Maloklüzyon

82 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontik şeffaf plak tekniği ile gerçekleştirilen kanin distalizasyonunun değerlendirilmesi: Üç boyutlu sonlu elemanlar analizi

Son zamanlarda ortodontik tedavilerde maloklüzyonların düzeltilmesi amacıyla şeffaf plakların kullanımı estetik, konfor ve kullanım kolaylığı gibi avantajları nedeniyle öne çıkmaya başlamıştır. Bu sonlu elemanlar analizi çalışmasında, şeffaf plak tekniği ile gerçekleştirilen kanin distalizasyonunda kullanılan elipsoit ve vertikal horizontal ataşman ile dört farklı kalınlıktaki şeffaf plak uygulamasının plak ve dişler üzerinde meydana getirdiği stres dağılımı ve yer değiştirme miktarlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada maksiller dişleri, şeffaf plağı, ataşmanları ve periodontal ligament yapılarını içeren üç boyutlu sonlu elemanlar modeli oluşturuldu. Kanin diş üzerine yerleştirilen elipsoit ve vertikal horizontal ataşmanlar ile 0,5 mm, 0,625 mm, 0,75 mm, 1 mm şeffaf plak kalınlıkları modellenerek toplamda 8 senaryo oluşturuldu. Tüm senaryolarda şeffaf plaklar 0,25 mm aktive edildi. Aktivasyon ile şeffaf plak uygulamasını takiben her iki ataşman tipinde de kanin dişte tipping hareketi gözlendi. Elipsoit ataşman uygulanan senaryolarda kanin dişte görülen distopalatal rotasyon derecesinin, vertikal horizontal ataşman uygulanan senaryolara göre daha fazla olduğu görüldü. Plak kalınlığının artmasıyla doğru orantılı olarak kanin dişe gelen kuvvet ve keser dişlerde oluşan palatal yönde devrilme miktarı arttı. Çalışmamız sonuçlarına göre; iki farklı ataşman tipinin distalizasyon esnasındaki paralel hareket oluşumuna etkilerinde belirgin bir fark olmadığı, plak kalınlığının artışıyla kanin dişe gelen kuvvet miktarının arttığı ve ark üzerinde özellikle keser dişlerde istenmeyen hareket oluşturabileceği belirlenmiştir.

Diş hareketleriKöpek dişleriMaloklüzyon+3
Aslıhan Düzgen
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf III hastalarda Alt-RAMEC protokolü ile iskeletsel vediş destekli protraksiyon yöntemlerinin etkinliklerininkarşılaştırılması

Bu çalışma maksiller protraksiyon için hibrit hyrax ve RME apareyine sahip, alt-Ramec protokolü uygulanan ve uygulanmayan hastaları eş zamanlı değerlendirerek, farklı ankraj ünitelerinden destek alan apareyler arasında yapılan tercihin ve genişletme protokolü seçiminin üst çene protraksiyonuna etkisini göstermeyi amaçlamıştır. Araştırmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na sınıf III maloklüzyon tedavisi görmek için başvuran hastaların lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Hibrit hyrax apareyi ve alt-RAMEC grubu 15 (HH-Alt), RME apareyi ve Alt-RAMEC grubu 15 (RME-Alt), hibrit hyrax apareyi grubu 15 (HH) ve RME apareyi grubu 15 (RME) olmak üzere toplam 60 hastanın, tedavi öncesi ve sonrası 120 lateral sefalometrik filmi üzerinde açısal ve doğrusal analizler yapılmıştır. Normal dağılan parametrelerin dört grupta karşılaştırılmasında Oneway Anova ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HDS testi kullanılmıştır. Değişkenlerin grup içi karşılaştırılmasında ise paired sample t testi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çalışmadan edinilen bulgulara göre HH-Alt grubunun maksillanın öne getirilmesini en çok arttıran ve overjet düzeltimini en hızlı sağlayan grup olduğu görülmüştür. Bunu sırasıyla HH ve RME-Alt grupları takip etmektedir. HH grubu RME-Alt grubuna göre vertikal boyutta sağladığı kontrol ve daha az dental yan etkiye sahip olması nedeniyle ikinci en başarılı grup olarak görülmüştür. Dört tedavi kombinasyonu içerisinde iskeletsel etkinliği en az ve dental yan etkisi en fazla olan grubun RME grubu olduğu görülmüştür. Sonuçlar değerlendirildiğinde hibrit gruplarının konvansiyonel gruplara göre maksillayı daha hızlı ve etkili protrakte ettikleri, aynı zamanda maksillanın rotasyonunu azaltarak vertikal kontrolü de iyileştirdikleri görülmüştür. Alt-RAMEC prosedürünün maksillanın ilerletilmesine ve hızına katkı sağlarken, vertikal kontrol üzerinde bir iyileştirme yapmadığı görülmüştür. Maksillada görülen değişimler üzerinde apareyin hibrit veya konvansiyonel olmasının, alt-RAMEC protokolü uygulanıp uygulanılmamasından daha fazla önem taşıdığı fark edilmiştir.

Alt-RAMEC protokolüAlveolar kenar artırılmasıAnkrajlar+5
Tuğçe Ergül
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alt yirmi yaş dişlerinin proksimal kontak sıkılığına, ark boyutlarına ve alt keser çapraşıklığına etkisinin değerlendirilmesi

İlerleyen yaşla beraber, yaşamın erken evrelerinde olmayan ya da daha az miktarda olan alt keser çapraşıklığında görülen artış, alışagelmiş bir klinik tablodur. Literatürde, geç dönem alt keser çapraşıklığı oluşumuna etki ettiği düşünülen etiyolojik faktörler; iskeletsel morfoloji, büyüme şekli ve geç mandibular büyüme, yumuşak doku matürasyonu, periodontal kuvvetler, oklüzal kuvvetlerin anterior bileşkesi, oklüzal faktörler ve alt yirmi yaş dişlerin varlığı olarak belirtilmektedir. Özellikle alt gömülü yirmi yaş dişlerinin varlığı birçok hekim tarafından geç dönem alt keser çapraşıklığı oluşumunun en önemli etkeni olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı alt yirmi yaş dişlerinin alt dental ark boyutlarına, posterior dişlerden ölçülen interproksimal temas sıkılık kuvvetine (İPK) ve alt keser çapraşıklığına olan etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya dahil edilen bireyler, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinden seçilmiştir. Çalışmamızda seçim kriterlerine uygun bulunup, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 60 öğrenciden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Bireyler, alt yirmi yaş dişlerinin durumlarına göre üç gruba ayrılmıştır: Alt yirmi yaş dişleri eksik olan grup (Grup 1), alt yirmi yaş dişleri gömülü olan grup (Grup 2) ve alt yirmi yaş dişleri çekilen grup (Grup 3). Çalışmaya başlarken (T0) alt çeneden alçı modeller, sefalometrik ve panoramik radyografi kayıtları alınmıştır. Çalışma modelleri ve sefalometrik radyografi kayıtları 6. ayda (T2) tekrarlanmıştır. İnterproksimal kontak sıkılığı ölçümleri tüm gruplarda başlangıçta (T0) ve 6. ayda (T2), Grup 2'de ise ilaveten gömülü yirmi yaş dişlerin cerrahi çekimlerinden hemen sonra (T1) ölçülmüştür. Çalışmamıza ait verilerin analizinde SPSS 22.0 Windows versiyonu kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Gruplar arası başlangıç İPK değerleri, ark uzunluğu, intermolar mesafe, keser açıları ve pozisyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Fakat grup 3'te diğer gruplara göre başlangıç çapraşıklık miktarı ve interkanin mesafe istatistiksel olarak anlamlı miktarda düşüktür. Başlangıç interpremolar mesafe Grup 1'de diğer gruplara göre daha fazladır. Tüm gruplarda başlangıç ve 6. ay verileri değerlendirildiğinde, ark boyutları, çapraşıklık miktarı, keser açıları, keser pozisyonları ve mandibular uzunluk ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Çekim grubunda, alt yirmi yaş dişlerinin çekiminden hemen sonra (T1) ve 6. ay (T2) ölçümlerinde kaydedilen İPK değerleri, başlangıç değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı azalma göstermiştir. Grup 1 ve 2'de başlangıç ve 6. ay ölçümlerinde kaydedilen İPK değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Alt yirmi yaş dişlerinin konumlarına göre keser pozisyonlarında ve İPK kuvvetlerinde anlamlı fark bulunmamıştır. Keser açılarının molar konumlarına göre değerlendirmesinde mezioangüler ve Sınıf C olan konum sınıflamalarında alt keser açısı istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak alt yirmi yaş dişlerinin alt keser çapraşıklığıyla ve ark boyutlarıyla ilişkisi bulunmamıştır. Fakat alt gömülü yirmi yaş dişlerin çekiminden hemen sonra posterior dişlerden ölçülen İPK değerlerinin azaldığını, daha sonra bu kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı olmayan artış olduğu görülmüştür.

Azı dişi-üçüncüDental arkDişler+3
Hakan Bilsel
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf III maloklüzyonun cerrahi-ortodonti iş birliği ile tedavisinin ses üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Konuşma; solunum, fonasyon, rezonasyon, artikülasyon ve nörolojik entegrasyonu içeren dinamik ve karmaşık bir süreçtir. Nefes verirken akciğerlerden gelen hava larinkste yer alan ses tellerini titreştirerek ham sesi oluşturur. Bu ham ses boğaz, burun ve ağız boşluklarında şekillenerek her insana özgü olan ses tonunu oluşturur. Bu sesler daha sonra dudaklar, dişler, dil, damak ve alveolün artikülasyonu ile anlamlı konuşmalara dönüştürülür. Ortognatik cerrahinin rezonans sistemini oluşturan orofasiyal yapılarda değişikliklere neden olduğu düşünüldüğünde, cerrahiye bağlı fonksiyonel değişikliklerin konuşmayı etkilemesi ve hastada ses ayarlamalarına ihtiyaç duyması beklenmektedir. Bu nedenle, bu yapıların ses üretimi ile olası ilişkilerini anlamak önemlidir. Ortognatik cerrahi ile meydana gelen ses değişikliklerini inceleyen çalışma sayısı literatürde oldukça kısıtlıdır, büyük çoğunda kontrol grubu bulunmamaktadır ve çalışmaların örneklem sayıları azdır. Bu çalışmada, ortognatik cerrahiyle tedavi edilen Sınıf III hastalarda meydana gelen akustik değişiklikleri tanımlamak ve akustik parametreler ile iskeletsel parametreler arasındaki korelasyonu ölçmek amaçlanmıştır. Hipotezimiz yetişkin bireylerde ortognatik cerrahi ile değişen ses yolu anatomisine bağlı olarak sesin akustik özelliklerinde değişiklikler meydana geleceği yönündedir. Yaşları 18-34 arasında değişen 7 erkek 18 kadın toplam 25 hastadan ameliyattan hemen önce T0, ameliyattan 6 ay sonra T1 olmak üzere 2 zamanda ses kaydı ve sefalometrik röntgen kaydı alınmıştır. Ses örnekleri Praat version 6.0.43 (Paul Boersma Amsterdam Üniversitesi, Hollanda) ile analiz edilmiş, röntgenler aydınger kâğıdı üzerinde manuel olarak çizilmiştir. Hastalardan tüm Türkçe sesli harfleri (a[a], e [ɛ], ı[ɯ], i[i], o[ɔ], ö[œ] u[u] ve ü[y]) izole olarak 3 saniye boyunca ve kelime içinde geçen şekilleriyle seslendirmeleri istenmiştir. Hastaların ses örneklerinin F0, F1, F2, F3, Shimmer, Jitter ve NHR parametreleri incelenmiş, kendi içinde ameliyat öncesi ve sonrası olarak karşılaştırılmıştır ayrıca daha sonra 19 kişiden oluşan kontrol grubu ile gruplararası karşılaştırmaları yapılmıştır. Sefalometrik röntgendeki yapısal değişiklikler ile akustik değişiklikler arasındaki korelasyon değerlendirilmiştir. Ortognatik cerrahi grubunda e[ɛ] (p = 0.026) sesinin F1 değerinde, ı[ɯ] sesinin F2 (p=0.029) ve Shimmer (p=0.028) değerlerinde, ö[œ] sesinin F1 (p=0.004) ve F2 (p=0.000) değerlerinde ve ü[y] sesinin F1 (p=0.018) değerinde anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ameliyat sonrası ölçümler öncesine göre daha düşük bulunmuştur. Öte yandan, u[u] sesin F3 (p=0.000) parametresi ilk ölçümlere kıyasla önemli ölçüde daha yüksektir. Kontrol grubu ile karşılaştırmada, o[ɔ] sesinin Δ F3 (p=0.028), u[u] sesinin Δ F3 (p=0.015) değerinde ve ü[y] sesinin (p=0.035) ΔF1 değerinde anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca e[ɛ] (p=0.036), ı[ɯ] (p=0.022), i[i] (p=0.031), o[ɔ] (p=0.032), u[u] (p=0.040) ve ü[y] (p=0.034) seslerinin ΔShimmer değerlerinde ve o[ɔ] (p=0.031) sesinin ΔNHR değerinde anlamlı değişiklikler bulunmuştur. Pearson korelasyon analizi, bazı yapısal değişikliklerin bazı akustik parametreleri önemli ölçüde etkilediğini göstermiştir; ı[ɯ] ve ö[œ] sesleri için ΔSNA ve ΔF2 arasında anlamlı zayıf düzeyde negatif doğrusal ilişki, ü[y] sesi için ΔHBV ve ΔF1 arasında anlamlı zayıf düzeyde pozitif doğrusal ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ortognatik cerrahi, Sınıf III Maloklüzyon, Ses değişiklikleri, Akustik analiz, Formant frekans

AkustikCerrahi-diş hekimliğiKonuşma+6
Şerife Şahin
Bezmialem Vakıf University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Twin blok tedavisi gören normal ve fazla kilolu hastaların tükürük leptin düzeylerinin iskeletsel ve dişsel değişime etkisinin karşılaştırılması

Sınıf II maloklüzyon; problemin kaynaklandığı çeneye göre farklı şekillerde tedavi edilebilir. Mandibular retrognati, Sınıf II maloklüzyonun en sık görülme nedeni olup, ideal tedavi hedefi mandibulanın büyüme ve gelişimini stimüle etmektir. Twin Blok apareyi, 2 parçadan oluşması sebebiyle hastalarda kullanım rahatlığı sunması, üst çenede aynı zamanda genişletme yapılabilmesi gibi avantajlarından dolayı en çok tercih edilen fonksiyonel apareylerden biridir. Twin Blok uygulaması ile yapılan fonksiyonel tedavide alt çene aşağı ve öne konumlandırılmakta, bu sayede alt çene kondilindeki liflerin gerilimesiyle endokondral kemikleşme stimule edilmektedir. Bu durum mandibula boyutunda artışa sebep olmaktadır. Literatürde endokondral kemikleşmeyi ve dolayısıyla tedavi etkinliğini değiştirebilen çeşitli faktörler bildirilmiştir. Bu faktörlerden biri olan leptin hormonu, yağ dokusunun fazla olmasına bağlı olarak kilolu hastalarda normalden fazla salgılanır. Bu sebeple, kilolu hastalarda endokondral kemikleşme miktarı leptin düzeyi artışına bağlı olarak artacağı düşünülebilinir. Endokondral kemikleşme modeli olarak farelerdeki mandibular kondilinin kullanıldığı bir çalışmada da leptinin kondildeki kondrosit popülasyonu üzerine doğrudan etkisinin olduğu görülmüştür. Literatürde leptin düzeyinin, osteoklastik aktivite ve endokontral kemikleşme üzerine olan etkisi ile ilgili çalışmalar mevcut iken, fonksiyonel tedavi etkinliğinde leptin miktarının etkisinin ölçüldüğü çalışma bulunmamaktadır Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalına tedavi amacıyla başvuran 32 hasta; fazla kilolu ve normal kilolu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Fazla kilolu hastalar, Dünya Sağlık Örgütünün çocuk ve adolasanlar için belirlediği tabloda 85 persentil ve üzeri hastalardan, normal kilolu hastalar ise 85 ve 15 persentil arası bireylerden oluşturulmuştır. Boy Kilo İndeksine ek olarak, leptin düzeyi hastaların yağ dokusu mikarıyla da doğru orantılı olduğundan, tedavi başında 3. ayda ve tedavi sonunda hastaların yağ oranına da bakılmıştır. Hastaların yağ oranı Bezmialem Vakıf Üniversitesi dietetik bölümünde DEXA cihazı ile ölçülmüştür. Tedavide kullanılacak olan Twin Blok apareyleri Clark´ın 2002 yılında tanıttığı gibi dizayn edilmiştir. Kapanış kaydı sagittal aktivasyonu, mandibulanın en ileri pozisyonun yüzde 70'i kadar ileri alınarak; vertikal aktivasyonu, 2-4 mm istirahat aralığının üzerine çıkılarak yapılmıştır. Normal ve fazladan düzeltim yapıldıktan sonra tedavi sonlandırılmıştır. Endokondral kemikleşmeye bağlı kondil boyu artışı, tedavi başında ve sonunda lateral sefalometrik filmler aracılığıyla, lineer ölçümlerden oluşan Pancherz sefalometrik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Tüm hastalardan 5 farklı zamanda (tedavi başı, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve tedavi sonu) stimule olmamış tükürük, invaziv olmayan pasif akıtma yöntemiyle alınmıştır. Tükürük örneği (5 ml) saat 9 ile 12 saatleri arasında yemekten en az 1 saat sonra alınmıştır. Örnekler hastalar dik oturtularak başları öne eğilecek ve tüp ağızının köşesine konularak tükürük tübe akıtılmıştır. Toplanan tükürük 15 dakika boyunca 4˚C'de boş kuru tüp içinde 15,000 x g´de santrifüj edilmiştir. Alınan süpernatant'ın 1 ml ´si cryotüplerde -80 ˚C'de derin dondurucuda leptin analizi yapılıncaya kadar saklanmıştır. Daha sonra tükürük örneklerinden ELISA kitleriyle leptin düzeyleri fotometrik olarak ölçülmüştir. Bu çalışmanın bulgularına göre, Sınıf II bölüm 1 malokluzyonu olan aşırı kilolu ve normal kilolu hastaların Twin Blok apareyi ile tedavilerinin sonucu başarıyla gerçekleştirilmiştir. Tedavi sonunda her iki grupta da Sınıf 1 molar ve kanin ilişki elde edilmiş, overjet ve overbite önemli miktarda azalmış, konveks profil ortadan kalmıştır. Aşırı ve normal kilolu hasta gruplarında maksillada istatiksel olarak anlamlı ciddi bir fark bulunamazken, mandibula uzunluğunda aşırı kilolu hastalarda normal kilolu hastalara göre istatiksel olarak (0,01Anahtar Kelime: Dental aygıtlar = Dental instruments ; Dişler = Teeth ; Kemik ve kemikler = Bone and bones ; Leptin = Leptin ; Maloklüzyon = Malocclusion ; Maloklüzyon-angle sınıf III = Malocclusion-angle class III ; Obezite = Obesity ; Tükürük = Saliva ; Vücut kitle indeksi = Body mass index ; İskelet = Skeleton

Dental aygıtlarDişlerKemik ve kemikler+7
Ece Karaer
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Hızlı maksiller ekspansiyon protokolünde farklı cerrahi tekniklerin kraniofasial yapılar üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Üst çene darlığı oldukça sık gözlenen malokluzyonlardan biridir. Üst çene darlığının tedavisinde kullanılan bir çok farklı genişletme metodu bulunmaktadır. Üst çene genişletilmesi amacıyla sadece dişlerden destek alan yada hem diş hem de kemikten destek alan aygıtlar kullanılabilmektedir. Ayrıca genişletme ihtiyacı fazla olan yetişkin hastalarda cerrahi destekli üst çene genişletmesi ve daha az invaziv olan kortikomi uygulamaları yapılabilir. Sonlu Elemanlar Analizi kullanılarak, transversal olarak üst çene yetmezliği olan hastalarda uygulanan genişletme protokolü ile dişler, periodontal ligament, kemik, suturlar ve çevre dokular üzerinde oluşturacağı olası stres dağılımı ve dislokasyon durumu tespit edilip klinik uygulama için bir öngörü oluşturulabilmektedir. Bu çalışmanın amacı kemik destekli, diş destekli ve hem kemik hem de diş destekli apareyden oluşacak 15 farklı grubun üst çene genişletmesi sonucunda kraniofasial yapılara olan etkisinin karşılaştırmaktır. Bu çalışma ile bilgisayar ortamında elde edilen üç boyutlu modelin Sonlu Elemanlar Methodu ile simülasyonu gerçekleştirilerek klinisyenlere bir öngörü sağlanması hedeflenmektedir

Alveolar kenar artırılmasıCerrahi-diş hekimliğiDental stres analizi+6
Nihal Kaya
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerde hızlı üst çene genişletmesi ile birlikte uygulanan yüz maskesi ve carriere class III motion® apereyinin iskeletsel ve dental etkilerinin değerlendirilmesi

Carrière Motion® Sınıf III apareyi alt dişlerin distalizasyonu amacıyla kullanılmaktadır, ancak literatürde bu aygıtın çocuk hastalar üzerindeki etkilerini yüz maskesinin etkileriyle karşılaştıran bir çalışma mevcut değildir. Amacımız Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerde yüz maskesi ve Carrière Motion® III apareyinin etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Sıfır hipotezimiz hızlı üst çene genişletmesini takiben uygulanan bu iki aygıtın etkilerinin aynı olacağı yönündedir. 6-9 yaşlar arasındaki 28 bireyden tedavi öncesi (T0) ve yüz maskesi veya Carrière Motion® uygulaması bitiminden sonra (TS) alınan lateral sefalometrik röntgenler üzerinde iskeletsel, dental ve yumuşak doku parametreleri belirlenerek değerler kaydedilmiştir. Sefalometrik analizler Nemoceph® (Copyright© NEMOTEC, Madrid-İspanya) programı ile gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir, analizler MedCalc Statistical Software version 12.7.7 (MedCalc Software bvba, Ostend, Belçika; http://www.medcalc.org; 2013) programıyla gerçekleştirilmiştir. SNA, A-Nasionperp ve Co- A değerlerinin hem yüz maskesi, hem de Carrière Motion® III apareyi uygulanan gruplarda anlamlı artış gösterdiği tespit edilmiştir ve gruplar arası karşılaştırmada anlamlı fark bulunmamıştır. Co-Gn, Wits, ANB°, S-N ve artiküler açı parametrelerinde her iki grupta da tedavi başlangıcı ile sonu arasında gözlenen artış istatistiksel olarak anlamlıdır. SNB° değeri ise sadece Carrière Motion® grubunda T0'dan TS'ye anlamlı olarak azalmıştır. Vertikal değerlendirmede yüz maskesi grubunda maksillanın daha fazla anterior rotasyonu tespit edilirken, Carrière Motion® III apareyi grubunda daha az anterior rotasyon bulunmuştur. Alt yüz yüksekliği Carrière Motion® III grubunda az miktarda anlamlı azalma gösterirken, yüz maskesi grubunda anlamlı artış kaydedilmiştir. Tedavi öncesi ve sonrası overjet ve molar ilişki açısından her iki grupta da anlamlı fark bulunmuştur. Yumuşak doku parametrelerinden üst dudak-E çizgisi arası mesafe yüz maskesi grubunda azalmış, Carrière Motion apareyinin yumuşak dokular üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Sıfır hipotezi reddedilmiştir, ancak Carrière Motion® III apareyinin erken dönem Sınıf III maloklüzyonun tedavisinde etkili olmuştur. Özellikle alt yüz yüksekliğinin artmasının istenmediği ve alt keserlerin eğiminin korunmasının önemli olduğu vakalarda tedavi alternatifi olabileceği düşünülmektedir.

Alveolar kenar artırılmasıMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf III+2
Melike Polat
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel sınıf II maloklüzyona sahip hastalarda sabit fonksiyonel tedavinin temporomandibular eklem üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu uzmanlık tezinin amacı sabit fonksiyonel apareylerden Herbst apareyi ile tedavi edilen Sınıf II maloklüzyona sahip intraartiküler temporomandibular bozukluğu olan ve olmayan hastalarda, tedavinin mandibular kondil ve glenoid fossa ilişkisi üzerindeki etkilerini ve kondildeki morfolojik değişiklikleri karşılaştırmaktır. Bu çalışmaya 36 birey (ortalama yaş: 15.8±0.4 yıl) dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar intraartiküler eklem bozukluğu olmayanlar (Grup 1) ve intraartiküler eklem bozukluğu olanlar (Grup 2) olarak 2 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 13'ü kadın 5'i erkek olmak üzere 18 bireyden (yaş ortalaması:15.6±0.4 yıl), Grup 2 ise, 14'ü kadın 4'ü erkek olmak üzere 18 bireyden (yaş ortalaması:16.01±4.4 yıl) oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen hastaların tedavi öncesi ve tedavi bitiminde lateral sefalometrik radyografları ve manyetik rezonans görüntüleri elde edilmiştir. Ayrıca tedavi süresi boyunca yaşam kalite anketi (OHİP-14 indeksi) uygulanmış ve ağrı durumlarının tepiti için VAS ile ağrı takibi yapılmıştır. Veriler t-testi, One Way Anova, Kruskal Wallis ve ki-kare testleri kullanılarak karşılaştırılmıştır. Sefalometrik değerlerde tedavi ile meydana gelen değişim iki grupta da benzerdir (p>0.005). Sadece SN-GoMe açısında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. (p<0.005). Herbst tedavisi süresince, belirlenen 8 zaman noktasında gruplar arasında ağrı skorları bakımından istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0.005). Hastaların OHIP-14 SC yaşam kalitesi anket skoru 1. hafta (T3), 1. ay (T4), 2. Ay (T5) ve Herbst apareyinin söküldüğü seansta (TS) Grup 1'de Grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur (p<0.005). Hastaların OHIP-14 ADD yaşam kalite anket skoru 1. ay (T4) ve 2. ayda (T5) Grup 1'de Grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur (p<0.005). Grup 1' in sağ kondili ile Grup 2' nin sağ ve sol kondilinde MR görüntülerde tedavi ile meydana gelen değişimler için yapılan karşılaştırmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bir bulunmamıştır (p>0.05). Bu tez çalışmasının sonuçlarına göre Sınıf II maloklüzyona sahip temporomandibular eklem bozukluğu olan ve olmayan hastalarda Herbst aygıtı ile sabit fonksiyonel tedavi temporomandibular eklem üzerinde olumsuz bir etki oluşturmamakla birlikte her iki grup için de disk pozisyonunda iyileşme oluşturduğu gözlenmiştir. TME bozukluğu olan ve olmayan hastalarda dentoiskeletsel değişiklikler, tedavi konforu, ağrı deneyimi bakımından tedaviye verilen cevap benzerdir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIManyetik rezonans görüntüleme+4
Elif Kaymakcıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahide kullanılan otolog kemik grefti ve hayvansal kaynaklı greft materyalinin (Bioteck S.R.L. osteoplant-flex system) postoperatif sefalometrik sonuçlarının stabilite üzerine etkisinin karşılaştırılması

Ortognatik cerrahinin amacı; yüzün iskelet ve diş yapısındaki bozuklukları düzeltmektir. Lefort I osteotomisi ve saggittal split ramus osteotomisi maksillomandibuler deformitelerin düzeltilmesinde en sık kullanılan iki yöntemdir. Son 30 yılda pek çok gelişme görülmesine rağmen günümüzde bu tekniklerin komplikasyonları, karşılaşılan relaps oranları ve bunları azaltmak amacı ile yapılan araştırmalar devam etmektedir.Lefort I osteotomileri sonrası maksillada oluşan kemik defekt' lere otolog kemik grefti veya değişik yapıda greft materyallerinin kullanımının, postoperatif dönemde stabilite üzerine etkilerinin olumlu sonuçlandığı bilinmektedir.Bu çalışmada; Çukurova Üniversitesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı 'ında 2003-2011 yılları arasında gelişimsel maloklüzyon nedeni ile ortognatik cerrahi uygulanmış 80 hasta incelendi. Otolog kemik grefti veya hayvansal kaynaklı greft materyali kullanılan hastaların, postoperatif dönemde greft materyallerinin stabilite üzerine etkilerinin sefalometrik sonuçları, retrospektif olarak karşılaştırıldı.Cerrahi öncesi, cerrahiden 1 hafta sonra ve en az 1 yıl sonraki lateral sefalometrik sonuçlar iskeletsel relaps yönünden değerlendirildi.Hastaların lateral sefalogramları üzerinde maksillanın horizontal ve vertikal düzlemdeki hareklerinin sefalometrik analizi yapıldı. Cerrahi sonrası dönemde tespit edilen relaps oranları ve cerrahide kullanılan greft materyalleri arasında bir ilişki olup olmadığı istatiksel olarak değerlendirildi. Operasyon sonrası oluşan relaps oranları literatür verileri ile karşılaştırıldı.

Cerrahi-oralCerrahi-plastikDentofasiyal yapı+7
Mahmut Gökdoğan
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahide geç dönem hasta memnuniyetinin değerlendirilmesi

Ortognatik Cerrahide Geç Dönem Hasta Memnuniyetinin DeğerlendirilmesiOrtognatik cerrahi, maksilla ve mandibulanın diş içeren bölümlerindeki bozukluklarının cerrahi olarak düzeltilmesidir. Bu gruptaki hastalar tek başına ortodontik yöntemler ile ideal olarak tedavi edilemeyen hastalardır. Ortognatik cerrahinin amacı dişsel dizilimin düzeltilmesinin yanında ideal bir yüz estetiğini sağlamaktır. Dentofasiyal deformitelerin düzeltilmesinde Lefort 1 osteotomisi ve sagital split ramus osteotomisi en sık kullanılan yöntemlerdir. Ortognatik cerrahi ile uğraşan kliniklerde o kadar iyi ve güvenilir kayıtlar olmasına rağmen hasta memnuniyeti konusunda literatürde çok az sayıda bilgi mevcuttur. Klinisyenler cerrahinin başarısını değerlendirirken genellikle postoperatif oklüzyonu ve sefalometrik ölçümleri dikkate alırlar. Oysa ki hastalar için estetik görünüm en az oklüzyonun başarısı kadar önemlidir.Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalında 2003-2011 yılları arasında gelişimsel maloklüzyon nedeniyle ortognatik cerrahi uygulanan 80 hasta incelendi. Bu hastaların tamamıyla yüz yüze ya da telefonla görüşülerek cerrahi öncesi ve sonrası estetik olarak yüz görünümü, özgüven değişikliği, çiğneme fonksiyonu, inferior alveol sinir hasarına bağlı hipoestezi, çene ekleminde ağrı ve konuşmanın değerlendirilmesi gibi hasta memnuniyetini yansıtan 14 adet soru anket şeklinde soruldu. Hastaların %22,5'i sadece estetik düzelme olduğunu, %8,8'i sadece çiğnemenin düzeldiğini, %62,5'i her ikisinin de düzeldiğini belirtmiştir. Toplamda hastaların %70'i (n=56) özgüven artışı olduğunu, %33,8'i (n=27) de yüzünde uyuşukluk olduğunu söylemiştir. Operasyondan önce hastaların %17,5'inde çene ekleminde ağrı mevcutken operasyon sonrasında bu oran %26,3 olmuştur. Cerrahi sonrasında çiğneme fonksiyonunda ve estetik yüz görünümünde ciddi oranda iyileşme saptanmıştır. Elde edilen bu anket sonuçları istatistiksel olarak değerlendirilerek literatür verileriyle karşılaştırıldı.Bu çalışmada; operasyonların başarısının sadece oklüzyon ve sefalometrik ölçümlerle değil geç dönemde hastaların subjektif yakınma ve memnuniyetleriyle de değerlendirilebileceği gösterildi. Ortognatik cerrahinin uzun dönem başarısı için fonksiyon ve estetik yüz görünümünün birbiriyle ilişkili olduğu bilinmeli ve her ikisi de eşit olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

Cerrahi-oralDental restorasyonHasta memnuniyeti+3
İbrahim Tabakan
Çukurova University
2013
10
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontide kullanılan pekiştirme tedavisi tiplerinin konuşma sesleri üzerine etkisinin fonetik inceleme yöntemleriyle araştırılması

Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda maloklüzyon şikâyetiyle tedaviye alınmış ve ortodontik tedavisi bitmek üzere olan hastalardan oluşturulan gruba, tedavi sonrası uygulanan farklı pekiştirme apareylerinin konuşma sesleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Hawley, essix ve sabit retainer apareylerinin kullanıldığı 33 hastadan, debonding öncesi apareysiz (T0), aparey takılarak debonding sonrası ilk 24 saat içinde (T1), 1 hafta (T2), 1 ay (T3) ve 3 ay sonra (T4) olmak üzere ses kayıtları alınmıştır. Hastaların konuşma seslerindeki değişimin incelenmesi için özel metinler oluşturulmuş, kendilerinin ve çevrelerinin değişimi fark edip etmediğine dair algısal sorular yönlendirilmiştir. Kayıtlar yalıtımlı bir odada, apareylerin konumu itibariyle etkilediği diş-dudak, diş, dişeti, sert ve yumuşak damak seslerinin IPA'daki yerine göre; [ f ], [ t ], [ s ], [ ʃ ], [ ʧ ], [ k ] sesleriyle alınmıştır. Kayıt sonrası segmentasyon işlemi ardından spektral momentlerin cog, sd, skewness, kurtosis değerlerine bakılarak grup içi farklı zaman aralıklarında seslerin değişimi ve gruplar arası farklılıklar incelenmiştir. Sonuç olarak; hastaların 1. ay sonunda ses değişikliklerinin devam ettiği, 3. ayda normale döndüğü görülmektedir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, en çok essix apareyinde konuşma seslerinin etkilendiği görülürken, sabit retainer kullanan hastalarda seslerin fazla etkilenmediği, toleransın daha iyi olduğu saptanmıştır.

AkustikKonuşmaMaloklüzyon+3
Seher Yeşildal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüz maskesi ve modifiye forsus apareylerinin geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki sınıf III hastalarda dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı; büyüme ve gelişimi devam eden, geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki, maksiller gerilikten kaynaklı sınıf III hastalarda, Yüz Maskesi ve Modifiye Forsus aygıtlarının; dentoalveolar, iskeletsel ve yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran 45 hasta 3 gruba ayrılmıştır. 15 hasta Yüz Maskesi, 15 hasta Modifiye Forsus ve 15 hasta Kontrol grubunu oluşturmaktadır. Tedavi ve kontrol gruplarında, uygulama-kontrol öncesi ve sonrası lateral sefalometrik radyografiler, intraoral ve ekstraoral fotoğraflar alınmıştır. Uygulama süresi, Yüz Maskesi grubunda 9.25 ay, Modifiye Forsus grubunda 4.54 ay olarak saptanmıştır. Kontrol grubunda gözlem süresi 6.1 ay olarak belirlenmiştir. İki tedavi grubunun tedavi süreleri karşılaştırıldığında, Modifiye Forsus grubunun, Yüz Maskesi grubuna göre anlamlı derecede kısa sürdüğü belirlenmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda Yüz Maskesi grubunda overjette meydana gelen 5.91 mm'lik artışın, %68'i iskeletsel, %32'si dental değişikliklerden kaynaklanırken; Modifiye Forsus grubunda 5.45 mm'lik artışın, %43'ü iskeletsel %57'si dental değişikliklerden kaynaklanmıştır. Yüz Maskesi grubunda; Modifiye Forsus ve Kontrol gruplarına göre SNA, A-VR, A-HR ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur. Modifiye Forsus grubunda ise U1/PP açısında ve U1-MaxVR mesafesinde Yüz Maskesi ve Kontrol grubuna göre anlamlı artış bulunmuştur.

Dental aygıtlarDentofasiyal yapıMaloklüzyon+6
Mehmet Ali Yavan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt çene lingual ark yer tutucu apareyinin dişsel ve iskeletsel etkilerinin değerlendirilmesi

Dewey, 1904 yılında alt çene lingual ark apareyinin Lourie tarafından kullanıldığını belirtmiştir. Mershon ise bu apareyin popüler hala gelmesinden sorumludur. Gerçekte Nance, alt çene lingual ark apareyinin karışık dişlenme döneminden daimi dişlenme dönemine geçişte daimi molar ve kesici dişlerin arasındaki mesafeyi korumak için kullanım endikasyonunu tanımlamıştır. Özellikle süt II. molar dişlerin erken kaybı dental arkta büyük etkiler yaratmakta ve daimi dişlerde çapraşıklık oluşmasına, daimi dişlerin gömülü kalmasına ve oro-fasiyel problemler gelişmesine neden olabilmektedir. Bir yer tutucu olarak alt çene lingual ark apareyi ark boyunun korunmasında ve alt çene daimi molar dişlerin mesiale doğru devrilmesini engellemede sıklıkla kullanılmaktadır. Bu yaygın kullanımına rağmen apareyin ark boyutlarını korumada, diş pozisyonları ve mandibulanın büyümesi üzerine etkileri hakkında kısmen çok az şey bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı bir alt çene lingual ark yer tutucu apareyinin ark boyutlarına, mandibular molar ve kesici dişler üzerine ve mandibulanın büyümesine etkilerini değerlendirmektir. Çalışmaya yer tutucu ihtiyacı olan 34 çocuk (18 erkek, 16 kız) dahil edilmiştir. Hastalar tek ya da çift taraflı II. süt azı dişi çekim boşluğuna göre 2 gruba ayrılmıştır. 1.gruptaki tek taraflı süt II. azı dişi çekim boşluğuna sahip 16 çocuk (8 erkek/8 kız ortalama yaş 8,8 ±0,9 yıl), 2.gruptaki çift taraflı süt II. azı dişi çekim boşluğuna sahip 18 çocuk (10 erkek/8 kız) ortalama yaş 8±0,7 yıl) alt çene lingual ark yer tutucu aparey ile tedavi edilmiştir. Lateral sefalometrik filmler, dental pantogramlar ve çalışma modelleri hastalardan tedavi başlangıcında ve tedavi sonunda alınmıştır. Ortalama tedavi süresi 20,4±4 ay olarak bulunmuştur. Tedavi başlangıcı ve tedavi sonu karşılaştırıldığında tüm tedavi gruplarında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Gruplar arası kıyaslama yapıldığında ise ark boyutlarında, mandibular molar ve kesici dişlerin pozisyonlarında farklar gözlenmiştir. Tek taraflı çekim boşluğuna sahip lingual ark yer tutucu grubu çift taraflı çekim boşluğuna sahip tedavi grubundan daha iyi sonuçlara sahip olduğu gözlenmiştir. Alt çene lingual ark yer tutucu apareyi ark boyutlarını korumada ve normal mandibular gelişimde faydalı bir aparey gibi görülmektedir; ancak keser dişlerin öne doğru bir miktar devrilmiştir.

AtellerDental arkDiş hekimleri+7
Volkan Çiftçi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel sınıf 2 ve sınıf 3 maloklüzyonlarının konuşma sesleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Konuşma sesleri, iskeletsel ve dental maloklüzyonlar, işitme ile ilgili problemler, nörolojik bozukluklar, kraniyofasiyal anomaliler gibi bir çok faktörden etkilenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı iskeletsel anomaliye sahip bireylerin maloklüzyonunun konuşma sesleri üzerine etkilerinin fonetik inceleme yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavisi tamamlanıp, Sınıf 1 ilişki sağlanmış hastalardan alınan tedavi sonu ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler ile aynı bölüme maloklüzyon şikayeti ile başvurmuş Sınıf 2 ve Sınıf 3 ilişkiye sahip hastalardan alınan tedavi öncesi ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler değerlendirilmiştir. Her grupta 20 hasta olacak şekilde toplamda 60 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Konuşma seslerinin nasıl etkilendiğinin incelenebilmesi için konuşma metinleri oluşturulmuştur. Ses kayıt alma işlemi sesten arıtılmış özel ses kayıt odasında gerçekleştirilmiştir. Sırasıyla labiodental, dental ve alveolar ünsüzler olan /f/, /s/ ve /ş/ sesleri değerlendirme için seçilmiştir. Seslerin segmentasyon işlemi sonrası spektral ağırlık merkezi, standart deviasyon, skewness ve kurtosis değerlerine bakılarak malokluzyonlar arası farklılıklar değerlendirilmiş ve sonrasında yapılan sefalometrik ölçümler ile akustik parametrelerin korelasyonu incelenmiştir. Sonuç olarak, akustik değerlendirmede incelenen seslerde maloklüzyona bağlı değişimler bulunmuş, fakat sefalometrik ölçümler ile orta derecede bir korelasyon görülmüştür.

AkustikAkustik impedans testleriDiş hekimliği+5
Güzin Bilgin Büyüknacar
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde kullanılan yüz maskesi, kemik destekli maksiller protraksiyon ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon yöntemlerinin biyomekanik etkilerinin sonlu elemanlar analiziyle incelenmesi

Bu çalıĢmanın amacı, maksiller retrüzyona sahip hastaların tedavisinde kullanılan farklı iskeletsel ilerletme y ntemlerinin in vitro olarak incelenmesidir. Gaziantep Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim dalında daha nceden tedavi edilmiĢ 10 yaĢında maksiller retrüzyona sahip hastanın bilgisayarlı tomografi g rüntülerinden elde edilen kafatası modeli üzerine 3 ayrı tedavi senaryosu kurgulandı ve sonlu elemanlar analizi uygulandı. Birinci senaryoda; hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi, ikinci senaryoda; kemik destekli maksiller ilerletme y ntemi ve hızlı üst çene geniĢletmesi, üçüncü senaryoda ise; hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemi kullanıldı. Hyrax vida her modelde 0,25 mm aktiflendi ve her bir taraf için yüz maskesinde 500 g, kemik destekli maksiller ilerletmede ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde 250 g kuvvet uygulandı. ÇalıĢma sonucunda hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modeli ile kemik destekli maksiller ilerletme y nteminde kafatasında benzer stres dağılımları g rülürken bu stresler hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemine g re daha fazlaydı. Sonuçta maksillada kemik destekli maksiller ilerletme modelinde orta yüzü kapsayacak kadar ne ilerleme bulunurken, hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde maksillada daha çok Le Fort I düzeyinde maksiller ilerleme bulundu. Hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modelindeyse daha çok dentoalveoler ilerleme tespit edildi. Elde edilen gerilme dağılımları ve deplasman değerleri g z nünde bulundurulduğunda, kemik destekli maksiller ilerletme y nteminin hem diĢsel yan etkileri ortadan kaldırması hem de maksiller ilerletmedeki etkinliği sebebiyle hızlı üst çene geniĢletmesi/yüz maskesi ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemlerine g re daha fazla iskeletsel etkinlik sağladığı g rüldü.

BiyomekanikDiş hekimliğiMaksilla+4
Serhat Özdemir
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan forsus FRD EZ2 ve biobite corrector sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan Forsus FRD EZ2 (Forsus) ve Biobite Corrector MS (BBC) sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılmasıdır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel tedavi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik radyografileri analiz edilmiştir. Forsus grubu 21 (15,57±1,66 yıl), BBC grubu ise 20 (15,79±1,68 yıl) olmak üzere toplam 41 hasta sefalometrik radyografilerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık Forsus grubunda 6,3±1, BBC grubunda 6,5±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 41 hastanın 82 adet lateral sefalometrik radyografilerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Forsus ve BBC apareylerinin alt çene gelişim geriliğine sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dentoalveoler olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, üst kesici dişlerde retrüzyon ve alt kesici dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. BBC apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha az artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Forsus ve BBC sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Biobite Corrector, Forsus FRD EZ2, Sabit fonksiyonel aparey, Sefalometrik karşılaştırma, Sınıf II maloklüzyon

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+3
Fatih Mehmet Zopcuk
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

I. sınıf kapanışa sahip bireylerin yumuşak doku estetik normlarının arnett analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Literatürde, sert doku sefalometrik analiz yöntemleri ve Arnett yumuşak doku analiz yöntemi ile farklı etnik gruplarda çalışmalar yapılarak; birçok bölgenin sert ve yumuşak doku normları incelenmiştir.Fakat literatürde Çukurova bölgesinin bölgesinin yumuşak doku estetik normlarının incelendiği herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.Bu çalışma literatürdeki bu eksikliğin giderilmesi amacı ile planlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden; I. Sınıf kapanışa sahip ve dahil edilme kriterlerine uyan 45 kadın, 45 erkek toplam 90 birey üzerinde çalışmamız bir öncül çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Dahil edilen bireyler 3 yaş grubuna ayrılmıştır. 16-20 yaş I. Grup, 20-25 yaş II. Grup ve 25-30 yaş III. Grup olarak belirlenmiştir. Bu tez çalışması, bireylerin lateral sefalometrik radyograflar üzerinde, Arnett yumuşak doku analiz yöntemi, Audaxceph Advantage programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızdaki 45 erkek bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', M-M', ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MX1-TVL ve MD1-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Çalışmamızdaki 45 kadın bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', NLA, ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MD1-TVL ve LLA-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Sonuç: 90 bireyin yaş grupları ve cinsiyetler arasında Arnett yumuşak doku değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

Dental estetikEstetikMaloklüzyon+4
Batuhan Güllü
Çukurova University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kendinden bağlamalı braket sistemlerinde ''twın force bıte corrector'' kullanımının eklem konumu ve lateral sefalometrik değerler üzerindeki uzun dönem etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, II. sınıf I. bölüm kapanış bozukluğuna sahip hastalarda Twin Force Bite Corrector sabit fonkiyonel apareyinin lateral sefalometrik değerler ve eklem konumu üzerindeki uzun dönem etkilerini kendinden bağlamalı (Damon) ve geleneksel braketler (MBT) arasında karşılaştırarak ortaya koymaktır. Çalışmaya dâhil edilen 29 hasta (ort yaş 12,33), kendinden bağlamalı Damon braketlerin (ort yaş 12,49) ve geleneksel braketlerin (ort yaş 12,72) kullanıldığı hasta grubu olarak rastgele ikiye ayrılmıştır. Lateral sefalometrik radyografiler ve eklem konumunu belirlemek için kullanılan sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kayıtları tedavi öncesi (T0), tedavi bitimi (T1) ve tedavi sonrası takip dönemi (T3) olarak 3 dönemde alınmıştır. Toplam 87 lateral sefalometrik röntgen ve 87 sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kaydı değerlendirilmiştir. Toplam uzun dönem takip süresi ortalama 2 yıldır ve takip süreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. TFBC apareyinin hastalar üzerindeki genel etkileri olarak uzun dönemde; üst çene gelişiminde gerileme, üst ve alt çene ilişkisinde düzelme, mandibular uzunluk değerinde artma, oklüzal düzlemin saat yönünün tersine rotasyonu, overjet ve overbite değerlerinde azalma, üst kesicilerin geriye hareketi ve geriye eğimi, alt kesicilerin ileri hareketi, ileriye eğimi ve gömülmesi tespit edilmiştir. Dik yön yüz değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır. Tedavi sonrası takip döneminde üst kesicilerin ileri hareketi ve ileriye eğimi, alt kesicilerin geriye hareketi ve geriye eğimine bağlı olarak overjet miktarında 0,51 mm istatistiksel olarak anlamlı bir relaps görülmüştür. TFBC apareyinin etkileri, iki grup olarak karşılaştırıldığında kısa dönemde MBT grubunda, Damon grubuna kıyasla ön yüz yüksekliğinde daha fazla artış izlenmiştir. Uzun dönemde ise FMA açısında MBT grubunda daha fazla artış görülmüştür. Diğer dişsel ve iskeletsel değerlerde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. TFBC apareyinin eklem konumu üzerindeki uzun dönem etkisine bakıldığında başlangıç aşamasında, fizyolojik sınır dışında sapma (dikey ve ön arka yönde ≥2mm) tespit edilen hastalarda, hem ön-arka hem de dikey yönde TFBC tedavisi sonrası ve ortodontik tedavi sonrasındaki takip döneminde sentrik sapma miktarında anlamlı düzeyde azalma meydana gelmiştir. Başlangıçta fizyolojik sınır içinde sapma gösteren hastalarda dönemler arasında anlamlı bir değişiklik olmamıştır.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IMaloklüzyon-angle sınıf II+3
Kevser Yeşilkaya
Çukurova University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Icon indeksi kullanılarak tedavi ihtiyacı belirlenen ve tedavisi başarıyla sonuçlanan hastaların indeks skorunun tedavi süresiyle ilişkisi

Son yıllarda Kullanılan Tedavi Zorluğunu, Sonucunu ve İhtiyacını Belirleyen İndeks (The Index of Complexity, Outcome and Need-ICON), hem kolay öğrenilip hızlı ve rahat uygulanması, hem de objektif değerlendirme yapabilmesi nedeniyle ortodontik tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi amacıyla en çok kullanılan indekslerden biridir. Bir indeks skoru ile ortodontik tedavi ihtiyacını, sonucunu ve zorluğunu aynı zamanda anomalilerin iyileşme derecesini ölçebilir olması, indeksin genel diş hekimliği uygulamalarında bir hastanın ortodonti yönünden olarak kolayca değerlendirilmesini sağlar. Yapılan literatür taramasında, uluslararası literatürde tedavinin bir tür kalite kontrolu amaçlı tedavi başarısı, tedavi ihtiyacı, tedavi süresi ve tedavi maliyeti ilişkileri değerlendirilmektedir. Ulusal literatürde ICON indeks kullanılarak tedavi başarısı ve tedavi ihtiyacı değerlendirilmiş fakat tedavi süresiyle ICON indeks ilişkisine ait araştırma bulunmamaktadır. Yaptığımız tez çalısması ICON indeks kullanılarak tedavi ihtiyacı belirlenen hastaların tedavilerinin başarı ile sonuçlanması durumunda ortalama kaç ay süreceği hakkında hekimlere bilgi verecek ve fiyat, etkinlik,süre ilişkisini sağlayıp konu ile ilgili litaratüre katkıda bulunacaktır. Bu çalışmada ICON indeksi ile tedavi ihtiyacı belirlenen Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalında 2011- 2016 yılları arasında tedavisi tamamlanmış yaklaşık 90 hastanın başlangıç ve bitiş İCON indeks skor ölçümleri yapılarak, tedavi süresi hakkında değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IMaloklüzyon-angle sınıf II+4
Öktem Kolsuz
Çukurova University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Roth-jarabak analizi ile öngörülen mandibular büyüme yönünün sabit fonksiyonel tedavi sonuçları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır: 1. Roth-Jarabak analizi ile belirlenmiş alt çene büyüme yönü ile sabit fonksiyonel tedavi sonucu meydana gelen alt çenenin öne hareketi arasında bir ilişki olup olmadığını tespit etmek. 2. II. Sınıf kapanış bozukluklarında başarılı fonksiyonel tedavileri öngörebilmek için olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma için Ç.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmış ve sabit fonksiyonel aparey ile tedavisi tamamlanmış, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, büyüme gelişim döneminde olan (SVM II, SVM III) 90 bireyin lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Çalışmamıza dahil edilen bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiş ve SNB değerinde oluşan 1.3°lik değişikliğe göre Grup 1 (SNB≤1.3°) ve Grup 2 (SNB˃1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. 61 birey Grup 1'e (ort. yaş 12.62± 1.07 ), 29 birey Grup 2'ye (ort. yaş 12.7±1.1) dahil olmuştur. ROC analizi, tedavi başlangıcı Roth-Jarabak değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; her iki grup arasında alt çene boyut artışı(Co-Gn) ile ilgili anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p˃0.5). Grup 1 de alt çenenin vertikal rotasyon parametrelerinde Grup 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edilmiştir (Post. Açılar toplamı, SN/GoGn, Y açısı p≤0.001). ROC analizine göre, tedavi öncesi tespit edilen Gonial oranın SNB açısındaki artış ile en güçlü ilişkisi olan değişken olduğu tespit edilmiştir. Tedavi başı Gonial oranı %72 veya düşük olması, prepubertal II. Sınıf bireylerde sabit fonksiyonel tedavi ile alt çenenin öne doğru değil daha çok dik yönde hareket edeceğinin ve SNB açısında artış olmayacağının göstergesi olabilir.

Dental aygıtlarMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+5
Ebru Cinkara
Çukurova University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

II. sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde alt çenenin öne gelişimi ile ilişkili olası biyolojik göstergelerin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. 1. I. ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde, tedavi sonu değerlerin tedavi başındaki sefalometrik değerler ile olan ilişkisini araştırarak alt çenenin öne gelişimi ile ilgili olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. 2. Büyüme gelişim döneminde, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip bireylerde çekimli ve çekimsiz mekaniklerin alt çenenin öne gelişimi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak. Geriye dönük planlanan bu çalışma için Ç. Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmıştır. Çalışmaya I. Sınıf ve II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, çekimsiz veya çekimli tedavisini tamamlamış olan, tedavi başında büyüme gelişim dönemindeki (SVM II, SVM III) toplam 276 bireyin lateral sefalometrik radyografileri dahil edilmiştir. II. Sınıf çekimsiz tedavi olan bireylerde II. Sınıf elastik veya sabit fonksiyonel mekanik uygulanmıştır. Çalışmaya dört premolar çekimli bireyler dahil edilmiştir. I. Sınıf bireyler de çekimsiz veya dört premolar çekimli tedavi görmüştür. Çalışmamıza dahil edilen tüm bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiştir. 1. Çalışmamızda SN-Pog açısındaki 1.3° artış alt çenenin öne gelişiminde belirleyici olarak kullanılmıştır. Bireyler SN-Pog değerinde oluşan 1.3°'lik değişikliğe göre Grup I (SN-Pog fark ≤1.3°) ve Grup II (SN-Pog fark >1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. ROC analizi tedavi başındaki FMA, Y, Artiküler, Gonial açıları, Jarabak oranı ve Gonial oran değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. 2. Çalışmamızda II. Sınıf çekimsiz mekanik uyguladığımız bireyler II. Sınıf çekimli mekanik uyguladığımız bireylerle SN-Pog değişimine bakılmaksızın karşılaştırılmıştır. I. Sınıf bireylerde alt çenenin öne gelişimi (SN-Pog açısı) benzer olduğu için I. Sınıf bireyler tek grup halinde toplanmış ve kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; incelenen tedavi başı sefalometrik değerlerden hiçbirisinin alt çenenin öne gelişiminin tahmininde kullanılacak anlamlı bir biyolojik gösterge olmadığı belirlenmiştir. Araştırma hipotezimiz doğrulanmamıştır. Çalışma sonuçlarımız II. Sınıf mekaniklerin alt çene boyutsal artışı ve çene ucunun öne hareketi üzerinde iskeletsel etki yaratmadığını, düzeltimin dişsel düzeyde olduğunu desteklemektedir. Ayrıca çekimli mekaniklerin daha çok dik yön gelişimi artmış bireylerde uygulandığı ve çekimli II. Sınıf hasta grubunda alt çene ucunun büyüme gelişimle öne hareket etmediği tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+6
Basriye Çalışkan Çandar
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi operasyonu gerçekleştirilen hastalarda preoperatif ve postoperatif sesli harflerin akustik analizi

Giriş ve Amaç: Ortognatik cerrahi, maksilla ve mandibulanın diş içeren bölümlerindeki anatomik bozukluklarının cerrahi olarak düzeltilmesidir. Bu gruptaki hastalar tek başına ortodontik yöntemler ile ideal olarak tedavi edilemeyen hastalardır. Ortognatik cerrahinin amacı dişsel dizilimin düzeltilmesinin yanında ideal bir yüz estetiğini sağlamaktır. Bu iki ana amacın yanında en az onlar kadar önemli olan sese olan etkileridir. Özellikle ses kayıt cihazlarının ve ses analiz programlarının gelişmesi ile birlikte bu alanda daha objektif ve detaylı değerlendirmeler yapılabilmektedir. Dentofasiyal deformitelerin düzeltilmesinde Lefort 1 osteotomisi ve sagital split ramus osteotomisi en sık kullanılan yöntemlerdir. Bu iki operasyonun birlikte kullanıldığı olan çift çene operasyonunda ise tek bir çenenin yumuşak dokuların fizyolojisine ayıkırı biçimde belirgin hareketlerden ziyade minimal hareketlerle oklüzyonun sağlanmasında büyük avantaj sağlamaktadır. Bilgisayarlı ses analizi esas olarak ses bozukluğunun ve uygulanan tedavinin etkinliğinin takibinde kullanılmaktadır. Akustik analiz sese ait nesnel değerlendirme imkanı sunar ve özellikle tedavi öncesi ve sonrası durum değerlendirmelerinde oldukça etkilidir. Bizde çalışmamızda oklüzyon bozukluğu olan dentofasyal deformiteli hastalara uyguladığımız ortognatik çift çene cerrahi tedavisinin akustik analiz ile takibini ve ses kalitesi üzerine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal Metod: Bu prospektif kesitsel çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalında 20018-2020 yılları arasında gelişimsel maloklüzyon nedeniyle ortodontik tedavi sonrası ortognatik çift çene cerrahi tedavisi uygulanan 13 erkek ve 13 kadın toplam 26 hasta incelendi.Tüm operasyonlar aynı cerrah liderliğindeki ekip tarafından gerçekleştirildi. Hastaların sesli harf kayıtları (a,e,i,ı,o,ö,u,ü) ameliyat öncesi dönemde ve ameliyat sonrası 6. Ayda hastaların vokal kalitesini etkileyebileceği düşünülen ek patolojilerinin olmadığı dönemde alındı. Audacity programı(Open Source Software) ile alınan ses kayıtları, Praat akustik analiz program ile her harf için ameliyat öncesi ve sonrasında akustik analizi yapılarak temel frekans, shimmer, jitter ve harmoni gürültü oranlarına (NHR) bakıldı. Operasyon öncesi ve sonrası sürekli ölçümlerin karşılaştırılmasında dağılımlar kontrol edildi, parametrik dağılım gösteren değişkenler için Bağımlı Grup T test, parametrik dağılım göstermeyen değişkenler de Wilcoxson testi kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0.05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmada kullanılan sesli harf ses kayıtlarının tamamı için akustik analiz sonucu elde edilen temel frekans (f0), jitter, shimmer ve harmoni gürültü değerlerinde ses kalitesindeki artışı gösterir şekilde sayısal olarak azalma ve her harf için en az iki parametrede istatiksel olarak anlamlı değişiklik saptandı. Sonuç: Çalışmamız sonucunda ortodontik tedavi sonrası uyguladığımız ortognatik çift çene cerrahisi hastalarının türkçe alfabesinde kullanılan sesli harflerin akustik analizinde, ses kalitesinde artış sağladığı gözlemlenlendi. Akustik analiz değerlendirilirken birden fazla parametre kullanımının elde edilecek sonucun güvenilirliğini artırması yönünden önemli olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Akustik Analiz, Çiftçene Operasyonu, Maloklüzyon, Ortognatik Cerrahi.

Akustik özelliklerCerrahi-diş hekimliğiMaloklüzyon+3
Gazi Kutalmış Yaprak
Çukurova University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf III hastalarda yüz maskesi apareyi ile birlikte lingual ark kullanımının dentofasial yapılar üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu retrospektif çalışmanın amacı; mandibulaya uygulanmış lingual ark ile birlikte ortopedik yüz maskesi tedavisi görmüş maksiller retrognatiye sahip gelişim dönemindeki iskeletsel Sınıf III hastalarda meydana gelen dentofasial değişimlerinin incelenmesidir. Araştırmamızın materyalini Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde bulunan maksiller gerilikten kaynaklanan Sınıf III malokluzyon endikasyonu konularak ortopedik tedavisi uygulanmış ve tüm kayıtları alınmış pubertal ve prepubertal büyüme döneminde bulunan hastaların lateral sefalometrik radyografları oluşturmaktadır. RME-Yüz maskesi grubu 16 (YM), RME-Yüz maskesi ile birlikte lingual ark grubu 16 (YM+LA), kontrol grubu 15 olmak üzere toplam 47 hastanın tedavi öncesi ve tedavi sonrası 94 adet lateral sefalometrik radyografisinde açısal ve lineer ölçümleri yapılmıştır. Normal dağılan değişkenlerin üç grupta karşılaştırılmasında ANOVA ve LSD testleri, normal dağılmayan değişkenlerin üç grupta karşılaştırılmasında Kruskal Wallis ve Dunn testleri kullanılmıştır. Normal dağılan iki bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında eşleştirilmiş t testi, normal dağılmayan iki bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Wilcoxen testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre her iki uygulamada da maksillomandibular ilişkiler iyileşmiştir. YM+LA grubunda; lingual ark kullanımına bağlı olarak mandibular keserlerin retrüze olamaması negatif overjetin düzelmesi için mandibulanın daha fazla posterior rotasyon yapmasına ve buna bağlı olarak hastaların dik yön mesafelerinin artışına neden olmaktadır. Şiddetli olmayan maksiller geriliği ve mandibular prognatisi olan ve dikey yönde kısa yüze sahip Sınıf III malokluzyonlu hastalarda yüz maskesi tedavisinde lingual ark kullanımı overjet düzeliminde dental kamuflajı azaltacağı için tavsiye edilebilir.

Dental arkDental aygıtlarDentofasiyal yapı+6
Fatma Soybay
Gaziantep University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Palatinalden mini vida destekli molar distalizasyonuna bukkalden ek kuvvet uygulanması sırasında bukkalden vida desteğinin üst daimi birinci azı dişlerine etkileri

Bu çalışma palatinalden iki adet mini vida destekli birinci molar distalizasyonu sırasında, bukkal bölgeden uygulanan ek kuvvetin premolar dişe karşılık mini vida destekli olması gerekliliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.Çalışma, tedavi başı yaş 15.74 yıl olan çift taraflı II. sınıf molar ilişkiye sahip 24 hastada gerçekleştirilmiştir. Distalizasyon süresi ortalama 0.68 yıl olarak sürmüştür. Palatinal bölgenin aktivasyonu bu bölgeye yerleştirilen iki adet mini vidadan destek alan 0.9 mm palatinal distalizasyon arkı üzerine bulunan açık NİTİ yayların aktivasyonu ile sağlanmıştır. Bukkal bölgeden uygulanan ek kuvvetin aktivasyonu ise bir tarafta mini vidadan destek alan Modifiye lokar iken diğer tarafta palatal arka lehimli olan premolar bandından basamak bükümü şeklinde molar dişe lehimli aktivatör tüpünden geçen ark teli üzerinde bulunan NİTİ yayların aktivasyonu ile gerçekleştirilmiştir. Çift taraflı aktivasyonla molar dişe toplamda 200 gr kuvvet uygulanmıştır. Distalizasyon öncesi ve distalizasyondan sonra alınan lateral sefalometrik radyografilerde 19 açısal, 26 doğrusal üst çene model fotokopisinde ise iki açısal 16 doğrusal ölçüm değerlendirilmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda eş yapma t testi ve Wilcoxon testi uygulanırken gruplar arası karşılaştırmalarda ise Student t testi yapılmıştır.Bulgular incelendiğinde, uygulanan iki yöntem arasında molar dişlerin distalizasyonunda bir farklılık gözlenmezken, premolar dişlerin distale hareketinde önemli farklılık bulunmuştur.Sonuç olarak, palatinalden mini vida destekli birinci molar distalizasyonunda uygulamaya bukkalden mini vida destekli kuvvet uygulanmasının, premolar destekli kuvvet uygulanmasından farklı bir etkisi görülmemiştir ancak bukkalden mini vida destekli uygulama, birinci premolar dişin distale hareketine engel olmaması itibariyle avantaj oluşturarak sabit tedavinin süresinin kısalmasını sağlayacaktır.

Azı dişleriDental aygıtlarKemik vidaları+3
Mohammad Fakı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00

Related subjects