Karadeniz bölgesi
64 theses under this subject heading
Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz
Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.
Orta Karadeniz bölgesi'ne ait Türkülerde Türk yaşam tarzı
Sözlü kültür ürünü olan türküler, insanla ve insanı oluşturan tüm değerlerle iç içedir. Toplumun kültür kodlarını barındıran türküler, içerisinde sembolik bir dile sahiptir. Çalışmada TRT Türk Halk Müziği Sözlü Eserler Antolojisi 1. 2. ve 3. ciltler taranarak Karadeniz Bölgesi'nde ortak olduğu ifade edilen 9 ve Orta Karadeniz Bölgesi illeri olan Samsun, Amasya, Çorum, Tokat ve Ordu'ya ait 266 olmak üzere toplam 275 türkü kültürel bağlamda incelenmiş, kültürel ögelerin türkülere işlenişi ve kültürün aktarımının nasıl sağlandığı irdelenmiştir. Çalışma yapılan konuyla ilgili olarak gerekli literatür taraması yapılmış, kaynaklar analiz edilip yorumlanmış ve elde edilen bulgular neticesinde çalışma 13 bölüm halinde hazırlanarak tamamlanmıştır. Tezin amacı, TRT repertuarında bulunan, Orta Karadeniz Bölgesi'ne ait türküleri bir çatı altında toplayan ve türkülerde yer alan, Türk yaşam tarzlarını ortaya koyan herhangi bir çalışma bu zamana kadar gerçekleştirilmediğinden bu yöndeki eksikliği gidermek olmuştur. Yapılan çalışma ile bölgeden tespit edilmiş olan türkülerdeki kültürel ögeler incelenip ortaya koyulduğu gibi bölge halkının yaşayış tarzı ve biçiminin nasıl olduğuna da ışık tutulmuştur. Bu çalışma ile bölgenin kültürel zenginliğinin türkülere ne ölçüde yansımış olduğu ve kültürel aktarımın türküler yoluyla sözlü kültür çerçevesinde nasıl gerçekleşmiş olduğu tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sözlü kültür, Türkü, müzik, Türk Halk Müziği, Orta Karadeniz Bölgesi Türküleri.
Karadeniz'in iki yakasında devrimsel durumlar: Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya
Osmanlı ve Rusya İmparatorlukları uzun yıllar Avrupa siyasetinde baskın güç olmuş ve Avrupa'nın doğusundaki süper güç olagelmişlerdir. Ancak Batı'da üretim ilişkilerinde meydana gelen dönüşüm sonrası yeni, devrimci bir burjuva sınıfı doğmuştur. Bu iki imparatorluk ise bu dönüşüme karşılık verememiş ve birincil üretim yöntemi olan tarım gün geçtikçe kötüleşmiştir. Osmanlı'da devlet gelirlerinin düşmesi, Rusya'da ise toplumsal yapının hızlı ve plansız dönüşümü nedeniyle iki mutlak monarşi on iki yılda üç farklı devrim görmüştür. 1905'te Rusya'da yaşanan devrimin kazanımları Stolypin devlet darbesi yüzünden kaybedilmesine rağmen, Osmanlı'da 1908 Devrimi İttihat ve Terakki'nin mücadeleleri sonucu yerleşmiştir. Sonuçta iki imparatorluk sosyal değişime ayak uyduramamış ve Birinci Dünya Savaşı sonunda iki imparatorluk da çökmüştür.
Bizans İmparatorluğu Döneminde Trabzon (Siyasi, iktisadi ve idari tarihi 395-1204)
Karadeniz'in güneydoğu ucunda kurulmuş olan Trabzon kentinin tarihi M.Ö. VIII. Yüzyıla kadar uzanmaktadır. Antik dönemin büyük ticaret şehirlerinden biri olan Trabzon'un en önemli özelliği stratejik konumudur. Bu konum kentin ticari hareketliliğinin yükselmesini sağlamış ve aynı zamanda kentin etrafını çevreleyen sarp dağlar karadan gelecek istilalardan korunmasına imkan vermiştir. Yakın çevresindeki kentlerle ticari bağları olan Trabzon aynı zamanda uluslararası ticaret yollarının üzerindeydi. Dolayısıyla Trabzon kenti hem bölgesel hem de uluslararası ticarette önem taşıyan bir konuma sahipti. M.Ö. I. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu'nun hakimiyetine giren Trabzon kenti bu dönemde de stratejik bir liman kenti olma özelliğini devam ettirmiş ve ayrıca Roma orduları tarafından imparatorluğun doğu sınırlarında gerçekleştirilen seferlerde ikmal noktası olarak kullanılmıştır. Trabzon kenti ve çevresi Roma İmparatorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesinden sonra Bizans (Doğu Roma) hakimiyetine girmiştir. Kaynaklar kent çevresinin Bizans hakimiyetindeki ilk yüzyılları hakkında çok fazla bilgi vermese de I. Justinianus döneminden itibaren kentin tekrar önem kazandığı görülmektedir. Bizans İmparatorluğu ile Sasaniler arasında yaşanan savaşlar ve Trabzon çevresinin çarpışma bölgelerine olan yakınlığı imparatorluğun bölge ile ilgili politikalarında değişiklik yapmasına neden olmuştur. Özellikle VI. ve VII. yüzyılda vuku bulan Sasani savaşları nedeniyle Trabzon'da bir takım siyasi ve idari değişiklikler yaşanmıştır. VII. yüzyıl ortalarında itibaren başlayan Bizans-Arap savaşlarında Trabzon ve çevresi saldırılardan nispeten uzak kalmış ve özellikle Trabzon limanı Bizans-Arap ticaretinin önemli kesişme noktalarından biri olmuştur. II. Basileios tarafından düzenlenen Gürcü seferlerinde ikmal noktası olarak kullanılan Trabzon şehri, Malazgirt Savaşı'ndan sonra Selçuklu ordularının hedefi olmuştur. XI. yüzyıl sonlarından itibaren Bizans İmparatorluğu'nda merkezi otoritenin zayıflaması ile Trabzon'da Gabras hakimiyeti başlamış ve bu dönem yaklaşık bir asır sürmüştür. Nihayet, IV. Haçlı seferinden sonra Trabzon'da Rum İmparatorluğu'nun kurulması ile Trabzon ve çevresi için yeni bir süreç başlamıştır. Bu tez Trabzon'un Bizans İmparatorluğu dönemindeki siyasi, ekonomik, idari ve fiziki yapısını ele almayı hedeflemektedir. Bizans İmparatorluğu'nun doğu sınırından meydana gelen siyasi olayların Trabzon ve çevresini nasıl etkilediği ayrıca Bizans idari ve ekonomik yapısındaki değişikliklerin Trabzon ve çevresindeki yansımaları bu çalışmanın temel konusudur.
İngiliz ve Türk/Osmanlı belgelerinde Karadeniz Bölgesi'ndeki çetecilik faaliyetleri (1914-1922)
"İngiliz Ve Türk/Osmanlı Belgelerinde Karadeniz Bölgesi'ndeki Çetecilik Faaliyetleri (1914-1922)" isimli tez çalışmamızda bahsi geçen dönemde Karadeniz Bölgesi'nde yer alan tüm çete gruplarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Osmanlı Devleti'nin dönem kaynakları ile Mondros Ateşkesinden sonra Samsun ve Merzifon'u işgal eden İngiltere'nin, o dönemdeki mevcut gelişmeleri içeren kaynakları kullanılmıştır. İngiliz belgeleri içerisinde, Karadeniz Bölgesi'ndeki kontrol subaylarının İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'ne ve oradan da İngiltere Dışişlerine giden raporları İngilizlerin bu süreçteki faaliyetleri hakkında doyurucu bilgiler vermektedir. Ayrıca İngiltere Foreign Office kayıtlarına ilaveten Türk araştırmacılar tarafından neredeyse hiç kullanılmamış olan Admiralty (Donanma Bakanlığı) belgelerinden de istifade edilmiştir. İlaveten pek çok basılı kaynaktan yararlanılmıştır. Kullanılan bu belgelerden elde edilen bilgiler sonucunda Karadeniz Bölgesi'ndeki asayişi ihlal eden eşkıyaların ve çetelerin faaliyetleri, amaçları ve sonları tespit edilmiştir. İncelenen dönem Birinci Dünya Savaşı ile başlamaktadır. Savaş sırasında dâhilde düşmanla işbirliğinde olan çeteler türemiştir. Bunlardan Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Rumlar, Trabzon'un Rus birlikleri tarafından işgalinden sonra Rusya ile bir antlaşma yaparak Osmanlı Devleti'nin bu bölgeden çekilmesini sağlamak için söz vermişlerdir. Savaş sırasında kalabalık Rum çetelerinden başka Karadeniz Bölgesi'ndeki asayişi ihlal eden çetelere baktığımızda bunların Ermeniler, Çerkezler ve asker kaçakları gibi gruplardan oluştuğu görülmektedir. Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra özellikle Samsun ve Merzifon'u işgal eden İngilizlerin, desteğini alan Rum çeteleri, faaliyetlerini bir kat daha artırmış ve adeta bir orduya dönüşmüştür. Bölgeye gönderilen İngiliz Kontrol Subayları ise ilk etapta onların savunma eyleminde olduklarını raporlasalar da ilerleyen yıllarda siyasi fikirlerle müttefiklerin ilgisini çekebilmek için faaliyette bulunduklarına dair raporlar yazmışlardır. Bu dönemde de Rumlardan başka az sayıda olan özellikle Orta Karadeniz Bölgesi'nde faaliyet gösteren Çerkez, Laz, Gürcü ve Türk çeteler de asayişi bozan diğer gruplardır. Bu grupların siyasi bir amacı bulunmamakla birlikte mevcut ortamın karışıklığından istifade ettikleri ve devletin dahili güvenliğini bozdukları anlaşılmıştır. Bununla beraber sayıları çok azdır.
Sinop-Bektaşağa orman fidanlığında yetiştirilen okaliptüs fidanlarına arız olan okaliptüs gal arıları üzerine biyolojik araştırmalar
Okaliptüs cinsine bağlı türler Avustralya ve civarının doğal bitki türüdür. Türkiye'de Eucalyptus cinsinden E. camaldulensis ve E. grandis türlerinin gelişimi hızlı olduğundan ülkenin ılıman iklim kuşağının hüküm sürdüğü Akdeniz ve Ege bölgelerinde endüstriyel ağaçlandırma çalışmalarında kullanılmaktadır. İlk defa 1885 yılında Türkiye yetiştirilen bu bitki türlerine 2000 yılından beri Avustralya kıtasının doğal türü olan L.invasa ve O.maskelli ülkemize ani bir giriş yaparak bitkilere zarar vermeye başladığı görülmüştür. Zararlılardan Leptocybe invasa, bitkinin yaprak orta damarı, yaprak sapı ve sürgünlerde bir çeşit yumru oluştururken diğer gal arısı, Ophelimus maskelli bitkinin yaprak yüzeyinde noktalar biçiminde yumru meydana getirdiği gözlemlenmiştir. Bu gal arılarının yoğun ve tekrar eden saldırıları sonrası okaliptüslerde aynı yaşlı türlerine göre önemli oranda gelişme düşüklüğü ve habitus bozulması meydana geldiği tespit edilmiştir. 2020 yılında egzotik tür olan L.invasa ve O.maskelli Karadeniz bölgesinde bulunan Eucalyptus camaldulensis ve Eucalyptus grandis'e ulaştığı bildirilmiştir. Zararlı gal arıları bölgeye yeni giriş yaptıklarından bölgedeki biyolojileri henüz belirlenmemiştir. Bu tez çalışmasıyla L.invasa ve O.maskelli 'nin bölgedeki biyolojileri renkli yapışkan tuzaklar yardımıyla belirlenmiştir. Çalışmamızdaki klorofil miktarlarına göre ise, L. invasa ve O. maskelli bulaşıklığı okaliptüs fidanlarının klorofil değerlerinde %50'den fazla kayba yol açmıştır. Ayrıca gal arılarının arız olduğu okaliptüs fidanlarının büyüme kayıpları da gözlemlenmiştir.
Orta Çağ'da Karadeniz tarihi ve coğrafyası (8-13. yy)
En eski dönem tarihçileri Karadeniz'i bileşik bir yaya benzetiyorlardı. Bu yayın batı ucu, Karadeniz'in diğer denizlerle bağlantı kurduğu Boğaziçi'nde, doğu ucu ise Kafkas dağlarından gelen suyla beslenen Riyon ırmağındadır. Bunların arasında kuzeye doğru kıvrılan iki kavis vardı. Bunlardan biri Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna kıyılarından, diğeri ise Gürcistan ve Rusya sahillerinden geçmekteydi. Birbirlerine doğru radikal bir eğim yapan bu kavisler, iki sığ körfezi oluşturmaktaydılar. Batıdaki kavis; Tuna ve Dinyeper ırmaklarının ağzından dolaşırken, doğudaki kavis ise; Karadeniz'i Azak denizine bağlayan ve Kimmerya Boğazı diye bilinen Kerç Boğazı'na doğru uzanmaktaydı. Ve bu iki kavis Kırım yarımadasında birleşmekteydi. Nitekim yay üzerinden bu tarife devam edersek, eski coğrafyacıların ifade ettiği kadar düz olmayan bu kiriş (yani yayın tutturulduğu ve çekildiği ip), modern Türkiye boyunca uzanmaktaydı. Bu bakımdan Karadeniz, kendisine kıyısı olan ülkelerce ve bu denize gelen ilk Yunan kolonileri sayesinde isimlendirilerek, farklı zaman dilimlerinde çeşitli adlandırmalara sahip olmuştu. Böylece Karadeniz; en eski Yunanca'da Pontos Axeinos yani Kasvetli ya da Kara olarak isimlendirilmişti. Özellikle Bulgarca ve Rusça'da Çerno More, Romence Marea Neagra, Ukraynaca Çorne More, Gürcüce Şavi Zğva gibi çeşitli dillerde de adlandırılmaları mevcuttur. Diğer taraftan kuzeyde ve batıda geniş Tuna, Dinyeper, Dinyester ve Don nehirleriyle beslenen sulak alanlar, güneyde hızlı akan Kızılırmak, Yeşilırmak ve Fasis (Riyon) nehrinin oluşturduğu küçük deltalara zıtlık oluşturmaktaydı. Nitekim iklimlerde de farklılıklar vardı. Kuzeybatının step bölgelerinde soğuk kışlardan sonra sıcak ve kuru yazlar yaşanmaktaydı. Güneydoğu yaylalarında ise astropikal iklim sonucu kışlar ılık, yazlar nemli ve bol yağışa sahip bir iklim mevcuttu. Karadeniz'in bu coğrafi ve ekolojik yapısının yanı sıra Asya'nın iç kesimlerinden Hazar denizi'nin kuzeyinden Karadeniz'in kuzey ve çevrelerine kadar gelen bozkır Türkleri, buralarda hâkimiyetler kurarak, Karadeniz'in siyasi ve ticari yapısına etki etmişlerdi. Dolayısıyla Karadeniz havzası kıyı ve iç kesimlerinin tamamı göçebe Türk kavimleri olan; Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Hunlar, Sabirler, Avarlar, Ogurlar, Uzlar, Peçenekler, Hazarlar, Kumanlar ve Moğollar tarafından ele geçirilmişti. Ayrıca sonraki yüzyıllarda Karadeniz hâkimiyetinde önemli siyasi ve ticari etkilere sahip olan Karadeniz'in güneyindeki Anadolu Pontus Devleti, Roma ve onun devamı olan Bizans, Selçuklu Devleti, Anadolu Türk Beylikleri ve Trabzon Rum imparatorluğu Karadeniz'in siyasi ve ticari hayatında önemli gelişmelere sebep olmuşlardı. Özellikle bu göçebe Türk kavimleri dışında kuzeyden gelen Gotlar ve Ruslar Karadeniz ticaretinde söz sahibi olmuşlardı. Bu bakımdan M.Ö. 6 ve 5. Yüzyıllardan başlamak suretiyle Karadeniz'in güney ve kuzey bölgelerinde Grek ve Yunanlılar tarafından birçok koloniler kurulmuştu. Öyle ki, Batı Ege kıyılarında ve Kıta Yunanistan'da yaşayanlar çeşitli tahıl ve hububat ürünlerine ihtiyaç duymaktaydı. Fakat yaşadıkları bölge dağlık ve herhangi bir tahıl ya da hububat ürünlerinin yetiştirilmesine uygun bir coğrafya olmadığından, bu ürünleri elde etmek için önce Marmara kıyıları ve İstanbul'a, sonrasında ise Karadeniz'e gelerek, hem Anadolu hem de Kuzey Karadeniz kıyılarında birçok ticari koloniler kurarak buralarda ticaret yapmaya başladılar. Özellikle bu ticaretin yapılmasına yönelik olarak, Karadeniz'in Batı ve Kuzey kıyılarında iyi miktarda tahıl, et, balık ve diğer başka hayvan ürünlerinin üretimi yapılmaktaydı. Dolayısıyla Karadeniz'in kuzey ve güneyinde yetiştirilen ve üretilen ürünlere, Anadolu ve Ege bölgesinin yoğun nüfuslarından dolayı ihtiyaç duyulmaktaydı. Bir müddet sonrada bu bölgeler arasında yoğun ticari ilişkiler silsilesi başlayacaktı. Milattan sonraki yıllarda da Karadeniz üzerindeki bu ticari ilişkiler devam etmişti. Böylece Karadeniz liman kentlerinden alınan ürünler, hem Kuzey Anadolu kıyılarındaki limanlar ve İstanbul üzerinden güneydeki ve Avrupa ülkelerine hem de Tuna nehri ağzındaki limanlar aracılığıyla karayolu ve Doğu yolu üzerinden Avrupa ülkelerine ulaştırılmaktaydı. 11 ve 12. Yüzyıllara gelindiğinde ise Akdeniz'deki İslam devletlerinin üstünlüğü önce Normanların sonrasında ise İtalyan şehir devletlerinin hâkimiyetine geçti. Fakat bu durumun, Karadeniz ile pek bir alakasının olmadığı gibi gözükse de, aslında dönemin Bizans imparatoru Alexios Komnenos, 1082 yılında Karadeniz'de ortaya çıkabilecek Norman tehlikesini uzaklaştırdığı gerekçesiyle Venediklilerle anlaşma yaparak, onlara imparatorluğun bütün limanlarında her türlü gümrük ve sınırlamalardan muaf tutulduğu ticari bir imtiyaz vermişti. Bu imtiyazlar daha sonra Bizans imparatorluğu tarafından İtalya'nın Pisa ve Cenova şehir devletlerine verilmiştir. Fakat bu sefer de bu imtiyazlar, Bizans imparatorluğunu siyasi ve ekonomik olarak güçsüz düşürmüştür. İlerleyen zamanda gemicilikte iyi bir seviyeye ulaşan İtalyan şehir devletleri, Akdeniz ticaretini ele geçirdiler. Fakat Karadeniz ürünlerine de ihtiyaç duymaktaydılar. Nitekim sonraki yıllarda Bizans imparatorluğunun İtalyan şehir devletlerini Karadeniz'e sokmama mücadelesine rağmen, İtalyanlar Karadeniz'e girerek, Karadeniz havzasının çeşitli kıyılarında ticaret kolonileri kurmuşlardı. Özellikle Kuzey Anadolu ve Kırım kıyılarında önemli İtalyan ticaret limanları mevcuttu. Dolayısıyla Karadeniz ticaretinde önemli bir faktör olan İtalyanlarla birlikte bölge ticareti önemli bir yükselişe geçmişti. Tabi ki bu İtalyanların Karadeniz ticareti içerisinde Bizans İmparatorluğu, Selçuklu Devleti ve öncesinde Karadeniz'in kuzeyindeki Hazarlar gibi bazı göçebe Türk kavimlerinin de önemli bir katkısı vardı. Anahtar Kelimeler:
Karadeniz güvenlik mimarisinin oluşumu ve Türkiye'nin rolü
Çağdaş jeopolitik teorilerin tamamına göre dünyanın merkezi ya da merkeze en kolay ulaşımı sağlayacak bir konumda yer aldığı kabul edilen Karadeniz Bölgesi, Soğuk Savaş sonrası dönemde gerek zengin enerji kaynaklarına sahip olan bölgelere komşu olması gerekse de söz konusu enerji kaynaklarının dünya pazarlarına taşınmasında oynadığı rol dolayısıyla ön plana çıkmıştır. Diğer taraftan bölge, "donmuş/dondurulmuş çatışmalar" olarak adlandırılan simetrik tehditlerin yanı sıra asimetrik tehditleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu çerçevede çalışmada, bahsi geçen tehditlerin bertaraf edilerek, bölge güvenliğinin sağlanmasında Türkiye'nin oynadığı rolün tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda bölgede yer alan simetrik tehditler, askeri sektörlerden kaynaklanan tehditlerin yanı sıra, politik, ekonomik, toplumsal ve çevresel sektörlerden kaynaklanan tehditleri de güvenlik gündemine dahil eden güvenlikleştirme teorisi çerçevesinde, asimetrik tehditler ise bölgesel ve uluslararası dinamikler çerçevesinde incelenmiştir. Takiben Karadeniz Bölgesi'nin güvenliğini sağlamaya yönelik yapılanmalar değerlendirilerek, anılan güvenlik yapılanmaları çerçevesinde Türkiye'nin bölgesel güvenliğe yönelik katkıları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda gerek Batılı değerlere olan bağlılığı gerekse de bölgesel sorunların çözümünde başta bölgenin büyük oyuncusu RF olmak üzere bölge devletlerinin önceliklerini ve katılımını da dikkate alan politikalarıyla Türkiye'nin bölgesel güvenliğin sağlanmasında önemli bir rol oynadığı ve Soğuk Savaş sonrası dönemde dört adet bölgesel örgütün kuruluşuna öncülük ederek, bölge devletlerinin aralarındaki problemleri çatışmaya dönüşmeden, diyalog yoluyla çözümlemeleri için zemin hazırladığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Karadeniz, Geniş Karadeniz Bölgesi, Güvenlikleştirme, Toplumsal Güvenlik, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örğütü
Karadeniz Bölgesi tümülüsleri
Tümülüsler yığma taş, toprak ile kapatılmış suni tepe görünümü veren mezar tipidir. Dünyanın çeşitli alanlarında bulunan tümülüslerin birbiri ile kültürel ve kronolojik bağlantıları bulunmamaktadır. Balkanlarda yoğun olarak görülen bu mezar tipi buradan Türkiye Coğrafyası içerisinde bulunan Thrakia Bölgesi'ne gelerek Karadeniz Bölgesi'nin kuzey kesimine doğru yayılım göstermiştir. Karadeniz Bölgesi'nde bulunan tümülüsler Bithynia Bölgesi, Paphlagonia Bölgesi ve Pontos Bölgesi tümülüsleri olarak ayrılmıştır. Bulunan tümülüslerin mimari ve ele geçen buluntular açısından değerlendirilmesi yapılarak tarihlendirilmeleri yapılmıştır. Bazı tümülüslerin ise sadece yüzey araştırmaları gerçekleştirilmiş ve tescillendirilmeleri yapılmıştır. Karadeniz Bölgesi'nde bulunan tümülüslerin en erken örnekleri Demir Çağı'na tarihlendirilmesi yapılmıştır. Akhamenid Dönem, Hellenistik Dönem ve Roma Dönemlerine tarihlendirilen örnekleri de bulunur. Bazı tümülüs mezarlarında tahribin fazla olması ve hiçbir buluntuya rastlanılamadığı için tarihlendirilmeleri yapılamamıştır. Bu çalışmada toplam 68 tümülüs, 1 stel, 1 kabartmalı blok bulunmuş, tahrip durumu, kazı yapılıp yapılmadığı ve hangi döneme tarihlemesi yapıldığı hakkında bilgiler verilmiştir.
Karadeniz bölgesinde koyun ve keçilerde Theileria ve Babesia türlerinin moleküler yöntemlerle belirlenmesi
Bu çalışma Türkiye'nin Karadeniz bölgesinde koyun ve keçilerde Theileria ve Babesia türlerinin varlığı ve yayılışının mikroskobik bakı ve revers line blotting (RLB) yöntemleri ile araştırılması ve bölgede koyun ve keçilerde bulunan kene türlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla 2010 ve 2011 yıllarında bölgedeki çeşitli illere bağlı değişik odaklardaki koyun ve keçilerden 1128 kan örneği toplanmış (869 koyun ve 259 keçi) kan örneği toplanan koyun ve keçiler de dahil 2608 hayvan (2161 koyun ve 447 keçi) kene enfestasyonu yönünden muayene edilmiştir.Alınan kan örneklerinden sürme frotiler hazırlanmış, tekniğine uygun olarak boyanmış ve mikroskopta Theileria ve Babesia piroplasmları yönünden incelenmiştir. EDTA'lı kan örneklerinden uygun yöntemlerle genomik DNA'lar ekstrakte edilmiş, bu DNA'lar kullanılarak Theileria ve Babesia türlerinin 18S ssu rRNA geninin değişken V4 bölgesindeki, uzunluğu 360-430 bç olan bir bölge çoğaltılmış, elde edilen PZR ürünleri, tür spesifik probların bağlandığı bir membranda hibridize edilmiştir. Toplanan keneler stereo mikroskop altında incelenmiş ve tür identifikasyonları yapılmıştır.Kan frotilerinin mikroskobik muayenesinde 34 koyun (%3,91) ve 4 (%1,54) keçi olmak üzere toplam 38 (%3,37) hayvan Theileria spp. piroplasm formları yönünden pozitif bulunmuş, hiçbir hayvanda Babesia spp. piroplasmları tespit edilememiştir.RLB ile bölgede T. ovis'in koyunlarda %34,64, keçilerde %10,04 ve toplamda %28,99; B. ovis'in koyunlarda %0,58 ve toplamda %0,44; Theileria sp. OT3'ün koyunlarda %2,65, ve toplamda %2,04; Theileria sp. MK'nın koyunlarda %0,58, keçilerde %0,77 ve toplamda %0,62 oranlarında yayılış gösterdiği, B. ovis ve Theileria sp. OT3'ün sadece koyunlarda bulunduğu saptanmıştır.Koyunların 665'i (%30,77) ve keçilerin 147'si (%32,89) olmak üzere 812 hayvanda (%31,13) kene enfestasyonu belirlenmiş, 2263'ü koyunlardan, 534'ü de keçilerden olmak üzere 2797 kene toplanmıştır. Bu keneler Rhipicephalus turanicus (%28,64), Haemaphysalis parva (%22,60), R. bursa (%18,27), Dermacentor marginatus (%16,55), R. sanguineus (%3,32), Ixodes ricinus (%2,47), H. punctata (%2,36), Hyalomma marginatum (%2,22), H. sulcata (%1,39), H. excavatum (%1,18), H. concinna (%0,54) ve H. detritum (%0,46) olarak teşhis edilmiştir. Kenelerin mevsimsel dağılımına bakıldığında ise Rhipicephalus ve Hyalomma'ların ilkbahar ve yaz; Haemaphysalis'lerin kış, ilkbahar ve sonbahar; Dermacentor ve Ixodes'lerin ise bütün mevsimlerde görüldüğü ortaya konmuştur.
Karadeniz bölgesi Türk kadın başlıklarının incelenmesi
Araştırmanın amacı, geçmişten günümüze Türk kültüründe önemli bir yer tutan başlık süslemeleri ve Kastamonu ve Amasya İllerindeki kadın başlıklarının, günümüzde bulunabilen başlık örneklerinin model, teknik, renk ve yöresel özelliklerinin belgelenerek, rapor haline getirilerek ortaya konmasıdır.Araştırma için uzman görüşleri alınarak bir anket düzenlenmiş ve bu anket sahadaki kişilere uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini, yörede kullanılan kadın başlıkları, sandıklarında bulunanlar ve müzelerden alınan örnekler üzerinde inceleme yapılmış; elde edilen örneklerin fotoğrafları çekilerek, detaylı açıklamasına yer verilmiştir. Araştırma sonuçlarının analiz ve yorumlanmasında frekans ve yüzde dağılımları dikkate alınmıştır.Günümüzde kadın başlıklarının ve baş örtülerinin eski değerini yitirsede, bazı yörelerimizde hala varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Geometrik desen ve stilize çiçeklerle bezenmiş gümüş tepeliklere sadece müzelerde rastlanmıştır. Bu tepelikler günümüzde kullanılmamaktadır. Baş örtülerindeki kenar süsleri daha çok iğne oyalı, boncuk oyalı, tığ oyalı, mekik ve firkete oyalıdır.Başlıkların belgelenmesi, geleneksel değerlerin korunması ve gelecek kuşaklara tanıtılması açısından önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler : Kastamonu, Amasya, El Sanatları, Kadın Başlığı
Ordu ili, Aziziye Mahallesi Harun Furtun Evi restorasyon önerisi
Bu çalışma Ordu ili Merkez'de yer alan sivil mimari örneklerden Furtun Evi'ni konu etmektedir. Çalışmanın amacı yapının rölövesinin hazırlanarak, mevcut durumunun belgelenmesi, restitüsyon çalışmasının yapılarak özgün durumununbelirlenmesi ve geçirdigi değişikliklerin tespit edilmesi, ortaya çıkan restitüsyon projesinin ışığında, yeniden konut işleviyle restorasyon projesinin yapılmasıdır. Çalışma kapsamında önce Ordu ili kentsel sit alanı, Furtun Evi'nin yakın çevresi ve bugünkü durumu incelenmekte, karşılaştırmalı çalışma ve tarihi araştırmalar ile yapının özgün durumu araştırılmaktadır. Böylece yapı, restorasyon projesine göre onarımı yapılarak, yeniden işlevlendirildikten sonra, ev sahipleri tarafından tekrar kullanılmaya başlanabilecek ve bu kültür varlığımız gelecek nesillere sağlıklı olarak bırakılabilecektir.
Türk sağlık hizmetlerinde yalın yönetim incelemesi:Karadeniz Bölgesi'nde bir uygulama
Sıfır israf denince akla yalın yönetim şekli gelmektedir. Sağlık hizmetlerinde Yalın Yönetimin amacı vatandaşların her birinin eşit derecede, hızlı, güvenli ve uygun yollardan bu hizmeti alabilmeleri; işleyen sistemdeki sorunların en kısa sürede çözümü ve israftan olabildiğince kaçınmaktır. Dolayısıyla bu amaçları benimseyen sağlık kuruluşları yalın yönetim tekniklerinden yararlanarak her bir kademede bu teknikleri uyguladıklarında misyonlarını gerçekleştirmiş olacaklardır. Bu araştırma Türk sağlık hizmetlerinde yalın yönetim tekniklerinin hemşirelerin algıları üzerinden kurumlarda ne denli uygulanabilir olduğunun anlaşılması amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde sağlık sektörünün nitelikleri incelenmiş, ikinci bölümünde ise yalın yönetimden bahsedilerek sağlık hizmetlerinde yalın yönetim uygulamaları konu edilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın araştırma uygulamasına yer verilmiştir. Bu amaç ile hazırlanan anket formu Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki çeşitli kurumlarda çalışmakta olan hemşirelere internet üzerinden mail yoluyla uygulanmıştır. Elde edilen 182 anket verisi ile araştırma yapılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 16.0 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada faktör analizi, korelasyon ve regresyon analizine yer verilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, hareket israfı ve iş yükü faktörünün hemşirelerin mesleki tatmin algısı üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü etkisi olduğu bulunmuştur. Sonuçlar yorumlanarak sağlık yöneticilerine ve akademisyenlere çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Yalın, Süreç Geliştirme, Sürekli İyileştirme, 5S, Kaizen
Karadeniz Ekonomik İşbirliği örgütü
Tarihin her döneminde mücadele alanı olan Karadeniz Bölgesi, Soğuk Savaş'ın ardından yeniden şekillenmeye başlamıştır. Türkiye'nin öncülüğünde başlayan KEİ girişimi, Karadeniz'deki yeni düzenin ilk habercisidir. Soğuk Savaş sırasında ihtilaflı olan taraflar, ekonomi tabanlı bir uluslararası örgüt bünyesinde bir araya gelmeyi kabul ederek yeni bir sayfa açmışlardır.1992 yılında KEİ ile resmen başlayan girişimler, 1999 yılında bir hukuk kişisi olarak ortaya çıkan KEİÖ ile yeni bir boyut kazanmıştır. Kurum yapısı, iç işleyişi, işbirliği alanları ve dış ilişkileri dikkate alındığında oturmuş bir uluslararası örgüt olan KEİÖ, başlangıçtaki hedeflerini gerçekleştirememiştir. Ancak kurulduğu günden bu yana geldiği nokta değerlendirildiğinde, önemli bir mesafe kat ettiği görülmektedir. Kurum yapısında yapılacak değişikliklerin siyasî kararlılıkla birleşmesi durumunda, KEİÖ'nün çok ciddi bir başarı elde etmesi kaçınılmazdır.Kuruluşundan itibaren AB merkezli bir anlayışa sahip olan KEİÖ, AB'den beklediği ilgiyi görememiştir. AB'nin içine girdiği kriz dikkate alındığında, KEİÖ'nün diğer uluslararası örgütlerle, özellikle de Asya kıtasındaki kuruluşlarla işbirliği geliştirmesi daha yararlı olacaktır. Ayrıca, KEİÖ üzerinden gelişen ilişkiler sayesinde Karadeniz güvenliği konusunda ortaya çıkan Türk-Rus ittifakı ve KEİÖ'nün ekonomi dışındaki alanlarda da işbirliği gerçekleştirme çalışmaları göz önüne alındığında, örgütün KİÖ'ye dönüşmesi düşünülebilir. Bu konuda, kilit devletler olan Türkiye'nin ve Rusya'nın tavrı belirleyici olacaktır.
Doğu Karadeniz bölgesinde yayılış gösteren Hieracium L. (Compositae) türlerinin morfolojik ve numerik taksonomik yönden incelenmesi
Bu çalışmada Hieracium L. {Compositae) cinsine ait 54 tür morfolojik ve nümerik taksonomik yönden incelenmiştir. İncelenen bitki materyali, araştırma alanı olarak seçilen Doğu Karadeniz Bölgesi'nden (Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane) 1998 ve 1999 yıllarında yapılan arazi çalışmaları ile toplanmıştır. Morfolojik incelemeler herbaryum Örnekleri üzerinde, nümerik analizler ise bu morfolojik incelemelerle tespit edilen karakterler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Toplanan örneklerin geleneksel taksonomik yöntemlere göre teşhis edilmesi ile 9'u Türkiye için (H. cardiophyllum, H. lachenalii, H. rartluense, H. pseudosvaneticum, H. hypoglaucum, H. jurracicum, H. ladikense, H. biebersteinii, H. callichlorum), 11 'i de araştırma alanı için (H. tossianum, H. subsilvularum, H. laxifurcans, H. cryptonaevum, H. calobrassinum, H. sarykamyschense, H. paphlagonicum, H. syreistschikovii, H. teberdense, H olympicum, H. sabaudum) yeni kayıt olan toplam 54 Hieracium türü bulunmuştur. Bu türler üzerinde 30 morfolojik karakter kullanılarak gerçekleştirilen Kümeleme Analizi (CA) ve Temel Bileşenler Analizi (PCA) ile bu cinsin araştırma bölgesinde yayılış gösteren en değişken türleri (H. artabirense, H. erthrocarpum, H. karagoellense, H. giresunense, H. pseudosvaneticum, H. biebersteinii) ve türlerindeki varyasyonu en iyi açıklayan karakterler (pedonkıldaki basit tüy sayısı, pedonkıldaki basit tüyün uzunluğu, fillarideki basit tüy sayısı, pedonkıldaki salgı tüyün uzunluğu) belirlenmiştir. Ayrıca nümerik analiz sonuçlan geleneksel taksonomik metodlarla karşılaştırılmış ve araştırma bölgesinde yayılış gösteren Hieracium türleri için yeni bir teşhis anahtarı hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hieracium, Compositae, Kümeleme Analizi, Temel Bileşenler Analizi, Nümerik Taksonomi, Morfoloji, Sistematik VI,...",^T^ovıAnahtar Kelime: Hieracium = Hieracium ; Karadeniz bölgesi = Black Sea region ; Kümeleme analizi = Cluster analysis ; Morfoloji = Morphology ; Taksonomi = Taxonomy
Karadeniz'de birincil üretimi etkileyen Cyanobacterium synechococcus'un mevsimsel ve uzaysal dağılımı
ÖZET Bu çalışmada, Mayıs-Ekim 2001 tarihleri arasında Sürmene (Trabzon) Koyu'nda belirlenen üç istasyon ve bu istasyonlara ait farklı derinliklerden alman su örneklerinde bazı fiziksel, kimyasal ve biyolojik parametrelerin zamansal ve uzaysal dağılımı saptanmıştır. Çalışma süresince yapılan ölçümlerde nitrat, fosfat, silikat ve klorofıl-a değerlerinin sırasıyla O.005 - 64.284 ug-at N/L, 0.045-0.566 ug-at P/L, O.01-18.342 ug-at Si/L ve <0.02 - 4.710 ug/L arasında değiştiği belirlenmiştir. Ayrıca nitrat, fosfat, silikat ve klorofil-a değerlerinin kıyıdan açığa gidildikçe azaldığı tespit edilmiştir. Synechococcus spp'leri sayısının ise 1.1x10 ile 3.3x10 hücre/ml arasında değiştiği ve bunların zamansal ve uzaysal dağılımının düzensiz bir değişim gösterdiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Sürmene (Trabzon) Koyu, Besleyici Elementler, Synechococcus spp., Klorofil-a. <&&*
Etnosentrik eğilimin tüketicilerin satın alma davranışına etkisi: Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgeleri üzerine karşılaştırmalı analiz
Pazarlamanın tarihsel gelişimi incelendiğinde, üretim anlayışı dönemden modern pazarlama anlayışı döneme evrilme sürecinin sonunda, müşteri odaklı pazarlama anlayışının hâkim olmaya başladığı açıkça görülebilmektedir. Bu değişim, uygulayıcı ve araştırmacıları, tüketicilerin birer birey olarak görülmesi gerekliliği hususunda birleştirmiştir. Son yıllarda tüketici davranışı alanında yapılan çalışmalar da bu yaklaşımı destekler niteliktedir. Bu bağlamda, tüketicilerin satın alma davranışlarını doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen kişisel ve kültürel faktörler daha fazla önemli hale gelmiştir. Özellikle kültürler arası etkileşimin etkisi ile son dönemde daha da önem kazanan tüketici etnosentrizmi kavramının da tüketicilerin satın alma davranışını etkileyen önemli faktörlerden biri olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışma, pazarlama alanındaki tüm bu gelişim ve değişmelere uyumlu olarak, tüketicilerin satın alma niyetlerinin nasıl ve nelerden etkilendiğini incelemek üzere yapılmıştır. Çalışma, tüketici etnosentrizmi kavramının aracılığında tüketicilerin benlik algılarının, yerli ürün satın alma niyetlerini etkileme derecelerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Bu amaçla Türkiye'nin Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi'ndeki toplam 832 katılımcıdan anket yöntemiyle veri toplanmıştır. Çalışmada tüketicilerin etnosentrik eğilimleri, yerli ürün satın alma niyetleri, benlik algıları ile bunlar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Shimp ve Sharma (1987), CETSCALE (Consumer Ethnocentrism Tendency Scale) Ölçeği, Klein, Ettenson ve Moris (1998), Yerli Ürün Satın Alma Niyeti Ölçeği, Kashima ve Hardie (2000), İlişkisel-Bireyci-Toplulukçu Benlik Ölçeği (Relational, İndividual, Collective Self- Aspects Scale /RIC Ölçeği) olmak üzere üç adet ölçek kullanılmıştır. Karadeniz Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki tüketiciler üzerinde yapılan bu araştırma sonucuna göre tüketici etnosentrizmi eğilim düzeyi puanı (CETSCORE) 47,4 çıkmıştır. Bu sonuç doğrultusunda tüketicilerin, orta ya da düşük düzeyde etnosentrik eğilimi olduğu söylebilmektedir. Yapılan veri analizi sonucunda tüketicilerin benlik algıları, etnik kökenleri, yerli ürün satın alma niyetleri ve etnosentrik eğilimleri arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın ana kütlesini oluşturan Karadeniz Bölgesi'ndeki tüketiciler ile Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki tüketicilerin etnosentrik eğilimleri arasında anlamlı bir farklılığın bulunduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında etnosentrizm derecesi ile demografik değişkenler arasındaki ilişkinin de, yazını büyük ölçüde desteklediği görülmüştür. Ancak yazında ekseriyetle, erkeklerden daha yüksek etnosentrik eğilime sahip oldukları saptanan kadın katılımcıların, bu çalışma bulgularına göre erkeklerle aynı düzeyde etnosentrik eğilim gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçların yanında özellikle benlik algısı ile yerli ürün satın alma niyeti arasındaki ilişki incelendiğinde beklenmeyen bazı bulgulara rastlanmıştır. Bu bulgular nedeniyle yapılan daha detaylı analizler sonucunda, söz konusu ilişkiyi etkileyen ana nedenin, çalışma modelinde de bir kontrol değişkeni olarak belirtilen "etnik köken" değişkeni olduğu saptanmıştır. Çalışmanın, ulaştığı sonuçlar ve örnek hacmi genişliği bakımından; uygulayıcılara, işletmelere ve araştırmacılara, pazarlama stratejilerini belirleme aşamasında tüketicilerin satın alma davranışlarına ilişkin faydalı ipuçları vereceği düşünülmektedir.
Roma İmparatorluk Dönemi'nde Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi yerleşimleri
Karadeniz Bölgesi'nin geçmişini aydınlatmayı amaçlayan arkeolojik araştırmaların henüz istenen düzeyde olmadığı dikkati çekmektedir. Bununla birlikte, son yıllarda artan ilgi, Karadeniz Arkeolojisi adına sevindirici bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Tez konusunun belirlenmesinde, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nde Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait çalışmaların çok az sayıda olması etkendir. Çalışma konusu olan coğrafyanın sınırlanmasında, günümüz Türkiye kara sınırları dikkate alınmıştır. Tez çalışmasında incelenen Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi, antik dönemde Pontus Bölgesi'nin tamamını ve Galatia ve Paphlagonia Bölgesi'nin bir kısmını kapsamaktadır. Batıda Halys Nehri, güneyde Kappadokia, kuzeyde Karadeniz ve doğuda Kolkhis Bölgeleri'ni içine almaktadır; sınırları zamanlara göre değişim göstermektedir. Anadolu toprakları, MÖ 133'te III. Attalos'un vasiyetiyle Roma Cumhuriyeti'ne bırakılmış; MÖ 129'da Roma'nın Asya eyaleti olarak ilan edilmiş ve bu tarihten sonra "Asia Minor" olarak anılmıştır. MÖ 74 yılında Bithynia, MÖ 63 yılından sonra, Bithynia- Pontus Eyaletleri'nin kurulmasıyla Karadeniz'de Roma egemenliği sağlam bir yapı kazanmıştır. Tez konusu kapsamında, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Amasya, Tokat, Gümüşhane ve Bayburt İlleri'nin Roma İmparatorluk Dönemleri'ndeki durumları araştırılmıştır. Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait arkeolojik eserler, müzelerde ve ören yerlerinde çok sayıda bulunmasına rağmen ve bu döneme ait yerleşimlerle ilgili kapsamlı bir araştıştırma olmadığı dikkati çekmektedir. Anahtar kelimeler: Arkeoloji, Anadolu, Roma, Karadeniz, Yerleşim.
Avrupa komşuluk politikası çerçevesinde AB'nin Karadeniz bölgesine yönelik politikası
Soğuk Savaş boyunca Karadeniz Bölgesinin neredeyse tamamının (Türkiye hariç) Sovyet kontrolü ve baskısı altında olması sebebiyle, özellikle Batı ülkeleri ve uluslararası aktörlerin bölgeye yönelik herhangi bir girişimde bulunması pek mümkün olmamıştır. Fakat Sovyetler Birliği'nin yıkılması sonucunda bölge iç dinamiklerinde daha önce görülmemiş bir derecede hareketlilik yaşanmış ve bölgenin jeopolitik dengesi Batı lehine değişmeye başlamıştır. Soğuk Savaş sonrası AB'nin Karadeniz Bölgesine olan ilgisi artmıştır. Fakat AB, bu dönemde dikkatini ağırlıklı olarak Avrupa Akdeniz Ortaklığı ve kendisine Karadeniz'e kıyasla coğrafi olarak daha yakın olan Balkanlar'da patlak veren olaylara odakladığından Karadeniz'i dış politikasının öncelikli alanları arasına almamıştır. Dolayısıyla AB, Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından, Karadeniz Bölgesinde oluşan kaotik ve çatışma ortamının çözümüne ilişkin bölgesel düzeyde etkin herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Fakat AB, 2007'deki genişleme dalgasıyla sınırlarını Karadeniz'e kadar genişletmesi sonucu bölgede bir iç aktör konumuna gelmiştir. Bu durum, AB'ye Karadeniz'e yönelik bölgesel düzeyde girişimlerde bulunması için büyük fırsat ve imkân sunmuştur. Bu bağlamda AB, Avrupa Komşuluk Politikası'nın eksik yönlerini tamamlamak üzere Karadeniz Sinerjisi ve Doğu Ortaklığı gibi Karadeniz'e yönelik bölgesel girişimler başlatmıştır. Bu kapsamda, tezin ana amacı Avrupa Komşuluk Politikası ve onun çerçevesinde kurulan bu bölgesel girişimlerin gelişimi, hedefleri, temel nitelikleri ve eksik yönlerini analiz etmek ve ayrıca bu girişimlerin işleyişindeki temel sorunların neler olduğu ve bunların ne derecede başarılı olduğunu incelemektir.
İnebolu şelfi ve kıta yamacı oksik-anoksik sedimentlerinin sedimentolojik ve jeokimyasal incelenmesi
Distribution of major, minor and trace elements in surface sediment of the continental shelf and upper slope of the Turkish continental margin of the southern Black Sea reflect the influences of discharge from the Central Anatolian rivers and oxic-anoxic conditions of the Black Sea. A narrow variety of sediment types (silty clay to silt) was obtained at eighty-five stations on the southern Black Sea shelf and upper slope and analyzed their elemental geochemistry. Concentrations of 30 major, minor and trace elements (Al, As, Ba, Ca, Ce, CI, Cr, Cu, Fe, Ga, K, Mg, Mn, Na, Nb, Ni, P, Pb, Rb, S, Sc, Si, Sr, Th, Ti, U, V, Y, Zn, Zr) were determined in all samples by X-ray flourescence. Distribution of grain size, carbonates, organic carbon and major, minor, trace elements show marked changes in the topography, hydrographic conditions and land geology of the region studied. Sediments constituted up to %48 CaC03, mainly of biogenic origin from the shell remains of benthic organisms and coccoliths. Organic carbon contents of the surface sediments (%0.34-1.77) usually reflect the prevailing primary productivities in the Black Sea although significant terrigenous influences also inferred. Grain size trends in associated with net sediment transport pathways are applied, using some commonly used grain size parameters. The pattern gives apreliminary estimation of sediment transport directions and also main depositional areas of central Black Sea shelf area. The element concentrations largely indicate the influences from the geochemical weathering of terrigenous sources on land. In comparison with the average sedimentary rocks and other modern sediments from the adjacent regions, the concentrations of As, Cr, Cu, Pb and Zn are somehow higher in the surface sediments from the southern Black Sea. This is though to reflect the possible contribution from metal-rich rocks and associated economic mineral deposits in the catchment areas of rivers which drain this part of the coast. Multivariate factor analysis of sediment geochemistry was used to identify three grouping of samples (factors) on the shelf and slope. The first factor is an aluminosilicate factor that represents detrital clastic material. The other factors comprise excess sediment discharges from western streams and anoxic deep water. Multivariate factor analyses also show that uranium concentrations in the sediment appear to be controlled by sand fraction of sediment.
Doğu Karadeniz konut mimarisinde süsleme üzerine bir inceleme
Çalışma başlıca dört bölümden oluşmaktadır. Bunlardan sonra bulguların değerlendirildiği "sonuç" bölümü yer almaktadır. Burada ayrıca bazı motif örnekleri de verilmiştir. Son olarak, konu açısından önemli konut/ yerleşme birimi adresleri ve bir sözlük "ek" bölümü oluşturmaktadır. Giriş bölümünde, konunun tarihsel çerçevesi, günümüzdeki görünümü, çalışmanın amacı tanıtılmaktadır. Süslemenin ortaya çıkışı, onu etkileyen dışsal etmenler, mimari süslemenin tarihsel olarak iki çizgi içermesi eğilimi, 20, yy.' la birlikte uygulamaların oldukça zayıfladıklarına ve bunun nedenlerine işaret edilmektedir. Bu konumda, çalışmanın konumu saptanmaya bir ölçüde amacı, izlenen araştırma yollarından hareketle bir tanıtımının yapılmasıyla bölüm sonuçlanmaktadır. îkinci bölüm, konunun açılımını içermektedir. Burada, önce bölgenin konut süslemesinin ön etmenleri tanıtılmaya çalışılmıştır. Bunlar bölgenin toplumsal tarihi; insan yapısı, yaşam ve gelenekler; bölgenin fiziksel yapısı; bölgede geleneksel konut mimarisi başlıkları altında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu değerlendirmeye göre, farklı dinsel/kültürel yaşam sürdüren topluluk gruplarının konutlarında süssel öğeler de farklılaşmakta, ayrıca konutların mimari gelişmişlikleriyle süslemelerinin doğru orantılı olarak zenginleştiğine, bir saptama olarak işaret edilmektedir. Bu bölümün diğer kısmını, genelden ayrıntıya olmak üzere, kısa bir mimari süsleme derlemesi oluşturmaktadır. Buna göre eski toplumlardan günümüze kadar, çeşitli uygarlıklarda mimari süslemeler görsel örneklerle, ana çizgileri için de aktarılmıştır. Bu aktarımı, Anadolu geleneksel konutundaki süsleme olgusunun yine ana çizgileri içinde tanıtılması izlemektedir. Bölüm, ele alınan bölgede, süsleme olgusunun konut düzeyindeki konumunun dışsal görünümünün resmedilmesiyle tamamlanmaktadır. Bunun sonucuna göre, süslemesi daha belirgin konutların, bölgenin batısından çok doğusunda yoğunluk kazandığı söylenebilir. Üçüncü bölümü, çalışmanın yöntemi ve çalışma eksenini oluşturan kavramların tanımlanması oluşturmaktadır. Yöntem olarak, sanat tarihi, özelde mimarlık tarihi yöntemlerinin sözkonusu olabileceği ve izlenen yollar tanıtılmaktadır. Çalışmada izlenen yollar ise, yukarıda açıklandığı gibi, kırsal ve kentsel kesimlerde farklılık içerecek biçimde iki türlü olmuştur, önemli olan kavramlardan ilki 'mimari süsleme' alarak belirlenmiştir. Verilen tanımı ise, çalışmanın ilk aşamasında çeşitli kaynaklardan oluşturulan teorik bir tanımla, pratik çalışmalardan sonra oluşturulan tanımın bütünlüğü oluşturmaktadır. Bu tanıma göre, ana çizgileriyle mimari süsleme, bina bileşen ve öğelerinde, bunların yüzey, kenar ve arakesitlerinde, çeşitli tekniklerle yapılan, kullanılan malzemenin özellikleriyle önemli ölçüde belirlenen, oluştuğu toplumsal koşulların etkisini içeren, tarihsel sürekliliğe sahip, mimariye ek bir katkı görünümü içeren, önemli ölçüde el sanatı üretimi içeren, belli coğrafya/ toplum/tarihsel dönem özellikleri gösteren, binada daha çok yapısal bir zorunluluk olmadan girişilen biçim yaratma uğraşısı olarak ortaya çıkan biçim ya da biçimler topluluğudur. Mimarisüsleme, motiflere dayalı ya da motifsiz olmasıyla ikiye, bezemeli ve dekoratif süsleme, ayrılmış ve bir küme şemasında biribirleriyle ilişkileri belirtilmeye çalışılmıştır. Diğer iki kavram, bina "bileşen"i ve "öğe"si olmaktadır. Kısaca, bileşen, boşlukta mekan oluşturmaya yarayan bina parçası; öğe ise, bu oluşuma katkıda bulanan, mimari açıdan ikinci derecede sayılabilecek bina parçaları olmaktadır. Bunlardan başka, "motif", "kompozisyon" gibi daha alt kavramlar da tanımlanmaktadır. Konunun boyutunun bir yanını oluşturan önemli bir kavram konut olmaktadır. İkinci bölümde, özellikle bölge konutu geniş biçimde irdelendiği için, tekrardan, küçük üretim içinde, bir ailenin arazisi üzerinde barınma/yaşama gereksinmesini giderdiği, tekil olarak yapılan, bazen yanında bağımsız olarak, serander gibi özel depo binaları bulunabilen ayırdetici özelliklerine değinildi. Burada belirtilmesi gereken diğer bir özellik de, bölgenin kırsal kesim konutlarının, Türkiye'nin ahşap konut örneklerini önemli ölçüde içerdiğidir. Dördüncü bölüm, doğrudan konunun incelendiği bölüm olmaktadır, önce, böl genin konut süslemelerindeki örneklerden de yararlanarak süslemelerin malzeme ve teknik, sanatsal nitelikleri, konuları tanıtılmaktadır. İkinci kısımda, konutların bileşen ve öğeleri bağlamında, yine görsel örneklerle, süslemeler malzeme ve teknik, konu ve düzenlenişleri açısından incelenmekte, tanıtılmaktadır. Bunlara göre ahşap başta olmak üzere, taş, metal ve az olarak boya ve alçı ile yapılan süslemeler bulunmaktadır. Konu olarak inançsal, bitkisel, geometrik, soyut süslemeler görülmektedir. Kullanılan teknikler ise, tarih boyunca görülen genel tekniklerle uyum içindedir. Ahşap için kesme/takma, oyma; taş için yine oyma; metal için sıcak biçimlendirme teknikleri kullanılmaktadır. Sonuç olarak; bölgede konut süsleme olgusunun dağılımı, Anadolu konut süslemesiyle bileşen ve öğeler açısından ilişkiler, bölge içinde kent/ kır konutların süsleme açısından karşılıklı değerlendirilmesi, ahşap konut süsleme motiflerinden derlenen bir seçki sunulmuştur. En yaygın bezeme türü süsleme, ahşap malzeme ve oyma tekniğinde, Rize dolaylarında ve kırsal kesimde görülmektedir. Dekoratif süsleme, konutların cephelerinde, hristiyan kültürüne ait, Trabzon ve Giresun kentsel konutlarında en yaygın olarak görülmektedir. Diğer Anadolu konutları kadar, her zaman aynı zenginliği göstermemekle birlikte, örneğin Safranbolu konutları, süslemeler konut bileşen ve öğeleri üzerinde uygulanma özelliği, konular ve teknikler açısından uyum içindedir. Böylece daha çok dışsal denilebilecek özellikleri için de, bölgenin geleneksel konutu üzerinde mimari süsleme olgusu incelenmeye çalışılmıştır. Ardışık çalışmanın, denilebilirse "içsel" bir değerlendirmeye yönelerek yürütülebileceği ve hatta bu yollarla, bölge bölge Türkiye konutunu kapsayacak çalışmalar toplamı, Türkiye'nin geleneksel konut süsleme olgusunun panoramasını sergileyebilir. Eklerde, bölge geleneksel konutuna ilişkin mimari araştırmalarda da yardımcı olacağına inanılan konut ve yerleşmelere ilişkin belirlenebilen adresler sunulmuştur. Diğer bir ek de çalışmayla ilgili kısa bir sözlük denemesidir. Böylece, 20. yy'daki hızlı değişimle birlikte, geleneksel konutların da hızla azalması olgusu karşısında, Doğu Karadeniz konutlarına ait belli bir yön belgelenmiş olmaktadır. Diğer bir özellik de, benzer çalışmalar için bir yöntem ve yol denemesinin sergilenmiş olmasıdır. Çalışmanın bu iki yönden de önem taşıdığı söylenebilir. VI
Doğu Karadeniz bölgesinde tesis edilen Avrupa ladini (Picea abies (L.) karst.) orijin denemelerinin on yıllık sonuçlarının değerlendirilmesi
Doğu Karadeniz yöresinin asli ağaç türü olan doğu ladini ( Picea orientalis ( L. ) Link. ) ormanlarının %70-75'inin suni gençleştirmeye obje olması; bu alanlarda hızlı büyüme yaparak, gençleştirmede büyük sorun olan diri örtüye karşı mücadele verebilen Avrupa ladini ( Picea abies ( L. ) Karst. )'ni akla getirmektedir. Ayrıca doğu ladinine oranla iki kat daha fazla ürün vermesi ve ekolojik koşulları doğu ladini ile benzer olan Picea abies ((L.) Karst. Orijin Denemeleri sonucunda; değişik ülkelerden BRD, DDR, ROM, ROMy ÇEK ve FRA ) temin edilen herbir orijinin yetişme mu hitlerine göre adaptasyon kabiliyetleri belirlenerek, uygulamada a- ğaçlandırma ve suni gençleştirme.çalışmalarında faydalanılması amaç - lanmıştır. Orijinlerin boy büyümesi üzerinde, orijinin genotipi kadar yetişme muhitinin etkisi olduğundan farklı yükseltilerde seçilen deneme alanlarında 13. yaş sonunda; ( fidanlık yaşı + arazi yaşı ) Araklı deneme alanında 122/72, Kapuköy deneme alanında 78/71, Yeniköy deneme alanında 87/71, Devrik saha deneme alanında 24/72 ve Sürmene deneme alanında ise 128/72 no'lu orijinler en iyi gelişmeyi göstermişlerdir. Deneme alanları arasında, orijinlerin boylanmaları yönünden de önemli derecede farklılık tesbit edilmiştir. Deneme alanları arasında en fazla boylama Kapuköy 'de tesbit edilmiş olup, bunu takiben Yeniköy, Devrik saha, Araklı ve Sürmene deneme alanlarında boylanma bakımından iyiden kötüye doğru bir sıralanış tesbit edilmiştir. Orijin denemelerinin 13. yıldaki sonuçlarına göre; Doğu Karadeniz yöresinin 250-1500 m'leri arasında seçilen deneme alanları nın temsil ettiği yetişme muhiti ağaçlandırmalarında %10-15 oranında 122/72, 78/71, 87/71, 24/72 ve 128/72 no'lu orijinlerin kullanımı önerilebilir. IV
Karadeniz bölgesindeki konutların güneş destekli ısı pompaları yardımıyla ısıtılabilirliğinin incelenmesi
ÖZET Bölgemizde konutların güneş enerjisi ve ısı pompaları yardımı ile ısıtılabilirliğini araştırmak amacıyla güneş destekli ısı pompası de ney düzeneği kurulmuştur. Bu deney düzeneği, 18 adet su soğutmalı düzlemsel güneş kollektörü, güneş enerjisini gizli ısı şeklinde depolayan enerji depolama tankı, hava ve su kaynaklı ısı pompası, bir adet sudan havaya ısı eşanjörü, sistemdeki suyun dolaşımını sağlayan su sirkülas- 2 yon pompası, ısıtma ortamı olarak kullanılan 75 m lik laboratuar, ısıtma kanalları, ölçüm elemanları ve diğer yardımcı cihazlardan mey dana gelmiştir. Bu çalışmada; güneş enerjili ısıtma sistemi, güneş destekli ve enerji depolu seri ısı pompası sistemi, güneş destekli ve enerji depolu paralel ısı pompası sistemi ile bu sistemlerin birlikte kullanıldığı çift kaynaklı ısı pompası sistemi deneysel olarak incelenmiştir. Ekonomik analiz yapılarak sistemler birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Deneyler 1991 ve 1992 yıllarında ısıtma sezonu boyunca (Aralık ayından Mayıs ayına kadar) yapılmıştır. ölçümler bilgisayar programı yardımı ile değerlendirilerek incelenen sistemlerin kollektör verimleri, depolama verimleri, ısı pompa sının performans katsayıları, herbir ısıtma mevsimi için binanın ısı yükü ile sistemlerin bu ısı yükünü karşılama oranları hesaplanarak el de edilen sonuçlara göre sistemlerin karşılaştırılmaları yapılmıştır. Ayrıca literatürde verilen bir simulasyon programını (SOLS İM) sis temimize uygun hale getirerek deneysel verilerin teorik değerlerle karşılaştırılması yapılmıştır. Sonuç olarak, teorik, deneysel ve ekonomik değerlendirmelere göre Karadeniz bölgesindeki konutları ısıtmak için geleneksel ısıtma sis temlerine alternatif olarak güneş destekli ve enerji depolu seri ısı pompası sistemi önerilebilir.
Kuzeydoğu Karadeniz bölgesi doğal odunsu taksonlarının peyzaj mimarlığı yönünden değerlendirilmesi üzerine araştırmalar
ÖZET Ülkemiz floristik zenginliğinin önemli bir bölümünü kapsayan Kuzeydoğu Karadeniz Bölgesinde gerçekleşen bu çalışmanın asıl materyalini odunsu formdaki doğal bitkiler oluşturmaktadır. Genellikle volkanik ve sokulum kayaçlarının hakim olduğu araştırma alanı, bol yağış nedeniyle PH derecesi düşük, bir toprak yapısı gösterir. Yağış, bulutluluk ve nem oranları bakımından ülkemizin en zengin bölgelerinden birisidir. Araştırma alanı, bitki coğrafyası açısından Euro-Siberian flora alanının Colchis kesiminde kalmaktadır. Pseudomaki, Orman, Step ve Alpin gibi dört ana vejetasyon tipinden oluşan Doğu Karadeniz Bölgesinin özellikle pseudomaki ve orman vejetayonunda çalışmalar yapılmıştır. Kentsel nitelikli yeşilalanlarda belirlemek 295 adet değişik odunsu takson içersinde, Cryptomeria japonica D.Don, Biota orientali3 End, Nerium oleander L., Rosaxhybrida, ve Lonicera periclymenum L. gibi odunsu taksonların en fazla kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Araştırma alanında kullanıcılar genellikle herdemyeşil, çiçek güzelliği olan, meyvesinden faydalanılabilecek türler tercih etmektedirler. Çalılardan ise, daha çok çiçek güzelliği olan türler öncelikli olarak seçilmektedir. Kentsel mekanlardaki yeşilalanlar üzerinde yetkili olan kişilerin büyük bir çoğunluğu peyzaj projesi yaptırmamakta ve toprak analizine gerek duymamaktadır. Yeşilalanlar ile ilgili projelerin daha çok Peyzaj Mimarları ve Ziraat Mühendisleri tarafından yapıldığı belirlenmiştir. Araştırma alanında genellikle orman fidanları çoğunluk tadır. Bu fidanlıklar, Orman Bakanlığının isteği olan ve orman ağacı olarak kullanılacak türlere öncelik vermektedirler. Diğer kullanıcı toplumun istekleri dikkate alınmadan, daha çok üretim materyali kolay sağlanan ekzotik türler süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Bu nedenle, çok zengin bir doğal bitkisi örtüsüne sahip araştırma alanında, önemli estetik güzelliği olmayan ekzotik türlere yer verilmektedir. Araştırma alanındaki doğal odunsu taksonlardan çiçek ve meyve güzelliği, sonbahar renklenmeleri vb. gibi estetik değerlerle çok yönlü fonksiyonel kullanım alanlarına sahip taksonlar belirlenmiş, Peyzaj Mimarisi açısından özellikleri belirtilerek, yöre halkının istediği özelliklere de uygun bitkilerin fidanlıklarda üretilmeleri için önerilerde bulunulmuştur. -VI-