Knowledge
253 theses under this subject heading
Birinci derece yakınlarında kolorektal kanser tanısı olan ve olmayan hastaların kanserden korunmaya yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması
Amaç: Kolorektal kanser (KRK) tanılı hastaların yakınlarının ve yakınında kolorektal kanser tanısı olmayan hastaların kanserden korunmaya yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Polikliniği'ne başvuran KRK hasta yakınları ile Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran ailesinde KRK olmayan hastalar ile yapıldı. Tanımlayıcı, kesitsel tipte araştırma olup Mayıs 2019- Ağustos 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veri toplamada, araştırmaya katılan bireylerin kişisel özelliklerini belirlemeye yönelik araştırmacı tarafından hazırlanan anket ve sağlık inançlarını belirlemeye yönelik "Kolorektal Kanserden Korunmaya Yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 60 vaka 60 kontrol grubu olmak üzere katılanların yaş ortalaması 36,59±12,7 yıl, %55,8'i (n=67) kadın, %22,5'i (n=27) ev hanımı, %65,8'i (n=79) evli olup %69,2'si (n=83) kentte yaşamaktadır. %52,5'i (n=63) gelirini giderinden az bulmakta, %36,7'si (n=44) üniversite mezunu ve %10,8'inde (n=13) komorbid hastalık olarak diyabet mevcuttur. KRK taraması ile erken tanı konulması açısından vaka ve kontrol grubu arasında fark bulunmadı. Gruplar arasında tarama yöntemleri bilgisi açısından fark saptanmadı. KRK taraması yaptırma oranı vaka grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,004). Bilgisizlik (%38,3) en sık bildirilen tarama yaptırmama nedeniydi. Kontrol grubunun güven yarar algısı puan ortalaması vaka grubunun puan ortalamasından anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,018). Gruplar arasında duyarlılık algısı, engel algısı, sağlık motivasyonu ve ciddiyet algısı puan ortalamaları benzer bulundu. Sonuçlar: Birinci derece yakınında KRK olan ve olmayan hastaların kanser risk faktörleri ile alakalı bilgi düzeyleri yüksekti. Buna rağmen katılımcıların sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları ve tarama yaptırma oranları düşüktü. Tarama kriterlerinin neler olduğu ve koruyucu risk faktörlerini hayatlarında nasıl uygulayabilecekleri hakkında bireylerin eğitime ihtiyacı vardır. Anahtar Kelimeler: Kolorektal kanser taraması, bilgi, tutum, davranış, sağlık inanç modeli
Hatay'da Üniversite öğrencilerinin tütün ürünleri ve elektronik sigara hakkında bilgi, tutum ve davranışları ile karbonmonoksit düzeyleri
Amaç: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrencilerde tütün ürünleri ve elektronik sigara kullanımı hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını ortaya koymak ve karbonmonoksit düzeyini belirlemektir. Yöntem: Kesitsel nitelikteki araştırma Hatay'da 2019-2020 yılında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrencilerde yapılmıştır. Çalışmanın evreni Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören toplam 13021 öğrenci olup, çalışmanın örneklemi çok aşamalı örneklem yöntemi ile seçilen 905 öğrenciydi. Ölçüm aracı olarak tarafımızca oluşturulan anket formu ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Ölçeği kullanılmıştır. Ölçekten alınan puan arttıkça nikotin bağımlılık düzeyi artmaktadır (0-10 puan). Ayrıca karbonmonoksit ölçüm cihazı ile katılımcıların nefeste karbonmonoksit ölçümü yapılmıştır. Ki-Kare, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve korelasyon testleri kullanıldı, p<0,05 önemli kabul edildi. Bulgular: Tütün ürünü deneme sıklığı %69,7 ve kullanma sıklığı %54,8 idi. Elektronik sigara deneme sıklığı %18,5 ve son bir ayda kullanma sıklığı %6,6 idi. Ölçek puan ortalaması 3,14±2,86 olup çok düşük-düşük bağımlılık sıklığı %73,7 idi. Karbonmonoksit düzeyi ortalaması 7,55±7,39 ppm idi. Tütün ürünü ve sigara kullananlarda karbonmonoksit düzeyi daha yüksekti (p<0,001). Ölçeğe göre bağımlılık düzeyi artıkça karbonmonoksit düzeyi artmaktaydı (p<0,001). Ölçek puanları ile karbonmonoksit düzeyleri arasında yüksek korelasyon görüldü (p<0,001). Sonuçlar: Öğrencilerin yaklaşık dörtte üçünün tütün ürünü denediği ve yarısından fazlasının kullandığı görülmüştür. Yaklaşık her beş öğrenciden biri elektronik sigarayı denediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tütün, elektronik sigara, nikotin bağımlılığı, karbonmonoksit
Fitness egzersizi yapan bireylerin doping ve gıda takviyeleri hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Araştırmada Çorum ilinde faaliyet gösteren özel spor merkezlerinde fitness egzersizi yapan bireylerin doping ve gıda takviyeleri hakkındaki bilgi düzeylerini belirleyerek bu maddeleri kullanım durumlarını, nasıl temin ettiklerini, profesyonel tavsiye alıp almadıklarını belirleyerek Fitness egzersizinde bir durum tespiti yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca katılımcıların bu maddeleri eczanelerden mi yoksa farklı kaynaklardan mı temin ettiklerinin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Çalışmaya 93 erkek ve 43 bayan olmak üzere toplam 136 fitness egzersizi yapan birey, 26 erkek ve 15 bayan olmak üzere toplam 41 serbest eczacı katılmıştır. Yapılan araştırma tarama modelidir ve kesitsel özellik taşımaktadır. Araştırmadaki veriler anket tekniği kullanılarak toplanmıştır ve SPSS programında değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda anket uygulanan136 kişinin % 14,7'sinin (20 kişi) doping kullandığı ve % 85,3'ünün (116 kişi) doping kullanmadığı; % 86,8'inin (118 kişi) ise gıda takviyesi kullandığı ve % 13,2'sinin (18 kişi) gıda takviyesi kullanmadığı saptanmıştır. Ayrıca toplamda 136 fitness egzersizi yapan bireyin % 49,3'ünün (erkekler % 58,1; bayanlar % 30,2) doping hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu belirlenirken; toplamda 136 fitness egzersizi yapan bireyin % 55,1'inin (erkekler % 63,4; bayanlar % 37,2) ise gıda takviyeleri hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu belirlenmiştir. Doping veya gıda takviyesi kullanan katılımcıların % 33,1'inin (45 kişi) sağlık profesyonellerine danışmadığı, % 58,1'inin (79 kişi) sağlık profesyonellerine danıştığı, % 4,4'ünün (6 kişi) sağlık profesyonellerine kısmen danıştığı ve % 4,4'ünün (6kişi) kullanmadığı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra doping maddelerini katılımcıların % 39'u ilaç dağıtıcılarından ve % 37,5'i eczanelerden; gıda takviyelerini ise % 41,9'u spor salonlarından ve % 29,4'ü antrenörlerinden temin ettikleri bulunmuştur. Serbest eczacılara uygulanan anketten elde edilen verilere göre bireylerin büyük çoğunluğu doping maddesini eczanelerden temin etmeye çalıştığı saptanmıştır. Anket sonuçlarına göre doping ve takviyeler arasında talebin daha çok anabolizanlar, büyüme hormonları ve gıda takviyeleri üzerine yoğunlaştığı ortaya çıkmıştır. Reçete ile temin edilmesi gereken amfetamin, efedrin vb. yasaklı ilaçların illegal yollar ile temin edildiği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Doping, Eczane, Fitness, Gıda Takviyesi
Üçüncü basamak bir hastanenin aile hekimliği polikliniğine başvuran hastaların kırsal ve kentsel bölgede yaşamalarına göre geleneksel ve tamamlayıcı tıp konusundaki bilgi ve tutumları
Giriş ve Amaç: İnsanlık tarihi boyunca değişmeyen öncelikli amaçlardan biri sağlıklı olmaktır. Toplumların, modern tıptaki gelişmelerden önce, sağlık için uyguladıkları yöntemleri içinde yaşadıkları coğrafyaya, kültürlerine veya inançlarına göre şekillendirdikleri görülür. Dünyada ve ülkemizde, konvansiyonel tıp dışı yöntemlere olan talep artmıştır. Bu çalışmada, Çorum ilinde kentsel ve kırsal bölgede yaşayan halkın, yaygınlığı giderek artan geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemleri ile ilgili bilgi ve tutumlarını araştırmak, bunu etkileyen faktörleri ortaya koyabilmek ve buradan elde edilen verilerle halk sağlığına ve literatüre katkı sağlayabilmektir. Gereç ve Yöntem: T.C. Sağlık Bakanlığı Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin kentsel ve kırsal yaşam bölgelerine göre gruplandırılarak 10 Mart – 31 Mart 2021 tarihleri arasında katılımı ile kesitsel-tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara yüz yüze anket yöntemi ile çalışma ekibi tarafından oluşturulmuş geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) konusundaki bilgi ve tutumları sorgulayan anket uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 385 kişi katıldı. Katılımcılardan 277 (%71,9) kişi kentsel bölgede yaşayan katılımcılardan, 108 (%28,1) kişi kırsal bölgelerde yaşayan katılımcılardan oluşmaktaydı. Kentsel bölgede yaşayan katılımcıların yaş ortalaması 40,59±11,95 yıl, kırsal bölgede yaşayan katılımcıların yaş ortalamaları 41,01±14,61 yıl idi. En az bir veya daha fazla GETAT yönteminin duyulması, kentsel bölgede %92,1 (n=255) kırsal bölgeye göre %76,9 (n=83) daha yüksek saptanmıştır (P<0,001). En sık duyulan yöntemlerin kentsel bölgede sülük tedavisi (Hirudoterapi) %79,1, kırsal bölgede %62 masaj terapisinin olduğu görülmüştür. Bu duruma etkili faktörler olarak, her iki bölgede de daha yüksek eğitim düzeyine sahip olunması ve aylık gelirin daha iyi olması arasında istatistiksel anlamlı ilişki olduğu saptandı. GETAT yöntemi uygulatılmasında ise yaşam bölgeleri arasında istatistiksel anlamlı fark olmamakla birlikte, kentsel bölgede yaşayan 255 kişiden 130'u (%51,0), kırsal bölgede yaşayan 83 kişiden 36'sı (%43,4) en az bir veya daha fazla GETAT yöntemi uygulattıklarını belirtmiştir (P=0,229). Her iki bölgede de masaj terapisinin en sık uygulatılan uygulama (kentsel bölgede %27,1, kırsal bölgede %21,3) olduğu görülmüştür. Kentsel bölgede yaşayanlar GETAT yöntemlerini en sık sırasıyla; %62,5 internet, %54,3 televizyon, %50,8 arkadaş çevresinden duyduklarını belirtirken, kırsal bölgede yaşayanlarda ise en sık %63,4 televizyon, sonrasında %48,8 ile internet ev %47,5 ile arkadaş çevresinden duyduklarını belirtmişlerdir. Katılımcıların GETAT yöntemlerini uygulatmayı düşündüğünde en sık danışacağı kişiler; kentsel bölgede %84,3, kırsal bölgede %89,5 ile aile hekimleri olduğu gözlendi. Sonuç: Kentsel ve kırsal bölgede yaşayanlar arasında GETAT yöntemleri farklılık gösterebilmektedir. Bu farklılıkta eğitim durumu ve aylık gelir durumu etkili faktörler olarak saptanmış olsa da sosyokültürel etkinin ve yaşam alanına özgü faktörlerin etkisi de bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Aile Hekimliği, Geleneksel ve Tamamlayıcı tıp, Kentsel, Kırsal
Üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişki
Dünya ve Türkiye'de inaktiviteye ve vücut kompozisyonu ile ilgili bilgisizliğe bağlı çocuklar ve adölesanlarda aşırı kiloluluk ve obezite prevalansı artmaktadır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin egzersiz davranışı düzeyleri ile vücut kompozisyonuna yönelik bilgi ve tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Verilerin toplanması için 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Amasya Üniversitesinin il merkezinde bulunan fakülte ve yüksekokullarda halen öğrenim gören 5457 öğrenciye google veri tabanı üzerinden hazırlanan anket linki çevrimiçi ortamda gönderilmiş ve araştırmaya 15 gün içerisinde toplam 1280 gönüllü kişi katılmış ve değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizlerinde sırasıyla, çapraz çizelgeler hesaplanmış ve ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi ile değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Spermann sıralı korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarında; erkeklerin kadınlardan yaş olarak anlamlı düzeyde daha büyük, daha uzun boylu, daha kilolu, yüksek VKİ'li ve fiziksel açıdan daha aktifken, her iki cinsiyet arasındaki sağlık, sigara kullanım oranları ve aylık gelir düzeyleri farklı değildir. Sadece "Obezitenin sağlık için ne ölçüde zararlı olduğunu düşünüyorsunuz?" algısı kadınlarda daha yüksektir. Düzenli fiziksel aktivite yapan erkekler, sedanterlere kıyasla istatistiksel düzeyde daha yaşlı, egzersiz davranışı düzeyleri daha yüksek, obezitenin sağlık için büyük ölçüde zararlı olduğunu düşünmekte ve mevcut kilo durumundan memnundur. Düzenli fiziksel aktivite yapan kadınlar; istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek egzersiz davranış düzeyine sahip, obeziteyi sağlık için daha çok zararlı görmekte, mevcut kilo durumundan memnuniyetleri düşük, mevcut kilo durumunu anlamlı düzeyde daha çok değiştirme eğiliminde ve aynaya baktıklarında kendilerini daha az beğenenlerdir. Sonuç olarak, üniversiteler bilimsel yöntemlerle toplanan verilere dayalı geliştirilen fiziksel ve sportif aktivite programları ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik eğitimleri planlamalı ve uygulamalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiziksel aktivite, Mutluluk, Obezite bilgisi, Sağlık.
TS-EN ISO 9001:2000 kalite yönetim sistemi uygulamasının çalışan verimliliği ve kurumsal performans üzerine etkisi: Eskişehir Sağlık Müdürlüğü uygulaması
Son yıllarda, dünyada genel kabul görerek uygulanan ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Standardı ülkemizde TS-EN ISO 9001:2000 adı altında olduğu gibi Türkçeye çevrilerek Türk Standardı haline getirilmiştir. TS-EN ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi'nin Ülkemizde birçok firmada başarılı uygulamaları mevcuttur. Bu standardın son yıllarda kamu kurumlarında da uygulamaları görülmektedir. Bu yönetim sisteminin kamu kurumlarımızın sahip olduğu yanlış kaynak yönetimi, verimsizlik, performans düşüklüğü gibi birçok probleme de büyük ölçüde çözüm getireceği muhakkaktır.Özellikle son yirmi yılda ekonomik ve sosyal hayatta yaşanan gelişmeler sonucu müşteri tercihlerinde gözlenen sürekli değişim ve işletmeler arasında yaşanan rekabet, işletmeleri müşteri ihtiyaçlarını anlamaya ve sürekli değişen şartlara uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılandırmaya zorlamaktadır.Müşteri kavramının değiştiği, kurum çalışanları da dahil olmak üzere hizmet veya üründen etkilenen ve beklentisi olan herkesin, müşteri olarak kabul edildiği günümüzde, müşteri tatmininin sürekliliği ve kuruluşun etkin ve verimli çalışmasını sağlayarak, tüm paydaşlar için fayda sağlamak ve sistemin sürekli iyileştirilmesi için süreç yaklaşımı ve müşteri talep ve beklentilerine uyum güvencesi dahil olmak üzere, sistemin etkin bir şekilde uygulanması sonucu müşteri tatminini sağlamak Kamu kurumlarında da ön plana çıkmaktadır.Bu çalışmada örnek uygulama olarak ele alınan Eskişehir Sağlık Müdürlüğü'nde yürütülen Kalite Yönetim Sistemi çalışmalarının getirdiği değişiklikler ve Bu bağlamda Kalite Kavramı, ISO standartları, Kalite Yönetim Sistemi Standardı, Verimlilik, Performans ve aralarındaki ilişkiler hakkında bilgi verilerek, Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Çalışanları üzerinde bir alan araştırması yapılmış ve yapılan anket ile araştırmanın nicel verileri elde edilmiş ve elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 13.0 for Windows programında faktör analizi yapılarak Kalite Yönetim Sistemi uygulamasının; Standart'ı yeni uygulamaya başlayan Eskişehir Sağlık Müdürlüğü ve çalışanlarının üzerinde neden olacağı verimlilik ve kurumsal performansa dayalı değişiklikler ile yaşanan değişimleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kalite, Kalite Standartları, Kalite Yönetim Sistemi, Performans, Performans Yönetimi
Sağlık inanç model temelli eğitim ve motivasyonel görüşmenin annelerin HPV aşısına ilişkin bilgi, inanç ve tutumlarına etkisi
Sağlık İnanç Modeli (SİM) çerçevesinde yapılan eğitim ve motivasyonel görüşmeler ile annelerin Human Papilloma Virüs (HPV) aşılanmasına yönelik bilgi, inanç ve tutumlarını arttırmayı amaçlayan çalışma; ön-ara-son test randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini, lisede okuyan kız öğrencisi olan (31 deney, 32 kontrol) 63 anne oluşturmuştur. Araştırmada veriler, "Demografik ve Tanımlayıcı Özellikler Bilgi Formu", "HPV ve Aşılanmasına İlişkin Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (HBMS-HPVV)" ve "HPV Bilgi Ölçeği (HPV-BÖ)" ile toplanmıştır. Deney grubundaki annelere 3 kez SİM temelli motivasyonel görüşme yapılmış ve ikinci telefon görüşmesi öncesi eğitim broşürü verilmiştir. Her iki gruba ön-test dahil toplam 4 ölçüm yapılmıştır. Grup ve zaman ölçümlerine göre HBMS-HPVV yarar, duyarlılık, ciddiyet algısı ve ölçek toplam puan ortalamalarında grup*zaman etkileşimde anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0.05). Grup ve zaman ölçümlerine göre HPV-BÖ toplam ve alt boyut puan ortalamalarında grup*zaman etkileşimde anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonunda deney grubundan 24, kontrol grubundan ise 5 anne kızına HPV aşısı yaptırma kararını vermiştir. Motivasyonel görüşmeler, annelerin HPV aşısına ilişkin bilgi ve inancını arttırarak, aşı yaptırma kararını vermesinde etkili olmuştur.
Knowlwdge and attitude towards hepatitis b virus infection among adults in tamale in the northern region of ghana-a descriptive study
The study aims is to investigate knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. A descriptive study was conducted using self-administered structured questionnaire to assess participants' level of knowledge and attitude towards hepatitis B infection among adults in Tamale, Ghana. Data was collected from people who agreed to participate in the study. The study sample was 281 participants. Simple random sampling was used to recruit participants. Data was analysed using SPSS version 24 and study findings presented using text and tables. The study revealed that about half of the respondents had good knowledge on hepatitis B infection. There were even some knowledge gaps among the respondents who had good knowledge on the infection. The study also revealed that 64% of the respondents had good attitude towards hepatitis B vaccination. Those who did not vaccinate against hepatitis B indicated the cost and other reasons as the barrier for not vaccinating. Almost all the respondents indicated they will visit health facility for treatment in case they realise they are infected with hepatitis B. The study shows knowledge and attitude towards hepatitis B is not adequate. There is therefore the need to put in more measures to educate the public on hepatitis B in order to improve the public's knowledge and attitude towards hepatitis B infection.
Varlık-bilgi ilişkisi bağlamında İsmet Özel düşüncesinin tahlili
Modern dünyada mekanik bir varlık olarak görülmeye başlayan insan, bilgisinin imkanları dahilinde dünyayı sebep–sonuç paradigma ekseninde değiştirme gücüne muktedir olduğu inancına kapılmıştır. Bu şekilde çözüm odaklı anlayışla, epistemolojik kaygı içerisinde varlığı kendi benine referans ederek zihnini şekillendiren birey, bir yandan da ontolojik zemin üzerinde varlığının mahiyetini anlam kaybına uğratmaktadır. Bu yüzden insan, modern dünyada rasyonel olduğu veya olmadığını benimsemekte güçlük çektiği şeyin ezasıyla yaşamaktadır. Bu boşluğu gidermek, varoluşunu keşfedebilmek için insanın dünya ile olan irtibatını belirlemesi, varlığıyla bağ kurması gerekmektedir. İnsanın varlıkla kurduğu bağı bilgi aracılığıyla ilişkilendiren İsmet Özel, bireyin bilgi yolunda yapılan çalışmalara önem verdiği takdirde varoluşunu keşfedebileceğini ve bu sayede istikamet üzere bir hayat yaşamasını mümkün görmektedir. Toplumun zaman ve mekâna göre değişen ön yargılarına bağlı kalmaksızın varlığının anlamını bilgi aracılığıyla bulan insan, bu sayede Batı düşüncesinin, nihai hedefi olarak bir yandan her şeyin koşulsuz bir nesneleştirilmesini yetkili kılan mekanizmayla bilgiye yaklaşılmasındaki amacı fark edecek bir yandan da anlayış alanı ve bilişsel kavrayış gücünü geliştirecektir.
Acil tıp çalışanlarının (KBRN) kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer kazalara karşı ilgi, bilgi ve tutum durumu araştırması
Toplumu etkileyen bütün travmatik olaylarda ilk başvuru noktası olan acil servislerin mevcut kaotik yapısına KBRN (kimyasal, biyolojik, radyolojik, nükleer) kaynaklı bir olayda yeni ve karmaşık yüklerin gelmesi kaçınılmazdır. Tez çalışmamızda; kaza, afet, sabotaj ve terör kaynaklı muhtemel KBRN tehditlerine yönelik acil tıp çalışanlarının (acil tıp uzmanı, acil tıp asistanı, paramedik, acil tıp teknisyeni ve hemşireler) hazırlılık durumlarının ölçülmesi hedeflenmiştir. Acil servis çalışanlarının KBRN tehditleri ve kazalarına yönelik ilgi, bilgi ve tutumlarının yanısıra hastane ve acil servislerin fiziki donanımlarının ve acil servis-hastane, hastane-ilgili kurumlar (AFAD, Sağlık Bakanlığı, UMKE vb.) arası KBRN koordinasyonunun tesbiti; KBRN hazırlığında eksikliklerin giderilmesine ve yol haritasının ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır. Üniversite, devlet ve özel hastanelerdeki acil tıp çalışanlarına yüzyüze ve elektronik ortamda ulaşılarak 23 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Sorulardan üçü demografik bilgilerle ilgili, yirmisi KBRN tehditlerine yönelik farkındalığı, acil servislerin mevcut KBRN hazırlık kapasitesini (dekontaminasyon, kişisel koruyucu ekipman, eğitim ve tatbikat durumu, kurum içi ve kurumlararası koordinasyon) ölçmeye yöneliktir. Çalışmamıza 436 acil tıp çalışanı katılmıştır. Katılımcıların % 42'si (n=183) acil tıp uzmanı , % 17.4'ü (n=76 ) acil tıp asistanı, % 8.3'ü (n=36) acil tıp teknisyeni, % 11.5'i (n=50) paramedik, % 20.9'u (n=91) hemşiredir. Acil tıp çalışanlarının % 46.6'sı (n=203) KBRN vakalarına yaklaşım konusunda kendisini geliştirmek istediğini , % 39'u (n=170) KBRN konusunun şu an öncelikleri arasında olmamakla birlikte konunun öneminin farkında olduklarını ifade etmişlerdir. Karşılaşılan KBRN vakalarında % 39,9 (n=174) oranlı kimyasal maddeleri, % 12,4 (n=54) oranıyla tehlikeli/patlayıcı maddeler izlemektedir. Ankete katılan acil tıp çalışanlarının % 61.8'i (n=268) KBRN konusunda klinisyenlere yönelik KBRN eğitimi almadığını belirtmiştir. Eğitim alanların %88.3'ü (n=145) teorik düzeyde temel tıbbi KBRN eğitimi almıştır. KBRN tatbikatıyla ilgili bilgisi olmayanlar ve yapılan tatbikata katılmayanların toplamı % 87.6 (n=382)'dir. Katılımcıların sadece % 12.4'ü (n=54) hastane içi veya acil servis bünyesinde KBRN tatbikatına iştirak etmiştir. Anketimizi cevaplayanların %13,4'ü (n=60) hastane içi KBRN hazırlığına yönelik koordine birimiyle aktif irtibatlı olduğunu ifade etmiştir. Acil servise gelecek bir KBRN vakasında görev çerçevesi belirlenmemiş kişi sayısı % 81 (n= 353), muhtemel bir KBRN olayında uygulanması gereken prosedürlere yönelik bilgisi bulunmayan çalışan sayısı ise % 77,3'lük (n=337) orana tekabül etmektedir. Şüpheli bir KBRN olayında kişisel koruyucu ekipman giyebilecek durumda olan (mevcudiyetini ve yerini bilen) acil tıp çalışanının % 33,7 (n=147) oranında olduğu görülmüştür. Hastanede/Acil serviste KBRN vakaları için tanı ve teşhis ekipmanlarının mevcut olduğunu ifade edenler % 13,5 (n=59) oranındadır. Kamu tarafından (AFAD, YÖK, Sağlık Bakanlığı) hastaneye/acil servise KBRN hizmet desteği (eğitim, eğitim materyali, tatbikat desteği vb. fon ) sağlandığını beyan eden acil servis klinik şefleri sayısı % 7,1 (n=8)'dir. KBRN Olay Yönetim Sistemi açısından il çapında hastanenin rolünün belirlenmiş olduğu ve ilgili KBRN hizmet yürütücüsü kurumlarla protokolün mevcut olduğunu ifade eden acil servis klinik şeflerinin oranı % 17,2 (n=20)'dir. KBRN kaza ve olayları, hazırlık gerektiren ve ciddiye alınması gereken tehditlerdir. KBRN hazırlığının öneminin bilincindeki acil tıp çalışanları eğitim ve tatbikatla desteklenmeli, acil servislere KBRN kapasitesine yönelik fon sağlanmalı, ekipman ve tesbit cihazlarıyla desteklenmeli, kurum içi ve kurumlararası KBRN koordinasyonun artırılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Acil servis, Acil tıp çalışanları, Hastane, Kazalar, KBRN tehditleri
Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında mesleki biyolojik risklerden tüberküloz hakkındaki deneyimleri ve bilgi düzeyleri
Tüberküloz (Tbc), sağlık çalışanlarının karşılaştığı mesleki risklerden biridir. Bu tez, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkındaki deneyim ve bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, 24 Eylül-10 Ekim 2019 tarihleri arasında özel bir hastanede görev yapan sağlık meslek gruplarının anket sonuçlarının değerlendirilmesi şeklinde oluşturulmuştur. Hazırlanmış olan anket, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Bu amaçla, tüberküloz ile karşılaşma riski olan 316 sağlık çalışanı ile anket yapılması düşünülmüştür. Ancak, 76 sağlık çalışanın, nöbet, doğum ya da yıllık izin gibi nedenlerden dolayı anketleri yapılamamıştır. Bu nedenle, araştırmanın verileri, 172'si kadın ve 78'i erkekten oluşan toplamda 250 sağlık çalışanının verilerinden oluşmaktadır. Ankete katılan sağlık çalışanlarının eğitim düzeyleri, %34,8'i sağlık meslek lisesi, %32'si ön lisans ve %12,4'ünün lisans mezunu olduğu tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının, %72'sinin en az bir kez tüberküloz konusunda eğitim aldığı tespit edilmiştir. Hastanelerde, rutin olarak her yıl yapılan tüberküloz eğitimine son altı ay içerisinde katılanların oranı %6,4 olduğu belirlenmiştir. Katılımcılardan, tüberkülozun bulaşıcı bir hastalık olduğunu bilenler %86,8 oranındaydı. Tüberkülozun belirti ve bulguları sorulduğunda ise yanlış bilenlerin ve hiç bilmeyenlerin oranının %50,4 olduğu tespit edilmiştir. Negatif basınçlı odaların hakkında bilgisi olanların oranı %49,2 olarak belirlenmiştir. Tüberküloz hastasının oda girişine mavi çiçek sembolünün konulması gerektiğini düşünenlerin oranı %45,6' olarak belirlenmiştir. Tüberküloz da standart tanılama yönteminin, %58,8 oranında radyoloji ve %50,4 oranında ise fizik muayene olduğu düşünülmektedir. Katılımcıların %67,6'sının PPD testi hakkında bilgi sahibi olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan gözetimli tedavinin ne olduğunu bilenler %44,8 oranına sahip olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın verileri doğrultusunda, sağlık çalışanlarının tüberküloz hakkında bilgi düzeylerinde eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. Mesleki risk faktörlerinden tüberküloz, sağlık çalışanlarının hayatını tehdit etmektedir. Sağlık personellerinin tüberkülozun bulaşma riskinden korunabilmeleri için kurumlarda alınacak olan mühendislik önlemlerinin yanı sıra hastalık hakkındaki bilgi düzeylerini arttırmaları gerekmektedir. Bu da kurumlarda verilecek olan eğitimlerle mümkün hale gelecektir. Aynı zamanda verilen eğitimlerin kalıcı olabilmesi için yönetimsel önlemler kapsamında yapılan uygulamaların sahada takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mesleki risk faktörü, sağlık çalışanları, tüberküloz, bilgi ve deneyim
Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgileri
Bu araştırma, Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Necef Al-Zahra Eğitim Hastanesi jinekoloji servisi, onkoloji merkezi ve aile planlaması birimleri ile A-Forat Al-Awsat onkoloji merkezine Mart 2022- Eylül 2022 arasında başvuran ve çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılayan gönüllü 300 kadın ile yürütülmüştür. Araştırmada verilerin toplanmasında daha önceki çalışmalara dayanılarak araştırmacılar tarafından hazırlanan yapılandırılmış kişisel bilgi formu ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca tek yönlü Anova testi ile bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların kadınların % 48,3'ünün 18-29 yaş aralığında, % 74'ünün bekar, % 56,7'sinin eğitim durumunun üniversite ve üzeri olduğu, % 56.3'ünün geniş aile yapısına ve % 86,7'sinin de orta düzey gelir durumuna sahip olduğu belirlenmiştir. Kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi formundan aldıkları toplam puan ortalamaları 1,55±0,48'dir. Kadınların eğitim durumu, aile tipi ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları bakımından gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca kadınların daha önce jinekolojik enfeksiyon geçirme durumu, jinekolojik muayene ile ilgili düşüncelerine göre serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Üniversite ve üzeri eğitim düzeyinde, parçalanmış aile yapısına sahip, daha önce jinekolojik enfeksiyon yaşayan ve düzenli jinekolojik muayeneye giden kadınların serviks kanserine yönelik bilgi düzeylerinin diğerlerine oranla daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Assessment of knowledge and attitudes about infection prevention among health care workers in kirkuk city hospitals
Hastane kaynaklı enfeksiyonlar (HKE), hastanede daha uzun süre kalma, daha yüksek ölüm oranı ve daha pahalı tıbbi bakım için bir faktördür. HKE önleme ve yönetimi çok önemli halk sağlığı sorunlarıdır. Her türlü işte güvenlik esastır, ancak özellikle sağlık hizmetleri ortamlarında daha da önemlidir. Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının rutin enfeksiyon kontrol uygulamalarına yönelik bilgi ve tutumlarını değerlendirmekti. Çalışmanın tasarımında nicel araştırma kullanıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırma yapıldı. Araştırma, Kerkük ilindeki 2 hastaneden (Kerkük Genel Hastanesi, Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi) olasılıksız örnekleme (kolayda örnekleme) yöntemiyle seçilen 200 sağlık çalışanı ile gerçekleştirildi. Kendi kendine uygulanan yapılandırılmış bir anket kullanarak çalışma yapıldı. Bu anket önce toplum sağlığı alanında farklı üniversite profesörlerinden 10 kişilik bir uzman grubuna sunuldu ve üzerinde bazı değişiklikler yapıldı. Çalışmada kullanılan anket üç bölümden oluştu. İlk bölüm, sağlık çalışanlarının demografik ve mesleki bilgilerine ilişkin sorular içermekte olup, ikinci ve üçüncü bölümler sırasıyla enfeksiyon kontrol standart önlemlerine ilişkin bilgi ve tutuma odaklandı. Yüzdelik analizlerle değerlendirme yapıldı. Çalışma sonuçlarına göre, sağlık çalışanlarının %67'sinin 20-29 yaş aralığında, %56'sinin kadın, %55,5'inin evli, %71'inin 1-5 hizmet yılına sahip, %63,5'inin lisans mezunu, %57'sinin hastane enfeksiyonları ile ilgili 2 eğitime katıldığı ve sağlık çalışanlarının %55'nin hemşire olduğu görüldü. Sağlık çalışanların hastane enfeksiyonları ile ilgili bilgi düzeyi sonuçlarına baktığımızda ise; hastane enfeksiyonlarından korunmak için bir hastanede bir rehber olduğunu sağlık çalışanlarının %85'nin bildiği, hastande kullanılan malzemelerle hastane enfeksiyonun taşındığını %88.5 sağlık çalışanının bildiği ancak sağlık çalışanlarının iğneleri kullandıktan sonra atarken kapatılması gerektiğini %78'nin bilmediği görüldü. Sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonlarına karşı tutum sonuçlarında ise; %91.5'nin doğru çalışma yöntemi ile hastane enfeksiyonlarından kurtulabileceğine katıldığı ancak her hastada yeni bir eldiven giyilmesine %29 oranında sağlık çalışanının katılmadığı gibi sonuçlar ortaya çıktı. Tüm sonuçlara bakıldığında sağlık çalışanlarının hastane enfeksiyonları konusunda bilgi ve tutum düzeylerinin iyi olduğu görülmesine rağmen sağlık çalışanlarına bu konuda düzenli eğitim programlarının uygulanması önerilir.
Irak'taki Al-Nasseriya şehrindeki hemşirelerin kronik böbrek hastalıkları hakkındaki bilgilerinin değerlendirilmesi
Background: Many types of kidney disease may cause a gradual loss of kidney functions over time. Diabetic kidney disease is a progressive disorder that may lead to renal failure. The kidneys remove waste materials and extra fluid from the circulation and excrete it as urine. A buildup of potentially harmful fluids, electrolytes, and waste products may occur in people with severe chronic renal disease. The most common causes of chronic kidney disease include diabetes mellitus, high blood pressure, obesity, certain hereditary illnesses, tobacco use, and excessive alcohol consumption. There may be no outward signs at first, but as the illness progresses, problems like leg swelling, fatigue, vomiting, lack of appetite, and disorientation may appear. Increased risk of cardiovascular disease, renal failure, hypertension, osteoporosis, anemia, blood creatinine levels, urine results, and a thorough medical history are the primary diagnostic tools for chronic kidney disease. The health of patients with chronic kidney disease must be monitored regularly, with clinical and laboratory examinations as well as educational seminars on the risks and treatments for chronic kidney diseases, according to numerous scientific studies and reports from organizations like the World Health Organization and the Centers for Disease Control. Objective: The aim of the study is to assess nurses' knowledge about chronic kidney diseases in Al-Nasseriya City/Iraq. Materials and Method: To achieve the study's aims, descriptive cross-sectional design was used. Between March 2022 and May 2022, non-probability sampling (purposive sampling) was used to conduct this study in the kidney diseases, hemodialysis, and emergency departments at Al-Hussein teaching hospital in Nasiriyah, Iraq. The sample included 100 nurses, including 20 from the Kidney Diseases Unit, 31 from the Hemodialysis Unit, and 56 from the Emergency Room of Al-Hussein Teaching Hospital. A two-part questionnaire was prepared as a data collection tool. The socio-demographic profile of the nursing staff is questioned in the first part (age, gender, educational level, marital status, clinical nursing experience, place of the unit, duration of working in the unit, status of following updated information, information sources, status of receiving training on chronic kidney diseases or course of chronic kidney diseases). The second part consists of 33 questions and their responses (sure, not sure, and I don't know). Each nurse's level of knowledge was evaluated based on the percentage of correct responses. The data was analyzed using both descriptive and inferential statistics. Results: The majority of the participants were female, aged 20–29, and had completed secondary school in nursing or a nursing training program. They were married and had a high experience (49%) of six to ten years in clinical nursing work, a great majority of the participants worked in emergency departments (49%), and the vast majority of them had worked in those units for one to five years (56%). 55% of the participants did not want to get scientific information about kidney disease. The majority of people with chronic kidney disease learned about such information from books and the Internet. The vast majority of them did not receive any kind of training on chronic kidney disease. Even though 68% of the nursing staff held degrees from secondary schools and institutes, their knowledge of chronic kidney disease was low based on their responses to the questionnaire items and since they did not follow recent scientific developments. Conclusion: The results of the study revealed that most of the participants had moderate knowledge of chronic kidney disease because of their low levels of education, the absence of training courses specialized in kidney disease, and the lack of educational programs and protocols to train those staff.
Irak'ın necef şehrinde anaokulu öğretmenlerinin ilk yardıma yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Objective: This study aimed at Exploring the knowledge and attitudes of kindergarten teachers towards first aid in the city of Najaf, Iraq. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between 01.11.2022 and 25.02.2023 in 6 kindergarten schools, in Al-Najaf city in Iraq. The study population consists of female teachers in these schools. The study sample consisted of 114 female teachers who agreed to participate in the study at the time of data collection. "Social and demographic data model" and "Kindergarten teachers' knowledge of first aid" were used to collect data. Results: The largest number of the study group was 41-50 years old, all females, 55.3% were in Urban, 87.7% were married and 50.0% had children 3-4 years old, 65.8% had monthly income <700, 36% were Teachers Bachelo graduates. 65.8% have Poor knowledge on the "Kindergarten teachers' knowledge of first aid" scale. It was determined that the age variable from the Kindergarten teachers' knowledge of first aid scale had a significant effect and was higher in the age group >50, residents of Urban, Received information about first aid and the differences were statistically significant (p≤0.05). The general attitude towards first aid was determined for teachers, 76.3% have negative attitudes towards learning first aid, 71.9% have negative attitudes towards giving first aid, 67.5% have negative attitudes towards medical condition, work experience variable was identified. As a parameter, it has a significant effect with attitudes towards first aid, and it was higher for those who had experience between 1-10 years and for those who received information about first aid, and the differences were statistically significant (p≤0.05). A positive relationship was identified between knowledge and attitudes towards first aid for kindergarten teachers Conclusion: The results of the study showed that the knowledge about first aid for teachers in kindergarten schools in general is weak, and the majority of teachers have negative attitudes towards first aid.
Assessment of healthcare staff's knowledge and their daily behavior towards osteoporosis in Iraq, Wasit governorate
Osteoporosis, as generally accepted around the world, is a disease of the skeleton characterized in an increase in bone brittleness and break risk due to a loss of bone mass and structural worsening of bone tissue. The main purpose of this study is to: evaluate the level of nurses' knowledge concerning osteoporosis disease; assess nurses' healthy behaviors for enhancing bone health and reducing risk factors; and find a association between nurses' knowledge about osteoporosis and their sociodemographic characteristics. A cross-sectional descriptive study was conducted in Wasit Governorate (Al-Karamah Teaching Hospital). Between the 15th of October 2022 and the 15th of January 2023. Quantitative research was used in the planning of the study. According to the conclusions of this study, knowledge of osteoporosis was moderate-to-low among nurses in Al-Karamah Hospital during data collection. Nurses who work with this group of people need to learn more about osteoporosis's symptoms and signs, risk factors, and ways to prevent it, especially how to get treatment through nursing care and education.
Assessment of nurses' knowledge about causes and associated factors of wound infection after cesarean section
Wound infection or surgical site infections (SSIs) are infections of the skin, subcutaneous tissue, or other soft tissues that occur within 30 days following surgery, Infections and complications following surgery are a leading cause of maternal morbidity and death, despite the vital role that surgery plays in modern medicine. World Health Organization (WHO) reported that, for various reasons, cesarean section is on the rise, even in economically developed nations.This study was carried out to show that to assess the knowledge of nurses about causes of post-cesarean wound infection and associated factors in a maternity and pediatric teaching hospital in Al-Samawah, Iraq. The study was descriptive study involving the use of questionnaire through face-to-face interview with the sample. Non-probability sample of 200 nurses who work in different departments in the hospital including (operation room,emergency room and surgical unit) participated in this study they were chosen using according to Yamane's Formula for Calculating Sample Size In addition to Cochran's formula . Data collection was carried out from October 15, 2022, to January 31, 2023. The questionnaire was composed of three parts, part one: include socio demographic data , part two consists of the questionnaire concerning with the causes of wound infection after CS, part three, involve the questionnaire concerning with the factors associated with wound infection after cesarean section. The results of the study shows (95.5%) of the participants had good knowledge about causes of wound infection after cesarean section also the result showed that there were statistically significant differences among the nurses' knowledge about causes of wound infection after cesarean section with educational level and years of experience, This means that the study found that nurses with higher levels of education or more years of experience tended to have a better understanding of the causes of wound infection after cesarean section than nurses with less eduction or less experience, In conclusion it is important for nurses to continuously update their knowledge. Also, ledge and skills through ongoing education and professional development, regardless of their level of education or years of experience. This can help bridgewith respect to gap between nurses with different levels. Education and experience and ensure that all nurses are providing the best possible care for their patients.
Women's knowledge about elective cesarean section complications
Elective caesarean sections are primary caesarean sections that are performed according to the desire of the pregnant woman without a medical justification or reasons for that at the mother's request. The study aimed to assess women's attitude, perception and knowledge about the complications of elective caesarean section.To determine the influence of demographic characteristics on attitude, perception, and knowledge.A descriptive study was conducted in the Maternity and Children Hospital in Al-Diwaniyah city of 285 married women and they were selected using the Yamane's formula for calculating the sample size. Data were analyzed using statistical and inferential procedures. The highest percentage (42.8%) of the participants falls within the age group (25 to 32) years. (73.3%) of the study sample had previously undergone elective caesarean sections, and the reason for choosing a caesarean section was - fear for the fetus, a high percentage (70.2%) of the participants and (57.9%) fear of labor pains. Although the highest percentage (28.1%) of the participants graduated from college, there is a lack of awareness of the complications of ECS the mean score of overall knowledge (1.48) poor knowledge. In this context, education and awareness programs should be intensified about the complications of elective caesarean sections. The study of 285 women showed that there was a statistically significant relationship between knowledge, attitudes, perception and demographic characteristics.
Salah aldın şehrinde yaşayan gebelerin plasenta previa hakkındaki bilgileri
Bu araştırma, Irak'ın Salah Aldin şehrinde yaşayan gebelerin plasenta previa hakkındaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Salah Aldin şehrindeki Cumhuriyet Model Sağlık Merkezi ve Tuz Genel Hastanesine Nisan - Temmuz 2022 tarihleri arasında başvuran 270 gebe ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve gebelerin plasenta previa bilgi düzeylerinin belirlenmesine yönelik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklere (sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma) ek olarak, sosyodemografik, obstetrik ve jinekolojik özelliklere göre gebelerin plasenta previa bilgi düzeylerine yönelik bilgi düzeyi puan ortalamaları değerlendirilirken ikili grup ortalamalarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t testi; üç ve daha fazla ortalama arasındaki farkın karşılaştırılmasında tek yönlü varyans testi (One-Way ANOVA); alt grup analizlerinde ise Tukey HSD testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin plasenta previa bilgi düzeyleri toplam puan ortalamaları 40,97±2,44'tür. Gebelerin plasenta previa bilgi düzeyleri ile eğitim düzeyi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin olduğu (p<0.05) ve gebelerin eğitim düzeyleri arttıkça plasenta previa bilgi düzeylerinin arttığı saptanmıştır.
The effect of osteoporosis knowledge levels and risk factors on osteoporosis disease in the elderly living in iraq
Osteoporosis represents one of the main problems that influence, especially aging people. Therefore, many healthy societies and organizations are striving to find essential solutions to reduce the development of this disease. Restricting risk factors and developing patients' knowledge about this disease is one of the most important objectives to limit its spread and growth. This study was conducted to determine the risk factors for osteoporosis and the effect of osteoporosis knowledge levels on the development of osteoporosis in the elderly population in Iraq. A descriptive cross-sectional survey was conducted on elder admission patients in teaching hospitals in Al-Hilla Center Babylon Governorate in Iraq. The study included 275 elderly adults. Ethical committee approval from the Babylon Health Department in Iraq (28/12/2021-79), institutional permission (12/12/2021-1231), and ethical committee approval from the Çankiri Karatekin University (17.03.2022-25) were obtained before conducting the study. For the data collection, Data Collection Form for Elderly Patients and Osteoporosis Knowledge Tool Assessment (OKAT) were used. The results revealed that the average age of the participants was 70.97. 140 (50.9%) of the participants were women. According to Dual-energy X-ray absorptiometry (DEXA) results, the number of patients with normal bone mineral density (BMD) values were 120 (43.6%). The number of patients with a good income status was 138 (50.2%). Recently, the most common exercise type of patients was walking, with 211 (76.7%) patients, in addition, for women (p=0.011), menopausal age was 56-65 patients (p=0.015), they were cycling and fitness patients (p=0.021), regularly exercising since their youth (p=0.004) and smokers (p=0.011). It was determined that the osteoporosis knowledge level of patients <0.001) and those who consume milk and dairy products every day (p=0.031) were statistically significantly higher. It has been determined that the elderly in Iraq have moderate osteoporosis. In our study, the high prevalence of osteoporosis in Iraqi elderly people was determined by coffee consumption (p<0.001), educational status (p<0.001), chronic disease (p<0.001), walking as an exercise (p=0.016), a height greater than 3 cm compared to youth, shortening (p<0.001), smoking status (p=0.046), consuming milk and dairy products every day (p=0.024), taking cortisone treatment for more than 3 months (p<0.001). Accordingly, it is recommended to identify osteoporosis risk factors, take necessary precautions against those that can be prevented from these risk factors, and provide training on osteoporosis in order to increase the osteoporosis knowledge level of the elderly population.
Evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeylerinin ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeyleri ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak tasarlanmıştır. Araştırma Irak'ın Dhi Qar Valiliği, Al-Rifai İlçesi'ndeki birinci basamak sağlık merkezlerinde 01.04.2022-01.07.2022 tarihleri arasında 154 evli kadın ile yürütülmüştür. Kullanılacak anket maddelerinin anlaşılabilirliğini test etmek için dâhil edilme kriterlerine uyan 20 evli kadın ile ön uygulama yapılmıştır. Veri toplama işlemi araştırmacı tarafından yüz yüze yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kadınların %26'sı 30-34 yaş aralığında, %57,1'i lise mezunu, %58,4'ü ev hanımı, %53,2'sinin geliri gidere eşit, %48,1'i ilçede yaşamakta, %64,9'unun 1-5 arası sayıda çocuğa sahip, %48,1'inin 1-5 yıl arası evli oldukları tespit edilmiştir. Kadınların %65,6'sının aile planlaması yöntemi kullandığı ve aralarından %13,6'sının rahim içi araç, %38,3'ünün hap ve %11,7'sinin enjeksiyon yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim seviyesi, gelir arttıkça aile planlaması bilgi düzeyinin artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca ev hanımlarının çalışanlara, ilçede yaşayan kadınların şehir merkezinde yaşayanlara ve çocuk sayısı fazla olan kadınların diğerlerine göre aile planlaması hakkında daha az bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir. (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, toplumun üreme sağlığı konusundaki bilgi seviyesini yükseltmek için aile planlaması ile ilgili yenilikçi, kapsamlı, eğitici programlar geliştirilmeli, bu programlara mümkün olduğunca çok kadının katılımının sağlanması hedeflenmelidir.
Assessment of knowledge and attitudes concerning risk factors and early detection of prostate cancer among males attending urology outpatient in Al-Zahraa Teaching Hospital
Background: Prostate cancer, one of men's deadliest illnesses, is the second most frequent malignancy and the second largest cause of cancer fatalities. The aetiology of prostate cancer is unclear, although risk factors include age, family history, race, male hormones, diabetes, obesity, a westernised lifestyle, and infections. Early prostate cancer detection improves therapy and reduces deaths. Early diagnosis and screening face several hurdles. Low awareness, a negative attitude towards screening, the cost, misinformation regarding prostate cancer, and the shame of being diagnosed are some of the obstacles. Objectives: to assess male knowledge and attitudes on prostate cancer risk factors and early detection and to assess the association between men' socio-demographic variables and knowledge and attitudes about prostate cancer risk factors and early diagnosis. Material and Methods: A descriptive design study was carried out in Urology Outpatient Clinic of Wasit city hospitals in Iraq, the present study started from November 1st, 2022 to February 1st, 2023. A non-probability (Accidental sample) of 132 patients who agreed to participate was included in the study. The researcher constructed and developed instruments in order to achieve the desired study objectives. Reliability of the instrument was determined through the use of the Cronbach's alpha coefficient, While the instrument validity is determined throughout a panel of experts. Results: The results of the present study showed that mean score of patients' total knowledge 43.07 and attitudes was 21.28.It appeared that there is a statistically significant differences between total knowledge scores of participants and their marital status and education level, and it showed that was statistically significant differences between total scores of attitudes and periodic screening for prostate cancer. The study appeared that high positive associations between knowledge and attitudes of prostate cancer (p < 0.05). Conclusions: This study shows that statistically significant relationship between knowledge and marital status and education level, the study showed that statistically significant relationship between patient attitudes and periodic screening for prostate cancer, and there was a high positive association between knowledge and attitudes toward prostate cancer.
Nurses' knowledge toward nutritional management for patients with chronic renal failure in Al- Samawah city, Iraq
Aim: Objectives of the study were to assess nurses' knowledge towards nutritional management of chronic renal failure patients and to find the relationship between nurses' knowledge and sociodemographic status. Methodology: In this research, a descriptive design was used. In the study, 200 nurses working in dialysis units and dialysis services at Al-Hussein Teaching Hospital in AL Samawah City, Iraq were included in the sample. In the study, data were collected between April and July 2022. The questionnaire used in the study consists of two parts: the first part includes sociodemographic information, and the second part includes questions to determine the nutritional knowledge of nurses in patients with chronic renal failure. Frequency distribution tables were created and evaluated for each question of the scale. Data were analyzed using SPSS version 25. Independent Sample t-Test, number, percentage, mean, median, standard deviation and one-way ANOVA were used in the evaluation of the data. Face-to-face interviews were conducted to compile the data. Results: In the study, 54.5% of the nurse were between the ages of 20 – 24; female 66.5 % ; unmarried nurse 54% ; education level high school nursing 46.5%; working experience of 3-5 year 51.5%; number of courses 1-2 times 81.4%; time of courses 1 week was found to be 76.7%. It was determined that most of the nurses (60.5%) had good knowledge. There was a statistically significant correlation between the nurses' knowledge and their degree of nursing education (p<0.01). Nurses with bachelor's degrees were more knowledgeable than their other colleagues. Result: It is recommended to carry out a training program for all nurses working with patients with chronic renal failure, to continue researches on the evaluation of the knowledge of nurses working in dialysis units, and to improve their knowledge by ensuring that nurses complete their undergraduate and graduate education.
Assessment of nurses' knowledge towards nursing diagnosis in Al- Hilla Teaching Hospitals, Iraq
Nursing diagnosis directs nursing care, defines goals, and serves as the foundation for nursing interventions. The study assesses nurses' knowledge of nursing diagnosis at Al-Hilla Teaching Hospitals, Iraq. The study is a descriptive cross-sectional study. The study was conducted between 1 June 2022 and 1 September 2022, and 200 samples were selected from Imam Al-Sadiq Hospital, Al-Hilla Teaching Hospital, and Marjan Hospital. A data collection form consisting of two parts was used to collect the study's data. The first part includes six questions about the nurses' demographic characteristics, and the second part includes twenty questions about the diagnostic knowledge of the nurses. The SPSS for Windows 26.0 software suite was used to analyze the research data. Descriptive statistical methods (frequency, percentage, min-max values, mean, standard deviation), Mann-Whitney U Test, Kruskal-Wallis H Test and Bonferroni correlation were used in data collection. The study showed There are no statistically significant differences between the nurses' age (p=0.021), gender (p=0.282), marital status (p=0.058), educational level (p=0.161), area of work (p=0.263) and knowledge of the nursing diagnosis. There is a statistically significant difference in years of experience for nurses in terms of their knowledge of nursing diagnoses (p=0.009). The study further demonstrated that nurses had good knowledge of the nursing diagnosis. In the study, it was concluded that the general knowledge level of the participants about nursing diagnoses was good, and there was a significant difference between the nurses' knowledge about nursing diagnoses and their years of experience.