Muscular dystrophies

118 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psöriatik artritli hastalarda hastalık aktivitesi ile sarkopeni ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç Sarkopeni, yaşlanmaya bağlı kas kütlesi ve fonksiyon kaybıdır. İnflamatuar yükün artmasına bağlı olarak görülme sıklığı artmaktadır. Psoriatik artrit (PsA) aksiyel ve periferik eklemleri tutan kronik yıkıcı inflamatuar bir artrittir. Bu çalışmada PsA hastalarında hastalık aktivitesinin sarkopeni tanısal parametreleri ile korelasyonunu araştırmayı amaçladık. Yöntemler: Yaşları ≥55 olan 43 PsA hastası ve yaşları ≥55 olan 31 sağlıklı yetişkin gönüllü bu çalışmaya dahil edildi. PsA hastaları daha sonra sarkopeni varlığına göre iki gruba ayrıldı. Tüm grupların demografik ve klinik verileri kaydedilmiş ve gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen PsA hastalarından 14'ü sarkopeni tanısı alırken, 29'u sarkopeni tanısı almadı. Sarkopeni tanısı alan hastaların ağırlığı anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.009). Ayrıca, kortikosteroid kullanımı sarkopenik hastalarda anlamlı olarak daha sıktı (p=0,03). Psoriatik artritte hastalık aktivitesi (DAPSA) skorları sarkopenik PsA hastalarında sarkopenik olmayan hastalara kıyasla anlamlı derecede yüksekti (p=0,005). CRP ve ESR düzeylerinde iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu. Yüksek DAPSA skorları sarkopeni riskini artırmıştır (OR: 0.06, %95 GA: 1.005-1.119 p=0.03). Ayrıca, DAPSA skorunun 5 kez otur-ayakta dur testi ile zayıf, el kavrama gücü, STAR skorları ve yürüme hızı ile orta düzeyde korelasyon gösterdiği bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda DAPSA skoru ile sarkopeni ile ilişkili parametreler arasında anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Psoriatik artrit, Sarkopeni, El kuvveti, Yürüme hızı

Artrit-psoriatikEl kavrama kuvvetiHastalık şiddeti indeksi+3
Mehmet Akif Şirin
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt üriner sistem disfonksiyonu olan duchenne musküler distrofi tanılı çocuklarda üroterapinin ve lumbopelvik stabilizasyon egzersizlerinin etkilerinin incelenmesi

Bu randomize kontrollü araştırmada; Duchenne Musküler Distrofi (DMD) tanılı, alt üriner sistem disfonksiyonu (AÜSD) olan çocuklarda lumbopelvik stabilizasyonun ve üroterapi eğitiminin etkinliğini incelemek amaçlandı. Çalışmaya 5 yaşından büyük, ambule ve İşeme Bozuklukları Semptom Skoru (İBSS)'ndan 8,5 ve üzeri puan almış olan, DMD tanısı alan 32 çocuk dahil edildi. Alt üriner sistem semptomları; İBSS, değerlendirme formu, mesane günlüğü ve gece işeme günlüğü ile değerlendirildi. Bağırsak semptomları; Roma IV tanı kriterleri ve bağırsak günlüğü ile, fiziksel performans; Zamanlı Kalk Yürü Testi ve Gowers Testi ile, kas kuvvetleri; microFET2 el dinamometresi ile, lumbal lordoz açısı; Baseline inklinometre ile, günlük yaşam aktivitelerine katılım düzeyi; Barthel İndeksi ile ve hem çocuğun hem ebeveyninin algılanan iyilik hali ise; Yüz İfadesi Skalası ile değerlendirildi. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Aktif kontrol grubuna atanan hastalar, yalnızca üroterapi eğitimi aldı ve sekiz hafta boyunca bu eğitim sırasında öğrendikleri yaşam tarzı değişikliklerini uyguladı. Tedavi grubu, aktif kontrol grubuna verilmiş olan tedaviye ek olarak, sekiz hafta boyunca lumbopelvik stabilizasyon egzersizlerini yaptı. Bu çalışma sonucunda; üroterapinin AÜSD şiddetini (p<0,001), enürezis frekansını (p=0,014), konstipasyonu (p<0,001), üriner (p=0,018) ve fekal (p=0,034) inkontinans şiddetini azalttığı görüldü. Lumbopelvik stabilizyon egzersizleri ise; fonksiyonel hareketlerde iyileşme (p<0,003), kas kuvvetlerinde artma (p<0,05) ve günlük yaşam aktivitelerine katılımda artma (p<0,049) sağladı. Sonuç olarak, üroterapi eğitimi de kombine uygulanmış lumbopelvik stabilizasyon egzersizleri de, AÜSD'li DMD tanılı çocuklarda mesane ve bağırsak semptomlarının azaltılmasında etkili bulundu. Fiziksel performans, kas kuvveti ve bağımsızlık düzeyindeki gelişimi desteklemek amacıyla, üroterapi programlarına bu egzersizlerin entegre edilmesi önerilmektedir.

Kas distrofileriKor egzersiz programı
Demet Öztürk Çiçek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vücut kompozisyonu değişikliklerinin (sarkopeni, miyosteatoz, ciltaltı ve viseral yağ dokusu artışı) intraarteryal tedavi uygulanan primer ve sekonder karaciğer maligniteli hastalardaki prognostik rolünün araştırılması

Amaç: İntraarteryal tedavi uygulanan hepatoselüler kanser (HSK) ve metastatik kolorektal kanser (mKRK) hastalarında işlem öncesi hastaların vücut kompozisyon değişikliklerinin (sarkopeni, miyosteatoz, ciltaltı ve viseral yağ dokusu indeks artışı) tedavi yanıtına ve sağkalıma olan etkisini, ayrıca kontrol görüntülemelerde izlenen vücut kompozisyon değişimlerinin sağkalıma etkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 1 Ocak 2012-31 Aralık 2022 tarihleri arasında intraarteryal tedavi uyguladığımız toplam 160 HSK (ortalama yaş: 63.45±11.79, E/K:123/37) ve 146 mKRK (ortalama yaş: 59.98±11.94, E/K:90/56) hastasını belirledikten sonra hastaların işlem öncesi 30 gün içinde elde edilmiş BT tetkikleri üzerinden L3 vertebra seviyesinden ölçüm ile vücut kompozisyon parametreleri (iskelet kas alanı, iskelet kas dansitesi, ciltaltı yağ dokusu alanı ve viseral yağ dokusu alanı) belirlendi. Sarkopeni ve miyosteatoz tanımı için literatürde tanımlanmış sınır değerler; ciltaltı ve viseral yağlanma tanımları için ise kendi hasta populasyonumuzun ortanca değerleri kullanıldı. Vücut kompozisyon parametreleri ile tedavi yanıtı ilişkisi belirlendikten sonra tek ve çok değişkenli binominal lojistik regresyon yöntemi ile tedavi yanıtına etki eden faktörler araştırıldı. Ardından vücut kompozisyon değerleri sağkalım ilişkisi ve tedavi yanıtı-sağkalım ilişkisi Kaplan-Meier yaşam analizi yöntemi ile ortaya konuldu. Hastaların kontrol görüntülemelerinden HSK grubu için mRECIST, mKRK grubu için RECIST 1.1 kılavuzu doğrultusunda vücut kompozisyon değerlerindeki değişimler belirlendi ve negatif veya pozitif yöndeki değişikliklerin sağkalım ile ilişkisi Kaplan-Meier analizi ile ortaya konuldu. Ardından tek ve çok değişkenli Cox-regresyon yöntemi ile progresyonsuz ve genel sağkalıma etki eden faktörler araştırıldı. Ayrıca "propensity score matching" (PSM) yöntemi ile bazal değişkenlerdeki farklılıklar ortadan kaldırılıp seçici yanlılık azaltılarak sağkalımı etkileyen faktörler tekrar araştırıldı. Bulgular: Hepatoselüler kanser hasta grubunda lokal hastalık kontrolü oranı %77.7, objektif yanıt oranı %55.4 bulunmuştur. Tedavi yanıtını (objektif yanıt) etkileyen faktörler çok değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda erkek cinsiyet (odds oranı: 0.30, %95 güven aralığı: 0.11-0.81, p=0.017), ECOG skoru (odds oranı: 0.26, %95 güven aralığı: 0.08-0.89, p=0.032), AFP düzeyi (odds oranı: 0.36, %95 güven aralığı: 0.16-0.81, p=0.014) ve ALBI skoru (odds oranı: 7.23, %95 güven aralığı: 0.76-68.61, p=0.085)'dir. Hem sarkopenik hem miyosteatotik hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha kısadır. Lokal hastalık kontrolü ya da objektif yanıtı olan hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha uzundur. Kontrol görüntülemelerde iskelet kası indeksinde azalma olanların hem progresyonsuz hem de genel sağkalım süreleri daha kısayken iskelet kası dansitesinde azalma olanların genel sağkalım süreleri daha kısadır. Genel sağkalımı etkileyen faktörler çok değişkenli cox-regresyon analizi sonucunda önceden tedavi varlığı (hazard oranı:0.51, %95 güven aralığı: 0.31-0.84, p=0.009), Child evresi (p=0.004), albümin düzeyi (hazard oranı=1.56, %95 güven aralığı=1.06-2.31, p=0.024), AFP düzeyi (hazard oranı:1.83, %95 güven aralığı: 1.22-2.75, p=0.003), sarkopeni (hazard oranı=1.59, %95 güven aralığı=1.05-2.41, p=0.029), miyosteatoz (hazard oranı=1.96, %95 güven aralığı=1.32-2.92, p=0.001) ve kontrolde iskelet kası indeksinde azalma (hazard oranı=2.13, %95 güven aralığı=1.41-3.22, p<0.001) olarak sıralanabilir. "Propensity score matching" sonucunda vücut kompozisyon değerleri olarak sarkopeni (hazard oranı: 2.06, %95 güven aralığı: 1.24-3.42, p=0.005) ve kontrolde iskelet kas indeksinde azalma (hazard oranı: 2.27, %95 güven aralığı: 1.35-3.81, p=0.002) genel sağkalımı belirleyen faktörler arasındadır. Hepatik metastazı olan KRK hasta grubunda lokal hastalık kontrolü oranı %53.1, objektif yanıt oranı %23.4 bulunmuştur. Tedavi yanıtını (objektif yanıt) etkileyen faktörler çok değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda önceden tedavi varlığı (odds oranı: 4.21, %95 güven aralığı: 1.36-13.07, p=0.013) ve AST artışı (odds oranı: 0.22, %95 güven aralığı: 0.04- 1.07, p=0.061)'dır. Hem sarkopenik hem miyosteatotik hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha kısadır. Lokal hastalık kontrolü ya da objektif yanıtı olan hastaların sağkalım süreleri karşı gruplara göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha uzundur. Kontrol görüntülemelerde iskelet kas indeksinde azalma olanlarda progresyonsuz ve genel sağkalım süreleri istatistiksel anlamlı olarak daha kısa iken (sırasıyla p=0.028 ve p=0.016), iskelet kas dansitesi değişiklikleri ile sağkalım arasındaki ilişki istatistiksel açıdan anlamlı değildir (sırasıyla p=0.608 ve p=0.125). Genel sağkalımı etkileyen faktörler çok değişkenli cox-regresyon analizi sonucunda ECOG skoru (hazard oranı=2.08, %95 güven aralığı= 1.44-2.99, p<0.001), KCFT yüksekliği (hazard oranı=1.84, %95 güven aralığı=1.19-2.84, p=0.006), sarkopeni (hazard oranı=2.96, %95 güven aralığı=1.68-5.21, p<0.001), kontrolde iskelet kas indeksinde azalma (hazard oranı=2.03, %95 güven aralığı=1.16-3.55, p=0.013) ve miyosteatoz (hazard oranı=2.17, %95 güven aralığı=1.31- 3.58, p=0.002) olarak sıralanabilir. "Propensity score matching" sonucunda vücut kompozisyon değerleri olarak sarkopeni (hazard oranı: 1.91, %95 güven aralığı: 1.20-3.05, p=0.006) ve miyosteatoz (hazard oranı: 1.97, %95 güven aralığı: 1.00-3.87, p=0.049) genel sağkalımı belirleyen faktörler arasındadır. Sonuç: Hem HSK hem de mKRK hasta gruplarımızda bazal sarkopeni ve miyosteatoz hastaların progresyonsuz ve genel sağkalımı etkileyen faktörlerden birisi olup bu faktörlerin varlığı prognozu olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca kontrol incelemelerde iskelet kas indeksindeki azalma da her iki hasta grubunda prognozu olumsuz yönde etkilemektedir.

Adipoz dokuKaraciğer hastalıklarıKaraciğer neoplazmları+7
Yakup Özbay
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otolog hematopoietik kök hücre nakli yapılan hastalarda BT/PET-BT ile sarkopeni varlığının değerlendirilmesi ve prognostik öneminin araştırılması

Bu çalışmada otolog nakil yapılan hematolojik veya solid tümörü bulunan hastalarda nakil öncesi çekilmiş abdomen bilgisayarlı tomografi/ pozitron emisyon tomografi ile sarkopeni sıklığına bakılması ve sarkopeni bulunmasının prognoz ile ilişkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Kriterlere uygun 139 hasta çalışmaya dahil edildi. 121 hasta (%87,1) hematolojik, 18 hasta ( %12,9) solid maligniteye sahipti. 101 hasta (% 72,7) tanı anında ileri evrede iken, 38 hasta (% 27,3) erken evrede idi. Tanı anında ileri evre kanser varlığının sarkopeni gelişme riskini artırdığı ( HR: 2,374 , %95 GA: 1,374-4,103, p=0,002 ), vücut kitle indeksinde artışın sarkopeniye karşı koruyucu olduğu ( HR: 0,934, %95 GA: 0,889-0,980, p=0,006 ) bulundu. Nakil öncesi sarkopeni varlığının tüm kohortta genel sağkalım ile ilişkisi bulunamadı (p= 0,139) ; ancak erkek hastalarda nakil öncesi sarkopeni varlığı (HR: 1,971 , %95 GA: 1,022- 3,802, p=0,043) daha kısa genel sağkalım ile ilişkili bulundu. Tüm kohortta nakil öncesi sarkopeni ( HR: 1,848 , %95 GA:1,127-3,029, p=0,015), solid tümör varlığı ( HR: 2,732, %95 GA: 1,434-5,205, p=0,002) ve izlemde yoğun bakım ünitesinde yatış öyküsünün ( HR: 2,457 , %95 GA: 1,446-4,175, p=0,001) daha kısa progresyonsuz sağkalım ile ilişkili olduğu bulundu. Solid tümör, nakil öncesi yüksek prokalsitonin, düşük albümin, yatışta nötropenik ateş ve izlemde yoğun bakım yatış öyküsünün daha kısa genel sağkalım ile ilişkili olduğu bulundu . Nakil öncesi sarkopeni ( HR: 2,888, %95 GA: 1,071- 7,888, p=0,036) ve hipoalbumineminin ( HR: 3,093, %95 GA: 1,302-7,348, p=0,011) septik şok ilişkili ölüm riskini arttırdığı görüldü. Bu çalışma sarkopeninin prognoza etkisinin araştırıldığı otolog nakil yapılmış solid tümörlü hastaları da içeren ilk çalışmadır. Özetle otolog nakil öncesi sarkopeni progresyonsuz sağkalımı kısaltan, septik şok ile ilişkili ölüm riskini artıran, prognoza etki eden önemli bir faktördür. Nakil öncesi yapılan görüntülemelerde sarkopeni varlığının değerlendirilmesi klinik karar verme ve nakil prognozunu öngörmede yardımcı olabilir.

Hematopoetik kök hücre transplantasyonuKas distrofileriKök hücreler+2
Muharrem Coşkunpınar
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni varlığı ve sıklığının araştırılması

Giriş: Psoriazis, kronik, multisistemik, inflamatuvar bir hastalıktır. Temel olarak yaş ilişkili kas kitlesinde ve kas fonksiyonlarında azalma ile karakterize bir hastalık olan sarkopeni, çeşitli inflamatuvar hastalıklar ile de ilişkili olabilmektedir. Yapılan çalışmalarda sarkopeni prevalansı, romatoid artrit, spondiloartrit, otoimmun karaciğer hastalığı, sistemik skleroz, sistemik lupus eritematozus, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuvar hastalığa sahip bireylerde daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni sıklığına dair veri bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, psoriazisli geriatrik popülasyonda sarkopeni sıklığını araştırmak ve bu grupta sarkopeni gelişimi ile ilişkili faktörleri ortaya koymaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya merkezimizde takip edilen 60 yaş ve üzeri psoriazis tanılı hastalar ve aynı sayıda geriatrik kontrol grubu dahil edildi. Katılımcıların demografik ve klinik özelliklerinin yanı sıra, kan C-reaktif protein, eritrosit sedimantasyon hızı ve 25(OH)D vitamin düzeyleri, kas ultrasonografisi ve Tanita vücut analizi sonuçları değerlendirildi. Olası sarkopeni durumu el kavrama kuvveti (handgrip testi), konfirme sarkopeni tanısı ise biyoelektriksel impedans analizi (BIA) sonuçlarına göre belirlendi. Psoriazis tanılı hastalarda sarkopeni sıklığı ve bu grupta sarkopeni ile ilişkili olabilecek faktörler istatistiksel yöntemlerle incelendi. Bulgular: 25(OH)D vitamin düzeyi psoriazisli hastalarda (18.4 ng/ml) kontrol grubuna kıyasla (26.1 ng/ml) daha düşüktü (p=0.002). Psoriazisli hastalarda handgrip testi ile belirlenen olası sarkopeni sıklığı %12.7 olup kontrol grubundan (%28.6) düşüktü (p=0.028). BIA ile saptanan konfirme sarkopeni sıklığı ise kontrol grubuna göre düşük olsa da fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (%17.5 ve %22.2, p=0.503). Ultrasonografik incelemede gastroknemius kalınlığı ve pennat açısı, rektus femoris kalınlığı ve kesit alanı, ve rektus abdominis kalınlığı psoriazis hastalarında kontrol grubuna göre yüksek saptandı (sırasıyla p=0.002, p=0.012, p<0.001, p<0.001, p=0.034). Psoriazisli hastalarda artan yaş ve tanı yaşı olası sarkopeni; kronik akciğer hastalığı ve düşük vücut kitle indeksi (VKİ) ise konfirme sarkopeni ile ilişkili bulundu. Çoklu lojistik regresyon analizinde düşük VKİ değeri konfirme sarkopeni için bağımsız risk faktörü olarak gösterildi (OR:0.542, %95GA:0.367-0.802, p=0.002). Tanı testleri ROC analizi ile incelendiğinde Tanita vücut analizi ile elde edilen yağsız vücut kitlesi (Erkekler: EAA: 0.878, p<0.001; Kadınlar: EAA: 0.918, p<0.001) ve visseral yağ oranı (Erkekler: EAA: 0.826, p=0.002; Kadınlar: EAA: 0.782, p=0.001) parametrelerinin anlamlı tanısal öngörüsel özelliğe sahip olduğu ortaya konuldu. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda geriatrik psoriazis hastalarında sarkopeni sıklığının benzer yaş aralığındaki popülasyondan yüksek olmadığı, hatta handgrip testi sonuçları ve bazı ultrasonografik parametrelere göre daha iyi durumda oldukları gösterilmiştir. Psoriazisli hastalarda düşük vücut kitle indeksinin BIA ile belirlenen konfirme sarkopeni için bağımsız risk faktörü olduğu saptandı. Bunların yanı sıra, Tanita vücut analizinin sarkopeni tanısında rolü olabileceğine dair kanıtlar ortaya konuldu. Anahtar kelimeler: Psoriazis, sarkopeni, ultrasonografi, Tanita, biyoelektriksel impedans analizi.

GeriatriKas distrofileriPsoriyazis+2
Memduh Veysi Seyit
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofi'li çocuklarda ikili görev performansının incelenmesi

Bu çalışma Duchenne Musküler Distrofi'li (DMD) çocukların ikili görev performansının tipik gelişim gösteren yaşıtlarına göre etkilenimini belirlemek, farklı fonksiyonel seviyedeki çocukların ikili görev performanslarını karşılaştırmak ve DMD'li çocuklarda ikili görev performansını etkileyebilecek parametreler ile ikili görev performansı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 6 yaşından büyük ve 10 metrelik mesafeyi bağımsız yürüyebilen 45 DMD'li çocuk ve 49 tipik gelişim gösteren yaşıtı dahil edildi. Çocukların demografik bilgileri kaydedildikten sonra tüm çocukların motor-motor ve bilişsel-motor ikili görev performansları ve bilişsel seviyeleri değerlendirildi. Ek olarak DMD'li çocukların; fonksiyonel seviye, kassal performans, ambulasyon, denge, düşme korkusu ve frekansı, yürüyüş, bağımsızlık, aktivite ve katılım ve yaşam kalitesi değerlendirme sonuçları kaydedildi. Çalışmamızda DMD'li çocukların ikili görev performanslarının tipik gelişim gösteren yaşıtlarına göre düşük olduğu bulundu (p<0,05). Farklı fonksiyonel seviyedeki DMD'li çocukların ikili görev performansları arasında fark olduğu belirlendi (p<0,05). DMD'li çocukların ikili görev performansları ile motor fonksiyonlar, düşme, bağımsızlık durumları ve yaşam kalitesi-ebeveyn raporu arasında ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışmamız, DMD'li çocuklarda ikili görev performansının yaşıtlarından farklı olduğunu ve fonksiyonel kayıplardaki artış ile daha da olumsuz etkilendiğini gösterdi. Bu sonuçlar DMD'de rehabilitasyon programlarında ikili görev performansına yönelik eğitimlere yer verilmesinin motor fonksiyonların, bağımsızlığın ve katılımın korunması/artırılması için gerekliliğini ortaya koydu.

Görev performansıKas distrofileriNörolojik rehabilitasyon+2
Büşra Kayabınar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofi'de vücut farkındalığının postür ve denge ile ilişkisi

Bu çalışma Duchenne Musküler Distrofi'de (DMD) vücut farkındalığını sağlıklı yaşıtları ile karşılaştırmak ve DMD'de vücut farkındalığının postür , denge, performans, yürüme, ambulasyon ve gövde kontrolü ile ilişkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 6-16 yaş aralığında, Brooke fonksiyonel seviyeleri 1-4 devrelerinde olan 42 DMD'li ve 40 sağlıklı çocuk dahil edildi. Çalışmamızda DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının değerlendirilmesinde Vücut Farkındalığı Oranı Anketi ve fotoğraflama yöntemi kullanıldı. DMD'li çocukların postürleri New York Postür Skalası (NYPS), dengeleri Pediatrik Denge Skalası (PDS) ve fonksiyonel uzanma testi, performansları 6 Dakika Yürüme Testi, Yürümeleri DMD'de Yürüyüş Değerlendirme Ölçeği, ambulasyonları Northstar Ambulasyon Skalası, gövde kontolleri Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile değerlendirildi. Sağlıklı çocukların vücut farkındalığını değerlendirmek için ise Vücut Farkındalığı Oranı Anketi ve fotoğraflama yöntemi kullanıldı. DMD ve sağlıklı çocuklar arasında Vücut Farkındalığı Oranı Anketinin Ruh Hali alt parametresinde fark olduğu belirlendi (DMD'li çocuklar 27.00 sağlıklı çocuklar 19.00 puan), (p<0.001). Fotoğraflama yöntemine göre DMD'li ve sağlıklı çocukların vücut farkındalıkları arasında fark olmadığı belirlendi (p>0,05). DMD'li çocuklarda vücut farkındalığı oranı anketinin his/duygu alt parametresi ile PDS arasında anlamlı ilişki saptandı (r=0,41, p=0,006). Çalışmamızda DMD'li çocukların vücut farkındalığının ruh hallerinden sağlıklı yaşıtlarına göre daha fazla etkilendiği, DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının sağlıklı yaşıtlarına benzer olduğu ve doğru vücut postürlerinin nasıl olması gerektiğinin farkında oldukları belirlendi. DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının dengeleriyle ilişkili olduğu belirlendi. Çalışmamızın sonuçları erken dönemdeki DMD'li çocuklarda vücut farkındalığı etkilenmemiş olsa da ilerleyen dönemlerde oluşabilecek ikincil komplikasyonların önlenmesinde vücut farkındalığı değerlendirmelerinin önemli olacağını düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Duchenne Musküler Distrofi, Denge, Postür, Vücut Farkındalığı

Bedensel farkındalıkDengeFarkındalık+3
Kübra Atay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş ve üzeri tip 2 diabetes mellituslu bireylerde kırılganlık ve kapsamlı geriatrik değerlendirme

Diyabet ve kırılganlık yaşlanmayla birlikte sıklığı artan ve genellikle birbirine eşlik eden iki medikal durumdur. Yaşlı yetişkinlerdeki diyabet hastalarının prognozu ve uygun tedavi hedefleri, kırılganlık varlığı ve derecesine göre büyük ölçüde farklılık gösterir. Özellikle tip 2 Diabetes Mellitus (DM) ile yaşayan yaşlı yetişkinler hipoglisemiye daha yatkın olup, düşme, kırık, hastaneye yatış, kardiyovasküler olay ve tüm nedenlere bağlı ölümler gibi olumsuz sonlanım noktalarına karşı daha savunmasızdır. Çalışmanın amacı, diyabetik yaşlı bireylerde kırılganlık ve diğer geriatrik sendromların prevalanslarının değerlendirilmesi ve DM ile olan ilişkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya HÜTF Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 373 hasta dahil edildi. Hastaların poliklinik muayeneleri sırasında kapsamlı geriatrik değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Kırılganlık varlığı iki farklı model, Klinik Kırılganlık Skalası (CFS) ve Fried Fiziksel Kırılganlık Ölçeği (FFKÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca hastaların kas kütle ve performanslarına yönelik ultrasonografi ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BIA) ölçümleri yapıldı. Değerlendirilen 373 hastada FFKÖ'ye göre kırılganlık prevalansı %18,2, pre-kırılganlık prevalansı %56, CFS'ye göre kırılganlık prevalansı %57,4 olarak tespit edildi. Diyabetik hastalarda kırılganlığa diğer geriatrik sendromların da eşlik ettiği ve kırılgalığın diyabet süresi ve hipoglisemi riski ile ilişkili olduğu gösterildi. Kırılganlıkla yaşayan bireylerde önerilen glisemik hedeflerin altında olacak şekilde uygunsuz sıkı kan şekeri kontrolü yapıldığı gözlemlendi. USG ve BIA verileri ile kırılganlık arasında korelasyon saptandı. Çalışma sonucu olarak klinik pratikte diyabeti olan yaşlı bireylerin değerlendirilmesinde ve tedavi hedeflerinin belirlenmesinde kırılganlık kavramının göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulandı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Geriatri+5
Hatice Kübra Yıldırım
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriatrik hastalarda sarkopeni, kırılganlık ve geriatrik sendromların düşme sıklığını öngörmedeki rolü

Düşmeler; yaralanma, sakatlık ve ölüme yol açan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Düşmeler multifaktöryel nedenlere bağlı gelişir, düşme risk faktörlerini değerlendirmek ve tanımlamak, geri döndürülebilir risk faktörlerine odaklanmak yaşanacak düşmeleri engelleyebilir. Bu çalışmanın amacı toplumda yaşayan geriatrik bireylerde kapsamlı geriatrik değerlendirme, denge ve kas ultrason parametreleri ışığında düşme sıklığını ve düşme riskini predikte edecek faktörleri ortaya koymaktır. Çalışmamızda HÜTF Hastanesi Geriatri Polikliniğine başvuran daha önce geriatri polikliniğinde birinci ölçümleri tamamlanmış olan 64 hasta kontrole gelmiştir. Hastaların indeks çalışma esnasında, denge ve kas ultrason ölçümleri yapılmıştır. İndeks çalışma sonrasında kontrole kadar geçen süre ortalama ± SS; 30,4 (±6,0) ay bulunmuştur. Düşme insidansı %42,1 olduğu görülmüştür. Düşen hastaların düşmeyenlere göre malnutrisyon, kırılganlık ve sarkopeni açısından daha riskli durumda olduğu, düşen hastaların denge testlerinde ön ve arka stabilite limitlerinin daha düşük olduğu, takipte rektus femoris kas kalınlıklarının anlamlı derecede azaldığı, düşmeyen hastaların ise external oblik kas kalınlıklarının anlamlı derecede arttığı saptanmıştır. Regresyon analizinde düşme riskinin denge testindeki ön ve arka stabilite limitleri ve kas ultrasonunda ölçülen gastroknemius pennasyon açısı ile ilişkili olduğu görülmüştür. Yaş ve cinsiyet etkisinden bağımsız olarak ön ve arka stabilite limitlerinin artışının düşme riskini azalttığı, gastroknemius pennat açıdaki artışın ise düşme riskini arttırdığını saptadık. Denge bozukluğu düşme riskini arttırdığı için klinikte dengeyi değerlendirmek için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bulgularımız, klinisyenlerin düşme riskini belirlemek ve düşmeleri önlemek için denge testleri yapması gerektiğini düşündürmektedir. Ayrıca, özellikle alt ekstremite ve karın kaslarının kalınlığını ölçmek ve izlemek için kas ultrasonunun kullanılması, düşme riski taşıyan bireyleri belirlemeye ve önleyici önlemler alınmasına yardımcı olabilir.

DengeDüşmeKas distrofileri+3
Kübra Baba
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İki yaşrtan küçük Duchenne musküler distrofi tanısı alan çocukların klinik özellikleri

Amaç: Duchenne muskülerdistrofi (DMD) 3600-6000 canlı erkek doğumda bir görülen, Xp21 geninde delesyon, duplikasyon veya diğer mutasyonlar sonucunda distrofin sentez bozukluğunun neden olduğu, kas lifi dejenerasyonu ile giden, kalıtsal ve progresif bir hastalıktır. DMD'li erkek çocuklarının ilk bebeklik döneminde miyopatinin histolojik ve laboratuar (kreatin kinaz yüksekliği) göstergeleri varsa da klinik olarak asemptomatiktir. İlk 2 yılda kaba motor alanda gelişim geriliği görülür. Belirtiler 3-5 yaşta farkedilir hale gelir. İlerleyen yıllarda lumbar lordozda belirginleşme, gastroknemius psödohipertrofisi gibi bulgular ortaya çıkar. Ortalama tanı 3-5 yaşta konabilir. Çalışmamızda 2 yaş altında tanı alan hastaların klinik özellikleri incelenmiştir. Gereç-Yöntem: Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nöroloji Bilim Dalı'nda 15 Şubat-15 Haziran 2019 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Hastanemizde Ocak 2014-Ocak 2019 tarihleri arasında 2 yaş altı, DMD tanısı genetik incelemeler ile konulan (çoklu ligasyon-bağımlı prob amplifikasyon, polimeraz zincir reaksiyonu ve distrofin gen sekanslaması) hastalar belirlendi. Hastalar tanı yaşları, başvuru nedenleri, başvuru anındaki fizik muayene bulguları, kaba-motor, dil ve bilişsel-sosyal alandaki gelişimleri, prenatal, natal, postnatal dönemdeki klinik özellikleri, kreatin kinaz (CK) düzeyi ve karaciğer fonksiyon testleri, anne ile baba arasında akrabalık olup olmadığı, annede ve annenin akrabalarında hastalık öyküsü açısından gözden geçirildi. Bulgular: Çalışmaya ortalama 41,54 ± 20,32 ay (6-113 ay) arasında 127 DMD tanılı çocuk dahil edilmiştir. Çocukların tanı yaşı 14,5 ± 6,5ay (5 gün-24 ay) v arasında değişmekteydi. Çocukların tanı anındaki doktora başvuru sebepleri %84,3'ü (n=107) tesadüfen bakılan CK değerinde yükseklik saptanması, %7,1'i (n=9) yürümede gecikme, %3,1'i (n=4) karaciğer enzimlerinde yükseklik, %3,1'i (n=4) ailede DMD öyküsü olarak belirlendi. Çocukların tanı aldıkları sırada %6,3'ünde (n=8) yaşına göre konuşmasında gerilik yine aynı oranda kaba motor alanda da gerilik tespit edildi. Çocukların tamamında genetik mutasyon çalışılmış olup %78'inde (n=99) delesyon, %3,9'unda (n=5) duplikasyon, %14,1'inde (n=18) nokta mutasyon saptanmış, %3,9'unda (n=5) ise mutasyon saptanamamıştır. Çocukların %4,7'sine (n=6) kas biyopsisi yapılarak tanı verildi. Annede DMD taşıyıcılığı incelendiğinde tüm annelerin %4'ünde (n=5) DMD taşıyıcılığı tespit edildi. Sonuç: İki yaş altında DMD tanısı alan çocuk sayısı artış göstermektedir. Bu özellikte olan çocuklar yaklaşmakta olan genetik kökenli yeni tedavi protokolları için uygun bir veri tabanı oluşturabilirler, zira günümüzde bu tür araştırmalar genelde 5 yaştan büyük çocuklarda yapıldığından daha küçük yaş için yeterli deneyim yoktur ya da sınırlıdır. Anahtar kelimeler: Duchenne musküler distrofisi, CK yüksekliği, musküler distrofi

Kas distrofileriKas hastalıklarıKas-iskelet sistemi+2
Damla Kazar Ağaçkıran
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Okul çağındaki duchenne musküler distrofi'li çocukların fiziksel aktivite düzeyi ve katılımı üzerindeki aile etkisinin incelenmesi

Bu çalışma yürüyebilen okul çağındaki Duchenne Musküler Distrofi (DMD)'li çocukların fiziksel aktivite (FA) düzeyi ve katılımı üzerindeki aile etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla Brooke Alt Ekstremite Fonksiyonel Sınıflandırması (BAEFS)'na göre Seviye 1-4 arasında olan 8-18 yaş aralığındaki 30 DMD'li çocuk çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalığa ait ayrıntılı bilgileri kaydedildi. Ailelerin FA düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF); çocukların FA düzeyi Çocuklar İçin Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C) ve pedometre, katılımı Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA) ve aile etkisi Çocukların Fiziksel Aktivite İlişkileri (CPAC) Anketi ile değerlendirildi. Ek olarak çocukların FA ilgisi Çocuğun Fiziksel Aktiviteye İlgisi (CAPA) Anketi ile değerlendirildi. Değerlendirme sonuçlarının istatistiksel analizinde SPSS 25 programı kullanıldı. Katılımcı çocukların yaş ortalamaları 8,70±0,84 olarak bulundu. CPAC Anketi "Aile Etkisi" alt boyutu ile PAQ-C (r=0,582), CAPA (r=0,432) ve PVTA (r=0,372) arasında pozitif yönde, düşük orta-orta kuvvette, istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Annelerin IPAQ-SF ile elde edilen FA düzeyleri ile PAQ-C (r=0,526) arasında pozitif yönde, orta kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,01). Çalışma sonuçları DMD'li çocukların FA düzeylerini geliştirmede, fiziksel aktiviteye olan ilgilerini ve katılımlarını arttırmada ailenin özellikle de birincil bakım veren olan annenin fiziksel olarak aktif bir rol model olmasının, fiziksel aktiviteye yönelik destek ve teşvikte bulunmasının önemli bir etken olabildiğini göstermektedir.

AileFiziksel aktiviteKas distrofileri+3
Serenay Zorlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal ileri baş boyun kanserinde prognozu öngören bir parametre olarak sarkopeninin değerlendirilmesi

Baş boyun kanserleri (BBK) dünya genelinde yıllık 890.000'den fazla yeni vaka ve 450.000'den fazla ölümle önemli bir sağlık sorunudur. Hastaların çoğunda lokal ileri evrede (Lİ- BBK) tanı konup cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedaviyi (kemoterapi) (KRT) de içeren multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. Baş boyun kanseri hastalarında hem kansere bağlı inflamasyon hem KRT ile malnutrisyon ve sarkopeni gelişmektedir. Değiştirilemeyen birçok prognostik faktör (örn. yaş, komorbiditeler ve cerrahinin türü) olmakla beraber, iyileştirilebilecek bir faktör olarak sarkopeni son dönemde birçok araştırmaya konu olmaktadır. Sarkopenik bir hastanın değerlendirilmesi maliyetli ve zaman alıcı olduğundan, radyoterapi modalitesinden önce rutin olarak yapılan hastanın planlama servikal BT'leri, ek radyasyon maruziyeti veya hastaya yük olmadan sarkopeniyi değerlendirmek için etkili bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Biz bu çalışmamızda, ileri evre BBK'li hastalarda sarkopeninin nüks ve sağkalım üzerindeki prognostik değerini araştırmayı amaçladık. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bilim Dalı'na 2014 ve 2018 yılları arasında başvurmuş Lİ- BBK tanısı alan primer veya postoperatif KRT ile tedavi edilen tüm hastalar dahil edilmek üzere retrospektif olarak tarandı. C3 vertebra seviyesinde iskelet kası indeksi (İKİ) ölçüldü ve daha sonra özel bir denklemle L3 İKİ'ne dönüştürüldü. Çalışmaya Lİ- BBK 123 hasta (110 erkek, %89.4) alındı. Medyan yaş 61 (31-87) di ve %34.1'si 65 yaş veya üzerindeydi. En sık görülen alt tip laringeal karsinomlardı (%63.4), bunu oral kavite (%19.5) ve ardından hipofarenks (%8.1) izledi. Hastaların büyük çoğunluğunda Evre IV (69 hasta – %56.1), ardından evre III (n = 44, %35.8) ve evre II (n =10, %8.1) hastalık vardı. Çok değişkenli analizlerde, yüksek ECOG performans skoru (HR: 1.96, 95% GA (1.10-3.46), p=0.021), yüksek Charlson komorbidite indeksi (CCI) (HR:1.91, 95% GA (1.03-3.54), p=0.039) tedavi öncesi sarkopeni (HR: 2.60, 95% GA (1.38-4.87), p=0.003) varlığı, düşük hastalıksız sağkalım (DFS) ile ilişkiliydi. Sarkopeni varlığında genel sağkalım (OS) anlamlı derecede daha düşüktü (HR: 2.86, %95 GA (1.40-5.85), p=0.004). Sarkopenik olanlarda radyoterapi ilişkili toksisitelerden mukozit (OR=2.96; %95 GA (1.24-7.04), p= 0.014), disfaji (OR= 3.60; %95 GA (1.56- 8.31), p= 0.003), kserostomi (OR= 2.57; 95% GA (1.10-6.38), p <0.05) daha sık görüldü. Çalışmamız RT için çekilen simülasyon BT ile yapılmış sarkopeni analizindeki (C3) düşük kas kitlesinin daha kısa DFS, OS ile ilişkili olduğunu ve kötü prognostik gösterge olarak kullanılabileceğini gösterdi. Bu hastalarda KRT öncesi ve sonrasında yakın nutrisyon takibi değerlidir.

Kafa ve boyun neoplazmlarıKas distrofileriKas-iskelet sistemi+3
Enes Erul
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük kas kütlesi ve kemik mineral yoğunluğunun akut iskemik inme sonlanımına etkileri

İskemik inme sebep olduğu nörolojik hasar nedeniyle ülkemizde ve dünyada özürlülük ve iş-gücü kaybının başlıca sebepleri arasında sayılmaktadır. İskemik inme sonrası meydana gelen özürlülük başlıca nörolojik sistemin etkilenimine atfedilmekte olup, lokomosyonun efektif organları olan kas ve kemik dokusunun sağlığının da iskemik inme sonlanımına etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı düşük kas kütlesi ve kemik mineral dansitesinin akut iskemik inme sonlanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya Nisan 2019 – Nisan 2021 tarihleri arasında hastanemize akut iskemik inme tanısıyla başvurmuş olan 307 hasta dahil edilmiştir ve 269 tanesinin birinci yıl sonlanımlarına dair veriye ulaşılmıştır. Bu kohortta osteoporoz prevalansı kadınlarda %40,5, erkeklerde %12,7; düşük kas kütlesi prevalansı tanıma göre kadınlarda %11,6 – 79,0, erkeklerde %17,1 – 33,8 arasında, osteosarkopeni prevalansı ise tanıma göre kadınlarda %12,1 – 67,2, erkeklerde %13,4 – 30,4 arasında bulunmuştur. Multivaryans analizinde erkeklerde osteoporoz varlığı mortalite için bir risk faktörü iken artmış kas kütlesi mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Faz açısı artışı hem kadınlarda hem de erkeklerde mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde rektus femoris kesit alanının düşük olması kötü sonlanım ile ilişkili olarak tespit edilmiştir. Osteosarkopeni varlığı ise kullanılan tanıma bağlı olarak her iki cinsiyette de sonlanım üzerine etki eden bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, çalışmamız inme öncesi kas-iskelet sistemi sağlığının inme sonlanımına etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, bu ilişkinin Türk toplumunda standardize kesim değerleri ile daha yüksek sayılı bir çalışma ile yeniden ele alınması gerekmektedir.

Beyin iskemisiKas distrofileriKaslar+5
Doğan Dinç Öge
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prolaktinoma ve akromegali hastalarının takibinde nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı, sarkopeni ve serum angiopoietin-like protein-8 düzeyinin değerlendirilmesi

Akromegali ve prolaktinoma hastalıkları kas-iskelet sistemi ve metabolizma üzerine de etkileri olan endokrinolojik hastalıklardır. Metabolik sendromun hepatik komponenti olarak kabul edilen nonalkolik yağlı karaciğer hastalığının (NAFLD) etiyolojisinde birçok endokrinolojik hastalık yer almaktadır. NAFLD hastalarında serum angiopoietin-like protein-8 (ANGPTL-8) düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu çalışmada akromegali ve prolaktinoma hastalarında NAFLD, osteosarkopeni ve ANGPTL-8 düzeyinin ilişkisi incelenmiştir. Çalışmaya 32 akromegalik hasta (15 aktif akromegali, 17 kontrollü akromegali), 12 aktif prolaktinomalı hasta ve 18 NAFLD tanılı hasta alınmıştır. Ayrıca, akromegali grubu için 19, prolaktinoma grubu için 12 ve NAFLD grubu için sekiz sağlıklı kontrol birey çalışmaya dahil edilmiştir. NAFLD tanılı hastalar ve sağlıklı kontrol gruplarındaki bireylerle "referans grubu (n:57)" adı verilen yeni bir grup oluşturulmuştur. Prolaktinoma ve akromegali hastaları hem kendi kontrol gruplarıyla hem de referans grubu ile karşılaştırılmıştır. Tüm katılımcılar antropometrik, biyokimyasal ve hormonal ölçümler, abdomen manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve tüm vücut dual enerji X-ray absorbsiyometri (DXA) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca tüm katılımcıların serum ANGPTL-8 düzeyi ve kas gücü ölçümleri yapılmıştır. Akromegali grubunda HbA1c, spot idrar albümin/kreatinin oranı ve trigliserid düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek (sırasıyla p=0.001, p=0.041 ve p=0.017) ve HOMA-IR değeri daha yüksek olma eğiliminde bulunurken (p<0.1), karaciğer yağ oranı ve NAFLD prevalansı gruplar arasında benzer bulunmuştur. Alt grup analizinde aktif akromegali hastalarında karaciğer yağ oranının ve NAFLD prevalansının kontrollü akromegali grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük (sırasıyla p<0.026 ve p<0.001), kontrol grubuna göre ise daha düşük olma eğiliminde olduğu görülmüştür (p<0.1). Prolaktinoma hastaları ve kontrol grubu arasında karaciğer yağ oranı ve NAFLD prevalansı benzer bulunmuştur. Akromegali, prolaktinoma ve referans grubunun her üçünde de NAFLD tanısı alan bireylerde büyüme hormonu düzeyleri, NAFLD tanısı almayanlara göre anlamlı düzeyde daha düşük saptanmıştır (sırasıyla p=0.025, p=0.047 ve p=0.015). Prolaktinoma ve referans grubunda NAFLD tanısı alan ve almayan bireylerin serum ANGPTL-8 düzeyleri arasında fark gözlenmemiştir. Akromegali grubunda NAFLD tanısı alan hastalarda serum ANGPTL-8 düzeyi, NAFLD tanısı almayan bireylere göre daha düşük bulunmuştur (p=0.036). Akromegali grubunda vertebral yağ oranı referans ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla p<0.001 ve p=0.09). Alt grup analizinde vertebral yağ oranının kontrollü akromegali hastalarında, aktif akromegali hastalarına ve kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (sırasıyla p=0.04 ve p=0.001). Prolaktinoma grubunda vertebral yağ oranının kontrol grubuna göre daha yüksek olma eğiliminde olduğu görülmüştür (p<0.1). Akromegali ve prolaktinoma hastaları kendi kontrol gruplarıyla karşılaştırıldıklarında el kavrama gücü ile DXA ve MRG ile ölçülen kas kütleleri birbirine benzer bulunmuştur. Kas kalitesinin bir ölçütü olarak kullanılan el kavrama gücü/apendiküler iskelet kası (EKK/ASM) oranı akromegali grubunda kontrol grubuna göre daha düşükken (p=0.017), EKK/ASM oranına göre kas kalitesi düşük/zayıf birey sayısının daha yüksek olduğu görülmüştür (p=0.006). Prolaktinoma hastalarında EKK/ASM oranı kontrol gruba göre daha yüksek olma eğiliminde bulunmuştur (p<0.1). Bu çalışmada yüksek büyüme hormonu düzeylerinin aktif akromegali hastalarında NAFLD riskine karşı koruyucu olabileceği ve yağlı karaciğeri olan akromegali hastalarında ANGPTL-8 düzeyinin daha düşük olduğu görülmüştür. Akromegali hastalarında kas kalitesinde azalma olurken, prolaktinoma hastalarında ise kas kalitesinde artış eğilimi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

ANGPTL 8AkromegaliAnjiopoietinler+3
İmdat Eroğlu
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanser hastalarında immünoterapi etkinliğinin sarkopeni ve sistemik inflamatuvar belirteçler ile olan ilişkisinin incelenmesi

İmmünoterapi yanıtını tahmin etmek için yapılan çalışmalar devam etmektedir. Son dönemde immünoterapi yanıtını tahmin etmek için yeni belirteçler bulunmuş olsa bile bu alandaki ihtiyaç hala devam etmektedir. Çalışmamızın amacı sarkopeni ve sistemik inflamatuvar belirteçlerin immünoterapi yanıtı üzerine olan etkisini göstermektir. Çalışmaya 2015-2021 yılları arasında immünoterapi tedavisi alan ve tedavi öncesi abdomen BT'si olan 100 hasta dahil edildi. Sarkopeni tanısı için daha önceki çalışmalarda belirtilen cinsiyete özgü eşik değerler kullanıldı. Sistemik inflamasyonu gösteren belirteçler olarak C-reaktif protein (CRP), sedimentasyon, Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO), Platelet Lenfosit Oranı (PLO), albümin ve Laktat dehidrogenaz (LDH) kullanıldı. Bu belirteçler tek değişkenli ve çok değişkenli Cox regresyon analizinde sağkalımı öngörme açısından değerlendirildi. Sarkopeni progresyonsuz sağkalımı (PFS) öngörmede bağımsız ve anlamlı faktör olarak saptandı. Sarkopenik hastalar sarkopenik olmayan hastalara göre daha kötü genel sağkalıma (OS) sahip olmasına rağmen (6,3-12,1 ay) çok değişkenli analizde bağımsız anlamlı faktör olarak saptanmadı (HR 1,24; 95% CI, 0,71-2,16; p=0,432). NLO ve PLO anlamlı değişken olarak saptanmadı. Hipoalbüminemi genel sağkalımı öngörmede bağımsız ve anlamlı faktör olarak saptandı (HR, 2,10; 95% CI, 1,21-3,66; p=0,008). ECOG PS ve sarkopeniyi içeren birleşik modelde ECOG PS'nin artması ve sarkopeninin eşlik etmesi daha kötü progresyonsuz sağkalım ile ilişkili olarak saptandı (HR, 7,8; 95% (CI), 4,12-14,84; p<0,001). Bu çalışma sarkopeni ve sistemik inflamatuvar belirteçleri birlikte içeren literatürdeki en kapsamlı çalışmalardan birisidir. Sarkopeninin yakın takip edilmesi ve önlenmesi sağkalım sonuçlarının iyileştirmeye yardımcı olabilir. Oluşturduğumuz model ise onkologlara immünoterapi yanıtını tahmin etmede yardımcı olabilir.

AlbüminlerKanser hastalarıKas distrofileri+3
Enes Üçgül
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hospitalize hastaların disfaji, malnütrisyon & sarkopeni tarama testleri ile değerlendirilmesi

Disfaji, sarkopeni, malnütrisyon ve kırılganlık yaşlılık döneminin önde gelen sorunlarından olmakla birlikte hastaneye yatan hastalarda sık görülmekte ve sonlanım üzerine olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Hastaların büyük kısmının öncelikli belirttiği şikayeti bulunmadıkça bu tablolar ikinci plana bırakılmaktadır. Bu çalışmanın amacı hastaneye yatan hastaların belirtilen sendromlara yönelik prevalanslarını ortaya koymak ve ilişkili faktörleri tanımlamaktır. Çalışmaya HÜTF Hastaneleri İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı (ABD) ve Genel Cerrahi ABD yataklarına kabul edilmiş olan 414 hasta dahil edildi. Hastalar başlangıçta belirtilmiş sendromlar açısından Türkçe validasyonları yapılmış tarama testleri ile değerlendirildi. Test sonuçlarına göre ve kabul edildikleri servislere göre kategorize edilen hastalar ilişkilendirilerek prevalans ve lojistik regresyon analizleri yapıldı. Değerlendirilen 414 hastada ortalama ±SD yaşının 55.14 (±17,07) olduğu ve disfaji prevalansının %43,5, malnütrisyon riskinin %54,8, olası sarkopeni prevalansının %69,5 ve kırılganlık prevalansının %38,4 olduğu görüldü. Regresyon analizinde disfaji riskinin erkek cinsiyet, kırılganlık ve malnütrisyon riski ile ilişkili olduğu görüldü. Malnütrisyon riski için geriatrik yaş, multimorbidite varlığı, disfaji varlığı, olası sarkopeni ve kırılganlık durumlarının bağımsız ilişkili faktörler olduğu gösterilen çalışmada olası sarkopeni için cerrahi dışı servis yatışı, erkek cinsiyet, nütrisyonel risk varlığı ve kırılganlık durumları bağımsız ilişkili faktörler olarak tanımlandı. Kırılganlık için ise geriatrik yaş, cerrahi dışı servis yatışı, hipertansiyon, malignite varlığı, disfaji, nütrisyonel risk varlığı ve olası sarkopeni bağımsız ilişkili faktörler olarak tanımlandı. Yüksek prevalans ile görülen bu sendromların hastaneye yatan her hastanın yatışında değerlendirilmesi ve riskli görülen hastalara erken nütrisyonel ve fiziksel desteğin sağlanmasının olası komplikasyonları önleyebileceği düşünüldü. Olası sarkopeni prevalansının literatür verilerinin üstünde olması nedeniyle ileri çalışmalarla desteklenmesinin uygun olacağı düşünüldü.

Hastaneye yatırmaKas distrofileriKırılganlık+3
Engin Çeşmeci
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nöroloji yoğun bakım ünitesindeki inme hastalarında yoğun bakım ünitesinde edinilmiş güçsüzlüğün (YBÜ-EG) multimodal incelemesi

Yoğun bakım ünitesinde edinilmiş güçsüzlük (YBÜ-EG) sık görülen, mekanik ventilatörden ayrılmayı güçleştiren, morbidite ve mortaliteyi artıran bir tablodur. Bu çalışmada yoğun bakım ünitesindeki inme hastalarında elektrofizyolojik incelemeler, biyoimpedans analizi (BİA), kas biyopsisi ve mitokondriyal kompleks aktiviteleri ile YBÜ-EG gelişimi değerlendirilmiş ve bu yöntemler arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmaya 24 inme hastası dahil edilmiştir. Hastalar seri sinir iletim çalışmaları ve BİA ile takip edilmiştir. Elektrofizyolojik olarak kritik hastalık miyopatisi/nöromiyopatisi (KHNM) düşünülen hastalara kas biyopsisi yapılmıştır. Kas biyopsisi materyalleri histokimyasal olarak incelenmiş ve solunum zinciri kompleks aktiviteleri çeşitli nedenlerle ortopedik cerrahi geçiren hastaların kas dokuları kontrol olarak kullanılarak analiz edilmiştir. Yoğun bakım ünitesinde edinilmiş güçsüzlüğün sıklığı %33 olarak saptanmıştır. Önceki çalışmalardan farklı olarak femoral motor sinir iletimi de çalışılmış ve KHNM gelişimini kestirmede en iyi parametrelerden biri olduğu görülmüştür, BKAP sürelerinin erken dönemde görece sabit kaldığı sonrasında uzamaya başladığı gözlenmiştir. Kas biyopsilerinde tip 2 kas lifi atrofisi gözlenmiştir. Solunum zinciri kompleks aktiviteleri değerlendirildiğinde septik hastalardakine benzer şekilde özellikle kompleks I aktivitesinde azalma olduğu görülmüştür. Bu çalışma, inme hastaları özelinde YBÜ-EG gelişimini inceleyen elektrofizyolojik incelemeler, kas biyopsisi ve solunum zinciri kompleks aktivitelerinin bir arada değerlendirildiği ilk çalışmadır. Tüm bu parametrelerin daha geniş kohortlarla çalışılması kritik hastalık nöromiyopatisinin patogenezinin daha iyi anlaşılması ve tedavi stratejilerinin geliştirilmesi açısından önem arz etmektedir.

BiyopsiKas distrofileriKritik hastalık+7
Berin İnan
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fiziksel performans ile kognitif fonksiyon ve ultrasonografik kas ölçümleri arasındaki ilişkinin 40 yaş ve üzeri bireylerde değerlendirilmesi

Fiziksel Performans ile Kognitif Fonksiyon ve Ultrasonografik Kas Ölçümleri Arasındaki İlişkinin 40 Yaş ve Üzeri Bireylerde Değerlendirilmesi Giriş: Sarkopeni ve kırılganlık, fiziksel performansta azalma, düşme, kırıklar, uzamış hastane yatışları, hayat kalitesinde azalma ve mortalite ile ilişkilidir. Esas olarak kas kütlesi, kalitesi ve kuvvetindeki azalmayla ilişkilendirilen fiziksel performans, hareketlilik ile ilgili nesnel olarak ölçülen tüm vücut fonksiyonu olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızın amacı, ultrasonografi (US) kullanılarak yapılan kas ölçümleri ve kognitif fonksiyonlar ile fiziksel performans arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran 40 yaş ve üzeri 42'si erkek, 73'ü kadın 115 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri sorgulandı ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. Fiziksel performans ve kas kuvveti değerlendirmesi; yürüme hızı, zamanlı kalk ve yürü testi (TUG), 5 tekrarlı otur kalk testi (CST) ve el kavrama kuvveti ile değerlendirildi. Kas kalınlığı; kol, ön kol ve uyluk bölgelerinden US ile ölçüldü. Kognitif fonksiyonlar Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Sarkopeni tanısında vücut kitle indeksiyle ayarlanmış uyluk kası ölçümü, el kavrama kuvveti ve fiziksel performans parametreleri kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş ortalaması erkeklerde 61.9±12.5 yıl, kadınlarda 63.1±12.4 yıl olarak bulundu. Yürüme hızı erkeklerde ve kadınlarda SMMT ile ilişkili bulundu (sırasıyla, β=0.616, p<0.001; β=0.223, p=0.037). Yürüme hızı ile uyluk kas kalınlığı arasında ise ilişki saptanmadı (her iki p>0.05). Kadınlarda SMMT ile TUG (β=-0.201, p=0.035) ve CST (β=-0.208, p=0.042) arasında ilişki bulundu, erkeklerde ise bulunmadı. Hem erkeklerde hem de kadınlarda uyluk kas kalınlığı ile TUG testi arasında negatif korelasyonlar bulunurken (sırasıyla, r=-0.341, p<0.05; r=-0.320, p<0.01) uyluk kas kalınlığı ile CST arasında sadece kadınlarda negatif korelasyon bulundu (r=-0.314, p<0.01). Yaş ile tüm fonksiyonel parametreler korele bulundu. Yaş ile uyluk kas kalınlığı arasında erkeklerde ve kadınlarda negatif korelasyon saptandı (r=-0.442, p<0.01; r=-0.440, p<0.01), kol kası ile saptanmadı. Sarkopeni varlığı; sadece artmış yaş (OR=1.093, 95%CI: 1.016-1.175) ve hipertansiyon varlığı (OR=11.931, 95%CI: 1.416-100.555) ile bağımsız olarak ilişkili bulundu. Sonuç: Fiziksel performans üzerine kasların etkisinin yanı sıra kognitif fonksiyonların etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Yaşlanma ile ilgili olan kas kaybı ve fonksiyonun değerlendirilmesinde (yani sarkopeni tanısında) ultrasonografi önemli katkılar sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel performans, ultrasonografi, kas, kognitif, sarkopeni

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+4
Mehmet Ali Culha
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofi'li hastalarda yürüyüş değerlendirme ölçeği ile yürüyüş kalite ve bağımsızlığı sınıflandırma skalası'nın geliştirilmesi ve geçerlilik ve güvenilirliğinin incelenmesi

Çalışmanın amacı Duchenne Musküler Distrofi (DMD)'de Yürüyüş Değerlendirme Ölçeği (DMD-YDÖ) ve DMD'de Yürüyüş Kalite ve Bağımsızlığı Sınıflandırma Skalası'nın (DMD-YKBSS) geliştirilmesi ve geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılmasıydı. Ölçekler 2 turlu Delfi yöntemiyle geliştirildi. DMD-YDÖ ve DMD-YKBSS, sırasıyla 0.90 ve 0.96 Kapsam Geçerlilik İndeksi ile istatistiksel olarak anlamlıydı. Son hali belirlenen DMD-YDÖ'nün test-tekrar test ve değerlendiriciler arası güvenirliği ve ölçüt geçerliliği 56 hasta üzerinde (yaş=103,83±27,51 ay, BKİ=18,49±2,59 kg/m2) belirlendi. DMD-YDÖ'nün maddelerinin iç tutarlığı 0,94 Cronbach's Alpha katsayısı ile yüksek değerdeydi. Ölçek, ≥ 0,90 Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı ile mükemmel test-tekrar test ve değerlendiriciler arası güvenilirliğe sahipti. DMD-YDÖ'nün ölçüt geçerliliğinin belirlenmesinde DMD-YDÖ'nün total puanlaması ile DMD'de geçerli güvenilir olan MFM (D1, D2, D3 ve toplam), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ve GAITRite verileri ile ilişkileri analiz edildi. DMD-YDÖ ile MFM-D1 (r=0,80) ve MFM-toplam puanları (r=0,78) arasında pozitif yönde mükemmel, 6DYT ile pozitif yönde çok iyi (r=0,71), MFM-D2 (r=0,44) ve MFM-D3 (r=0,53) arasında ise pozitif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu belirlendi (p<0,01). Ayırıca DMD-YDÖ ile GAITRite parametrelerinden yürüyüş hızı (r=0,50) ve adım uzunluğu (r=0,56) parametreleri arasında pozitif yönde orta düzeyde, destek yüzeyi ile negatif yönde çok iyi düzeyde (r=-0,70) ilişki olduğu belirlendi (p<0,01). DMD-YKBSS'nin test-tekrar test ve değerlendiriciler arası güvenilirliği ve ölçüt geçerliliği ise 69 hasta üzerinde belirlendi (yaş=108±31,58 ay; VKİ=18,88±2,64 kg/m2). Skalanın test tekrar test güvenirliğinin belirlenmesinde Ağırlıklı Kappa analizine göre Kappa değerinin yüksek test-tekrar test güvenirliği gösteren mükemmel bir uyuma sahip olduğu belirlendi (K:0,92; p<0,01). Fleiss Kappa analizine göre, değerlendiriciler arasında, değerlendiriciler arası güvenilirliğin de yüksek olduğunu gösteren mükemmel bir uyum olduğu belirlendi (K:0,81; p<0,01). DMD-YKBSS'nin ölçüt geçerliliğinin belirlenmesinde ise DMD-YKBSS ile BAEFSS ile pozitif yönde mükemmel (r=0,82), MFM-D1 ve MFM toplam puanları arasında negatif yönde mükemmel (r=-0,85; r=-0,62; sırasıyla), MFM-D2 ve MFM-D3 arasında ise negatif yönde iyi düzeyde (r=-0,62; r=-0,69; sırasıyla) ilişki olduğu belirlendi (p<0,01). Bu sonuçlar, çalışmamız kapsamında DMD'ye özel geliştirilen DMD-YDÖ ve DMD-YKBSS'nin kapsam açısından yürüyüş kompansasyonlarını değerlendirebilecek ve kalite ve bağımsızlık açısından sınıflandırabilecek ve tekrarlı ölçümler için uygun ölçekler olduğu belirlendi. Ayrıca bu ölçeklerin uygulaması kolay ve düşük maliyetli olduğu ve hastalarda sıklıkla görülen yorgunluk semptomunu açığa çıkarmadan uygulanabileceği düşünülmektedir.

Güvenilirlik ve geçerlilikKas distrofileriNöromusküler hastalıklar+5
Güllü Aydın Yağcıoğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofili çocuklarda aerobik eğitimin kasın mimari özellikleri ve motor fonksiyonlara etkisi

Çalışmanın amacı Duchenne Musküler Distrofide (DMD) çocuklar ile tipik gelişim gösteren yaşıtlarını kasın mimari özellikleri ve motor fonksiyonlar açısından karşılaştırmak ve DMD'de aerobik eğitimin bu parametreler üzerine etkisini araştırmaktı. Ondokuz DMD'li çocuk ve 5 tipik gelişim gösteren yaşıtı çalışmaya dahil edildi. DMD'li çocuklar rastgele iki gruba ayrıldı. Tedavi grubuna (n=10, yaş=7,93±1,02 yıl, VKİ=16,33±1,92 kg/m2) ev programına ek olarak 12 haftalık aerobik eğitim verildi. Kontrol grubu (n=9, yaş=9,02±1,45 yıl, VKİ=18,27±1,64 kg/m2) ise yalnızca ev programına devam etti. Çalışmada kas kalınlığı, pennasyon açısı ve fasikül uzunluğu gibi kasın mimari özellikleri kas ultrasonu ile değerlendirildi. Ayakta durma esnasındaki kas aktivasyonları yüzeyel elektromiyografi ile belirlendi. Kas kuvveti miyometrik kas testi ile ölçüldü. Motor fonksiyon ve performansları; motor fonksiyon ölçümü (MFM), 6 dakika yürüme testi (6 DYT) ve süreli performans testleri ile değerlendirildi. DMD'li çocuklarla karşılaştırıldığında tipik gelişim gösteren çocukların daha ince kas kalınlığına, daha düşük kas aktivasyonu ve daha yüksek motor fonksiyona sahip olduğu belirlendi (p<0,05). Başlangıçta her iki grubun ölçüm parametreleri arasında fark yoktu (p>0,05). Tedavi grubunda alt ekstremite proksimal kas kuvveti, MFM skoru ve 6 DYT mesafesinde gelişme gözlendi (p<0,05). Kontrol grubunda ise 6 DYT testindeki düşüş (p=0,002) dışında diğer parametrelerde tedavi öncesine göre fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak, DMD'de aerobik eğitimin motor fonksiyonlar ve kas kuvvetini artırmada etkili olduğu ve ev programına ek olarak uygulanacak aerobik eğitimin hastaların tedavi protokolünde önemli bir unsur olduğunu ortaya konuldu.

AerobikKas distrofileriKas hastalıkları+3
Numan Bulut
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanserli hastalarda sarkopeni ile antrasiklin kullanımına bağlı gelişen kardiyotoksisite ilişkisi

Sarkopeni varlığının, kanserli hastalarda kötü prognozla ilişkili olduğu ve tedaviye ikincil gelişen toksisiteleri arttırdığı birçok çalışmada gösterilmiştir fakat kemoterapiye (KT) ikincil gelişen kardiyotoksisite ile sarkopeni arasındaki ilişkiyi gösteren veri miktarı sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı antrasiklin kullanımına bağlı gelişen kardiyotoksisite ile sarkopeni arasındaki ilişkiyi göstermektir. Çalışmaya 2014-2018 yılları arasında antrasiklin tedavisi alan, tedavi öncesi L3-L4 düzeyinde uygun kesitli abdomen bilgisayarlı tomografisi (BT) olan, tedavi öncesi ve sonrasında izlemde ekokardiyografisi (EKO) olan hastalar dâhil edildi. Kardiyotoksisite tanısı için Avrupa Kardiyoloji Cemiyeti'nin (ESC) ejeksiyon fraksiyonu (EF) kriterleri ve Amerikan Ekokardiyografi Cemiyeti'nin (ASE) diyastolik disfonksiyon kriterleri; sarkopeni tanısı için ise daha önce literatürde belirlenmiş cinsiyete özgü eşik değerler kullanıldı. Sarkopenik olan ve olmayan hastalarda kardiyotoksisite riski değerlendirildi ve çok değişkenli analiz ile kardiyotoksisiteyi ön görmede sarkopeninin olası bağımsız prediktif değeri belirlendi. Çalışmaya 166 hasta dâhil edildi: Meme kanserli 50 (% 30,1) hasta, lenfomalı 82 (%49,4) hasta ve diğer kanser tanıları olan 34 (% 20,5) hasta. Ortanca yaş 48,5 ve ortanca toplam doksorubisin dozu 238,3 mg/m2 bulundu. L3-iskelet kası indeksi (SMI) kriterine göre 33 (% 19,9) hastada, L4-SMI kriterine göre 17 (%10,2) hastada ve psoas kası indeksi (PMI) kriterine göre 45 (%27,1) hastada sarkopeni saptandı. Antrasiklin tedavisi sonrası 27 hastada kardiyotoksisite geliştiği görüldü: 18 (%10,8) hastada sistolik disfonksiyon, 9 (%5,4) hastada diyastolik disfonksiyon. Çok değişkenli analizde yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ), kardiyovasküler hastalık ve antrasiklin dozu değerlerine göre düzeltme uygulandığında; BT ile ölçüm yapılan üç farklı seviyeden herhangi birinde sarkopeni olmasının kardiyotoksisite riskini bağımsız ve anlamlı olarak arttırdığı bulundu (L3-SMI Hazard oranı [HR]= 4,14, %95 güven aralığı [CI] 1,67-10,31, p=0,002; L4-SMI HR=3,65, %95 CI 1,21-11,0, p=0,022; PMI HR=4,39, %95 CI 1,81-10,65, p=0,001). Bu çalışma BT ile tanı konulan sarkopeni ile antrasiklin kullanıma bağlı gelişen kardiyotoksisite arasındaki ilişkiyi gösteren ilk çalışmadır. Kanser evrelemesi amacıyla çekilen rutin BT ile sarkopeninin değerlendirilmesi, kardiyotoksisite açısından yakın takip edilmesi veya ek önlemler alınması gereken yüksek riskli hastaları belirlemek açısından yararlı olabilir.

AntrasiklinKanser hastalarıKas distrofileri+3
Onur Baş
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofili çocuklarda düşme korkusunun fiziksel performans ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin araştırılması

İpek, C., Duchenne Musküler Distrofi'li Çocuklarda Düşme Korkusunun Fiziksel Performans Ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkilerinin Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Nöroloji Fizyoterapistliği Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışma, Duchenne Musküler Distrofi'li (DMD) çocuklarda düşme korkusunu araştırmak ve düşme korkusu ile fiziksel performans ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 6-15 yıl arasında ve fonksiyonel seviyeleri Brooke Alt Ekstremite Fonksiyonel Sınıflandırması'na (BAEFS) göre 1-5 arasında olan, DMD tanısı almış 30 çocuk dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri kaydedildi. Olguların düşme korkusu; çalışma ekibinin nöromusküler hastalığa sahip çocukların düşme korkusu yaşayabileceği aktiviteleri belirleyerek ve Dünya Sağlık Örgütü'nün Sağlık, Fonksiyon ve Engelliliğin Uluslararası Sınıflandırılması'na (ICF) uygun bir şekilde düzenleyerek oluşturduğu bir anket ile değerlendirildi. "Nöromusküler Hastalıklarda Düşme Korkusu Anketi" (NMH-DKA) adı verilen bu ankete göre katılımcılar 0-68 arasında bir puan aldı ve yüksek puanlar yüksek düşme korkusunu ifade etti. Olguların kas iskelet sistemi, düşme geçmişi, fiziksel performans, ambulasyon, yaşam kalitesi ve aktivite kısıtlılık değerlendirmeleri yapılarak sonuçları kaydedildi. Katılımcıların NMH-DKA skorları ortalama 15,30±7,03 idi. Olguların NMH-DKA skorları ile BAEFS (r=0,415, p=0,023), 6DYT (r=-0,461, p=0,015), adım genişliği (r=0,419, 0,024), Pediatrik Berg Denge Ölçeği (r=-0,478, p≤0,01), Zamanlı "Kalk ve Yürü" testi (r=0,489, p≤0,01) ve ambulasyon seviyeleri (r=-0,537, p≤0,01) arasında orta kuvvette ilişkiler olduğu belirlendi. Ayrıca, NMH-DKA ile yaşam kalitesini değerlendirmek için kullandığımız Pediatrik Veri Toplama Aracı'nın Global Fonksiyon Skoru arasında orta kuvvette ilişki olduğu tespit edildi (r=-0,409, p=0,025). Çalışma sonuçları, DMD'li çocuklarda düşme korkusunun fiziksel performans ve yaşam kalitesi ile ilişkilerini göstererek erken dönemden itibaren dikkate değer bir konu olduğunu ortaya koydu. Anahtar kelimeler: Duchenne Musküler Distrofi, düşme, fiziksel performans, yaşam kalitesi

Düşme kazalarıDüşme kazalarıFizik tedavi+7
Canan İpek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Skleroderma hastalarında sarkopeni ile presarkopeni sıklığının değerlendirilmesi ve nedenlerinin belirlenmesi

Çalışmanın ilk amacı sistemik skleroz (SSk, skleroderma) hastalarında azalmış kas kitlesi (sarkopeni veya presarkopeni) sıklığının ve klinik özellikler ile ilişkisinin incelenmesi, ikinci amacı ise ultrasonografinin (USG) SSk hastalarında azalmış kas kitlesini değerlendirmedeki yerinin belirlenmesidir. Demografik ve klinik özellikleri kaydedilen 93 (86 kadın, 7 erkek) hastanın apendiküler iskelet kası kitlesi indeksi (ASMI) ve iskelet kası kitlesi indeksi (SMI) bioelektrik impedans analizi ile değerlendirildi. Rektus abdominis, eksternal oblik, internal oblik, transvers abdominis, rektus femoris ve gastroknemius kaslarının kalınlıkları USG ile ölçüldü. Dinamometre ile el sıkma güçleri değerlendirildi. Azalmış kas kitlesi sıklığı ASMI'ya göre %13,9, SMI'ya göre ise %9,6 bulundu. Kas kitlesi azalmış hastalarda malnutrisyon ve diffüz cilt tutulumu daha sıktı. Bu grupta dijital ülser sıklığı ve hastalık süresi artmış bulundu ancak sadece SMI'ya göre yapılan sınıflamada anlamlı fark saptandı. Yaş, cinsiyet, organ tutulumları, güncel tedaviler, komorbiditeler, gastrointestinal tutulumun şiddeti ve fiziksel aktivite durumları arasında fark saptanmadı. Kas kitlesi azalmış hastalarda el sıkma gücü daha düşüktü ancak kas kitlesi ve el sıkma gücü arasında düşük-orta düzeyde korelasyon mevcuttu. Kas kitlesi azalmış hastalarda gastroknemius ve rektus abdominis kaslarının kalınlıkları daha düşüktü. Kalınlığı ASMI ve SMI ile en yüksek korelasyon gösteren kas gastroknemius idi. Gastroknemius kas kalınlığı için seçilen sınır değerlerin ASMI ve SMI'ya göre azalmış kas kitlesini öngörmede sensitivitesi sırasıyla %92,3 ve %100,0, negatif prediktif değeri ise %97,9 ve %100,0 olarak bulundu. Ultrasonografik ölçümler için gözlemci içi ve gözlemciler arası uyumun çok yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak kas kitlesinde azalma SSk hastalarında nadir olmayan bir klinik durumdur. Malnutrisyonu ve diffüz cilt tutulumu olan hastalar bu durum için artmış risk altındadır. USG ile gastroknemius kalınlığı ölçümü SSk hastalarında kas kitlesinde azalmanın saptanmasında yüksek sensitivitesi ve negatif prediktif değeri nedeniyle uygun bir tarama testi olarak kullanılabilir. Anahtar sözcükler: Sistemik skleroz, kas kitlesi, biolektrik impredans analizi, ultrasonografi

Elektriksel impedansKas distrofileriKas hastalıkları+3
Alper Sarı
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Limb girdle kas distrofisi 2R (LGMD2R)'de mekanotransdüksiyonun rolünün araştırılması

LGMD2R (MIM 601419) geç başlangıçlı ve yavaş ilerleyen ultra-nadir bir hastalık olup desmin proteininin lamin B bağlanma domaininin bozulmasına neden olan bir splice site mutasyonu ile özdeşleşmiştir. Hücrelere gelen mekanik iletinin biyokimyasal sinyale dönüşme işlemine mekanotransdüksiyon denir. Bozulan mekanotransdüksiyon sinyalinin etkileri kas distrofileri de dâhil olmak üzere birçok hastalıkta gözlenmektedir. LGMD2R'de ortaya çıkan mekanotransdüksiyon hasarını göstermek için kontrol ve hastaya ait hücreler, Flexcell Tension System kullanılarak mekanik yükleme uygulanmıştır. Öncelikle MAPK yolağı incelenmiştir. ERK1/2 aktivitesinde ve ERK1/2 hedef genlerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sadece mekanosensitif bir gen olan EGR1 ifadesinde hastada azalış olduğu görülmüştür. Devamında iskelet kası mekanotransdüksiyonunda kilit rolü olan YAP incelenmiştir. YAP stres koşullarında çekirdekte yerleştiğinden, kontrol iskelet kasında çekirdeklerinin %37,5'i YAP içerirken bunun LGMD2R'de %15,1'e düştüğü gösterilmiştir. Bununla birlikte statik durumda hastada p-YAP miktarında 1,5 kat artış gözlenmiştir. Hastada mekanik yüklemeden sonra ise hem p-YAP hem de t-YAP miktarında eş zamanlı azalış olduğu bulunmuştur. Ek olarak YAP tarafından kontrol edilen genlerin ifade düzeyleri araştırıldığında, hepsi hastada mekanik yükleme ile artarken kontrol ile karşılaştırıldığında CTGF ve C-MYC'de azalış olduğu, DIAPH1 ve MYL9'da ise değişim olmadığı gözlenmiştir. Özetle, hastada bazal seviyede YAP aktivitesinin düşmesi ile birlikte, hasta hücrelerinin mekanik yüklemeye yeterli düzeyde cevap veremediği gösterilmiştir. İlginç olarak ANKRD1 ve ANKRD2'nin S izoformunun ifadelerinde artış bulunmuştur. Bu artışın nedeninin LGMD2R'de bozulan mekanotransdüksiyon sinyaline karşılık gelişen koruyucu bir mekanizma olabileceği düşünülmektedir. Bu tez TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir (214S174).

DesminKas distrofileriKas-iskelet sistemi+1
Şeyda Ünsal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00

Related subjects