya koymak ve trafik kazalarına özel ortak kullanılabilecek bir cetvel düzenlenmesi gereğine vurgu yapmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalında 01.01.2017-31.12.2019 yılları arasında maluliyet raporu düzenlenen olgular arasında kafa travması nedenli maluliyet raporu düzenlenen olguların raporları geriye dönük olarak yeniden incelenmiştir. Cinsiyet, yaş, kaza türü, yaralanma tipi, muayene bulguları, kalan sekel gibi veriler raporlarda kayıtlı bulgulardan elde edilmiştir. Raporlarda mevcut son muayene bulgularına göre her bir olgunun; Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği kapsamında Çalışma Gücü kayıp oranı ve Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik kapsamında tüm vücut engellilik oranı yeniden hesaplanmıştır. Her iki cetvelde kafa travmaları bölümünde yer alan sekellerdeki farklılıklar tartışılmış ve aynı sekel için elde edilen oranlardaki farklılıklar açısından karşılaştırmalı istatistiksel analiz yapılmış, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: 253 kafa travmalı olgunun 251'i (%99,2) trafik kazası, 2'si (%0,79) iş kazası nedeniyle yaralanmıştır. Olgularımızın çoğunluğunu 20-39 yaş arası genç erişkinler oluşturmaktadır (n=126, %49,8), %70'i erkek (n=177), %30'u kadındır (n=76). Her iki cetvele göre hesaplanan oranlarda önemli farklılıklar olduğu, her sekelin cetvellerde yer almadığı görülmüştür. Uygulamada hakkaniyet ve farklı cetvellerdeki aynı sekel için oranlar arası bir uyum yakalayabilmek adına takdiren oranda azaltma uygulandığı görülmüştür. Düzenlenen raporlarda meslekte kazanma gücü kayıp oranı hesaplamalarında daha fazla takdiren indirim uygulandığı görülmüştür (%83,4). Sonuç: Yönetmeliklerde ciddi farklılıklar olması, aynı olguda bile farklı oranların çıkması mağduriyetlere yol açmaktadır. Bu nedenle kişiler hangi cetvelden daha yüksek oran alabilirse o cetvele göre rapor düzenlenmesini talep edebilmektedir, bu da uygulamada birden fazla yerde ve birden fazla rapor düzenlenmesi ile sonuçlanmaktadır. Bu tarz talepler adli tıbbi pratikte de güvenilirlik kaybına yol açmakta ve hekimler için de yıpratıcı olmaktadır. Güncel, travmatik yaralanma modellerine uygun, trafik kazalarına özel ortak bir cetvel geliştirilmesi hukuksal açıdan çok yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Adli tıp; Çalışma Gücü Kaybı; Engellilik; Maluliyet; Kafa Travmaları
Türkiye işgücü piyasasında gücenmişlik, gücenmiş işçi profili ve gücenmişiliğe ilişkin ekonometrik bir analiz
Bir ülkenin işgücü piyasası durumunu yansıtan temel değişkenler işgücüne katılım oranı ve işsizlik oranıdır. İki değişken arasındaki ilişkinin yönü hem tek başına bireyin hem de hanehalkının işgücüne katılımı üzerinde etkili olmaktadır. Ayrıca bu değişkenler ekonominin durgunluk ve genişleme dönemlerinde farklılık göstermekte, bu da işgücüne katılım kararı üzerinde etkili olmaktadır. Ekonomik durgunluk döneminde, ilave işçi etkisi işgücüne katılımı arttırırken; gücenmiş işçi etkisi ise katılımı azaltmaktadır. Buna göre işgücüne katılım oranı ile işsizlik arasındaki pozitif ilişki ?ilave işçi etkisi?; negatif ilişki ise ?gücenmiş işçi etkisi? olarak tanımlanmaktadır. İlave ve gücenmiş işçi etkileri, bir ülkenin hesaplanan işsizlik oranının gerçek işsizlik oranı olup olmadığını belirlemeyi sağlamaktadır. İlave işçi etkisi ekonomik durgunluk döneminde istatistiklere yansıyan işsizlik oranının gerçek işsizlik oranının üzerinde olduğunu ifade ederken; gücenmiş işçi etkisi ise hesaplanan işsizlik oranının gerçek işsizlik oranının altında olduğunu göstermektedir. Çalışmanın amacı, gücenmiş işçi kavramını ve bu kavrama yönelik yaklaşımları ortaya koyarak Türkiye için ?gücenmiş işçi etkisi? ve ?gücenmişlik? kavramını incelemektir. Ayrıca Türkiye'de işgücüne katılım oranı ile işsizlik oranı arasındaki ilişkinin yönünü ekonometrik bir analizle ortaya koymak ve Türkiye için gücenmiş işçi profili oluşturmaktır.
Çalışma yaşamında cinsiyet eşitsizlikleri ve eşitsizlikleri gidermeye yönelik ulusal ve uluslararası mevzuat
Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet perspektifinden kadın işgücünün bir analizini yapmak, sosyal güvenlik ve çalışma yaşamına ilişkin düzenlemelerin toplumsal cinsiyet temelindeki uygulamalarını değerlendirmektir.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; eşitsizlikleri anlamak için, eşitlik, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramları tanımlanmış ve bu kavramların özellikleri açıklanmıştır.İkinci bölüm, Türkiye'de kadınların işgücüne katılımlarının düşük olmasının ardındaki nedenleri değerlendirir. Türkiye'deki kadın işgücünün durumu TÜİK'ten alınan istatistikî veriler kullanılarak analiz edilir.Üçüncü bölüm, cinsiyet eşitliği bakımından ulusal ve uluslararası düzenlemeleri ve mevzuatı kapsar. Çalışma yaşamında cinsiyet eşitliği ile ilgili mevzuatımız bu bölümde değerlendirilir. BM, ILO, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği gibi çeşitli uluslararası örgütler ayrımcılığın önlenmesine yönelik uluslararası belgeler düzenlemişlerdir. Ayrımcılığın yasaklanması ve cinsiyet eşitliği hakkındaki sözleşmeler, tavsiye kararları ve direktiflerde bu bölümde yer alır.