Modernity

118 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Tarihsel ve toplumsal bağlamda Türk milliyetçiliğinin sekülerleşme ve desekülerleşme süreci

Ülkücü Hareket Türk siyasal hayatında ve toplumsal yapısında köklü bir yere sahiptir. Bu çalışma Ülkücü Hareketin sekülerleşme ve desekülerleşme dinamiklerini incelemeyi hedeflemiştir. Sekülerleşme ve desekülerleşme insan topluluklarının yapısında önemli dönüşümleri taşıyabilen; inanç ve din pratiklerini bireysel ve toplumsal planda etkileyen süreçlerdir. Ülkücü Hareketin bu noktadan incelenmesi vesilesiyle Hareketin fikirsel yapı, inanç, milliyetçilik ve toplumsal dokuyla etkileşimi gibi yönlerden anlaşılması amacıyla önemli bir alan oluşmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve fenomenolojik perspektif dahilinde yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Ulaşılan veriler tematik analiz ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları Ülkücü Hareketin gerek tarihsel gerekse toplumsal bağlamda idrak ettiği ilgili dönüşümleri ortaya koyarken, çalışmanın katılımcılarının da söz konusu süreçler hakkında algılarını ve deneyimlerini detaylı bir biçimde analiz etmektedir. Çalışma, Türkiye'de Ülkücü hareketin sekülerleşme ve desekülerleşme bağlamındaki dönüşümünü ele alan sınırlı sayıdaki araştırmaya katkı sunmakta ve literatürdeki bu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Elde edilen sonuçlar, hem akademik literatüre hem de Türkiye'nin toplumsal dönüşüm süreçlerine dair politika yapıcılara rehberlik edebilecek nitelikte özgün veriler sunmaktadır.

MilletMilliyetçilikModernite+1
Mehmet Serdar Çulha
Süleyman Demirel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

A study of leadership in urbanization process: A case study at the Esenyurt Municipality

The purpose of this survey research is to identify if a mayor could be a leader too and if there is a relationship between local development and leadership. We make a survey among the colloquies and co-workers to examine if they see their mayor as a leader. We distribute 500 questionnaire and took back 300 of them. Only 213 of them are answered totally true. The questionnaire that we used is Blake and Mouton?s Leadership selfevaluating assessment which is redesigned according to followers. Analysis are done through SPSS 20.Furthermore, an interview done with the Mayor to understand his leadership style. According to analysis, results are showing us that 171 people among 211 believe that Mayor is a leader. Beside this, there is no difference among women and men on acceptance of mayor as a leader. There is a positive relation between leadership and modernity. Furthermore, mayor seen as the biggest factor of local development and his leadership ability also has positive relation according to correlation analysis. We could explain leadership ability with variables as ?giving value to other?s limits, coaching, encourage decision making, while correcting errors, jeopardize relationships, timely completion of the project, importance of finishing the task, find out whetherevery detail is thought, like to analyze problems.Keywords: Leadership, Governance, Local Development, Quantum Leadership, MunicipalLeadership

MayorsMunicipalitiesTransformational leadership+7
Yasemin Sarıcı Aytan
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Şehirleşme süreci ve odak şehirler : Lüleburgaz örneği

Şehirlerin ortaya çıkışından günümüze kadar uzanan sürece baktığımızda her dönemin kendine özgü bir yapısının olduğu görülmektedir. Ancak son yıllardaki kadar birbirine benzeyen değerlerin döngüsünde deveran eden, birbirinin kopyası olan şehir havasına şahit olmadık. Dolayısı ile kentlerin kaderi gün geçtikçe birbirine yakınlaşmakta ve yeknesak bir hal almaktadır. Böyle bir dünya sahnesinde farklılaştıran, nitelikli insan gücünü, sermayeyi ve teknolojiyi kentin bünyesine çeken, sürdürülebilir planlamalar yaparak yaşam kalitesini yükselten kentsel politikalar önem kazanmaktadır. Artık Donald Haider'in "mekânların savaşı" olarak nitelendirdiği kentler arası rekabet sona ermiş, rekabetin yapılamayacağı alanlar yaratan kentlerin dönemi başlamıştır. Bugün global ekonomi, şehirlerin kendini ifade edebilme ve yerel değerler ile evrensel eğilimler arasında köprü kurabilme kabiliyetini ödüllendirmektedir. Bu nedenle şehirler, kültürel zenginlikler başta olmak üzere her türlü değerlerini tespit etmek, onları sunmak ve modern dünyaya entegrasyonunu sağlamak durumundadır. Bunun yanında yatırımlar için cazibe merkezi haline gelmek, yerel ekonomik kalkınmanın ana hedeflerinden biridir. Bugün şehirler ve ülkeler sayılan nedenlere bağlı olarak fiziksel, ekonomik, sosyal ve kültürel planlar yoluyla farklı tipte kullanıcıların (şehirliler, yatırımcılar ve ziyaretçiler) beklentilerini karşılama çabası içindedirler. Bu çalışma kapsamında öncelikle kavramlar analiz edilerek şehirlerin ortaya çıkışından günümüz dünyasındaki rolü ve küresel gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan yeni kentsel politikalar ve kent modelleri incelenmiştir. Bu doğrultuda yeni bir anlayış olan "Odak Şehir" modeli irdelenerek, çalışmanın teorik esasları perspektifinde model olarak Lüleburgaz ele alınmış, küresel ölçekte yaşanan bu hızlı değişim ve dönüşüm karşısında kentin durumu, geleceğe bakışı ve kentsel politikaları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Şehir, Odak Şehir, Çağdaş Kent Politikaları, Lüleburgaz

KentleşmeKentleşme süreciKentsel politika+2
Ahmet Cem Sain
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Musahipzade Celal oyunlarında modern kadının inşası

Bu araştırma projesinde; ulusal Türk Tiyatrosuna ilk adımı atan, geleneksel sanatla bağlantıyı yaşama geçiren, görenek güldürü türünü kazandıran, Türk dilinin değerini vurgulayan; tüm bu özellikleriyle Türk Tiyatrosunda ayrıcalıklı bir yeri olan Musahipzade Celâl'in oyunlarında yer alan modern feminizmin tiyatro kökleri ele alınacaktır. Bu çalışmada ayrıca, Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle birlikte, Türkiye'nin sosyal olarak bilinçli oyun yazarlık biçimlerinin, kadın haklarını ilerletmek ve feminist hayal gücünü yansıtmak için tiyatro türlerinin nasıl kullanıldığı ve uyarlandığı tartışılmaktadır. Tiyatro eleştirmenlerinin ve seyircilerin bu erken feminist olgulara nasıl tepki verdikleri de analiz edilmektedir. İkinci Bölümde, oyun yazarlarının geleneksel Türk Tiyatrosundan, kişi ve toplumsal sorunlardan ve değişen aile yapısından etkilenerek kaleme aldıkları oyunların yansımaları ele alınmaktadır. Bu bölüm, Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türk oyun yazarlığı olarak, iki bölümde incelenmektedir. Üçüncü Bölümde, "Cumhuriyet ile kadının değişen dünyası", Cumhuriyet öncesi ve 1926 Türk Medeni Kanunu ve kadına yönelik haklar kapsamında incelenmektedir. Cumhuriyet döneminde çıkarılan bu kanun, kadınların ikinci sınıf insan görülmesi konusundaki tabuları yıkmıştır. Dördüncü Bölümde, Musahipzade Celâl'in yaşamı ve yazarlığındaki gelişmeler, örnek oyunlarındaki kadın karakterlerin gelişimi ile ele alınmaktadır. Musahipzade Celâl'in gençliğinde, kadınlar tiyatroya yeni yeni gidebilmeye başlamışlar, o da ya kendileri için "kadınlara özel" oyunlarda, ya da önü tül perdeyle kapatılan ve karanlıkta bırakılan kadın balkonlarında izleyebilmişlerdir. Cumhuriyet'in kadınlara sağladığı haklar, her alanda görülen modernliğin, kadın yaşamında da görülmesini sağlamıştır. Musahipzade Celâl, bu geçişi oyunlarındaki kadın karakterleri aracılığı ile izleyiciye sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Musahipzade Celâl, Feminizm, Kadın Hakları, Tiyatro Oyunlarında Modern Kadın. GENERAL KNOWLEDGE

FeminizmKadın haklarıKadınlar+5
Hatice Yurtduru
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Özgürlük ve ahlak'ın Zygmunt Bauman'da yeniden temellendirilmesi

Bu çalışmada moderniteyi eleştirip postmodernitenin gerekliliğini vurgulayan, fakat daha sonra fikir değiştirip modernite ve postmoderniteyi haklı bulmadığını söyleyerek tüm dikkatleri üzerine çeken Zygmunt Bauman'ın özgürlük ve ahlak anlayışı ele alınmıştır. Fakat bunun öncesinde İlkçağdan başlayarak postmodern döneme kadar özgürlük ve ahlakın filozoflar tarafından nasıl temellendirdiği ele alınmıştır. Bu bağlamda Bauman'ın Holocaust ile ilgili görüşüne, "bahçe kültürü" metaforuna, modern ve postmodern bireyin durumunu resmeden "serseri-turist-hacı" metaforuna, daha sonra modernite ve postmodernite ile ortaya çıkan üretim-tüketim toplumu ayrımına ve son olarak modern ve postmodern dönemde varlığıyla adından çok söz ettiren entelektüel sınıfa yani yasa koyucular ve yorumcular sınıfına yer verilmiştir. Ve nihayetinde bu çalışmada tüm bunları ele almamın nedeni Bauman'ın özgürlük ve ahlakı nasıl yeniden temellendirdiğini gözler önüne sermektir.

AhlakBauman, ZygmuntFelsefe+2
Belgin Önal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Tradition versus modernity in Sherman Alexie's Reservation Blues and The Absolutely True Diary of A Part-Time Indian

This study aims to analyse and compare the American Indian traditional and modern vision of living culture, identity and space entities as shown in Sherman Alexie's novels. The study begins with a brief overview of the Native American history from the 15th century till the 20th century. In addition, this study aims to define the concepts of tradition and modernity and to analyse the impact of modern culture on the Native American tradition. To this end, the study gives a general account of Native American history from the 15th to the 20th century. Native Americans regard modernity as the outcome of changes in language, religion, customs, education, lifestyle as well as (cultural) identity. However, in some cases, modernity has not been accepted by many Indians, especially those who think that traditional culture is more valuable than modern culture. These changes signify a transitional period in the history of Native American culture. This study also introduces a prominent and outstanding contemporary Native American author, Sherman Alexie, as the voice of Native Americans. In his works, Alexie portrays the conditions of Indians inside and outside the reservation, together with their traditions. Moreover, the clash between tradition and modernity is highlighted and analysed in Alexie's novels Reservation Blues (1997) and The Absolutely True Diary of a Part-Time Indian (2007). Overall, the main aim of this study is to reveal Sherman Alexie's viewpoint of the Native American community in the American mainstream society. Keywords: Sherman Alexie, Reservation Blues, the Absolutely True Diary of a Part-Tie Indian, Native Americans, Tradition, Modernity.

Alexie, ShermanModernityNovel+1
Vian İbrahim Hamad Ameen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet Ağaoğlu'nun romanlarında modernist unsurlar

Batı dünyasında özellikle 16. yüzyıldan itibaren sosyal, ekonomik, politik, bilimsel, kültürel, endüstri yönünden birçok köklü değişim yaşanır. Bu değişim sürecinin düşünsel yönünü ifade eden modernizm, edebiyat dünyasına da etki eder. Batı edebiyatında yaşanan değişimlerin etkileri, Türk edebiyatına da yansır. Adalet Ağaoğlu, modernist yönü öne çıkan bir yazardır. Modernist unsurların hangi yönlerden Ağaoğlu romanlarında yer aldığı, tezde ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Yazarın bütün romanları; izlek ve yapı-kurgu yönünden yalnızca modernist etki gösteren unsurlar açısından tezin kapsamındadır.Bir bütün olarak sanatta yaşanan modernist etkinin anlaşılması amacıyla öncelikle modern, modernite, modernizm kavramları ve bu kavramların zihinsel etkisiyle oluşan modernist edebiyat formu, genel hatlarıyla tanıtılacaktır. Literatür taramasıyla Adalet Ağaoğlu'nun bütün romanları incelenerek modernizmin bu romanlara hangi yönlerden yansıdığı ortaya konulacaktır. Kronikleşmiş bireysel ve toplumsal sorunları romanlarına dâhil eden Ağaoğlu, modernizm atmosferini romanlarında canlı tutarak modernist teknikleri kullanır. Yazar,modernitenin toplumda ve bireyde yarattığı tahribatı, birçok izleği yapı-kurgu unsurunu birbiriyle bağlantılı bir biçimde modernist bir anlayışla ortaya koyar. Bu yönüyle Adalet Ağaoğlu, geleneksel roman yazma tarzını aşan ve üslup arayışı devam eden bir yazardır. Anahtar Kelimeler : Modernizm, Modernist, Adalet Ağaoğlu, Roman Sayfa Adedi : 270 Tez Danışmanı : Prof. Dr. Selma BAŞ

Ağaoğlu, AdaletModern sanatModernite+3
Zafer Altürk
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Rahmi Bediz-Demirtaş Kamçıl mimarlık bürosu konut kooperatiflerinde modernite söylemi

Bu çalışma, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin Ankara'sında konut kooperatifçiliği yoluyla en fazla sayıda ve çeşitte apartman tipolojisi üretmiş olan Rahmi Bediz- Demirtaş Kamçıl Mimarlık Bürosu'nun konut yapılarına (1954-1962) odaklanırken modern bilincin şekillenmesine nasıl katkı sağladıklarını merkezine alır. Bu kapsamda tez üç ana bölüme ayrılır; ilk bölüm eğitim ve meslek ortamının modernite söylemine odaklanırken ikinci bölümde mimarların konut kooperatifleri üzerinden hayal ettikleri modern yaşam kültürüne bakılır. Son bölümde ise önerilen hayatın ilişkileri ve çelişkileri görüşmecilerin anlatıları üzerinden tartışılır. Arşiv belgeleri ve sözlü görüşmeler üzerinden modernite söylemini araştıran bu çalışma, sınıf, toplumsal cinsiyet, beğeni, Türk modernitesi ve mimari modernizm temalarıyla ilgili ideolojileri ve toplumsal özlemleri deşifre etmeyi hedefler. Anahtar Kelimeler: Ankara, konut kooperatifleri, Rahmi Bediz, Demirtaş Kamçıl, orta yüzyıl modernizmi, iç mekân tarih yazımı, evsellik, modernite

AnkaraKonut kooperatifleriModernite+1
Selim Sertel Öztürk
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1950'li yıllarda Türkiye'de gündelik hayatta yaşanan dönüşümler: Adana ili üzerine bir araştırma

1950'li yıllarda siyasal anlamda çok partili hayata geçiş yaparak önemli bir değişim geçiren Türkiye'nin aynı zamanda gündelik hayatında da büyük değişim ve dönüşümler yaşanmıştır. Bu dönemde Demokrat Parti iktidarı öncülüğünde gerçekleştirilen Amerikan yanlısı politikalar gündelik hayatta da yankısını bulmuş ve toplum modernleşme çatısı altında Amerikan değerlerini benimseyerek tüketim toplumuna evrilme yoluna girmiştir. Bu bağlamda 1950'li yıllarda Türkiye'de gündelik hayat pratiklerinde; yeme-içmeden kılık kıyafete, dayanıklı tüketim mallarından eğlence ve müzik anlayışına Amerikanlaşma terimi ile ifade edilebilecek bir dönüşüm yaşanmıştır. 1950'lerde Türkiye'de yaşanan bu sosyal dönüşümün en net görülebildiği yerlerden birisi Adana'dır. Adana'nın bu dönemde yaşanan değişimi derinden hissetmesinde en büyük etken şehirde kurulan İncirlik Üssü'dür. İncirlik Üssü'nde çalışmak üzere Adana'ya gelen Amerikalı askerler ve aileleri uzun bir süre Adana halkıyla iç içe yaşamışlardır. Böylece Adana halkı Amerikan yaşam tarzı ile doğrudan bir etkileşim içinde olmuştur. Bu çalışmada, Türkiye'de ve özellikle Adana'da 1950'lerde kaydedilen ve modernleşme olarak ifade edilebilecek bu değişimler Lefebvre'nin teorik çerçevesinden okunacaktır. Zira, Lefebvre gündelik hayatın modernlikle ortaya çıktığını ve modern kapitalist toplumların bir özelliği olduğunu belirtir. Türkiye'de 1950'ler Lefebvre'nin bahsettiği kapitalist tüketim toplumlarının bir özelliği olan ve modernlikle gelen gündelik hayatın gözlemlenebildiği yıllardır. Bu bağlamda Türkiye'nin 1950'li yılları Lefebvre çerçevesinden değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeyi gerçekleştirebilmek için sıradan insanların hayatlarından yola çıkan, onların anılarına ve deneyimlerine odaklanan bir yöntem olan sözlü tarih seçilmiştir. Bu bağlamda katılımcıların anlattıklarından özellikle İncirlik Üssü Amerikalılarının etkisiyle Adana'nın gündelik hayat pratiklerinde, yeme-içme, kılık-kıyafet, eğlence ve müzik anlayışlarında gerçekleşen değişimler tespit edilmiştir. Ayrıca, sözlü tarih yöntemi ile sıradan insanların belgelere geçemeyen deneyimlerinin de tarihin birer kaynağı olabileceği gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler: Gündelik hayat, Amerikanlaşma, modernlik, Henri Lefebvre, İncirlik Üssü, Adana

AdanaAdana-İncirlikGünlük yaşam+6
Gül Eda Bulanık
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gelenek ve modernite arasında iyileştirme uygulamaları

Geleneksellik uzun süre modernliğin zıttı olarak algılanmış ve modernitenin yayıldığı alanlarda onun gölgesinde kalmıştır. Bununla birlikte, birçok geleneksel iyileştirme uygulaması eski zamanlardan bugüne dek sürdürülmüştür. Yapılan son çalışmalar gösteriyor ki geleneksellik ve modernlik bir yandan zıt içeriklere sahipken diğer yandan her geçen gün değişen özellikleri nedeniyle birbirlerini kapsayabiliyor ve etkileyebiliyorlar. Geleneksel yöntemlere dayandığı savunulan iyileştirme uygulamalarının, modernliğin daha baskın olduğu bir kültürel ortamda ifade buluş şekilleri bu araştırmaya konu edilmiştir. Uygulayıcıların anlatımlarının bu yöntemlerin modernite ve geleneklerle olan ilişkisini nasıl yansıttığı sorunu buradaki araştırmalara yön verir. Söz konusu iyileştirme uygulamalarının Türkiye'deki çeşitliliği dolayısıyla araştırma alanlarının sınırlandırılmasına ihtiyaç duyuldu. Bu sebeple eski zamanlardan bugüne dek bir iyileştirme aracı olarak kullanılan elle dokunma yöntemini içeren üç uygulama seçilmiştir. Bunlar: masaj, Mikusano Mitakara ve Reiki'dir. Araştırma alanlarındaki ifadelerin betimlenerek incelenmesi sonucunda uygulayıcıların, iyileştirme yöntemlerini ve kendilerini modernlik ile geleneksellik arasında çeşitli bağlamlarda konumlandırarak uygulamaları aktardıkları ve sürdürdükleri anlaşılır.

Algılanan sağlıkBedenGelenekler+7
Gamze Elbudak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Modernliğin bireyciliği ile yaşam politikalarında beliren bireyselleşmenin yansımaları arasındaki farkın ilişkiselliği

Bu araştırma, bireyselleşme ile modern bireycilik arasındaki farkın mahiyetini anlamak ve açıklamak amacı ile bireyselleşme ve ona bağlı olarak birey sorununu sosyolojik olarak tartışmaya açmaktadır. Bu tartışma yaşam politikaları çerçevesindeki insan eylemlerinin doğası incelenerek gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın odaklandığı temel sorun, insanların "daha iyi ve daha adil" bir topluma dair tahayyüllerini nasıl bir anlayış ve çaba sonucu eyleme, yani bir yaşam politikasına dönüştürdükleridir. Çalışmanın somut verileri, yaşam politikaları olarak kurumsallaşmamış sosyal sorumluluk eylemlerini icra eden 9 bireyle yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilmiştir. İlişkisel yaklaşımla ele alınan bu araştırmanın bulguları, katılımcıların bireyselleşme deneyimlerinin, insani ilişkilerin gerçek, somut boyutuna tekabül ettiğini ve toplumsal ve ahlaki "iyi" anlayışı ile çerçevelendirildiklerini göstermektedir. Bu anlayışın ayırt edici unsuru, katılımcıların çevrelerinden ve geleneksel normlarından edindikleri ve içselleştirdikleri değerleri bütünsel bir bakış açısı ile yorumlamalarıdır. Hayata dair bütünsel yaklaşım, her bireyi ve dolayısıyla kendini bütünün bir parçası olarak görebilmektir. Bu anlayışa göre birey terimi, bir bütünün atomistik, yalıtılmış ve farklılaşmamış bir parçasına değil, insanın, bir ilişkiler ağı içinde failliğini uygulama yeteneğine sahip, tekil ve özel bir varlık olarak onu öne çıkaran kişisel niteliklerine atıfta bulunur. Buna göre bireyselleşme, bireyin sahip olduğu insani nitelik ve güç potansiyellerini her zaman ve her yerde birbirine bağımlı insanlar arasındaki ilişkiler ağı içinde ve bu ilişkiler aracılığıyla keşfettiği, öznelleştirilmiş bir yorumla ördüğü ve ifade ettiği daimi bir etkileşim; kendini geliştirme ve kültürel içselleştirme arasında vuku bulan çift yönlü bir yapılandırma sürecidir. Yaşam politikaları olarak sosyal sorumluluk eylemleri, kendini gerçekleştirmiş bireylerin birbirlerini karşılıklı olarak üreterek daha iyi ve adil bir toplumun inşasına katkıda bulunma umuduna yöneliktir. Bu eylemler, toplumun dezavantajlı grupları için hak, adalet, özgürlük talebi içermekle birlikte yapıya karşı yıkıcı başkaldırı eylemleri değillerdir. Temel amaç, toplumsal hayatın düzenlenmesine, kültürel değerlerin iyileştirilmesine yönelik bir hak aramadır. Hem kamusal hem de özel alanda, yaşam tarzlarına ilişkin değerler ve tutumların değiştirilmesine yönelik sembolik siyasal bir katılım tarzı olarak bu eylemler, politika değişikliği için dolaylı bir strateji sunmaktadırlar.

BireysellikModernleşmeModernlik+3
Selda Ersözlü
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern Türk edebiyatında tabiat algısı: Servet-i Fünun Dönemi (1896-1901)

Bu çalışmada; modernleşme süreciyle birlikte tabiat algısının geçirdiği değişim, modern Türk edebiyatının temellerinin atıldığı Servet-i Fünun Dönemi (1896-1901) merkeze alınarak incelenmiştir. Servet-i Fünun edebiyatında bireysel konulara ağırlık verilmiş, şahsi duygu ve yaşantılar genellikle karamsar bir bakışla sunulmuştur. İç dünyanın anlatımında tabiat önemli bir kaynaktır. Hayal-hakikat çatışması, toplumdan kaçış arzusu, melankoli ve hastalık gibi sıklıkla rastlanan konular tabiat unsurları ile ilişkilendirilmiştir. Bu dönem eserlerinde tabiat, bireyin hakikatin olumsuzluklarından uzaklaşma hayalini yansıtan ütopik bir mekâna dönüşmüştür. Tezde, yapılan incelemeler sonucu modern Türk edebiyatında birey kavramının ortaya çıkışında tabiat temsillerindeki değişimin belirleyici bir işlevi olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Servet-i Fünun edebiyatı, sahip olduğu ortak tabiat görüşü ile modern öznenin hayal kurma ve kendini gerçekleştirme problemini anlamlandırmak açısından öncü bir rol üstlenmiştir. Tez kapsamında; Servet-i Fünun edebiyatının getirdiği yeni doğa algısı mitoloji, psikanaliz, fenomenoloji disiplinlerinden yararlanılarak değerlendirilmiş; her imgenin anlamı, işlevi ve Türk edebiyatındaki yeniliği üzerine tespitlerde bulunulmuştur. Bu amaçla, metin odaklı bir yol izlenerek dönemin eserlerinde tekrar eden doğa unsurları Tanzimat ve Divan edebiyatlarından örneklerle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ayrıca Servet-i Fünun'da görülen doğa imgelerinin Batı edebiyatından ne gibi esinlenmeler içerdiğine açıklık getirilmiştir.

ModerniteServet-i Fünun edebiyatıTabiat+1
Hazel Melek Akdik
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Flann O'Brien's dialogue with modernity: Authorship and the political unconscious

This dissertation aims to explore the politics of authorship in O'Brien's work, and is based on the central premise that idiosyncrasies of O'Brien's authorship manifest a deep concern with the causes and consequences of Ireland's belated modernity, and conceal certain desires and anxieties which can be uncovered only by revealing the political unconscious of his writing. Politics of authorship in O'Brien's work, in this respect, is discussed in line with the problematic relationship between Irish Modernist writing and insular politics of post-independence Ireland. It is argued that Irish Modernist writing is characterized by ambivalence which stems from Ireland's peculiar relationship to Modernity; and Flann O'Brien's authorship is explored from this historical and conceptual perspective, introducing individual readings of his works through various theoretical aspects of authorship. Peculiarities of form and content are discussed with conceptual focus on "writing and speech", "authorship and originality", authorship and the anxiety of influence", "pseudonymous writing", "autobiographical writing and authorship", "invention of tradition and authorship", "culture industry and authorship", "archive, history writing and authorship" and "authorship and identity", and they are interpreted as symptoms that reveal the political unconscious of O'Brien's work.

UnconsciousLate modernizmModernity+4
Gülden Hatipoğlu
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Sexual politics and modernity in the poetry of D. H. Lawrence and Philip Larkin

First chapter of this study covers the emergence of modernity and its development through history. In order to explore the relationship between modernity and literature, it is necessary to go back the Renaissance, to understand the social consequences of the Age of Enlightenment, the following industrial revolution, and lastly great changes and the disillusionment experienced in the twentieth century as a result of the two great wars. In the second chapter, the idea of sexual politics is examined. The dynamics of the concept and the effects of modernity on these dynamics are explained by investigating the main social, political, scientific, and economic changes through the time period covered in the first chapter. As the analysis section of this research focuses on two twentieth century poets' works, twentieth century modernity is examined closer and the effects of the social and political changes on sexual politics in this century are analysed. The third chapter of this study explores D. H. Lawrence's poetry and his attitude towards sexuality and women. Some of his poems from different poetry collections are analysed in terms of sexual politics and its relation to modernity. In the last chapter, Philip Larkin's poetry is investigated with a focus on the sexual politics and modernity and specific poems are analysed in detail. While analysing these poems, sexual revolution of the second half of the twentieth century and the motivation behind it are emphasised. This study aims to explore the position of women in sexual politics in relation to modernity, attempts to analyse the dynamics of this positioning, and questions whether sexual liberation gives freedom to women in equal basis with men. Keeping this aim in mind, selected poems by two great poets, D. H. Lawrence, who wrote in the first half of the twentieth century, and Philip Larkin, who wrote in the second half of the twentieth century, are examined and discussed.

Sexual politicsLarkin, PhilipLawrence, David Herbert+4
Ayşen Demir Kılıç
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

The other histories of romanticism in the poetry of Percy Bysshe Shelley and Abdülhak Hamid Tarhan

Numerous scholarly definitions have been applied to Romanticism, each suggesting a specific set of criteria that can cover the term as broadly as possible in aesthetic, political, philosophical or historical concerns. One such attempt to come up with a binding understanding for it is the periodical criticism of Romanticism which is grounded on an oppositional evaluation of the history of this literary phenomenon. Locating and explicating the temporal significance of Romanticism through the ways it departs from previous literary traditions, a certain wing of scholarship confines Romanticism to a particular time of history, severing its ties with other ages. This thesis addresses and problematizes the periodical classification of Romanticism by investigating its relation with other centuries through the poetry of Percy Bysshe Shelley and Abdulhak Hamid Tarhan. Bringing these English and Ottoman Romantic poets together, this comparative study endeavors to expose the marriage of different discourses of different periods of history in their cited poems. While the use of the philosophical and scientific literatures of the Enlightenment in Shelley's verse necessitates the revision of the presumed break between the eighteenth and the nineteenth centuries, Tarhan's return to Sufism in his Romantic poetry challenges the pro-modern attitude prevalent in local Turkish scholarship. Exploring the characteristics of their Romantic poetics through a close reading of selected poems, the thesis argues that periodical definitions of Romanticism are in some cases anachronistic as proven by the Romanticisms of Shelley and Tarhan.

TraditionsComparative literatureModernity+7
Arif Samet Çamoğlu
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessEN

Tanzimat and penal modernity: The abolition of torture in the mid-nineteenth century

This thesis studies the abolition of torture in the Ottoman Empire from 1840s up until the mid-1860s as a component of newly-raised Tanzimat legislation and, more generally, the Ottoman judicial transformation in the nineteenth century. It will be investigated the context in which the anti-torture law took place in this period and how this official policy came into practice after relevant laws and regulations were issued by the Sublime Porte. It will be argued that the anti-torture law was an outcome of global legislative wave against body-oriented punitive methods in penal proceedings, whose origins could be traced back to the mid-eighteenth century. Since this law was a part of penal modernity, which first occurred in Europe, this thesis tries to concentrate on its utilization in everyday court practices. It explores how ordinary Ottoman subjects made use of this Tanzimat novelty when they were encountering with legal discourse. Moreover, this thesis reevaluates foreign, mostly British, diplomatic pressure on the Tanzimat statesmen about ongoing practice of unlawful torture through the nineteenth century diplomatic environment. Intentionally, I establish a bond between a global legislative trend and simple judicial strategies of Ottomans. Broadly, the Ottoman judicial transformation in the first two decades of the Tanzimat era is examined by relying on archival documents, official correspondences, consular reports, and most importantly penal court records and interrogation procedures.

19. centuryPunishmentLaw courts+7
Tuna Başıbek
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessEN

Reading modernity in India: the practice of widow - burning in the light of nineteenth and twentieth century debates

This study examines the practice of burning-wives in colonial India during the nineteenth century, when the debate over abolishing it was at its peak. Based on secondary sources, it tries to understand how the British rule perceived this cultural crime and developed strategies for dealing with it. Putting forward that British authorities paid less attention to common forms of gender violence such as 'rape' and 'prostitution', the study attempts to show how they focused instead on culturally specific crimes, such as 'burning-wives', 'female infanticide' and 'dowry death'. Here, one should call attention to the process of codification of these issues in India. On the one hand, witness narratives show how the colonial power uses 'law' in order to constitute a 'rule of difference'. On the other, however, once the colonial and 'post-colonial' cases of suttee are compared, one clearly sees that the colonial approach to the issue of suttee is part of a grand discourse, which contemporary suttee debates must take into account. Based on historical documentation and a contemporary suttee case called Roop Kanwar, the study aims at showing how examining debates over women's body can be useful in understanding the experience of modernity in India. An interpretation of colonial and post-colonial suttee debates clearly reveals how modernity shaped colonial practices in India.

19. century20. centuryTraditions+7
Burcu Özkaçar
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kurtarılmış alan ve sanat

Modernite, Aydınlanma aklı, Fransız ihtilali ve Sanayi Devriminden oluşan üç sacayağı üzerine inşa edilmiştir. Aydınlanma insana, bilim ve teknolojideki gelişmelerle güzel, konforlu yaşam vaat etmişti. Fakat kimilerine göre bu vaatler modern bireyi ve doğayı, egemenlik altına almakla sonuçlanmıştır. Paris'te özgürlük, eşitlik, adalet kavramları için başlatılan Fransız Devrimi, modernitenin siyasi uzamıdır. Devrim, Ulus devlete ve burjuvanın örgütlediği kapitalizme bayrak açmıştır. Sanayi Devrimiyle endüstrileşen toplum ise endüstrileşen kültürü ve bireyi doğurmuştur. Zamanla her şeye müşteri olan birey tükettikçe var olmuş, doğadan ve kendi doğasından uzaklaşmıştır. Akılcı, maddeci modern birey kendini sıkışmış, çaresiz, yalnız hissetmiştir. Mülkiyetin, iş bölümünün, zorunlu çalışmanın sonucu olarak birey, kendine ve doğaya yabancılaşmış, bir kaçışa sürüklenmiştir. Bu kaçış bir sığınak arayışıdır. Bu çalışmada kaçış içindeki bireye, Kurtarılmış Alan olarak oyun bağlamında sanat yapıtının, nasıl sığınak olabileceğini açıklamak amaçlanmıştır. Bu alandaki yaratım incelenmiş; tutkuyla, oyunla, kendiliğindenlikle, amaçsız, faydasız, kendine içkin, bir bebeğin anlamsız karalaması olarak ele alınmıştır. Tarama yöntemi kullanılan bu tezde mevcut kaynaklar taranmış, elde edilen bulgularla sanat yapıtları, sanatçılar ve düşünürler, tez konusu bağlamında yorumlanmıştır. Ayrıca tez yazarı tarafından oluşturulan sanatsal çalışmalar da konunun anlamlandırılması bağlamında teze dâhil edilmiştir. Sonuç olarak; kaçış içindeki modern insanı, gerçek hayattan koparacak, özgürleşebilecek, çocuğun büyülü coşkusunu barındıran bu kurtarılmış özerk alanın anahtarı oyundur; yani sanattır.

Kurtarılmış alanModerniteOyunlar+3
Zehra Çalışkan
Mardin Artuklu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tektipleşen dünyaya sanatın tepkisi

"Tektipleşen Dünyaya Sanatın Tepkisi" adlı bu çalışmada, günümüzde giderek artan küreselleşmenin neden olduğu toplumsal tektipleşme durumu ele alınmaktadır. Bu durumun sebepleri ve sonuçları incelenirken, aynı zamanda bazı sanatçıların yaptığı çalışmalar aracılığıyla sanatlarına nasıl yansıdığı açıklanmaktadır. 1. Dünya savaşı ve sanayi devrimi sonrası değişen dünya konjonktürü, insanlığın varoluşundan bu yana var olan tektipleşme eğilimine ivme kazandırmıştır. Sanayi devriminin etkisiyle değişen yaşam şartları ve küreselleşmenin de etkisiyle insanlık kapitalist çağın tüketim nesnesi olmaktan kaçamamıştır. Tekbiçimcilik, modernitenin getirdiği bir anlayış olarak ortaya çıkmış ve toplumda kültürel farklılıkları azaltarak sosyal düzeni sağlamanın yöntemi olmuştur. Bu nedenle, insanlar arasındaki benzerliklerin artması ve farklılıkların azalması kabul edilebilir bir norm haline gelmiştir. Kendi kültürel değerlerinden uzaklaşan ve modernite gereği bireyselleşmeyi çıkar sayan insan, yalnızlaşırken benzeştiğinin farkına varmaksızın bütünün ufak, değersiz bir parçası olmayı kabul etmiştir. Böylece yeni doğan tektip toplumlar, eğlence anlayışlarının, değerlendirdikleri boş zamanlarının, sohbetlerinin, amaçlarının ve hatta güzellik anlayışlarının ne kadar benzer olduğunu dert etmeden merkezinde olduklarını sandıkları bir sanrı dünyasında yaşamaya devam etmiştir.

BedenGüzel sanatlarKapitalizm+4
Tuba Orman
Mardin Artuklu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Memory, modernity and nostalgia: The narratives of Muslim and Christian Mersinli women

This study aims to explore how a group of Muslim and Christian women of Mersin remember and narrate their life experiences in relation to modernity, the Republican reforms and the intercommunal relations between the Muslims and Christians in Mersin. Through the oral history method, the narratives of these 'ordinary' middle class Mersinli women are scrutinized on: 1) how these women remember and narrate the Republican reforms and modernity; 2) how they perceive their hometown Mersin and construct a nostalgic understanding of modernity in the face of recent demographic changes and 3) how they perceive the intercommunal relations between the Muslims and Christians of Mersin. In-terviewees' strong affiliation with the local identity of being Mersinli is evaluated in the framework of the nostalgia they cultivate for the past. The narratives regarding the intercommunal relations and marriages between the Muslim and Christian communities in Mersin, are examined in order to reveal the experience of living in one of the very few cosmopolitan and multi-religious cities of Turkey. A particular focus on the narratives of the Christian women aims to unravel their experiences about being a member of an ethno-religious minority in Mersin, and overall in Turkey.

MemoryChristianiesWomen+5
Esen Ergin
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Modern erkeklikten postmodern erkek(lik)lere askerlik algısı ve pratikleri

Askerlik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her sağlıklı erkek için bir zorunluluktur. Savunma ve eğitim işlevinin yanı sıra kültürel bir anlama sahip olan askerlik vazifesi, erkeklik inşa sürecinin en önemli aşamalarından biridir. Üzerinde ortaklaşılan bir askerlik uygulamasından bahsetmek mümkünken tek ve değişmez bir erkeklikten bahsetmek oldukça zordur. Dolayısıyla her erkek askerliği farklı şekilde algılamakta ve deneyimlemektedir. Bu çalışmanın amacı moderniteden postmoderniteye geçişle farklılaşan erkek(lik)lerin askerliği nasıl algıladığı ve deneyimlediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda İstanbul'un farklı semtlerinde ikamet eden, askerlik vazifesini yerine getirmiş 32 erkek katılımcıyla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.

AskerlerAskerlikErkeklik+5
Deniz Sever
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Annelik sosyalizasyonu ve sosyal medya: Instagram örneği

Bu çalışmada, sosyal medyanın annelik sosyalizasyonuna olan katkısı analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, annelerin paylaşımları incelenmiştir. Takipçi sayısı fazla olan ve çok tanınan 25 Instagram kullanıcısı seçilmiş, bu kullanıcıların paylaşımları katılımcı gözlem yoluyla izlenmiştir. Instagram paylaşımlarında ve yorumlarında şahit olduğumuz annelik anlayışı modernitenin temel fikirlerine dayandığından, modern toplumu, geleneksel toplumdan farklı kılan özellikler dikkatle incelenmiştir. Annelikle sıkı sıkıya ilişki içinde olan modern aile, çocukluk ve ebeveynlik fikirleri de tarihi ve sosyolojik olarak incelenmiş ve bu kavramların birbirleriyle ve moderniteyle olan ilişkisi açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Anneliğin modern toplum ve modern birey fikirleriyle sıkı sıkıya ilişki içerisinde olduğu da unutulmamıştır. Kimlik, benlik ve rol kavramları sembolik etkileşimci bir çerçevede tanımlanarak, sosyalizasyon ve annelik sosyalizasyonu sürecini açıklamak için kullanılmıştır. Ayrıca modern annelik anlayışı ve annelik sosyalizasyonunu anlamak için seçtiğimiz alan olan sosyal medyanın kendine has özgünlüklerini anlamak amacıyla sosyal medya da çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda, sosyal medyanın annenin benliğini algılaması ve kabullenmesi, grup kimliği edinmesi, ihtiyaç duyduğu pratik ve psikolojik desteği edinmesi, beklenti ve idealleri içselleştirmesi ve yeniden tanımlaması ve bazı toplumsal ve bireysel ihtiyaçlarının giderilmesinde etkili bir aracı olduğu anlaşılmıştır. Sosyal medya; özgür, dinamik ve açık yapısı sayesinde anneler tarafından toplumun annelik rolü hakkındaki algısını şekillendirmek, başka bir deyişle anneliğe dair bazı norm ve beklentileri reddetmek ve yeniden tanımlamak için kullanılmaktadır.

AnnelerAnnelikModernite+3
Miray Zeybek Kaplan
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Nilüfer Göle'nin modernlik anlayışı

Batı'da sosyoloji alanında son yıllarda üzerinde en çok durulan konulardan birisi, modernliktir. Modernliğin neliği ve farklı algılanış tarzları hususunda ciddi çalışmalar yapılmıştır. Bu farklı algılanış tarzları bağlamında modernlik konusu, Türk toplumunu da yakından ilgilendirmiştir. Modernlik, Türkiye'nin son üç yüzyılına belirli ölçülerde damgasını vurmuştur. Türk modernleşmesi konusu ülkemizde sıkça tartışılmıştır.Bu tezde, Nilüfer Göle'nin Türk modernleşmesini algılayış biçimi, Türk modernleşmesinin değişkenlerine ilişkin görüşleri, Batı'yla ilişkisi, ?Batı-dışı modernlik? kavramı bağlamında tartışılmıştır. Göle, modernliğe daha yerel bir perspektifle bakmış, Türk modernleşmesini Batı dışı bir bakış açısıyla irdelemiştir. Göle, Batı'yı reddetmemiş ancak Batı'dan bağımsız bir çabayla Türk modernleşmesini anlamaya çalışmıştır. Çalışmada, Göle'nin sosyolojik duruşunun ortaya konmasının yanında, Batı-dışı modernlik kavramını şekillendirirken modernliği daha çoğulcu bir bakış açısıyla analiz eden düşünürlerle olan ilişkisi de analiz edilmiştir. Batı-dışı modernlik kavramsallaştırmasının bir çok düşün insanının fikirlerinin etkisiyle şekillendiği görülmüştür. Bu çalışmada tespit edilen ilişkiler bağlamında onun Batı-dışı modernlik anlayışının orijinal olmadığı anlaşılmıştır.Anahtar SözcüklerModernlik, Modernleşme, Batı-dışı modernlik, Türk Modernleşmesi, Çoğul Modernlik, Alternatif Modernlik, Yerel Modernlik, Melezlenme, İslamcılık.

Göle, NilüferModerniteModernleşme+2
İbrahim Yücedağ
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Eleştirel medya okuryazarlığı kuramı: Eskişehir okulları ölçeğinde bir alan araştırması

Medya okuryazarlığı eğitimi yaklaşımları, bilimin farklı alanlarından yararlanılarak oluşturulmuş varsayımlara dayalı çerçeveler biçiminde betimlenebilir. Bazı yaklaşımlar, kuramsal tutarlılık gösterse de; çoğunlukla, iyi tanımlanmış bir bağlamdan yoksun ve değişken çerçeveler, eğitim uygulamalarına temel olmuştur. Ancak, farklı koşullar karşısında çözüm getiren, kuramsal anlamda bütünlüklü dayanaklar olmadan, toplumsal boyuttaki uygulamaların başarı şansı düşüktür. Türkiye'de medya okuryazarlığı eğitimi alanında yaşananlar bu durumun son örneği olabilir. Dahası, tüm dünyada, bürokrasinin tercihlerine etki eden çıkar gruplarının varlığı, sorunu, kuramsal çalışma yapmanın ve uygulama için yordam önermenin ötesine taşımaktadır. Mülkiyet ya da toplumsal güç ilişkileri ekseninde konumlanmış bu gruplar, medya okuryazarlığı kavramını bağlamından kopararak işlevsiz hale getirmek açısından oldukça etkili olmuşlardır. Konuya benzer yaklaşan akademisyenleri, kendi aralarında uzlaştıracak; ayrıca, karşıt görüşte olanları tutarlı biçimde değerlendirmelerine yardım edecek bir kuramsal çerçeve, açmazları aşmaya ve akademik alanda geliştirilen çözümleri savunmaya yardımcı olabilir. Medya okuryazarlığı çalışmaları alanında gözlenen durum, bilim insanlarının kişisel hatalarından çok, modernlik ekseninde bilimin ve toplumsallaşmanın girdiği yönelimle açıklanabilir. Geç modern çağda, yapılandırılmış olanın, gerçekliğin kendisi olarak sunulmasına dayalı kültür ve insan aklının, içinde yaşadığı gerçekliği okumasını engelleyen bir algı hali, söz konusu yönelimin görünümleridir. Bu çerçevede, iletişimin medyalaşması, sistemin önerdiği tarzların, insan varoluşunun tek biçimi olarak algılanması açısından kritiktir. Ancak, yayıncılık, toplumsal yaşamı belli bir eylem modeli ekseninde tutan bu genel sistemin aracıları olan medyalardan sadece birisidir. Dolayısıyla, bireylerin, deneyimledikleri olayların ya da okudukları metinlerin nesne ve öznelerini birbirinden ayırması, toplumsal süreçleri okuyabilmenin ilk adımıdır. Bu başarıldığında, bireylerin, yaşadıkları toplum içinde özgür seçilmiş sorumluluklar üstlenmeleri mümkün olabilir. Söz konusu amaç etrafında uygun yordamları açıklayacak kuramsal bir çerçeve, eleştirel medya okuryazarlığı eğitiminin koşuludur. Eleştirel medya okuryazarlığı için kuramsal bir çerçeve öneren bu çalışma, insan aklının tek yönelime hapsedilmesiyle bağlantılı bir modernlik anlayışını ve başat paradigmayı sorgulayan geniş bir alan yazınından yararlanmıştır. Eskişehir kentinde, lise çağında okuyan ergen gençler arasında gerçekleştirilen alan araştırması ise, kuramsal çerçeveye uygun bir yöntemsel yaklaşım önermiş ve çalışmanın kendi varsayımlarını sınamıştır. Araştırma için, farklı niteliklere sahip liselerin birinci sınıf öğrencileri arasından, tesadüfi olarak seçilen yirmi dört kız ve yirmi dört erkek gönüllü, ilköğretim seçmeli medya okuryazarlığı dersi alıp almama ölçütüne göre gruplandırılmıştır. Her katılımcıya, demografik değişkenlere yönelik on soruyla birlikte, altmışar adet yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme sorusu yöneltilmiş; daha sonra yanıtlar, nitel olarak çözümlenerek modern toplumda dünya algısını biçimlendiren sistem ve yaşam-dünyası arasında konumlandırılmıştır. İçerdikleri yönelimlere göre kodlanan yanıtlar arasındaki farklılıklar, eleştirel medya okuryazarlığı düzeylerini destekleyen ya da baskılayan toplumsal unsurları açıklamak için kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, medyayı ve toplumu eleştirel okuyabilmenin; bilişsel baskılanmaya engel olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, kendisi için ve başkaları için iyi olanı sorgulayan eleştirellik, kişisel ya da toplumsal anlamda kendini gerçekleştirmenin koşuludur. Sistemin önerdiklerine karşı, kalıcı/içsel değeri aramak ve toplumsal sorumluluk temelinde kendi eylemlerini seçebilmek, temel toplumsallaşma ve eğitim arasındaki uyumla olasıdır. Türkiye özelinde, kurulu güç ilişkileri içinde eleştirel okuryazarlığın dışlanması ya da bürokrasinin medya okuryazarlığı dersini iletişim fakültesi mezunlarının vermesine karşı çıkması çerçevesinde gözlenen sorunlar, bu olasılığın gerçekleşmesini engellemektedir. Dünya genelinde ise, araçsalcı modernlik, toplumların bilişsel anlamda özgürleşmesini engelleyen stratejiler üzerinden sürmektedir. Çalışmanın kuramsal bağlamı ve araştırma bulgular ekseninde, liseler için geliştirilmiş bir eleştirel medya okuryazarlığı ders programının genel hatları, tezin sonunda, ekler içinde önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gazetecilik, medya okur-yazarlığı, iletişimsel eylem kuramı, araçsalcılık, evrensel pragmatik, modernlik, dünya algılarının rasyonelleşmesi, sistem ve yaşam-dünyası, medyalaşma

Bireyin araçsallaştırılmasıEleştirel söylem çözümlemesiGazetecilik+5
Mehmet Selahattin Okuroğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00

Related subjects