Magnetic resonance spectroscopy
60 theses under this subject heading
Kraniyal görüntüleme bulguları normal akciğer karsinomlu olgularda erken dönem ve 3 ay sonrası kraniyal manyetik rezonans spektroskopi bulguları
Çalışmamızda, kontrol grubu olgularla konvansiyonel manyetik rezonansgörüntülemeyle (MRG) kraniyal metastaz saptanmayan akciğer kanserli olgularda ilktanı ve 3 ay sonrası dönemlerde manyetik rezonans spektroskopi (MRS) ile kraniyaldeğişikliklerin olup olmadığının saptanması amaçlandı.Çalışmamızda Eylül 2010- Haziran 2011 tarihleri arasında İnönü ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Anabilim Dalında akciger kanseri tanısı alan 41 hasta (39 erkek, 2kadın) yer aldı. Çalışma süresince, 41 hastanın 6'sı ex, 6'sı da ilk değerlendirme sonrasıtakip tetkiklerine gelmediğinden toplam 29 hasta ile çalışma tamamlandı. Yaşortalaması 65.7 ± 9.4 (44-80) dü. Çalışmamızda 29'u erkek, 3'ü kadın 32 sağlıklıbireyden oluşan kontrol grubu mevcuttu. Kontrol grubunun yaş ortalaması 62.9 ± 8 (42-80)di. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında, MRS öncesinderutin konvansiyonel MRG kesitleri alındı (Gyroscan Intera Master, Philips, Best,Hollanda). Aksiyel planda T1A (TR 450 msn, TE: 10 msn), aksiyel T2A (TR 4366 msn,TE: 120 msn), koronal FLAIR (TR 6000 msn, TE:110 msn, TI: 2000), sagital T2A (TR4366 msn, TE:120 msn) görüntüler elde edildi. Konvansiyonel MRG ile kraniyalmetastaz saptanmayan hastaların ilk tanı ve 3 ay sonrası normal görünümlü solpariyetooksipital ve sol serebellar beyaz cevherden PRESS (TR2000/TE136msn) ve 128ortalama ile tek voksel ROI (17x 17 x 17 mm) yerleştirilerek MRS ile elde edilen Nasetil aspartat (NAA)/ Kreatin (Cr), NAA/ Kolin (Cho) ve Cho/Cr oranları kontrolgrubu ile karşılaştırıldı.Kontrol grubu ile akciğer kanserli hastaların ilk tanı anında serebellum için yapılanMRS degerlerinde NAA/Cr için p degeri 0.70, NAA/Cho için p=0.14, Cho/Cr için p=0.03 pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.68, NAA/Cho için p=0.28, Cho/Cr içinp=0.09 bulundu. Kontrol ve akciğer kanserli hastaların 3 ay sonraki MRSdeğerlendirilmesinde, serebellumda NAA/Cr için p=0.3, NAA/Cho için p=0.87, Cho/Criçin p=0.09, pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.12, NAA/Cho için p=0.71, Cho/Criçin p=0.6'dir. İstatiksel olarak anlamlı farklılık, ilk tanı ile kontrol grubu serebellarbölge Cho/Cr değerinde saptanmıştır. Hasta grubu içerisinde ilk tanı ve 3 ay sonrasıserebellumda NAA/Cr için p=0.43, NAA/Cho için p=0.07, Cho/Cr için p=0.57,pariyetooksipitalde NAA/Cr için p=0.15, NAA/Cho için p=0.39, Cho/Cr için p =0.31olup hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır.Akciğer kanseri tanılı ve standard kraniyal MRG ile metastatik tutulumsaptanmayan olgularda, ilk tanı ve 3 ay sonrasında yapılan MRS ile elde edilenNAA/Cr, NAA/Cho ve Cho/Cr oranlarının istatistiksel olarak anlamlılık göstermemesi,her ne kadar NAA/Cr oranı kontrol grubundan 3 aylık dönem verilerine doğru rakamsalazalma ve Cho/Cr oranları ilk tanı ve 3 aylık dönemde rakamsal artış gösterse de,nöronal hasarın ve hücre zarı metabolizmasında etkilenimin olmadığını göstermektedir.
İntravenöz anesteziklerin ratlarda manyetik rezonans spektroskopi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Günümüzde noninvazif tanı metodları giderek artmaktadır. Nonivazif tanı metodlarından biri olan manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında sonucun doğru olması için hastanın hareketsiz durması esastır. Fakat bazı psikiyatrik hastalıklarda ve çocuklarda bunu sağlamak için genel anesteziye ihtiyaç duyulur. Bu amaçla sıklıkla intravenöz anesteziklerden; propofol, tiyopental, midazolam, ketamin tek başlarına ya da kombinasyonlar şeklinde tercih edilir. Bütün anesteziklerde olduğu gibi intravenöz anestezik ajanlar da beyin metabolizmasını değişen derecelerde etkilemektedir. Bizim amacımız ideal bir manyetik rezonans spektroskopi çekiminde hastanın hareketsiz olmasını sağlayacak ve aynı zamanda beyin metabolizmasını en az ya da hiç etkilemeyecek bir genel anestezik ajanı belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi deney hayvanları etik kuruldan onay alındıktan sonra Wistar Albino grubu 35 erkek rat kullanıldı. Manyetik rezonans spektroskopi çekimi esnasında beyindeki metabolik değişimleri saptayabilmek için ratlar rastgele beş gruba (yedişerli) ayrıldı. Gruplar; grup M (midazolam 50 mg/kg-1,n=7), grup K (ketamin 40 mg/kg-1, n=7), grup T (tiyopental sodyum 40 mg/kg-1, n=7), grup P (propofol 26 mg/kg-1, n=7), ve grup S intraperitoneal izotonik ile %1 izofluran maske anestezisi olmak üzere belirlendi. Anestezik ilaçlar ve izotonik intraperitoneal olarak 3,5 mL volüm halinde verildi. İntraperitoneal propofol uygulanması sonrası sedasyon sağlanamaması ile grup P çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Manyetik rezonans spektroskopide ölçülen beyin metabolitleri (N-asetil aspartat, kolin ve kreatin seviyeleri) açısından gruplar arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır. Her bir gruptaki ratlar arasında da, kolin/kreatin, N-asetil aspartat/kolin ve kolin/ N-asetil aspartat oranları açısından fark olmadığı gösterilmiştir. Sonuç: Sedasyon amacıyla, tek doz midazolam, ketamin ve tiyopental verilmesinin manyetik rezonans spektroskopi sonuçlarını etkilemediği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Manyetik Rezonans Spektroskopi, Sedasyon, Midazolam, Ketamin, Tiyopental sodyum, İzofuloran.
Farklı lösemi tiplerinde nükleer manyetik rezonans tabanlı metabolomik profilleme
Lösemi, çocukluk çağında %30'luk oran ile en sık görülen kanser türü olup, tüm kanserler içerisinde 3.2%' lik oranı kapsamaktadır. Lenfomalar ise orijin aldığı doku açısından lösemi ile ayrışmakla beraber ortak semptomlar gösterebilmektedir. Hastalık gelişiminde temelde beyaz kan hücrelerinin kemik iliği/ lenfoid organlardaki maturasyon bozukluğu yer almaktadır. Literatürde lösemi ve lenfomada metabolik profilleme çalışmaları mevcut olup, belirlenen biyobelirteç adayı metabolitlerin erken tanı, prognoz, tedaviye cevapta kullanılabilirliği tartışılmaktadır. Yüzlerce metaboliti kapsayan metabolomiks çalışmalarında çok yönlü istatistiksel modelleme kullanılarak bu aday belirteçlerin ilişkili olduğu yolaklar belirlenebilmekte, kişiselleştirilmiş tedaviler için değerli bilgiler sunulabilmektedir. Bunu mümkün kılan analitik kimya tekniklerinden ve metabolomiksin en önemli enstrümanlarından nükleer manyetik rezonans (NMR) ile kütle spektrometresi (MS), birbirini tamamlayıcı şekilde farklı moleküllerin ölçümünde başarılıdır ve entegre analizlerde analit spektrumun tamamına yakınını kapsamaktadır. NMR; yüksek tekrarlanabilirlik, tek internal standartla yüzlerce metabolit kantitasyonuna olanak vermesi, uzun stabilite, kalibrasyon gerektirmemesi gibi avantajlarıyla son yıllarda metabolomikste artan sıklıkta kullanılmaktadır. Öte yandan rutin kullanımı oturmuş MS ise yüksek sensitivitesi ve proteomik-lipidomik moleküllerin başarılı tespiti ile pratik kullanımda halen en ön sırada yer almaktadır. Güncel tez çalışması, sık görülen lösemi/ lenfoma tiplerini kapsayacak şekilde bütüncül yaklaşımla kantitatif NMR ve kalitatif MS metodlarını entegre eden bir çalışma düzeni içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla her bir grupta (AML, KLL, NHL) yer alan 30 yetişkin hastaya ait serum ile lökosit izolatlarında bir ve iki boyutlu 1H NMR ile yüksek-rezolüsyonlu MS (HR-MS) analizleri tamamlandıktan sonra diferansiyel metabolitler ile ilgili metabolik yolaklar tek değişkenli-çok değişkenli istatistiksel metotlarla MetaboAnalyst ve TidyMass çevrimiçi platformlarında belirlenmiştir. 1D deneylerde kimliklendirilen metabolitler, 2D NMR analizleri ile doğrulanmıştır. Lökosit izolatları ise HRMS platformunda serum örnekleri ile eşit koşullar altında çalışılarak bu matrikste kontrollere kıyasla anlamlı eksprese edilen metabolitler belirlenmiştir (TidyMass). Serum NMR analizlerinde ortaya konan bulgulara göre; AML grubunda kontrol bireylere kıyasla artış gösteren metabolitler (VIP skoru> 1) metilguanidin, izobütirat, glisin, 2-hidroksiizobütirat, glukoz, üre, betain ve azalanlar (VIP skoru> 2) piroglutamat, 3-hidroksiizovalerat, alanin olarak kaydedilmiştir. KLL grubunda artan metabolitler içerisinde AML ile ortak bulunanlar haricinde kreatinin-kreatin fosfat, tirozin ve fosfoetanolamin molekülleri de yer almaktadır. Burada her üç grupta da artan moleküllerin protein degredasyon ürünü olmaları, hematolojik malignitelerde gözlenen hızlı protein turnoverını doğrulamaktadır. VIP skoru 2.5' ten büyük bulunan fumarat ve asetat moleküllerinin azalışı da KLL ve NHL gruplarında ortak öne çıkan farklılıklar olarak Krebs siklusu ara bileşenlerinin prolifere olan lökoblastlarda yoğun tüketimine işaret etmektedir. Ayrıca NHL grubuna özgü bir farklılık olarak düşük bulunan serum karnitin seviyesi (VIP skoru> 1), lenfoma hastalarında artan enerji ihtiyacının beta oksidasyon artışı ile kompanse edildiğini düşündürmektedir. Serum NMR sonuçlarını kapsayan alıcı özelliği (ROC) analizi ile AML için 10, KLL için 3 ve NHL için 20 en anlamlı metabolit ile eğri altı alanı> 0.98 olan tanısal biyobelirteç modelleri oluşturulmuştur. Grup bazlı değişim gösteren yolak analizlerinde glutatyon, glukojenik ile dallı zincirli amino asit metabolizması ve kolin oksidasyonu AML' de birinci sıradayken; KLL ve NHL gruplarında ise Krebs ve üre siklusu öne çıkmaktadır. Serum HRMS sonuçlarında ise yüksek sensitif metodoloji yardımıyla çeşitli polar lipitler (yağ asitleri ve fosfolipitler) tanımlanarak özellikle AML grubunda anlamlı artan doymamış yağ asitleri dokozatrienoik ve cis-13-dokozenoik asit (p=0.002 ve 0.003, sırasıyla, Tidymass) olarak kaydedilmiştir. Serum HRMS sonuçlarına göre KLL grubunda anlamlı bulunan oleamid artan ve gliserofosfokolin ile piroglutamat ise NMR sonuçlarını doğrulayan şekilde düşük seviyelerde bulunmuştur (p=0.001 ve 0.000, sırasıyla, Tidymass). Öte yandan NHL serum HRMS bulguları artan doymamış yağ asitleri açısından AML ve oleamid açısından KLL ile; azalan piroglutamat seviyeleri açısından ise KLL ile benzerlik göstermektedir. Lökosit izolatlarında gerçekleştirilen HRMS analizlerinde ise seruma göre daha az sayıda anlamlı metabolit tanımlanmış olup; spermin ve uzun zincirli yağ asitlerinin (serumda sonuçlarını destekleyen biçimde) artan, biyotin gibi koenzimlerin ise düşük seviyeleri her üç grupta da ortak olarak kaydedilmiştir. Sonuç olarak güncel çalışmada, lösemi/ lenfoma hastalarında NMR ve MS metodolojilerinin komplementer kullanımı ile oldukça geniş metabolit spektrumu içeren serum-lökosit matriks profillemesi gerçekleştirilmiştir. Literatürde bir ilk olarak, farklı hematolojik malignitelerde serum metabonomu kantitatif yaklaşımla belirlenmiş ve HR-MS teknolojisi ile yapılan global tarama ile entegrasyon sağlanarak geniş kapsamlı parametre araştırması yapılmıştır. Bir diğer yenilik ise, global serum araştırması yanı sıra lökosit izolatlarında MS analizi ile hücresel düzeyde anlık metabolik profilleme ile bireysel etyolojilere dair önemli veriler sunulmasıdır. Grup bazlı değişiklikleri ortaya çıkaran mevcut bulgular bireysel itici güçlerin yanı sıra farklı alt sınıflarda yaygın olarak gözlemlenen patojenik mekanizmalar hakkında da ipuçları sağlamaktadır. Tüm bunlarla birlikte sunulan güncel sonuçların, her grup için oluşturulacak geniş kohort ve omiks teknolojilerinden gelen tamamlayıcı veriler ile doğrulanması gerekmektedir.
Investigation of spectroscopic and electronic properties of some schiff basesderived from 2-hydroxy-3-methoxy-5-nitrobenzaldehyde by DFT method
In this study, the theoretical spectroscopic properties of MMP and FMP compounds were investigated and the obtained theoretical results were compared with some experimental values. For this purpose, firstly, MMP and FMP compouns were optimized by DFT method using the B3LYP functional and the 6-311G++(d,p) basis set. With the help of the optimized structure obtained, the chemical shift values of H- NMR and 13C-NMR were calculated in the gas phase by the Gaussian G09 (Linux) and Gauss View 5.0 programs according to the GIAO method. According to the results obtained, it was seen that the theoretical values were compatible with the experimental values. In the theoretical part of the study, the IR frequency values of the studied compounds were calculated using the same method and basis set, and vibration frequencies were marked. Finally, the nonlinear optical properties of the compounds of interest; Polarizability and hyperpolarizability values were calculated by making polar calculations in the single point energy calculation. As a result of the calculations, the energy band gaps between the HOMO and LUMO orbitals of MMP and FMP are 1.34 eV and 3.64 eV. First static hyperpolarizability of MMP and FMP were found as 29273.7 x10-33 and 26500.5 x10-33 esu, repectively.
Theoretical investigation of the spectroscopic, electronic and drug-free properties of 4-((6,7- dihidroksi-2-okso-2H-kromen-4-IL) metilamino)-N (3.4-dimetiloksiazol-5- IL) benzenesulfonamide compound
Sulfonamides or "sulfa drugs" are a group of drugs used to treat bacterial infections. They may be prescribed to treat urinary tract infections, bronchitis, eye infections, bacterial meningitis, pneumonia, ear infections, severe burns, traveler's diarrhea, and other conditions. In this thesis, it was first determined that 4- ((6,7-dihydroxy-2-oxo-2H-chromen-4-yl) methylamino) -N-(3,4-dimethyloxoazol-5-yl) benzenesulfonamide compound synthesized by Şeref Karadeniz. Stable structure was obtained by performing geometry optimization calculation and bond lengths, bond angles and torsion angles were determined. These structural parameters were compared with similar molecules found in the literature. Then, its spectroscopic properties such as FT-IR, 1H-NMR and 13C-NMR were calculated theoretically. The vibrational frequencies of the compound were assigned. The calculated theoretical results were compared with the experimental data. Finally, the electronic energies, dipole moments, highest occupied molecular orbital (HOMO), lowest unoccupied molecular orbital (LUMO) energies, polarizability and hyperpolarizability values, molecular potential energy surface (MEP) of the studied compound were calculated and it was determined whether it exhibits drug properties in ADME work was carried out. Keywords: FT-IR, NMR, NLO, DFT, HOMO-LOMO, ADME
Theoretical investigation of the spectroscopic, electronic and drug-free properties of 4-((6,7-dihydroxy-2-oxo-2H-chromene-4-YL)methylamino) benzenesulfonamide compound
Sulfonamides are a prominent pharmacological family that has seen considerable usage in human and animal medicine due to their overall stability, bioavailability, and ease of production. In this study, first of all, the structural parameters of the 4-((6,7-dihydroxy-2-oxo-2H-chromen-4-yl) methylamino) benzenesulfonamide compound synthesized by Şeref Karadeniz were determined by optimization calculation. Then, HOMO-LUMO molecular orbital energies were calculated with their spectroscopic properties such as 1H-NMR, 13C-NMR, FT-IR. Finally, the nonlinear optical property (NLO) and molecular potential energy surface (MEP) of the compound were calculated and the ADME study was carried out to determine whether it showed drug properties. As a result, it was found that the experimental spectroscopic values and the calculation results were compatible with each other. With NLO and ADME studies, it was determined that the studied molecule showed nonlinear optical activity and drug properties. Calculations were performed with the DFT/B3LYP method and using the 6-311++ g (d, p) basis set. Keywords: FT-IR, NMR, NLO, DFT, HOMO- LUMO, ADME
Investigation of spectroscopic and nonlinear optical (NLO) properties of N2 ,N6 -BIS-[4-(aminosulfonyl) phenyl]-pyridine-2,6-dicarboxamide by DFT method
Sulfonamides are organic sulfur compounds containing -SO2NH2 group, and they are compounds with antimicrobial activity and antibacterial activity that prevent the growth of bacteria. The discovery of sulfonamides is an important milestone in human chemotherapeutic history. In 1935, it was found that the dye prontosil was metabolized in vivo to an active compound, sulfanilamide, and this active compound prevented streptococcal infections in mice. In this thesis, the stable structure of N2 ,N6 -bis-[4-(aminosulfonyl)phenyl]-pyridine-2,6-dicarboxamide compound synthesized by Adem Rıza BAYKAN was obtained by DFT method by performing geometry optimization calculation at B3LYP/6-311++G(d,p) level. Since the molecule studied in the literature has no experimental structural parameters, the theoretically calculated bond lengths and bond angles of the compound were compared with the experimental values of similar molecules in the literature. Especially S-O, S-N and N-C bond lengths were calculated as 1.461, 1.695 and 1.382 Ȧ, and it was seen that the calculated results were compatible with the experimental values in the literature. In addition, the spectroscopic properties of the molecule such as FT-IR, 1H-NMR and 13C-NMR were calculated with the same method and basis set. In the obtained FT-IR analysis results, it is seen that the values of 1263 and 1261 cm-1 calculated for the C-N stretching vibration coincide with the values of similar molecular groups in the literature. Finally, the HOMO and LUMO energies of the molecule at the B3LYP/6-311++G(d,p) level were calculated by the DFT method. The obtained HOMO and LUMO energy difference was found to be 4.685 eV. The nonlinear optical properties and molecular potential energy surface map of the studied iicompound were calculated using the same method and basis set. As a result of calculation, the compound was found to have a hyperpolarizability of 2665.2x10-33 esu. This value indicates that the hyperpolarizability of the compound is approximately 7.15 times greater than that of urea. In this thesis study, all calculations were performed with Gaussian 09 (Linux) and Gauss View 5.0 package programs.
Investigation of spectroscopic and electronic properties of N,N'-pentamethylenebis(p-toluenesulfonamide) (PTSPEN) by DFT method
Sulfonamides are synthetic antibacterial chemicals and broad-spectrum antibiotics that are effective against a variety of bacteria, primarily gram-positive and gram negative bacteria. This resulted in a substantial decline in bacterial-based disorders. Diseases that spread throughout the body are often treated with sulfonamides. In this work, the chemical structure of N,N'-pentamethylenebis(p-toluenesulfonamide) (ptspen) schiff base was determined using FT-IR, 1H-NMR and 13C-NMR spectroscopic methods by theoretically. Based on the calculations for vibration frequencies, 1H-NMR, and 13C-NMR, it was evident that the theoretical values and actual values were comparable. HOMO-LUMO molecular orbital energies, nonlinear optical characteristics such as polarizability, hyper polarizability (NLO), and molecular electrostatic potential (MESP) of N,N'-pentamethylenebis(p toluenesulfonamide) (ptspen) compound were also investigated. The total first static hyperpolarizability value of the studied compound is approximately 4.14 times greater than that of urea (1543.8x10-33 esu). This result showed us that the compound has small nonlinear optical activity. In this study, all calculations were performed with the DFT/B3LYP/6-311++G (d, p) level of theory in conjunction with the Gaussian 09 and Gauss View 5.0 package programs.
Investigation of spectroscopic and electronic properties of 2-hydroxyacetophenone methanesulfonylhydrazone by DFT method
In this thesis, quantum chemical calculations of the 2-hydroxyacetophenone methanesulfonylhydrazone sulfonamide compound, which was previously synthesized by Saliha Alyar, were made. First of all, the minimum energy structure of this compound, which has seven different conformations, was selected and its structure was optimized by the DFT B3LP/6-311++g (d, p) method. Then, the spectroscopic (such as 1H-NMR, 13C-NMR and FT-IR) and electronic properties of 2-hydroxyacetophenone methanesulfonylhydrazone were theoretically investigated. As a result of the calculations of the vibration frequencies of the studied compound, it has been seen that the theoretical values are compatible with the experimental values. In addition, HOMO LUMO molecular orbital energies, nonlinear optical (NLO) properties (such as polarizability, first hyperpolarizability) and molecular electrostatic potential (MESP) of 2-hydroxyacetophenone methanesulfonylhydrazone were investigated. As a result of the calculations, the energy band gap between the HOMO and LUMO orbitals of the investigated compound was 4.65 eV and the first static hyperpolarizability was 4674.7*10-33esu (approximately 12.34 times larger than urea). All calculations were made using DFT/B3LYP/6-311++G (d, p) theory level and Gaussian 09, Gauss View 5.0 package programs.
Investigation of spectroscopic and electronic properties of N,N'- diethylenebis (o-toluenesulfonamide) (otsen) by DFT method
Sulfonamides are synthetic antibacterial chemicals and broad-spectrum medications that are typically effective against both gram-positive and gram-negative bacteria. Sulfonamides are often used to treat infectious illnesses. The chemical structure of N,N'- diethylenebis (o-toluenesulfonamide) (otsen) was investigated using 1H-NMR, 13C-NMR, and FT-IR spectroscopic techniques in this work. As a consequence of the vibration frequency, 1H-NMR, and 13C-NMR calculations, it was determined that the theoretical and experimental values were consistent. In addition, HOMO-LUMO molecular orbital energies, nonlinear optical characteristics including polarizability, hyperpolarizability (NLO), and molecular electrostatic potential (MESP) of N,N'- diethylenebis (o-toluenesulfonamide) (otsen)) were studied. As a consequence of the geometry optimization computation, the S=O and S-N bond lengths were determined to be somewhat longer than those observed in prior research. Calculations determined that the energy band gap between the HOMO and LUMO orbitals of the studied compound was 5.56 eV and the initial static hyperpolarizability was 2228.1x10-33esu. All calculations were carried out with the DFT/B3LYP/6-311++G (d, p) level of theory and the Gaussian 09(Linux) and Gauss View 5.0 package programs.
Meme MR ile değerlendirilen malign kitlelerin tanısında kinetik parametrelerin yeri
Amaç: Biz bu çalışmamızda malignite tanısı almış fokal kitle lezyonları retrospektifolarak değerlendirerek malign lezyonlarda boyanma eğrisinin tanısal güvenilirliliğiniaraştırdık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda OCAK 2005 - KASIM 2008 tarihleri arasındamalignite tanısı alan fokal kitle lezyonları bulunan hastalar retrospektif olarakdeğerlendirildi. Tüm hastaların meme MR incelemeleri bölümümüzde bulunan 1,5 TMR cihazı ile gerçekleştirildi. İncelemeler sonrası alınan konvansiyonel sekanslardadinamik görüntüler üzerinden çıkarma yapılarak kontrastlanma profilinin ortayakonmasına yardımcı çıkarmalı seriler elde olundu. Malignite tanısı alan kitlesellezyonlar morfolojik özellikleri, boyutları, lokalizasyonları ve histopatolojik tanıları vezaman-sinyal boyanma eğrilerine göre sınıflandırıldı.Bulgular: Tüm hastaların yaş ortalaması 45.82 idi. Kitleler boyutları velokalizasyonlarına göre sınıflandırıldı. Kitlelerin boyanma paternleri ile boyutlarıarasında ilişki saptanmadı. Kitleler ayrıca morfolojik özelliklerine göre sınıflandırıldı.Şekillerine bakıldığında % 47,3 lezyonun düzensiz şekilli olduğu, sınırlarına görebakıldığında ise, toplamda % 32,4'nün düzensiz, % 59,5'nun spiküle sınırlı olduğu ve sinyal özelliklerine göre değerlendirildiğinde ise % 83,8'inin heterojen sinyalözelliklerine sahip olduğu belirlendi. Kitlesel lezyonların boyanma patern yüzdelerinebakıldığında ise histopatolojilerine bağlı olmakla birlikte toplamda % 97,2'sinin malignkinetik özellikler gösterdiğini belirledik.Sonuç: Çalışmamızda malignite için kontrastlanma kinetiğinin öncelikle göz önündebulundurulması gerektiği, ancak morfolojik bulgularla birlikte değerlendirildiğindetanısal güvenilirliğin artacağını belirledik.Anahtar kelimeler: meme kanseri, kinetik eğri, meme mr
Acil serviste atipik göğüs ağrısı tanısı almış hastalarda miyokard perfüzyon sintigrafisi ve eforlu EKG testinin etkinliği
Acil Serviste Atipik Göğüs Ağrısı Tanısı Almış Hastalarda Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi ve Eforlu EKG'nin EtkinliğiGöğüs ağrılı hastalar acil servis başvurularının önemli bir kısmını oluşturur. Göğüs ağrılı hastaların acil serviste değerlendirilmesinde günümüzde yüksek duyarlılıkta ve özgüllükte belirteçler bulunmasına rağmen akut myokard infarktüslü hastaların %2-5'i acil servislerden uygunsuz biçimde taburcu edilmektedir.Çalışmamızda, acil servise göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda, hayati tehlike oluşturabilecek durumları dışlandıktan sonra atipik göğüs ağrısı tanısı ile taburcu edilen hastaları inceledik. Atipik göğüs ağrısı tanısı ile taburcu edilen hastaların takibinde, atlanmış, olası koroner arter hastalığı vakalarını belirlemede, miyokard perfüzyon sintigrafisinin ve eforlu elektrokardiyografinin etkinliğini göstermeyi amaçladık.İleriye dönük olarak planlanan bu çalışmada, fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Büyük Acil Servisinden 18 yaş üzerinde atipik göğüs ağrısı ile taburcu edilen 50 hasta değerlendirildi.Çalışma süresince, %46 (n=24)'ü kadın, %52 (n=26)'sı erkek ve ortalama yaşları 43±11,85 olan 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastalara göğüs ağrısının tipi sorulduğunda %30'u batma, %50'si baskı, %20'si yanma şeklinde olduğunu tariflediler. Atipik göğüs ağrısına eşlik eden en sık klinik semptom (% 56) terleme idi. En sık özgeçmiş bulgusu (%48) sigara içiciliği idi. Hastalarda, izlem süresince elektrokardiyografi değişikliği, biyokimyasal belirteçlerde değişiklik saptanmadı. Hastaların eforlu elektrokardiyografi testi, %88'i (n=44) negatif bulunurken, %4'ünde (n=2) pozitif, %4'ünde (n=2) şüpheli pozitif olarak raporlandı. Bu hastalara 1-14 gün arası yapılan miyokard perfüzyon sintigrafisi tetkikinde 50 hastanın, %90 (n=45) tanesinin myokard perfüzyon sintigrafisi normal iken, %4 (n=2) hastanın patolojik, %6 (n=3) hastanında sonucu efor kapasite azlığı nedeniyle suboptimal tetkik olarak raporlandı. miyokard perfüzyon sintigrafi görüntüsü patolojik olan %4 (n=2) hastaya koroner anjiografi yapıldı. Bu hastalardan bir tanesi yeni koroner hastalığı tanısı alırken, diğer hastada, koroner anjiografi tetkiki doğal olarak değerlendirildi.Sonuç olarak, Göğüs ağrılı hastalarda yapılacak olan eforlu elektrokardiyografi testi ve miyokard perfüzyon sintigrafi tetkiki, özellikle 65 yaş üzeri, sigara içen, hipertansiyon gibi risk faktörü olan hastalarda erken dönemde eforlu elektrokardiyografi ve miyokard perfüzyon sintigrafisi tetkiki yapılması riski azaltmada faydalı olacağı, gözden kaçabilecek istenmeyen kardiyak olayları belirlemede etkili olacağı kanaatindeyiz.Anahtar kelimeler: Atipik Göğüs Ağrısı, Egzersiz Stres Testi, Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi, Acil Servis
Glial tümör-metastatik tümör ayırıcı tanısında ileri manyetik rezonans görüntülemenin rolü
Amaç: Çalışmadaki amacımız primer glial tümör derecelendirmesinde ve beyin metastazı ile ayrımında ileri MRG bulgularının etkinliğini araştırmak ve literatüre katkı sağlamaktır. Gereç ve yöntem: Çalışma merkezimizde Ocak 2012-Ocak 2024 tarihleri arasında glial beyin tümörü ve beyin metastazı patolojik tanısı alan, preoperatif MR görüntülemesi merkezimizde yapılan ve DAG, MRS, MRP ileri incelemelerinden en az ikisini içeren toplam 131 hasta ile yürütüldü. Hastaların yaş, cinsiyet, patolojik tanı ve beyin metastazı grubu için primer malignite tanısı, IDH mutasyonu ve Ki-67 proliferasyon indeksi oranı bilgileri hasta dosyasından kaydedildi. Konvansiyonel MRG'de tümör kontrastlanma derecesi, T2/FLAIR mismatch bulgusunun varlığı, DAG'de minimum ADC (10^-3mm2/sn) değeri ve ADC oranı, DSC perfüzyonda rCBV değeri, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerleri, MRS'de LL, MI düzeyleri ve Ch/NAA, Ch/Cr oranları değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında difüzyon ağırlıklı görüntülemede tümöral ve peritümöral ADC değerleri ve oranlarında, DSC perfüzyonda tümöral ve peritümöral rCBV değerlerinde, DCE perfüzyonda Ktrans ve Ve değerlerinde, MR spektroskopide kısa TE (35 ms)'de Ch/Cr, LL ve MI değerlerinde, orta TE (144 ms)'de LL ve Ch/Cr değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Glial tümör olgularında Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör minimum ADC değeri arasında negatif yönde, Ki 67 proliferasyon indeksi ile tümör rCBV (sentrum semiovale) değeri arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyli ilişki tespit edildi. Sonuç: Beyin tümörlerinin değerlendirilmesinde konvansiyonel MRG bulgularının difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi görüntüleme bulgularıyla birlikte değerlendirilmesi lezyon ayırıcı tanısında tanısal doğruluğu artırmaktadır. Daha geniş olgu gruplarıyla prospektif yapılacak çalışmalarla preoperatif ileri MRG görüntülemenin tanıya katkısı daha iyi anlaşılacaktır. Anahtar kelimeler: Beyin tümörü, glial tümör, beyin metastazı, difüzyon ağırlıklı MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi görüntüleme
Oto kodlayıcılar ve görüntü işleme teknikleri ile beyin tümörlerinin MR görüntülerinin sınıflandırılması
Makine öğrenmenin alt dallarından biri olan derin öğrenme görüntü tanımlama ve sınıflandırma başarısı ile ön plana çıkmakta ve kanser teşhisi için sağlık alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, hastalıkların tanı ve tedavisi alanında uzman kişilere yardımcı olması açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, segmentasyon ve oto-kodlayıcı kulanarak, yeni uygulama geliştirilmesi ve kagle veri setinde elde edilen MR görüntüleri üzerinde sistemi doğrulamaktır. Bu çalışmanın bu alanda literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Intrakranial kitlelerde ileri görüntüleme yöntemlerinin evrelemeye katkısı
İntrakranial kitlelerin görüntülenmesinde MRG beynin anatomik detayını göstermede en duyarlı görüntüleme yöntemidir. Kontrastlı MRG beyin tümörlerinin tanı, lokal evreleme ve tedavi sonrası izlem için tercih edilecek radyolojik yöntemdir. Beyin tümörlerinin tedavi öncesi evrelemesinde kontrastlı MRG verileri her zaman yeterli olmamaktadır. Nöroradyolojide son yıllardaki çalışmalar konvansiyonel MRG tetkikinde elde edilen anatomik detayın yanında fizyolojik haritalar çıkarılabilmesine olanak sağlamıştır. Bu ileri görüntüleme yöntemleri arasında; difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR spektroskopi yer almaktadır. Glial tümörlerde histopatolojik dereceleme ile tümörün biyolojik davranışı hakkında önemli bilgiler elde edilir. Tümörün saptanan histopatolojik derecesi ile paralel olarak uygulanacak tedavi protokolleri belirlenir. Bu çalışmamızda ileri görüntüleme metodlarının glial tümörlerde derecelemeye katkısını incelemeyi amaçladık. Histopatolojik olarak tanı almış olgularda ileri görüntüleme metodlarının bulguları ile karşılaştırma yaparak bu metodların birbirlerine göre katkı ve sınırlılıklarını tanımlamaya çalıştık. Gereç ve Yöntem Çalışmamıza Ocak 2010-Haziran 2013 tarihleri arasında intrakranial kitle ön tanısı ile başvuran 36 olguya GE Signa HD 1,5 Tesla MRG cihazı ile kranial MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG ve MR Spektroskopi yapılmştır. Hastaların tümü radyoterapi veya kemoterapi almamış primer olgulardan seçildi. Rutin çekim parametreleri olarak sagital T1 FLAIR ASSET, aksiyal T2 FRFSE, aksiyal T2 FLAIR, aksiyal T1A SE, b 1000 değerlerinde DAG, koronal T2 FRFSE, aksiyal T2 FRFSE, 3D BRAVO MASK, MV (2D) TE:144, MV (2D) TE:35, aksiyal GRE Perfüzyon, aksiyal T1 Kontrastlı SE MEMP MASK, koronal T1 SE MEMP kullanıldı. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 15.0 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Ortalama, Standart sapma v.b.) yanısıra bağımlı ve bağımsız değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin dağılımlarının homojen olup olmamalarına göre ANOVA Post Hoc Test, Kruskall Wallis Test, NPar Test, Mann-Whitney Test ve T Test kullanılarak değerlendirilmiştir Bulgular İstatistiksel analiz sonucu difüzyon MRG yöntemi ile ölçülen ADC değerlerinin derece 2 tümörler ile derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı olarak saptandı. Perfüzyon MRG incelemesinde lezyon/ sağlam doku rCBV değerleri derece 2 ve derece 4 tümörlerin ayrımında anlamlı bulundu. Kısa TE değerlerinde LL derece 2 - derece 4 ve derece 3 - derece 4 tümör ayrımında anlamlı bulundu. Sonuç Perfüzyon MRG, difüzyon MRG ve MR spektroskopik inceleme ile elde edilen veriler, histopatolojik tanılarla yapılan verifikasyonla birlikte değerlendirildiğinde literatürle uyumlu olarak bulunmuştur. Anahtar sözcükler: İntrakranial kitle, MRG, difüzyon MRG, perfüzyon MRG, MR spektroskopi
Bazı organik moleküllerin spektroskopik analizlerinin yoğunluk fonksiyon teorisi kullanılarak yapılması
En önemli aromatik aminlerden olan anilin, benzen molekülündeki bir hidrojen atomunun yerine amin grubu (NH2) almasıyla oluşur. Bu çalışma, 2,3-, 2,4-, 2,5-, ve 3,4-difloranilin molekülleri (2,3-, 2,4-, 2,5- ve 3,4-DFA) için deneysel ve teorik inceleme içerir. Deneysel sonuçlar Fourier transform infrared ve Raman (FT-IR ve FT-Raman), 1H ve 13C nükleer manyetik rezonans (NMR), ultraviyole (UV–vis) spektral teknikleri ile elde edildi. Bu sonuçlar teorik olarak yoğunluk fonksiyon teorisi (DFT) hesapları ile desteklendi. Moleküllerin titreşim spektrumları (FT-IR ve FT-Raman), sırasıyla 4000–400 cm–1 ve 3500–10 cm–1, bölgelerinde kaydedildi. 1H ve 13C NMR kimyasal kayma değerleri kloroform (CDCl3) çözücüsü içerisinde elde edildi. UV-Vis elektronik soğurma spektrumları 190–800 nm aralığında etanol ve su çözücüleri içerisinde oda sıcaklığında kaydedildi. Tüm moleküllerin geometrik yapı ve titreşim spektrumlarına ilişkin hesaplamaları DFT/B3LYP metodu ve 6-311++G(d,p) temel seti kullanılarak yapıldı. Temel titreşimsel işaretlemeler potansiyel enerji dağılımına göre (PED) VEDA 4 (Vibrational Energy Distribution Analysis) programı kullanılarak yapıldı. NMR kimyasal kayma değerleri (1H ve 13C) gauge-invariant atomic orbital (GIAO) metodu kullanılarak teorik olarak elde edildi. Bunlara ilave olarak, uyarılma enerjileri, osilatör şiddetleri, uyarılma dalga boyları, sınır orbital enerjileri gibi elektronik özellikler, time-dependent density functional theory (TD-DFT) metodu ile hesaplandı. Moleküler elektrostatik potansiyel yüzeyleri (MEPs) ve durum yoğunluğu (DOS) diyagramları hazırlanıp değerlendirildi. Nonlineer optik özellikler (NLO) ve termodinamik özellikler de teorik olarak elde edildi. Hem deneysel hemde teorik tüm sonuçlar çalıştığımız moleküllere ait detaylı yapı analizi ve fizikokimyasal özelliklerin tanımlanmasına yardımcı oldu. Ayrıca, bu çalışma anilin türevlerinin yapısal ve spektroskopik özelliklerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlar.
Akut pankreatitte difüzyon ağırlıklı görüntüleme; BT ile korelasyon
Akut pankreatit, ödematöz yada nekrotizan pankreatit şeklinde geniş bir klinik spektrumda ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Tanıda BT hala altın standard olarak kabul görmektedir ve hastalık seyri ile ilgili BTŞİ yaygın olrak kullnılmaktadır. Bu nedenle hasta yatışı sırasında ve sonrasında, yani tanıda ve takipte çok sayıda BT çekimine ihtiyaç duyulmaktadır. Akut pankreatit tanısında çoğu merkezde olduğu gibi bizim merkezimizde de pankreasa yönelik ince kesit, i.v kontrastlı BT protokolu uygulanmaktadır. Ancak BT çekimlerinin radyasyon içermesi ve radyasyonun biyolojik dokulardaki olumsuz etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca gerek gebelerde, gerekse kontrast madde alerjisi olan ya da kontrast madde kullanımının kontrendike olduğu olgularda BT tanıda kullanılamamaktadır. Bilinen bu klasik bilgilerin yanı sıra literatürde, i.v iyotlu kontrast maddelerin pankreas dokusunun perfüzyonunu bozarak akut pankreatitli parankimde nekroza gidişi kolaylaştırdığı yönünde çalışma ve veriler bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında akut pankreatit tanısında alternatif bir tanı aracı gerekliliği var gibi gözükmektedir. Son zamanlarda bir çok konuda yetkinliği ve yeterliliği çalışmalara konu olmuş ve olan DAG ile akut pankreatit tanısının koyulabilirliğini araştırma konusu olara seçtik.Hasta grubu olarak akut ödematöz pankreatitli 20 hasta seçildi. Nekrotizan pankreatitli hastaları çalışma dışı bırakıldı. Klinik ve laboratuar tetkikleri ile akut pankreatitten şüphelenilerek BT çekilmiş olgulardan oluşan bu hasta grubunda, BT büyük oranda akut pankreatit tanısı koydururken, çok az bir grupta (3 kişide) BT negatif olarak saptanmıştır. Tüm hastalarda konvansiyonel MR sekanslarına ilave olarak b=800 lü DAG ile görüntüler elde ettik ve ADC haritaları ile pankreas baş-gövde-kuyruk bölümlerinden ayrı ayrı ölçümler yaptık. Pankreas patolojisi olmayan 20 olguyu da kontrol grubu seçerek, bu gruba da DAG yapıldı. Elde ettiğimiz hasta ve kontrol grubu ADC verileri istatistiki olarak karşılaştırıldı ancak anlamlı bir sonuca ulaşılamadı, dolayısıyla bu konuda herhangi bir eşik ADC değeri verememekteyiz. Bunun dışında, hasta grubunun ranson skorları, amilaz ve lipaz değerleri, konvansiyonel MR sekansları ile saptanabilirliği ve Balthazarın belirlemiş olduğu BTŞI verileri, teker teker ADC değerleri ile karşılaştırıldı ve istatistiki olarak anlamlı sonuçlara ulaşılamadı. Verilerin dağlım homojenitesinin sağlaması açısından BTŞI grade E olan 6 hastanın verileri çıkarılarak yapılan istatistiki değerlendirmede anlamlı ilişki tesbit edildi. Literatürde grade E olarak belirtilen grupta nekroz gelişiminin netlikle belirlenemediği yönünde olan bilgilerin varlığı, bu durumu açıklayıcı bir bilgi olarak düşünüldü.Literatürde akut ödematöz pankreatitli hastalarda DAG nin tanısal değerine değinen çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, genelde görsel değerlendirme ile difüzyon kısıtlılığından bahsedilmektedir, herhangi bir eşik ADC değeri verilmemektedir. Geniş bir spektrum içerisinde, abdominal patolojilerde, ADC ölçümlerine yer veren bir çalışmada, akut pankreatitli 3 olguda ADC verileri belirtilmiştir. Ancak bu çalışmada da diğer literatür örneklerinde olduğu gibi, daha çok pankreas kitlelerinde difüzyon kısıtlığı ve ADC ölçümleri değerlendirilmiştir.Sonuç olark DAG dan elde edilen ADC verileri ile akut pankraetit için tanısal olabililecek herhangibir eşik değer bulunmadı. Ancak E grubu dışlanarak yapılan BTŞİ- ADC kıyaslaması anlamlı bulundu. DAG ın AP kliniğinde ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemi olmamakla birlikte seçilmiş olgularda tanıyı ve prognozu öngörebilecek alternatif bir görüntüleme yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Bu konuda daha geniş olgu grupları ile yapılacak çalışmalar DAG ın enfektif pankreas patalojilerinde kullanımı ile ilgili yeni bilgiler sunacaktır.
Otoimmün tiroid bezi hastalıklarında tükürük bezi tutulumunun TC-99M MIBI ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Graves hastalığı ve Hashimoto tiroiditli bireylerin tükrük bezlerinde Tc-99m MIBI tutulumunun normal bireylerle ve kendi aralarında farklılık gösterip göstermediğini saptamaktır.Çalışmaya 19 Graves hastası (6 erkek, 13 kadın; yaş ortalaması: 34.47±11.76 yıl), 28 Hashimoto tiroiditi (5 erkek, 23 kadın; yaş ortalaması: 44,5±10.94 yıl) ve 11 kontrol olgusu (4 erkek,7 kadın; yaş ortalaması: 53.9±11.56) alındı. Tüm olgulardan anamnez alınarak boyun muayeneleri yapıldı. Tiroid fonksiyon testi sonuçları ve tedavi durumları belirlendi, boyun ultrasonografileri yapıldı. Tüm gruplara ön hazırlık yapılmadan(açlık, düşük iyot diyeti, ilaç kesimi vb.) Tc-99m MIBI sintigrafisi uygulandı.Olgulara 370 MBq (10 mCi) Tc-99m MIBI intravenöz yoldan verildi. Görüntüleme için çift başlı gama kamera (Infinia, GE Medical Systems, Tirat Hacermel, Israel) ve paralel delikli, düşük enerjili, yüksek rezolüsyonlu (LEHR) kolimatörler kullanıldı. Enjeksiyon öncesinde ve sonrasında dolu ve boş şırıngalar 2 saniyelik süreyle 2 zoomda görüntülendi. Tüm hastalara 20., 60., 120.,dakikalarda tükrük bezleri kolimatörün merkezinde olacak şekilde statik görüntüler alındı. 20., 60., 120. dakikalarda tükrük bezlerinde Tc-99m-MIBI tutulum değerleri ilgili alanlara ROI çizilerek hesaplandı. BT:(B-ZA/C-A) )(BT: Bez tutulumu,B:Bez sayımı, Z.A: Zemin Aktivite C:Dolu şırınga sayımı, A:Boş şırınga sayımı ).Kontrol grubu, Graves hastalığı ve Hashimoto tiroiditi gruplarında parotis bezlerinde 20., 60. ve 120. dakikalarda Tc-99m MIBI tutulum değerleri arasında istatiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı (p>0.05).Kontrol grubu, Graves hastalığı ve Hashimoto tiroiditi gruplarında submandibular bezlerde 20., 60. ve 120. dakikalarda Tc-99m MIBI tutulum değerleri arasında istatiksel açıdan anlamlı fark saptandı (p<0.05).Hashimoto grubunda submandibular bezlerde 20.dk. (ort±SD =0.03±0.01), 60.dk. (ort.±SD=0.03±0.01) ve 120.dk. (ort±SD=0.03±0.01) Tc-99m MIBI tutulumunun kontrol ve Graves hastalığı grubuna göre zamanla anlamlı derecede değişiklik olduğu belirlendi (p=0.02).Graves hastalarında submandibular bezlerde 20.dk. (ort±SD=0.02±0.01), 60.dk. (ort±SD=0.02±0.01) ve 120.dk. (ort±SD=0.03±0.01) Tc-99m MIBI tutulumunun kontrol ve Hashimato grubuna göre zamanla anlamlı derecede arttığı saptandı (p=0.02).Sonuç olarak Graves hastalığı ve Hashimato tiroiditi gruplarında submandibular bezlerde saptanan farklı Tc-99m MIBI tutulumunun kontrol grubuna göre zamanla değişiklik göstermesi otoimmünite, yüksek mitokondri sayısı ve inflamatuar reaksiyon gibi histopatolojik bulgularla ilgili olabileceğini düşündürmektedir. Bu bulgular ışığında Tc-99m MIBI sintigrafisi otoimmun tiroiditli hastalarda tükrük bezlerinin otoimmuniteden erken dönemde etkilenip etkilenmediğini gösterebilir.
Bazı izomerik Schiff bazları ve metal komplekslerinin sentezi, yapılarının aydınlatılması ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Bu çalışmada, öncelikle 2-aminofenol ile halojen (F, Cl, Br) türevli benzaldehitlerden Schiff bazları sentezlendi. Daha sonra elde edilen bu ligandların Ni2+, Cu2+, Zn2+ gibi geçiş metalleri ile kompleksleri sentezlendi. Sentezlenen bu ligand ve ligand metal komplekslerinin yapıları, FT-IR, 1H-NMR, 13C-NMR ile karakterize edildi.Sentezlenen Schiff bazları ve metal komplekslerinin antibakteriyel etkileri Enterococcus faecalis, Esherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Klebsiella ve Staphylococcus aureus bakterileri üzerinde disk difüzyon metodu ile test edildi.
Ortalama trombosit hacmi ile gated myokard perfüzyon spect sintigrafisinden elde edilen parametrelerin ilişkisi
ÖZETAmaç: Koroner arter hastalığını ve ilişkili mortalite ve morbiditeyi öngörmede ortalama trombosit hacminin (MPV) kullanışlı bir parametre olduğu daha önce vurgulanmıştır. Bu çalışmanın amacı platelet fonksiyonlarının basit ve güvenilir bir parametresi olan MPV' nin koroner kalp hastalığı şüphesiyle myokard perfüzyon sintigrafisi çekilen hastalarda sintigrafik bulgularla ilişkisini araştırmaktır.Yöntem: Retrospektif olarak yapılan çalısmamızda 2009-2012 yılları arasında kliniğimizde miyokard perfüzyon sintigrafi incelemesi yapılan 344 hasta alındı. 139 erkek, 205 kadın (ortalama yaş 56.67 ± 11.16) çalışma grubunu olusturdu. Hastalar sintigrafik sonuçlarına göre normal, şüpheli ve belirgin iskemisi olanlar olarak üç gruba ayrıldı. Stres ejeksiyon fraksiyonu, sistol ve diayastol sonu hacimleri gibi GATED myokard perfüzyon SPECT sintigrafisinden elde edilen parametreler ile MPV sonuçları istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Hastaların 96 (%27,9)' sı normal, 98 (%28,5)' i şüpheli iskemik, 150 (%43,6)' si belirgin iskemik olarak bulundu. Hastaların MPV değerleri normal grupta 8,43±1,19, şüpheli iskemik grupta 8,10±1,34, belirgin iskemik grupta 8,06±1,23 bulundu. Hastalar sintigrafik sonuçları ile MPV sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamadı. (p=0,060)Sonuç: Çalışmamızda kardiyovasküler hastalık açısından risk faktörü olduğu düşünülen MPV' nin GATED myokard perfüzyon SPECT sintigrafisi parametreleri ve miyokart iskemisi ile ilişkisinin olmadığı bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Ortalama Trombosit Hacmi, Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi, Koroner Arter Hastalığı.
Flukonazolun farmasötik katı formlarında 1h-nmr spektroskopisi yöntemi ile miktar tayini ve diğer yöntemlerle karşılaştırılması
Türkiye'de flukonazol etken maddesini içeren ve başta Candida Albicans enfeksiyonları olmak üzere mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan ilaçlarda flukonazol miktarlarının tayini için farklı analiz yöntemleri uygulanmıştır.Bu çalışmada, flukonazolun miktar tayini için 1H-NMR, HPLC ve UV yöntemleri olmak üzere üç yöntem kullanılmış ve bu yöntemler laboratuvardaki standart flukonazol numunelerine ve flukonazolun beş ayrı ticari formuna uygulanmıştır.Üç ayrı yöntemin sonuçları istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve kendi aralarında çabukluk, kolay uygulanabilirlik ve ekonomik yönden üstünlük kriterlerine göre karşılaştırılmıştır.
Moleküllerin spektroskopik özelliklerinin kuantum mekaniksel metotlar ile incelenmesi
Bu tez çalışmasında, 2-tert-Butyl-9,10-di(naphth-2-yl)antracene (TBADN) kompleks molekülü ele alındı. TBADN molekülü, elektronik, fotonik ve optoelektronik gibi özelliklere sahip olmasından dolayı kırılma indisinin hesaplanmasında önemli bir organik yarıiletkendir. Ele aldığımız TBADN kompleks molekülün elektronik yapıları, titreşim frekansları hesaplanarak kızıl ötesi ve raman spektrumları farklı teorik metotlar kullanılarak paralel programlama yardımıyla ve farklı baz setleri kullanılarak hesaplandı. Moleküldeki denge bağ uzunlukları hesaplandıktan sonra optimizasyon işlemleri yapılarak sisteme dair spektroskopik verilerin elde edilmesi ile kimyasal yapılar ve özellikleri hakkında bilgi elde edildi. Bu çalışmada TBADN organik yarıiletken molekülü için optik bant aralığı, kırılma indisi, infrared spektrumu, mor ötesi ve görünür bölge spektrumu parametreleri teorik olarak hesaplanıp deneysel sonuçlar ve literatür ile karşılaştırıldı. Anahtar Kelimeler: Ab Initio Hesaplamaları, Kırılma İndisi, Yoğunluk Fonksiyon Teorisi, Spektroskopi, Organik Yarıiletkenler.
Temporal lob epilepsisinde dil yanallaşmasının değerlendirilmesi:Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme çalışması
TLE eriskinde epilepsinin en sık görülen türüdür. Dil islevi ile iliskilibeyin alanlarının, cerrahi öncesi dönemde yerlesiminin ve yanlasmasınınbelirlenmesi cerrahi sonrası nörolojik defisitlerin en aza indirilmesi açısındanbüyük klinik önem tasımaktadır. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme, dillateralizasyonunun degerlendirilmesinde gelecek vaat eden bir görüntülemeyöntemidir. Bu çalısmanın amacı, TLE olgularının cerrahi öncesidegerlendirilmesinde klinik kullanıma uygun, FMRG deney desenlerihazırlamaktır.Onbes TLE olgusu ve 15 saglıklı, gönüllü birey çalısmaya katılmıstır.nceleme, yüksek çözünürlüklü T1 agırlıklı anatomik verilerin alınmasını takiben,GRE EPG sekansında fonksiyonel görüntülerin alınmasıyla tamamlanmıstır.Çalısmaya katılan tüm bireylerde konusma alanlarının yanallastırılması içinKelime üretme görevi-1 (KÜG-1) ve kelime üretme görevi-2 (KÜG-2)' yi içereniki farklı FMRG deney deseni kullanılmıstır. KÜG -1' de pasif kontrol kosulları,gerçek dinlenme süreci kullanılarak olusturulmustur. KÜG-2' de anlamsız sözdizinlerikullanılarak aktif kontrol kosulları olusturulmustur. Grup analizleri vetek birey analizleri Brain Voyager QX kullanılarak elde olunmustur.KÜG-1 sırasında frontal, temporal ve pariatel bölgelerde bilateral, yaygınaktivasyon sinyalleri olusmustur. KÜG-2, sırasında frontal ve temporalbölgelerde, güçlü bir sekilde sol lateralizasyon gösteren aktivasyon sinyalleriolusmustur. KÜG-2 sırasında parietal bölgede aktivasyon sinyalleri izlenmemisolup frontal ve temporal aktivasyonlar KÜG-1 ile karsılastırıldıgında küçük biralana uzanmaktadır. KÜG-2 tek basına kullanılırsa yalancı negatif sonuçlarizlenebilmektedir. Bununla birlikte, süperior temporal girusta KÜG-2, KÜG-1' eoranla daha güçlü aktivasyon sinyallerinin olusumuna sebep olmustur. Süperiortemporal girus epilepsi cerrahisinde hedef beyin alanı olarak kabul edilmekte olupalgısal konusma islevinde anahtar role sahiptir.Bu çalısmanın bulguları, dil islevi ile iliskili kortikal alanların dogru olaraklateralizasyonunun yapılabilmesi ve yerlesiminin belirlenmesi için KÜG-II' ninKÜG-I'i tamamlayıcı nitelikte oldugunu göstermektedir.
Kompleks parsiyel nöbetli hastalarda pozitron emisyon tomografisinin tanısal rolünün elektroensefalografi ve manyetik rezonans görüntüleme ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
?nteriktal PET, serebral glukoz metabolizmasındaki değişikliklerigöstererek, epilepside preoperatif değerlendirmede kullanılan bir fonksiyonelgörüntüleme yöntemidir. Preoperatif değerlendirmede amaç, epileptojenik alanıdoğru belirleyerek cerrahi kararı vermek ve yeterli dokunun rezeksiyonu ilehastanın nöbetsiz olmasını sağlamaktır.Medikal tedaviye dirençli 201 kompleks parsiyel epilepsi hastasının dahiledildiği bu çalışmada, tüm hastalara PET, rutin EEG, video-EEG monitorizasyon(iktal ve interiktal), MRG ve bazı hastalara MRS ve invaziv EEGmonitorizasyonu yapılmıştır. Bu tetkik sonuçlarının, opere olan lezyonel ve non-lezyonel TLE hastalarında ve frontal lob epilepsi hastalarında operasyon loju ile;opera olmayan hastalarda ve VSS uygulanan hastalarda ise iktal EEG sonuçları ileuyumu değerlendirilmiş ve lobar konkordans gösterme oranları hesaplanmıştır.Opere hastaların cerrahi sonrası başarı değerlendirmesi Engel sınıflamasına göreyapılmışıtr. Cerrahi sonrası nöbetsizlik ile olası prediktif faktörlerin ilişkisideğerlendirilmiştir.Opere TLE olgularında epileptojenik alanı doğru lokalize etmede,operasyon loju ile en yüksek (%100) lobar konkordans gösteren tetkik interiktalPET olmuştur. Daha sonra sırasıyla iktal EEG %98, interiktal EEG %87, MRG%83, MRS ise %54 oranında epileptojenik alan ile lobar konkordansgöstermektedir. PET hem lezyonel, hem de non-lezyonel opere TLE olgularındaepileptojenik alan ile %100 lobar konkordans göstermektedir.Rezektif cerrahi sonrası non-lezyonel TLE hastalarının %81, lezyonel TLEhastalarının ise %89'unda nöbetsizlik sağlanmış olup, bu iki grupta postoperatiftakip sonuçları yönünden anlamlı fark saptanmamıştır. Ayrıca lezyonel ve non-lezyonel TLE hastalarının tümünde tatminkar postoperatif sonuçlar (Engel sınıf Ive II) elde edilmiş olup, tüm hastalarda epileptojenik alanı doğru lokalize edenPET cerrahi sonrası iyi prognozu öngörmekte kullanılabilir.PET görüntülemede bilateral temporal lobda hipometabolizma varlığı,yapılan lojistik regresyon analizinde cerrahi sonrası başarı ile ilişkili bulunan tekprediktif faktör olmuştur. Unilateral temporal hipometabolizma olmasıdurumunda, bilateral hipometabolizmaya göre cerrahi sonrası nöbetsizlik olasılığı12 kat artmaktadır.Frontal lob epilepsi nedeniyle opere olan hastalarda ise PET %100oranında operasyon loju yani epileptojenik alan ile uyum göstermiş olup, buhastaların tümünde cerrahi sonrası nöbetsizlik sağlanmıştır.Opere olmamış TLE grubunda PET'in %57, ETLE grubunda ise %25oranında iktal EEG ile lobar konkordans gösterdiği görülmüştür. Ayrıca rezektifcerrahiye uygun görülmeyen VSS hastalarının tüm tetkiklerinin yüksek orandaiktal EEG ile uyumsuz olduğu görülmüş olup, bu hastalarda cerrahi sonrası kötüprognoz görülmüştür.Sonuç olarak interiktal PET, lezyonel TLE'deki yüksek lateralizasyonyeteneğine ek olarak cerrahi adayı olabilme şansı azalan MRG'de lezyonsaptanamayan TLE hastalarında da, epileptojenik alanı opere edilen taraf ile tamkorelasyon göstererek lateralize etmiştir. Her iki hasta grubunun cerrahi sonrasıtakipleri arasında fark olmaması ve nöbetsizlik oranlarının %80'in üzerindeolması PET'in özellikle non-lezyonel TLE hastalarının cerrahi kararındaki rolünügöstermektedir. Ayrıca PET görüntülemede bilateral temporal hipometabolizmaolmaması ile cerrahi sonrası nöbetsizlik arasında anlamlı bir ilişki olması daPET'in cerrahi sonrası prognozu öngörmedeki rolünü pekiştirmektedir. Opereolmayan TLE ve ETLE hastalarında diğer tüm tetkiklerde olduğu gibi PET'in deiktal EEG ile lobar konkordans oranının düşük olduğu görülmüştür.Kompleks parsiyel nöbetli hastalarda PET'in tanısal rolü EEG ve MRG ilekarşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde; FDG-PET beyin görünütlemeninepilepsi cerrahisi öncesinde hasta seçiminde ve cerrahi sonrası prognozuöngörmede en faydalı modalitelerden biri olduğu görülmüştür.