Melatonin
Bu konu başlığı altında 119 tez
Glioblastomada melatoninin hücresel düzeyde antiepileptik etkisinin incelenmesi
Nöbetler primer beyin tümörlerinin iyi bilinen bir semptomudur ve antikonvulzan kullanımı oldukça yaygındır. Glioblastoma ve tümörle ilişkili epilepsi santral sinir sistemindeki ana eksitatör nörotransmitter olan glutamatın oynadığı kritik rol ve birkaç patofizyolojik mekanizma ile birbiriyle yakından ilişkilidir. Glutamat, sistein/glutamat antiporter çözünen taşıyıcı ailesi 7 üye 11 (SLC7A11) yoluyla glioblastoma hücreleri tarafından salınır. Glioblastoma hücrelerinde SLC7A11 ekspresyonu artışı ile birlikte nöbet ilişkisinin olduğu bildirilmektedir. Melatoninin ise antioksidan, antieksitotoksik, antineoplastik ve antiinflamatuar etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Epilepside antiepileptik özellik gösterebileceği düşünülmektedir. Nöbetle birlikteliği oldukça sık görülen glioblastomada melatoninin antikonvulzan etkisine dair literatürde çalışma izlenmemiş olup bu çalışmada in vitro olarak glioblastoma hücre hattına melatonin uygulaması sonucunda hücre canlılığına ve glioblastomada nöbet aktivitesiyle ilişkili olan SLC7A11 proteini üzerine etkisi incelenmiştir. Tümör olmayan hücrelerdeki etkisiyle kıyaslamak amacıyla astrosit hücre hattı kullanılmıştır. Hücre canlılığına etkisi koloni sağkalım deneyleri ile değerlendirilmiştir. Melatoninin glutamaterjik yolaktaki etkisi ise Western Blot yönteminde SLC7A11 proteini çalışılarak incelenmiştir. 24, 48 ve 72 saat 10-3, 10-4, 10-5, 10-6, 10-7 M melatonin uygulanan hücre gruplarında, 72 saat 10-3 M melatonin uygulamasının glioblastoma hücrelerinde sağkalımı %50'den fazla azalttığı saptanmıştır. Glioblastoma ve astrosit hücrelerinde melatonin uygulaması ile SLC7A11 proteinininde Western Blot analizi sonucunda kontrole göre azalma izlenmemiştir. Glioblastomada melatoninin süre ve konsantrasyona bağımlı olarak hücre sağkalımına etki etmesi antineoplastik etkisini desteklemektedir. Melatoninin glioblastoma hücrelerinde, glutamat ve ferroptoz mekanizmasında yer alan SLC7A11 proteini üzerine olan etkisinin ise ilk kez bu çalışma ile incelenmesi gelecek çalışmalar için yol gösterici olacaktır. Anahtar kelimeler: Glioblastoma, Epilepsi, SLC7A11 proteini, Melatonin
Derim sonrası melatonin ve salisilik asit uygulamalarının taze börülcede depolama sırasında kalite değişimi üzerine etkisi
Çalışmada derim sonrası salisilik asit (SA) ve melatonin (MEL) uygulamalarıyla taze börülce baklalarının depolama boyunca kalite özellikleri ve biyokimyasal içeriğinin korunması ve üşüme zararının engellenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla derilen taze börülce baklaları farklı dozlarda SA (1 ve 2 mM) ve MEL (100 ve 200 µmol L-1) içeren çözeltilere daldırılmıştır. Kontrol grubu ise sadece saf suya daldırılmıştır. Daldırma işlemlerinden sonra, baklalar 1 kg'lık köpük kaselere yerleştirilmiş ve üzeri streç filmle kaplanmıştır. Streçlenen kaseler 4±1°C ve %90±5 oransal nem koşullarında 16 gün süreyle depolanmıştır. Raf ömrü çalışmaları için soğukta muhafazadan çıkartılan taze börülce baklaları 2 gün 20±1°C ve %60±5 oransal nem koşullarında bekletilmiştir. Baklalarda depolama başlangıcında ve 4'er gün aralıklarla kalite değişimlerini belirlemek için bazı fiziksel ve kimyasal kalite analizler ile duyusal değerlendirmeler yapılmış ve aynı analizler raf ömrü koşullarında da yinelenmiştir. SA ve MEL uygulamalarının, baklalarının ağırlık kaybının azaltılmasında ve solunum hızını baskılanmasında oldukça etkili olduğu saptanmıştır. Uygulamaların, baklaların toplam fenolik madde miktarı ve askorbik asit içeriği üzerine anlamlı bir etkisi saptanamamıştır. Dış görünüşünün korunması ve üşüme zararının azaltılmasında SA ve MEL uygulamaları kontrol uygulamasına oranla daha etkili olmuş ve özellikle MEL uygulamalarının etkisi daha dikkat çekici olmuştur. Genel olarak incelendiğinde, SA ve MEL uygulamalarının özellikle MEL uygulamasının taze börülce baklaların muhafazasında kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Melatonin ve gamma-aminobütirik asit uygulamalarının eşme ayva çeşidinde depolama boyunca meyve kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, Eşme ayva çeşidinde derim öncesi ve sonrası melatonin (MEL), gamma-aminobütirik asit (GABA) ve MEL+GABA uygulamalarının depolama boyunca meyve kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaçla tahmini derim tarihinden 14 gün önce, ağaçlara saf su (kontrol), MEL (200 μmol L−1), GABA (5 mM) ve MEL+GABA (100 μmolL−1 + 5 mM) uygulaması yapılmıştır. Uygulama yapılan ve uygulama yapılmayan meyveler optimum derim tarihinde toplanarak laboratuvara getirilmiştir. Derim sonrası uygulamalar için 4 farklı gruba ayrılan meyveler saf su (kontrol), MEL (200 μmolL−1), GABA (5 mM) ve MEL+GABA (100 μmolL−1 + 5 mM) çözeltilerine 10 dk daldırılmıştır. Hem derim öncesi hem de derim sonrası uygulama yapılan meyveler plastik kasalara yerleştirilerek 0±1°C sıcaklık ve %90±5 oransal neme sahip normal atmosfer koşullarında 6 ay depolanmıştır. Raf ömrü çalışmaları için meyveler 20°C ve %50-60 oransal nemde 5 gün bekletilmiştir. Derim öncesi GABA uygulaması hariç tüm uygulamalar soğukta muhafazada ağırlık kaybını azaltmıştır. Yine tüm uygulamalar muhafaza sırasında solunum hızını azaltmış ve etilen üretim miktarını kısmen düşürmüştür. Uygulamaların suda çözünür kuru madde ve titre edilebilir asit miktarı üzerine anlamlı bir etkisi olmamıştır. MEL uygulamaları meyve eti kararması bakımından ön plana çıkmıştır. Üşüme zararı ve çürüme oranının azaltılmasında her iki uygulama da (MEL ve GABA) kontrole kıyasla etkili olmuştur. Soğukta muhafaza ve raf ömrü çalışmalarında dış görünüş bakımından en yüksek puanları MEL uygulamaları almıştır. Tüm uygulamalar polifenol oksidaz enzim aktivitesini kontrol grubuna göre önemli derecede baskılamıştır. Derim sonrası MEL uygulaması yapılan ayvaların normal atmosfer koşullarında (0±1°C, %90±5) 180 gün başarılı bir şekilde depolanabileceği saptanmıştır.
Melatoninin lipopolisakkarit ile indüklenmiş deneysel sepsis modelinde sıçan kardiyak fonksiyonu üzerine etkisi
Bu çalışmada antioksidan etkileri ile öne çıkan ve pleitropik bir endojen olan melatoninin sepsiste gelişen kardiyak disfonksiyona ve bir takım sepsis biyobelirteçlerine olan etkisi ve antioksidan kapasiteye katkısı incelenmiştir. Kalp fonksiyonunu değerlendirmek için Langendorff izole kalp perfüzyonu ve izole organ banyosu deney düzenekleri; biyokimyasal analizler için ELISA yöntemi kullanılmıştır. Langendorff deney düzeneğinde septik koşulların; kalbin kasılma ve gevşeme kapasitesini gösteren sol ventrikül basınç zaman eğrisinin zamana göre türevinin maksimum değerini azaltığı minimum değerini ise mutlak değerde azaltığı gösterilmiştir. Sol ventrikülün geliştirdiği basınç ve koroner akım hızı septik hayvanlarda anlamlı derecede düşmüştür. Septik hayvanlara melatonin uygulandığında bu negatif etkilerde düzelme görülmemiştir. Ancak aynı parametrelerin bazale göre değişimlerin gösterildiği grafiklerde, melatonin uygulanmış septik hayvanlarda, septik hayvanlara göre anlamlı derecede daha az oranda değişim ölçülmüştür. LPS verilmiş hayvanların kalplerinden izole edilen atriyumun isoproterenole verdiği yanıt sağlıklı dokuya göre anlamlı derecede artmıştır. İzole organ banyosundaki diğer parametrelerde anlamlı fark görülmedi. ELISA ile kalp, dalak, karaciğer ve serumdaki belirteçler tespit edildi. Septisteki majör biyobelirteçler olan IL1-β, IL-6 ve TNF-α seviyelerinde, melatonin verilmiş septik hayvan doku örneklerinde septik hayvanlara göre anlamlı derecede düşüş kaydedildi. Kardiyak disfonksiyon ile ilişkilendirilen ve sepsiste de artış gösteren IL-17 seviyesinin melatonin uygulanmış septik hayvanlarda azaldı. Melatonin sepsis ile azalan antioksidan kapasiteyi artırdı ve artan oksidan yükü ise azalttı.
Sıçanlarda sisplatin ile oluşturulan nörotoksisiteye melatoninin etkisi
Nörotoksisite sisplatinin (Cis) önemli yan etkilerden biridir. Patogenezinde oksidatif stres ve inflamasyon vardır. Melatonin (Mel) iyi bir antioksidan ve antiinflamatuar madde olduğundan bu yan etkiyi düzeltme potansiyeline sahiptir. Bu çalışmanın amacı sıçanlarda Cis'in yaptığı nörotoksisite üzerinde Mel'in etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla 48 sıçan 6 gruba bölündü. Kontrol (%0.9 NaCl), Çözücü (%5 etanol), Cis (6 mg/kg), Cis (6 mg/kg) + Çözücü, Mel (20 mg/kg), Cis (6mg/kg) + Mel (20 mg/kg). Cis tek doz, Mel 5 gün süre ile kullanıldı. İlaç protokolü sonrası T-maze, rotarod ve hot plate testleri yapıldı. Davranış testleri sonrası sakrifiye edilen sıçanların beyin dokusunda AChE, oksidatif stres ve proinflamatuar belirteçler ölçüldü. Sonuçlarda Cis ve Cis+Çözücü gruplarda kognitif fonksiyonda ve motor performansta belirgin bozukluk saptanırken Cis+Mel grupta kognitif fonksiyonda belirgin, motor performansta istatistiksel anlamlılığa ulaşmayan düzelme saptandı. AChE seviyeleri Cis verilen sıçanlarda yüksekti. Mel eklenmesi önemli bir değişiklik yapmadı. TBARS ve MAO seviyeleri Cis+Çözücü grupta kontrole göre anlamlı yüksek iken (p<0.05) Cis+Mel grupta MAO seviyelerinde anlamlı, TBARS seviyelerinde anlamlı olmayan düşme oldu. SOD ve GPx seviyeleri Cis+Çözücü grupta kontrole göre anlamlı düşüktü. Mel eklenmesi ile belirgin artış gösterdi. GR aktivitesi Cis+Çözücü grupta düşükken Cis+Mel grupta anlamlı yüksekti. TNF- seviyeleri Cis ve Cis+Çözücü gruplarda yüksek iken Mel eklenmesi ile kontrol grup seviyelerine döndü. IL-6 ve IL-1β seviyeleri 3 Cis grubunda da yüksekti. Mel ile sitokin seviyeleri değişmedi. Sonuçlar Mel'in Cis'in yaptığı nörotoksisiteyi önlemede etkili olabileceğini göstermektedir. Kesin bir sonuca ulaşmak için farklı dozlarda ve farklı sürelerde Mel kullanılarak yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.
Farklı nanopartiküler sistemler ve polimerik nanofiberler ile hazırlanan kombinasyon ürünlerinin geliştirilmesi
Bu tez çalışmasında, yara iyileşmesinde kullanılmak üzere modüler yapı gösteren, hastaya ve yaraya göre birlikte sunulabilecek kombine sistemler hazırlanmıştır. Bu amaçla, tabaka tabaka kaplama yöntemi kullanılarak melatonin yüklü çok katlı nanopartiküller, elektro-çekim yöntemi ile nanofiberler hazırlanmıştır. Hazırlanan nanofiberler fibronektinin 9'uncu ve 10'unci Tip III tekrarından oluşan FNIII9*10 rekombinant peptit dizisi ile modifiye edilerek işlevselleştirilmiştir. Çok katlı nanopartiküllerin FNIII9*10 ile işlevselleştirilen nanofiberler ile birleştirilmesi ile kombine yara bakım ürünleri hazırlanmıştır. Tabaka tabaka kaplama yöntemi ile iki farklı yöntem kullanılarak ve üç farklı çekirdek malzeme ile çalışılarak çok katlı nanopartiküller hazırlanmıştır. Bu amaçla gümüş nanopartiküller ve poli(laktik asit-ko-glikolik asit) (PLGA) nanopartiküller ile çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Melatonin'in hem çekirdeğe hem de tabakalara yüklenmesi çalışmaları ayrı ayrı denenmiştir. En yüksek melatonin enkapsülasyonu %11.44 oranı ile PLGAMEL1 kodlu nanopartiküller ile elde edilmiş ve kitozan ile kaplanmıştır. Önerilen kitozan kaplı melatonin yüklü PLGA çok katlı nanopartiküllerinin (PLGAMEL1/CHI) 0.15 partikül büyüklüğü dağılımına ve 280 nm partikül boyutu büyüklüğüne sahip küresel yapılar olduğu, fosfat tamponu içerisinde +56 mV zeta potansiyel değeri gösterdikleri tespit edilmiştir. In vitro salım çalışmaları bu sistemden melatoninin 3 saatte tamamen salındığını göstermiştir. Elektro-çekim yöntemi ile polietilenoksit (PEO), polivinil alkol (PVA) ve polikaprolakton (PCL) polimerleri ile nanofiberler elde edilmiştir. PCL nanofiberleri FNIII9*10 rekombinant peptidi ile modifiye edilerek işlevselleştirilmiştir ve protein miktar tayini çalışmaları ile %53.9 oranında peptidin PCL nanofiberlere tutunduğu tespit edilmiştir. Melatonin yüklü PCL nanofiberleri hazırlanmış ve bu formülasyon ile 5 günlük in vitro salım çalışması gerçekleştirilmiştir. 4°C, 25°C %60 nem ve 40°C %75 nem koşullarında 2 ay boyunca etkin madde miktarnda bir değişiklik gözlenmeyen melatonin yüklü PCL nanofiberlerin, melatonin yüklü PLGA nanopartiküllere göre melatonini daha yavaş saldığı tespit edilmiştir. Sonuç formülasyon olarak, FNIII9*10 peptidi ile işlevseleştirilmiş PCL nanofiberleri üzerine kitozan kaplı ve melatonin yüklü PLGA nanopartikülleri eklenerek liyofilizasyon işlemi sonucu kombine yara örtüsü elde edilmiştir. Melatonin yüklü PCL nanofiberleri ve FNIII9*10 ile işlevselleştirilmiş PCL nanofiberleri de son formülasyonlar olarak değerlendirilmiş, bu üç formülasyon ile hücre kültüründe etkinlik çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hücre kültürü çalışmaları ile MRC-5 insan akciğer fibrolastlarında melatonin'in proliferatif etki gösteren dozunun 125 µM'dan başladığı tespit edilmiştir. Buna göre 250 µM melatonin içeren formülasyonlar hazırlanarak insan deri fibroblast BJ hücre hattı ve insan immortalize keratinosit HACAT hücre hattında biyouyumluluk çalışması gerçekleştirilmiş ve önerilen formülasyonların bu hücre hatlarında herhangi sitotoksik bir etki göstermediği ve proliferasyonu kontrole göre artırdığı tespit edilmiştir. Hücrelerin nanofiberlere adezyonu floresan mikroskobu ve SEM ile alınan görüntüler ile gösterilmiştir. 2-kuyucuklu silikon insertler kullanılarak hücre kültüründe yara kapama deneyi hücre kültürü plakaları üzerinde formülasyonlarda kullanılan FNIII9*10, melatonin ve bu iki maddenin bileşiminin çözeltileri ile gerçekleştirilmiştir. 24 saatlik çalışma sonucunda sadece FNIII9*10 ve FNIII9*10 ve melatonin uygulanan hücrelerde oluşturulan yara modelinin tamamen kapandığı gözlenmiştir. Sonuç olarak, ESM'yi, hem fiziksel olarak hem de içeriğindeki maddeler ile biyokimyasal olarak taklit eden kombine yara bakım ürünleri başarılı bir şekilde hazırlanmış ve yapılan in vitro hücre kültürü çalışmaları ile etkinlikleri gösterilmiştir.
Kimyasallarla indüklenen meme kanseri oluşum mekanizmalarında olası antikanser ilaç hedeflerinin araştırılması
Meme kanseri, dünyada görülme sıklığı hızla artan ve kadınlarda kanserden ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan bir kanser türüdür. Endojen östrojenlerin ve eksojen östrojenik bileşiklerin bazılarının hem reseptör aracılığıyla hücre proliferasyonunu arttırarak, hem de metabolizmaları sonucu oluşan reaktif kinon metabolitlerinin DNA'ya bağlanmasıyla kanserin oluşum ve gelişimine katkıda bulunduğu bildirilmektedir. Endojen bir hormon olan melatoninin hormon-ilişkili meme kanserinde östrojen reseptörü aracılıklı etkileri değiştirdiği ve dokularda lokal östrojen sentezini inhibe ettiği bilinmektedir. Meme kanserinin önlenmesi ve tedavisinde destekleyici ajan olarak kullanımının diğer ilaçların etkinliğini artırdığı ve yan etkilerini azalttığı gösterilmiştir. Ancak melatoninin yarılanma ömrünün kısa oluşu ve oral biyoyararlanımının düşük oluşu ilaç olarak kullanımını kısıtladığı için bu tez çalışmasında bazı indol türevi melatonin analoglarının benzer etkinliklerinin test edilmesi düşünülmüştür. Tez çalışması kapsamında 1-etilindol, 5-metoksiindol-3-aldehit hidrazon ve 2-metilindol yapısındaki melatonin analoğu bileşiklerin kimyasallarla indüklenen meme kanserinin oluşumunda rol oynayan hedefler üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu hedefler, östrojenik bileşiklerin bağlanması ile hücre proliferasyonunu artıran östrojen reseptörü, lokal östrojen sentezini katalize eden aromataz enzimi ve östrojen ya da kimyasalları genotoksik metabolitlere dönüştüren CYP1B1 enzimidir. Türevlerin sırasıyla potansiyel östrojen reseptör antagonisti, aromataz inhibitörü ve CYP1B1 inhibitörü etkileri araştırılmıştır. Ayrıca hem insan sağlıklı meme epiteli hücre hattı (MCF-10A), hem de ER+ (MCF-7 BUS) ve üçlü negatif (MDA-MB-231) insan meme kanseri hücre hatları üzerindeki kısa ve uzun süreli sitotoksik etkileri de değerlendirilmiştir. Maddelerden bazılarının ER antagonizması, aromataz inhibisyonu veya CYP1B1 inhibisyonu yönünde etkileri olduğu, bazılarının ise birden fazla hedefte etkileri olduğu görülmüştür. Etkili bazı türevlerin sağlıklı meme hücrelerinde sitotoksisite göstermezken meme kanseri hücrelerinde sitotoksisite göstermeleri ve özellikle uzun süreli maruziyet ile hücrelerin koloni oluşumunu tamamen engellemiş olmaları ilaç adayı olabilecekleri yönünde umut vericidir. Bazılarının MCF-7 BUS hücrelerindeki sitotoksik etkilerinin MDA-MB-231 hücre hattına kıyasla daha güçlü bulunması sitotoksik etkilerinin hormon-ilişkili olabileceğini, bazılarında hücreler arasında etki farkı gözlenmemesi ise sitotoksik etkilerinin temelinde test edilen hedeflerin dışında mekanizmaların da rol oynadığını düşündürmektedir. Sonuç olarak indol türevi melatonin analoglarından bazılarının belirlenen üç farklı hedef üzerinde melatoninden daha etkili oldukları bulunmuştur. Bununla birlikte araştırılan hedefler üzerinde etkili olduğu bulunan bileşikler, etki güçleri bakımından mevcut tedavi ajanlarına alternatif olabilecek üstünlükte bulunmamıştır. Bu nedenlerle sözkonusu bileşiklerin meme kanserinin önlenmesinde kemopreventif ve/veya tedavi etkinliğini güçlendirerek yan etkileri azaltmaya aday adjuvan ajan olabilecekleri düşünülmektedir. Tez çalışmasında ortaya konan yapı-aktivite ilişkileri, var olan ilaçlardan daha güçlü yeni ilaç adaylarının geliştirilmesine olanak sağlayabilecektir. Bu tezde klinik öncesi ilaç keşif çalışmaları kapsamında yer alan hedef belirleme, etki belirleme/ölçme yöntemi seçimi ve validasyonu, orta/hızlı çıktılı tarama, moleküler modelleme ile öngörüsel veri elde etme ile in vitro etkinlik ve toksisite testlerini kapsayan bütüncül bir yaklaşım kullanılarak hit/öncü-molekül belirlenmesi amaçlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri; ER antagonizması; Aromataz inhibisyonu; CYP1B1 inhibisyonu, sentetik melatonin analogları.
Yeni sentezlenen melatonin analoglarının aromataz aktivitesi üzerine etkilerinin araştırılması
Endokrin bozucu (EB) terimi, sağlıklı organizmada veya gelecek nesillerinde advers sağlık etkilerine, endokrin fonksiyonlarda değişikliklere sebep olan ekzojen maddeleri tanımlar. EB bir kimyasal madde hormon reseptörleri ile etkileşerek agonist ya da antagonist etki gösterebileceği gibi steroid hormonların biyosentez ve metabolizma yolaklarında yer alan enzimlerle etkileşerek fizyolojik hormon düzeylerini değiştirmek yoluyla da etkisini gösterebilmektedir. Dünyada kadınlar arasında insidansının arttığı ve kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer aldığı belirlenen meme kanserinin tedavisinde de bu yaklaşımlardan faydalanılmaktadır. Meme dokusunda yüksek oranda bulunan aromataz enziminin inhibe edilerek östrojenin özellikle postmenopozal dönemde lokal üretiminin engellenmesi hormon bağımlı (östrojen reseptör pozitif; ER+) meme kanserinin tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda yapılan deneysel çalışmalarda indol yapılı bir hormon olan melatoninin aromataz enzimini inhibe ettiği ve ER (+) meme kanseri hücrelerinin proliferasyonunu engellediği saptanmıştır. Bu tez kapsamında yeni sentezlenen indol türevi melatonin analoglarının aromataz aktivitesi üzerine etkileri iki farklı yöntem ile araştırılmıştır. Bunlardan ilki doğrudan aktivite ölçümü olup floresans substrat ve rekombinant insan enziminin kullanıldığı, enzim aktivitesinin spektroflorimetrik olarak ölçülmesine dayanan in vitro bir hızlı tarama testidir. İkinci yöntem ise insan meme kanseri hücresi olan MCF-7 BUS hücrelerinin östrojensiz ortamda testosteron varlığında proliferasyonu değerlendirilerek enzim aktivitesinin dolaylı olarak ölçülmesi esasına dayanmaktadır. Öncelikle her iki yöntemin duyarlılığı ve ölçüm başarısı bilinen aromataz inhibitörleri kullanılarak değerlendirilmiş, yöntemlerin laboratuvarımızda kısmi validasyonları yapılmıştır. Ardından yeni sentezlenen melatonin analoglarının olası aromataz inhibitör etkinliği hızlı tarama testi ile araştırılmıştır. Bulgular in silico yöntemi ile enzime bağlanmanın özellikleri ortaya konmuştur. Hızlı tarama testi ile aromataz etkileri belirlenen maddelerin (hit) olası etkileri hücre temelli in vitro test ile de araştırılmıştır. Bulgularımız hücre içermeyen ve hücre temelli her iki yöntemin de aromataz inhibisyonunu değerlendirmede başarılı olduğunu ancak aktivitenin dolaylı ölçümünde testi etkileyen birden fazla faktörün bulunduğunu, bunların da değerlendirilmesi ile sağlıklı yorum yapılabileceğini göstermiştir. Tüm bulgular değerlendirildiğinde yeni sentezlenen analoglar arasından aromataz inhibitörü olduğu belirlenenler yeni etkin madde olarak önerilebileceği için ilaç keşif çalışmalarında erken dönem toksisite göstergesi olarak kullanılan sitotoksik etkileri de araştırılmıştır. İnsan meme kanseri hücreleri (MCF-7 BUS) ve sağlıklı over hücrelerinde (Çin hamster over-CHO-K1) canlılık üzerine etkileri araştırılan tüm analoglar arasından 2-Metil-1-H-indol-3-karboksialdehit (3-klorofenil) hidrazon (M5) ve 2-Metil-1-H-indol-3-karboksialdehit (4-klorofenil) hidrazon (M6)'un sağlıklı hücrelerde sitotoksik etki göstermeksizin aromataz enzim inhibitörü etkileri olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak bu bileşiklerin, özellikle postmenopozal dönemdeki kadınlarda, ER (+) insan meme kanseri hücrelerinin gelişim ve çoğalmasını önlemek suretiyle yeni etkin madde adayı olabilecekleri düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Endokrin bozucular; Aromataz enzimi; ER (+); Meme kanseri; Aromataz inhibitörü, Melatonin
Yardımlı üreme teknikleri ile elde edilen bos taurus embriyoları üzerine, yavaş dondurma ve melatoninin etkilerinin histolojik yöntemler ile incelenmesi
Büyükbaş hayvancılıkta yardımlı üreme teknikleri (YÜT) in vitro'da embriyo üretimiyle, yüksek verim kabiliyetine sahip hayvan ırklarının devamlılığı sağlanabilmektedir. Mezbaha kaynaklı oositlerin YÜT kullanılarak, değişik hayvan türlerinde farklı kriyoprezervasyon yöntemleri ile yapılan çalışmalarda, embriyoların uzun süreler saklanabilmesi ve yüksek bir fertilite oranı hedeflenmektedir. Ancak kriyoprotektanlara maruz kalma süreleri ve onların toksisite düzeylerindeki farklılıkları sebebiyle, embriyo yapılarında, donma-çözme sırasında oluşabilen buz kristallerine bağlı olarak embriyoların zona pellucida'sında kırılma, hücre membranları ve iskeletinde hasar meydana gelebilmektedir. Hasarları az miktarlara çekebilmek adına bu çalışmada YÜT ile elde edilen Bos taurus embriyoları üzerine, yavaş dondurma sonrası melatoninin etkileri histolojik yöntemlerle incelenmiştir. Mezbahadan elde edilen Holstein (Bos taurus) cinsi 4-8 yaş aralığındaki sağlıklı sığırlardan alınmış overlerden folikül aspirasyon yöntemi ile elde edilmiş olan oositler in vitro maturasyon işlemine alınmıştır. Ticari olarak satın alınmış olan dondurulmuş boğa spermleri ile IVF (İn vitro Fertilizasyon) işlemi uygulanan oositler, melatonin katkısı ve slow freezing işleminin ardından, -196 °C'deki sıvı azot içinde 1 gün süreyle saklanmıştır. Kriyoprezervasyonun olası etkilerini histolojik yöntemler ile incelenmek amacıyla 1 gün sonra çözdürülen embriyolar, histolojik takip prosedürlerinden sonra lipit tespiti amacıyla Azur II-Metilen Blue-Basic Fuksin Boyama, nükleus ve organel dağılımlarının gözlenmesi amacıyla da Toluidine Blue boyanarak ışık mikroskop altında incelenmiştir. Embriyo canlılığı ve total hücre sayımı tespitleri de ek olarak hoescht boyaması yapılarak floresan mikroskop ile incelenmiştir. Kontrol grubu embriyolarının sınırları belirgin, Benzer büyüklüklerde blastomer yapıları içerdiği, blastomerler arasında geniş subzonal alanların varlığı, blastomerleri çevreleyen zona pellucida sınırlarının belirgin olduğu ve fragmantasyon içermedikleri saptanmıştır. Slow freezing grubu embriyolarda; blastomer sınırlarında düzensizleşme, fragmantasyon benzeri oluşumlar ve/veya dejenerasyonlar gözlenmiştir. Slow freezing grubuna ait embriyolarda sitoplazma içinde yer yer vakuoalizasyonlar, interblastomer ve subzonal aralıklarda hücresel atıklar belirlenmiş ve blastomer yapıları içerisinde dağınık şekilde yer alan farklı büyüklük ve sayıda lipit damlacıkları görülmüştür. Melatonin uygulaması yapılmış ve yapılmamış gruplar kıyaslanarak; embriyolarda yarıklanma ve slow freezing sonrası blastosiste gitme oranları incelenmiş ve sayısal verilerle gösterilmiştir. Floresan mikroskop ile canlılık oranları saptanmıştır. IVF ve slow freezing işlemi sırasında ortaya çıkan ROS (Reaktif Oksijen Türleri)'un lipit ve proteinlerde meydana getirdikleri hasara bağlı olarak zar geçirgenliği geri dönüşümsüz olarak bozulmasının azaltılması için kültür ortamına uygun doz ve miktarda antioksidan melatonin eklenmesinin embriyo gelişimi açısından yararlı olabileceği düşünülmüştür. Daha fazla veri üretmek ve daha da güvenilir sonuçlar elde etmek için daha fazla araştırmalar gerekmektedir.
Possibilities for improving the quality of sheep embryos produced in vitro
The main hypothesis of this Ph.D. thesis suggests overcoming the shortcomings of in vitro embryo production in sheep, and six experiments were performed on this basis. The first experiment dealt with the impact of transport media on ovarian tissues in addition to the effect of temperature and the medium of ovarian transport on the development of embryos. The histomorphology of the ovary showed that in AUZ1, the follicles were better maintained, and a temperature of 2 to 4 °C significantly increased embryonic development rates. The second experiment aimed to design new strategies of capacitation by starving a ram's sperm and estimating its quality effects. The sperm were hyperactive and showed a significant increase in the ability to fertilize oocytes in the sperm starvation protocol. The third experiment investigated the effectiveness of antioxidants in the appropriate capacitation of the sperm and fertilization media. Sperms treated with melatonin demonstrated hyperactivity, and the fertilization rate was significantly increased. The fourth experiment aimed to estimate the extent to which the development of embryos is affected by shortening the time of In Vitro Fertilization (IVF) and showed that exposing gametes to IVF for 6 h results in a higher fertilization rate and an improvement in the quality of embryo development. The fifth experiment, which compared the traditional and SAGE media, showed that SAGE significantly affected embryonic development. Ultimately, the sixth experiment examined the extent to which embryonic development was affected by the breed from which the oocytes were taken and did not find any significant difference between breeds. In general, our findings highlight several crucial aspects of obtaining high-quality embryos and high embryonic development rates.
Sıçanlarda melatonin uygulamasının dalak histolojisinde yaşa bağlı etkileri
Bu çalışmada, genç ve yaşlı sıçanların dalak dokularına melatoninin etkisi incelenmiştir. Dalak dokularının kesitleri, Hematoksilen-Eozin (H&E), Periyodik asit-Schiff (PAS) ve gümüşleme (retikülin) boyaları ile boyanarak ışık mikroskobunda analiz edilmiştir. Yaşa bağlı olarak dalak dokusundaki histolojik değişimler değerlendirilmiştir. Genç sıçanlarda dalak yapısının doku bütünlüğünün korunduğu gözlenmiştir. Yaşlı sıçanlarda ise dalak dokusunun parankimasını ve stromasını oluşturan yapısal elemanlarda bazı dejenerasyonlar tespit edilmiştir. Yaşlı sıçanların beyaz pulpasında atrofiye giden lenf folikülleri gözlenmiştir. Kırmızı pulpada, hemosiderin pigment artışı ve bazı venöz sinüslerin lümeninde içi boş yuvarlak yapılı, hasarlanmış eritrosit kümeleri dikkati çekmiştir. Gerek beyaz pulpa gerekse kırmızı pulpadaki lenfosit hücre popülasyonunda azalma olduğu gözlenmiştir. Dalak kırmızı pulpası ve beyaz pulpasını ayıran marjinal bölge yaşlı sıçanlarda tam olarak izlenememiştir. Dalak stromasını oluşturan yoğun retiküler fibril ağının iyi organize olamadığı tespit edilmiştir. Melatonin uygulanan yaşlı sıçan gruplarında ise beyaz pulpa oranının arttığı, kırmızı pulpada hemosiderin pigmentlerinin yoğunluğunun azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca melatoninin hem beyaz pulpada hem de kırmızı pulpadaki hücre popülasyonunu arttırdığı da gözlenmiştir. Dalak stromasını oluşturan retiküler lif ağının bütünlüğünün korunduğu ve sinüslerin çevresindeki lif desteğinin sağlandığı görülmüştür. Yapılan histolojik ve histomorfometrik analizlerin sonuçlarına göre melatonin uygulamasının dalak dokusunda yaşlanma sürecine bağlı olarak oluşan doku hasarlanmasını kısmen iyileştirdiği ifade edilebilir.
Hipopitüiter, obez ve sağlıklı bireylerde oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeylerinin karşılaştırılması
Hipopitütiter (HP) hastalarda obezite, insülin direnci ve dislipidemi insidansı artmıştır. Ancak artan bu metabolik problemlerin kesin nedeni belirsizdir. Bu çalışmada obezite patogenezinden yola çıkarak serum oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyleri ile hipopitüitarizm arasındaki klinik ve metabolik ilişkiyi inceledik. Aynı zamanda HP hastalarda santral diyabetes insipidus (SDI) varlığının obezite, insülin direnci ve dislipidemi üzerine etkilerini aydınlatmayı amaçladık. Çalışmaya 18-75 yaş arasında, 30 santral diabetes insipidusu olmayan hipopitüiter hasta (HP-SDI), 30 santral diyabetes insipidusu olan hipopiütier hasta (HP+SDI), 30 obez hasta, 30 sağlıklı gönüllüyle beraber 120 katılımcı dahil edildi. Katılımcılardan bir gecelik açlık sonrası sabah açlık kan şekeri, insülin, düşük yoğunluklu lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein, trigliserit, total kolesterol, oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyleri için venöz kan örnekleri alındı. Serum oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyleri elisa yöntemiyle değerlendirildi. Vücut kitle indeksi hesaplandı ve vücut kompozisyonunu belirlemek için bioelektrik impedans analizi kullanıldı. Sonuçta SDI varlığından bağımsız olarak HP hastalarda kontrol grubundan daha yüksek vücut kitle indeksi ve vücut yağ oranları saptandı (p<0,05). HP+SDI hastalarda HP-SDI hastalara ve kontrol grubuna göre daha fazla insülin direnci bulundu (p<0,05). Serum oksitosin düzeyi, HP hastalarda obezlerden ve kontrol grubundan daha düşük saptandı (p<0,05). Serum leptin düzeyi, obezlerde yüksek bulunurken (p<0,05); diğer gruplarda anlamlı farklılık bulunmadı. Serum vaspin düzeyi, obezlerde en düşükken (p<0,05); HP hastalarda ise kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Serum melatonin düzeyi, HP+SDI grupta ve obezlerde kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük saptanırken (p<0,05), bu iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı. HP+SDI grupta, serum oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyi ile insülin direnci ve alanin aminotransferaz değeri arasında anlamlı negatif korelasyon saptandı (p<0,05). HP-SDI grupta, serum leptin ve vaspin düzeyi ile vücut yağ oranları arasında anlamlı negatif korelasyon saptanırken (p<0,05), melatonin ve oksitosin x düzeyi ile antropometrik ve metabolik parametreler arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. Lojistik regresyon analizine göre, SDI varlığı insülin direncinde artışa neden olan bağımsız bir değişkendir. HP hastalarda serum oksitosin ve vaspin düzeylerinin düşük olduğu, serum leptin ve melatonin düzeylerinde bir değişiklik olmadığı sonucuna vardık. SDI'ta serum oksitosin, leptin ve vaspin düzeylerinin değişmediğini; serum melatonin düzeyinin daha düşük olduğunu bulduk. Ayrıca, SDI insülin direncini arttıcı bir risk faktörüdür. Aynı zamanda SDI'ta insülin direnci ve serum melatoninin arasında negatif korelasyon olması, insülin direncinin melatonin üzerinden ilerleyebileceğini düşündürmektedir.
Keçi sütlerinde ısıl işlem uygulamasının süt melatonin ve vitamin c düzeylerine etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu projede keçi sütünde pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve geleneksel olarak evlerde uygulanan kaynatma işleminin (100 oC'de 5 dakika) süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışmada özel bir keçi çiftliğinden, nisan ayında temin edilen 20 adet sağlıklı keçinin (10 Halep, 10 Kilis keçisi) sütü materyal olarak kullanıldı. Sütler, sabah meradan dönen (10:30-11:00 arasında) keçilerden rutin süt sağımı sırasında temin edildi. Her bir süt örneği, çiğ süt, pastörizasyon işlemi (72 oC'de 15 saniye) ve kaynatma işlemi (100 oC'de 5 dakika) uygulanan olmak üzere 3'e bölündü. Çiğ, pastörize ve kaynatılmış sütlerde melatonin düzeyleri ticari ELİSA kiti ile, vitamin C ve total protein düzeyleri manuel spekrotofotometrik yöntemlerle belirlendi. Bulgular: Kaynatma işlemi uygulanan süt örneklerinde melatonin düzeyleri (4,20±0,39 pg/ml), çiğ süt (3,19 ± 0,25 pg/ml) ve pastörizayon işlemi (3,42 ± 0,24 pg/ml) uygulanan örneklere kıyasla yükseldi (p <0,05). Vitamin C düzeyleri pastörizasyon uygulanan grupta (2,99±0,16 mg/100 ml), çiğ süt grubuna (3,18±0,24 mg/100 ml) göre önemli bir farklılık göstermedi (p >0,05). Kaynatma sonrasında elde edilen vitamin C düzeyleri ise (2,03 ± 0,12 mg/100 ml), hem çiğ süt hem de pastörize süt vitamin C düzeylerinden düşük (p <0,001) olarak saptandı. Total protein düzeyleri değerlendirildiğinde, Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri açısından ısıl işlem uygulanan gruplar arasında bir farklılık yok iken Lowry yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri, kaynatma uygulanan grupta, diğer gruplara göre önemli düzeyde düştü (p <0,001). Çiğ süt ve pastörize sütteki total protein düzeyleri Bradford yöntemi ve Lowry yöntemi ile belirlenen düzeyler açısından birbiri ile yakın bulundu. Diğer yandan kaynatma uygulanan sütlerde Bradford yöntemi ile belirlenen total protein düzeyleri (2,26 ± 0,13 g/dl), Lowry medodu ile belirlenen total protein düzeylerinden (1,92 ± 0,09 g/dl) yüksek olarak belirlendi (p<0,05). Pastörizasyon (r=-0,114, p<0,05) ve kaynatma (r=-0,572, p <0,01) uygulanan sütlerde melatonin ve vitamin C düzeyleri arasında önemli ancak zayıf negatif korelasyonlar belirlendi. Çiğ süt (r=0,723, p <0,01), pastörizasyon (r=0,838, p <0,01) ve kaynatma (r=0,449, p <0,05) uygulanan süt örneklerinde Bradford ve Lowry yöntemleri ile belirlenen total protein düzeyleri arasında pozitif korelasyonlar belirlendi. Sonuç: Keçi sütüne uygulanan pastörizasyon işleminin, süt melatonin, vitamin C ve total protein düzeylerini değiştirmediği, kaynatma uygulamasının ise vitamin C ve total protein düzeylerinin düşmesine neden olduğu belirlendi. Keçi sütünün biyoyararlanımında pastörizasyon işleminin, geleneksel kaynatma işlemine göre daha üstün olduğu düşünüldü. Sütlerde ELİSA metodu ile melatonin analizi yapılmadan önce, melatoninin sütte bağlı bulunduğu proteinden ayrıştırılması amacıyla, sütün, bir ön işlemden geçirilmesinin, sonuçların daha doğru olarak tespit edilmesinde faydalı olabileceği öngörüldü.
Melatoninin ratlarda deneysel olarak oluşturulan travmatik sekonder beyin hasarındaki apoptozis sürecine etkisinin araştırılması
Amaç: Çalışmamızda deneysel olarak fokal kafa travması oluşturulan ratlarda apoptoz göstergeçlerinin zamansal ve mekansal dağılımlarını inceledik. Ayrıca ratlara bir antioksidan olan melatonin vererek apoptozis göstergeçlerindeki düşüşü ve dolaylı olarak oksidatif stressin postravmatik apoptozise yani sekonder hasara katkısını araştırdık.Materyal ve Metod: Çalışmada ağırlıkları 200-250 gr. arasında değişen 80 adet wistar albino cinsi dişi rat kullanıldı. Ratları kontrol, travma, travma+melatonin ve travma+plasebo olmak üzere dört ana gruba ayırdık. Sonra bu ratları 12, 24, 72, 120 ve 168. saatlerde dekapite etmek üzere beşer alt gruba dağıttık. Deneysel olarak fokal kafa travması oluşturulan ratlarda apoptoz göstergeçleri olarak kabul edilen K3, K8 ve MMP-9'un zamansal ve mekansal dağılımlarını inceledik.Bulgular: Çalışmamızda birçok fizyopatolojik süreçte olduğu gibi posttravmatik sekonder beyin hasarında da oksidatif stres ve apoptozis birlikteliğini gördük. Oksidatif stressin kaspaza bağlı yolakların dışında MMP-9 yolağını da indükleyerek apoptozise katkıda bulunduğunu, ancak bu göstergeçlere karşı immünoreaktivitelerin sadece travma oluşturulan hemisferle sınırlı kaldığını, karşı hemisferi etkilemediğini gözlemledik. Travma oluşturulan hemisferdeki immüoreaksiyonun, dolayısıyla apoptozisin 24 saatte zirveye ulaştığını, bu yüksekliğin 72 saatten sonra hızla düşmeye başladığını tespit ettik. Posttravmatik oksidatif stresi dolayısıyla apoptozisi azaltmak için melatonin verilen ratlarda apoptozis göstergeçlerinin anlamlı derecede (P< 0.05 ) azaldığını gözlemledik.Sonuç: Bulgularımıza dayanarak melatoninin travma sonrası oksidatif stresse bağlı olarak gelişen apoptozisi dolayısıyla postravmatik sekonder hasarı önleyici bir tedavi için en uygun adaylardan biri olabileceğini, ancak bunun için tek başına veya diğer anti-apoptotik ajanlarla birlikte kombine edilerek kullanıldığı daha ileri çalışmalar gerektiğini söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Kafa travması, oksidatif stres, apoptozis, melatonin kaspaz, matrix mettalloprotein
Wıstar albıno sıçanlarda streptozotocın ile oluşturulan diyabetik nefropatinin tedavisinde melatonin, quercetın ve resveratrol'ün etkilerinin araştırılması
Böbrek hasarının patogenezinde, oksijen radikallerinin rol aldıkları bilinmektedir. Diyabet'in reaktif oksijen ürünlerinin (ROS) oluşumunu hızlandırdığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda streptozotocin (STZ) ile oluşturulan diyabetin neden olduğu böbrek hasarının giderilmesinde antioksidan özellikleri bilinen melatonin, quercetin ve resveratrol'ün etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemektir.Bu çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Laboratuvarından temin edilen toplam 47 adet, 300-360 gram, erkek Wistar albino cinsi sıçanlar kullanıldı. Denekler rastgele seçilerek 5 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=7): Kontrol, Grup 2 (n=10): Diyabet (STZ 45 mg/kg/tek doz/ip), Grup 3 (n=10): Diyabet + Melatonin (10 mg/kg/30 gün/ip), Grup 4 (n=10): Diyabet + Quercetin (25 mg/kg/30 gün/ip), Grup 5 (n=10): Diyabet + Resveratrol (10 mg/kg/30 gün/ip). Sıçanların deney başında, ortasında ve sonunda açlık kan glukoz değerleri ile vücut ağırlıkları ölçüldü. 30 günlük deney sonunda ketamin anestezisi altında sıçanlar sakrifiye edildi. Pankreas ve böbrek dokuları çıkartıldı. Sol böbrekler ve pankreas histolojik, sağ böbrekler biyokimyasal değerlendirmede kullanıldı. Doku örnekleri %10'luk nötral formalinde fikse edildikten sonra parafine gömüldü. 5 ?m kalınlığında alınan kesitlere Hematoksilen-Eozin, Periyodik Asid Schiff, Toluidin mavisi boyama metodları ile TGF-ß1 immün boyaması uygulandı ve Leica DFC 280 ışık mikroskobunda değerlendirildi.Diyabet grubunda, kontrol grubuna göre açlık kan glikoz seviyelerinde artış ile vücut ağırlıklarında azalma saptandı. Böbrek tubullerinde ve glomerüllerinde histopatolojik değişiklikler gözlendi. Tubullerde epitelyal dökülme, hücre şişmesi, intrasitoplazmik vakuolizasyon, mikrovillus kaybı ve peritubuler infiltrasyon tespit edildi. Glomerüllerde kapiller bazal membran kalınlaşması ve sklerotik değişiklikler izlendi. Bu grupta TGF-ß1 boyanan hücreler belirgindi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda kontrol grubuna göre MDA seviyesi artmış, SOD ve CAT aktiviteleri azalmıştı. Diyabetik sıçanlara melatonin, quercetin ve resveratrol verilmesi böbrek hasarını önemli derecede azalttı. Bu gruplardaki açlık kan glikoz düzeyleri diyabet grubuna göre belirgin olarak azalmıştı. Tubuler ve glomerüler değişiklikler diyabet grubuna göre anlamlı derecede hafifledi. Ayrıca biyokimyasal analizlerde, diyabet grubuna göre MDA seviyesinde azalma gözlenirken, SOD ve CAT aktivitelerinde belirgin bir artış saptandı.Bu çalışmada, sıçanlarda diyabetin neden olduğu böbrek hasarında oksidatif stresin rol oynadığı, diğer yandan melatonin, quercetin ve resveratrol uygulamalarının oksidatif stresi azaltmada etkili olduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak, uyguladığımız tüm tedavi edici ajanların diyabete bağlı olarak ortaya çıkan böbrek hasarının giderilmesinde, antioksidan savunma sistemini destekleyerek yararlı olduğu düşüncesindeyiz.
Karbon tetraklorür ile oluşturulan akut ve kronik karaciğer hasarına karşı resveratrol ve melatoninin etkileri
Bu çalışmada sıçanlarda karbontetraklorür ile oluşturulan akut ve kronik karaciğer hasarı üzerine resveratrol ve melatonin'in etkilerinin, histolojik ve biyokimyasal yöntemlerle araştırılması amaçlandı.Karbon tetrakorür deneysel olarak nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı modeli oluşturmada yaygın olarak kullanılan bir ksenobiyotiktir. Karaciğerde serbest radikallerin üretimini arttırarak, antioksidan enzimlerin aktivitelerini azaltarak ve hücre ve organellerin membranlarında lipid peroksidasyonu oluşturarak hasara neden olur.Vücutta başlıca epifiz bezinde sentezlenip salgılanan melatonin, endokrin ve sirkadyen ritmin düzenlenmesi ve bağışıklık fonksiyonlarının uyarılması gibi çeşitli fizyolojik süreçlerde önemli rol oynar. Ayrıca, melatonin iyi bilinen bir antioksidan ve serbest radikal süpürücüdür.Resveratrol başlıca üzüm kabuğu ve çekirdeği olmak üzere, kiraz, yerfıstığı, dut gibi bitkilerde bulunan bir polifenolik bileşiktir. Resveratrolün sitoprotektif, antioksidan ve antiinflamatuvar etkileri olduğu bilinmektedir. Bunun dışında makrofaj ve adhezyon moleküllerinin inhibisyonunu sağladığı, endotel hücrelerinde nitrik oksid üretimini uyararak kan damarlarında vasodilatör etkiye sahip olduğu gösterilmiştir.Bu çalışmada toplam 80 adet erkek Wistar albino sıçan (150-180 g) kullanıldı. Sıçanlar on gruba ayrıldı (n=8).1. grup: Serum fizyolojik (SF), 0.5 ml2. grup: Zeytinyağı, 0.5 ml3. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg/ gün (1/1 oranında),4. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Resveratrol 10 mg/kg5. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Melatonin 20 mg/kg6. grup: Serum fizyolojik (SF), 0.5 ml7. grup: Zeytinyağı, 0.5 ml8. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg (1/1 oranında),9. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Resveratrol 10 mg/kg10. grup: Zeytinyağı-CCl4, 1 ml/kg + Melatonin 20 mg/kgİlk beş gruptaki (1-5. gruplar) uygulamalar 4 gün, Son 5 gruptaki (6-10. gruplar) uygulamalar 20 gün süreyle günde bir kez intraperitoneal olarak yapıldı. 1-5. gruplardaki sıçanlar 5. gün, 6-10. gruplardaki sıçanlar 20. gün servikal dislokasyonla sakrifiye edilip intrakardiyak kan alındıktan sonra karaciğerden ışık mikroskobik, elektron mikroskobik ve biyokimyasal incelemeler için doku örnekleri alındı.Akut ve kronik karbontetraklorür gruplarındaki sıçanların karaciğer kesitlerinde hepatositlerde belirgin vakuolizasyon, apoptotik cisimcikler, intrasellüler ödem, mitokondri ve granüler endoplazmik retikulum hasarı saptandı. Ayrıca inflamatuvar hücre infiltrasyonu, nekroz ve fibrozi görüldü.Resveratrol ve melatonin gruplarında karbonteraklorürün oluşturduğu karaciğer hasarı bulgularında belirgin azalma olduğu tespit edildi.Akut ve kronik nonalkolik karaciğer yağlanması ve hasarı üzerine melatonin ve resveratrolün yararlı etkilerinin olduğu düşüncesindeyiz.
Gebelik ve laktasyon döneminde nikotine maruz kalan wistar albino sıçanların yavrularının akciğerlerinde meydana gelen değişiklikler ve bu değişiklikler üzerine melatoninin etkileri
Bu çalışmanın amacı, gebelik ve laktasyon dönemlerinde nikotine maruz kalan sıçanların yavrularının akciğerlerinde meydana gelen histolojik ve biyokimyasal değişikliklerin saptanması ve bu değişiklikler üzerine, gebelik ve laktasyon süresince uygulanan melatoninin koruyucu etkilerinin araştırılmasıdır.Çalışmada, İnönü Üniversitesi Deney Hayvanları Üretim ve Araştırma Merkezi'nden temin edilen, 22 adet Wistar albino dişi sıçan ve 12 adet erkek sıçan kullanıldı. Dişi sıçanlar, erkek sıçanlar ile çiftleştirildi ve vajinal smearda spermin gözlendiği tarih embriyonik 0. gün olarak kabul edildi. Gebe sıçanlar rastgele 1. grup: Kontrol, 2. grup: Serum Fizyolojik (SF), 3. Grup: Etil Alkol (EA), 4. grup: Melatonin (MEL), 5. grup: Nikotin (NT), 6. grup: NT + MEL olarak 6 gruba ayrıldı.. Doğan yavrular, her grupta 10 sıçan olacak şekilde düzenlendi. Deney sonunda yavru sıçanların (22 günlük) vücut ağırlıkları ölçüldü. Ardından ketamin ve ksilazin (5 mg/kg-50 mg/kg) anestezisi altında sakrifiye edildiler. Sıçanların akciğerleri alınarak, ağırlıkları tartıldı. Akciğerin belirli bir kısmı histolojik inceleme için, diğer kısmı biyokimyasal analizler için kullanıldı.NT grubunda yavru sıçanların vücut ve akciğer ağırlıkları, kontrol ve sham (SF, EA ve MEL) grupları ile benzer bulundu. Histolojik incelemelerde, NT grubuna ait akciğerlerde, genel olarak alveol gelişiminin yetersiz olduğu ve oluşan alveollerin ise yer yer birleşerek geniş hava boşlukları oluşturduğu izlendi. Bu grupta, alveoler makrofaj ve mast hücre sayısının kontrol ve sham grupları ile karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı derecede artmış olduğu saptandı (P<0.0001). Biyokimyasal analizlerde, NT grubunda MDA (malondialdehit) seviyesinin kontrol ve sham gruplarına göre önemli şekilde yükselmiş olduğu gözlendi (P<0.0001). Diğer yandan MEL uygulamasının, NT'nin neden olduğu histolojik ve biyokimyasal hasarı düzelttiği izlendi. Septasyon ve buna bağlı olarak alveol gelişimindeki artış NT + MEL grubunda belirgindi. Bu grupta alveol sayısının NT grubuna göre anlamlı derecede artmış olduğu saptandı (P<0.0001). Bununla beraber NT maruziyetine bağlı olarak yükselmiş olan alveoler makrofaj ve mast hücre sayısının MEL tedavisi ile belirgin şekilde azalmış olduğu gözlendi (P<0.0001). Ayrıca biyokimyasal analizlerde MEL'in MDA seviyesini önemli şekilde düşürdüğü tespit edildi (P<0.0001).Sonuç olarak bu çalışma, gebelik ve laktasyon boyunca maternal NT maruziyetinin, yavruların akciğer gelişimi üzerinde önemli yapısal değişikliklere neden olduğunu, antioksidan özelliği bilinen MEL'in de NT' nin neden olduğu akciğer hasarını hafiflettiğini göstermektedir.
Rat beyninde yüksek doz radyasyonla oluşan akut hasara karşı melatonin ve diklofenak'ın koruyucu etkisi
Bu çalışmayla yüksek doz radyasyonun beyinde oluşturduğu oksidatif stres ve akut inflamasyonu melatonin ve diklofenak ile engellemeyi amaçladık. Çalışmaya 40 adet Wistar-Albino cinsi erişkin (180-220 gr) erkek rat dahil edildi. Kontrol (K) grubuna herhangi bir uygulama yapılmadı. Radyasyon (R) grubuna 70 Gy tüm vücut radyasyon verildi. Melatonin+Radyasyon (M) grubuna radyasyon uygulamasından önce 5 gün boyunca 100 mg/kg ip. Melatonin uygulandı. Diklofenak+Radyasyon (D) grubuna radyasyon öncesi 8 mg/kg Diklofenak oral verildi. Melatonin+Diklofenak+Radyasyon (MD) grubuna radyasyon öncesi 100 mg/kg ip. Melatonin ve 8 mg/kg Diklofenak oral verildi. Radyasyon uygulamasından 48 saat sonra doku ve kan örnekleri alınarak analizlerde kullanıldı. Alınan beyin dokularından hazırlanan homojenatlarda GSH, GSH-Px, GSH-R, Trx, Trx-R ve TBARS analizleri çalışıldı. Serumlarda ise CRP çalışıldı. Ayrıca beyin dokuları histopatolojik olarak ta incelendi. GSH, Trx, Trx-R ve CRP sonuçları istatistiksel olarak anlamlı değildi. TBARS, radyasyon grubunda diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) yüksek bulundu. Melatoninin radyasyona bağlı TBARS yüksekliğini düzelttiği görüldü. GSH-Px ve GSH-R düzeyleri melatonin grubunda istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) yüksek bulundu. Sonuç olarak; melatonin akut yüksek doz radyasyonun beyinde oluşturduğu oksidatif hasarı azaltmaktadır. Diklofenak ta melatonin gibi antioksidan aktivite göstermiştir. Histopatolojik sonuçlara göre diklofenağın beyinde radyasyonla oluşan inflamasyonu baskıladığı ancak bunun biyokimyasal parametrelerden CRP ile korele olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Melatonin, Diklofenak, Radyasyon, Oksidatif stres
The roles of phosphoinositide-3 kinases/akt phosphorylation in the neuroprotective effects of melatonin on neuronal survival In-vitro and In-vivo
Melatonin is a well-known circadian rhythm regulatory molecule found to be conserved from lower to higher organisms. Melatonin possesses several functions mainly in the biological mechanisms of aging, antioxidant scavenging and cellular survival. Depending on the background of this study, specifically, the attention was drawn into the neuro-survival abilities of melatonin. In our previous studies, we have observed that melatonin increases the phosphorylation of Akt. However, the significance of increased Akt phosphorylation was not known. In the present study, the role of Phosphoinositide-3 kinase (PI-3K) /Akt signalling pathway in the neuro-protective effects of melatonin was tested on primary cortical neuron culture, as in vitro model, and mice cerebral ischemia in vivo model through the use of Wortmannin as a PI-3K/Akt pathway inhibitor. Primary cortical neuron culture was arrived from new born (DIV 1-3) Balb/c mice and the hypoxia-OGD experiment was applied on day 7 of culturing. Melatonin and Wortmannin treatments were introduced during hypoxia-OGD and reperfusion. 30 mins of Middle Cerebral Artery Occlusion (MCAO) was applied on adult male C57BL mice for the in vivo experiment model. Wortmannin was administered before MCAO and melatonin was injected after 30 mins of MCAO. The cell survival counting analysis was performed from the pictures taken with confocal microscopy (20X, DAPI). Neuronal survival analysis and DNA Fragmentation analyses were found by applying Cresyl violet staining and TUNEL assay on cross sectioned in vivo experimental group mice brains, respectively. The results of this study indicate that specifically in the melatonin group of in vitro experiments the axonal extensions was protected after cortical cells were exposed to the hypoxic and OGD conditions. Similarly, melatonin significantly increased neuronal survival with the percentage of 94.1 % in vivo. In this study, we provide evidence that melatonin increases neuronal survival from hypoxic cell death both in vivo and in vitro. We further reveal that the inhibition of Akt phosphorylation reverses the neuro-protective effect of melatonin.
The effects of melatonin and memantine on brain injury after stroke
Melatonin and memantine are clinically used agents that have neuroprotectiveeffects against ischemic injury via antioxidative mechanisms and preventing excitotoxicity,respectively. In this study, a combination therapy including both melatonin and memantinewas used upon 90 minutes of transient focal cerebral ischemia and 24 hours reperfusion inmice. Twenty-four hours after cerebral ischemia, neurological deficit, infarct volume andbrain swelling were evaluated. Melatonin, memantine and melatonin/memantinecombination reduced the infarct volume significantly compared to vehicle treated controlgroup. In addition, melatonin and melatonin/memantine combination treatments decreasedbrain swelling upon ischemia significantly. Neurological deficit scores were significantlylower than the control group only in melatonin treated group. These results indicate thatmelatonin/memantine combination is a relevant and useful treatment option against stroke.
Ooferektomize rat endometriyozis modelinde melatonin doz ve süre çalışması
AMAÇFarklı dozlardaki melatonin tedavilerinin ooferektomize rat endometriyozis modelinde oluşturulan endometriyotik odaklar üzerinde regresyon yapıcı etkisinin gösterilmesi; antioksidan bir enzim olan süperoksit dismutaz (SOD), anjiogenez faktörü olan vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ve lipid peroksidasyonunun atık ürünü olan malondialdehit (MDA) seviyelerine olan etkisinin araştırılması.PLANProspektif, randomize, kontrollü deneysel çalışmaBİRİMYeditepe Üniversitesi Deneysel Tanı ve Araştırma Merkezi (YÜDETAM)HAYVANLAR33 adet, dişi, gebe olmayan, nulligravid, Spraque-Dawley albino ratGİRİŞİMLEROoferektomize edilen 33 adet ratın otolog endomiyometriyal dokuları rat batın duvarında oldukça vasküler olan abdominal peritoneal yüzeye transplante edilerek endometriyotik lezyonlar oluşturuldu. Östradiol tedavisi birinci operasyonda başlatıldı ve çalışma sonuna kadar devam ettirildi. İndüksiyon operasyonundan 2 hafta sonra ikinci operasyon yapıldı ve endometriyotik lezyonlar değerlendirildi. Bu dönemde ratlar 1 adet kontrol grubu ve farklı dozlarda melatonin tedavisi alacak şekilde (10 mg/kg/gün ve 20 mg/kg/gün) iki adet tedavi grubuna raslantısal olarak ayrıldı. Melatonin tedavisi başladıktan 2 hafta sonra üçüncü operasyon yapıldı ve endometriyotik lezyonlardaki küçülme derecesi kaydedildi. Tedavi gruplarındaki lezyon regresyon oranları kontrol grubuna göre kıyaslandı. Bu operasyondan sonra melatonin tedavisi kesildi ve 6.hafta sonunda rekürrens durumlarının değerlendirilebilmesi için nekropsi operasyonu yapıldı. Tüm operasyonlarda endometriyal lezyonlardan histopatolojik skor değerlendirilebilmesi için biyopsi alındı ve biyokimyasal parametrelerin değerlendirilebilmesi için 1 ml peritoneal sıvı örneği alındı.TEMEL SONUÇ KRİTERLERİEndometriyotik lezyonların volüm - histopatolojik skorlarının değerlendirilmesi; peritoneal sıvıda SOD, VEGF ve MDA değerlerinin ölçülmesiBULGULAROn mg/kg/gün melatonin alan grupta indüksiyon sonrası ilk biyopside ortalama lezyon volümleri milimetrik olarak 98.8±17.2 (SEM), ikinci biyopside 54.1±15.6 (SEM) ve üçüncü biyopside 42.8±10.5 (SEM) olarak ölçüldüYirmi mg/kg/gün melatonin alan grupta ise indüksiyon sonrası ilk biyopside ortalama lezyon volümleri milimetrik olarak 108±17.5 (SEM), ikinci biyopside 25.8±3.6 (SEM) ve üçüncü biyopside 32.7±6 (SEM) olarak ölçüldüGruplar arasında karşılaştırma yapıldığında melatonin tedavisi altındaki gruplarda (Grup1 ve 2) dördüncü ve altıncı hafta biyopsilerinde endometriyotik odak volümlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı (p=0.001 ve p=0.001); dördüncü ve altıncı hafta batın yıkantı sıvısı örneklerinde MDA seviyelerinin kontrol grubunda, 10 mg/kg/gün melatonin alan gruba göre (Grup 1) anlamlı derecede az olduğu gözlendi (p=0.004 ve p=0.03).Gruplar kendi içlerinde değerlendirildiklerinde ise;?Melatonin ile tedavi edilen gruplarda (Grup1 ve 2) lezyon volümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptandı (p=0.001 ve p=0.001).?On mg/kg/gün melatonin grubunda melatoninin kesilmesinden sonra istatistiksel olarak anlamlı derecede SOD aktivitesinde azalma saptandı (p=0.001).?Kontrol grubunda altıncı hafta batın yıkantı sıvısı örneklerinde dördüncü hafta örneklerine göre SOD aktivitelerinde anlamlı sayılacak derecede azalma (p=0.02), MDA seviyelerinde ise anlamlı sayılabilecek derecede bir artış olduğu gözlendi (p=0.02).SONUÇMelatonin tedavisi ratlarda endometriyotik lezyonların regresyonuna yol açmaktadır. Bu etkinin yüksek doz melatonin tedavisi uygulandığında istatistiksel anlamlılıkta olmasa da düşük doz tedavisine göre daha belirgin olabileceği gösterilmiştir.ANAHTAR KELİMELEREndometriyozis, rat, deneysel endometriyozis modeli, melatonin
Effect of agomelatine on urinary bladder contraction-relaxation mechanism
Melatonin is the hormone that is essentially compelling in modifying the organic cadence in people. Melatonin receptors have been identified in numerous organs including the cardiovascular system, myometrium and ovarian/granulosa cells. In a similar manner, the potential impacts of agomelatine, which is an energizer with melatonergic impact, on different systems other than the upper impact, have been of intrigue. Agomelatine is an energizer with a novel mechanism of activity. It is a melatonergic agonist for MT1 and MT2 receptors and serotonin (5-HT2C) receptor antagonist. Agomelatine has been suggested to have no affect on sexual capacity. In any case, the impacts of agomelatine on urogenital capacities have not been adequately studied in in vivo models. In the light of this data, the aim of this study is to determine the potential impacts of agomelatine on the contraction and relaxation mechanism of the urinary bladder and to disentangle the fundamental physiopathological instruments. In this investigation, seven Wistar-Albino adult male rats were utilized. To decide the inhibitory actions of agomelatine on the urinary bladder, the strips of urinary bladder tissues was prepared after decapitation and were suspended in the tissue bath system and responses were recorded. Following a normal of 2 hours of adaptation period, dosages of agomelatine at 100 μM, 200 μM and 1000 μM was tested on conventional dose acetylcholine-stimulated urinary bladder contractions. The contractile status during pre-agomelatine period of each tissue preceding tissue were utilized as their control. The fundamental reason for our examination is to investigate the impacts of agomelatine on urinary bladder constraction relaxation and uncover the basic pathophysiological mechanism of this effect. As per the consequences of the current analysis, agomelatine can be utilized in the treatment of the hypertonicity related to the urinary bladder.
Ratlarda ekzojen melatonin uygulamasının kronik öngörülemeyen stres modelinde spermatogenezis üzerine etkisi
Stres, modern yaşamın kaçınılmaz unsurlarından biridir. Yapılan çalışmalar stresin erkek üreme sistemine hasar verici birçok etkilerini göstermektedir. Melatonin ise güçlü bir antioksidan olması yanında anti-inflamatuvar, antiapipotik etkileri olan ve sirkadiyen salınım gösteren bir moleküldür. Bu çalışmada kronik stres durumlarında ekzojen melatoninin spermatogenezise hormonal, yangısal ve oksidan antioksidan yönden etkileri araştırıldı. Bu amaçla 40 adet erkek rat 5 gruba (kontrol, çözücü, melatonin, stres, stres+melatonin) ayrıldı (n=8). Stres gruplarına kronik öngörülemeyen stres modeli, melatonin gruplarına ise oral melatonin (10mg/kg) uygulandı. Çalışmamızda stresin spermatolojik (motilite, ölü-canlı ve anormal sperm), hormonal (FSH, LH, testosteron, kortikosteron, melatonin), testiküler oksidan antioksidan (MDA, GSH, GSH-Px, Katalaz) ve yangısal (NF-κB, TNF-α, IL-1β, IL-6, IL-10) parametreler üzerine hasar verici etkileri istatiksel anlamda kontrol grubuyla farklı iken melatonin yangısal ve oksidan parametrelerde azalmalara, spermatolojik parametrelerde artışa neden oldu (p<0,05). Bu çalışmanın sonucu olarak melatonin, stres durumlarında testiküler dokuda antioksidan, anti-inflamatuvar yönleriyle spermatolojik parametrelerde düzelmelere neden oldu. Gelecekte ki çalışmalarda melatoninin sperm hücresi üzerindeki etkilerinin gösterilmesi için daha ileri düzeyde moleküler analizlerin yapılması bu konuya bilimsel olarak önemli katkı sağlayacaktır
Travma sonrası stres bozukluğu oluşturulmuş sıçanlarda hipokampal sirkadiyen ritim nöropeptid düzeyleri
Amaç: Bu çalışmada vücut sirkadiyen sistemiyle ilişkili olan Somatostatin (SST), Vazoaktif İntestinal Peptit (VIP), Nöropeptit Y (NPY), Melatonin (MLT) ve Kortikotropin Salıcı Hormon (CRH) isimli hormonların sıçanların kan örneklerinde ve beyin hipokampus dokusundaki düzeylerinin ölçümü karşılaştırılarak bu maddelerin TSSB hastalığının temelinde bulunan sirkadiyen ritim üzerindeki rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmada Spraque Dawley ırkı erişkin sıçanlara 2 saatlik kısıtlama stresi sonrasında 20 dakika zorunlu yüzme deneyimi ve hemen ardından eter anestezisi uygulanmıştır. Uygulama sonrası sıçanlar kendi kafeslerinde 7 gün boyunca dinlenmeye alınmışlardır. Hem TSSB grubu hem de kontrol grubu hayvanlara yükseltilmiş artı labirent davranış testi yapılmış, ardından anestezi altında sakrifiye edilen sıçanların serum ve hipokampus doku örneklerinden SST, NPY, CRH, MLT, VIP düzeyleri ELİSA (Enzyme-Linked-ImmunoSorbent-Assay) yöntemiyle ölçülmüştür. Bulgular: TSSB grubu sıçanlarda yükseltilmiş artı labirent deneyinde açık kollara giriş sayıları (p=0,050) ve açık kollarda geçirilen toplam süreler (p=0,031) kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. NPY ve MLT'nin hipokampus dokusundaki gram yaş doku başına değerlerinin TSSB grubu sıçanlarda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu (p=0,020*, p=0,043*), MLT serum düzeylerinin TSSB grubunda kontrol grubuna göre yüksek olduğu (p=0,008*) saptanmıştır. Sonuçlar: Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla sirkadiyen ritimle ilişkili olan 5 nöropeptidin TSSB modelinde hipokampus dokusu ve serum düzeylerinin birlikte değerlendirildiği ilk çalışmadır. Nöropeptit hormonlardan NPY ve MLT'nin doku düzeylerinin baskın olması TSSB etiyolojisinde rol oynadıklarını göstermektedir. Etki mekanizmasına bakıldığında sonuçların 7.günden sonra sakrifiye edilmesi nedeniyle adaptif bir mekanizma sonucu doku NPY ve MLT düzeylerinin yüksek olabileceği düşünülmüştür. Daha fazla sıçan sayısıyla ve farklı zaman aralıklarında yapılacak olan deneylerle hormon düzeylerinin tekrar değerlendirilmesi mekanizmanın daha iyi anlaşılması konusunda yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Travma sonrası stres bozukluğu, Hipokampus, Nöropeptitler, Nöropeptid Y, Melatonin