Kant, Immanuel

95 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Felsefede matematik yöntem kullanımı üzerine epistemolojik bir araştırma

Felsefede matematiksel yöntem kullanımının ve kesinlik arayışının kökenleri ve gelişimini ele alan bu araştırma, matematiksel yöntem anlayışının Pythagorasçı-Platoncu geleneğin saf matematiğe olan yaklaşımlarının etkisiyle ortaya çıktığını tespit etmektedir. Felsefede matematik yöntem kullanımı epistemolojik bir temelde araştırıldığı zaman, onun köklerinin, matematiğin özellikle kadim dönemlerdeki astroteolojik inanışların etkisiyle kutsallaştırılmasına kadar dayandığı görülür. Antik Yunan'da saf matematik alanındaki teorik kanıtlamaların kesinliğinden etkilenen Pythagorasçılar matematiği "saf matematik" disiplini haline getirmişlerdir. Pythagorasçılardan etkilenen Platon'a göre, matematik doğru düşünmenin ve kesin bilgiye ulaşmanın en önemli aracıdır. Matematiği yücelten bu yaklaşımlar felsefenin matematikle ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Matematiksel kesinlikteki bilgiye ulaşma arzusu sadece felsefe ve bilim alanlarıyla sınırlı değildir; teoloji ve ahlak alanlarında bile kesin bilgiye ulaşmak için matematiksel yöntemin kullanıldığı örneklerin mevcut olduğunu görmek mümkündür. Felsefenin ve teolojinin matematikle ilişkili olarak ele alınması, özellikle 12. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar pek çok düşünürün matematik olmadan bilim yapılamayacağı, kesin bilgiye ulaşılamayacağı fikrini savunmasına zemin hazırlamıştır. Bu ise 17. yüzyılda Descartes'ın mathesis universalis yani evrensel matematik bilimi projesiyle ve kesin bilgiye ulaşmak için matematiksel yöntemi sunmasıyla, Spinoza'nın çoğu eserini geometrik yöntemle yazmasıyla sonuçlanmıştır. Felsefenin matematikle ilişkilendirilmesi de ve ahlakın matematiksel olarak ele alınması da en nihayetinde filozofların kesin bilgiye ulaşma çabasının bir sonucudur ve saf matematiğin yüceltilmesinin de en önemli sebebidir. Felsefe tarihinde felsefeyi, teolojiyi ve bilimleri matematikle ilişkilendiren yaklaşımların aksine bütün konuların matematikle ilişkili olarak ele alınmasına karşı çıkan düşünürler de bulunur. Aristoteles matematik ve matematiksel kesinlik konusunu gerçekçi bir bakışla inceleyerek matematiğin diğer bilimler arasındaki yerini belirlemeye çalışmıştır. O, felsefeyi matematik haline getiren yaklaşımlara karşı çıkmıştır. Francis Bacon da matematiğin saf yanının tanrısal olanla ilişkilendirilip kutsallaştırılmasına, matematik aracılığıyla tanrının ve öteki şeylerin bilinebileceğinin düşünülmesine karşı çıkmıştır. Felsefede matematik yöntem kullanılamayacağını ve bundan dolayı da ondan matematiksel kesinlik beklenemeyeceğini tespit eden düşünürlerden birisi de 18. yüzyılda Kant'tır.

AristotelesFelsefeKant, Immanuel+4
Ebru Aydın Çağlıyan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant'ın teorik ve pratik felsefesinde Tanrı ve özgürlük kavramlarının konumu

Bu tez çalışması, 18. Yüzyılın önde gelen filozoflarından olan Immanuel Kant'ın "Tanrı" ve "özgürlük" anlayışını onun teorik ve pratik felsefesine dayanarak açıklama amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmamızın temel tezi Kant'ın Tanrı ve özgürlük anlayışının onun teorik ve pratik felsefesinin birlikte ele alınması yoluyla uygun ve tutarlı bir şekilde açıklanabileceğidir. Bu temel tezi desteklemek üzere öne sürmüş olduğumuz iki ana iddia söz konusudur. Bu iddialardan ilki Tanrı'nın, saf aklın ideali olarak kabul edilmesiyle, Kant'ın yalnızca pratik felsefesinde değil teorik felsefesinde de olumlu anlamda merkezi bir konuma sahip olduğudur. İkinci ana iddiamız ise, Kant'ın özgürlük anlayışının bir seçim özgürlüğüne indirgenemeyeceği, aslında zorunluluğun özgür bir seçimine dayandığıdır. Bu doğrultuda çalışmamız önemli tema ve tartışmalar ekseninde felsefe tarihine değinerek Kant'ın teorik ve pratik felsefesinin yanı sıra onun Tanrı ve özgürlük anlayışını ortaya koymaktadır. Bu kapsamda özellikle incelediğimiz temalar veya konu başlıkları şunlar olacak: aşkınlık ve içkinlik tasarımları, doğa ve özne ikiliği, saf aklın ideali, zorunlu varlık antinomisi, Tanrı'nın varlığı lehine öne sürülmüş olan spekülatif argümanlara yönelik olarak Kant'ın ortaya koyduğu eleştiriler, özgürlük antinomisi ve Kant'ın ahlak anlayışının temel kavramları.

Kant, ImmanuelTanrıÖzgürlük
Emin Oral
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kant felsefesinde özgürlük kavramının prusya feodalitesindeki politik temelleri

Bu tez çalışmasında Ellen Meiksins Wood tarafından geliştirilen siyaset kuramının sosyal tarihi yaklaşımı esas alınarak Kant felsefesinde özgürlük kavramının Prusya feodalitesindeki toplumsal maddi temelleri irdelenmiştir. Bu bağlamda özgürlük kavramı, Kant felsefesine dair yaygın literatürün aksine salt düşünsel metinler aracılığıyla değerlendirilmemiş, bunun yerine Prusya feodalitesinin mutlakiyetleşme sürecine dair pratiklerin ortaya çıkardığı tarihsel oluşumsallık etrafında dönemin sebep olduğu hangi sorulara yanıt olarak şekillendiği ele alınmıştır. Bu amaçla Prusya feodalitesinin iktidar yapısı dönemin üretim ilişkileri, toprak yapısı ve mülkiyet pratikleri dahilinde değerlendirilmiştir. On yedinci yüzyılın ortalarından itibaren feodalitenin krizi olgusuna verdiği tepkinin bir yansıması olarak mutlakiyetleşme süreci içerisine giren Hohenzollern Hanedanlığı, yerel toprak sahibi soylularla (Junker) iş birliği içerisine girmiştir. İş birliği neticesinde oluşturulan bürokrasi aracılığıyla feodal el koyma faaliyetleri devam etmiştir. Bu süreçte Junker soyluluğunun devlet içerisindeki iktidarının dengelenmesi amacıyla monarşiye bağlı hizmetkarlar olarak bürokratik makamlarda görev yapan hizmet soyluluğu uygulaması ortaya çıkmıştır. Doğrudan birinci el koyucu olmamaları açısından geleneksel soyluluğun gelir elde etme pratiklerinden farklılaşan bu sınıf monarşinin çıkarları ve mutlakiyetleşme sürecinin yönünün tayin edilmesi açısından liyakat ve eğitim (Bildung) gibi mefhumlar etrafında kümelenmiştir. Prusya Devleti'nin feodal kimliğini koruyarak dönüşmesi sürecinde geleneksel soylulukla kurulan iş birliğinin bir sonucu olarak üretim faaliyetlerinin çeşitlenememesi kapitalist burjuvazinin oluşumunu yavaşlatmıştır. Kapitalist burjuvazinin yokluğu, Prusya toplumunun orta sınıf şehirlilerini (Bürgertum) devletin sağladığı feodal el koyma gelirinin türevinin faydalanıcısı konumunda sabitlemiştir. Prusya'da mülkiyet ilişkilerinin feodal karakterini sürdürmesi dönemin ortaya koyduğu tartışmaların da yine feodal nitelikte olmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla Kant'ın özgürlük kavramını geliştirdiği iktidar yapısının modern karakterde olması söz konusu değildir. Bu durum Kant'ın özgürlük kavramının modern demokratik birey özgürlüğüne işaret etmediğini ifade eder. Oluşumsallığı bakımından Prusya feodalitesinin toplumsal sınıfları arasında gerçekleşen iktidar mücadelesi kapsamında hizmet soyluluğu ve bu sınıfı entelektüel anlamda besleyerek devletin feodal dönüşüm sürecine dahil olmak suretiyle kendi üretim ve yeniden üretimlerini sağlayan Bildungsbürgertum'un ayrıcalık talebi olarak özgürlük kavramını ele alabilmek mümkündür.

FeodalizmKant, ImmanuelPrusya
Ferhat Tokyürek
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hume ve Kant'ın nedensellik anlayışı itibariyle nesnenin kuruluşu ve a priori olumsal nedensellik

Nedensellik felsefenin en temel problemlerinden biri olup felsefenin bütün dalları ile ilgilidir. Özellikle bilim ve fizik felsefesinde nedensellik en merkezi problemdir. Bu tezde Hume ve Kant'ın nedensellik hakkındaki görüşlerini karşılaştırmayı amaçladık ve Kant'ın nedensellik kavramının tecrübeye öncelikli olarak belirlediğimiz sentetik a priori koşullardan biri olduğunu savunarak Hume'a cevap verdiğini açıkladık. Bununla birlikte, nesnenin dilde var olmasından önce, bir nedensellik senaryosuna sahip olmamız gerektiğini ve Kant'ın nedensellik hakkındaki görüşlerinin aksine bu senaryo fikrinin kuantum fiziğindeki nesnelerle uyumlu olduğunu iddia ettik. Anahtar Sözcükler: nedensellik, nesne, a priori, zorunlu, Hume, Kant, Kripke, Bohm

FelsefeHume, DavidKant, Immanuel+2
İbrahim Türkmen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kripke semantiğinin Kantçı metafizik bakımından sonuçları

Felsefe'nin en temel özelliklerinden birisi düşünme üzerine katlanmaktır. Bu sayede düşünen varlık olarak insan hem kendisini hem de kendisi dışındaki şeyleri düşünme-nin nesnesi kılabilmektedir. Felsefe'nin yetkin bir biçimde gerçekleşmesi için düşünme faaliyetindeki bu söz konusu katlanmanın bahsettiğimiz her iki yönde de gerçekleşmesi gerekir. Bu sayede bir şeyin varlığı söz konusu olduğunda varlık felsefesi (İng. Ontology), bilgisi söz konusu olduğunda da bilgi felsefesi (İng. Epistemology) alanları ortaya çıkmaktadır. Biz de tezin konusunu seçerken felsefenin en önemli bu iki alanını içerecek bir konu seçmeyi tercih ettik. Bütün bir tezde işlenen problem genel olarak dil (algı) ve gerçeklik arasındaki ilişki üzerinden ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bir varlık felsefe-si sorunu olarak varlığın zorunlu ilkelerini ele alması bakımından Kantçı metafizik ile klasik metafizik mukayeseli olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Kant'ın bilmenin sınırlarını nasıl çizdiği ve neyin bilinebilir olduğu yönündeki görüşleri de tezde ifade edil-miştir. Aynı zamanda klasik metafiziğin nesne anlayışını büyük oranda yıkıma uğratan Kantçı metafizik ile dil felsefesinin önemli filozofları olan Frege, Russell ve Kripke'nin nesne anlayışları mukayese edilmiştir. Bu doğrultuda analitik felsefenin, özellikle de Frege ve Russell'ın nesne anlayışlarının Kantçı metafizik çizgiyi nasıl devam ettirdikleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Kantçı metafiziğin felsefe tarihinde ne kadar etkili olduğu ve günümüze kadar da etkisini sürdürdüğü dile getirilmiştir. Günümüzün yaşayan filozoflarından birisi olan Saul A. Kripke mümkün dünyalar semantiği fikri üzerinden modal mantığın tamlığı gibi önemli bir çalışmayı felsefi düşünmeye dahil etmiştir. Bu doğrultuda Kripke hem Kantçı metafiziği hem de Frege ve Russell'ın devam ettirdikleri nesnenin mekanının yargı olması görüşünü karşı olgusal önermeler üzerinden çürütmüştür. Böylece Kripke yargı üzerinden gönderimde bulunan dolaylı gönderim kuramı yerine doğrudan gönderimi mümkün kılan nedensel gönderim kuramını geliştirmiştir. Bu semantik kuram, Kantçı metafiziğin dolaylı gön-derim fikrine karşı doğrudan gönderimi savunduğu gibi bir çeşit özcülüğün de felsefi anlamda savunulabilir olduğunu göstermiştir. Tezin nihayetinde ise Kripke'nin seman-tik görüşlerinin Kantçı metafiziğin altını oyacak büyük bir potansiyele sahip olduğu tespit edilmiştir. Fakat aynı zamanda da Kripke semantiğinin mümkün kıldığı özcülük biçiminin Kantçı metafizikten ne anlamda esintiler taşıdığına da dikkat çekilmiştir.

AnlamAnlam bilimDil+4
Ümit Taştan
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kant estetiği bağlamında sanat-ahlak bağıntısı ve kavramsal sanatın zemini

Bu tezin amacı, sanatın ahlaktan özerkleştiği söyleminin arkasında gözlemlenen ahlaki duruşu çalışmaktır. Bu duruş muhatabından da aynısını bekler. Son yüzyıllara damgasını vuran "fikir olarak sanat"ın ardında yer alan sanat ve ahlak arasında kurulan ilişkinin zemini üzerine düşündüğümüzde Kant'ın "Güzel ahlaki iyinin sembolüdür" (Das Schöne ist das Symbol des Sittlich-Guten) kavramıyla karşılaştık. Bu bağlamda Kant'ın felsefesinde "iyi"nin ve "güzel"in anlamını bulmak önemliydi. Günümüze etkisi babında "yüce" de ele alındı. Çağdaş Sanat temelinde sanat ve ahlak arasındaki bağıntının yansımasını açığa çıkarmak için sanat çalışmaları ve sanat kuramlarından örnekler de sunuldu. Manet'den Duchamp'a yol alındı. Kant'ın izini takip ederek anti-retinal, düşünce pratiğine dönüşmüş kavramsal sanatı anlamak için "Neden Kant?" sorusunu cevaplamanın önemi ortaya çıktı. Kant'la başlayan bu çalışma, nihai varış noktası olarak da Kant'a ulaştı. Anahtar Kelimeler: Kant, Özgürlük, İyi, Güzel, Yüce, "Güzel İyinin sembolüdür", Kavramsal Sanat, Manet, Duchamp.

AhlakGüzelKant, Immanuel+4
Zeynep Gökgöz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Saf bağlamsal terimlerin transandantal zemini

Günümüz dil felsefesi çalışmaları bakımından saf bağlamsal terimlerin semantiğinin nasıl yapılacağı tartışması güncel bir meseledir. Saf bağlamsal terimlerin doğal dildeki ayrıcalıklı kullanım özellikleri bu tartışma içerisinde tespit edilmekle beraber bu ayrıcalıklı kullanımın kaynağı konusunda bir açıklama getirilmemiştir. Bu çalışma saf bağlamsal terimleri kaynağı bakımından soruşturmayı amaçlar. Çağdaş semantik anlayışına hakim olan paradigmanın kökeninde bulunan bir filozof olarak Kant'ın düşüncesi aynı zamanda bu çalışmanın da teorik zeminidir. Çalışmamız saf bağlamsal terimlerin ayrıcalıklı kullanım özelliklerinin kaynağını Kant düşüncesinde tecrübenin kuruluşunda araştırır. Bu araştırma Kant'ta tecrübenin kuruluşundaki katmanlılığı eleştirel bir bakış açısıyla ele alır. Tecrübenin kuruluşuna dair araştırma sonucunda çalışmamız tecrübenin kuruluşundaki katmanlılığın dildeki bağlam duyarlı terimler arasındaki hiyerarşi ile ilişkisini tartışır.

Dil felsefesiFelsefeKant, Immanuel+1
Elif Erdemir
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ın yargı anlayışı itibarıyla Gödel tamamlanamazlık teoremlerinin bir yorumu ve bu yorumun analitik önermelerin zemini bakımından sonuçları

Kant'ın metafiziği eleme projesi semantik gelenek tarafından bir adım öteye taşınarak tüm metafiziği felsefe yapmanın zemininden çıkartarak matematiğin önermelerinin ispatının biçimsel bir dizgeler içerisinde verilebilir olduğu düşünülmektedir. İlk olarak Frege, aritmetiği mantığa indirgeme projesini geliştirmiş ve bu bağlamda dilin mantıksal olarak çözümlenmesi ile nesnel bir semantiğin kurulabileceği fikrini geliştirmiştir. Eğer aritmetik mantığa indirgenebilir ise analitik olan da mantığın kuralları tarafından gösterilebilir olacaktır. Başka bir ifade ile analitik önermelerin belirlenmesi Kant'ın iddia ettiği gibi sentez temelli olmaktan çıkartılmış olunacaktır. İşte bu sebeple Frege'nin temellerini attığı bu düşünüş biçimi temelde Kant'ın klasik metafiziği yıkıma uğratmasını Kant'ın kendi metafiziğine yöneltmiştir. Frege ve sonrasındaki semantik gelenek için bu adım ile metafiziği düşünmenin dışında tutarak metafizikten kaynaklı tüm muğlaklıkların çözebileceği düşüncesine götürmüştür. Benzer biçimde Hilbert doğru olan matematiksel önermelerin ispatlayabilmenin imkânı üzerine düşünmektedir. Başka bir deyişle Hilbert'in amacı matematiksel ispatın güvencesini sağlamaktır. Hilbert'in söz konusu amacının çıkış noktası Frege'nin matematiği mantığa indirgeme projesi olmakla birlikte Frege'den farkı matematiği mantığa indirgeme çabası değil, matematiğin simgesel aksiyomatik bir dizge içerisinde temellendirilme uğraşısıdır. Bu biçimselleştirme de dizgedeki deyimlerin semantiğinden arındırmayı gerektirir. Yani dizgedeki işaretlerin ve deyimlerin bir araya geleceği kurallar olan sentaksın kurulmasıdır. Semantik geleneğin bu felsefe yapma zemini düşünüldüğünde "her şey mantıksal bir dizge içerisinde ispatlanabilir mi ya da doğruluk ile biçimsel dizge içerisinde ispat edilebilirlik arasında bir fark var mıdır?" sorularının cevaplandırılması gerekmektedir. Söz konusu sorular Gödel'in tamamlanamazlık teoremleri dikkate alındığında doğruluk ile biçimsel ispat edilebilirlik arasında kapanmaz bir farkın olduğu görülmektedir. Gödel'in ispatını verdiği iki teori bu anlamıyla semantik geleneğin zeminini ortadan kaldırmaktadır. Bu iddianın anlaşılabilmesi için Gödel teoremlerinin bir açıklamasının verilmesi gerekmektedir. Kant'ın transandantal felsefesinde ortaya koymuş olduğu düşünsel zemin tam da bu noktada söz konusu olup Gödel teoremlerinin açıklanması için düşünsel zemini teşkil etmektedir. Gödel ile birlikte semantik geleneğin projesi nihayetlendiği için de analitik önermelerin mahiyetinin yeniden düşünülmesi gerekmektedir.

Analitik felsefeBilim felsefesiDil felsefesi+6
Gökhan Şener
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kurgusal nesnelerin adlandırılması ve transandantal amfibolinin aşılması sorunu

Kurgusal nesnelerin adlandırılmasına dair tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Güncel tartışmalarda kurgusal nesnelerin adları genellikle mantık, semantik ve ontoloji açılarından ele alınır. Biz bu çalışmada öncelikle bu tartışmaların seyrini, sonrasında da tartışmaların beslendiği kaynağı ortaya koymaya çalıştık. Buradaki temel amacımız kurgusal nesnelerin adlarına ilişkin tartışmalarda kendisinden sonraki tartışmaları büyük ölçüde etkilemiş olan Kant'ın kurgusal nesnelerin adlarına dair tartışmalardaki etkisini, ortaya koymuş olduğu amfiboli sorunu çerçevesinde açıklamak oldu. Bu bağlamda amfiboli sorununu eleştirel bir bakış açısıyla ele almayı hedefledik. Bunu yaparken de Kant'ın kavramsal ve görüsel olan arasında yapmış olduğu ayrımın kendisinden sonraki nesne anlayışına yönelik etkilerini kurgusal nesnelerin adlarına ilişkin tartışmalar bağlamında incelemeye çalıştık.

AdlandırmaAdlarAmfiboli+3
Asude Vildan Efe
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kant ve Frege'de varlık yüklemi

Varlığın nasıl ele alınması gerektiği ve neyi ifade ettiği sorusu felsefi anlamda merkezi önem taşır. Kant ve Frege, geleneksel varlık anlayışına itiraz getirerek meselenin bağlamını farklı yöne çekmeye çalışan iki filozoftur. Bu çalışmadaki esas amacımız "varlık" ifadesinin Kant ve Frege düşüncesi bağlamında ne tür değişiklikler geçirdiğinin bir açıklamasını sunmaktır. Kant bu hususta "Varlık gerçek bir yüklem değildir" ifadesini kullanırken Frege, varlığın bir niceleyici olduğu düşüncesini savunmaktadır. Bu durum "vardır" ifadesinin iki düşünür tarafından da ikinci-düzey bir yüklem olarak kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Fakat bu benzerliğe rağmen her iki düşünürün teorileri ciddi oranda farklılaşmaktadır. Nitekim Frege, Öklidçi-olmayan geometrilerin ortaya çıkmasının da etkisi ile Kantçı düşünce sisteminde var olan görü vurgusunu iptale yönelik bir çabaya girişmekte ve bu sayede Kant'ı eleştirdiği psikolojizmden kaçınmaya çalışmaktadır. Bu noktada, Kant ve Frege için yargının ne anlama geldiğinin açıklanması, iki filozofun varlık hakkındaki görüşlerinin açıklanmasındaki ilk ayağı oluşturur. Ancak bizim buradaki hedefimiz, bir mekân araştırması yürütebilmektir. Bu doğrultuda tezimiz açısından sunduğumuz ana iddia, Kantçı sistemdeki "dünya" kavramının Fregeci sistemdeki eksikliğinin ontoloji ve semantik açısından birtakım bulanıklıklara yol açtığıdır. Nitekim bu eksiklik, Fregeci düşünce sonrasındaki semantik gelenekte ve çağdaş dil felsefesi tartışmalarında da etkisini göstermektedir. Bu sebeple iki düşünürün varlık atfettikleri alanların bir kıyaslamasının sunulması, onların aynı düşünceyi savunup savunmadıklarının da bir açıklaması olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kant, Dünya, Varlık, Frege, Düşünce

Felsefi düşünceFrege, GottlobKant, Immanuel+2
Halime Hicret Gültekin
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Geometri aksiyomlarının statüsüne ilişkin Frege–Hilbert ihtilafının eleştirel bir değerlendirmesi

Modern dönemde geometriye dair tartışmalar hem matematik felsefesini hem de genel olarak felsefî düşünceyi derinden etkilemiştir. Mantıkçı geleneğin kurucularından olan Frege ve aksiyomatizasyon anlayışıyla modern matematiğin öncülerinden sayılan Hilbert, bu tartışmaların merkezindeki isimlerdendir. Bu iki isim arasında yirminci yüzyılın başlarında gerçekleşmiş olan yazışmalar, ikilinin geometri aksiyomlarının statüsüyle alakalı sahip oldukları farklı fikirleri ortaya koymaktadır. Her ne kadar ikili arasındaki ihtilafta, Hilbert'in getirmiş olduğu bakış açısı öne çıkmış ve modern matematik bu doğrultuda devam etmiş olsa da, ihtilafa konu olan meseleler tam olarak açıklığa kavuşturulmamıştır. Şimdiye kadar, özelde geometriyi, genelde ise matematiği temellendirme çalışmaları açısından önemli olan bu ihtilafa dair sistematik ve metodolojik açıdan çeşitli incelemelerde bulunulmuş olsa da, bu çalışmanın amacı nesne merkezli bir incelemede bulunmaktır. Bu bağlamda, nesnenin tesis ve idrak süreci Kant'ın transandantal felsefesine getirilecek eleştirel bir yaklaşımla ele alınarak, Hilbert'in geometri aksiyomatizasyonunun bir tür uzay nesnesi üzerine inşa edildiği ortaya konulmuştur. Sürekli, kapalı ve üç boyutlu bir uzay nesnesinin zeminini ortaya koyan bu yaklaşım sayesinde hedeflenen, a priori zeminde geometri yapmanın imkânının araştırılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Geometri, aksiyomatizasyon, biçimsel dizge, mantıkçılık, biçimselcilik, uzay nesnesi, süreklilik, kapalılık, üç boyutluluk, Kant, transandantal felsefe, nesnenin tesis ve idraki

AksiyomlarFrege, GottlobGeometri+4
Şeyma Nur Tan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kendinde şey ve ilk felsefe

Günümüzde felsefe ve bilimler arasında yapılan ayrım Kant öncesi dönemde metafizik ve diğer bilimler arasındaydı. Yani metafizik felsefeyle aynı şeydi. Kant'ın metafizik eleştirisi felsefenin parçalanmasına yol açmıştır. Günümüzde yaygın haliyle felsefe "…'nın felsefesi" gibi alanlara ayrılmıştır. Fakat özü itibariyle felsefe tümel bir disiplin olduğu için parçalanmak doğasıyla çelişmektedir. Kant'ın metafizik eleştirisinin doğal bir sonucu "felsefe nedir" tartışmaları olmuştur. İlk felsefe veya felsefe olarak metafiziğe getirilen eleştiriler muhtelif ilk felsefe adaylarını ortaya çıkarmıştır. Kant sonrası felsefe tarihinin anlaşılmaz ve filozofların birbirinden farklı bir faaliyet yapıyor gibi görünmesinin temel sebebi ilk felsefelerinin farklı olmasıdır. Bu tartışmaların izini sürmek ve farklı felsefelerin birliğini anlamak için "kendinde şey" kavramı oldukça elverişlidir. Anahtar Kelimeler: Kant, İlk Felsefe, Kendinde Şey

FelsefeFelsefi düşünceKant, Immanuel+1
Murat Şamil Şen
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Chomsky'nin evrensel gramer teorisinin Kant ve Frege bağlamında değerlendirmesi

Chomsky, evrensel gramer teorisinde dilin insana içkin olarak var olup evrimsel olarak aktarılan bir yeti olduğunu, bu yetinin sunmuş olduğu sistemde sentaksın semantiğe önceliği olduğunu ve bir bakıma semantiğin sentakstan türetildiğini öne sürmüştür. Chomsky, dildeki terimlerin zihinsel veya fiziksel nesneler ile nasıl ilişkilendiği konusuna dair bir açıklama sunmamıştır. Çünkü o, terimlerin nesnelere gönderimi problemini bilimdışı olması sebebiyle konu dışı bırakmış ve bir semantik kuram öne sürmemiştir. Ancak dilin yapısına dair felsefi bir bakış açısından gönderim probleminin aydınlatılması gerekmektedir. Bu sebeple tezimizde Kant ve Frege'nin kavramların nesnelerle bağına odaklanan teorileriyle Chomsky'nin teorisini bir arada düşünebilme imkânını araştırdık.

AnlamChomsky, Avram NoamDil edinimi+5
Rumeysa Ateş
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kant sonrası düşüncede matematiksel belirsizlikten metafiziksel sonsuzluğa geçişin imkânı üzerine

Bu çalışma, "Matematiksel sonsuz aracılığıyla metafiziksel sonsuz hakkında konuşulabilir mi?" sorusunu merkeze alarak Kant'ın metafiziğin imkânına yönelik eleştirisini modern matematikteki gelişmeler ve Rene Guenon'un matematiksel belirsiz ve metafiziksel sonsuz ayrımı üzerinden tartışmaya açıyor. Öncelikle Kant'ın matematiğe ilişkin görüşleri ve metafizik eleştirisi sunuluyor. Sonrasında çağdaş matematikte Cantor ve sonrasında elde edilen bazı önemli sonuçlar ile Guenon'un sonsuzluğa ilişkin görüşlerine yer veriliyor. Guenon'un yaklaşımının Kant'ın eleştirilerinin dışında kalıp kalmadığı tartışılıyor.

BelirsizlikKant, ImmanuelMatematik+2
Fazilet Fatıma Alçık
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ta alt-üst sorunu ve şematizm

Bu tez, Kant'ın şematizm olarak adlandırdığı, düşünsel kavramların duyusal görünümlere nasıl uygulanabileceğini açıklamaya çalıştığı edimi konu edinmektedir. Şematizm, düşünürler tarafından genellikle eleştirilmiş veya anlaşılmaz bulunmuştur ancak eleştirel felsefenin oldukça önemli bir yönünü oluşturur. Söz konusu çalışmada, şematizmin temsiller arasındaki geçişlerle nasıl anlaşılabileceği; duyusallık ile anlama yetisi ve anlama yetisi ile akıl arasındaki ilişkiyi nasıl oluşturduğu gösterilecektir. Bu ilişki, anlama yetisinin duyusallıktan gelen malzemeyi nasıl kurduğu, aklın ise anlama yetisinden gelen bilgileri nasıl düzenlediğiyle ilgilidir. Bununla birlikte, temsiller arasındaki olası geçişlerin farklı (gidimli, belirleyici, düşünümsel, benzetimli) şematizm türlerine nasıl olanak sağladığı gösterilmeye çalışılacaktır. Göreceğiz ki şematizm, matematiği ve fizyolojiyi (fizik ve metafizik) zamansallığa dayanarak temellendirir.

Hayal gücüKant, ImmanuelSubsumption+2
Ahmet Karaca
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Platon'un khôra kavramının işaretin kuruluşu bakımından derinleştirilmesi

Platon, ilk defa Timaios diyaloğunda ortaya koyduğu khôra kavramını, metheksis problemini çözmek üzere kullanır. Akledilir olan eidoslar ile onların duyulur kopyalarının yanında üçüncü bir cins olarak konumlandırdığı khôra, duyulur olanın akledilir olan bakımından açıklanabilmesini mümkün kılar. Fakat bizim iddiamıza göre khôra, Platoncu diyalektik içinde, "Bir"le ilişkisi içinde açıklanmaz. Platon'un khôranın birliğinin zeminini açıklamaması, kendisinden sonraki düşünce tarihinin mekânla ilgili tartışmalarını da belirler. Bu bakımdan Platon'un khôrayı vazetme şekli, düşünce tarihi boyunca uzayla ilgili yapılan tartışmaların bir doğum yeridir. Fiziksel nesnelerin mekânı olarak khôranın ne olduğu sorusu bugün hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Antik Yunan'da başlayan felsefi gelenek varlığı dilin unsurlarını ve mantığını çözümleme ve buradan hareketle varlığın farklı veçhelerini seyretme (düşünceye ve bilgiye konu etme) çabası olarak da anlaşılabilir. Biz bu çalışmada, bu felsefe yapma çizgisini sürdürerek khôra kavramını, dilin en temel unsuru olan işarete yönelerek ele alıyoruz. İşaretlerin, "şeffaflaşarak" kendilerinden başka bir şeyi göstermeleri ve bu anlamda bir başka şeyin mekânı hâline gelmeleri bakımından bir khôra olarak yorumlanabileceğini ifade ediyoruz. Bu anlamda işaretlerin, insan ruhunun kendine anlamları sunarken kullandığı bir "ara yüz" ve "mekân" olduğunu ifade ediyoruz. Bu tezin temel iddiası, uzayın da Ben'in kendinde olanı kendine sunarken kullandığı bir ara yüz olduğu, bu anlamda hem işaretin hem de fiziksel nesnelerin mekânı olarak uzayın bir ve aynı fiilin iki farklı ciheti olduğudur. Dolayısıyla işaret ve özel olarak da dilsel işaretlere ilişkin bir soruşturmanın, fiziksel nesnelerin mekânı olan khôra hakkında konuşma imkânı sağlayabileceğini iddia ediyoruz.

Dil felsefesiFiziksel mekanGösterge+3
Merve Nur Yaman
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilinemezin ifade aracı olarak kıssa

Bilinebilirlik Immanuel Kant'ta görüde inşa edilebilir olmakla ve Gottlob Frege – Georg Cantor çizgisinde ise biçimsel dizgede ve küme kuramsal modelde inşa edilebilirlikle belirlenmiş ve bu usule konu edilemeyenler sınırın ötesinde bırakılarak varlığın alanının bu yöntem çerçevesinde net bir şekilde belirlendiği düşünülmüştür. Felsefe faaliyeti de sınırlarının mutlak bir şekilde belirlendiği düşünülen bu alanda icra edilmiştir. Bu arka planda bilimin kesinliğine öykünen bir felsefe yaklaşımı savunulmaya başlamış ve felsefenin alanını da bilimde kabul gören sınırlarla belirleme eğilimine gidilmiştir. Ancak biçimsellik, ispat edilebilirlik ve mekanik nedenselliği kuşatacak biçimde farklı veçheleriyle karşımıza çıkan vakalar felsefeye ve varlık alanına çizilen bu sınırın belirleyici olmadığının farkına varılmasına ve ilginin ister istemez sınırın ötesindeki bilinemediği ve ifade edilemediği söylenene kaymasına sebep olmuştur. Tezin amacı var olduğu bilinen ancak mevcut usullerin, biçimselliğin ya da ispat yöntemlerinin aracılığıyla hakkında konuşulamayan ara bir varlık alanının olduğunu göstermek ve sonraki aşamada bu usullerin belirleyici olmadığının farkındalığını sağlayarak mevzubahis alan hakkında hâkim felsefi fikriyatın kabul ettiği yöntemlerin dışında başka bir ifade imkânının olup olmadığını sorgulamaya açmaktır. Bu noktada tezin iddiası bilinemezin ifade aracının kıssa olduğu ve kıssanın sahip olduğu dilsel üslup ve özellikleri bakımından kavramsal dilin ve bilimsel modellerin sınırlılıklarını aşan sofistike bir model teşkil ettiğidir. Model olarak kıssa var olan ancak bilgiye konu edilemeyen nesneler hakkında bilişsel değeri olan bir ifade imkânı sağlamaktadır. Kıssanın model işlevi vesilesiyle bilinebilir olanla ifade edilebilir olan arasındaki boşluk kapatılabilecek ve bilimsel yöntem içerisinde üzerine konuşulması imkânsız görülen alanın dahil edilmesiyle felsefenin çerçevesi genişletilmiş olacaktır.

BilişCantor, GeorgFrege, Gottlob+6
Hanife Kutgi
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ta pratik aklın önceliğinden pratik felsefenin önceliğine

Kant, bir ve aynı aklın, teorik bakımdan sınırlı fakat pratik bakımdan belli yetkilerle donatılmış olması durumunu, eleştirel felsefenin muamması olarak adlandırır. Pratik aklın önceliği doktrini bu muammanın çözümüne tekabül eder. Bu çalışma, Kant'ın pratik aklın önceliği anlayışını ve bunun pratik felsefenin önceliğine kadar uzanan daha geniş anlamlarını incelemektedir. Bu çerçevede, pratik aklın teorik akla önceliği ile pratik felsefenin teorik felsefeye önceliği iddialarının dayandığı öncüller analiz edilmektedir. Her ne kadar akıl ve felsefe düzeylerinde pratiğin önceliği geçerliliğini korusa da, bu çalışma, Kant'ın çerçevesinde bu fikirlerin teorik akıl ve felsefenin önceliği ile dengelendiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle tezin temel sorunsalı teorik ve pratik olanın önceliği arasındaki gerilimdir. Bu tezde, pratik aklın ve felsefenin bir önceliği olduğu ortaya konarak, teorik ve pratik olanın aynı zamanda bir denge ve tamamlama ilişkisi içerisinde olduğu ve bunun da Kant'ın pratik-dogmatik metafizik anlayışında somutlaştığı gösterilmiştir.

Kant, Immanuel
Hamza Şişman
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Mustafa Sabri's criticisms of Kant about the problem of God's existence based on the concepts of truth and reason

This thesis explores Mustafa Sabri Efendi's criticism of Kant's assertion that theoretical reason cannot prove the existence of God. The thesis aims to investigate three key questions: the motives behind Sabri Efendi's critique of Kant, the validity and effectiveness of his arguments, and the extent to which his interpretation of Kant's ideas is accurate. The thesis provides an introduction to Kant's influential project and its impact on Western thought. It examines Sabri Efendi's book Mawqif al-'Aql, summarizing his critiques of Egyptian thinkers and Kant. The second chapter explores the scientific and intellectual context of both Kant and Sabri Efendi, identifying reasons for Sabri Efendi's critique and investigating his sources of knowledge on Kant. The third chapter of the thesis thoroughly examines Kant's perspective on epistemology, particularly his argument that metaphysics cannot be considered a science. It also analyzes Sabri Efendi's thoughts on this subject and his criticisms of Kant's stance. The fourth chapter focuses on the question of whether metaphysics can solely exist as a scientific discipline within the domain of morality, as proposed by Kant. Additionally, the thesis explores Sabri Efendi's critique, which argues that relying solely on the moral argument is insufficient for proving the existence of God. In conclusion, this thesis highlights Sabri Efendi's significant criticisms of Kant, revealing the profound influence of Kant on philosophical and religious thought in the Islamic world. While Sabri Efendi presents consistent counter-arguments and significant critiques of Kant, the research indicates a potential misunderstanding of Kant's primary objective due to reliance on secondary sources rather than engaging directly with his original texts, and due to lack of a holistic understanding of Kant's project. The intellectual milieu of the time is also crucial in comprehending the reasons behind Mustafa Sabri Efendi's critique of Kant.

ReasonTruthKant, Immanuel+2
Şeyma Sevim
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

A comparative approach to the neurobiological basis of human will: Kant and al-Ghazali

This study aims to present both the neuroscientific findings on Human Will and its philosophical perspectives from the Civilisations of the West and Islam. It aims to cor-relate the philosophies of the concept Human Will with the Neuroscientific evidences deduced from human brain experiments. The central thesis of this research claims that the Neuroscientific perspectives on the issue of Human Will are compatible with the Human Will concepts of Kant and Al-Ghazali. This compatibility is argued for in order to frame a more informed conversation between Neuroscientists and Philosophers. This argument is contrary to the belief that the findings of Neuroscientific studies are in opposition to the transcendental connotations that are embedded in the works of Kant and Al-Ghazali.

GazaliKant, ImmanuelNeurobiology+2
Muhammad Yusoph Balındong Ramos
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

An introduction to transcendental exposition of Skolem paradox

In the present thesis, we carry out a transcendental investigation of Skolem paradox. Skolem paradox is a paradox at the junction point of symbolic logic, axiomatic set theory and philosophy. Skolem paradox is generally understood as a model theoretic paradox which undermines the realist approach to these areas. In order to show why this paradox doesn't pose a threat to the realist approach to these areas, we begin with clarifying the crucial assumptions on which such an understanding relies. According to our investigation, first of these assumptions is that the elements of formal language is constituted just by listing and enumerating its symbols with the help of recursive functions defined in syntactical manner. Second of these assumptions is that the axiomatic approach is only way to understand the set theoretic notions such as the universe of sets and uncountability. As for the second assumption we argue, in relation to Kant's transcendental thought, that cognition of the universe of sets is necessary to the set theoretic discourse. From Kantian point of view the universe of sets is the formal whole of reason and we determine the schemata of reason on which constitution of the formal whole depends. As for the first assumption we claim that cognition and constitution of the representation of Cantor's diagonal argument depend on the same schemata of reason. We conclude that these schemata provide in a manner objectivity and absoluteness to the universe of sets. In view of our investigation we obtain an interpretation of Skolem paradox in relation to Lövenheim-Skolem Theorem. According to this interpretation Lövenheim-Skolem Theorem implies two different points of view about the universe of sets and if these points of view are differentiated Skolem paradox doesn't pose a threat to the realist approach.

Cantor, GeorgKant, ImmanuelMathematical logic+3
Ömer Faruk Erdemir
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Immanuel Kant'ın ahlak felsefesinde özgürlüğün temellendirilmesi

Bu çalışma, Kant'ın ahlak felsefesinde özgürlüğün temellendirmesi konusunu incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla öncelikle Kant'ın ahlak felsefesinin genel hatları açıklanarak bu ahlak felsefesi: iyi isteme, ödev ve saygı kavramı çerçevesinde irdelenmiştir. Eğer bir insan özgür olduğunu biliyorsa bu bilginin nereden geldiğini belirtmek gerekir. Bu yüzden bu kast edilen bilgi kaynağının ahlaki buyrukla nasıl bir ilişki içinde olduğunu açıklamak da araştırmamızın en önemli yönünü teşkil etmektedir. Bu açıdan ikinci adım olarak özgürlük kavramı incelenerek bu özgürlük kavramının, ahlak felsefesi ile nasıl bir ilişki içinde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada özgürlüğün insan için bir gerçeklik taşıyıp taşımadığı hususu, ahlak felsefesi bakımından değerlendirilerek ahlak ve özgürlük ilişkisi üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kant, Ahlak Yasası, Özgürlük, İyi İsteme, Ödev, Saygı, Numen

AhlakAhlak felsefesiKant, Immanuel+4
Bülent Oskay
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ahlâki kavramlar üzerinden bir kıyaslama Immanuel kant ve Ahmet Hamdi Akseki örneği

Ahlâk, sosyal bir varlık olan insanın, toplum içinde birey olarak nasıl davranması gerektiğini belirlemeye çalışan veya tartışan, araştıran bir bilimdir. Ahlâk, insanın diğer insanlar ve diğer varlıklarla ilişkisinde, ideal olan davranış normuna yönlendirir. Ahlâk insanın yol haritasıdır ve insanın eyleminin ilkesidir. Ahlâkın tarihi, insanlık tarihiyle eşit bir tarihtir, çünkü ahlâkın hem konusu hem aktörü hem de muhatabı insandır. İlk insandan beri ahlâkilik ve ahlâk anlayışları bulunmaktadır. Bütün dinler ahlâk öğretisi tayin etmiştir. Bununla beraber filozoflar da ahlâk üzerine düşünmüşler ve eserler ortaya koymuşlardır. Bazı filozoflar ahlâkı dinden bağımsız olarak ele alırken bazı filozoflar ise ahlâkı dinle ilişkilendirmişlerdir. Bu çalışma, aydınlanma döneminin büyük filozofu Immanuel Kant ile son yüzyılın en önemli İslam âlimlerinden Ahmet Hamdi Akseki'nin ahlâk kavramlarını kıyaslama çalışmasıdır. Immanuel Kant ahlâk konusunda kurucu bir filozoftur. Felsefe tarihindeki ahlâk sistemlerini reddederek, yeni bir ahlâk anlayışı ortaya koymuş, ahlâkta insanı, kesinliği ve evrenselliği önceleyen ödev ahlâkını önermiştir. Ahmet Hamdi Akseki ise İslam ahlâkının yegâne ahlâk sistemi olduğuna inanmakla beraber, felsefe tarihindeki ahlâk ekollerini de inceleyerek, hepsi hakkında önemli bir kritik yapmıştır. İncelediği filozoflar içinde Immanuel Kant da bulunmaktadır ve Kant'ı diğer filozoflara göre daha çok takdir etmektedir. Bu iki büyük düşünce insanının ahlâk nazariyeleri içinde, ödev, yükümlülük, özgürlük, sorumluluk, niyet ve vicdan konuları önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmadaki kıyaslama bu kavramlar çerçevesindedir. Anahtar Kelimeler: Immanuel Kant, Ahmet Hamdi Akseki, Ahlâk, Ödev, Yükümlülük, Sorumluluk, Özgürlük, Niyet, Vicdan, Ahlâk Felsefesi

Ahlak felsefesiAkseki, Ahmet HamdiFelsefe+2
Arif Karabacak
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kant'ın pratik felsefesinde beden problemi

Bu çalışma, Kant'ın pratik felsefesinde akıl ve beden kavramını ele alışından hareketle "beyaz erkek" bedenlerinden farklı bedenleri temsil eden hayvan, kadın ve siyahi bedenlerinin, Kant'ın pratik felsefesinde nasıl konumlandırıldığını eleştirel bir okumayla ele almayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Kant öncesi felsefede akıl ve beden arasındaki ilişkinin ele alınışı doğrultusunda farklı bedenlerin nasıl konumlandırıldığı, Kant'a zemin oluşturması bakımından; Platon, Augustinus, Descartes ve Hobbes'un düşünceleri doğrultusunda araştırılacaktır. İkinci bölümde Kant'ın ahlak, hukuk ve politika alanlarında bedeni nasıl konumlandırdığı akıl kavramıyla karşılaştırmalı bir şekilde serimlenecektir. Üçüncü bölümde Kant'ın beden ve aklı pratik felsefesinde konumlandırış biçimi doğrultusunda hayvan, kadın ve siyahilerin Kant'ın pratik felsefesinde nasıl konumlandırıldığı araştırılacaktır. Bu sayede Kant'ın, pratik felsefesinin evrenselliğini şüpheye düşürebilecek bir yanının olup olmadığı tartışılacaktır.

Ahlak felsefesiAkılBeden+7
Bükem Özçeri
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Related subjects