Kırılganlık

Bu konu başlığı altında 63 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Turizmde kırılganlık ile rezilyans kapasitesi ilişkisi: Farklı turizm işletmelerinde karşılaştırmalı bir analiz

Turizm işletmeleri, kriz ve olumsuz çevresel koşulların yarattığı baskılar karşısında yüksek derecede duyarlılık göstermekte ve bu durum işletmelerde kırılganlıklara yol açarak operasyonlarını sürdürmelerini zorlaştırmaktadır. Artan rekabet koşulları da göz önünde bulundurulduğunda, baskılara karşı işletmelerin yaşamlarını devam ettirebilmelerinin, dayanıklılıklarını artıracak ve işletmeleri koruyacak bir kapasite geliştirmelerine bağlı olduğu görülmektedir. Bu bakış açısından hareketle araştırmada rezilyans kapasitesi ile kırılganlıklar arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada rezilyans kapasitesinin belirlenmesinde ResOrgs (The Resilient Organizations) Modeli temel alınmıştır. Model, uzman görüşleri ve İstanbul'daki turizm işletmeleri yöneticilerinden toplanan 401 geçerli anketten elde edilen veriler üzerinde gerçekleştirilen, Açımlayıcı Faktör Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda yeniden şekillendirilmiştir. Analizler sonucunda 'planlama stratejileri', 'proaktif duruş', 'bilgiye erişim', 'ağlar ve ilişkiler', 'liderlik' ve 'işletme kültürü'nden oluşan turizme özgü yeni bir rezilyans kapasitesi modeli oluşturulmuştur. Ayrıca uzman görüşleri ve alan araştırması sonucunda turizm işletmelerinin kırılganlıklarının 'ekonomik sorunlar', 'politik sorunlar', 'güvenlik sorunları', 'mevsimsel dalgalanmalar', 'turist tercihindeki ani değişimler', 'rekabetçi baskılar', 'yasa ve mevzuatla ilgili sorunlar' olduğu belirlenmiştir. Araştırmada turizm işletmelerinin; 'ekonomik', 'politik', 'mevsimsellik', 'rekabet', 'turist tercihindeki ani değişimler' ve 'yasal ve mevzuatla ilgili sorunlar' olarak belirlenen kırılganlıklarına bağlı olarak rezilyans kapasitelerinin azaldığı tespit edilmiştir. Bununla beraber rezilyans kapasitesinin tüm boyutlarının da kırılganlıkları azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu kapsamda rezilyans kapasitesinin her bir boyutunun, her bir kırılganlık değişkeni üzerindeki etkisi konaklama, seyahat ve havayoluiv işletmeleri temelinde değerlendirilmiştir. Konaklama işletmelerinde kırılganlıkları azaltmada 'planlama stratejileri' ve 'işletme kültürü' önemli bir rol üstlenirken, seyahat acentalarında 'işletme kültürünün' en sık gözlenen boyut olduğu belirlenmiştir. Havayolu işletmelerinde ise kırılganlıkları azaltmada en sık gözlenen boyutun 'ağlar ve ilişkiler' olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak araştırmada, turizm işletmelerine yaşadıkları fırtınalı ortamda örgütün yapısını gözden geçirmeleri ve içsel süreçlerine uygun, denge kalkanı olarak kullanabilecekleri bir rezilyans kapasitesi geliştirmeleri önerilmektedir.

KapasiteKapasite analiziKırılganlık+7
Ece Doğantan
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılarda fiziksel aktivitenin kırılganlık düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi

Kırılganlık yürüme, hareket, denge, kas kuvveti, motor işleme, biliş, beslenme, dayanıklılık ve fiziksel aktivite gibi birçok alanı etkileyen çok boyutlu kavramdır. Amacımız FAST'in Türkçe adaptasyonunu yaparak profesyonel spor yapmış ve sedanter yaşlı yetişkinlerin fiziksel aktivite düzeyi ve kırılganlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. 65 yaş üstü sedanter (SYY, n=300) ve profesyonel spor yapmış yaşlı (PSYYY, n=100) 450 birey çalışmanın örneklemi oluşturdu. Veri toplama araçları katılımcıların sosyo-demografik bilgilerinin sorgulandığı anket, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa ve FAST-TR ölçeği idi. Verilerin analizinde SPSS 22 paket programlarından yararlanıldı. Ölçeğin geçerlik analizinde kapsam geçerliği uygulandı. Güvenirlik analizi Cronbach Alfa katsayısı ve test-tekrar test ile incelendi. Fiziksel aktivite ile kırılganlık düzeyi arasındaki ilişki Ki-Kare korelasyonu ile incelendi. Diğer değişkenlerin karşılaştırılmasında ise Student T test uygulandı. p<0.05 anlamlı kabul edildi. FAST-TR kapsam geçerliği ortalama 0,99 idi. Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0,794, test-tekrar test güvenirliği 0,747 idi. PSYYY'lerin hafıza, hareketlilik, mod, fiziksel performans, genel sağlık durumu, ilaç ve çoklu morbite ve kontinans alan ortalamaları SYY'lere göre anlamlı olarak düşük olduğu saptandı. Beslenme, fonksiyonel durum ve ağrı alanı ortalamaları arasında ise anlamlı bir fark yoktu. Her iki grubun kırılganlık düzeyi ile yaş grubu, eğitim durumu, gelir durumu, çocuklarıyla görüşme sıklığı, yaş algısı, yaşlılığı değerlendirme durumu arasında ilişki saptanmadı. PSYYY'lerde fiziksel aktivite skoru ile kırılganlık skoru arasında p=0,017 düzeyinde ilişki bulundu. SYY'lerin düşük yaşam kalitesi ve yüksek toplam kırılganlık skoru arasında negatif düşük korelasyon saptandı p=0,002. Her iki grubun fiziksel aktivite, ve toplam kırılganlık puanı arasında ilişki saptanmadı (p=0,186, p=0,049). PSYYY'lerin fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi ortalamaları SYY'den anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0,05). PSYYY'lerin kırılganlık ortalamaları SYY'lerden p<0,001 düzeyinde istatiksel olarak anlamlı düşük olduğu saptandı. Sonuç olarak FAST-TR 65 yaş üstü bireylerin kırılganlık düzeylerini belirlemede oldukça geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Kırılganlık yaşam kalitesini düşüren faktörlerden biri olup fiziksel aktivite yaşam kalitesini arttırdığı gibi, kırılganlığı da önleyebilir.

Fiziksel aktiviteKırılganlıkYaşam kalitesi+1
Keziban Gamze Baş
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon hekimlerinin kırılganlık ve kırılganlık testleri hakkında bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Kırılganlık; önemi global olarak artan geriatrik bir sendromdur; fiziksel yetmezliklerden oluşan bir fenotipe sosyal, işlevsel ve bilişsel eksikliklerin ilave olması ile oluşur. Sağlık hizmeti alan yaşlı sayısının artışı sonucu, Anesteziyoloji ve Reanimasyon hekimlerinin kırılgan hastalar ile daha fazla karşılaşması söz konusudur. Amacımız; anestezi hekimlerinin kırılganlık ve kırılganlık testleri bilgileri ve tutumlarının değerlendirilmesi, Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin geliştirilmesidir. Temmuz 2021-Kasım 2021 tarihleri arasında, Anesteziyoloji ve Reanimasyon hekimleri ile bu branşın yan dallarında görev yapmakta olan yan dal araştırma görevlileri ve uzman hekimlerinden oluşan 284 gönüllüye ulaşılmıştır. Hekimlere kırılganlığa dair bilgilerinin ve uygulama pratiklerinin sorgulandığı, tanımlayıcı sorularla birlikte güvenilirlik ve geçerlilik kanıtlarını sunduğumuz anketimiz uygulanmış, kırılganlık ve tarama ölçekleri hakkında bilgi ve tutumlarına ilişkin veriler değerlendirilmiştir. Katılımcıların %75,4'ü (n=212), 24-34 yaş aralığındaydı ve %60,12'si (n=169) araştırma görevlisi idi. Hekimlerin %49,8'u (n=140) kırılganlığı bilmediğini, %95,7'si (n=269) kliniklerinde kullanılan rutin bir tarama testi olmadığını ve yalnızca %12,5'i (n=35) daha önce kırılganlık tarama ölçeklerini kullandığını ifade etmiştir. Katılımcıların tarama testlerini kullanma oranlarının düşük olduğu görülmektedir. Araştırmamızda oluşturduğumuz kırılganlık tutum ölçeği puanları sunulmuştur. Cronbach alfa değeri 0,792 hesaplanan Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin "güvenilir" ve "kapsam", "yüzey", ve "yapı" geçerliği analizleri sonuçlarına göre geçerli bir ölçek olduğu kabul edilmiştir. Ölçek verileri değerlendirildiğinde hekimlerin engel(2,64±0,52) ve öz yeterlilik(2,43±0,52) puan ortalamalarının düşük olduğu görülmüştür. Araştırma görevlileri, uzman hekimler ve öğretim görevlileri ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p> 0,05). Hekimlerin bu antiteye karşı tutumlarının değerlendirilmesi, sağlık profesyonellerinin görüşlerinin karşılaştırılması ve optimal bakımın önündeki engelleri belirleyebilmek adına Sağlık Profesyonelleri Kırılganlık Tutum Ölçeğinin kullanılmasının yarar sağlayabileceğini düşünmekteyiz.

AnesteziDoktorlarKırılganlık+3
Ceren Yurttaş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tahvil verimini etkileyen faktörler: Kırılgan beşli ülkeleri üzerine ampirik bir uygulama

Tahvilin verimi tahvilin vade sonundaki kazancını ifade eder ve iki tür verimi vardır. Birinci tür verim bir dönemlik verim adını alır ve tahvilin o dönemdeki alış fiyatıyla satış fiyatı arasındaki kar ya da zarar ile yine o dönemdeki faiz gelirinin toplamı, tahvilin alış fiyatına bölünürse bir dönemlik verim hesaplanmış olur. Bir dönemlik verim yatırımcı için elindeki tahvili portföyünde tutup tutmama kararı aldırır fakat bu kararı alırken başka etkenleri de düşünmek gerekir. Bunlar; piyasa faiz oranlarının gelecekte alacağı değerler, tahvilin riski gibi etkenlerdir. İkinci tür verime vadeye kadar verim denir ve gerçek verim, net verim veya etkin verim de denilebilir. Vadeye kadar verim ise yapılan yatırımın, tahvilin vadesine kadar elde edilen gelirler ve varsa sermaye kar veya zararlarına bakılarak hesaplanır. Araştırmanın temel amacı; kırılgan beşli ülkelerinde tahvil verimini etkileyen faktörleri araştırmaktır. Bu amaçla kırılgan beşli ülkelerinden Türkiye, Brezilya, Endonezya, Hindistan ve Güney Afrika'nın, CDS GDP, VIX, tahvil verimi ve tüketici güven endeksi verileri alınarak 2007-2016 yılları arasında yıllık verileri kullanarak panel veri regresyon modeli ile analiz yapılmıştır. Analizde tahvil verimi bağımlı değişken, CDS, GDP, VIX ve tüketici güven endeksi bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Analiz sonucunda CDS, GDP ve VIX değerleri ile tahvil verimi arasında anlamlı ilişki bulunurken, tüketici güven endeksi ile tahvil verimi arasında ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Tahvil Verimi, Kırılgan Beşli Ülkeleri

Birim kök testleriBrezilyaEndonezya+7
Gülay Öztunç
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran yaşlı hastalarda farklı kırılganlık ölçeklerinin kısa dönem mortalite tahmininde değerliliğinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servis (AS)'e başvuran 65 yaş ve üstü hastalarda "Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ)", "Identification of Seniors at Risk (ISAR)" ve "Program of Research to Integrate Services for the Maintenance of Autonomy (PRİSMA) 7" ölçeklerini kullanarak kırılganlığın değerlendirilmesi ve bu ölçeklerin kısa dönem (30 gün) mortalite tahminlerini incelemektir. Metod: Bu prospektif kesitsel çalışma Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi AS'inde 1 Ocak 2022 – 31 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu tarihlerde AS'e travma dışı nedenlerle başvuran 65 yaş ve üzeri 103 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların AS başvurularında ISAR, PRİSMA-7 ve EKÖ skorları kaydedilmiştir. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 73,96±7,19 yıl ve %58,3'ü erkekti. ISAR skoruna göre olguların %94,2'si kırılganlık açısından yüksek riskli iken, PRİSMA-7 skoruna göre olguların %73,8'inin kırılganlık riski artmıştı. EKÖ skoruna göre olguların %30,1'i kırılgan değilken, %20,4'ü ise şiddetli kırılgandı. Olguların %34'ü kliniğe, %10,7'si yoğun bakım ünitesine (YBÜ) yatırıldı. AS'e ilk başvuru sonrasında olguların %1,9'u ilk 24 saat içerisinde, %2,9'u ilk 7 gün içerisinde, %15,5'i ise ilk 30 gün içinde mortalite ile sonlandı. İlk 30 gün içinde sağ kalan olgularla karşılaştırıldığında; malignite varlığı, hastaneye yatırılma oranı, ISAR, PRİSMA 7 ve EKÖ skorları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (p<0,05). ISAR skorunun 3< kesim noktasında %75 sensitivite, %70,1 spesifite ile; PRISMA-7 skorunun 4< kesim noktasında %68,8 sensitivite, %70,1 spesifite ile; EKÖ skorunun ise 7< kesim noktasında %100 sensitivite ve %52,9 spesifite ile 30 günlük mortaliteyi öngörebildiği belirlendi. Sonuç: Sağ kalanlarla karşılaştırıldığında, mortalite ile sonlanan olgularda her üç skor da anlamlı düzeyde daha yüksekti ve belirli kesim noktasında 30 günlük mortaliteyi düşük-orta düzeyde öngörebildiği; 30 günlük mortalitenin öngörülmesinde ise, EKÖ skorunun diğer iki skordan daha hassas olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, yaşlılık, kırılganlık ölçekleri, mortalite.

Acil servis-hastaneAcil tıpGeriatri+4
Mehmet Akif Erdoğan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil cerrahi girişim uygulanan geriatrik hastalarda preoperatif kırılganlık ve malnütrisyonun postoperatif takip, tedavi ve hastane yatış süresine etkisi

Geriatrik hastalar arasındaki fiziksel farklılıklar hastane yatış süreçlerinde de farklılıklara yol açar. Çalışmamızda; 65 yaş ve üzeri, acil cerrahi girişim uygulanan hastalarda, preoperatif kırılganlık ve malnütrisyonun; postoperatif takip, tedavi ve hastane yatış sürecine etkisini saptamayı amaçladık. Çalışma, etik kurul onayı ve hastalardan alınan yazılı onam sonrası acil cerrahi girişim uygulanacak 65 yaş ve üzeri 150 hastada gerçekleştirildi. Hastalara preoperatif dönemde FRAİL Kırılganlık Ölçeği ve Mini Nutrisyonel Değerlendirme Testi- Kısa Formu (MNA-SF) uygulandı. Postoperatif 30 günlük sürede hastane yatış süreçleri incelendi. Bu süreçte hastaların toplam yatış süreleri, tekrar opere edilme sayıları, tekrar hastaneye başvuruları, postoperatif yoğun bakım (YB) takibi gerekliliği, postoperatif komplikasyon gelişimi ve mortaliteleri incelendi. Çalışmamızda kırılganlık ve malnütrisyon düzeyleri artan hastalarda uzamış hastane yatış süresi (p<0,001, p<0,001), postoperatif YB takibi gereksinimi (p<0,001 p=0,001), tekrar opere edilme sıklığı (p=0,001, p=0,003), postoperatif komplikasyonlarda (p<0,001, p<0,001) ve mortalitede artış (p<0,001, p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı olarak fazla idi. Yeniden hastane başvuru kırılganlık düzeyiyle anlamlı artış gösterirken (p=0,002), malnütrisyon düzeyi yeniden başvuruyu etkilememişti (p=0,141). Sonuç olarak; preoperatif kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının, acil cerrahi girişim uygulanan geriatrik hastaların hastane yatış sürecine olumsuz etkileri olabileceğini saptadık. Preoperatif kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının rutin olarak belirlenmesinin opere edilecek geriatrik hastalarda tedavi sürecinde faydalı olabileceğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kırılganlık, malnütrisyon, hastane yatış süreci

Acil servis-hastaneAcil tıpCerrahi+6
Ercan Kaya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bankacılık sektöründeki yoğunlaşmanın finansal kırılganlık ve ekonomik büyüme ile ilişkisi; MSCI EMI ülkeleri özelinde araştırılması

Ülkelerin refah düzeyi ve yaşam standartları ülke ekonomisinin durumu ile doğru orantılı olup istenen yaşam standartlarını sağlamak için güçlü bir ekonomi birincil öncüldür. Bundan dolayı politika belirleyiciler yasaları belirlerken ekonominin etkilendiği her türlü değişkeni önemle takip etmek zorundadır. Ülke ekonomilerinde büyük bir paya sahip olan bankacılık sektöründeki yoğunlaşma bu önemli değişkenler arasında yer alır. Yoğunlaşmanın ekonomik büyüme ile olan ilişkisinin bilinmesi politika belirleyiciler ve düzenleyici kurumlar için bir gereklilik arz etmektedir. Finansal Kırılganlık bir risk unsuru olarak krizlerin göstergesi olarak kabul gören bir kavramdır. Kırılganlığın bu özelliğinden dolayı politika belirleyiciler ve denetleyici kurumlar tarafından bankacılık sektöründeki yoğunlaşma ile olan ilişkisinin bilinmesi gelecek ile ilgili planların şekillenmesini sağlaması açısından önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda yoğunlaşma oranı, finansal kırılganlık ve ekonomik büyüme göstergesi olan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYİH)ilişkisini Morgan Stanley Capital Uluslararası Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksinde bulunan içerisinde Türkiye'nin de yer aldığı 21 gelişmekte olan ülkenin 2004-2017 yılları arasındaki verileri Dünya Bankası veri tabanından alınarak incelenmiştir. Statik ve dinamik panel veri yöntemleri kullanılarak ilişkinin anlamlılık düzeyi ve yönü araştırılmıştır. Sonuç olarak yoğunlaşma oranı ile finansal kırılganlık arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bağımsız değişkenimiz olan en büyük üç bankanın aktif toplamının sektörün aktif toplamına olan oranını gösteren yoğunlaşma oranı ile ekonomik büyüme arasında negatif yönlü bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Ancak diğer bağımsız değişkenimiz olan en büyük beş bankanın aktif toplamının sektörün aktif toplamına olan oranını gösteren yoğunlaşma oranı ile ekonomik büyüme arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar sözcükler: Bankacılık Sektöründe Yoğunlaşma, Finansal Kırılganlık, Ekonomik Büyüme

BankacılıkBankacılık sektörüEkonomik büyüme+3
Osman Oğuz
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Karaciğer sirozlu hastalarda kırılganlık derecesinin prognostik önemi

Giriş ve Amaç: Kırılganlık, karaciğer sirozlu hastalarda planlanmayan hastane yatışını ve mortaliteyi ön görmede etkin bulunmuş bir klinik durumdur. Ancak kırılganlık; hepatik ensefalopati gelişimiyle ilişkisinin irdelendiği birkaç çalışma haricinde, sirozun dekompanzasyon kliniklerini ön görmedeki etkinliği açısından nadiren değerlendirilmiştir. Biz de çalışmamızda sirozun major komplikasyonlarının kırılganlıkla ilişkisini inceledik. Buna ek olarak; kırılganlığın klinik pratikte sirozlu hastalarda planlanmayan hastane yatışı ve/veya mortalite prediktörü olarak kullanılabilirliğini sorgulamak için diğer prognostik skorlamalarla karşılaştırmasını yaptık. Yöntem: Bu çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroentroloji Kliniği'ne başvuran ve ICD-10 kriterlerine göre K74 (Karaciğer fibroz ve sirozu) tanılı, 18-80 yaş aralığındaki 134 hasta, prospektif çalışma dizaynıyla alınmıştır. Hastalar kırılganlık açısından FFI (Fried Frailty Index) ile değerlendirildikten sonra, 2 ana gruba ayrılmıştır. Birinci grup kırılgan (FFI≥ 3) hastalardan, ikinci grup ise prefrail (FFI: 1-2) ve fit (FFI: 0) hastalardan oluşturuldu. Hastaların ilk değerlendirmelerinde; yaş, cinsiyet, VKİ (Vücut Kitle İndeksi), tanı yaşları, siroz etiyolojileri, kullandıkları ilaçlar, asit geçmişleri, CTP (Child-turcotte-pugh) ve MELD (model for end stage liver disease) skorları hesaplanarak not edildi. Tüm hastalar 3 ay aralıklarla poliklinik kontrollerinde veya telefonla aranarak komplikasyonların gelişimi, hastane yatışı ve mortalite açısından sorgulandı. Hastaların yüz tanesi 12 ay, yirmi tanesi 9 ay ve 14 tanesi ise 6 ay takip edildi. Takip sürecinde gelişen komplikasyonlar ve planlanmayan hastane yatışları elektronik sağlık kayıtlarıyla teyit eddildi. Takip süresinin sonunda iki ana grup komplikasyon gelişmi, planlanmayan hastane yatışı ve mortalite oranları ile karşılaştırıldı. Bulgular: Kırılgan hastalardan oluşan grup (n=55) ve kırılgan olmayan hastalardan oluşan grup (n=79) temel özellikleri açısından karşılaştırıldığında; cinsiyet, VKİ, siroz etiyolojisi gibi parametreler benzer bulundu (p>0,05). Kırılgan hasta grubu diğer gruba göre yaşlıydı (p<0,001). Diyabet, hipertansiyon, KAH (koroner arter hastalığı), KBH (kronik böbrek hastalığı) gibi komorbiditeler kırılgan olan grupta daha sıktı (p<0,05). İki grup karşılaştırıldığında asit kırılgan olan grupta daha fazlaydı (p<0,001). CTP ve MELD skorları da kırılgan olan grupta daha yüksekti (p<0,001). İki grup karşılaştırıldığında varis ve varis kanama öyküsü benzerdi (p>0,05). Takip sürecinin sonunda; asit gelişimi, hepatik ensefalopati gelişimi, HRS (hepatorenal sendrom), SBP (Spontan bakteriyel peritonit) gelişimi, planlanmayan hastane yatşı ve mortalite kırılgan hasta grubunda istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0,05). Olumsuz sonlanım (komplikasyonlar, planlanmayan hastane yatışı, mortalite) olarak bakıldığında; olumsuz sonlanımların kırılgan hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu görüldü (p<0,001). İki grup karşılaştırıldığında varis kanaması kırılgan olan grupta daha fazlaydı ancak istatiksel olarak diğer grupla benzerdi (p>0,05). HCC (Hepatselüler Karsinom) gelişimi iki grup arasında benzer saptandı (p>0,05). Kırılganlığın planlanmayan hastane yatışı ve mortaliteyi ön görme etkinliği CTP ve MELD skorlarıyla kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Kırılganlık alt parametrelerine yani FFI kriterlerine bakıldığı zaman her kriter ayrı ayrı asit gelişimi, hepatik ensefalopati gelişimi, planlanmayan hastane yatışı ve mortaliteyle ilişkili bulundu (p<0,05). Sonuç: Sirozlu hastalarda kırılganlık hem komplikasyonlarla artan hem de komplikasyon gelişimini ön görmede etkin olabilecek bir klinik tablodur. Özellikle kırılganlık alt parametrelerinden olan kas gücü ve fiziksel aktivite düşüklüğün gelişiminin üzerinde durulması, bu kliniklerin müdahalelerle düzeltilebilecek olması açısından önem arz etmektedir. Kırılganlık genel olarak baktığımızda sirozda olumsuz prognozla ilişkilendirilebilir. Kırılganlık konusunda yapılacak müdahelelerin bu kötü gidişatın yavaşlatılması ya da engellemesi için daha fazla hasta sayısıyla ve daha uzun takip süreli çalışmalar yapmak faydalı olacaktır. Anahtar kelimeler: Karaciğer sirozu, kırılganlık, düşük kas gücü, prognoz, hastane yatışı, mortalite.

KaraciğerKaraciğer sirozuKas kuvveti+4
Maral Martin Mıldanoğlu
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Geriatrik hastalarda frail kırılganlık indeksi, ASA skorlaması, nötrofil-lenfosit oranı ve eritrosit dağılım genişliği ile mortalite ve morbidite arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Geriatrik Hastalarda Frail Kırılganlık İndeksi, Asa Skorlaması, Nötrofil-Lenfosit Oranı Ve Eritrosit Dağılım Genişliği İle Mortalite Ve Morbidite Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi Amaç ve Hipotez: Dünyada geriatrik popülasyonun artması, geriatrik ameliyat sayılarında da artışa yol açamaktadır. Yaşla birlikte meydana gelen bir takım fizyolojik değişiklikler nedeni ile yaşlı hasta grubunun takibinde klinisyenlerin daha dikkatli olması gerekmektedir. Bu çalışmada amacımız, preoperatif dönemde hastaya uygulanacak Frail indeksinin, ASA skorlamasının ve hemogram bulgularının birlikte postoperatif mortalite ve morbiditeyi tahmin etme gücünü belirlemektir. Yöntem: Bu prospektif çalışma 01.05.2020 ile 31.12.2021 tarihleri arasında, Bozok Üniversitesi Araştıma ve Uygulama Hastanesi'nde elektif cerrahi planlanan geriatrik hastalar ile gerçekleştirildi. Hastaların preoperatif dönemde Frail kırılganlık indeksi uygulandı ve ASA skorları belirlendi. Preoperatif ve postoperatif (ilk 24 saat içinde alınan) hemogram verileri kayıt altına alındı. Bulgular: Toplam 167 hastanın dahil edildiği çalışmada hastaların 56'sı (%33,5) kadın, 111'ü (%66,5) erkekti. Hastaların yaş ortalaması 74,6±8,01 (yaş dağılımı 65-102) idi. Frail kırılganlık indeksine göre sınıflandırdığımızda 66 hasta (%39,5) normal, 63 hasta (%37,7) prefrail ve 38 hasta (%22,8) frail olarak değerlendirildi. ASA skorlarına göre sınıflandırdığımızda ASA I grubunda hastamız yokken, 50 hasta (%29,9) ASA II; 84 hasta (%50,3) ASA III; ASA IV grubunda 33 hasta (%19,8) olarak bulundu. Tüm gruplar postoperatif üç aylık mortalite ve morbidite açısından değerlendirildiğinde Frail indeksi, ASA, preoperatif NLO, postoperatif NLO preoperatif RDW-SD ve postoperatif RDW-SD mortalite ve morbiditeyi tahminde en etkili parametreler olduğu görüldü (sırasıyla p<0,0001, p<0,0001, p<0,0001, p=0,002, p<0,0001). Sonuç: Çalışmamız geriatrik hastalarda preoperatif dönemde ASA skorlaması, Frail kırılganlık indeksi, NLO ve RDW'nin birlikte değerlendirilmesinin, postopertif üç aylık takipte mortalite ve morbiditeyi tahmin etme öngörüsünün daha yüksek olacağını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: preoperatif; ASA; frail; RDW; NLO; geriatrik hasta

ASA skoruGeriatriKırılganlık+5
Ayşe Gül Parlak Çıkrıkcı
Yozgat Bozok University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Araştırma hastanesine başvuran yaşlı bireylerin kırılganlık ve malnütrisyon durumlarının yaşam doyumuna etkisi

Bu çalışma, Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvuran 65 yaş üstü katılımcıların kırılganlık ve malnütrisyon değerlendirmesi yaparak kırılganlık du rumunun malnütrisyon ve yaşam doyumuna etkisini ölçmek için yapılmıştır. Çalışma kesitsel olarak 2024 yılında gerçekleştirilmiştir. Çalışma 363 hasta ile tamamlan mıştır. Veriler ''Tanıtıcı Bilgi Formu'', ''Frail Kırılganlık Ölçeği'', ''MNA-SF Ölçeği'' ve ''Yaşam Doyum Ölçeği'' kullanılarak yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin de ğerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis-H Testi, Bonferroni post hoc testi, Spearman korelasyon analizi ve Regresyon Analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %51,2'si kadın, %74,4'ü evli, %64,2'si 65-74 yaş grubunda ve %53,2'si ilkokul mezunudur. Araştırma sonucunda bireylerin %55,6'sının kırılgan olduğu, %36,6'sının kırılganlık öncesi, %0,8'inin kırılgan olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bireylerin %28,1'inin malnütrisyonlu olduğu, %58,1'inin malnütrisyon riski ta şıdığı, %13,8'inin malnütrisyonlu olmadığı saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda bi reylerin kırılganlık ve malnütrisyon puanlarının yaşam doyumu ile zıt yönde hareket ettiği saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların çoğunluğunun kırılgan, dörtte birinden fazlasının malnütrisyonlu olduğu bulunmuş ve buna etki eden faktörler değerlendirilmiştir. Kırılganlık ve malnütrisyon durumunun yaşam doyumu üzerinde olumsuz etkisi önemli bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Kırılganlık, Malnütrisyon, Yaşam Kalitesi

Beslenme durumuDaha iyi yaşam endeksiGeriatri+4
Ali Aslan
Yozgat Bozok University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çizgelerde eş bütünlük değerinin incelenmesi

Bir iletişim ağında, belli merkezlerin ya da bağlantıların zarar görmesinden sonra, iletişim kesilene kadar geçen süredeki, ağın dayanma gücünün ölçümüne zedelenebilirlik değeri denir. Bir iletişim ağı çizgelerle modellenerek zedelenebilirlik parametreleri yardımıyla zedelenebilirlik değeri ölçülebilir. Zedelenebilirlik değerini ölçebilmek için farklı zedelenebilirlik parametreleri tanımlanmıştır. Bunlardan bazıları, tepe bağlantılılık değeri, tepe bütünlük değeri, dayanıklılık değeri, saçılım sayısı, sağlamlık değeri, kopma derecesi, eş bütünlük değeridir. Bu parametreler zarar gören merkezler ve bağlantılarla ilgilenmektedir. Daha sonra zarar gören bu merkez ve bağlantılara komşu olan merkez ve bağlantılarında hesaba katıldığı parametreler keşfedilmiştir. Bunlar komşu bağlantılılık sayısı, komşu bütünlük değeri, komşu saçılım sayısı ve komşu kopma derecesidir. Bu tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çizge teorinin tarihçesi, ikinci bölümde çizge teoride kullanılan temel tanımlar ve çizge türleri, üçüncü bölümde eş bütünlük parametresinin tanımı ve bazı özel çizgelerin daha önceden hesaplanmış eş bütünlük değeri, dördüncü bölümde bazı özel çizgelerin eş bütünlük değerinin hesaplanması ve eş bütünlük değeri ve tepe komşu bütünlük değeri yardımıyla tanımlanan yeni bir parametre olan komşu eş bütünlük değeri üzerine çalışmalar, son bölümde sonuç kısmı bulunmaktadır.

BaskınlıkKomşu eş bütünlük değeriKırılganlık+1
Eray Şam
Manisa Celal Bayar University
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çizgelerde ağırlıklı zedelenebilirlik parametreleri

Artan ve çeşitlenen gereksinimleri karşılayan sistemlerde, artan karmaşıklığın yönetilebilmesi amacıyla, kullanılan tasarım yaklaşımlarının başında bileşen tabanlı sistem tasarımı gelir. Bilgisayar ağları ve iletişim sistemleri bileşen tabanlı tasarlanmış sistemleridir. Bu sistemler bağlı ve birlikte çalışan bileşenlerden oluşur ve çizge teori ile modellenebilir. Bir bilgisayar veya iletişim ağında, bileşenlerin çeşitli etkilere maruziyeti sonucu oluşabilecek fonksiyon kayıpları zedelenme olarak tanımlanır. Bu ağların hayatımızdaki önemi dikkate alındığında, dayanıklılıklarının hesaplanabilmesi amacıyla zedelenmenin ölçümü önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tezde; çizgelerde zedelenebilirlik ölçümünün başarımını arttırmak amacıyla, çizgelerde mevcut tanımlı Bağlama Sayısı (𝑏𝑖𝑛𝑑௩), ile Ortalama Bağlama Sayısı (𝑏𝑖𝑛𝑑௔௩) parametreleri incelenerek, Ağırlıklı Bağlama Sayısı (𝑏𝑖𝑛𝑑௩௪) ve Ağırlıklı Ortalama Bağlama Sayısı (𝑏𝑖𝑛𝑑௔௩௪) olarak isimlendirdiğimiz iki yeni zedelenebilirlik ölçüm parametresi tanımlanmıştır. Yeni tanımlanan ve mevcut tanımlı parametrelerin hesaplamalarını yapan yazılım Python dili ile kodlanarak, yazılıma ait algoritma ve pseudo kod verilmiştir. Farklı tip çizgeler içeren Data Set (DS96) için 𝑏𝑖𝑛𝑑௩, 𝑏𝑖𝑛𝑑௔௩, 𝑏𝑖𝑛𝑑௩௪ ile 𝑏𝑖𝑛𝑑௔௩௪ değerleri hesaplanarak, yeni tanımlanan ve mevcut parametrelerin başarımları, sonuçlar üzerinden değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çizge Teori, Zedelenebilirlik, Zedelenebilirlik Ölçümü, Bağlama Sayısı, Ağırlıklı Bağlama Sayısı, Ortalama Bağlama Sayısı, Ağırlıklı Ortalama Bağlama Sayısı

Graf teoriGraflarKırılganlık+2
Şevket Keser
Manisa Celal Bayar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 1 diyabetli çocuğa sahip ebeveynlerin kırılgan çocuk sendromu durumu açısından değerlendirilmesi

Araştırma, Tip 1 Dm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynlerde KÇS algısının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, 1.11.2018- 1.02.2019 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Endokrin Polikliniği ile Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'nde Tip 1 Dm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynler, örneklemini ise araştırmaya dahil etme kriterlerine uyan 102 ebeveyn oluşturdu. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen Ebeveyn ve Çocuğa Yönelik Veri Toplama Formu ile ebeveyni KÇS açısından değerlendirmek için Çocuk Kırılganlık Ölçeği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Çalışmaya katılan ebeveynlerin; %75,5'inin anne olduğu, yaş ortalamasının 34,5±6,19 yıl olduğu ve %54,9'unun 23-34 yaş grubunda bulunduğu, %76,5'inin aile içi ilişkilerini "iyi" olarak ifade ettikleri tespit edildi. Çalışmaya katılan çocukların yaş ortalamasının 76,30±18,31ay olduğu, en yüksek orandaki (%29.4) yaş grubunun 8 yıl 1 ay (97 ay) ile 8 yıl 6 ay (103 ay) arasında yoğunlaştığı, %55,9'unun kız olduğu, %35,3'ünün BMI' nin Z skoru ve persantil değerine göre ''normal'' bulunduğu belirlendi. Çalışmada, Tip 1 Dm izleminin %53,9 oranında anne tarafından yapıldığı, çocukların son 6 ay içerisindeki HbA1c ortalama değerinin 8,83±1,44 olduğu, %51,9'unun 7,6-9(orta metabolik kontrol) aralığında bulunduğu belirlendi. Ebeveynlerin ÇKÖ puan ortalamasının 12,48±4,26 olduğu ve ÇKÖ'den alınan puan sonuçlarına göre ebeveynlerin %75,5'inin çocuğunu kırılgan olarak algıladığı bulundu. Aile içi ilişkilerini "orta seviye" olarak ifade eden ebeveynlerin (%91.7) aile ilişkilerini "iyi seviye" olarak (%70,5) ifade eden ebeveynlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede çocuklarını daha fazla kırılgan algıladıkları belirlendi(p<0,05). Tedavi programının uygun olmadığını düşünen ebeveynler (%89,1), tedavi programının uygun olduğunu düşünen ebeveynlere göre (%64,3) istatistiksel olarak anlamlı derecede çocuklarını daha fazla kırılgan algıladıkları belirlendi (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, Tip 1 Dm tanısı alan çocukların ebeveynlerinde kırılganlık algısına neden olabilecek etmenler araştırılmalı ve eğitimler sıklaştırılıp ebeveynler diyabet yönetimi konusunda güçlendirilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Tip 1 Diyabetli Çocuk, Ebeveyn, Kırılganlık

Ana-babaDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+3
Gülcem Fındıkkıran
Hasan Kalyoncu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kanguru bakımının annelerdeki kırılgan bebek sendromuna etkisi

Kırılganlık algısının neden ve nasıl oluştuğu halen tartışmalı bir konu iken, ebeveyn davranışlarından, bebeğin/çocuğun özel durumlarından ve çevresel birçok etmenden kaynaklanabileceği belirtilmektedir. Kırılganlık algısının, bebeğin/çocuğun gelişimini olumsuz etkilediği ve davranışsal bozukluklara neden olabileceği de bilinmektedir. Birçok yararı olan kanguru bakımının kırılganlık algısında da etkili olabileceği bildirilmektedir. Bu çalışma Kırılgan Bebek Ölçeğinin (KBÖ) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini yapmak ve kanguru bakımının annedeki kırılgan bebek sendromuna etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışma, metodolojik ve deneysel olarak 2 aşamada gerçekleştirildi. Çalışmanın ilk aşamasında, (KBÖ)'nin geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapıldı. Bu çalışma T.C. Sağlık Bakanlığı Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi ve T.C. Sağlık Bakanlığı Kilis İl Sağlık Müdürlüğü Kilis Devlet Hastanesin'de yapılmıştır. Çalışma Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) en az 5 gün tedavi ve bakım hizmeti alıp taburcu olan 1 hafta-4ay yaş aralığında bebeği bulunan 371 anne ile çalışıldı. Çalışmanın birinci aşamasında veri toplamak için, soru formu 1, KBÖ, Edinburg Doğum Sonu Depresyon Ölçeği (EDSDÖ) kullanıldı. Çalışma verilerinin analizleri SPSS ve Lisrel Programları kullanılarak yapıldı. Araştırmanın verilerinin değerlendirilmesinde kapsam geçerliliği, yapı geçerliği (Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) ve Barlett testi, Doğrulayıcı faktör analizi), kriter geçerliliği (Bilinen grup ile karşılaştırma) ve güvenilirlik analizleri (iç tutarlılık, kararlılık) kullanıldı. Ayrıca yapılan bu analizlerin dışında demografik verilerin analizinde sayı ve yüzdelik alma, ölçümle belirlenen değişkenler için ortalama, standart sapma, gruplar arasında farklılıkların karşılaştırılmasında normal dağılım gösten bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen gruplarda mann-whitney U testi, deşikenler arası ilişkiler için korelasyon analizleri kullanıldı. KBÖ'nin dil geçerliğini test ederken çeviri-geri çeviri tekniği kullanıldı. Ayrıca, kapsam geçerliğini sağlamak için uzman kişilerin görüşlerine başvuruldu ve Kendall's W testi ile uzmanların görüş birliğinde oldukları belirlendi (p>0.05). Ölçeğin yapı geçerliliğinde ise öncelikle KMOve Barlett Testi ile örneklem büyüklüğü test edildi ve çıkan sonuçlarda(KMO=0.851, X²=665.065, p=0.01) örneklem büyüklüğü çok iyi olarak değerlendirildi. DFA'de KBÖ'nün 10 maddelik tek faktörlü yapısını koruduğu, maddelerin faktör yüklerinin 0,38 ile 1,16 arasında değiştiği ve DFA uyum indeksleri değerlerinin tümünün kabul edilebilir sınırlar/mükemmel uyum sınırları (NFI=0.94, NNFI=0.96, IFI= 0.97, RFI=0.92, CFI=0.97, GFI=0.93, AGFI=0.88, RMR0.07, REMSEA=0.076, X²/SD= 2.06) içerisinde olduğu belirlendi. Kriter geçerliliği için yapılan analizlerde; preterm bebek sahibi annelerin (65.99), miad bebek sahibi annelere (46.03) göre ve yardımcı üreme tekniği ile bebek sahibi olan annelerin (46.86), normal yollarla bebek sahibi olan annelere (32.14) göre KBÖ puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.01). KBÖ'nün iç tutarlılığı için yapılan analizde cronbach alfa güvenilirlik katsayısı 0,849 olarak belirlendi. KBÖ'nin madde-toplam puan korelasyonlarına bakıldığında 0.35 ile 0.73 arasında olduğu ve herhangi bir madde çıkarıldığında croncbach alfa katsayısının anlamlı derecede değişmediği belirlendi. Ölçeğin iki yarı güvenilirlik düzeyi 0.85 şeklinde değerlendirildi. Edinburg doğum sonu depresyon ölçeği (EDSDÖ)ve KBÖ arasında pozitif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu belirlendi (r=0,32). Test re-test sonuçlarında pozitif yönde güçlü ve ileri düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (r=0.99). Çalışmanın ikinci aşamasında, kanguru bakımının kırılganlık algısına etkisi incelendi. Bu çalışma Gaziantep Özel ANKA Hastanesinde yapılmıştır. Çalışmanın bu aşamasında 27'si kontrol 31'i girişim grubu olmak üzere toplamda 58 preterm bebek sahibi anne örneklem grubunu oluşturdu. Çalışmanın verileri ise; soru formu 2, KBÖ, (EDSDÖ) ve Maternal Bağlanma Ölçeği (MBÖ) ile toplandı. Araştırmanın verileri SPSS programında değerlendirildi. Çalışmanın demografik verilerinin analizinde sayı ve yüzde alma, ölçümle belirlenen değişkenler için ortalama ve standart sapma analizleri, pearson momentler korelasyon testi, bağımlı ve bağımsız gruplarlarda t-testi, Fisher's Exact testi kullanıldı. Çalışmanın ikinci kısmında annelerin KBÖ puan ortalaması; kanguru bakımı uygulanan girişim grubunda 17.22±0.96, kontrol grubunda 43.66±0.89 olarak bulundu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0.01). Ayrıca kanguru bakımı uygulaması sonrası gruplar arasındaki hem EDSDÖ hem de MBÖ puan ortalamaları da girişim grubu annelerde istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). Sonuç olarak; KBÖ'nin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceği kanguru bakımının annedeki kırılganlığı, doğum sonu depresyonu azalttığı ve maternal bağlanmayı arttırığı belirlendi. Anahtar kelimeler; kırılganlık algısı, preterm, kanguru bakımı

AlgıAnnelerBebek bakımı+4
Melike Yavaş Çelik
Hasan Kalyoncu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göçmen nüfusun sağlık durumunu belirleyen faktörlerin lojistik regresyon ile incelenmesi: Adana örneği

Bu çalışmada Adana'daki göçmen nüfusun sağlık durumunu belirleyen faktörlerin tespit edilmesi ve sosyoekonomik ya da davranışsal faktörlerin rapor edilen sağlık durumu üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Adana'da ikamet eden kırılgan grup üyeleri arasından tesadüfi örnekleme ile seçilen 410 birey oluşturmaktadır. Araştırmanın bağımlı değişkeni göçmenlerin rapor ettikleri sağlık durumu olup bu değişken yalnızca iki değer almaktadır. Bağımlı değişken olan sağlık durumunun kategorik bir değişken olması nedeni ile bağımsız değişkenlerin bu değişken üzerindeki etkisi lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Bireylerin yaşı her 1 yıl arttığında sağlıklı olma olasılıkları olmama olasılıklarına göre ortalama 0,948 kat azalmaktadır. Eğitim düzeyi ilkokul olan okur-yazar olmayan bireyler eğitim düzeylerine ilkokula çıkardıklarında sağlıklı olma olasılıkları olmama olasılıklarına göre ortalama 2,532 kat artığı bulunmuş, bireyler eğitim düzeylerine üniversiteye çıkardıklarında sağlıklı olma olasılıkları olmama olasılıklarına göre ortalama 5,842 kat artmaktadır. Çalışan bireyler için sağlıklı olma olasılığı, sağlıklı olmama olasılığının ortalama 2,236 katı olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Göç, kırılgan grup, sağlık, kategorik değişken, lojistik regresyon

AdanaGöçlerGöçmenler+6
Selda Soygözen
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alzheimer hastalarının beslenme durumunun fiziksel ve bilişsel fonksiyonlarla ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı Alzheimer hastalarının (AH) beslenme durumunu saptamayı, beslenme ile sarkopeni, depresyon, kırılganlık, bilişsel fonksiyonlarla ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma Gaziantep ili Moral Evine kayıtlı çalışmaya katılmayı kabul eden 62 (31 erkek, 31 kadın) bireyle yürütülmüştür. Soru formu ile bireylerin; sosyo-demografik ve sağlık durumuna ilişkin bilgiler, beslenme durumunun değerlendirilmesi için Mini Nütrisyonel Değerlendirme (MNA), 24 saatlik besin tüketimi, antropometrik ölçümler, psikososyal ve bilişsel durumun değerlendirilmesi için Mini Mental Değerlendirme Testi (MMDT), Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, biyofiziksel değerlendirme için Edmonton Kırılganlık Ölçeği, Sarkopeni Hızlı Tarama Testi (SARC-F) uygulanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 75,3±6,1 bulunmuş olup, %83,9'u 70 yaş ve üzerindir. Beden kütle indekslerine göre %74.2 si normal ağırlığının üstündedir ve yetersiz beslenme tespit edilmemiştir ancak MNA'ya göre %56,5'i malnütsiyon riski altında %3,2'si malnütrisyonludur. MNA puanı ile enerji ve protein alımı arasında pozitif yönde orta düzey korelasyon varken (r=.309; p=.015), (r=.388; p=.002); Edmonton kırılganlık puanı ile negatif yönde orta düzey korelasyon bulunmuştur (r=-.361; p=.004). Beden Kütle İndeksi (BKİ) ile enerji alımı arasında negatif yönde düşük düzey korelasyon bulunmuştur (r=-.299; p=.018). Enerji alımı ile MNA puanı pozitif yönde orta (r=.309; p=.015) ; protein alımı ile pozitif yönde düşük ilişki (r=.704; p=.000) ve beden kütle indeksi ile negatif yönde düşük düzeyde (r=-.299; p=.018), SARC-F ile pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur (r=.323; p=.011). Protein alımı ile MNA puanı arasında pozitif yönde orta düzey ilişki (r=.388; p=.002), enerji alımı ile pozitif yönde orta ilişki bulunmaktadır (r=.704; p=.000). El kavrama gücü ile Edmonton kırılganlık puanı (r=-.307; p=.015) ve SARC-F puanı arasında negatif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur (r=-.415; p=.001). Edmonton kırılganlık puanı ile MNA puanı arasında negatif yönde (r=-.361; p=.004), el kavrama gücü ile negatif yönde (r=-.307; p=.015), SARC-F ile negatif (r=-.415; p=.001), depresyon puanı ile pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur (r=.304; p=.016). SARC-F puanı ile enerji alımı negatif yönde düşük düzeyde (r=-.266; p=.027), el kavrama gücü negatif yönde(r=-.415; p=.001), edmonton kırılganlık puanı pozitif yönde (r=.634; p=.000), anksiyete ve depresyon puanları pozitif yönde orta düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.303; p=.017), (r=.263; p=.039). Anksiyete puanı ile SARC-F,depresyon mini mental durum testi ile pozitif yönde düzeyde orta düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.303; p=.017), (r=.620; p=.000), (r=.320; p=.011). Depresyon puanı ile Edmonton kırılganlık puanı (r=.304; p=.016) ve anksiyete (r=.620; p=.000) ile pozitif yönde orta düzeyde SARC-F ile negatif yönde düşük düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.263; p=.039). Mini mental değerlendirme testi, anksiyete ile pozitif yönde orta düzeyde korelasyon bulunmuştur (r=.320; p=.011). Bu çalışmada beslenme durumu ile ilişkilere bakıldığında malnütrisyon; enerji ve protein alımı, sarkopeni ve BKİ ile ilişkili bulunmuştur. Sarkopeni ise enerji, el kavrama, kırılganlık, anksiyete ve depresyon ile ilişkili bulunmuştur. Alzheimer hastalarının beslenme durumunun değerlendirilmesinde antropometrik ölçüm dışında, biyofizik testler ve tarama testlerinin yapılması önemlidir. Malnütrisyonun yanı sıra sarkopeni varlığında da besin öğesi alımının değerlendirilmesi önerilir.

Alzheimer hastalığıDepresyonKırılganlık+3
Büşra Erdoğan
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

65 yaş üzeri elektif cerrahi operasyon geçiren hastalarda kırılganlık (frailty) ve sarkopeninin değerlendirilmesi, prospektif-gözlemsel çalışma

65 Yaş Üzeri Elektif Cerrahi Operasyon Geçiren Hastalarda Kırılganlık (Frailty) ve Sarkopeninin Değerlendirilmesi, Prospektif-Gözlemsel Çalışma Amaç: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana bilim dalında elektif cerrahi ameliyat olan 65 yaş ve üzeri hastaları preoperatif olarak kırılganlık ve sarkopeni açısından değerlendirerek, operasyon sırası ve sonrasında gelişen komplikasyonları incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Kasım 2021 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde elektif cerrahi operasyon geçiren 65 yaş ve üzeri 276 hasta dahil edildi. Hastaların demografik verileri, yapılan operasyon ve nedeni, yandaş hastalıklar, cerrahi risk sınıfı, medeni durum, gelir düzeyi, eğitim düzeyi kaydedildi. Hastalar kırılganlık indeksi açısından puanlandırıldı. Yine tüm hastaları preoperatif bakım ünitesinde Esaote, MyLabtmSix ultrasound ile B modda (lineer yüksek frekanslı prob ile) sarkopeni açısından değerlendirerek rektus femoris kası ölçümü yapıldı. Hastaların hepsinde rektus femoris kasının hem kalınlığı hem de kesit alanı ölçüldü. Bulgular: 276 hastanın verileri değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalamaları 71,5±5,99 yıl olarak bulundu. Hastaların %58'i erkek cinsiyet olarak tespit edilmiştir. Cerrahi risk sınıflamasına göre hastaların % 47,5'i düşük, % 47,8'i orta, % 4,7'sinin ise yüksek risk sınıfında olduğu tespit edildi. Hastaların % 35,5'i kesit alanına göre; % 32,2'si rektus femoris kalınlığına göre; % 25,4 hastada ise hem kesit alanı hem de rektus femoris kalınlığına göre sarkopeni varlığı tespit edildi. Kırılganlık hastaların % 54,7'sinde tespit edilirken; kırınganlık tespit edilenlerden % 74,2 hastanın pre kırılgan, % 25,8'inin ise kırılgan olduğu saptandı. Hastalardan 176'sında peroperatif komplikasyon geliştiği tespit edildi. Postoperatif komplikasyon hastaların 115'inde saptandı. Sarkopeni gelişen hastaların yaş ortalamaları daha yüksek idi (p<0,001). Eğitim düzeyi düşük olan hastalarda, gelir düzeyi düşük olan hastalarda ve yalnız yaşayan hastalarda sarkopeni gelişimi istatistiksel anlamlı olarak daha sık bulundu (p<0,001). Cerrahi riski orta ve yüksek risk grubunda olanlarda sarkopeni gelişimi istatistiksel olarak daha fazla idi (p=0,004). Sarkopeni gelişen hastalarda ortalama hastanede kalış süreleri de istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi (p<0,001). Sarkopeni gelişen hastalarda peroperatif komplikasyon gelişim oranı istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p<0,001). Postoperatif komplikasyon gelişimi oranı sarkopenik hastalarda istatistiksel olarak daha yüksekti (p<0,001). Cerrahi risk sınıfı yüksek ve orta riskli olan hastalarda peroperatif ve postoperatif komplikasyon varlığı daha sık gözlendi (sırasıyla p<0,001; p<0,001). Kırılgan grupta yer alan hastalarda peroperatif ve postoperatif komplikasyon varlığı istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi (sırasıyla p=0,001; p=0,001). Kırılgan grupta yer alan hastalarda yoğun bakım yatışı ve hastanede ortalama kalış süresi pre kırılgan grupta yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç: Çalışma sonucunda kırılgan ve sarkopenik hastalarda peroperatif ve postoperatif komplikasyonlar çok daha fazla oranda gözlenmiş ve istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu çalışma ile peroperatif ve postoperatif komplikasyon riskinin değerlendirilmesinde 65 yaş üzeri hastalarda kırılganlık ve sarkopeninin araştırılmasının komplikasyonların önlenmesi ve gerekli hazırlıkların yapılabilmesi açısından oldukça önemli olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sarkopeni, Kırılganlık, Geriatrik Hasta, Komplikasyon

CerrahiGeriatriKas distrofileri+4
İstemihan Karakayalı
Çukurova University
2022
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolüne uyum, diyaliz yeterliliği ve kırılganlık düzeyi

Araştırma, yaşlı hemodiyaliz hastalarında sıvı kontrolüne uyum, diyaliz yeterliliği ve kırılganlık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini, evreni bilinen örneklem hesabına göre %5 örneklem hatası ve %5 anlamlılık düzeyinde Ekim 2019 -Ekim 2020 tarihleri arasında Özel Karatekin Diyaliz Ünitesi, Çankırı Devlet Hastanesi, Çerkeş Devlet Hastanesi, Ilgaz Devlet Hastanesi, Kurşunlu Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitelerinde tedavi gören 105 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri 'Kişisel ve Tıbbi Özellikler Bilgi Formu', 'Edmonton Kırılganlık Ölçeği' ve 'Hemodiyaliz Hastalarında Sıvı Kontrol Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel metotlar, parametrik karşılaştırma testleri ve korelasyon testleri kullanılmıştır. Hemodiyaliz Hastalarında Sıvı Kontrol Ölçeği toplam puanı 50.00±6.39, bilgi alt boyut puanı 16.32 ± 2.31, davranış alt boyut puanı 20.38 ± 4.19, tutum alt boyut puanı 13.30 ± 3.08, ortalama Kt/V düzeyi 1.55 ± 0.27, Edmonton Kırılganlık Ölçeği puan ortalaması ise 7.64 ± 3.3 olarak belirlenmiştir. EKÖ toplam puanı ile Kt/V değeri arasında bir ilişki saptanmamasına rağmen(p>0.05), kırılganlık bilişsel durum alt boyut puanı yüksek hastalarda diyaliz sonrası kreatinin düzeyinin daha düşük olduğu (p<0,01), bilişsel durum puanı arttıkça Kt/V değerinin de arttığı belirlenmiştir (p<0,05). SKÖ toplam ortalama puanı ile Kt/V değeri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu(p<0.05).Yaşlı hemodiyaliz hastalarının EKÖ toplam puanı ile SKÖ toplam ve alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadığı saptanmıştır (p>0.05). Araştırma sonucunda hastaların sıvı kontrolüne uyumlarının orta düzeyde olduğu, sıvı kontrolüne uyum düzeyi arttıkça diyaliz yeterliliğinin arttığı, hastaların %64.8'inin çeşitli düzeylerde kırılgan oldukları saptanmıştır. Bu sonuçlar ışığında yaşlı hemodiyaliz hastalarının sıvı kontrolüne uyum, diyaliz yeterlilik ve kırılganlık düzeylerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve gereksinimleri doğrultusunda eğitimlerin planlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, diyaliz yeterliliği, kırılganlık, sıvı kontrolü, yaşlı hemodiyaliz.

HemşirelikKırılganlıkRenal diyaliz+2
Elif Özdemir
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı hipertansiyon hastalarında kırılganlık ve öz-bakım gücü arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Araştırma, yaşlı hipertansiyon hastalarında kırılganlık ve öz-bakım gücü arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini evreni belli olmayan örnekleme yöntemine göre, %5 örneklem hatası ve %5 anlamlılık düzeyinde Ekim 2019- Ekim 2020 tarihleri arasında Düzce Atatürk Devlet Hastanesi dahili yataklı servisleri ve dahili polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzeri 299 hipertansiyon hastası oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Edmonton Kırılganlık Ölçeği" ve "Öz-bakım Gücü Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar, paremetrik karşılaştırma testleri ve korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 71.40±6.597'dir. Edmonton Kırılganlık Ölçeği toplam puan ortalaması 5.71±2.87, Öz-bakım Gücü Ölçeği puan ortalaması ise 90.19±12.06 olduğu saptanmıştır. Hastaların kırılganlık ve öz-bakım gücü düzeyleri arasında orta düzeyde negatif anlamlı doğrusal ilişki olduğu belirlenmiştir (r:-0.306; p<0.000). Araştırma sonucunda hastaların %37.1'inin çeşitli düzeylerde kırılgan olduğu, öz-bakım güçlerinin orta düzeyde olduğu; kırılganlık düzeyi arttıkça öz-bakım gücünün azaldığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar ışığında hemşirelerin yaşlı hipertansiyon hastalarının kırılganlık ve öz-bakım gücünü eş zamanlı değerlendirmesi, gereksinimleri doğrultusunda eğitimler planlanması önerilmektedir

GeriatriHipertansiyonKırılganlık+2
Merve Çelik
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of remittances in state rebuilding: The case study of Somalia

This study investigates the role of remittances in the state rebuilding of Somalia. The volume of remittances going into the Somali economy is massive, yet little is known about their contribution to the country's reconstruction. Remittances can impact state fragility, and state building. Somalia is known globally to have been the world's most failed state. For instance, the Fund for Peace fragility index places Somalia at 110.5 points while the World Bank's CPIA places Somalia at 2.0 points. State-building indicators, including economic, social equity, public services, and judicial and political functions, have been absent or weak in Somalia. However, they have been created or strengthened thanks to remittances. Therefore, gaining an in-depth understanding of their involvement with this phenomenon is crucial. This thesis seeks to answer the following questions: 1. What role do remittances play in the state rebuilding of Somalia? 2. How is the government benefiting from the remittances flow to the country? 3. How are remittances used to build civil society institutions that collaborate with the state in rebuilding? Drawing on a purposive approach, this study is based on in-depth semi-structured interviews with people rich in information on Somali affairs, academics, Hawala companies, families who receive remittances, and the Somali diaspora communities who send money back to Somalia and the relevant secondary data. Despite the increase in recent research on the effects of remittances in Somalia, a critical gap remains. The impact of remittances in the state rebuilding of Somalia is yet to be adequately addressed. While research on remittances in household expenditure, social development, education, poverty alleviation, and Hawala firms has been conducted, little has been done, especially on state and institution construction. Somalia has been without a government for the longest time in history, and the current federal government is fragile with weak institutions. Millions of Somalis live abroad, contributing significantly to the positive development of their home country through financial remittances of about $1,735 billion and social remittances in ways that merit in-depth academic analysis; thus, this study aims to bridge this gap and contribute towards these efforts by analyzing the impact of remittances and social networks on Somalia's state rebuilding processes. I argue that remittance flow impacts the state-building processes of Somalia through institution-building such as education, civil society, health, and economics. The study finds that remittances positively impact state building through the development of the healthcare system, educational institutions, roads, legal system, civil society organizations, and the country's literacy rate.

Failed statesStateState building+4
Sıyat Abdı Maalım
Ankara Social Science University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Romatoid artrit tanılı hastalarda tilburg kırılganlık skorunun hastalık aktivitesi ve inflamasyon ile olan ilişkisi

Romatoid artit (RA), etiyolojisi belli olmayan, eklem ve çevresindeki yapılarda erozyon ve deformitelere yol açıp eklemlerde ağrı ve inflamasyona sebep olan kronik otoimmün bir hastalıktır. Kırılganlık ise yaşla beraber fizyolojik fonksiyonlarda azalma ile giden metabolik, nöromüsküler ve immün sistemlerde fonksiyon kaybı oluşturup stres faktörlerine karşı savunmasızlığın artıp sağlık sorunlarına yol açan geriatrik bir sendrom olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızın amacı kırılganlığın RA tanılı hastalarda hastalık aktivitesi ve inflamasyonla olan ilişkisini belirlemektir. Çalışmaya 100 RA tanılı hasta ve 100 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 200 kişi dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan kişilerin frailty skoru, geriatrik depresyon ölçeği, hastane depresyon ve anksiyete ölçeği ile ankete katılımları sağlandı. Ayrıca katılımcılardan alınan kan numunelerinin serum kısmı ayrılarak serum örneklerinde Vitamin D, IL-6 ve CCR-5 düzeyleri değerledirildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics Versiyon 22.0 paket programı kullanılmıştır. Tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. RA grubu kontrol grubu ile kıyaslandığında kırılganlık skoru (p<0.001), depresyon skoru (p=0.003), HAD anksiyete skoru (p<0.001) ve HAD depresyon skoru (p<0.001) anlamlı şekilde yüksek bulundu. RA grubu kontrol grubu ile kıyaslandığında CCR-5 değeri anlamlı şekilde yüksek bulundu (p=0.004). RA ve kontrol grubu arasında IL-6 (p=0.272) ve D vitamini (p=0.108) düzeyi açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Kırılgan olan hastaların olmayanlara göre CDAİ ve DAS-28 skoru anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.001; p=0.025). Sonuç olarak RA tanılı hastalarda kırılganlık daha yüksek hastalık aktivitesine neden olmaktadır. Bu açıdan kırılganlığı inflamasyonu tetikleyebildiği düşünülmektedir. Romatoid artrit hastalarında kırılganlığın erken tespit edilip önlem alınarak hastalığın daha iyi progresyonu açısından geniş popülasyona sahip, çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu düşünmekteyiz.

Artrit-romatoidHastalık şiddeti indeksiKırılganlık+5
Emine Tekin
Fırat University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil servise başvuran yaşlı hastalarda kliniğe yatış, taburculuk, taburculuk sonrası tekrar acil servis başvurusu ve mortaliteyi öngörmede güncel tarama skorlarının karşılaştırılması

Çalışmamız Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı kliniğinde 65 yaş üstü hasta grubundan bilgilendirme sonrası dahil olmayı kabul eden 127 hasta ile yapıldı. Hastalar ilk başvurularında ISAR, PRISMA–7 ve Silver Code skorlamalarıyla değerlendirildi. İlk başvurudan sonra 1, 3 ve 6.aylarda tekrar acil servis başvuruları ve exitus durumları açısından tekrar değerlendirildiler. Çalışma verileri değerlendirildiğinde; acil servisten taburculuk sonrası 1 ay içinde exitus olanlarda PRISMA–7 pozitifliğinin (p: 0,003) ve Siver Code yüksek riskinin (p: 0,044) anlamlı olduğu, acil servisten taburculuk sonrası 3 ay içinde exitus olanlarda PRISMA–7 pozitifliğinin (p: 0,053) anlamlı olduğu, acil servisten taburculuk sonrası 3.ayda tekrar acil başvurusunda Silver Code yüksek riskinin (p: 0,025) anlamlı olduğu tespit edildi. ISAR skorunun taburculuk sonrası tekrar başvuru ve exitusları göstermede yeterli olmadığı tespit edildi. Çalışma verilerine göre yapılan ROC analizinde ilk başvuruda klinik yatışı göstermede Silver Code anlamlı (p: 0,05); ilk başvuruda yoğunbakıma yatışı göstermede Silver Code anlamlı (p: 0,02); tekrar acil başvurularında hiç biri tek başına anlamlı değil; 1 ay içinde exitusları göstermede PRISMA – 7>3 (p: 0,0001; sensitivite: %90) ve Silver Code>4 (p: 0,0146; sensitivite %100) anlamlı; 3 ay içinde exitusları göstermede PRISMA – 7>3 (p: 0,0004; sensitivite: %100), Silver Code>17 (p: 0,0402; sensitivite %83) ve ISAR>3 (p: 0,0002; sensitivite %83) anlamlı; 6 ay içinde exitusları göstermede Silver Code>10 (p: <0,0001; sensitivite %100) anlamlı olarak tespit edildi. Hastaneye ve yoğunbakıma yatış üzerine yaş, cinsiyet, PRISMA – 7, ISAR, Silver Code bağımsız değişken olarak alınarak yapılan Binary Logistic Regresyon analizi sonuçlarına göre yaş, cinsiyet, PRISMA – 7, ISAR, Silver Code belirleyici olarak saptanmadı. 1., 3. ve 6. aylarda tekrar acil başvuruları üzerine yaş, cinsiyet, PRISMA – 7, ISAR, Silver Code bağımsız değişken olarak alınarak yapılan Binary Logistic Regresyon analizi sonuçlarına göre 1.ay acil başvurularında ISAR belirleyici olarak saptandı (p: 0,044); 3.ay acil başvurularında yaş, cinsiyet, PRISMA – 7, ISAR, Silver Code belirleyici olarak saptanmadı; 6.ay acil başvurularında PRISMA–7 belirleyici olarak saptandı (p: 0,052). 1, 3 ve 6 ay içinde exitusları oranları üzerine yaş, cinsiyet, PRISMA – 7, ISAR, Silver Code bağımsız değişken olarak alınarak yapılan Binary Logistic Regresyon analizi sonuçlarına göre 1 aylık mortalitede PRISMA–7 belirleyici olarak saptandı (p: 0,003); 3 aylık mortalitede yaş, cinsiyet, PRISMA – 7, ISAR, Silver Code belirleyici olarak saptanmadı; 6 aylık mortalitede Silver Code belirleyici olarak saptandı (p: 0,027). Sonuç olarak; acil servise başvuran 65 yaş üstü hasta grubunda kırılganlık taramasında kullanılabilecek skorlamalar arasından ISAR, Silver Code ve PRISMA–7 ile yapılan çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere göre Silver Code ve PRISMA–7 skorları hastaların prognozuyla ilgili ISAR skoruna göre daha fazla bilgi vermektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, kırılganlık, ISAR, Silver Code, PRISMA–7

Acil servis-hastaneAcil tıpKırılganlık+2
Nimet Uras
Fırat University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının kırılgan narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkisi

Bu çalışmada lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılıkların (SMB) kırılgan narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca araştırmada sosyodemografik ve sosyal medya (SM) kullanım özelliklerinin hem sosyal medya bağımlılığı hem de kırılgan narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ ilindeki lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Elâzığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 7 liseden kolaydan örnekleme yöntemi ile seçilmiş 147'si kız, 162'si erkek toplam 309 öğrenci oluşturmuştur. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ)", "Kırılgan Narsisizm Ölçeği (KNÖ)" kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS 25.0 Windows paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre lise öğrencilerinin %72.8'inde SMB saptanmıştır. Kız öğrencilerde erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek oranda SMB saptanmıştır (%81.6 & %64.8, p<.05). Öğrenciler en sık kullandıkları uygulamaların İnstagram, Youtube ve Twitter olarak bildirmiştir. SMBÖ toplam puanın; sosyal medyada geçirilen süre ile pozitif (r=0.41, p<.05), SM kullanmaya başlama yaşı ile negatif (r=-0.17, p<.05) ilişkili olduğu bulunmuştur. SM uygulamaları, bildirim kontrol sıklığı ve kullanım amaçları arasında SMB oranlarında anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur (p<.05). Kırılgan narsisizm ölçeğinden alınan puanlar ile cinsiyet ve yaş değişkenleri arasında ilişki saptanmamıştır. SMBÖ toplam puanı ile KNÖ puanı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0.36, p<.05). Sosyal medyada takipçi sayısına önem verdiğini bildirenlerde, sosyal medyayı yeni kişilerle tanışmak, tanınmak, paylaşımlara yorum yazmak/beğenmek amaçlarıyla kullananlarda, bu amaçlarla kullanmayanlara göre daha yüksek KNÖ puanları saptanmıştır. Çalışmamız lise öğrencilerinde SMB ve kırılgan narsisistik kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Çalışma sonuçlarımız kırılgan narsisistik kişilik özelliklerinin sosyal medya bağımlılığı ve birtakım sosyal medya kullanım özellikleriyle ilişkili olduğunu göstererek alanyazına önemli katkıda bulunmuştur.

BağımlılıkKişilik özellikleriKırılganlık+4
Kubra Baydaş
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik hastalarda hemogram kökenli inflamatuvar parametrelerin kırılganlık ölçekleriyle ilişkisi

Giriş: Kırılganlık yaşlı nüfusun önemli sorunlarından biridir. Hastanın fiziksel ve psikolojik durumu, sosyodemografik özellikleri, kronik hastalıkları ve bunların komplikasyonları kırılganlığı etkiler. Kırılganlık sendromunun patofizyolojisinde hücresel yaşlanma ve yaşlanmanın neden olduğu inflamatuvar süreçler önemli yer tutmaktadır. Tip 2 diyabet (T2DM) de inflamasyona neden olan kronik bir hastalıktır. Bu çalışmada yaşlı T2DM hastalarında Tilburg ve Frail ölçeklerine göre kırılganlığın; hemogramdaki inflamatuvar parametreler ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamıza Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları polikliniğine Haziran - Kasım 2021 tarihleri arasında başvuran 65 yaş üzeri, T2DM tanılı hastalar akındı. Hastaların sosyodemografik özellikleri, laboratuvar parametreleri ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. Tilburg ve Frail kırılganlık ölçekleri kullanılarak hastaların kırılganlıkları belirlendi. Kırılgan ve kırılgan olmayan gruplar arasında çalışma parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza 64 hastayı dahil ettik. 65 yaş üstü T2DM hastalarında yaşın artması Tilburg kırılganlık ölçeğine (TKÖ) göre kırılganlığı arttırıyordu (p=0.001). TKÖ'ye göre bekarlar evlilere göre anlamlı derecede daha kırılgandı (p=0.007). TKÖ'ye göre diyabetik nöropatinin varlığı kırılganlıkla anlamlı ölçüde ilişkiliydi (p=0.04). TKÖ'ye göre kırılgan olan hastaların laboratuvar tetkiklerinde hemogram parametrelerinden PDW (p=0.03) ve PLR (p=0.03) değeri anlamlı olarak daha düşük bulundu. Frail kırılganlık ölçeğine (FKÖ) göre ise kırılgan olan hastaların PDW (p=0.007) ve MPV (p=0.005) değeri anlamlı olarak daha düşük bulundu. Hastaların MPV değerleri (r=-0.254, p=0.04) Frail skoru ile negatif korelasyon gösteriyordu. Hastaların her iki ölçeğe göre diğer demografik, antropometrik ve laboratuvar ölçümlerinde kırılgan olan ve olmayanlar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (hepsi için p>0.05). PDW 11.8 cut off değeri altında %60 sensitivite ve %61 spesifite ile, PLR 145.6 cut off değeri altında %65 sensitivite ve %59 spesifite ile TKÖ'ye göre kırılganlığı gösteriyordu. PDW 11.6 cut off değeri altında %65 sensitivite ve %67 spesifite ile, MPV 10.2 cut off değeri altında %65 sensitivite ve %67 spesifite ile FKÖ'ye göre kırılganlığı gösteriyordu. Sonuç: T2DM ve yaşlanma vücutta inflamasyonu tetikleyen hadiselerdir. İnflamasyonun derecesi hastaların kırılgan olup olmamasında belirleyici bir etkendir. TKÖ'ye göre kırılganlarda PDW ve PLR'nin düşük olması, FKÖ'ye göre kırılganlarda PDW ve MPV'nin düşük olması ayrıca MPV düşüşüyle Frail skorundaki artışın anlamlı derecede korele olması trombosit aktivasyonundaki değişikliklerin kırılganlık patogenezinde önemli bir rol oynadığı çalışmamızda görülmüştür. Çalışmamızda inflamasyon belirteçlerinden olan PDW, MPV ve PLR ile kırılganlık ölçekleri arasındaki ilişki bunu desteklemekte ve bu konuda daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Tilburg, Frail, Tip 2 Diyabetes Mellitus, Kırılganlık, Hemogram, Inflamasyon

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Kan sayımı+2
Utku Turan
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00

İlgili konular