Kant, Immanuel

64 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Etik-estetik bağlamda iyi ve güzel: Platon ve Kant analizi

Platon'a göre, iyi ve güzelin ayrı ideaları vardır. İyi ve güzel olmak için bu idealara katılmak gereklidir. Platon, iyiden bahsederken iyinin en yüksek varlık ilkesi olduğundan da bahseder. Platon'a göre iyi, duyulur ve düşünülür dünyanın anlaşılmasını sağlayan varlığın en temel ilkesidir. Bu salt iyi ilke, özünde güzeldir ve bu güzellik görülmeyen bir güzelliktir. Platon'a göre güzel, ilk göze çarpan, ilk fark edilendir. İyi ise görünüşe verilmemiştir. İyi ve güzel olabilmek için ruh ve beden, bu ilkeyle belirlenen ölçü ve orana uymak zorundadır. Platon, ölçü ve oran ile iyi ve güzeli ortak noktada buluştururken görünmezlik ve biçim ile birbirinden uzaklaştırmıştır. Platon, iyiliğin ve güzelliğin özünün aynı yerde olduğunu söylemiştir. İyi, en yüksek ilkenin salt iyiliği ile manevi bir güzelliğin özüdür. Nesnede güzel yalnızca biçimdedir çünkü nesneler salt biçim olan güzel ideasından pay alır. Yararlılık güzelin belirleyicisi olursa iyi ile de tanımlanabilmektedir. Platon'a göre güzel, zaten bizzat nedenin kendisi olan iyinin var olmasının bir nedeni olamaz. Çünkü neden kendisinin nedeni olamaz ancak var ettiği şeyin bir nedeni olabilir. Kant ise iyi ve güzel konusunda ilgiyi öne sürerek bir ayrım yapmıştır. İyi, daima bir ilgi barındırır. Güzel ise her türlü ilgiden arındırılmıştır. Bir şeye iyi diyebilmek için onun ne olduğunu bilmek gerekir. Bu nedenle iyi bir kavrama ihtiyaç duyar. Bir şeye güzel diyebilmek için nesnenin ne olduğunu bilmemize gerek yoktur. Güzel bu nedenle kavramada ihtiyaç duymaz. İyi daima elde edilmek istenir. Bu istek onun varlığına olan ilgiyi sürekli kılar. Güzel ise yalnız salt seyretmeden kaynaklanır. Anlamsız, yararsız olan birçok şey saf bir seyretme ile güzel bulunur ve güzel bulunduğu için hoşluk uyandırır. Kant, önce nesnenin güzel bulunduğunu hoşlanmanın ise daha sonra oluştuğunu söyler. İyi ise yasa tarafından belirlenmiş ve zorunlu bir hoşlanmanın nesnesi haline getirilmiştir. Kant, doğadaki güzeli bu ahlaki iyinin simgesi ilan etmiştir. Etik-estetik bağlamda iyi ve güzelin analizi, bu iki filozofun yaklaşımları üzerinden yapılarak benzerlikleri, farklılıkları ve ilişkileri ortaya konulacaktır.

Batı felsefesiEstetikEtik+5
Filiz Özdemir Gönüllü
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant'ta saf aklın sınırı

Bir problem olarak akla sınır çizme; yani insan aklının neyi bilip neyi bilemeyeceği, doğru bilgiye nasıl ulaşabileceği veya nerde durması gerektiği geçmişten günümüze kadar felsefenin temel konularından biri olagelmiştir. Alman felsefesinin kurucu isimlerinden Immanuel Kant'ın eleştiri felsefesinde ulaşmak istediği temel amaç da, Critique of Pure Reason (Saf Aklın Eleştirisi) adlı eserinde belirttiği üzere, saf aklın bütün kapsamını, hem sınırları hem de içeriğiyle eksiksiz ve genel ilkelere göre belirlemektir. Kant eleştiri felsefesinde, klasik metafizikçilerin yaptığının aksine, metafizik bilgilerin pozitif bilimlerin yöntemleriyle bilinemeyeceğini savunmuştur. Kant'a göre eğer metafizik bir bilim olarak mümkün olacaksa, insan aklı neyin a priori olarak bilineceğini tespit etmek, bu temel üzerinde prensiplerini belirlemek ve bu prensiplerin uygulanabileceği alanın dışında kalan şeyleri bilimin dışında bırakmayı kabul etmek mecburiyetindedir. Metafiziğin bir bilim olabilmesi için, aklın deneyimi aşan bu etkinliğinin bilimsel açıdan dayanaklarının ve çerçevesinin açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla insan aklının neyi bilip neyi bilemeyeceği problemiyle ilgili olarak öncelikle ele alınması gereken, saf aklın deneyimden bağımsız olarak neyi, ne kadar ve nasıl bilebileceğinin belirlenmesidir. Bu bağlamda Kant eleştirisinde, a priori (deneyimde verilmeyen)-a posteriori (deneyimde verilen) kavramlarına paralel olarak fenomenal (duyu verileriyle deneyimlenebilen alan) ve numenal (duyu verileriyle deneyimlenemeyen alan) dünya ayrımlarını yaparak fenomenlerin bilgisini elde etmek mümkün iken, numenlerin bilgisini elde etmenin mümkün olmadığını iddia etmiştir. Kant bu iddiasını, deneyden gelmeyen ama deney-nesne bilgisiymiş gibi bilgimizi genişleten "sentetik a priori yargı"ların nasıl olanaklı olduğunu bu yargıların kaynak, kapsam ve sınırlarını göstermeye çalışarak temellendirmiştir. Bu problem "saf matematik nasıl olanaklıdır?", "saf doğa bilimi nasıl olanaklıdır?" ve "bilim olarak metafizik nasıl olanaklıdır?" sorularını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada, "saf aklın sınırı nedir?" problemi, Kant'ın eleştiri felsefesi üzerinden araştırılmıştır. Felsefe tarihinde bir mihenk taşı görevi gören Kant'ın eleştiri felsefesi; "eleştiri" ve "sınır" kavramları ile felsefe tarihine yönelttiği sorular ve cevapların Kant sonrası felsefeye yaptığı etkinin daha iyi anlaşılması için önem arz ettiğinden söz konusu kavramlar bağlamında irdelenmiştir. Çalışmanın temel amacı; Kant'ın geleneksel metafiziğe yönelik eleştirilerine yön veren aklın deneyimden bağımsız olarak kullanımı hakkındaki düşünceleriyle bilgiye çizdiği sınırları belirleyerek onun eleştiri felsefesinde "saf aklın sınırı" problemini tespit ve analiz etmek; tartışmalardan hareketle "saf aklın sınırı"nı açığa çıkartmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada, akla çizilen sınırlar içinde Kant felsefesinde aklın teorik faaliyetlerine temel teşkil eden durum, olanak ve şartlar ortaya konmuş; transendental felsefenin temel argümanlarıyla "matematik ve doğa bilimlerinde sentetik a priori yargılar nasıl mümkündür?" sorunsalıyla birlikte "bilim olarak metafizik nasıl olanaklıdır?" problemi sistematik bir şekilde incelenmiştir. Bu inceleme göstermiştir ki, metafizik alanda sentetik a priori bilgi, yani metafiziğin nesnel nitelikte bir bilim olmasına imkân sağlayacak bir bilgi, metafizikte saf aklın sınırlarını aşmaktadır. Anahtar Kavramlar: Kant, Saf Akıl, Sınır, Transendental, Eleştiri

AkılFelsefeFelsefe tarihi+2
Tuba Ünal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern sübjektivite metafiziği bağlamında Kant'ta adaletin imkânı

Bu çalışma, Kant'ın ahlâkî, estetik, hukukî ve siyâsî görüşleri üzerinde temellendirilebilecek bir adalet anlayışının imkânını, sübjektivite metafiziği bağlamında araştırmaktadır. Araştırma amacına yönelik olarak gerçekleştirilen sübjektivite tartışması, çalışma boyunca sürdürülmektedir. Ahlâk yasası, ahlâkî özne, deha, Yüce, sensus communis, adalet öznesi, kaotik özne, iç özgürlük, dış özgürlük benzeri kavramlar, tartışmanın çerçevesini belirleyen kavramlar olarak gün yüzüne çıkmıştır. Ahlâkî öznelliğin temellerinden doğacak bir adalet öznelliğinin imkânı, araştırma sırasında kendisini göstermiştir. Kant, böyle bir öznellik imkânı yoluyla sonlu insanları sonsuz bir adalet yolculuğuna hazırlamaktadır. Çalışmada Kant'ın, ahlâk yasasıyla hukuk arasındaki gerilimi nasıl aşmaya çalıştığı sorusu da cevaplanmaya çalışılmıştır. Kant düşüncesinde adaletin imkânı meselesine, ahlâk, estetik, siyaset, hukuk, tarih felsefesi pencerelerinden bakılmış ve Kant'ın bu alanlardaki çalışmalarına özellikle odaklanılmıştır. Ayrıca görülmüştür ki, ahlâk yasasının merkezi duyugusu olan saygı duygusundan sonra gelen insan sevgisi, hem insanı amaç gösteren ahlâk yasasıyla hem de özneler arası bir adaletin imkânıyla yakından alakalıdır. Kant'ın kritikleri boyunca gerçekleştirdiği adalet arayışı, aynı zamanda bitimsiz bir arayıştır. Zira adalet, hiçbir zaman kendi başına bir şey olarak insanlara tezâhür etmeyecektir.

AdaletAdaletsizlikDeontolojik adalet+4
Oğuz Düzgün
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Saul Kripke'nin bilimsel özcülüğüne "Kantçı" bir eleştiri denemesi

Bu çalışmada Kripke'nin bilimsel özcülük görüşü kısmen deneyci, ancak daha çok Kantçı bir bakış açısıyla ele alınmış ve bu görüşün eleştirilmesi denenmiştir. Kripkeci bilimsel özcülük dil felsefesinde ilk örneği Mill'de görülmüş olan doğrudan gönderim görüşünün kipsel mantık bağlamında dünyalar arası ve katı bir gösterim şeklinde yeniden savunulmasına dayanır. Bu çalışmada Aristoteles'in form özcülüğünden ulaşılma yolu bakımından farklı, ancak ulaşılan/savunulan sonuç bakımından benzer olan Kripkeci özcülüğün konu insan kişileri olduğunda başarılı sayılabilecek iken, konu kişi olmayan tekiller ve doğal türler olduğunda sorunlu olduğu öne sürülmüştür. Kant'ın zorunluluk taşıyan tüm önermelerin a priori olduğu savına karşın Kripke'nin a posteriori önermelerin de zorunluluk ifade edebildikleri ve böylelikle empirik bilimlerin bu şekilde doğal türlerin özlerini keşf etmekte olduğu savının doğru olamayacağı savunulmuştur. Bu eleştiri denemesinin dayanak noktalarını Kant'ın nesne, nedensellik, deney, temsil ve görünüş kavramlarına transandental idealizm çerçevesinde kazandırdığı özgün anlamlar ve mümkün dünyalar semantiğinin bu anlamlara göre yorumlanması oluşturmaktadır.

Analitik felsefeBilgi felsefesiBilim felsefesi+7
Cengiz Çebi
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kant ve Rousseau'nun insan doğası ve eğitim anlayışları

Bu çalışma, 18 yüzyıl Aydınlanma filozofu olmalarına rağmen çağımızın sorunlarına ışık tutan, düşünce tarihinde önemli etkiler bırakmış ve halen bunu devam ettiren iki büyük düşünür Rousseau ve Kant'ın felsefelerinde insan doğası ve eğitim arasındaki ilişkileri ortaya koymayı, yeri geldikçe de karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda araştırma, literatür incelemeye dayalı basılı, yazılı kaynaklardan yararlanarak gerçekleştirilmiştir. Kant ile özgürlük hakkındaki aykırı görüşleriyle birçok çevrede tepkiyle karşılanan Rousseau'nun en önemli ortak noktası, her iki düşünürün ilk olarak insanın doğuştan saf, temiz ve iyi olduğunu öne sürmeleridir. Fakat toplum ve siyaset hakkındaki görüşlerinin farklılığı gerek etik alanda gerekse eğitim alanında farklı sonuçlara ulaşmalarına neden olmuştur. Bu bağlamda Rousseau, insanın doğal gelişimine, doğaya ve doğallığa uygun olarak şekillenen bir eğitim verilmesi gerektiğini savunurken Kant, aklı kendisine inceleme konusu yaparak ideal bir eğitimi, insanın arzu ve eğilimlerine göre değil, aklın ilkelerine diğer bir ifadeyle ahlak yasasına uygun bir şekilde yetiştirilmesinde görür. Dolayısıyla Kant, gerçek eğitimi, insan doğasını disiplineetmek suretiyle onu kültürleme, medenileştirme ve ahlâkileştirme süreci olarak değerlendirmesiyle Rousseau'dan ayrılır. Anahtar Kelimeler:Eğitim, İnsan Doğası, Kant,Rousseau

EğitimEğitimFelsefe+3
Mehmet Kolay
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bir Kant Frege karşılaştırması: Aritmetiğin yasaları sentetik A priori midir, analitik A priori midir?

Aritmetiğin temelleri üzerine yapılan bu çalışma, on sekizinci yüzyılda yaşamış büyük Alman filozofu Immanuel Kant'ın ve on dokuzuncu yüzyılda yaşamış başka bir Alman filozof-matematikçi Gottlob Frege'nin aritmetik yargıların doğalarına ilişkin yapmış oldukları çalışmaların eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesi ve karşılaştırılmasıdır. Kant aritmetik yargıların sentetik a priori olduğunu iddia eder ve bu iddiasını 1781 tarihli Saf Aklın Eleştirisi ve 1783 tarihli Prolegomena isimli kitaplarında kendi epistemolojisine uygun olacak şekilde temellendirir. Buna göre, aritmetik yargılar sadece kavram analizi yaparak, ya da sadece tanımlara başvurarak temellendirilemezler. Bu temellendirme, Kant'ın saf görüde inşa etmek dediği özel bir işlemi gerektirir. Öte yandan, Frege, aritmetik yargıların (Kant'ın söyleminin aksine) analitik a priori olduğunu iddia eder ve en önemli eseri olan Aritmetiğin Temelleri'nde (1884) bu iddiasını gerekçelendirir. Frege, aritmetikte görü aracılığıyla temellendirmeyi gerektirecek hiçbir şeyin olmadığını, aritmetik doğrulukların bütününün mantık yasaları aracılığıyla, dedüktif bir süreç sonucunda türetilebileceğini iddia eder. Bu iddia aynı zamanda, aritmetik yargılar analitiktir de demektir. Çalışma yapılırken Kant'ın ve Frege'nin bahsi geçen eserleri ana kaynaklar olarak kullanılmakla beraber konuya ilişkin yazılan birçok kitap ve makale incelenmiş olup doğrudan ya da dolaylı şekilde atıf yapılanlar çalışmanın kaynakça kısmına eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kant, Frege, Aritmetik, Analitik Yargı, Sentetik Yargı

AlmanyaAritmetikFelsefe+4
Mehmet Arslan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Rasyonalizm'den Fideizm'e: Kant ve Kierkegaard

Günümüzde "inanç" ve "inanılan şey" hakkındaki tartışmalar hem bireysel hem de bilimsel anlamda varlığını sürdürmektedir. Kişi inançları (varoluş bakımından) söz konusu olduğunda inancın öznel olduğu, "inanma"nın altında yatan akli nedenler söz konusu olduğunda ise nesnel olduğu yönünde gerekçelendirmeler yapılmaktadır. Bu çalışma; inanç mefhumuna, akıl eleştirisi neticesinde nesnellik atfeden Kant ve "inancın" öznenin varoluşunun dinamizmi olduğunu belirten Kierkegaard felsefelerindeki karşıtlığı takip ederek inancın evrensel mi yoksa bireysel mi olduğunu araştırmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, Kant'a değin süregelen geleneksel metafiziğin öğretileri, bu metafiziğin Tanrı kanıtlamaları ile kıyas içinde araştırılmıştır. Aydınlanma'nın geleneksel metafiziğe eleştirisi ve Kant'ın yeni bir metafizik öğretisi kurma girişimi çerçevesinde akıl eleştirisi incelenerek, Kant'ın, hem bilginin, hem metafiziğin, hem de bir "akıl inancının evrensel olabileceği" düşüncesi tartışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Kant sonrası idealist felsefenin, öznelliği ve bireyi nesnellik çatısı altında erittiği iddiası üzerinden teoloji eleştirisini geliştiren Kierkegaard felsefesinde "inanç" kavramının yeri araştırılmıştır. Hakikati öznellik olarak ele alan Kierkegaard felsefesinde "inanç" kavramının akıl ve nesnellik ile olan bağının neden reddedildiği ve inanmanın neden bireyin varoluşuna indirgendiği tartışılmıştır. Böylelikle; sonuçta, inanma edimine getirilen karşıt iki düşünce yaklaşımı karşılaştırılarak bu edimin hangi koşullarda ve ne tür gerekçelerle ortaya çıktığını, ahlak ile bilim ile ve en nihayetinde tek tek insanların varoluşları ile nasıl ilişkide olduğunu gösterilmeye çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Akıl, İnanç, Kant, Kierkegaard

AkılFideizmKant, Immanuel+3
Osman Nuri Sağlam
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Rasyonel bireylerin iktisadî eylemlerinde tercihlerini belirleyen faktörlerin araştırılması (Doğu ve batı düşünürlerinin düşünceleri çerçevesinde)

Bireysel kararlarımızı aklın ilkeleri doğrultusunda belirleme özellikle Aydınlanma döneminden beri Batı toplumlarının en fazla vurguladığı bir konudur. Adeta akılcılık Batı'nın bir mottosu olmuştur. Akıllı davranmanın bilimsel literatürdeki adı gelenek ve duygusallıktan uzak rasyonel davranmaktır. Rasyonellik en geniş ifadeyle insanın hareketlerinde, seçimlerinde ve eylemlerinde akılcı davranması şeklinde tanımlanır. Rasyonellik, başka bir ifadeyle belli hedefleri elde etmek için en etkili araçları seçme sürecidir. Ancak rasyonel davranış tek boyutlu değil, çok boyutlu ve komplike bir süreçler bütünüdür. Sadece çıkar ve başarıyı elde etmek için araç seçiminden idealist salt öte dünyacı davranmaya; her iki unsuru da birleştirip orta yolcu ılımlı bir rasyonelliğe kadar çeşitlenir ve farklılaşır. Doğal olarak toplum ya da bireylerin bunlardan hangisini seçeceği önemlidir. Çünkü bu nihayetinde bir hayat tarzına dönüşmekte ona göre sonuçlar üretmektedir. Salt amaç rasyonel eylemler sonunda yabancılaşma, şeyleşme, soyutlaşma, anlam kaybı, özgürlük kaybı, motivasyon kaybı ve meşruiyet krizlerine neden olmaktadır. Tam bu noktada pratik rasyonellik kavramı ilgili patolojilerin şiddetini azaltacak ve daha insani ve sosyal bir ortamın doğmasına hizmet edecektir. Yani kişi, kurumlar ve devlet aklı kullanırken adalet, ahlak ve erdem kavramlarını dışlamadan kullanacaktır. Biz bu çalışmamızda pratik rasyonellik kavramını besleyen unsurları gerek Batı gerek Doğu dünyasının düşünürleri çerçevesinde genişleterek günümüz sosyal yapısının iyiye doğru evrilmesine düşünsel bazda katkıda bulunmaya çalıştık.

AristotelesEkonomiEkonomi politikaları+6
Aziz Can Şensazlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ın ahlak yasasının normatif içeriği: Maksimleri yeniden düşünmek

Bu çalışmada, ahlak kuramları arasında başat yeri olan Kant'ın ahlak felsefesi, ödev ahlakı incelenmiştir ve Kant ahlakının formel değil, normatif olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Kant'ın ahlak felsefesini anlatmakta başvurduğu ödev örnekleri, günümüz ahlak perspektiflerinden bakıldığında sorunludur. Bu ödev örneklerinden olan birincisi "Yaşamını Devam Ettirme Ödevi" ve üçüncüsü "Yeteneklerini Geliştirme Ödevi" özellikle tartışmalıdır. Kant ahlak yasasını oluşturan ödevleri göstermek isterken öznel ilkelerden yani maksimlerden yola çıkar. Bu maksimlerin kendi kendileriyle çeliştiğini göstererek, maksimlerin tersinin ödev olduğu sonucuna varır. Kant ödev ahlakının biçimsel bir ahlak olduğunu iddia etmektedir; ona göre, ahlak felsefesi içeriksel hiçbir öğeyi içerisinde barındırmamalı ve ahlak yalnızca akıldan ve aklın idelerinden türetilmelidir. Kant'ın ahlaki maksim örneklerine vermiş olduğu örneklerde bu iddiasının dışında bazı içeriksel bulgular olduğu çalışmada iddia edilmiştir. Maksimleri ve ödevleri ayrıntılarıyla tartışması, ayrıca hem Pratik Aklın Eleştirisi hem de Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi kitaplarında aynı örnekleri kullanması, Kant'ın bu ödevleri ahlak yasası olarak buyurduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, Kant ahlakı, Kant'ın kendisinin iddia ettiği gibi biçimsel değil, kural koyucu, normatif bir ahlak felsefesidir. Anahtar Kelimeler: Kant, Ahlak, Ödev, Maksim, Formel Ahlak, Normatif Ahlak

AhlakAhlak felsefesiFormel düşünce+4
Nurevşan Marş
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Leibniz ve Kant'ta Teodise

Mutlak iyi bir Tanrı'nın varlığına rağmen yeryüzünde hâlâ kötülüğün bulunması, Antik dönemde de filozofların zihinlerini meşgul etmişti. Antik Yunan felsefesinin içerisinden çıkan kötülük problemi, Hristiyan ve Müslüman düşünürler tarafından da ele alınmıştır. Bu problem henüz genç yaştan itibaren Leibniz'in de ilgisini cezbetmiştir. Onun felsefesini incelediğimizde öne çıkan iki unsurun tözler meselesi ve kötülük problemi olduğunu görürüz. Nitekim 17. yüzyıl sonlarından itibaren Leibniz'in ortaya koyduğu monadlar öğretisi Kartezyenizmin sıkı bir eleştirisi olmakla kalmamış, o dönem Katoliklik ve Protestanlık mezhepleri arasındaki pek çok tartışma konusundan birisi olan kötülük ve günahın mahiyeti alanına da uzanan neticeleri olmuştur. Tarihi gidişat Leibniz felsefesinin aleyhine gelişmiş ve Leibniz'e yöneltilen eleştiriler onun monadlar öğretisi üzerine değil, o öğretinin bir uzantısı olan 'mümkünlerin en iyisi' kavramı üstünde yoğunlaşmıştır. Aldığı eğitim gereği Leibniz felsefesini yakından tanıyan Immanuel Kant ise tarihi olgulardan dolayı henüz kariyerinin başındayken kötülük ve Tanrı'nın inayeti hakkında makaleler yazmak durumunda kalmıştır. Kant'ın erken dönemindeki felsefesinde Leibnizci eğilimler görürüz fakat olgunluk döneminde ise bunun yerini özgün bir felsefe almıştır. Kant'ın Leibnizci düşünceye bakışı, ona getirdiği eleştiriler ve kendisini Leibnizci teodiseden sıyırarak, kötülük problemine kendi felsefesi içerisinde tutarlı bir cevap verme girişimi, Leibniz'in felsefesine daha eleştirel bakabilmemizi sağlamaya hizmet eder. Ayrıca Kant'ın kendi teodise görüşü de, felsefe tarihinin bu en köklü problemlerinden birisini aydınlatma hususunda bizatihi önemlidir. Bu çalışma, problemin kısa bir tarihçesini sunduktan sonra Leibniz ve Kant teodiselerinin birbirleriyle hem temeldeki hem de sonuçtaki ilişki ve farklılıklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kötülük Problemi, Tanrısal İnayet, Teodise, Leibnizci Teodise, Kantçı Teodise.

Kant, ImmanuelKötülükLeibniz, Gottfried Wilhelm+2
Mustafa Çağrı Günday
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant'ın Kozmopolitizm Teorisi ve çağdaş kozmopolitizm akımı üzerindeki etkisi

Tezde bir evrenselcilik olarak Kant'ın kozmopolitizminin ihtiyaçlar bağlamından bağımsız olmadığı savunulmaktadır. Kant'ın kozmopolitizmi, herkesi kapsadığını ve herkesin menfaatine olduğunu iddiasını dillendirirken, özellikle tecrübe alanında bulunan ihtiyaçlardan uzak ve kendisini soyutlayabilmiş bir konumda takdim eder. Ancak kozmopolitizm, siyasî ve toplumsal bir ihtiyacın ürünü olarak, başka ihtiyaçları özellikle topluluk ve dolayısıyla beşerî sistem düzeyinde, bastırıcı bir rol oynar. İhtiyaçların farklılaşması beşerî farklılıkların temelini teşkil ettiğinden, kozmopolitizmde farklılığın tanınmasının sorunlu ve sınırlı olduğu ortaya koyulmuştur. Tezin birinci bölümünde kozmopolitizmin köklerinden itibaren izlenen bu sorunsalın, ikinci bölümde Kant'ta ve üçüncü bölümde ondan etkilen çağdaş kozmopolitistlerde hangi boyutlar kazandığı anlaşılmaya çalışılmıştır.

Kant, ImmanuelKozmopolitanizm
Saim Şallı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Immanuel Kant'a göre radikal kötülük bağlamında erdemli toplumun imkânı meselesi

Bu çalışma, Kantçı bir bakış açısına göre erdem toplumunun imkânını, ahlak, hukuk, din, radikal kötülük ve bu ana meselelerin ihata ettiği diğer alt kavramlar çerçevesinde tartışmıştır. Fakat bunu yapmak için gerekli olan ahlak kavramının tanımı, özgürlüğün mahiyeti ve bu mahiyet bağlamında, Tanrı ve ruhun ölümsüzlüğünün ne ifade ettiğine dair Kantçı projenin temel argümanlarını da ele almıştır. Ayrıca bir toplumun oluşma sürecini ifade eden sözleşme, mülkiyet, sensus communis (müşterek his) ve devlet gibi mefhumları da irdelemiştir. Tüm bunları yaparken bahsi geçen kavramlar arasındaki bağlamı tesis etmek için yargı gücü ve alt başlıkları da (güzel, yüce, ereksel doğa, tarihsel ilerleme) konumuzun çerçevesini aşmayacak şekilde işlenmiştir.

AhlakAhlak felsefesiDin felsefesi+4
Besil Tok
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Immanuel Kant`ın felsefesi`nde 'mekan ve zaman'

Bu tezde, Alman filozof, Immanuel Kan'tın Felsefesinde "Mekan ve Zaman" adlı konu ele alınmıştır. Burada, size Kant'ın felsefesi hakkında özet bir bilgi vermeye çalışacağız. Bilindiği gibi, Kant'ın felsefesi bilgi konusunun incelenmesi ve eleştirilmesiyle başlamıştır. Bundan dolayı Kant'ın felsefesine kritisist felsefe denir. Kant, bu kritisist felsefesiyle, bilgide aklın rolünü belirtmeye çalışmıştır Kant, bu görüşlerini epistemoloji (bilgi teorisi) konusunda yazdığı en önemli eseri olan, "Saf Aklın Eleştirisi" nde ortaya koymuştur. Kant'ın epistemoloji konusundaki temel denemesini oluşturan bu eserde sorduğu ve cevabını aradığı en önemli soru şudur: Sentetik apriori yargılar nasıl olanaklıdır? Bu probleme bir çözüm getirmeyi amaçlayan Kant yine bu konuda yaptığı araştırmalara transandental araştırmalar adını vermektedir. Burada transandental araştırma metodu mümkün deney objelerine yönelme faaliyeti anlamına gelmektedir. Yine Kant, bu eserinde aklın neyi bileceğini, neyi bilemeyeceğini araştırmıştır. Bu araştırmasında saf aklın sınırları içerisinde kalarak, fenomenlerin görüşlerini bilebileceğimizi.ama görünüşlerin ardındaki gerçekliği, kendinden şeyi (Ding an sich) numeni, bilemeyeceğimizi ileri sürmüştür.Fenomen, mekan ve zaman içerisinde olan "şey"dir. O halde bizim bilgimiz mekan ve zaman içerisinde olan şeylerle (nesneler, varlıklar) sınırlıdır. Bu durumda Kant'ta bilgi duyu verileri (algılarımız) ile insan aklının işbirliğinden doğmuştur. İşte Kant'a göre bu bilginin iki a priori formu vardır: bunlardan biri mekan diğeri zaman'dır. Yani mekan ve zaman duyu bilgisinin a priori formlarıdır. Tüm bilgimiz de ancak bu formlar sayesinde varolmaktadır. Kant, bu anlayışı ile empirizm ile rasyonalizmin sentesini yapmaya çalışmıştır. Yani bilginin oluşmasında hem deneyin, hem de aklın önemini vurgulamıştır. Kant'ın bu sentezci yaklaşımı felsefe tarihinde büyük önem taşımaktadır. Ayrıca mekanı ve zamanı duyu bilgisin a priori formu olarak kabul etmesi Kant'ın görüşünün orjinalliğini göstermektedir. ıı

FelsefeKant, ImmanuelMekan+1
Umut Yaşar Abat
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ın ebedi barış ideali bağlamında Habermas ve Rawls'da Uluslararası Hukuk

Habermas ve Rawls, dünya barışının tesis edilmesinde uluslararası hukukun işlevini felsefi bir problem olarak ele alırlar. Her iki filozof, kendi teorilerini ortaya koyarken, Kant ve onun ebedi barış idesini kendisine temel referans olarak almakta uzlaşmalarına rağmen, Habermas 'iletişimsel eylem'den hareketle bir uluslararası hukuk teorisi geliştirirken, Rawls 'adalet' idesini merkeze alan bir teori geliştirir. İşte bu çalışmada, Kant'ın Habermas ve Rawls üzerine etkisi incelenir ve buradan hareketle Habermas ve Rawls'un uluslararası hukuk teorileri karşılaştırılır. Bu bağlamda tez üç bölüm olarak ele alınır. İlk bölümde uluslararası hukukun tarihsel ve uluslararası hukuk idesinin ise, felsefi kökenleri araştırılır ve bu bağlamda Kant'ın "ebedi barış" idesi ayrıntılı olarak incelenir. İkinci bölümde Habermas'ın uluslararası hukuk teorisi, onun iletişimsel eylem teorisiyle ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Rawls'un uluslararası hukuk teorisi, adalet teorisi ve politika anlayışıyla ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise, Habermas ve Rawls'un uluslararası hukuk teorileri Kant'ın ebedi barış idesi bağlamında karşılaştırılır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Barış, Savaş, Uluslararası Hukuk, Ebedi Barış, İletişim, Adalet.

AdaletBarışHabermas, Jürgen+4
Zehra Tatlı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kant`ta antinomi-metafizik ilişkisi

ÖZET İlkçağdan itibaren "duyulur" ve "düşünülür" dünya arasında yapılmış olan ayrım, beraberinde birçok farklı felsefi teoriyi getirmiştir. Teorilerin ayrıldıkları noktalar arasından bu çalışmada konu edileni ise, "düşünülür" dünya ile ilgili olarak, akim ve deneyin yeterliliği üzerindeki sorgulamalarıdır. Çalışmada spesifik olarak ele alınan konu ise Immanuel Kant'ın antinomiler tartışmasıdır. Kant, "duyulur" ve "düşünülür" dünya ayrımını kendi bilgi kuramında, sırasıyla "fenomen" ve "numen" olarak adlandırdıktan sonra, numen alanın aşkın yapısına yönelik aklın yeterliliğini sorgulamıştır. Rasyonalizm ve empirizm, tarih boyunca, kıyas ve çıkarımlarla, "koşulsuz olan" hakkında bilgi sağlama iddiasındadır. Antinomiler tartışması ise bu iki felsefi sistemin ve türevlerinin bu çabasının boşuna olduğunu gösterme iddiasını taşımaktadır. Aklın, hakiki metafizik ve bilimin sınırları dışında faaliyet göstermesi, antinomilerden çıkan sonuca göre, diyalektik bir illüzyonla son bulmaktadır. Diyalektik illüzyon ise, aklın hiçbir durumda kendisinden kaçamadığı bir fenomen olarak daima saklı kalmaktadır. Antinomiler temsil ettiği felsefi sistemin meşruiyetinin kanıtları olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Kendi içinde kritik bir sorgulamanın eseri olan antinomilerin, bilimin ve yeni metafiziğin bulgu ve teorileri ışığında değerlendirilmeleri ise bundan sonraki bir çalışmanın olası bir konusu olarak değerlendirilebilir. Sİi£Bl«*W*SV0N *T^^

AkılAntinomiKant, Immanuel+1
Yusuf Ziya Yetkiner
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Aisthesis'ten estetiğe: Schelling'in tersine değerlenmiş Mimesis'i

Bu çalışma, Kant'ın güzel deneyimi olarak genelleştirilebilecek olanı bir felsefi inceleme alanı haline dönüştürürken estetik terimini seçmesinden hareketle ortaya çıkmıştır. Estetik teriminin etimolojik kökeni duyumsama ya da algı olarak karşılanabilecek Grekçe aisthesis'tir. Kant'ın sistemini duyumsama anlamındaki aisthesis'le başlatıp, güzel deneyimi anlamındaki estetikle bitirmesi ise, bu ikisi arasında nasıl bir ilişki olduğu sorusunu kaçınılmaz kılmıştır. Üstelik sistemin başlatıcısı ve sonlandırıcısı olmasıyla aisthesis sistemin tamamlanması için zorunlu bir öğe olarak ortaya çıktığından, bu ilişkiyi açığa çıkarmak hem sanatın hem de insanın doğasına dair yapılacak belirlemelerde kilit görevi görmektedir. Kilidin sanat olduğunu keşfeden ise Schelling olmuştur. Kant sisteminin kuramadığı aklın birliğini kurabilmenin yolu Schelling'e göre aisthesis'in kendisidir. Dolayısıyla bu çalışmada, aisthesis ve estetik ilişkisinden hareketle, Schelling'in beni bu ilişki üzerinden nasıl kurduğu gösterilmeye çalışılmış, böylelikle sanatın insanın kendisini insan olarak tanımasını sağlayan tek etkinlik olduğu iddia edilmiştir. Bu amaçla birinci bölümde Kant felsefesinin ortaya koyduğu aisthesis-estetik ilişkisi incelenmiştir. Bu inceleme başta yaşam-ölüm olmak üzere, akıl-doğa, düşünce-madde, özne-nesne, birlik-çokluk gibi birçok felsefi ikiliği de varsaydığından, bağlam bu kavram ikilikleri üzerine oturtulmuştur. Nihayetinde çıkan sonuç ise, Kant'ın estetiği anestezik bir deneyim olarak anladığı, aisthesis'i konu güzel olduğunda anaisthesis'e dönüştürdüğüdür. İkinci bölüm ise estetiği estetik olarak ele alabilmenin imkânının ancak Kantçı sistemin varsaydığı ikilikler ortadan kaldırıldığında açılabileceği iddiasını ortaya atar. Bu sebeple Kant sisteminin aşamadığı, modern felsefenin düşünce-varlık ilişkisi merkeze alınmış, modernizmin tüm ikiliklerine itirazda bulunup monizmin gerekliliğini savunan Schelling'in Descartesçı zihin yapısını eleştirmesi konu edilmiş ve birliğin neden kurulamadığı gösterilmiştir. Burada varılan sonuç ise, deneyimin mümkün olabilmesi için, düşünce ve maddenin türce ayrı olmamaları gerektiğidir. Son bölüm ise Schelling'in Kant ve Fichte eleştirileriyle birlikte, kendi sistemini nasıl kurduğu, düşünce ve maddenin aynı kökene sahip olduğunu nasıl gösterdiğinin ele alındığı bölümdür. O felsefenin sezgiyle başlayıp sezgide son bulacağını düşündüğünden, sanatı felsefenin tamamlayıcısı, olmazsa olmaz organı kılmıştır. Böylelikle benin kendini bilmesi ve tanıması, aisthesis'in kendine dönmesiyle mümkün hale gelmiştir.

FelsefeFelsefe tarihiKant, Immanuel+1
Merve Ertene
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Saf aklın eleştirisi sınırlarında imgelem yetisinin eleştirel rolü

Bu çalışma, Kant'ın 1781 yılında yayımladığı Saf Aklın Eleştirisi'nde imgelem yetisinin konum ve işlevine odaklanmaktadır. Kant'ın imgelem yetisine biçtiği rol Saf Aklın Eleştirisi'nin A ve B edisyonlarında farklılıklar göstermektedir. Tezin amacı doğrultusunda A edisyonu tercih edilmiştir. Kant A edisyonunda transandantal yetiler olarak duyusallık, anlama ve imgelem olmak üzere üç yetiden bahseder. Bilginin tesis edilmesinde imgelem önemli bir işlev üstlenir. Duyusallık ve anlama arasında sentezin gerçekleştirilebilmesi ancak imgelem aracılığıyla mümkündür. Kant'ın imgeleme yüklediği sentez rolü Saf Aklın Eleştirisi'nin dedüksiyon ve şematizm bölümleri kapsamında inceleme konusu edinilir. Tezin birinci bölümü Kant öncesi imgelemin serüvenine dair kısa bir köken soruşturması yürütmeyi amaçlar. İkinci bölüm ise Kant'ın transandantal felsefesinin zeminini oluşturan kritik öncesi çalışmalarını kapsar. Son olarak tezin üçüncü bölümünde Kant'ın kritiklerinden ilki olan Saf Aklın Eleştirisi'nin sınırları dahilinde imgelem yetisinin transandantal rolü inceleme konusu edinilir. Çalışmanın amacı Kant epistemolojisinde imgelem yetisine biçilen rol ve işlevin analiz edilerek gösterilmesidir. Bunun yanı sıra Kant'ın imgelem yetisi ondan önce gelen filozofların görüşleri de gözetilerek ele alınmaya çalışıldığı için, Antik Yunan'dan Kant'a kadar olan dönemde yer alan kimi filozofların görüşlerinin ana hatlarıyla sunulması da çalışmanın kapsamı dahilindedir. Çalışmanın amacı doğrultusunda ulaşılan sonuca göre, imgelem yetisinin Kant'ın transandantal felsefesinde önemli bir işlev taşıdığı görülmüş, ancak bu düşüncede imgelem yetisi konusunda karanlık bir noktanın kaldığı sonucuna varılmıştır.

Eleştirel düşünceEleştiriFelsefe+5
İbrahim Halil Polat
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ta ve Frege'de yargıların kaynağı meselesi

Nesneler ve şey'ler hakkındaki genel – geçer bilgilerimizin nasıl mümkün olduğu sorusu Felsefe Tarihi'nin belki de en temel tartışmasıdır. Bu tartışmanın nihai zemini, nesneler üzerine kurduğumuz yargılar ve bu yargılar üzerinden nesnelere atfettiğimiz hükümlere dayanmaktadır. Bu çalışmanın temel araştırma konusu, bu yargıların Kant ve Frege itibariyle temellendirilişinin bir izahını vermektir. Aydınlanma Çağı'nın önemli isimlerinden olan Kant, bu temellendirmeyi tam algının kökensel birliğine dayanan bir sentez faaliyeti ile açıklamaktadır. Buna karşın modern sembolik mantığın kurucu ismi Frege ise söz konusu bu temellendirmeyi bir dile dönüş projesiyle ortaya koymaktadır. Bu çalışmadaki temel hedef, bu iki filozofun yargı temellendirmelerindeki başlıca farklılıkları tespit etmektir. Bu doğrultuda çalışmada sunulan esas iddia, Frege'nin Kantçı temellendirmeye bir eleştiri olarak ortaya koyduğu dile dönüş projesinin felsefî derinlikten yoksun olmasıdır. Frege'nin bu derinlikten yoksun olması, kendisinden sonraki dönemlerde hem aritmetiğin nesnelerinin temellendirilmesinde hem de semantik gelenekte büyük eksikliklere sebep olmaktadır.

AritmetikDilin Mantıksal SentaksıFrege, Gottlob+2
Merve Çekirge
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çeviribilimde skopos kuramının felsefi bakış açısıyla yeniden yorumlanması

Skopos Kuramı çeviribilim alanının önemli kuramlarından biridir ve erek odaklılık bu kuramın bir söylemidir. Kuramla ilgili şu ana kadar kastedilenin erek odaklılık olduğu, erek odaklılıktan kastın da, ereğin hedef kısmıyla ilgili bir yaklaşım olduğu bilinmektedir. Çeviribilim açısından bakıldığında Skopos kuramının anlamı, erek metnin amacı doğrultusunda çeviri yapmak, çevirinin işlevini belirleyen unsurun erek kültür olduğunu kabul etmektir. Şimdiye dek sözü edilen ereklilik ise, erek metinle başlayıp erek metinle biten ve kaynak metne dayalı olarak açıklanmayan bir erekliliktir. Oysa gerek Skopos kuramının köklerine inilip, Skopos kavram ve kuramı incelendiğinde, gerekse erekbilimin kökenlerine inerek, erek kavram ve kuramı incelendiğinde karşılaşılan sonuç, şu ana kadar bilinenden çok farklı bir yaklaşıma yol açmıştır. Skopos kavramının anlamı salt amacın sonucuna yönelik olmadığı gibi, erek kavramının anlamı da salt ereğin sonucuna yönelik değildir. Skopos ve erek kavramlarını çeviribilimin kuramsal çerçevesinde incelediğimizde, çeviribilim alanında Skopos kuramı ve erek odaklılık kuramlarının sadece erek metin odaklı olmasının ve kaynak metnin süreci başlatan olgu olarak bir başlangıç noktası sayılmamasının, kuramsal açıdan eksik bir durum oluşturarak kuramın yanlış ve eksik anlaşılmasına yol açtığı görülmüştür. Özellikle Aristoteles'in dört neden kuramına dayalı olarak Skopos ve erekten söz edildiğinde, önümüze bambaşka bir Skopos kuramı ve erek odaklılık yaklaşımı çıkmaktadır. Bu bağlamda, çeviribilim içerisinde Skopos kuramı ve erek odaklılığın kaynak metinden başlayarak yeniden ele alındığı yeni bir kuramsal yaklaşım gerekmektedir. Bu tezde Skopos kuramı ve erekbilim kuramlarının incelenmesinin sonucu olarak, çeviribilim alanında Skopos kuramına ve erek odaklılığa yeni bir yaklaşım getirmek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, kuramların bilimsel arka planlarını ve tarihsel izlerini sürerek ve birinci elden bir kuramsal iddiayı teze taşıyarak, çeviribilim alanında yeni bir bakış sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çeviribilim, Skopos Kuramı, Skopos, Telos, Amaç, Erek, Ereksel Düşünce, Ereksel Neden, Erekbilim, Teleoloji, Aristoteles, Kant, Hegel, Dört Neden,

AristotelesErek odaklı çeviri yaklaşımıEreklilik+5
Nesrin Şevik
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Immanuel Kant'ın salt aklın sınırları içinde din'inde din tasavvuru

Aydınlanma dönemi, felsefe tarihinin önemli evrelerinden biridir. Bu dönemde filozoflar, geçmiş çağların felsefi mirasını yeniden yorumlamışlar ve insanlığın geleceğine dair çözümler sunmuşlardır. Uzun yıllar süren savaşların ardından bitap düşen Avrupa, bu durumdan kendine çıkar yol aramaya başlamıştır. "Eğitimli birey, eğitimli toplum" fikriyle özetlenecek Aydınlanma düşüncesi, pek çok alanda çığır açıcı düşünür ve düşünce eseri yetiştirmiştir. Din ve felsefe, hiç kuşkusuz bu alanların en başta gelenleridir. Düşünürler, insan soyunun en kadim iki meselesini, kimi zaman ayrıştırıcı, kimi zaman birleştirici bir üslupla yeniden yorumlamışlardır. Alman Aydınlanma düşüncesi ise, özellikle din ve felsefenin bütünleyici bir bakış açısıyla etüt edilmesi üzerine kuruludur. Bu minvalde Alman düşünür Immanuel Kant'ın (1724-1804) fikirleri, hala güncelliğini korumaktadır. Die Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft-Salt Aklın Sınırları İçinde Din (1793) adlı eseri, filozofun yaşamının son dönemlerinde kaleme aldığı bir eser olmakla birlikte, daha önceki eserlerinde yer vermediği bazı önemli hususları tartışmaya açmaktadır. İnsan doğasındaki radikal kötülük başta olmak üzere, filozof, pek çok dini meseleyi, ilk kez bu eserinde ele almaktadır. Filozof, akıl dini ile vahiy dinini buluşturmaktan ziyade bu ikisini terkip ederek aşan üçüncü bir yol arayışındadır. Böylelikle uzun yıllar din savaşları ile ezilen insan soyuna, onu sulha kavuşturacağı ümit edilen bir çıkar yol sunulur. Çünkü düşünür bu iki din yorumu arasında taraf tutmak yoluyla, onulmaz ihtilafın çözülemeyeceğinin bilincindedir. Bu bilgilerden hareketle eserin, din felsefesinin kurucu eserleri arasında olduğu söylenebilir. Çalışma içerisinde, eser bütünleyici ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmiş ve yeni sonuç önerileri geliştirilmiştir. Fenomenolojik aşma adını verdiğimiz yöntemle, dinlerdeki tecdit ve ihya hareketlerine kılavuz olunabileceği öne sürülmüştür. Bu noktada nihai sonuç olarak, dinlerdeki etik özün, tüm tecdit ve ihya teşebbüslerine murakıb olacağını var sayıyoruz. Anahtar Kelimeler: Kant, Aydınlanma, Akıl, Vahiy, Dini Fenomenoloji.

Ahlak felsefesiAydınlanma felsefesiDin+7
Hüseyin Aydoğan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kantçı ve Hegelci kaynakları ile Alois Riegl'ın Kunstwollen Kuramı: estetiğin bir sanat bilimi ve sanat tarihinin felsefi bir bilim olarak temellendirilmesi

Bu tez, Alois Riegl'ın Kunstwollen kuramını, alımlanma tarihindeki çelişkili yorumların neden olduğu felsefi kaynakları problemi ile birlikte tartışmaya açarak, tinbilimleri alanındaki çok sayıda yaklaşıma, çok çeşitli bakımlardan etki etmiş olan bu sanat ve sanat tarihi kuramının, felsefi konumunu, estetik tarihindeki anlamını ve sanat tarihi bilimindeki kurucu işlevini belirlemeyi amaç edinmektedir. Riegl'ın alımlanma tarihini, büyük ölçüde, Kunstwollen kuramının bir yanda Kantçı, diğer yanda Hegelci bir kuram olarak anlaşıldığı ve sıklıkla tek bir felsefi yanlılığa indirgenmeye çalışıldığı erken yorumları domine eder. Riegl'ın nihai hedefi, sanat tarihini özerk bir bilim olarak temellendirerek, tüm sanatsal yaratımların ve bir disiplin olarak sanat tarihinin saygınlığını sağlamak ve bunu gerçekleştirmek için de öncelikle estetiği sıkı bir sanat bilimi olarak yeniden tesis etmektir. Söz konusu amaçlar doğrultusunda geliştirilen bir sanat kuramının köklerinin, Kant ve Hegel'in felsefelerinde bulunması, Riegl'ın yöntemine, sanat ve sanat-tarihsel gelişim anlayışına ve özgün terminolojisine yönelik titiz bir araştırmanın ortaya koyacağı üzere, hiç de şaşırtıcı değildir. Öte yandan böyle bir çalışma, aynı zamanda söz konusu amaçların gerçekleştirilebilmesi için, Riegl'ın tam da bazı Kantçı ve Hegelci kabulleri aşma çabasını da ortaya koyacaktır. Ne var ki Riegl'ın öğretisinin özü, onun çalışmalarındaki sanat eserlerine ve stil çağlarına ilişkin detaylı analizlerle perdelendiğinden, Kunstwollen kuramı ile ilgili hemen her yorum, Riegl'ın kendisinden ziyade, daha anlaşılır gibi görünen önceki yorumları referans almıştır. Bu durum, Kunstwollen kuramının anlamı ve felsefi konumu ile ilgili anlaşmazlıkların giderek artmasına neden olur. Bu sebeple bu çalışmayla, doğrudan Riegl'ın metinlerine odaklanan ve bilhassa onun Kunstwollen kuramını geliştirmesine neden olan motivasyonlarını dikkate alan ve böylece mevcut tartışmanın eleştirisini olanaklı kılan, kuramın yeni ve titiz bir okumasının ortaya konarak, Riegl'ın ve Kunstwollen kuramının felsefi konumun, estetik tarihindeki anlamının ve sanat tarihi bilimindeki kurucu işlevinin belirlenmesi görevi üstlenilmiştir.

FelsefeFelsefe tarihiHegel, Georg Wilhelm Friedrich+3
Gamza Aydemir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

I. Kant'ın eleştirel felsefesinde teleolojik yargı ile muhayyile yetisi arasındaki ilişki

Bu çalışmada, Kant'ın eleştirel felsefesinde muhayyile yetisi aracılığıyla, teleolojiden teolojiye geçişliliğin imkanını araştırdık. Birinci bölümde, araştırmamıza zemin teşkil etmesi açısından, bilme fakültelerinin yani akıl, müdrike ve muhayyile yetilerinin işlevlerini ele aldık. Bununla birlikte, bir yandan Kant'ta nesnenin kuruluşunun anlaşılmasını amaçlarken bir yandan da muhayyilenin, aracı bir yeti değil kurucu bir yeti olmasının üzerinde durduk. Bu kurucu unsurun işlevleri arasında yer alan kavram altına alma, şematizm ve yargıda bulunma gibi temel faaliyetlere yer verdik. Bu da bizi, kavram ve yargılarla çalışan saf aklın tecrübeden bağımsız kullanımı ile duyular ve sezgilerle işleyen müdrikenin tecrübî kullanımı arasında var olduğu kabul edilen karşılıklılığı incelemeye götürdü. İkinci bölümde yargı yetisinin, aklın verdiği ilkelerle müdrikenin inşa ettiği nesneler arasında aracılık görevini yerine getirmesi meselesi üzerinde durduk. Muhayyile yetisinin müdrike ve akıl ile ilişkisi bakımından ortaya çıkan oyun ve uyum kavramlarını ele aldık. Böylelikle teleolojik yargılara geçmeden önce estetik yargıların evrensellik talebini güzel ve yüce üzerinden inceledik. Bu sayede estetik yargılardaki öznel evrenselliğin, Tanrı hakkındaki bilgimizin mahiyetini nasıl etkileyeceği üzerinde durduk. Son bölümdeyse, pratik alana ait özgürlük kavramı ile teorik alana ait doğa kavramlarını birbirine bağlayan yargı yetisini, teleolojik yargı bağlamında ele aldık. Aklın, evrensel ve koşulsuz olanla kurduğu sınırsız ilişkinin bir parçası olarak teleolojik yargıları inceledik. Bu alana ait kavramlardan gayelilik ve son amaç terimlerini çalışmanın merkezine alarak, bilmenin sınırını incelemeye çalıştık. Bu da bizi Kant'ın eleştirel felsefesinde, ahlakî bir dünyanın yaratıcısının varlığını araştırmaya sevk etti. Kant'ın tanrısı olarak adlandırabileceğimiz, pratik alanla sınırlı ve bu alanın düzenleyicisi olan Tanrı'nın varlığına çalışmamızda yer verdik. Araştırmamız boyunca Kant'ın belirlediği sınır kavramından hareketle, sınırın dışında kalan hakkında konuşmanın imkanını soruşturduk. Kant'ın eleştirel felsefesinde, teleolojiden teolojiye geçişliliğin, bizi Tanrı'nın varlığı hakkında kesin bir kanıta ulaştırmayacağını; pratik sahada postula edilmiş olan Tanrı idesinin anlamlandırılması hususunda bilgilendireceğini ifade ettik. Bu durumu ise, ancak sınırın dışından bakarak görebileceğimizi iddia ettik. Sınırın dışından bakmamızı sağlayan temel yeti, muhayyile melekesidir. Sonuç olarak, Kant felsefesinde teleolojik yargılarla muhayyile yetisi arasındaki ilişkiden hareketle doğrudan bir Tanrı varlığına işaret edilemeyeceği yargısına ulaştık. Bu sistem içerisinde kurucu bir unsur olarak telakki edilen muhayyilenin de bu belirsiz alanı ihata edemeyeceğini serimlemeye çalıştık.

Eleştirel düşünceEleştiriFelsefe+4
Ayşe Hilal Akın
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Piaget'nin bilişsel gelişim kuramında Kant etkisine ilişkin bir değerlendirme

Bu çalışma, Piaget'nin bilişsel gelişim kuramında Kant'ın transendental felsefesine ilişkin izleri araştırmaktadır. Kant gerçekliğe, bilgiye, bilime ve metafiziğe ilişkin yeni bir yaklaşım ortaya koyar. Piaget ise bir bilişsel gelişim kuramcısıdır. Piaget'nin bilişsel gelişim kuramı, temel olarak genetik epistemoloji iddiasından oluşmaktadır. Genetik Epistemoloji tezi ile insan bilişini, bilgiyi, öğrenmeyi ve gelişimi irdeler. Kant ve Piaget, ortak çalışma alanlarıyla benzer kavram ve iddiaları benimser. Kant'ın kazandırdığı bu yeni yaklaşımdan etkilenmiş düşünürlerden biridir. Tezimizde Piaget'nin Kant'ın transandantal felsefesinden etkilendiğini iddia etmekteyiz. Bu amaçla tezimizde iddiamıza ilişkin bulguları inceleyeceğiz

Bilişsel gelişimFelsefeKant, Immanuel+2
Büşra Demir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant felsefesinde felsefi sağaltımın imkanı: Örnek uygulama

Felsefe tarihi insanın ruhsal, zihinsel ve bedensel iyileşmesine yönelik bir düşünce tarihi olarak okunduğunda istisnasız bütün filozofların felsefi sağaltımı hedefledikleri görülür. Bununla birlikte her tarihsel dönemi ve filozofu ayrı ayrı incelemek uzun zaman ve bir araştırıcı grubu gerektirir. "Kant Felsefesinde Felsefi Sağaltım'ın İmkanı: Örnek Uygulama" adlı tezimizin araştırma alanımız açısından Alman Felsefesi tarihinde filozof Kant'ı temel aldık. XVIII. yüzyıldan itibaren kültür felsefesi ve antropoloji konusunda yoğun çalışmaların başlamış olması, Kant'ı 'felsefi sağaltım ve yöntemleri' arayışımızda temel hareket noktası olarak almamıza neden olmuştur. Bir diğer sebep olarak daha çok Kant'la birlikte felsefenin yeni bir yön kazanarak, felsefi sağaltımın teorik arka planı için belirginleşmeye başlayan bir dönüm noktasının söz konusu olmasıdır. Bu bakımdan insanın dünyayı anlama ve kendini sağaltmada işlevsel formlarını bulduğumuz Kant ile birlikte yaşam fenomeninin sağaltımsal yönlerini tespit etmeye çalıştık. Tezimizin ana amacı, felsefi sağaltım kuramının felsefeyle iyileştirme yolunda Kant'ın teorik ve pratik içeriklerini kullanmaktır. Bu bakımdan sağlıklı düşünmenin ne olduğu irdelenerek, ölüm korkusu, varoluşsal kaygılar gibi kavramlarla günlük hayatta baş edebilme yolları Kant felsefesiyle incelenmiştir. Ayrıca Psikoloji biliminin ruh sağlığı üzerine konumuz kapsamında yapılan çalışmaların, Kant felsefesi temelli değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmeler doğrultusunda, Türkiye'de kurulacak felsefi sağaltım merkezlerinin geleceğine dair bir bakış açısı sunulması ve felsefi sağaltımın yaygınlaşıp geliştirilmesine yönelik yeni önerilerin sunulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Felsefi Sağaltım, Kant Etiği, Pratik Felsefe, Sağlıklı Düşünme, Felsefi Uygulama.

FelsefeFelsefi sağaltımKant, Immanuel
Dilnur Karabulut
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11

Related subjects