Pozitif psikoloji
Bu konu başlığı altında 91 tez
Yetişkin bireylerin dindarlık düzeyleri ile yaşam doyum düzeyleri ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın temel gayesi, yetişkin bireylerin dindarlık düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu gaye doğrultusunda değişkenler arası ilişkiler incelenmiş, sosyo-demografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında farklılaşma olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini, Isparta ilinde yaşayan 18 yaş üstü 301 yetişkin bireyden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından kişisel bilgi formu düzenlenmiştir. Dindarlık düzeyleri ile yaşamdan aldıkları doyum ve mental iyi oluş halleri ile ilişkiyi ölçmek üzere; motivasyonel dindarlık ölçeği, yaşam doyum ölçeği ve mental iyi oluş ölçeği uygulanmıştır. Bu bağlamda dindarlık düzeyleri ile yaşam doyumu ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişki de yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, geçmiş yaşantılarında karşılaştıkları travmatik anılar gibi değişkenler arasındaki farklılaşma durumu da araştırılmıştır. Değerlendirmede Dindarlık, Yaşam Doyum ve Mental İyi Oluş ölçeklerinden elde edilen veriler kullanılmıştır. Bu araştırmanın evreni, Isparta İlinde Yaşayan 18 yaş üstü yetişkinlerden oluşmuştur. Araştırma örneklemi 301 yetişkin bireyden oluşuyor. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması olarak yoğunlaştığı (%33,2) 41-50 yaş aralığıdır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 programı yardımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada frekans (f), yüzde (%), ortalama (X̄), standart sapma (SS), minimum ve maksimum değerler tanımlayıcı istatistikler olarak kullanılmıştır. Çalışmada iki grup karşılaştırmalarında "bağımsız örneklem t testi" üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında "ANOVA" testi kullanılmış, grup farkı için Post Hoc testi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Yetişkin bireylerin motivasyonel dindarlık düzeyi ile yaşam doyumu arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Yetişkin bireylerin motivasyonel dindarlık ve alt boyutları(Prososyal ve Dini-Entelektüel Sorumluluk ve Güç ve Güven Kaynağı Olarak Tanrı ile İlişki) ile Mental İyi Oluş arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Dindarlık Düzeyi, Yaşam Doyumu, Mental İyi Oluş Hali, Yetişkinlik.
Öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algıları ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algıları ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde olup nicel yöntemlidir. Araştırmanın evrenini 2016-2017 Eğitim – Öğretim yılında Şırnak ilinde okulöncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim (lise) kurumlarında görev yapan 6746 öğretmen oluşturmaktadır. Hedef evrene ulaşmadaki zorluk, zaman ve maliyet gibi nedenlerden dolayı evreni temsil edebilecek örneklem alma yoluna gidilmiştir. Basit seçkisiz (random) örnekleme yoluyla seçilen örneklem grubuna dağıtılan 608 ölçek araştırmaya dâhil edilmiştir. Bu araştırmada öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algılarını belirlemek için Tösten ve Özgan (2014) tarafından geliştirilen "Pozitif Psikolojik Sermaye Ölçeği", öğretmenlerin okula bağlılık düzeylerini belirlemek amacıyla Allen ve Meyer (1990) tarafından geliştirilen Yeşilyurt (2015) tarafından Türkçeye uyarlanan "Örgütsel Bağlılık Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde istatistiki paket programından yararlanılmıştır. Araştırmanın güvenirliği için iç tutarlık katsayısına bakılmış; betimsel analizler için aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde ve frekans değerleri çıkarılmış; grup farklarındaki karşılaştırmalar fark testleri yapılmıştır. Öğretmenlerin psikolojik sermaye algıları ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için ikili ilişki testinden, psikolojik sermayenin örgütsel bağlılığa etkisini ortaya koymak için ise basit ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Bulguların anlamlılık düzeyi için p<.05 esas alınmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algılarının çok yüksek, örgütsel bağlılıklarının ise orta düzeyde olduğu; pozitif psikolojik sermaye algıları ile örgütsel bağlılıkları arasında düşük düzeyde pozitif yönde ilişkinin olduğu ve pozitif psikolojik sermayenin örgütsel bağlılığı %8 açıkladığı görülmüştür. Öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algılarında ve örgütsel bağlılıklarında bazı değişkenlerin anlamlı farklılığa yol açtığı da araştırma sonuçlarındandır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sermaye, Pozitif Psikolojik Sermaye, Örgütsel Bağlılık, Eğitim Yönetimi.
Öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algıları ile problem çözme becerilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algıları ile problem çözme becerilerini incelemektir. Araştırma nicel desenli tarama modelindedir. Araştırmanın evreni 2017-2018 öğretim yılında Şırnak il merkezindeki 39 ilkokul, 37 ortaokul ve 13 lisede görev yapan toplam 1161 öğretmenden oluşmaktadır. Hedef evreni temsil etmesi düşünülen büyüklükte bir örneklem alma yoluna gidilmiş ve tabakalama örnekleme yoluyla araştırmaya toplam 496 öğretmen dâhil edilmiştir. Öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algılarını ölçmek amacıyla Tösten ve Özgan (2014) tarafından geliştirilen, 26 madde ve 6 boyuttan oluşan "Pozitif Psikolojik Sermaye Ölçeği" kullanılmıştır. Öğretmenlerin problem çözme becerilerini ölçmek amacıyla Heppner (1988) tarafından geliştirilen ve Şahin, Şahin ve Heppner (1993) tarafından Türkçe'ye uyarlanan 35 madde ve 6 boyuttan oluşan "Problem Çözme Becerisi Envanteri" kullanılmıştır. Ayrıca pozitif psikolojik sermayenin geçerliği için paralel test olarak Çetin ve Basım (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Örgütsel Pozitif Psikolojik Sermaye ölçeği de uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde betimsel (tanımlayıcı) testlerden, fark testlerinden, korelasyon testi ve regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, öğretmenlerin pozitif psikolojik sermaye algılarının yüksek düzeyde olduğu; problem çözme becerilerinin orta düzeyde olduğu; pozitif psikolojik sermaye algıları ile problem çözme becerileri arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu; öğretmenlerde pozitif psikolojik sermaye algısının problem çözme becerisini yordamasında modelin anlamlı olduğu ve %10 düzeyinde yordadığı görülmüştür.
Olumlu ve olumsuz çocukluk çağı yaşantılarının yetişkinlik dönemi kişilik psikopatolojisi düzeyi ile ilişkisinde kültürel eğilim özelliklerinin düzenleyici rolünün incelenmesi: Kültürlerarası bir çalışma
Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları kişilik psikopatolojisi için bir risk faktörü iken, çalışmalar olumlu çocukluk yaşantılarının kişilik psikopatolojisi düzeyini azalttığını göstermektedir. Kültürün ve kültürel yönelim özelliklerinin kişilik psikopatolojisi üzerinde etkili olduğu bilinmesine rağmen, çocukluk yaşantıları ve kişilik psikopatolojisi düzeyi arasındaki ilişkide bu faktörlerin rolüne ilişkin alan yazında bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle mevcut çalışmanın amacı, çocukluk çağı olumlu ve olumsuz yaşantıları ile kişilik psikopatolojisi düzeyi arasındaki ilişkide kültürel eğilim özelliklerinin düzenleyici rolünün kültürlerarası olarak incelenmesidir. Bu amaçla, öncelikle Japonca formu bulunmayan Çocukluk Çağı Olumlu Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ)'nin Japonca'ya çevirisi yapılmış ve 300 katılımcının dahil olduğu bir örneklemde ölçeğin psikometrik özellikleri incelenmiştir. ÇÇOYÖ Japonca formunun geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak kullanılabileceği görüldükten sonra, ana çalışmada 18-65 yaş aralığında, Türkiye (n=482) ve Japonya'dan (n=493) toplam 975 kişi katılımcı olarak yer almıştır. Çalışmada çocukluk çağı yaşantılarını değerlendirmek amacıyla "Çocukluk Çağı Olumlu Yaşantılar Ölçeği" ve "Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği", kişilik psikopatolojisini değerlendirmek amacıyla "SCID-5-SPQ", ve kültürel eğilim özelliklerini değerlendirmek amacıyla Benlik Kurgusu Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma değişkenleri arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile incelendikten sonra, çocukluk yaşantısı örüntüleri ve kültürün kişilik psikopatolojisi üzerindeki etkisi iki yönlü MANOVA ile incelenmiş, ardından çocukluk çağı yaşantılarının yetişkinlik dönemi kişilik psikopatolojisi düzeyi ile ilişkisinde kültür ve kültürel yönelimin rolü çift düzenleyici analizler ile test edilmiştir. Analizler sonucunda, çocukluk çağı olumlu yaşantıları arttıkça kişilik psikopatolojisi düzeyinin azaldığı, diğer yandan çocukluk çağı olumsuz yaşantıları arttıkça kişilik psikopatolojisi düzeyinin arttığı, çocukluk çağı örüntülerinin kişilik psikopatolojisi düzeyiyle ilişkisinin ise kültüre göre farklılaştığı görülmüştür. Çift düzenleyici analiz sonuçları ise, çocukluk çağı yaşantıları ile A, B ve C kümesi kişilik psikopatolojisi arasındaki ilişkide kültür ve kültürel eğilim özelliklerinin düzenleyici rolünün anlamlı olduğuna, bireyin bireycilik veya toplulukçuluk eğilimi düzeyinin ve kültürün belirli kişilik psikopatolojisi düzeylerini artırabileceğine veya azaltabileceğine işaret etmektedir.
Kendini engelleme ve okul terk riski: Akademik tersliklerin üstesinden gelme ve olumsuz yaşantıların aracı rolü
Çalışma, kendini engellemenin olumsuz akademik yaşantılar ve akademik tersliklerin üstesinden gelme becerisi aracılığıyla okul terki riski üstündeki dolaylı etkisini yordamayı amaçlamaktadır. Ayrıca araştırmanın diğer amaçları ortaokul öğrencilerine yönelik "Akademik Tersliklerin Üstesinden Gelme Ölçeği"nin uyarlanması, "Akademik Tersliklerin Üstesinden Gelme İndeksi" ve "Olumsuz Akademik Yaşantılar Listesi"nin geliştirilmesidir. Araştırma yordama amaçlı ilişkisel desende tasarlanmıştır. Katılımcılar, bir büyükşehrin merkez ilçelerindeki ortaokullardan uygun örnekleme yoluyla seçilmiştir. Veriler 2022-2023 eğitim öğretim yılında Kişisel Bilgi Formu, Akademik Tersliklerin Üstesinden Gelme Ölçeği, Akademik Tersliklerin Üstesinden Gelme İndeksi, Olumsuz Akademik Yaşantılar Listesi, Akademik Kendini Engelleme Ölçeği ve Okul Terk Risk Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler RStudio 2023.12.1+402 derleyicisinde ProcessR 4.3, mirt 1.41, lavaan 0.6.-18, psych 2.4.3 olmak üzere çeşitli R paketleri kullanarak analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında geliştirilen/uyarlanan araçlardan elde edilen ölçümlerin doğrulayıcı faktör analizi ve temel bileşen analiziyle yapı geçerliği katsayıları; Cronbach alfa ve McDonald omega katsayılarıyla güvenirlikleri hesaplanmıştır. Maddelerin güçlük ve ayırıcılık parametreleri madde tepki kuramına dayalı aşamalı tepki modeli kullanılarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda, olumsuz akademik yaşantıların ve akademik tersliklerin üstesinden gelmenin, kendini engelleme ile okulu terk etme riski arasındaki ilişkiye kısmi aracılık ettiği saptanmıştır. Ayrıca akademik tersliklerin üstesinden gelme indeksinin planlama, sebat, belirsizliği kontrol, kaygı ve öz yeterlik; olumsuz akademik yaşantılar listesinin ders, aile, akran ve öğretmen bileşenlerinden oluştuğu; geliştirilen/uyarlanan araçlardan elde edilen ölçümlerden hesaplanan geçerlik ve güvenirlik katsayılarının yeterli düzeyde oldukları saptanmıştır. Araştırma bulguları literatür ışığında tartışılmıştır. Uygulama ve araştırma alanlarına yönelik öneriler sunulmuştur. Bu araştırmanın okul terk riskinin, akademik tersliklerin üstesinden gelmenin ve akademik olumsuzlukları yaşamanın anlaşılmasına katkı sağlaması beklenmektedir.
Bilişsel esneklik ve okula bağlılık arasındaki ilişkide duygu düzenleme ve okulda kendini toparlama gücünün aracılık rolü
Bu araştırmada, lise öğrencilerinde okulda kendini toparlama gücü (OKTG) kavramı incelenmiş, ayrıca OKTG ile bilişsel esneklik, duygu düzenleme ve okula bağlılık kavramları arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada Okulda Kendini Toparlama Gücü Ölçeği (OKTGÖ) Türkiye kültürüne uyarlanmıştır. Çalışma için Ankara ilinde çeşitli liselerde öğrenim gören toplam 1084 öğrenciden veri toplanmıştır. AFA sonucunda 4 faktörlü bir yapı elde edilmiştir ve bu yapının toplam varyansın %61.355'ini açıkladığı görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizi sonucuna göre model veri uyumu sağlanmıştır (RMSEA=.063, CFI=.98, GFI=0.94, NFI=.96, IFI=.98, SRMR= .049). İki düzeyli faktör analizinde de model veri uyumu sağlanmış olup yapı geçerlidir (RMSEA=.069, CFI=.97, GFI=0.92, NFI=.96, IFI=.97, SRMR= .063). Ölçeğin güvenirliği için hesaplanan Cronbach alfa katsayısı .89 olarak bulunmuştur. Ayrıca 4 hafta arayla yapılan test-tekrar test sonuçları ise ölçeğin kararlı bir ölçek olduğunu göstermektedir. Ölçeğin diğer ölçeklerle ilişkisi kapsamında kendini toparlama gücü ile olumlu yönde; depresyon, stres ve anksiyete ile olumsuz yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. OKTGÖ aile/ev, okul arkadaşları, öğretmenler ve akademik olmak üzere dört faktör ve 16 maddeden oluşmaktadır. İkinci aşamada ise model sınanmıştır. Lise öğrencilerinde bilişsel esneklik ile okula bağlılık arasında duygu düzenleme ve OKTG'nin seri çoklu aracı rolünün bulunduğu bu araştırma yordamaya dayalı korelasyonel modeldedir. Bu çalışmada Ankara ilinde öğrenim gören 456 lise öğrencisinden veri toplanmış, araştırmada OKTGÖ, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği ve Okula Bağlılık ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre bilişsel esneklik ile okula bağlılık arasında duygu düzenleme ve OKTG'nin seri çoklu aracı rolü olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ulaşılan bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Evli bireylerin irrasyonel inanışları ile pozitif algıları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın temel amacı evli çiftlerin irrasyonel inanışları ile pozitif algıları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. Pozitif algılarının ve irrasyonel inanışlarının cinsiyet, yaş, çocuk sahibi olma durumu, evlilik süresi ve gelir düzeyi değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi de araştırmanın alt amaçlarını oluşturmaktadır. İlişkisel tarama modeline uygun olarak düzenlenmiş araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan evli bireyler, örneklemi ise kolaydan örnekleme yöntemi ile seçilmiş 134'ü kadın 112'si erkek olmak üzere toplam 246 evli bireydir. Araştırma verilerinin toplanmasında Romantik İlişkilerde İrrasyonel İnanışlar Ölçeği ve Pozitif Algı Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca bireylerin demografik özellikleri hakkında bilgi edinmek için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Kadınlarla erkekler arasında hem irrasyonel inanışlar hem de pozitif algı ortalamaları bakımından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Sonuçlar, katılımcıların yaşları bağlamında incelendiğinde yaş değişkeninin anlamlı bir yordayıcı olmadığı görülmektedir. Evli bireylerin pozitif algı puan ortalamalarının gelir düzeyi değişkeni bağlamında grup ortalamaları arasındaki farkının anlamlı olduğu bulunmuştur. Gelir durumu değişkenine göre, alt gelir grubunda yer alan katılımcıların pozitif algı puanlarının daha üst gelir grubunda yer alanlarınkine göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Pozitif algı alt boyutu olan geçmiş zamana ilişkin olumlu algı puanı arttıkça farklı düşünmek ile ilgili irrasyonel inanışlar puanlarının azaldığı görülmüştür. Geçmiş zamana ilişkin olumlu algı puanı arttıkça cinsiyet farklılıkları ile ilgili irrasyonel inanışlar puanları azalmaktadır. Benliğe ilişkin olumlu algı puanı arttıkça cinsiyet farklılıkları ile ilgili irrasyonel inanışlar puanları azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: İrrasyonel (Akılcı olmayan) inanışlar, pozitif algı, pozitif psikoloji
Pozitif psikolojik sermayenin çalışanların ilişki ağı kurma yeteneği üzerindeki etkisinde nomofobinin düzenleyici rolü: Havacılık sektöründe bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, Pozitif Psikolojik Sermayenin Çalışanların İlişki Ağı Kurma Yeteneği üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada, ayrıca nomofobinin düzenleyici bir aracılık rolü oynayabileceği ve bu değişkenin etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmanın uygulama kısmı, İstanbul Yeni, İstanbul Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanlarında faaliyet gösteren havayolu işletmelerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede, söz konusu işletmelerdeki çalışanların havacılıkla ilgili düşünce ve algıları temel alınmıştır. Araştırmaya ait veriler sözkonusu havacılık firmalarının çalışanlarından elde edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, nomofobinin, pozitif psikolojik sermaye ve ilişki ağı kurma yeteneği arasındaki ilişkiyi negatif olarak etkilemekte, çalışanların nomofobi düzeylerinin yükselmesi, pozitif psikolojik sermayelerinin ilişki ağı kurma yetenekleri üzerindeki etkisini negatif yönde etkilemekte ve pozitif psikolojik sermayesi yüksek olan çalışanların ilişki ağı kurma yetenekleri düşmektedir. Bu çalışmanın, kuramsal ve uygulamada katkısı bulunmaktadır. Çalışmanın kuramsal katkısı, Pozitif Psikolojik Sermayenin ve İlişki Ağı Kurma Yeteneği ilişkisinin ilk kez ele alınarak açıklanması ve bu ilişkide aracı rol üstlenen Nomofobinin bütüncül bir modelde incelenmesidir. Bu çalışmanın uygulamadaki katkısı ise, tüm dünyada faaliyet gösteren havacılık firmalarında ilk kez araştırılmış olmasıdır. Anahtar Kelimeler: Pozitif Psikolojik Sermaye, İlişki Ağı Kurma Yeteneği (Networking Ability), Nomofobi, Sivil Havacılık
Değer bilinçlendirme yaklaşımına dayalı pozitif psikoloji uygulaması
Bu çalışmanın amacı orta öğretim (lise) öğrencileri düzeyinde, Değer Bilinçlendirme Yaklaşımına Dayalı Pozitif Psikoloji Uygulamasının öğrencilerin bilişsel farkındalıklarına etkisinin olup olmadığını tespit etmektir. Bununla birlikte elde edilen veriler ışığında Değer Bilinçlendirme Yaklaşımına Dayalı Pozitif Psikoloji Uygulamasının, eğitimde pozitif psikoloji alanında kullanılabilir olup olmadığını ortaya koymaktır. Erdemler ve erdemlere dayalı karakter güçleri bu çalışmanın temelini oluşturmuş ve 12 pozitif psikoloji kavramı üzerinden çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Araştırma Uşak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde orta ve alt düzey akademik başarıya sahip 11. Sınıftaki 10 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Eğitim süreci 10 hafta sürmüştür. Değer Bilinçlendirme Yaklaşımına Dayalı Pozitif Psikoloji Uygulamasının lise öğrencilerinin bilişsel farkındalıklarına etkisini ortaya koymak için yapılan bu çalışmada "yarı deneysel" yöntem kullanılmıştır. Öğrencilerin çalışma öncesinde belirlenen kavramlarla ilgili sahip oldukları bilgi durumları ile çalışma sonrasında sahip oldukları bilgi durumları ön test ve son test uygulaması ile karşılaştırılmıştır. Veriler Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile analiz edilmiş ve elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, Değer Bilinçlendirme Yaklaşımına Dayalı Pozitif Psikoloji Uygulamasının pozitif psikoloji kavramlarıyla ilgili anlayış kazandırmada ve bilişsel farkındalık yaratmada etkili olduğu, bu alanda kullanılabilecek bir uygulama olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Pozitif Psikoloji, Değer Bilinçlendirme Yaklaşımı, Karakter Güçleri, Karakter Güçleri ve Erdemlerin Sınıflandırılması
Evaluation of the effectiveness of the intervention program for prepared pre-adolescents where basi̇c symptoms of conduct disorder is observed
This study has been applied to determine the effectiveness of a comprehensive intervention program for pre-adolescents with conduct disorder (CD) symptoms. In the study, a quasi-experimental design with experimental and control groups, pre-test and post-test measurements was used to determine the effectiveness of the comprehensive intervention program. The intervention program prepared within the scope of the study is a comprehensive program based on the theoretical background of cognitive and positive psychology, designed in an experimental order, and containing separate applications for adolescents and parents. With this program, it is aimed to reduce the symptoms of conduct disorder, which have serious negative consequences for the child, family, school and society, and to develop more functional behaviors in adolescents. The group of this study consists of pre-adolescents between the ages of 12 and 14 who study at a secondary school in Kadıköy district of Istanbul. In the study, a total of 66 people were included in three experimental groups, 33 of which were pre-adolescents and one of their parents. In order to measure the change in conduct disorder symptoms, Children Aggression Scale Parents Form, Buss and Perry Aggression Scale (BPAS), Irregular Behavior Scale, Vanderbilt Attention Deficit and Hyperactivity Disorder Family Assessment Scale (VADHD- FAS) was used. According to the results of the research, a significant decrease in the symptoms of CD was found in the experiment 1 and experiment 2 groups. In addition, intervention to adolescents and their parents to reduce symptoms of CD was found to be more effective than intervening only in adolescents, while excluding parents and applying program only with children did not yield significant results. Considering that the number of studies on the treatment of conduct disorders in our country is low, the findings obtained at the end of the study will be a guide for new studies. Key Words: Conduct disorder, cognitive psychology, positive psychology.
Annelerin yaşam projelerinin gözaltındaki çocukların öz denetimine etkileri: Yaşam amacının kritik rolü
Bu araştırmada annelerin oluşturmuş oldukları yaşam projelerinin gözaltındaki çocukların öz denetimine etkilerinde yaşam amacının rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel taramaya dayalı yordayıcı korelasyonel yöntem kullanılmıştır. Araştırmada, katılımcılara Sosyo-demografik Bilgi Formu Ontolojik İyi Oluş Ölçeği Yaşam Amacı Ölçeği (P-YAÖ) Öz–Kontrol Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden amaçsal bir türü olan benzeşik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları yaşları 14-18 arası olan toplam 250 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz edilmesinde IBM Spss 26 ve Lisrel 8.8 paket programları kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkların test edilmesinde bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi, değişkenler arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesinde ise Pearson korelasyon analizi ve yol analizi (path analysis) tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; suça sürüklenmeyen katılımcıların ontolojik iyi oluş düzeyleri, suça sürüklenenen katılımcılara göre, anlamlı düzeyde daha yüksektir. Yaşam amaçlarında da gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma olduğu bulunmuştur. Suça sürüklenmeyen çocukların yaşam amaçları ortalaması, suça sürüklenen çocukların ortalamasından anlamlı derecede daha yüksektir. Öz denetim düzeyinde de bakıldığında gruplar arasında gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Suça sürüklenen çocukların öz denetim ortalaması suça sürüklenmeyen çocukların ortalamasından anlamlı derecede daha yüksektir. Öz–Kontrol Ölçeğinden alınan düşük puanlar yüksek öz denetimi gösterdiği için suça sürünlenmeyen çocukların öz denetim becerileri daha yüksek olmaktadır. Çocukların gelecek planlarına göre ontolojik iyi oluş düzeyinde arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Bu farkın kaynağını belirlemek için yapılan analizlere göre okula devam edip meslek sahibi olmak isteyenlerin ontolojik iyi oluş düzeyi, bir işte çalışıp para kazanmak isteyenlerden, geleceği düşünemediğini belirtenlerden ve herhangi bir planı olamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir. Yaşam amacı düzeyine göre gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Farkın kaynağına yönelik analizlere göre okula devam edip meslek sahibi olmak isteyenlerin yaşam amacı düzeyi, bir işte çalışıp para kazanmak isteyenlerden, geleceği düşünemediğini belirtenlerden ve herhangi bir planı olamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir. Öz denetim düzeyine göre gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur. Farkın kaynağını belirlemek için analizlere göre okula devam edip meslek sahibi olmak isteyenlerin öz denetim düzeyi, bir işte çalışıp para kazanmak isteyenlerden, geleceği düşünemediğini belirtenlerden ve herhangi bir planı olamayanlardan anlamlı düzeyde daha düşüktür. Çalışmada kullanılan yapısal modelinin sonuçlarına göre, ontolojik iyi oluşun alt boyutları olan pişmanlık, harekete geçme ve hiçliğin yaşam amaçlarındaki varyansın %23'ünü açıkladığı görülmektedir. Yaşam amaçları ise öz denetim düzeyindeki varyansın %19'unu açıklamaktadır.
Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda grup pozitif psikoterapi tedavisi ve etkileri
Bu çalışmanın amacı grup pozitif psikoterapi tedavisinin fibromiyalji sendromu teşhisi almış hastaların yaşadıkları psikolojik sorunların azaltılmasındaki etkililiğini araştırmaktır. Araştırmada uygulanan grup pozitif psikoterapi tedavisi, Nossrat Peseschkian tarafından geliştirilmiş olan "Beş Basamaklı Terapi" yöntemi dikkate alınarak geliştirilmiştir. Araştırmada, araştırma kapsamında uygulanan terapinin fibromiyalji sendromu teşhisi almış kadın hastaların depresyon, anksiyete ve aleksitimi düzeyi, öfke duygusu ve öfke duygusunu ifade etme, genel öz-yeterlilik, ağrı öz-etkinlik, ağrı ile baş etme, yaşam kalitesi, yaşam doyumu düzeyi ve algılanan sağlık durumu, nezaket ve açıklık-dürüstlük (ikincil yetenekler) değişkenlerinde anlamlı bir değişiklik meydana getirip getirmediği; eğer anlamlı bir değişiklik meydana getirmişse, bu değişikliklerin kalıcı olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntem ve tekniklerinden ön test-son test, deney-kontrol gruplu yarı deneysel modellerden eşleştirmeli desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, Yenibosna Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tedavi için başvuran, Amerikan Romatoloji Derneği kriterlerine göre fibromiyalji sendromu tanısı almış, 18-65 yaş aralığında olan, İstanbul'da yaşayan, Türkçe konuşabilen, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 35 kadından oluşmaktadır. Katılımcılar 17'si deney, 18'i kontrol grubunda yer almaktadır. Araştırmada kullanılan veriler 3 aşamada (ön test, son test, izleme) toplanmıştır. Katılımcılara uygulanan ön test sonrasında deney grubunda yer alan katılımcılara, her biri 120 dakikadan oluşan grup pozitif psikoterapi tedavisi seansı haftada 1 kez olmak üzere 12 hafta boyunca uygulanmıştır. Uygulama sonrasında son test, son testten 12 hafta sonra ise izleme testi uygulanmıştır. Araştırma süreci COVID-19 salgınının yoğun olarak yaşandığı bir döneme denk geldiği için seanslar ve veri toplama süreci çevrimiçi ortamda yürütülmüştür. Araştırma kapsamında toplanan veriler SSPS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların ön test puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için Mann Whitney U testi, son test ve izleme testi puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için ise Wilcoxon İşaretlenmiş Sıralar testi uygulanmıştır. Ön test puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için uygulana analizlerin sonucunda, gruplar arasındaki farklılaşmaların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Araştırma kapsamında 12 hipotez test edilmiş ve bu hipotezlerden 3 tanesi doğrulanmıştır. Uygulanan terapi, deney grubunda yer alan katılımcıların depresyon puanlarında (H1), sağlık algısı puanlarında (H10) ve nezaket puanlarında (H11) anlamlı düzeyde azalmaya neden olmuştur. Terapi tamamlandıktan 12 hafta sonra yapılan izleme testi sonuçları ile son test sonuçları karşılaştırıldığında ise terapinin sağladığı faydanın devam ettiği görülmüştür. Bu bulgulara dayanarak, araştırma kapsamında geliştirilmiş olan grup pozitif psikoterapi tedavisinin, Amerikan Romatoloji Derneği kriterlerine göre fibromiyalji sendromu tanısı konmuş kadınların depresyon, sağlık algısı ve nezaket puanlarının düşürülmesinde etkili sonuç ürettiği ve oluşan etkinin kalıcı olduğu söylenebilir.
Sanal gerçeklik ortamı ile uyarılmış pozitif huşu ve tehdit edici huşunun özgecilik üzerindeki etkisinde gruplararası ilişkiler
Keltner ve Haidt'in (2003) prototipik huşu modeline göre huşu, iki merkezi -genişlik ve akomode etme ihtiyacı- özelliğe sahip ve beş periferik -tehdit, güzellik, yetenek, erdem, doğaüstülük- özellik ile ilişkili olan kompleks bir duygudur. Bu araştırma kapsamında, Yaden ve ark. (2018) tarafından, prototipik huşu modelinden bu yana yapılan deneysel araştırma bulgularına dayalı olarak geliştirilen AWE-S'in Türkçe uyarlaması (HDDÖ) yapılmıştır. AFA uygulaması sonucunda ölçekteki 16 maddenin 4 alt boyutta toplandığı ve faktörlerin, toplam varyansın %82.379'unu açıkladığı görülmüştür. HDDÖ (α=.92) bireylerin hissettikleri anlık huşu duygusunu, değişmiş zaman algısı (α=.82), bağlanılmışlık (α=.96), genişlik (α=.94) ve akomode etme ihtiyacı (α=.93) olmak üzere dört boyutta ölçmektedir. Araştırmalar, huşu deneyimlerinin özgecilik üzerindeki pozitif etkisine vurgu yapmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, VR ortamı ile uyarılmış tehdit edici huşu (TEH) ve pozitif huşu (POH) deneyimlerinin, özgecilik (para bağışlama senaryosu ile ölçülen) üzerindeki etkisini iç grup- dış grup ayrımına dayalı olarak ölçmek ve POH/TEH uyaranlarının dini bağlamda pozitif (DİPOH)/dini bağlamda tehdit edici (DİTEH) olarak sunulduğu koşulda özgecilik üzerindeki etkilerini ele almaktır. İki başörtülü kadın grubu, DİPOH/DİTEH koşulları için POH/TEH uyaranları sunulmadan önce teorik olarak bu uyaranlar ile içerik bakımından ilişkili olduğu düşünülen Kur'ân-ı Kerim'deki ayetlere maruz bırakılmıştır. Literatürde TEH ve POH deneyimlerini uyarmada güçlü etkileri olduğu bulgulanan VR içerikleri (POH için doğa manzaralarını, TEH için volkan patlamalarını içeren) kullanılmıştır. 6 deney ve 2 kontrol koşulundan oluşan bir deney tasarlanarak 112 kadın katılımcı (70 başörtülü/42 başörtüsüz kadın) ile bu araştırma yürütülmüştür. POH, TEH ve kontrol koşullarındaki katılımcıların dış gruba yönelik özgeci davranış ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Fakat kontrol koşullarındaki katılımcıların iç gruba yönelik özgeci davranışlarının huşu koşullarındaki katılımcılara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu ve DİPOH/DİTEH koşullarında TEH ve kontrol koşullarına kıyasla dış gruba yönelik özgeci davranışların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla olduğu görülmüştür. Bulgular, ilgili huşu modelleri ve gruplararası ilişkiler kuramları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gruplararası İlişkiler, Huşu, Özgecilik, Pozitif Huşu, Tehdit Edici Huşu
Pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin Tip 1 Diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin psikolojik iyi oluşu üzerindeki etkisi
Çocukluklarda görülen kronik hastalıklardan biri olan tip 1 diyabet, çocukları ve ebeynlerini psikolojik sorunlara yatkın kılan bir stresör olabilmektedir. Pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin, psikolojik iyi oluşu arttırdığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, yaşı 7-13 arasında olan tip 1 diyabetli çocuklar ve ebeveynleri tarafından uygulanan pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin, çocukların depresyon, anksiyete ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi düzeyleri üzerindeki etkisi ile; ebeveynlerin mutluluk, depresyon, anksiyete, stres ve pozitif duygulanım düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Altı haftalık pozitif psikoloji müdahelelerinin etkisini ölçmek için çocuk katılımcılara (n = 24) Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Yenilenmiş (ÇADÖ-Y) ve Çocuklar için Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (Kid-KINDL); ebeveynlerine (n = 24) ise PERMA Ölçeği, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASÖ) ve Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği (PNDÖ) uygulanmıştır. Müdahale programı sonucunda, ebeveynlerin mutluluk ve pozitif duygulanım düzeylerinde artma; depresyon, anksiyete, stres ve negatif duygulanım düzeylerinde azalma görülmüştür. Çocukların ise anksiyete düzeylerinde azalma görülürken, depresyon ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi düzeylerinde anlamlı bir fark görülmemiştir. Müdahale programının çocukların HbA1c düzeyleri ile ölçülen diyabet kontrolü üzerinde bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Araştırma bulguları, pozitif psikoloji müdahale yöntemlerinin tip 1 diyabetli çocukların ve ebeveynlerinin psikolojik iyi oluşu üzerinde olumlu etkilere sahip olduğunu desteklemektedir. Bulgular, literatürdeki pozitif psikoloji müdahale çalışmaları ile büyük ölçüde tutarlıdır. Bu araştırma, tip 1 diyabetli çocuklarla birlikte ebeveynlerini de pozitif psikoloji müdahaleleri kapsamına alarak literatüre katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Pozitif psikoloji müdahale yöntemleri, tip 1 diyabet, psikolojik iyi oluş, çocuklar, ebeveynler
Umudu yordamada şükran ve özgecilik
Bu çalışmada temel amaç doğrultusunda şükran ve özgeciliğin birlikte ele alındıklarında umudun anlamlı birer yordayıcısı olup olmadıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Buna ek olarak çeşitli demografik özelliklerin (cinsiyet, ailenin aylık toplam gelir düzeyi, sosyal aktivitelere haftalık katılım sıklığı, algılanan aile tutumu), şükranın ve özgeciliğin ayrı ayrı umut ile olan ilişkileri de incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul'da devlet ve vakıf üniversitelerinde lisans düzeyinde eğitim gören 504 üniversite öğrencisi katılımcı (297 kadın, 207 erkek) oluşturmuştur. Araştırmanın yaklaşımı nicel araştırma yaklaşımlarından olan ilişkisel araştırma yaklaşımıdır. Araştırmada veri toplama araçları olarak katılımcıların demografik bilgilerini elde etmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen Sosyo-Demografik Bilgi Ölçeği, umut düzeylerini belirlemek amacıyla Snyder ve diğerleri (1991) tarafından geliştirilmiş ve Türkçe'ye uyarlaması Tarhan ve Bacanlı (2015) tarafından yapılmış olan Sürekli Umut Ölçeği, şükran düzeylerini belirlemek amacıyla Kardaş ve Yalçın (2019) tarafından geliştirilmiş Şükran Ölçeği, özgecilik düzeylerini belirlemek amacıyla London ve Robert Bower (1968) tarafından geliştirilmiş ve Türkçe'ye uyarlaması Cantez, Aşkın ve Akbaba (1991) tarafından yapılmış olan Özgecilik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin istatistiksel çözümlemesinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Umudun, cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği bağımsız değişkenler t testi ile incelenmiştir. Umudun ailenin aylık toplam gelir düzeyine, sosyal aktivitelere haftalık katılım sıklığına ve algılanan aile tutumuna bağlı olarak anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile incelenmiştir. Bağımsız değişkenler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) sonucuna göre katılımcıların umut puanlarında bahsi geçen demografik özelliklere dayalı anlamlı bir fark ortaya çıkmamıştır. Şükran ve umut ile özgecilik ve umut arasında korelasyonel bir ilişki olup olmadığı pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Şükran ve umut ile özgecilik ve umut arasında orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Şükranın ve özgeciliğin birlikte ele alındıklarında sürekli umudun anlamlı birer yordayıcısı olup olmadıkları çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Şükran ve özgeciliğin umudu yordama gücünün zayıf olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda araştırmanın sonuçları alan yazın göz önüne alınarak tartışılmış ve yorumlanmıştır. Daha sonra yapılacak olan araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Pozitif Psikoloji, Umut, Şükran, Özgecilik
Romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçiliğin psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkilendirilmesi
Literatürü incelediğimizde romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik gün geçtikçe dikkat çeken konulardan biri haline gelmiştir. Bu doğrultuda romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik ile ilgili çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu açıdan bu çalışmada bireylerin romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçiliklerinin psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkisi ayrı ayrı incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda 170'i kadın, 205'i erkek olmak üzere 375 üniversite öğrencisinin romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik düzeylerini belirlemek amaçlı Romantik İlişkilerde Mükemmeliyetçilik Ölçeği, psikolojik iyi oluş süreçlerini değerlendirmek için Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve çocukluk çağında yaşadıkları travmatik yaşantıları incelemek içinde Çocukluk Çağı Travma Ölçeği uygulanmıştır. Bu ölçekler doğrultusunda romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçilik psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkisi incelenmiştir. Elde edilen verilerin istatiksel analizleri gerçekleştirmiş ve tablo şeklinde sunulmuştur. Bu çalışmada veri bağıntılarını analiz etmek için Pearson Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik ve psikolojik iyi oluş puanları arasında bazı anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile psikolojik iyi oluş puanlarının romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik puanlarını yordadığı görülmüştür. Son olarak, katılımcıların romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik puanlarının demografik değişkenlerine göre değişmediği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar tartışılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.
Ergenlerde azim, umut ve öz-yeterliğin depresyon ile ilişkisi
Bugün ruh sağlığı problemleri ve bunun tetikleyicileri olan pandemi gibi küresel salgınların ergenler üzerindeki etkileri görece daha yıkıcı olarak karşımıza çıkmakta ergenlerin bilişsel, duygusal ve sosyal açılardan korunması ve rehabilite edilmesi her geçen gün daha fazla önem arz etmektedir. Bu nedenle pandemi sürecinde ve sonrasında ergenlerin pozitif taraflarını besleyecek psikolojik müdahaleler ve pozitif gençlik programlarının önemi kaçınılmaz olmaktadır. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı umut, azim ve öz-yeterlik karakter güçlerinin ergenlerin depresyon düzeyleriyle ilişkisini incelemek ve bu değişkenlerin depresyon düzeyini etkileme mekanizmasını açıklamaya yönelik olarak alanyazın temelli geliştirilen bir model önerisini sınamaktır. Araştırmanın çalışma grubu, Van Merkezde lise öğrenimine devam eden 491 kız ve 259 erkek olmak üzere toplam 750 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmaya farklı sınıf düzeylerinden (9, 10, 11 ve 12. sınıf) ve okul türlerinden (Fen, Anadolu, Meslek ve İmam Hatip) lise öğrencileri katılmıştır. Araştırma verilerini toplamak için Sürekli Umut Ölçeği, Azim Ölçeği, Çocuklar İçin Öz-yeterlik Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Analizler için SPSS Statistics 25 ve AMOS 24 programları kullanılmıştır. Araştırma kapsamında önerilen model, yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiş ve kabul edilebilir uyum değerleri ile doğrulanmıştır. Çalışmada geliştirilen modelin fit uyum indekslerinin iyi uyum verdiği ve elde edilen katsayıların istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmada geliştirilen alternatif modelde azim umudu artırmakta, umudun artması özyeterliği arttırmakta, özyeterliğin artması da depresyonu azaltmakta ve depresyona karşı koruyucu bir faktör olmaktadır. Anahtar sözcükler: pozitif psikoloji, umut, azim, öz-yeterlik, depresyon.
Öğretmenlerde prososyal davranışların iş doyumu ve mesleki tükenmişlik ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada öğretmenlerin prososyal davranış düzeyleri ile mesleki tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkide iş doyumunun aracı rolünün açıklanmasına yönelik alanyazına dayalı olarak geliştirilen bir hipotetik model test edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılında Kars İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı merkez ve ilçelerde bulunan okullarda görev yapmakta olan 409'u kadın ve 192'si erkek olmak üzere 601 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada verilerin toplanması için Olumlu Sosyal Davranış Eğilimi Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği – Eğitimci Formu, Minnesota İş Doyum Ölçeği – Kısa Formu ve araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS ve AMOS paket programları kullanılmış ve Yapısal Eşitlik Modellemesinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında yapılan fark istatistiklerine göre, erkek katılımcıların mesleki tükenmişliğin duyarsızlaşma alt boyutundan ve olumlu sosyal davranışın kamusal olumlu sosyal davranış alt boyutundan aldıkları ortalama puanlar kadın katılımcıların bu ölçümlerden aldıkları puanlara göre anlamlı bir şekilde farklılaşmıştır. Kadın katılımcıların ise iş doyumunun içsel ve dışsal doyum alt boyutundan aldıkları ortalama puanlar erkek katılımcıların bu ölçümlerden aldıkları ortalama puanlara göre anlamlı bir şekilde farklılaşmıştır. Katılımcıların olumlu sosyal davranışın itaatkâr olumlu sosyal davranış ve gizli olumlu sosyal davranış alt boyutlarından aldıkları ortalama puanların medeni durumlarına göre bekâr katılımcılar lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı ancak diğer alanlarda katılımcıların medeni durumları açısından anlamlı bir farklılaşma olmadığı belirlenmiştir. Ortaya konulan ve test edilen modele göre prososyal davranış ile mesleki tükenmişlik arasındaki ilişkide iş doyumunun aracı role sahip olduğu belirlenmiştir. Prososyal davranışın mesleki tükenmişlik üzerinde iş doyumu aracılığıyla dolaylı bir etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara çeşitli öneriler sunulmuştur.
Okullardaki örgütsel sinerjinin öğretmenlerin psikolojik sermayeleri üzerindeki rolü
Bu çalışma okullardaki örgütsel sinerjinin öğretmenlerin psikolojik sermayeleri üzerindeki rolünü belirlemek için yapılmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda araştırmada "Öğretmenlerin okullardaki örgütsel sinerji düzeyine yönelik algılarının psikolojik sermaye düzeyleri üzerindeki rolü nedir?" sorusuna cevap aranmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 2021–2022 öğretim yılında Kütahya ili, Şaphane, Simavve Gediz ilçelerinde yer alan tüm okullarda görev yapan 2987öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle seçilen 429 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma verileri, Akpolat ve Levent (2018) tarafından geliştirilen "Öğretmenlere Yönelik Örgütsel Sinerji Ölçeği" ve Tösten ve Özgan (2014) tarafından geliştirilen "Pozitif Psikolojik Sermaye Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Ayrıca verilerin istatistiksel analizi için Bağımsız Örneklemler t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Çoklu Regresyon Analizi ve Pearson Momentler Çarpımı Kolerasyonu kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin okullardaki örgütsel sinerjiye yönelik algı düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Öğretmenlerin örgütsel sinerjiye yönelik algılarının cinsiyet, görev yapılan okul düzeyi ve okulda çalışan öğretmen sayısına göre anlamlı farklılıklar gösterdiği; kıdem, mezuniyet, aynı okulda çalışma süresine göre anlamlı olarak farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın bir diğer değişkeni olan öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri ise yüksektir. Öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri cinsiyet, görev yapılan okul düzeyi ve mezuniyet durumuna göre farklılaşırken bunların kıdem, aynı okulda çalışma süresi, okulda çalışan öğretmen sayısına göre farklılık göstermemektedir. Yine araştırmada öğretmenlerin okullardaki örgütsel sinerji düzeyine yönelik algıları ile psikolojik sermaye düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde, anlamlı pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişkiye rastlanmıştır. Son olarak yapılan araştırmaya göre, öğretmenlerin okullarda örgütsel sinerjiye yönelik etkileşim ve takdir etme, strateji, güncelleme ve güçlenme boyutları algılarının öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeylerini anlamlı bir şekilde yordadığı; bütünleştirme boyutuna yönelik algılarının ise yordamadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Sinerji, Pozitif Psikoloji, Psikolojik Sermaye, Eğitim Örgütleri
Öğretmenlerin psikolojik sermayelerinin işe tutkunluklarındaki rolü
Araştırmada, öğretmenlerin psikolojik sermayelerinin işe tutkunluklarındaki rolünün belirlenmesi amaçlamıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanın evrenini, Uşak ilinde 2022-2023 eğitim öğretim yılında görev yapan 2900 öğretmen, örneklemi ise kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile seçilen 314 öğretmen oluşmaktadır. Araştırma verileri "Psikolojik Sermaye Ölçeği" ve "Çalışmaya Tutkunluk Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri çok yüksek ve işe tutkunluk düzeyleri ise yüksektir. Öğretmenlerin psikolojik sermaye ve işe tutkunluk düzeyleri cinsiyet, öğretmen sayısı ve aynı okulda çalışma süresi değişkenlerine göre farklılaşmazken, kıdem yılı ve mezuniyet durumu değişkenine göre farklılaşmaktadır. Öğretmenlerin kıdem yılı arttıkça ve öğrenim durumu yükseldikçe psikolojik sermayeleri ve işe tutkunluk düzeyleri yüksek bulunmuştur. Öğretmenlerin psikolojik ve sermaye düzeyleri okul düzeyine göre farklılaşmazken, işe tutkunluk düzeyleri farklılaşmaktadır. İlkokul öğretmenlerinin işe tutkunluk düzeyi, ortaokul ve lise öğretmenlerine göre daha yüksektir. Araştırmada öğretmenlerin okul içerisindeki psikolojik sermaye ve işe tutkunluk algıları arasında anlamlı, pozitif yönlü, orta düzeyde bir ilişki vardır. Bununla birlikte öğretmenlerin psikolojik sermayelerine yönelik iyimserlik, güven ve umut algıları işe tutkunluklarını yordarken; öz yeterlilik, dışadönüklük ve psikolojik dayanıklılık algıları yordamamaktadır. Anahtar kelimeler: Pozitif psikoloji, çalışmaya yoğunlaşma, çalışmaya tutkunluk.
Türk ve Amerikan ailelerinde eş kaybı sonrası aile dayanıklılığının inşası: Bir gömülü teori çalışması
Yakın bir aile üyesinin, özellikle baba ya da eşin ölümü, aile yaşamında derin sarsıntılar yaratmaktadır. Ancak birçok aile, böylesi yıkıcı bir kayıp sonrasında bile aile birliklerini koruyabilmekte ve yaşamlarını sürdürebilmektedir. Bu çalışma, baba/eş kaybı yaşayan ailelerde dayanıklılığı destekleyen süreç ve faktörleri açıklayan, gömülü teori yöntemiyle geliştirilen bir teorik model oluşturmayı hedeflemiştir. Araştırmada, yaşanan kaybın aile sistemine etkileri ve aile sisteminin nasıl dayanıklılık geliştirdiği incelenmiştir. Araştırmanın alt problemleri olarak; ailelerin kayıp sürecini nasıl deneyimledikleri, karşılaştıkları zorluklar ve bunlarla başa çıkma yöntemleri, dayanıklılığın oluşmasına katkıda bulunan bireysel, ailesel ve kültürel faktörler ile ailelerin yaşamlarına yönelik anlam oluşturma ve gelecek hedeflerini şekillendirme süreçleri incelenmiştir. Araştırma kapsamında eşini kaybeden, farklı kültürel kökenlere sahip toplam 35 anneyle (12 Türk, 23 Amerikalı [12 Afro-Amerikalı, 11 Beyaz Amerikalı]) derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler Strauss ve Corbin'in gömülü teori analiz yöntemleriyle kodlanarak süreç temelli ve kültürel farklılıkları dikkate alan bir aile dayanıklılığı modeli oluşturulmuştur. Araştırmanın bulguları, yaşanan kaybın ilk aşamada aile sisteminin istikrarını bozduğunu ve duygusal karmaşaya, rol çatışmalarına ve acil destek ihtiyacına yol açtığını ortaya koymaktadır. Zaman içinde ailelerin; aile içi rolleri yeniden düzenlemek, iletişim ve sosyal destek ağlarını güçlendirmek ve yaşanan kayba ilişkin anlam oluşturmak gibi dinamik dayanıklılık süreçlerini kullandıkları gözlenmiştir. Bireysel düzeyde kişisel baş etme becerileri ve inançlar, ailesel düzeyde birlik, duygusal bağların güçlenmesi ortak rutinler ve açık iletişim, kültürel düzeyde ise toplum desteği, dini veya kültürel pratikler gibi faktörlerin aile dayanıklılığını desteklediği bulunmuştur. Anlam oluşturma ve geleceğe yönelik hedeflerin yeniden şekillendirilmesi yoluyla aileler, kaybı hayat anlatılarıyla bütünleştirerek aile birliklerini korumuşlardır. Bu çalışma, kayıp yaşayan ailelerin uyum sağlama ve dayanıklılık oluşturma süreçlerini çok yönlü ve kültürlerarası bir perspektifle açıklayarak aile dayanıklılığı literatürüne katkı sunmakta ve kayıp yaşayan ailelerle çalışan uygulayıcılar için önemli içgörüler sağlamaktadır.
Okul müdürlerinin liderlik davranışlarının öğretmenlerin psikolojik sermayesi ile ilişkisi
Bu araştırmada, okul müdürlerinin liderlik davranışları ile öğretmenlerin psikolojik sermayeleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nicel araştırma yönteminde tekli ve ikili tarama modelleri ile desenlenmiştir. Araştırmanın hedef evreni Ankara'nın dokuz ilçesindeki kamu okullarında görevli 13580 ilkokul öğretmeni ve 15165 ortaokul öğretmeni olmak üzere 28745 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi tabakalı örneklem yoluyla seçilmiş 361 ilkokul ve 370 ortaokul öğretmeni olmak üzere toplam 731 öğretmenden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak, Çetin (2015) tarafından geliştirilen "Psikolojik Sermaye Ölçeği" ile Kouzes ve Posner (2003) tarafından geliştirilen (Leadership Practices Inventory) ve Yavuz'un (2010) Türkçe'ye uyarladığı "Liderlik Uygulamaları Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 22.00 programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde, yüzde, frekans, aritmetik ortalama ve standart sapma gibi betimsel istatistik tekniklerinden yararlanılmıştır. Katılımcıların cinsiyet ve okul türü değişkenlerine göre görüşlerinin karşılaştırılmasında t testi; kıdem ve eğitim durumu değişkenlerine göre öğretmenlerin görüşleri arasında anlamlı bir farkın olup olmadığının belirlenmesinde Kruskal Wallis H testi; okul müdürlerinin liderlik davranışlarının, öğretmenlerin psikolojik sermaye algılarını yordama düzeyinin belirlenmesinde regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların demografik özelliklerinden cinsiyet, okul türü, kıdem, eğitim durumu değişkenlerinin öğretmenlerin okul müdürlerinin liderlik davranışlarına ilişkin algılarında anlamlı farklılıklar yarattığı görülmektedir. Aynı değişkenlere göre, öğretmenlerin psikolojik sermaye düzeyleri de anlamlı farklılık göstermektedir. Öğretmenlerin okul müdürlerinin liderlik davranışlarına ilişkin algılarının en yüksek düzeyde tanıma ve takdir etme, en düşük düzeyde risk alma boyutunda olduğu görülmektedir. Öğretmenlerin psikolojik sermayelerine ilişkin algıları en düşük mizah, en yüksek ise bilgelik boyutunda gerçekleşmiştir. Regresyon analizi sonuçlarına göre, okul müdürlerinin liderlik davranışlarının öğretmenlerin psikolojik sermayelerine ilişkin algılarının anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: pozitif psikoloji, psikolojik sermaye, pozitif örgütsel davranış, liderlik, öğretmenler, okul müdürleri
Exploring the link between anxiety, enjoyment, and achievement in foreign language classes
The present study critically examines the relationship between foreign language enjoyment, foreign language anxiety, and language achievement in the Turkish context. Thiis research is designed to investigate the role of positive emotions in the field of language education. The current study is carried out in the spring term in the 2019-2020 academic year. Participants are 233 fifth-grade students studying at a state secondary school. In this study, a mixed-method research design is adopted. The quantitative part of the study is conducted by using two questionnaires, which are Foreign Language Enjoyment scale and Children's Foreign Language Anxiety Scale. Qualitative data is collected by using semi-structured interviews and reflective journals. A total of 12 students participate in the qualitative phase of the study. Data is analyzed through descriptive and inferential statistics, as well as content analysis. It is found that students experience high level of enjoyment and moderate level of anxiety in their English classes. No significant difference exists between FLE and gender. On the other hand, the results indicate that gender is a significant determinant of FLA. It is also revealed that teacher strictness is a factor associated with both FLE and FLA. Moreover, a negative correlation is detected between anxiety and enjoyment. One of the most important findings of the study is that FLE is a predictive factor for language achievement. The qualitative results indicate that language anxiety and language enjoyment stem from factors including self, teacher, and classroom environment.
Sanat yapma eyleminde tekrarlar
"Sanat Yapma Eyleminde Tekrarlar" adlı sanatta yeterlik raporunda tekrar sözcüğü bir kavram olarak detaylı biçimde ele alınmıştır. Sanatta tekrarlama eylemi, tekrarlayan birimler, hareket ve mimikler kapsamlı bir biçimde incelenmiş, örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Sanat tarihinde tekrar içeren eserlerden günümüz sanatına kadar tekrarın nasıl rollere büründüğü, tekrara nasıl anlamlar yüklendiği üzerinde durulmuştur. Sanatçıların aynı basit el işçiliğinin defalarca ve yavaş yavaş tekrarlamasıyla oluşan –tıpkı bir ritüeli gerçekleştirir gibi- uzun soluklu süreçleri ele alınmıştır. Sanatçıların eserleri ile olan bağları, kişisel yaşantıları, el işçiliğinin dikkat çektiği yapıtları üzerinden incelenmiştir. Bir yanıyla obsesif olarak nitelendirilebilen, tutku ile üretilmiş eserler sanatçıların açıklamaları ile birlikte ele alınmıştır. Bu açıklamalarda sanatçıların kendi iç dünyaları, yaratma süreçleri, motivasyonları ile eserleri arasındaki bağlar ortaya koyulmuştur. Psikanalitik açıdan bir yaklaşım ile; tekrarlar ile çalışan sanatçıların yaşantılarında, sanatlarının meditatif ve sağaltıcı etkileri görülmüştür. Bu raporda tekrarlayan eylemler ve birimlerde her bir tekrarda iç dünyada daha da derine inildiği üzerinde durulmuştur. Yapılan uygulamalarda da, tekrarlamaların ritüelistik özellikleri yansıtılmıştır. Anahtar Sözcükler Tekrar, tekrarlamak, zanaat, süreç, psikanaliz