Kırılganlık

Bu konu başlığı altında 93 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı koroner kalp hastalarında kırılganlık düzeyi ile öz bakım davranışları arasındaki ilişki

Giriş ve Amaç: Koroner kalp hastalıkları, tüm dünyada ve özellikle yaşlı nüfusta sık görülen kronik hastalıklardan biridir. Yaşlı koroner kalp hastalarında tedavi ve bakım hedeflerinin belirlenebilmesi için kırılganlık ve öz bakım kaybına yol açan bileşenlerin açıklığa kavuşturulması; sağlık çalışanlarının hastalarına bireyselleştirilmiş bakım önerileri sunabilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışma, koroner kalp hastalığı bulunan yaşlı hastalarda kırılganlık düzeyi ve öz bakım davranışlarının belirlenmesi ile aralarındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desende planlanan bu çalışma, bir üniversite hastanesinin Kardiyoloji Kliniğinde, 15.06.2023 - 15.01.2024 tarihleri arasında koroner kalp hastalığı tanısı ile yatan 138 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, "Hasta Bilgi Formu", "Edmonton Kırılganlık Ölçeği" ve "Koroner Kalp Hastalığı Öz Bakım Envanteri" kullanılarak toplandı. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 74,07±8,60 yıl olup %61,6'sı erkektir. Hastaların yarısından fazlasının çeşitli düzeylerde kırılgan oldukları ve öz bakım davranışlarının ise orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Kadınların, düşük eğitim ve gelir düzeyine sahip hastaların, hareketsiz yaşam tarzı, ek kronik hastalığı ve son bir yılda tekrarlayan hastane yatışı olan hastaların kırılganlık düzeyinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Hastaların öz bakım davranışlarının medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, yaşam tarzı, son bir yıldır tekrarlayan hastane yatışı varlığı ve ilaçlarını düzenli kullanma durumu ve kırılganlık kategorisine göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Ayrıca kırılganlık düzeyi arttıkça öz bakım davranışlarının azaldığı; yaş arttıkça kırılganlık düzeyinin arttığı ve bazı öz bakım davranışlarında düşüş olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda hastaların çeşitli düzeylerde kırılgan oldukları ve öz bakım davranışlarının orta düzeyde olduğu, kırılganlık ve öz bakım davranışlarının tanımlayıcı ve hastalığa ilişkin özelliklere göre farklılık gösterdiği, kırılganlık düzeyi arttıkça öz bakım davranışlarının azaldığı bulundu. Sonuçlar doğrultusunda, yaşlı koroner kalp hastalarının bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak kırılganlık düzeylerini azaltmaya ve öz bakım davranışlarını geliştirmeye yönelik sağlık eğitimi ve destekleyici bakım girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Kalp hastalıklarıKırılganlıkYaşlılar+1
Tuğçe Özger Işık
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı ve orta yetişkin Tip 2 diyabetli bireylerde kırılganlığın ayak bakım davranışları ve öz etkililiğe etkisinin değerlendirilmesi

Kırılganlık kas ve sinir fonksiyonlarının bozulmasına ve stres etkenlerine karşı savunmasızlık sonucu bağımlılığa sebep olarak olumsuz sonuç riskini arttırmaktadır. Diyabetin kırılganlığı arttırıcı etkisi, kırılganlığı olmayan bireylere göre daha hızlı fonksiyonel düşüşe, komplikasyonlara ve hastaneye yatışa neden olmaktadır. Kırılganlığın erken tespiti, fonksiyonel gerilemeyi azaltmak için, hedefe yönelik müdahalelerin uygulanmasına olanak sağlayabilmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerle yapılan bu çalışmada yaşlı ve orta yetişkinlerde kırılganlığın ayak bakım davranışı ve öz etkililiğe etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Veriler Ağustos – Aralık 2023 tarihleri arasında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye ile Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları poliklinikleri ve servislerinde toplandı. Araştırmaya alınma kriterlerine karşılayan 75 yaşlı ve 75 orta yetişkin olmak üzere toplam 150 Tip 2 diyabetli birey dahil edildi. Araştırma için gerekli etik kurul onayı, kurum çalışma onayı ve hasta onamları alındı. Verilerin toplanmasında Diyabetli Birey Tanıtıcı Bilgi Formu, Ayak Bakım Davranış Ölçeği (ABDÖ), Diyabetik Ayak Bakımı Öz-etkililik Ölçeği (DABÖÖ) ve FRAİL Kırılganlık Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde Shapiro Wilk testi, Mann-Whitney U testi/Kruskall Wallis, Dunns' çoklu karşılaştırma testi, Spearman korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan diyabetli bireylerin yaş ortalaması 62,81 ± 10,3 yıl, %48,7'sinin erkek, %51,3'ünün kadın olduğu belirlendi. Orta yetişkin ve yaşlı popülasyonda yapılan bu çalışmada kırılganlık arttıkça hastaların daha kötü ayak bakım davranışları gösterdiği ve öz etkililiklerinin azaldığı tespit edildi (p<0,001). Regresyon analizi sonucuna göre; kırılganlığın hem yaşlı hem de orta yetişkin bireylerde ayak bakım davranışı ve öz etkililiği etkilediği (p<0,001), ayak bakımı davranışının toplam varyansının %81,8'ini ve diyabetik ayak bakımı öz etkililiğinin toplam varyansının %76,7'sini açıkladığı belirlendi. 65 yaş ve üzeri grupta olanlar, diyabet süresi uzun olanlar, sürekli kullanılan ilaç sayısı fazla olanlar, diyabete ek kronik hastalığı bulunanlar, gün içinde ayakta kalma süresi kısa olanlar, diyabete bağlı komplikasyon gelişenler, ayakta dengede dururken zorlanma yaşayanlar, yürürken bir yere takılanlar, yürürken ayağını sık sık bir yere çarpanlar, ayakla ilgili sorun yaşayanlar, egzersiz yapmayanlar, son bir yılda hastaneye yatış öyküsü bulunanlar, daha önce veya şu anda ayaklarında diyabete bağlı yarası olanlar ve yürürken ayak ya da bacakta ağrı hissedenlerin kırılganlık düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak kırılganlığın ayak bakımını ve öz etkililik düzeyini önemli ölçüde etkilediği saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda diyabetle ilişkili ayak hastalıklarının önlenmesi için, olumsuz olay riski taşıyan diyabetli bireylerin erken tanılanması ve kırılganlığın ciddiyetinin değerlendirilmesi önerilmektedir.

Diabetes mellitus-tip 2Diabetik ayakKırılganlık
Döndü Bilici
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İç hastalıkları servislerinde hospitalize edilen hastaların malnütrisyon, kırılganlık ve komorbid hastalıklar açısından değerlendirilmesi ve kısa dönem sağkalım üzerine etkisinin incelenmesi

Malnütrisyon ve kırılganlık, hastanede yatan hastalarda sık görülmekte ve artmış komplikasyonlara, uzamış hastane yatışlarına, artan mortalite ve rehospitalizasyona sebep olmaktadır. Çalışmamızın amacı yatan hastaların malnütrisyon, kırılganlık ve komorbid hastalıkları açısından taranması, bu durumlarla ilişkili faktörlerin ortaya konması ile bu durumların hastanede yatış süresini, kısa dönem sağkalıma etkilerini ve yeniden hastaneye yatış süreçlerini öngörmesi açısından incelenmesidir. Çalışmamıza HÜTF Hastanesi İç Hastalıkları servislerinde akut hastalık nedeniyle izlenen 50 yaş ve üzeri 134 yatan hasta dahil edildi. Katılımcıların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri, komorbiditeleri, malnütriyon, kırılganlık durumları, uzamış hastane yatışı (>10 gün), ilk 3 ve 6 aylık rehospitalizasyon, ölüm oranları değerlendirildi. Malnütrisyon için Mini Nütrisyonel Değerlendirme Kısa Form (MNA-SF), Nütrisyonel Risk Taraması-2002 (NRS-2002) tarama testleri ve Global Leadership Initiative on Malnutrition (GLIM) kriterleri, kırılganlık için FRAIL skalası ve klinik kırılganlık skalası (CFS) kullanıldı. Kas kuvvetini ölçmek ve sarkopeni riski açısından kas fonksiyonlarını saptamak için ise el kavrama kuvveti (HGS) ölçümü yapıldı. Malnütrisyon ve kırılganlık ölçeklerinin hastane yatış süresi ve 3-6 aylık rehospitalizasyon veya ölümü öngördürücü prognostik özelliği ROC analizi ile incelendi. Anlamlı "cut-off" değeri varlığında testin duyarlılık ve özgüllüğü hesaplandı. Parametrelerin genel sağ kalım ile ilişkisi log-rank testi kullanılarak incelendi. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 67,2 ± 10,4 olup, hastaların %55.2'si 65 yaş ve üzerindeydi. Hastaların %91.8'inde en az bir komorbid hastalık mevcut olup, en sık görülen komorbidite %61.2 ile hipertansiyondu. MNA- SF ortalama puanı 9 ± 2,5 olup, %33,6 hasta malnütrisyon kategorisinde, NRS-2002 için ise %44 hasta 3 puan ve üzerindeydi. Hastalar GLİM kriterlerine göre değerlendirildiğinde %44,8 hastada malnütrisyon (%29,9'u evre 1, %14,9'u evre 2) saptandı. MNA-SF, NRS-2002 ve GLIM kriterleri ile nütrisyonel durumun bozuk saptanmasının uzamış hastane yatışı (>10 gün) (p:0,043, p:0,014, p:0,023) ve ilk 3-6 aylık rehospitalizasyon ve ölüm oranları ile ilişkili olduğu görüldü (p<0.001). FRAİL skalasına göre %53,7 hasta, klinik kırılganlık skalasına göre ise %59 hasta kırılganlıkla yaşayan olarak değerlendirildi. FRAIL skalası ve CFS'ye göre kırılgan olmak, ilk 3 aylık rehospitalizasyon ve ölüm oranları ile ilişkili olarak bulundu (p:0,027, p:0,007). Malnütrisyon ve kırılganlık için kullandığımız metotların her biri 6 aylık genel sağ kalım ile ilişkili bulundu. Ayrıca baldır çevresinde azalma ve düşük el sıkma kuvveti olması da taburculuk sonrası ilk 3-6 aylık rehospitalizasyon ve ölümle anlamlı ilişkili bulundu. Malnütrisyon ve kırılganlığın akut hastalık sebebiyle yatırılan hastalarda yatış esnasında taranması ile erken tedavi ve müdahale imkanı oluşacaktır. Bu durumun gelecekteki olası komplikasyonların, olası yeniden hastane yatışlarının ve mortalite riskinin önlenmesinde etkili olabileceğine dair kanıtlar ortaya konulmuş oldu.

KomorbiditeKırılganlıkMalnütrisyon+4
Abdurrahman Sadıç
Hacettepe University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Narsisistik rekabet, hayranlık ve kırılganlık özelliklerinin bağımlılıklar ve psikolojik semptomlarla ilişkisinde başa çıkma stillerinin aracı rolü

Narsisizm kırılgan ve büyüklenmeci boyutlar ile kavramsallaştırılmış, sağlıklılık ve psikopatolojilerle ilişkili görülmüştür. Kırılgan narsisizm, nevrotik kişilik ve psikopatolojilerle ilişkili olarak raporlanırken büyüklenmeci boyut daha çelişkili bulgular sunmuştur. Büyüklenmeci narsisizmin çelişkili bulgularından hareketle hayranlık ve rekabet alt boyutları kavramsallaştırılmıştır (Back ve ark., 2013). Hayranlık statü elde etme, takdir kazanma, liderlik etme gibi davranış ve bilişler ile ilişkiliyken, rekabet daha çok tehdit algısı, kaygı, başarısızlık korkusu ve haset gibi sonuçlar ile ilişkilidir. Kişilik özelliklerinin çeşitli davranışlar ile ilişkisinden hareketle bu özelliklerde ortaya çıkan stresle başa çıkma davranışlarının incelenmesi önemli görülmektedir. Bu araştırma kapsamında Lazarus ve Folkman'ın (1984) kuramından hareketle stresle başa çıkma davranışlarının narsisistik kişilik boyutlarının alkol, madde bağımlılık riskleri, sosyal medya bağımlılığı ve psikolojik semptomları yordamasındaki aracı rolünü anlayabilmek amaçlanmıştır. Narsisizmin daha iyi anlaşılabilmesi, rekabet ve hayranlık boyutlarının klinik perspektifteki kullanımının artması ve Türkiye kültürüne özgü bir çalışmanın yürütülmesi hedeflenmiştir. Araştırmada 18-45 yaş aralığındaki 279 katılımcıya ait veriler hiyerarşik regresyon analizleri ve Hayes tarafından geliştirilen PROCESS eklentisindeki Model 4 aracılığıyla incelenmiştir. Hayranlık boyutunun psikolojik sağlıklılığa ilişkin olarak depresyon seviyesini (ß= -.14, t= -2.22, p=.028) ve davranışsal ilgiyi kesme davranışını (ß= -.22, t= -3.47, p=.001) negatif yönde yordadığı görülmüş, yadsıma davranışıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuştur (ß= .17, t= 2.94, p=.004). Aracılık hipotezi doğrulanamamıştır. Rekabet boyutu; alkol (ß= .22, t= 3.77, p<.001) ve madde bağımlılığı riskleri (ß= .20, t= 3.37, p=.001) ve sosyal medya bağımlılığıyla (ß= .18, t= 3.18, p=.002) pozitif yönde ilişkili görülmüştür. Kırılganlık boyutu anksiyete (ß= .26, t= 4.57, p<.001) ve depresyon (ß= .15, t= 2.20, p=.029) düzeylerini pozitif yönde yordamaktadır. Analizler sonucunda narsisistik rekabet ve kırılganlık boyutlarının sosyal medya bağımlılığı ve stres-anksiyete-depresyon semptom düzeylerini yordamasında davranışsal ve zihinsel ilgiyi kesme, planlama, duyguları ortaya koyma ve olumlu yeniden yorumlama davranışlarının aracı rolü olduğu görülmüştür.

AnksiyeteBağımlılıkBaşa çıkma+7
Atalay Çopur
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kırılganlığın sosyal komponentinin geriatrik sendromlarla ilişkisi

Kırılganlığın sosyal komponenti yakın tarihte önemini daha iyi kavramaya başladığımız ve geriatrik popülasyonda birçok olumsuz durum ile bağlantılı olan bir kavramdır. Sosyal kırılganlık yaşam boyunca bir veya daha fazla temel sosyal ihtiyacın karşılanamaması ya da karşılanamama riski olarak tanımlanabilir. Sosyal ağlara yetersiz katılım, destek eksikliği algısı veya sosyal ihtiyaçların karşılanması için önemli olan kaynakları kaybetme veya kaybetme riski, sosyal kırılganlık kavramının sınırları içerisindendir. Çalışmamızın hedefi sosyal kırılganlık kavramını daha iyi anlayabilmek ve kapsamını belirleyebilmektir. Bu amaçla 136 tane ayaktan hasta sosyal kırılganlık açısından taranmış ve kapsamlı geriatrik değerlendirme ile incelenerek BİA ve kas USG ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızda 41 (%30,1) hastada sosyal kırılganlık tespit edilmiştir. Tek değerli değişken analizine göre sosyal kırılganlıkla yaşayan geriatrik bireylerde; yaş ortalaması, yalnız yaşama, astım veya KOAH hastası olma ve evli olmama oranı anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Sosyal kırılgan popülasyonda GYA, EGYA, MNA-SF skorlarının anlamlı derecede daha düşük olduğu SARC-F, FRAIL, Modifiye Fried ve Edmonton skorlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda sosyal kırılgan hastalarda anlamlı olarak; daha düşük yürüme hızı, daha uzun 5 defa otur kalk süresi ve daha uzun zamanlı kalk ve yürü süresinin görüldüğü ve daha yüksek oranda yardımcı cihaz (baston ve yürüteç) kullanımının olduğu bulunmuştur. BİA ölçümlerinde ise sosyal kırılgan grupta faz açısı değerinin anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Çalışmamızda iki farklı model kullanılarak lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Yaş, cinsiyet, yalnız yaşama, ilaç sayısı, Edmonton testine göre kırılganlık faktörlerinin dahil edilip incelendiği çoklu regresyon analizi modeline göre yaş, cinsiyet ve ilaç sayısının sosyal kırılganlık riskini arttırmadığı; yalnız yaşamanın sosyal kırılganlık riskini 5,1 kat arttırdığı(%95GA: 1,812-14,546, p=0,002) ve Edmonton testine göre kırılganlık varlığının sosyal kırılganlık riskini 4,7 kat arttırdığı görülmüştür(%95 GA:1,758-12,655 p=0,006). Yaş, cinsiyet, yalnız yaşama, ilaç sayısı, Modifiye Fried indeksine göre fiziksel kırılganlık varlığı faktörlerinin dahil edilip incelendiği ikinci modelde ise yaş ve cinsiyetin sosyal kırılganlık riskini arttırmadığı; yalnız yaşamanın sosyal kırılganlık riskini 5,2 kat arttırdığı (%95GA: 1,871-14,735, p=0,002), ilaç sayısında her bir adet artışın sosyal kırılganlık riskini %19 arttırdığı(%95GA:1,041-1,361, p=0,011) ve Modifiye Fried indeksine göre fiziksel kırılganlık varlığının sosyal kırılganlık riskini 4 kat arttırdığı görülmüştür(%95 GA:1,499-10,753, p=0,006). Bulgularımız, hasta değerlendirirken birçok olumsuz durum ile birlikteliğini tespit ettiğimiz ve literatürde yeterli sayıda olmayan sosyal kırılganlık kavramının göz ardı edilmemesi gerektiğini göstermektedir. Bu yaklaşım sosyal kırılganlık ile birlikte görülebilecek komplikasyonların önlenmesinde faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal kırılganlık, geriatrik sendromlar, kapsamlı geriatrik değerlendirme, yaşlı erişkin.

DeğerlemeGeriatriKırılganlık+3
Hüseyin Sayın
Hacettepe University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

65 yaş ve üzeri tip 2 diabetes mellituslu bireylerde kırılganlık ve kapsamlı geriatrik değerlendirme

Diyabet ve kırılganlık yaşlanmayla birlikte sıklığı artan ve genellikle birbirine eşlik eden iki medikal durumdur. Yaşlı yetişkinlerdeki diyabet hastalarının prognozu ve uygun tedavi hedefleri, kırılganlık varlığı ve derecesine göre büyük ölçüde farklılık gösterir. Özellikle tip 2 Diabetes Mellitus (DM) ile yaşayan yaşlı yetişkinler hipoglisemiye daha yatkın olup, düşme, kırık, hastaneye yatış, kardiyovasküler olay ve tüm nedenlere bağlı ölümler gibi olumsuz sonlanım noktalarına karşı daha savunmasızdır. Çalışmanın amacı, diyabetik yaşlı bireylerde kırılganlık ve diğer geriatrik sendromların prevalanslarının değerlendirilmesi ve DM ile olan ilişkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya HÜTF Hastanesi Geriatri Bilim Dalı polikliniğine başvuran 373 hasta dahil edildi. Hastaların poliklinik muayeneleri sırasında kapsamlı geriatrik değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Kırılganlık varlığı iki farklı model, Klinik Kırılganlık Skalası (CFS) ve Fried Fiziksel Kırılganlık Ölçeği (FFKÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca hastaların kas kütle ve performanslarına yönelik ultrasonografi ve Biyoelektrik İmpedans Analiz (BIA) ölçümleri yapıldı. Değerlendirilen 373 hastada FFKÖ'ye göre kırılganlık prevalansı %18,2, pre-kırılganlık prevalansı %56, CFS'ye göre kırılganlık prevalansı %57,4 olarak tespit edildi. Diyabetik hastalarda kırılganlığa diğer geriatrik sendromların da eşlik ettiği ve kırılgalığın diyabet süresi ve hipoglisemi riski ile ilişkili olduğu gösterildi. Kırılganlıkla yaşayan bireylerde önerilen glisemik hedeflerin altında olacak şekilde uygunsuz sıkı kan şekeri kontrolü yapıldığı gözlemlendi. USG ve BIA verileri ile kırılganlık arasında korelasyon saptandı. Çalışma sonucu olarak klinik pratikte diyabeti olan yaşlı bireylerin değerlendirilmesinde ve tedavi hedeflerinin belirlenmesinde kırılganlık kavramının göz önünde bulundurulmasının önemi vurgulandı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Geriatri+5
Hatice Kübra Yıldırım
Hacettepe University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Geriatrik hastalarda sarkopeni, kırılganlık ve geriatrik sendromların düşme sıklığını öngörmedeki rolü

Düşmeler; yaralanma, sakatlık ve ölüme yol açan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Düşmeler multifaktöryel nedenlere bağlı gelişir, düşme risk faktörlerini değerlendirmek ve tanımlamak, geri döndürülebilir risk faktörlerine odaklanmak yaşanacak düşmeleri engelleyebilir. Bu çalışmanın amacı toplumda yaşayan geriatrik bireylerde kapsamlı geriatrik değerlendirme, denge ve kas ultrason parametreleri ışığında düşme sıklığını ve düşme riskini predikte edecek faktörleri ortaya koymaktır. Çalışmamızda HÜTF Hastanesi Geriatri Polikliniğine başvuran daha önce geriatri polikliniğinde birinci ölçümleri tamamlanmış olan 64 hasta kontrole gelmiştir. Hastaların indeks çalışma esnasında, denge ve kas ultrason ölçümleri yapılmıştır. İndeks çalışma sonrasında kontrole kadar geçen süre ortalama ± SS; 30,4 (±6,0) ay bulunmuştur. Düşme insidansı %42,1 olduğu görülmüştür. Düşen hastaların düşmeyenlere göre malnutrisyon, kırılganlık ve sarkopeni açısından daha riskli durumda olduğu, düşen hastaların denge testlerinde ön ve arka stabilite limitlerinin daha düşük olduğu, takipte rektus femoris kas kalınlıklarının anlamlı derecede azaldığı, düşmeyen hastaların ise external oblik kas kalınlıklarının anlamlı derecede arttığı saptanmıştır. Regresyon analizinde düşme riskinin denge testindeki ön ve arka stabilite limitleri ve kas ultrasonunda ölçülen gastroknemius pennasyon açısı ile ilişkili olduğu görülmüştür. Yaş ve cinsiyet etkisinden bağımsız olarak ön ve arka stabilite limitlerinin artışının düşme riskini azalttığı, gastroknemius pennat açıdaki artışın ise düşme riskini arttırdığını saptadık. Denge bozukluğu düşme riskini arttırdığı için klinikte dengeyi değerlendirmek için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bulgularımız, klinisyenlerin düşme riskini belirlemek ve düşmeleri önlemek için denge testleri yapması gerektiğini düşündürmektedir. Ayrıca, özellikle alt ekstremite ve karın kaslarının kalınlığını ölçmek ve izlemek için kas ultrasonunun kullanılması, düşme riski taşıyan bireyleri belirlemeye ve önleyici önlemler alınmasına yardımcı olabilir.

DengeDüşmeKas distrofileri+3
Kübra Baba
Hacettepe University
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

Self-other model of narcissistic depression: The mediating role of rejection sensitivity and self-compassion between vulnerable narcissism and depressive inclinations

Theoretical accounts support that vulnerable narcissist's efforts to avoid rejection in order to increase contingent and oscillating self-worth facing downwards in majority of times are the forerunner and maintaining representative agents of his or her depression. Vulnerable narcissism, depression, self-compassion, and rejection sensitivity have been distinctly examined and found to be associated in various research. However what is missing is a demonstration of those previously recognized associations in a structural model. The present study investigated those associations using structural equation modeling (SEM). Data from 519 participants were collected using Google Forms online software. Participants completed online versions of Demographic Form, Pathological Narcissism Inventory, Beck Depression Inventory II, Rejection Sensitivity Scale, and Self-compassion Scale. Both the measurement and the structural model provided a good to acceptable fit to the data. Results regarding to correlation analyses provided support for the significant level of associations between study variables. Results regarding to path analyses showed that 22 % of the variance in the self-compassion and 28 % of the variance in the rejection sensitivity was explained by vulnerable narcissism. Lisrel verified the indirect effect of vulnerable narcissism on depressive inclinations through partially mediator role of of self-compassion. On the other hands, depressive inclination was not found to be contingent on rejection sensitivity. Model explained % 45 of the total variance in depressive inclinations. The results have been discussed in consideration of literature. Implications for future research and for clinical practices have also been provided.

TranspersonalEgoSelf-construals+7
Ece Tansu
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumları arasındaki ilişki

Bu çalışmada 0-1 yaş çocuğu olan ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Diyarbakır ilinde yer alan bir hastanenin çocuk polikliniğine başvuran bir hafta-bir yaş arasında bebeği olan 200 ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul, kurum izni ve ebeveynlerden izin alınmıştır. Veriler, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu ve Kırılgan Bebek Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Veriler, IBM SPSS V23 programında bağımsız gruplarda t testi, korelasyon ve lineer regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %41.5'u 25-35 yaş grubunda, %45'i lise mezunu, %77.5'i ev hanımı ve ortalama çocuk sayısı 2,5 ± 1,1'dir. Bebeklerin %53'ü kız, %72.5'inin doğum ağırlığı 2500-4000 gram aralığında ve %69 'unun gestasyon haftası 38-42 haftadır. Çalışmaya katılan annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ortalaması 33.9±4.6 olarak elde edilmiştir. Annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ile sağlık kurumuna başvuru sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,477). Bu çalışmada annelerin bebek kırılganlığı algısı puanının yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin bebek kırılganlığı algısına yönelik müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan bebek ölçeği, ebeveyn, kırılgan bebek, hemşirelik

AlgıAna-babaAna-çocuk ilişkisi+5
Nihat Teğin
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geriatrik bireylerde kırılganlık, denge ve depresyonun günlük yaşam aktivitesine etkisi

Yaşlanan nüfusun, aktif yaşamın içinde olması ve yeti kayıplarının önlenmesi için, yaşlıda ilişkili faktörler bilinmeli ve eşlik eden hastalıklara bağlı fonksiyonel kayıplar azaltılmalıdır. Bu doğrultuda çalışmamızda; geriatrik bireylerde kırılganlık, denge ve depresyonun günlük yaşam aktivitelerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız, Amasya Merkez ilçesinde 1'nolu Sağlık Ocağı'na bağlı 85 geriatrik birey gönüllülük esasına göre dahil edilerek yürütülmüştür. Bilişsel düzey değerlendirmesi için Mini Mental Durum Testi, denge için Berg Denge Ölçeği (BDÖ), depresyon için Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ), günlük yaşam aktiviteleri için ise Lawton Brody Enstrümental Günlük Yaşam Aktivite Ölçeği kullanılmıştır. 85 geriatrik birey ile yapılan çalışmamızın yaş ortalaması 73,53 ± 6,785 olup; %56,6 (48) kadınlar, %43,5 (37) erkek katılımcılar oluşturmaktadır. Kırılganlık durumuna göre grup dağılımı yaptığımız çalışmada kırılgan grup 33 kişi (%38,8), kırılgan öncesi grup 32 kişi (%37,6), normal grup ise 20 kişi (%23,5) olarak dağılım göstermiştir. Katılımcıların BDÖ ortalaması 35,51 ± 12,29; GDÖ ortalaması 3,89 ± 3,15 ve LBEGYA ortalaması ise 6,51 ± 1,93 bulunmuştur. LBEGYA ile kırılganlık (r=-0,391) ve GDÖ (r=-0,556) arasında negatif yönlü orta düzey ilişki bulunurken; LBEGYA ile BDÖ (r=0,691) arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p˂0,05). Yapılan regresyon analizi sonucuna göre; denge depresyon ve kırılganlığın günlük yaşam aktivitesini %46,6 oranında açıkladığı belirlenmiştir. Çalışmamız sonucunda; kırılganlık, denge ve depresyonun rehabilitasyon programlarının temel amacı olan günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık ile ilişkili faktörler olduğu belirlenmiştir. Bu faktörlerin dikkate alınması ile oluşturulacak rehabilitasyon stratejilerinin etkinliğinin artacağı öngörülmektedir.

DengeDepresyonGünlük yaşam aktiviteleri+1
Gökçe Baysal
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırılgan beşlilerin dış ticaret rekabet gücü : Karşılaştırmalı analiz

Rekabet gücü küresel piyasada ülkelerin daha etkin olmasını sağlayan güçtür. Diğer bir yönden de, rekabet gücü, belirli bir üründe ilgili ülkenin nispi anlamda güçlü ve zayıf yönlerini belirlemektedir. Ülkelerin küresel piyasalarda ihracat rekabet güçlerinin analizinin yapılması ve karşılaştırılması amacıyla Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (AKÜ) indeksleri kullanılmaktadır. Bu doğrultuda, açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler değerindeki bir artış bir üründe söz konusu ülkenin rekabet gücündeki bir artış anlamına gelmektedir. Çalışma, Kırılgan Beşli ekonomiler olarak adlandırılan, FED'in 2013 Mayıs kararından en fazla etkilenen ülkeler olan Brezilya, Hindistan, Endonezya, Güney Afrika ve Türkiye'yi kapsamaktadır. Bu bağlamda, söz konusu ülkelerin ihracat rekabet güçlerinin karşılaştırmalı analizinin yapılabilmesi maksadıyla 2000-2014 yıllarına ilişkin Balassa ve Vollrath'ın AKÜ İndeksleri hesaplanmış ve yorumlanmıştır. Ayrıca, ülkelerin ihracat rekabet güçlerinin daha sağlıklı bir şekilde kıyaslanabilmesi amacıyla Karşılaştırmalı İhracat Performans indeksi (KİP) hesaplanmıştır. Kırılgan Beşli Ekonomilerin ihracat rekabet güçlerinin yanı sıra, yurtiçi uzmanlaşma düzeylerinin ve ihracat benzerliklerinin ortaya koyulması maksadıyla Net Ticaret, İhracat-İthalat Oranı ve İhracat Benzerlik İndeksi de hesaplanmıştır. Söz konusu indekslere ilişkin analiz sonuçları, Kırılgan Beşli ekonomilerin ağırlıkla hammadde, emek yoğun malların ihracatında rekabet gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum, sözü edilen ekonomilerin katma değeri düşük malların üretiminde ve ihracatında uzmanlaşmış olduğunu ortaya koymaktadır. Kırılgan Beşli ekonomilerin uluslararası piyasalarda katma değeri yüksek, AR-GE ve teknoloji bazlı ürünlerin ihracatında uzmanlaşamaması ve rekabet gücüne sahip olmaması gelişen ülkeler arasında ön saflarda yer almasını ve gelişmiş ekonomileri yakalamasını güçleştirmesi kuvvetle muhtemeldir.

BrezilyaDış ticaret politikalarıEkonomik kırılganlık+7
Şule Batbaylı
Uşak University
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk bankacılık sektöründe kırılganlık'finansal krizlerin kamu ve özel sermayeli bankalara etkisinin oran analizi ile tespiti ve karşılaştırılması(1990-2015 dönemi)'

Ekonomik krizler, finansal sistem içerisinde yer alan tüm birimlere tehdit oluşturarak makroekonomik düzeyde dengesizliklere neden olan ve önceden saptanması güç eğilimler olarak ortaya çıkmaktadır. Bankacılık sektörü, kriz dönemlerinde finansal yapıda karşılaşılan riskler ve dengesizlikler ile doğrudan etkileşim içinde olduğundan bu sektörün incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Aynı zamanda sektörün finansal durumu ülkenin gelişimi ile doğrudan ilişkili olduğundan bankacılık sektörünün izlenmesi kamu kesimi izleyeceği politikalar açısından önemlidir. Türkiye'de bankacılık sektörü ele alındığında günümüze kadar birçok finansal gelişme ve kriz dönemlerinin sebep olduğu finansal çöküntüler yaşanmıştır. Çalışmada Türk bankacılık sektöründe yer alan kamu ve özel sermayeli bankaların finansal performansları izlenmiştir. Araştırmaya dahil olan bankaların 1990 ve 2015 yılları arasındaki 26 yıllık dönemi kapsayan mali tablolarından alınan veri setleri ile oran analizleri yapılmıştır. Oran analizleri sonucunda oluşturulan grafikler ile 1990 ve 2015 yılları arasında yaşanan finansal krizlerin bankacılık sektörüne etkileri izlenmiştir. Araştırmadaki bankalar sermayelerine göre iki gruba ayrılarak; sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, karlılık ve likidite rasyo oranlarının gruplara (özel ve kamu sermayeli bankalar) göre kıyaslandığı etkinlik grafikleri değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında incelenen bankaların sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, karlılık ve likidite rasyosu oranlarının genel ortalamaları incelenmiş olup ekonomik kriz dönemlerinde finansal faaliyetleri canlandırmak amacıyla kullandırılan kredilerin, aktif kalitesi oranlarını düşürücü etkisi olduğu gözlemlenmiştir. 2001 kriz döneminde ise sermaye yeterliliği rasyosu hariç tüm rasyolar olumsuz yönde etkilenmiştir. Çalışmada Türk bankacılık sektöründe son 26 yıldaki sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, karlılık ve likidite rasyolarının yıllık dönemlerde değişim eğilimleri grafiklerle gösterilmiştir. Türkiye'de 26 yıllık süreç içinde kriz dönemlerinde rasyoların değişimlerinin ortaya çıkarılması, ileriki dönemlerde oluşabilecek belirsizliklerin önceden saptanmasında etkili olacaktır.

Bankacılık sektörüEkonomik krizEkonomik kriz+7
Süleyman Bilgiç
Uşak University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hospitalize hastaların disfaji, malnütrisyon & sarkopeni tarama testleri ile değerlendirilmesi

Disfaji, sarkopeni, malnütrisyon ve kırılganlık yaşlılık döneminin önde gelen sorunlarından olmakla birlikte hastaneye yatan hastalarda sık görülmekte ve sonlanım üzerine olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Hastaların büyük kısmının öncelikli belirttiği şikayeti bulunmadıkça bu tablolar ikinci plana bırakılmaktadır. Bu çalışmanın amacı hastaneye yatan hastaların belirtilen sendromlara yönelik prevalanslarını ortaya koymak ve ilişkili faktörleri tanımlamaktır. Çalışmaya HÜTF Hastaneleri İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı (ABD) ve Genel Cerrahi ABD yataklarına kabul edilmiş olan 414 hasta dahil edildi. Hastalar başlangıçta belirtilmiş sendromlar açısından Türkçe validasyonları yapılmış tarama testleri ile değerlendirildi. Test sonuçlarına göre ve kabul edildikleri servislere göre kategorize edilen hastalar ilişkilendirilerek prevalans ve lojistik regresyon analizleri yapıldı. Değerlendirilen 414 hastada ortalama ±SD yaşının 55.14 (±17,07) olduğu ve disfaji prevalansının %43,5, malnütrisyon riskinin %54,8, olası sarkopeni prevalansının %69,5 ve kırılganlık prevalansının %38,4 olduğu görüldü. Regresyon analizinde disfaji riskinin erkek cinsiyet, kırılganlık ve malnütrisyon riski ile ilişkili olduğu görüldü. Malnütrisyon riski için geriatrik yaş, multimorbidite varlığı, disfaji varlığı, olası sarkopeni ve kırılganlık durumlarının bağımsız ilişkili faktörler olduğu gösterilen çalışmada olası sarkopeni için cerrahi dışı servis yatışı, erkek cinsiyet, nütrisyonel risk varlığı ve kırılganlık durumları bağımsız ilişkili faktörler olarak tanımlandı. Kırılganlık için ise geriatrik yaş, cerrahi dışı servis yatışı, hipertansiyon, malignite varlığı, disfaji, nütrisyonel risk varlığı ve olası sarkopeni bağımsız ilişkili faktörler olarak tanımlandı. Yüksek prevalans ile görülen bu sendromların hastaneye yatan her hastanın yatışında değerlendirilmesi ve riskli görülen hastalara erken nütrisyonel ve fiziksel desteğin sağlanmasının olası komplikasyonları önleyebileceği düşünüldü. Olası sarkopeni prevalansının literatür verilerinin üstünde olması nedeniyle ileri çalışmalarla desteklenmesinin uygun olacağı düşünüldü.

Hastaneye yatırmaKas distrofileriKırılganlık+3
Engin Çeşmeci
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

COVID-19 salgını sırasında yaşlılarda sosyal destek ve sosyal kırılganlığın ruh sağlığı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Sosyal kırılganlık; sosyal ağlara yetersiz katılım, destek eksikliği algısı veya sosyal ihtiyaçların karşılanması için önemli olan kaynakları kaybetme veya kaybetme riski altında olmak olarak tanımlanır. Sosyal kırılganlık hastayı destekleyen sistemin bozulabileceği yeni bir tanı veya akut hastane yatışları gibi klinik stresörlerle kendini gösterir. Özellikle, COVID-19 pandemisi sırasında sosyal izolasyonun da etkisiyle, yaşlı erişkinlerde sosyal kırılganlık prevalansı artabilir. Pandemilerin bireyler üzerinde olumsuz psikolojik etkileri vardır. Çalışmamızın amacı COVID-19 pandemisi nedeniyle özellikle sosyal açıdan daha kırılgan hale geldiğini düşündüğümüz, izolasyon nedeniyle sosyal desteği sınırlanan geriatrik popülasyonda anksiyete, depresyon, yalnızlık, ölüm kaygısı ve yaşam kalitesini değerlendirmek ve bunların sosyal kırılganlık ve sosyal destek ile olan ilişkisini araştırmaktır. Araştırmaya Aralık 2020 ile Aralık 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Geriatri Bilim Dalına başvurmuş 65 yaş üstü toplam 136 hasta dahil edildi. Hastalara kapsamlı geriatrik değerlendirme testleri, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS), Yaşlıda Toplu Hastalık Yükü Derecelendirme Ölçeği (CIRS-G), Templer Ölüm Kaygısı Ölçeği (T-DAS), Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği (LSE), Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Ölçeği (CASP-19), Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 Testi (GAD-7) uygulanmıştır. Hastaların kırılganlık değerlendirilmesi Tilburg Kırılganlık Ölçeği (TFI), FRAIL Ölçeği ve Klinik Kırılganlık Skalası (CFS) ile yapılmıştır. Sosyal kırılganlık hakkında veri toplamak için TFI kullanıldı. Sosyal kırılganlık prevalansı %28,6 bulundu. Sosyal kırılganlıkla yaşayan grupta anlamlı olarak daha yüksek depresyon, yalnızlık, anksiyete, ölüm kaygısı ve kronik hastalık yükü saptanmıştır. Yaşam kalitesi ve algılanan sosyal destek düzeyi sosyal kırılganlıkla yaşayan grupta anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Öte yandan algılanan sosyal destek düzeyi arttıkça yalnızlık, anksiyete, depresyon, kırılganlık ve kronik hastalık yükü azalmıştır. Algılanan sosyal destek ile yaşam kalitesi arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Kırılganlık, sosyal destek, yaşam kalitesi, COVID-19

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+7
Ezgi Odacı Cömertoğlu
Hacettepe University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

VIX korku endeksinin kırılgan beşli ülke borsa endeksleriyle ilişkisi

Borsa, yatırımcılar, tüm ekonomik birimler ve devlet yöneticileri tarafından her zaman ilgiyle takip edilen ve araştırmalara konu edilen önemli ekonomik göstergelerin başında gelmektedir. Yapılacak yatırımın getirisi ve buna bağlı riskler yatırımcıların dikkate alması gereken ana unsurlardır. Bir ülkenin borsasının riski, finansal bulaşıcılık etkisiyle başka bir ülkenin borsasını etkileyebilir. Ayrıca mevcut ekonomik durumun belirsizliği ve finansal istikrarsızlık, gelişmekte olan piyasalarda yüksek oynaklığa neden olabilir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerin oynaklığı gelişmiş ülkelere göre daha yüksektir. "Korku Endeksi", yatırımcı duyarlılığının öncü göstergesi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle günümüzdeki finansal piyasalarda yakından izlenmesi ve incelenmesi gereken bir veri olarak değerlendirilmektedir. Ulusal sınırlar uluslararası finansal serbestleşme hareketleri ile ortadan kaldırılmış ve piyasalarda bir bütünleşme sağlanmıştır. Böylelikle korku endeksinin hisse senedi piyasaları üzerindeki yan etkisi belirlenmiştir. Buna göre söz konusu yan etkinin gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın olduğu görülmüştür. Söz konusu çalışmada, VIX Endeksi ile kırılgan beşli hisse senedi piyasası endeksleri arasındaki ilişkinin test edilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, kırılgan beşli ülkelere ait borsa endeksleri seçilmiştir. Türkiye BIST 100 Endeksi, Güney Afrika South Africa top 40, Brezilya BVSP Endeksi, Hindistan BSE_Sensex, Endonezya IDX Composite Endeksi seçilmiştir. Çalışmada, beş ülke borsa endeksine ilişkin ortak ve tam olarak ulaşılabilen 24.01.2011-30.12.2020 periyodundaki günlük veriler kullanılmıştır. Çalışma VAR modeli ile Granger Nedensellik testinin etki tepki fonksiyonları test edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, CBOE korku endeksinden kırılgan beşli ülke borsalarının tümüne doğru tek taraflı nedensellik ilişkisinin varlığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yatırımcı Duyarlılığı, Gelişen Ülke Borsaları, VIX Endeksi, Korku Endeksi.

BorsaBorsa İstanbulGelişmekte olan ülkeler+7
Savaş Tezgel
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Revisiting the impact of fragility indices on economic growth: New insights from sub-saharan Africa

This research examines the impact of fragility indices on economic growth in Sub-Saharan Africa from 2006 to 2019. The variables of interest for this study include economic decline, economic inequality, human flight and brain drain, external intervention, and economic growth. The research objectives are to investigate the connection between the fragility indices and economic growth and to empirically determine the impact of fragility indices on economic growth. The data were tested for cross-dependence using Breusch-Pagan LM test; the existence of cointegration was ascertained in our variable using the Westerlund cointegration test. Fully modified ordinary least squares estimation technique was adopted for the first objective and the findings showed that only external intervention indices had a positive impact on economic growth. In achieving our second objective, we adopted mean group, augmented mean group, and common correlated effect mean group estimation technique and found that the coefficient of economic decline, economic inequality, and human flight and brain drain had a negative impact on economic growth, while external intervention had a positive impact. The research study recommends that the governments of fragile countries should develop corrective measures to remove these indicators to ensure progressive growth. Also, the state administrations need to ensure that suitable policies are put in place to encourage research and development. This will limit the problem of human flight and brain drain which are the major problems of fragile countries.

African countriesEconomic policiesEconomic growth+3
John Oludamilola Sekunmade
İstanbul Gelişim University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan geriatrik bireylerde dispne, bakım bağımlılığı ve kırılganlık arasındaki ilişki

Bu tanımlayıcı ve kesitsel araştırmanın amacı, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tanılı geriatrik bireylerde dispne, bakım bağımlılığı ve kırılganlık arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma 1 Ekim 2019-1 Nisan 2020 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi Göğüs Hastalıkları, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Erişkin Hastanesi Dahiliye, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları kliniği ve polikliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 65 yaş üzeri, toplam 105 KOAH hastası dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu, Dispne-12 (D-12) Ölçeği, Bakım Bağımlılığı Ölçeği (BBÖ) ve Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ) kullanılmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, Sperman Korelasyon Testi, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testlerinden yararlanılmıştır. Hastaların yaş ortalamasının 73,71±6,17 yıl ve %45,7'sinin evre 2 KOAH tanılı olduğu belirlenmiştir. Hastaların D-12 Ölçek ortanca puanı 24 (orta-yüksek), BBÖ puan ortancası 61 (düşük) olarak bulunmuştur. EKÖ puan ortancasının ise 10 (orta) ve hastaların %45,7'sinin şiddetli kırılgan olduğu saptanmıştır. D-12 Ölçeği ile BBÖ toplam puanları arasında negatif yönde, kuvvetli ve anlamlı bir korelasyon olduğu (r=-,754, p<0,05) ortaya çıkmıştır. D-12 ve EKÖ toplam puanları arasında ise pozitif yönde, kuvvetli ve anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (r=0,76, p<0,01). Ayrıca, BBÖ ile EKÖ toplam puanları arasında negatif yönde, kuvvetli ve anlamlı bir korelasyon olduğu görülmüştür (r=-,838), p<0,05). Bu araştırmada, KOAH'ta dispne şiddetinin artmasıyla hem bakım bağımlılığı hem de kırılganlık düzeyinin arttığı ortaya çıkmıştır. Hemşirelerin KOAH'lı geriatrik bireylere bakım verirken holistik bakım yaklaşımı ile, dispne, bakım bağımlılığı ve kırılganlığı eş zamanlı olarak değerlendirmesi önerilmektedir.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifDispnea+4
Merve Çakıcı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

HIV ile enfekte bireylerde kırılganlığı öngörmede oksidatif stres belirteçlerinin rolü

İnsan immün yetmezlik virüsü (Human Immunodeficiency Virus: HIV) ile enfekte bireylerde etkili antiretroviral tedavi (ART) kullanımının yaygınlaşması ile birlikte viral baskılanma sağlanmaktadır. Viral baskılanmaya rağmen devam eden immün aktivasyon, oksidatif stres ve ilaç yan etkileri nedeniyle HIV ile yaşayan bireyler komorbid durumlar ile daha sık karşı karşıya kalmakta ve daha erken yaşlanmaktadır. Kırılganlık, çeşitli stresörlere karşı hassasiyetin arttığı ve düşmeler, uzun süreli bakım ihtiyacı ve mortalite dahil kötü klinik sonlanımlar açısından artmış riske neden olan bir geriatrik sendromdur. HIV ile yaşayan bireyler arasında, ölüme karşı daha savunmasız olanları tanımlamak ve hastalığın ve tedavinin sağlık durumu üzerindeki etkilerini ölçmek için de, kırılganlık araştırılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda 40 yaş üstü HIV ile yaşayan bireylerde kırılganlık durumu ve bununla ilişkili olabilecek sarkopeni durumu, kardiyovasküler hastalık riski ve nörokognitif bozukluk gibi HIV ile enfekte hastalarda sıklığı artan komorbiditeler ve mortalite riski arasındaki ilişki incelenmiştir. Hastalarda kırılganlık, sarkopeni, artmış mortalite riski, nörokognitif bozukluk ve artmış kardiyovasküler hastalık riskini öngörmede oksidatif hasar belirteçlerinin kullanılabileceği hipotezi kurulmuştur. Bu amaçla hastalarda malondialdehit (MDA) ve total antioksidan kapasite (TAK) düzeyleri incelenmiştir. Çalışmaya 71 hasta dahil edilmiş olup 3 hasta kırılgan, 32 hasta ise pre-kırılgan olarak bulunmuştur. MDA düzeyi kırılgan olmayan hastalarda anlamlı olarak daha düşük saptanırken (p<0,001) azalmış kas gücü, düşük mini mental durum testi (MMT) skoru ve yüksek VACS (Veterans Aging Cohort Study) skoru MDA düzeyi ve kırılganlıkla ilişkili bulunmuştur (MDA ile sırasıyla azalmış kas gücü, VACS, MMT arasındaki ilişkinin p-değerleri: 0,029, 0,031, 0,004). TAK düzeyi ile kırılganlık arasında bir ilişki gösterilememiştir. İnflamatuar belirteçlerden C-Reaktif Protein (CRP) ve D-Dimer düzeyleri de araştırılmış; ancak bu belirteçler ile oksidatif sistem belirteçleri ve kırılganlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmanın sonucunda MDA'nın, HIV ile yaşayan bireylerde kırılganlığı öngörmede kullanılabileceği bulunmuş olup, daha geniş hasta popülasyonunda oksidatif stresle ilişkili ek belirteçlerin kullanılabileceği ileri çalışmaların yapılmasının yararlı olabileceği kanaatine varılmıştır.

Antiretroviral ajanlarEnfeksiyonHIV+3
Hayriye Altunay
Hacettepe University
2020
00
DoktoraAçık ErişimEN

Constructing fragility indices for islamic banks: Definition impact on the predictive power of an early warning system

This study examines the Early Warning Systems (EWSs) based on banking sector fragility indices (BSFIs) for Islamic banks. To this aim, we construct various BSFIs for Islamic banks and detect EWS models which will produce substantial predictive power results for Islamic banking crises utilizing data from 81 banks in 12 countries over a recent time period 2008-2018. We provide solid BSFI definitions for Islamic banks by discovering the significant risk factors and their proxies to improve the predictive performance of the EWS models. We examine the impact of BSFI definitions on the predictive power of EWS models through constructing various indices. The definitions of BSFIs differ both in terms the risk factors that Islamic banks are exposed to and, the proxies to measure those risk factors. Our results suggest that different BSFI definitions identify different indicators of Islamic banking crises. The predictive power of an Early Warning System (EWS) for Islamic banks is highly sensitive to the definition of BSFIs.

Banking sectorEarly warning systemsFinancial crisis+4
Ayşegül Aytaç Emin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Minör cerrahi planlanan geriatrik hastalarda fiziksel kırılganlık ve postoperatif yatış planlamasını etkileyen faktörler

Dünyada yaşlı nüfusun artması, anestezistlerin yaşlı hastalarla daha çok karşılaşmalarına neden olmaktadır. Bu hastaların ameliyat sonrası sonuçlarını inceleyen çalışmalarda; yaş, fonksiyonel kapasite, eşlik eden hastalıklar ve kırılganlık parametrelerinin majör cerrahilerden sonra sonuçları etkilediği gösterilmiştir. Bizim amacımız; minör cerrahi geçiren geriatrik hastalarda, postoperatif sonuçları, cerrahi sonrasındaki hastane yatış planlamasını ve bu yatışın süresini etkileyen faktörleri araştırmaktır. Etik kurul onayı alındıktan sonra minör cerrahi geçiren 65 yaş ve üstü, ASA 1-3,99 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Ameliyat öncesinde tüm hastalar, Barthel günlük aktivite skoru, mini mental test skoru ve kırılganlık skoru açısından değerlendirilmiştir. Ek olarak hastalar, yaş, eşlik eden hastalıklar, çoklu ilaç kullanımı, beklenmeyen kilo kaybı, hematokrit ve albumin düzeyleri gibi kırılganlığa ait diğer klinik verilerle de değerlendirilmiştir. Bu klinik parametreler ve elde edilen skorların postoperatif dönemdeki yatış kararı ve yatış uzunluklarına etkileri incelenmiştir. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorov-Smirnov, Levene ve One-Way ANOVA testleri kullanılmıştır. Çalışmaya göre kırılgan olmaya yatkın (Kırılganlık skoru 4-5)olan hastalarda hastanede kalış süresi daha uzun bulunmuştur. Ayrıca ASA skoru yüksek olan hastalarda da yatış süresi kırılganlıktan bağımsız olarak uzamıştır. Yoğun bakım ihtiyacı olan hastalarda albümin düzeyi, ihtiyacı olmayan hastalara göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda, hastaların kırılganlık skorlarınınpreoperatif dönemde,majör cerrahilerde olduğu gibi, minör cerrahilerde derutin olarak değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Geriatrik Hasta, Anestezi, Kırılganlık

AnesteziCerrahiGeriatri+2
Fatma Nur Arslan
Hacettepe University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılarda düşme riski, denge ve yaşam kalitesinin, kırılganlık bileşenleriyle ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada İzmir Gürçeşme Zübeyde Hanım Huzurevi'nde yaşayan yaşlılarda kırılganlığı değerlendirmek ve düşme riski, denge kaybı, yaşam kalitesinin kırılganlık bileşenleriyle olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza huzurevinde kalan 65 yaşüstü 110 yaşlı dahil edilmiştir. Kırılganlık Fried'in belirlediği fenotip, denge Berg Denge Testi, düşme riski Aktiviteye Özgü Denge Güven Ölçeği, yaşam kalitesi SF-36 yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak incelenmiştir. SPSS 23.0 programı ile uygun istatistik analizler yapılarak veriler sunulmuştur. Bulgular: Çalışmaya 65 yaş üzerinde 51 kadın (%46,4), 59 erkek (%53,6) toplam 110 kişi katılmıştır. Değerlendirilen 110 yaşlıdan 79'u kırılgan, 28'i kırılganlık öncesinde (prefrajil), 3 kişinin de kırılgan olmadığı görülmüştür. Kadınlarda erkeklere göre kırılganlık bileşenlerinden olan ağırlık kaybı (%47,1-%28,8, p=0,04), kuvvetsizlik (%86,4-%66,1, p=0,01), yorgunluk (%56,9-%30,5, p=0,005) ve düşme riski (%78,4-%54,2, p=0,008) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olmuştur. Berg Denge Testi'nden kadınlar erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha az puan almıştır (p=0,014). 85 yaşın üstündekiler 65-74 yaş arasında olanlara göre daha fazla düşme riskine sahiptir (%87,5-%48,8, p=0,009). Kırılganlık ve bileşenleri olan kuvvetsizlikle (p=0,001) yavaşlık (p=0,02) düşme riskini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttırmaktadır. Kişilerin Berg Denge Ölçek puanları ağırlık kaybı hariç bütün kırılganlık bileşenlerinden ve kırılganlıktan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilenmiştir (p<0,05). Yaşam kalitesi değerlendirmesinde, kırılgan olan 79 kişinin fiziksel fonksiyonellik, genel sağlık, canlılık, sosyal fonksiyonellik puan ortalamaları kırılgan olmayan 31 kişiye göre istatistiksel olarak anlamı düzeyde daha az bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmada ilerleyen yaş ile birlikte yaşı daha az olanlara göre kırılganlığın, düşme riskinin ve denge kaybının arttığı görülmüştür. Yaşam kalitesi ilerleyen yaştan olumsuz etkilenmiştir. Kırılganlık ve bileşenleri düşme riskini ve dengeyi negatif yönde etkilemektedir. Kişilerde kırılganlık ya da alt bileşenlerinin bulunması yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Kırılganlığın erken tespiti ile düşme, denge kaybı ve bunlara bağlı meydana gelebilecek kaza ve olası sekellerin önüne geçilebileceği ve dolaylı olarak yaşam kalitesinin yükseltilmesi sağlanabilir

DengeDüşme kazalarıKazalar+5
Maide Keskin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sol ventrikül destek cihazı implantasyonu planlanan hastalarda kırılganlık (frailty) ve bilişsel fonksiyonların sağkalım üzerine etkisi

Giriş: Kırılganlık, kalp yetmezliği hastalarında ve kardiyak cerrahi planlanan hastalarda operasyon sonrası artmış mortalite ve morbidite ile ilişkili bulunmuştur. Bu nedenle, bu hastalarda kırılganlık ölçümünün, istenmeyen olay gelişim riski yüksek olanları ayırt ederek sol ventrikül destek cihazı (LVAD)'den en çok yarar görecek olanları belirlemede yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Amaç: Araştırmamızda, Fried skorlamasını kullanarak belirlenen kırılganlık durumunun, LVAD cerrahisi sırası ve sonrasında gelişebilecek komplikasyonlara ve sağ kalıma etkisini incelemeyi amaçladık. Yöntem: İmplantasyon amacından bağımsız olarak LVAD cerrahisi planlanan 52 hasta (44 erkek; 8 kadın; yaş 52 ±8 yıl), operasyon öncesi kırılganlık, bilişsel fonksiyon ve depresyon açısından değerlendirildi. Kırılganlık ölçümünde Fried fiziksel kırılganlık fenotipi kullanıldı ve 3 ve üzeri skor alan hastalar kırılgan kabul edildi. Bilişsel fonksiyonların değerlendirilmesinde Mini-Cog testi kullanılırken, depresyon taraması için Hasta Sağlık Anketi (PHQ-9)'dan yararlanıldı. Hastalar ölüm ve komplikasyonlar açısından cerrahi sonrası üç ay gözlendi. Bulgular: Fried kriterlerine göre 29 hasta (%55) kırılgan olarak sınıflandırıldı. Kırılgan hastaların, kırılgan olmayanlara göre daha yüksek NT-proBNP değerlerine ve daha yüksek NYHA skorlarına sahip oldukları görüldü. Kırılgan hastalarda depresyon daha yaygın bulundu (p=0.04). Beden kitle indeksi ve vücut yüzey alanı, kırılgan hastalarda daha düşük olduğu gözlendi (p=0.001; p=0.02). Birincil sonlanım noktası olarak alınan hastane içi ölüm ya da uzamış hastane yatışının kırılgan olmayan 9 (%39) hastaya oranla 21 (%72) kırılgan hastada gerçekleştiği saptandı (p=0.01). İkincil sonlanımlardan sadece ventriküler aritmiler istatistiksel anlamlılığa ulaşarak kırılgan hastalarda cerrahi sonrası ventriküler aritmilerin daha fazla görüldüğü saptandı (p=0.01). Sonuç: Kırılganlık, LVAD implantasyonu planlanan hastalarda operasyon sonrası artmış hastane içi ölüm ya da uzamış hastane yatışı ile ilişkilidir. Bu nedenle kırılganlık durumunun, LVAD cerrahisi için hasta seçiminde kullanılan kriterlerden birisi olması gerektiğini düşünüyoruz.

BilişBiliş bozukluklarıKalp destek cihazları+6
Hakan Gökalp Uzun
Ege University
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yaşlı bireylerde otago egzersizlerinin fiziksel performans, denge, düşme, kırılganlık ve güçlendirme üzerindeki etkisinin incelenmesi

Amaç: Araştırmanın temel amacı; yaşlı bireylerde uygulanan otago egzersizlerin fiziksel performans, denge, düşme, kırılganlık ve güçlendirme üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırma randomize kontrollü deneysel olarak Narlıdere Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde Eylül 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; veri toplama süresi boyunca Narlıdere Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde kalan 65 yaş üstü bireyler oluşturmuştur. G-Power istatistik analizine göre %95 güvenirlikte %80 teorik power ile her bir grupta 36 olmak üzere toplam 72 hasta ile çalışılması hedeflenmiştir. Ancak otago grubundaki bir hastanın ameliyat nedeni ile çalışmadan ayrılması sonucu 71 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Bu araştırmada örneklem kapsamına alınacak bireylerin egzersiz uygulamasını etkileyebileceği düşünülerek tabakalı randomizasyon için yaş ve cinsiyet ölçüt olarak kullanılmıştır. Otago egzersizleri eğitiminde hastalara eğitim süresince; araştırmacı öncülüğünde gösterip yaptırma tekniği kullanılarak Otago egzersizleri uygulanmış ve el kitapçığı verilmiştir. Araştırmada plasebo etkisini dışlamak ve etik sorun oluşmasını engellemek için yürüyüş grubuna yürüme programı uygulanmıştır. Yürüyüş grubundaki yaşlılara yürüme programı araştırmacı tarafından bir kere gösterilmiş olup bireylere eğitim ve takip kitapçığı verilmiştir. Çalışmada veri toplama formları olarak; Hasta Tanılama Formu, Edmonton Kırılganlık Ölçeği, Berg Denge Ölçeği, 30 saniye Otur-Kalk Testi, Altı dakika yürüme testi, Yaşlılar için Düşme Davranışları (FaB) Ölçeği, Güçlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Otago grubunun yaş ortalaması 74,6±5,9 iken yürüyüş grubunun yaş ortalaması 75,8 ±4,5 dir. Otago grubundaki bireylerin %74,3'ü kadın, %25,7'si erkek ve yürüyüş grubunun %75'i kadın ve %25'i erkektir (p=0,576). Her bir gruptaki tekrarlı ölçüm değerleri için değişim yüzdeleri hesaplanarak gruplar arasında anlamlı fark olup olmadığı araştırılmıştır. Kırılganlık ölçeği için gruplar arasında değişim yüzde değerleri farkı araştırıldığında, %95 önem düzeyinde 0 ölçüm ile 3. ay ölçüm değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Yürüyüş grubu medyanı 0 (%) olarak bulunurken otago grubunun medyanı -50(%) olarak bulunmuştur. Berg denge ölçeği için ise %95 önem düzeyinde 0 ölçüm ile 3. ay ölçüm değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Yürüyüş grubu medyanı 0 (%) iken otago grubu medyanı 13,6 (%) olarak bulunmuştur. Otur-kalk testi için ise %95 önem düzeyinde 0 Ölçüm ile 3. ay ölçüm değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,023). Yürüyüş grubu medyanı 22,2 (%) iken otago grubu medyanı 33,3 (%) olarak bulunmuştur. Yürüme testi için ise %95 önem düzeyinde hiçbir grup için anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>0,05). 0 ölçüm ile 3. ay ölçüm değerleri değişim yüzdesinde; yürüyüş grubu medyanı 15,8 (%) iken otago grubu medyanı 17,5 (%) olarak bulunmuştur. Düşme davranışları ölçeği için ise %95 önem düzeyinde 0 ölçüm ile 3. ay ölçüm değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,003). Yürüyüş grubu medyanı 19,6 (%) iken otago grubu medyanı 15,4 (%) olarak bulunmuştur. Güçlendirme ölçeği için ise %95 önem düzeyinde 0 Ölçüm ile 3. ay ölçüm değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Yürüyüş grubu medyanı -16,7 (%) iken Otago grubu medyanı -27,8 (%) olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar ve bulgular doğrultusunda, otago egzersizlerin fiziksel performans, denge, düşme, kırılganlık ve güçlendirme üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, otago egzersizleri, fiziksel performans, denge, düşme, kırılganlık, güçlendirme, hemşirelik

DengeDüşme kazalarıEgzersiz+6
Parınaz Jahanpeyma
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan yaşlı bireylerde kırılganlık düzeyinin hastalığın kabulü üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; KOAH olan yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyi ile hastalığı kabulü arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini; 05 Şubat – 15 Nisan 2018 tarihleri arasında S.B.Ü. İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları polikliniklerine başvuran ve örnekleme dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 311 KOAH'lı 65 yaş ve üzeri bireyler oluşturmuştur. Veriler, Birey Tanılama Formu, mMRC Nefes Darlığı Ölçeği, Edmonton Kırılganlık Ölçeği, Hastalığı Kabul Görsel Analog Skala, Hastalığı Kabul Ölçeği ve NRS-2002 ölçekleri kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için etik kurul izni, araştırmanın yapılacağı kurumdan ve katılımcılardan gerekli izinler alınmıştır. Analizler için SPSS 23.0 kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması 71,7±6.04 olup %74'ü erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastaların üst kol çevresi incelendiğinde %5,1'inde, baldır çevresi incelendiğinde%1'inde sarkopeni olasılığı saptanmıştır. Hastaların %47,6'sının KOAH dışında eşlik eden hastalıkları bulunduğu ve en çok kalp hastalıklarının olduğu saptanmıştır. Hastaların %47,6'sının düzenli ilaç kullandıkları, ilaç kullanan hastaların %27,6'sının düzenli olarak beş ve üzeri ilaç kullandığı saptanmıştır. Hastaların %43,4'ünün GOLD II, %42,1'inin GOLD III olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamına alınan hastaların kırılganlık puan ortalaması 5.00±3.36 ve %49,8'inin kırılgan olmadığı saptanmıştır. Hastalığı kabul puan ortalaması 26.99±8.44saptanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 65 yaş ve üzeri KOAH olan yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyi ile hastalığı kabul düzeyi arasında negatif yönde yüksek düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0.05, r= -.747). Sonuç: Araştırma kapsamına alınan 65 yaş ve üzeri KOAH'lı yaşlı bireylerin kırılganlık düzeyinin arttıkça hastalığı kabul düzeyinin azaldığı saptanmıştır. KOAH'lı yaşlı bireylerin bakımında kırılganlığın değerlendirilmesi ve yönetilmesi, hastalık risklerinin kontrol altına alınarak hastalığı kabullenmeyi sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler:hastalığı kabul; kırılganlık; KOAH; yaşlı

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifGeriatri+3
Canan Bozkurt
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00

İlgili konular