Sosyal dışlanma
82 theses under this subject heading
Sosyal dışlanmanın evli olmayan kadınlar üzerindeki etkileri
İnsan sosyal bir varlık olduğu için sosyal ilişkiler içerisinde bulunmak istemektedir. Ancak bireylerin sahip olduğu yoksunluklar, bireylerin sosyal ilişkiler içerisinde bulunmasını ve bireylerin toplumla bütünleşmesini engellemektedir. Bu durumda bireyler sosyal dışlanma ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Sosyal dışlanma kavramı, 1970'lerde Fransa'da ortaya çıkmış ve hızla diğer Avrupa ülkelerini de etkisi altına almıştır. Sosyal dışlanma bireyin toplumla bütünleşmesini sağlayan sosyal, ekonomik, politik ve kültürel sistemlerden kısmen veya tamamen mahrum kalmasını ifade eden dinamik bir süreçtir. Sosyal dışlanma, bireyler açısından birçok olumsuzluk barındırmaktadır. Kadınlar da toplumsal yaşam içerisinde eşitsizlik ve ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Kadınların medeni durumlarındaki farklılıklar sosyal dışlanmanın boyutlarını belirlemektedir. Evlilik, çoğu zaman kadınlar için sosyal bir statü sağlarken evli olmayan kadınlar ise ekonomik ve sosyal haklara erişim konusunda çeşitli engellerle karşılaşabilmektedirler. Bu çalışma evli olmayan kadınların, sosyal dışlanmayı yaşamlarında ne şekilde deneyimlediklerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışmanın temelini oluşturan sosyal dışlanma ve evlilik kavramları ele alındıktan sonra Muğla'da yaşayan eşi vefat etmiş, eşinden boşanmış, hiç evlenmemiş ve resmi evlilik olmaksızın birliktelik yaşayan otuz iki kadınla derinlemesine görüşme gerçekleştirilmiştir. Derinlemesine görüşme sonuçları tablolar halinde analiz edilerek ve görüşme sonuçları yorumlanarak açıklanmıştır. Sosyal dışlanma sosyal politika alanında önemli sosyal sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu yüzden sosyal dışlanmayla mücadele yöntemleri ve politikalarının oluşturulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Kadınlar ve Evlilik, Evli Olmayan Kadınlar, Muğla Alan Çalışması
Yoksulluk bağlamında kadınların sosyal dışlanma deneyimleri
Yoksulluk dünya toplumlarının günümüzde ortadan kaldırmak için çaba sarf ettiği ve farklı sosyal problemler sarmalını da beraberinde getiren önemli bir olgudur. Yoksulluğun getirdiği risklerden en fazla etkilenen grupların başında ise kadınlar bulunmaktadır. Yoksulluğun ayrılmaz bir parçası olan sosyal dışlanma ve sosyal dışlanma boyutlarının sağladığı alan genişliği düşünüldüğünde ise yoksulluk sistemi içinde kadınların çeşitli sebeplerden dolayı maruz kaldıkları sosyal dışlanma dinamiklerini derinlemesine anlayabilmek kadının yoksulluk temelinde yaşadığı birçok sosyal sorunun gün yüzüne çıkabilmesi anlamında önemli bir çalışma alanı sağlamaktadır. Bu alanı sağlayabilmek adına araştırmada, yoksulluk sistemi içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan kadınların sosyal dışlanma deneyimlerinin öğrenilmesi amaçlanmış ve bu amaca ulaşmak için alt amaçlar belirlenmiştir. Yorumlayıcı paradigma temelinde, nitel araştırma yöntemi ile olgu bilim deseni kullanılarak araştırmanın metodolojisi oluşturulmuştur. Ankara evreni, Mamak Zirvekent 1+1 TOKİ konutları örnekleminde yoksulluk sisteminde yaşayan 10 kadınla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formuna kadınların verdikleri yanıtlar alt temalar haline getirilerek, metin içerisinden kodlanmıştır. Nöbetleşe yoksulluğun beslediği gecekondu semtlerinden yeni kent yoksulluğu ile ortaya çıkan, yoksullar için inşaa edilen yeni barınma alanlarına (TOKİ vb.) geçişte yoksul kadınların yaşadıkları dışlanma da renk değiştirmiştir. Güvenlik, barınma, sağlık, toplum kaynakları, istihdam, eğitim, sosyal kaynaklar alanında yaşanan birçok sosyal dışlanma unsuru, eski yoksulluk hikâyelerinden zaman zaman farklı, zaman zaman da benzer görünümler sunmuş olsa da her bir kadının yaşadığı dışlanmanın boyutunun biricik olduğu görülmüştür. Yoksulluğun ağır şartları içinde kadınların yaşadıkları derin ve çok katmanlı dışlanmayı anlamak ve nesiller boyu devam etme riski olan bu döngüyü kırabilmek yine çok boyutlu politikalarla mümkün olabilmektedir.
Kadın ve sosyal dışlanma: Adana'daki Suriyeli Dom kadınlar
Sosyal Dışlanma kavramı, bir kişinin, toplumun, cinsiyetin, etnik grubun çeşitli nedenlerle ayrımcılığa maruz kalmaları durumu olarak tanımlanabilir. Dünya üzerinde çeşitli nedenlerden dolayı artmaya başlayan göç hareketleri sonucu artan göçmen nüfusu ile birlikte sosyal dışlanmanın görünürlüğü de artmıştır. 2011 yılında Suriye Arap Cumhuriyeti'nde meydana gelen sosyopolitik olaylar sonucunda milyonlarca kişi farklı ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu çalışmanın savaş sonrası zorla yerinden edilen Suriyeli Dom kadınların Türkiye'de yaşadıkları dışlanma deneyimlerini toplumsal cinsiyet, etnik köken ve mültecilik perspektifinden ele almak amacıyla yazılmıştır. Suriye savaşı sonrası Türkiye'ye gelmiş ve Adana'da yaşayan Dom kadınlar ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek araştırma tamamlanmıştır. Görüşmeler sonucu kadınların kendi toplulukları içerisinde yerleşmiş toplumsal cinsiyet rolleri sonucu yaşadıkları ayrımcılığın savaş sonrası farklılıklar gösterse de devam ettiği görülmüştür. Elde edilen bulgular arasında menşei ülkelerinde yaşadıkları dışlanmanın benzerini göç ettikleri ülkede de yaşadıkları görülmüştür. Bunun sonucu farklı etnik kökenden kişilerle iletişimin sınırlı tutulması, zorunda kalmadıkça kamusal alana dahil olmadıkları, geleneklerini ait oldukları topluluk dışında gizledikleri görülmüştür. Göçün geleneksel yaşam tarzlarına etkisi de elde edilen veriler arasındadır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Sosyal Dışlanma, Dom Kadınlar, Göç.
Migration experiences of Syrian Turkmen women: The case of Gaziantep
The aim of this study is to examine the processes and experiences of Syrian Turkmen migrant women who settled in Gaziantep due to the civil war that started in Syria in 2011, before and after migration. Considering the ethnicity variable as a component to be taken into account, this study questions the stance of Syrian Turkmen women's communities in their traditions, gender roles in Syria before the war, and their struggles to become a refugee woman after migrating to Turkiye, their life experiences and cultural adaptation processes. In this process, in which migration from Syria continued, Syrian Turkmen women, who were an important group of Syrians who had ties to Turkiye before the war and migrated to Turkiye after the war, were determined as the research subjects. Syrian migrant Turkmen women are examined in the context of those in Gaziantep. In this context, in-depth interviews were conducted with 20 women from different age, education, profession and income groups. In the findings of the study, which was conducted using the qualitative research method, it was found that Syrian Turkmen migrant women had an easier and more positive experience of adaptation to immigration and social integration than other groups due to their familiarity with the language and culture. However, it was concluded that they had difficulties in their struggles as migrant women in the first stage of the migration process due to their Syrian immigration status and gender roles. Despite this, it has been observed that women should not always be perceived as victims in the migration process, and that immigrant women continue their struggle for life despite the many problems they experience.
Engelli çocuklara sahip ailelerin sosyal dışlanma problemi üzerine bir araştırma: Çorum örneği
Bu çalışmada, engelli çocuklara sahip olan ailelerin toplumsal yaşama katılımlarını etkileyen ve/veya engelleyen sosyal dışlanma problemi başta olmak üzere sorunlarını tespit etmek, ayrıca engel tipinin engelli ailesinin sosyal yaşam üzerindeki etkisini ve engel tipleri arasında ailelerin toplumsal yaşama katılımları açısından farklılık olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Aynı zamanda çalışmada, engelli bireylere sahip olan ailelerin kurumsal, sosyo-ekonomik ve psikososyal açıdan yaşadıkları sosyal dışlanma ve toplumda var olagelmiş bu dışlanmanın zaman içindeki değişimi ve ailelerin geleceğe yönelik beklentileri de incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümde kavramsal çerçevede engellilik olgusu, engellilik türleri ve sosyal dışlanma kavramları üzerinde durulmuş olup, ikinci bölümde ise engelli birey ve ailelerin içinde bulundukları durumu anlamlandırmada toplumsal bilinç ve eğitimin rolü üzerinde çalışılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiş olup, dördüncü bölüm bulgular kısmından oluşmaktadır. Çalışma, Çorum il merkezinde bulunan İlk Arzum Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitimine devam eden engelli öğrencilerin ebeveynleri ile yapılmıştır. Araştırmada veriler derinlemesine görüşme formu uygulanarak toplanmıştır. Yapılan görüşmeler neticesinde engelli bireylerin ve ailelerinin toplumsal yaşama katılımlarında değişik biçimlerde sosyal dışlanmaya maruz kaldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Engelli Birey ve Aile, Sosyal Dışlanma
Sosyal dışlanma, depresyon ve materyalizmin kompulsif satın alma üzerine etkisi
Tüketim, diğer birçok olgu gibi sürekli değişim gösterebilen bir kavramdır. Tüketici davranışları da değişen tüketim kültürüyle ve sosyal, psikolojik, ekonomik, kültürel etkenler ile şekillenmektedir. Kişilerin depresif bir ruh haline sahip olması, çevresi tarafından dışlanması ve materyalist eğilimler göstermesi, onları takıntı haline dönüşen, kontrol edilemeyen ve süreklilik arz eden bir satın alma dürtüsü yaşatarak kompulsif satın alma davranışına yöneltebilmektedir. Bu durum pazarlamacılar açısından olumlu gibi gözükse de tüketiciler için yüksek oranda borçlanma, iş, aile ve sosyal hayatta ciddi sorunlar, daha derin psikolojik sorunlar gibi birçok risk içermektedir. Bu çalışmanın amacı, tüketicilerin sosyal dışlanma, depresyon ve materyalist eğilimlerinin birbirleri ile ilişkisini ve kompulsif satın alma üzerindeki etkisini ölçmektir. Bu amaç doğrultusunda oluşturulan anket formu, çalışmanın örneklemini oluşturan Ankara'da yaşayan 18 yaş üstü olan 301 kişiye uygulanmıştır. Ulaşılan verilerin analizinde IBM SPSS 20.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Yapılan basit ve çoklu regresyon analizlerinin sonucuna göre kişilerin sosyal olarak dışlanması ve materyalist eğilimler göstermesi kompulsif satın alma davranışını anlamlı, pozitif bir şekilde etkilemektedir. Depresyon değişkeni ise tek başına kompulsif satın almayı pozitif yönde etkileyebilse de sosyal dışlanma ve materyalizm ile aynı anda gerçekleştiğinde kompulsif satın alma üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmektedir.
Yabancı ile bir arada yaşama ve ötekileştirme: Mardin halkının bakışından Suriyeli sığınmacılar
2011 yılında başlayan Suriye'de meydana gelen iç karışıklar sonucu Suriye halkının çok önemli bir kısmı komşu ülkelere iltica etmek zorunda kalmıştır. Suriyeli mültecilerin en çok iltica ettikleri ülke olan Türkiye'deki kayıtlı Suriyeli sayısı Ağustos 2019 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 643 bin 870 kişidir. Dolayısıyla, Türkiye'de neredeyse nüfusun %5'lik bir kısmına tekabül edecek sayıda Suriyeli mülteci bulunmaktadır. Türkiye'deki Suriyelilerin belli bir kısmı çeşitli illerde devlet tarafından kurulan sığınmacı kamplarında yaşamlarını sürdürmeye çalışırlarken önemli bir kısmı da kamp dışında yerleşik halk ile iç içe yaşamaktadır. Başlangıçta misafir olarak kabul edilen ve tanımlanan Suriyeli sığınmacıların aradan geçen sekiz yıllık süre sonrasında yavaş yavaş Türkiye'de yerleşik hale gelmeye başlaması hiç şüphesiz yerli ile yabancı arasındaki başlangıçtaki ilişkilerin de değişmesine neden olmaktadır. Zira, misafirlikten yerleşikliğe geçiş aynı zamanda yabancının yerli toplum tarafından zaman zaman birçok konuda günah keçisi olarak ilan edilmesini ve dolayısıyla ayrımcı ve dışlayıcı söylem ve davranışlarla karşılaşmalarını daha olası hale getirmektedir. Bu anlamda, Türkiye'ye gelen sığınmacıların etkileşimleri sonucunda yerel halkın tutumlarında oluşabilecek dışlama veya ayrımcılık temelindeki pratikler yaygınlaşabilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda derinlemesine etkiler yaratan bu kitlesel göçün ve misafirlikten yerleşikliğe doğru evrilen sürecin yerleşik halkta nasıl etkiler yarattığı ve yerel halkın perspektifinden Suriyeli sığınmacıların başlangıçtan farklı olarak artık nasıl karşılandığının incelenmesi önemlidir. Bu çerçevede, araştırmanın konusunu Suriyeli sığınmacılar özelindeki göçler sonucunda gerçekleşen toplumsal etkileşimlerin özellikle algısal boyutta yarattığı gerilimler, bunların yerel halkın gündelik toplumsal pratiklerine nasıl yansıdığı ve dış göçle gelen dezavantajlı nüfusa yönelik olası olumlu veya olumsuz algıların biçimlenmesinde rol oynayan faktörler veya dinamikler oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, uzunca bir zamandır yoğun bir Suriyeli sığınmacı akınıyla karşılaşan Türkiye'de sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin sosyolojik olarak değerlendirilmesi araştırmanın/tezin merkezi noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, araştırmada, Türkiye'ye yönelen bu göç hareketleri sonucunda sığınmacılarla ilgili yansıyan negatif yöndeki çok sayıdaki gündelik etkileşimin, haberin veya deneyimin yerel halkta "karşıt konum kimliklerinin oluşması"na ve dolayısıyla bir "karşı grup yabancılaştırması"na yol açıp açmadığı veya bu süreçte nasıl bir etkiye sahip olduğunun irdelenmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, Suriyeli sığınmacılarla yerel halkın gündelik karşılaşmalarının ve etkileşimlerinin yüksek olduğu sınır bölgesi yerleşim yerlerinden biri olan Mardin ili araştırmanın evreni olarak seçilmiştir. Mardin'deki Suriyeli sığınmacı nüfusu Mardin ilinin toplam nüfusunun %10,55'ini oluşturmaktadır. Suriyeli sığınmacıların toplam nüfusa oranı bakımından Mardin Türkiye'de yedinci en çok Suriyeli barındıran il durumundadır. Çalışmada nitel metodolojiye uygun olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmış ve katılımlı gözlem tekniği ile ampirik veriler elde edilmiştir. Teorik örnekleme ve maksimum çeşitlilik örnekleme tekniklerinin kullanıldığı bu çalışmada demografik çeşitlilik göz önünde bulundurulmakla beraber yeteri veri elde edilene kadar görüşmeler devam ettirilmiş ve toplamda 36 katılımcıyla alan araştırması tamamlanmıştır. Dolayısıyla, araştırma, genel olarak yerel halk arasında Suriyeli sığınmacılar özelinde yabancı göçmelere yönelik algıların hangi yönde olduğu ve sığınmacılara yönelik inşa edilen tutumların somut söylemlere ve eylemlere yansıma biçiminin nitel verilere dayalı olarak sosyolojik eksende sınır bölgesi olan Mardin ili örneği üzerinden değerlendirilmesini kapsamaktadır. Nitekim, bu araştırma ile yerlinin bakış açısından yabancı ile yerli arasındaki ilişkilerin detaylı olarak ortaya konulması ve henüz ne zamana kadar Türkiye'de kalacakları belli olmayan Suriyeli sığınmacıların uzun vadede Türkiye'de kalmaları ve yerleşik hale gelmeleri durumunda ileride ilişkilerin ne yönde şekilleneceğinin öngörülmesi noktasında katkı sağlaması hedeflenmiştir.
Suriyeli mülteci üniversite öğrencilerinin sosyal dışlanma ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin görüşleri: Uşak Üniversitesi örneği
Amaç: Bu çalışmada Suriyeli mülteci üniversite öğrencilerinin sosyal dışlanma ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği konularındaki deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Uşak Üniversitesinde kartopu örnekleme yöntemi ile seçilen 18 yaş ve üzeri 20 Suriyeli mülteci üniversite öğrencisi ile gerçekleştirilmiş nitel bir çalışmadır. Araştırmada katılımcılardan öz bildirime dayalı yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla veri toplanmıştır. Bu kapsamda katılımcıların temel sosyo-demografik bilgilerinin elde edilmesinin yanı sıra, sosyal dışlanma konusundaki görüşlerini ve farklı boyutlarıyla birlikte sosyal dışlanma deneyimlerini ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve cinsiyetler bakımından farklılaşan dışlanma süreçlerine ilişkin görüşleri ve deneyimlerini açığa çıkarmaya yönelik açık uçlu sorular sorulmuştur. Araştırmanın verileri 2018 yılı nisan-haziran aylarında yüz yüze derinlemesine görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler tematik içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamında katılımcıların farklı boyutlarda sosyal dışlanma yaşadığı görülmektedir. Bununla birlikte katılımcılar toplumsal cinsiyete ilişkin geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri doğrultusunda görüşe sahiptir. Ayrıca, katılımcıların yaşamış olduğu sosyal dışlanma süreçleri cinsiyetlere göre farklılaşmaktadır. Sonuç: Sosyal hizmet mesleği toplumdaki dezavantajlı grupların sosyal işlevselliğine odaklanarak çevresi içinde birey perspektifi ile içinde bulunduğu toplumla bütünleşmesi ile ilgili bir meslektir. Bu nedenle dezavantajlı konumda olan kadın ve erkek mülteci üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyetin de etkisiyle şekillenen sosyal dışlanma süreçlerinin farklı boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Mülteci Üniversite Öğrencisi, Sosyal Dışlanma, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Sosyal Hizmet
Engelli çocuğa sahip olup olmama ile ailelerin bilgi-iletişim teknolojilerine bağımlılık düzeyleri ve sosyal dışlanma etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, engelli çocuk sahibi olan ve olmayan ebeveynlerin internet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığı ve sosyal dışlanmışlıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmaya, engelli çocuk sahibi olan 102 ebeveyn ile engelli çocuk sahibi olmayan 102 ebeveyn katılmıştır. Çalışmada, engelli çocuk sahibi olma bakımından internet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişki karşılaştırılmıştır. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları "Young Internet Bağımlılığı Ölçeği – Kısa Form","Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği", Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği – Yetişkin Formu" ve "Sosyal dışlanmışlık Ölçeği" olarak belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda, bakım veren kişinin anne olması bakımından sosyal dışlanmışlık – maddi yoksunluk düzeylerinin anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, ebeveynin engelli çocuk sahibi olma durumu ile araştırma değişkenleri arasındaki korelasyon değerlerinin daha yüksek ve pozitif ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan doğrusal regresyon sonuçlarına göre sosyal haklar alt boyutlarının ebeveynlerin internet bağımlılığı skorlarını anlamlı biçimde yordadığı bulunmuştur. Bununla birlikte, katılımcıların internet bağımlılığı skorları, sosyal medya bağımlılığı alt boyutları ve akıllı telefon bağımlılığı değişkenleri bakımından anlamlı bir biçimde yordanmaktadır. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda, engelli çocuk sahibi olan ebeveynlerde maddi boyutta sosyal dışlanma düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Elde edilen sonuç doğrultusunda, engelli çocuk sahibi ailelere yönelik desteğin yapılandırılabileceği ve ilerleyen dönemlerde çalışmaların bu doğrultuda ilerletilebileceği öne sürülebilir.
Göç ve toplumsal cinsiyet: Mersin ilindeki Suriyeli kadın sığınmacılar üzerine bir araştırma
Uluslararası ilişkilerde etkilediği alanlar bakımından önemi her geçen gün artan göç, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel etkileri nedeni ile incelenmeye değer bir konudur. Bu tez çalışmasında 2011 Suriye İç Savaşı neticesinde oluşan zorunlu kitlesel göç hareketliliğindeki kadınların, Türkiye'nin Mersin ilindeki deneyimleri toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden ele alınacaktır. Çalışmada, Mersin ilinde yaşamaya başlayan Suriyeli kadın sığınmacılarla derin mülakat yönetimi ile görüşmeler gerçekleştirilerek bu kadınların göç hareketinde "kadın" olarak yaşadıkları deneyimlerin neler olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bu deneyimlerden hareketle, farklı toplumlarda kadın ve erkeğe yüklenmiş olan toplumsal cinsiyet rollerinin, kadınların göç hareketlerindeki sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel etkisi incelenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak Suriye'den Türkiye'ye yaşanan zorunlu göç hareketi sonucunda, toplumsal cinsiyet rollerinin toplumsal değerlerin değişmesiyle dönüşüme uğradığı tespit edilmiştir. Suriye'de var olan toplumsal cinsiyet rolleri Türkiye'de yeniden şekillenmiştir; dolayısıyla, göçün toplumsal cinsiyet rolleri üzerinde şekillendirici etkisinden bahsetmek mümkündür.
Türkiye'de Roman Kadınların Sağlık Hizmetlerine Erişimi: İzmir Örneği
Tarih boyunca, çeşitli coğrafyalarda yaşayan Romanlar, gittikleri bölgelerin ötekisi olarak algılanmış, dışlayıcı tutum ve davranışlara maruz kalmışlardır. Bu tutum ve davranışlar, yasal olarak eşit şekilde faydalanmaları gereken eğitim, istihdam, barınma ve sağlık gibi alanlarda haklarının zaman zaman ihlal edilmesi sonucunu doğurmuştur. Türkçe literatürde bu hak ihlallerine değinildiği ancak Roman kadınlara feminist metodolojiyle eğilen çalışmaların oldukça az olduğu göze çarpmaktadır. Bu tez, Romanların yoğun bir şekilde ikamet ettikleri İzmir'in Karşıyaka ilçesindeki 16 Roman kadınla yapılan derinlemesine mülakatları içermektedir. Görüşmelerde feminist metodoloji kullanılmış ve fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Tezin problemini oluşturan, Roman kadınların sağlık hizmetlerine eşit bir şekilde yararlanamadığı düşüncesiyle, Roman kadın kimliğini oluşturan dinamikler, Roman kadınların sağlık hizmetlerine erişimleri ve dışlanma ila baş etme yöntemleri, annelik deneyimleri ve bu süreçte sağlık hizmetlerine erişimleri hakkında bilgiler edinilmiştir. Bu çerçevede yürütülen tez çalışması sonucunda, Roman kadınlarının kimlik süreçlerini inşa eden pratiklerin domino etkisiyle kamusal hizmetlere başvurma refleksini etkilediği ve bunlardan birinin de sağlık hizmetlerine başvurma olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan sağlık personelinin önyargılı tutumu ve maddi koşulların sağlık hizmetlerine erişimin önündeki önemli engeller arasında olduğu tespit edilmiştir. Roman kadınlar her ne kadar farklı deneyimler yaşasalar da, temelde sunulan sağlık hizmetlerinden ayrımcılık ve sosyal dışlanmanın etkisiyle tam olarak yararlanamadıkları ve gebelik sürecinde de bu durumun devam ettiği fark edilmiştir. Ayrıca, Roman kadınların sağlık hizmetlerine erişimde uğradıkları dışlayıcı tutum ve davranışlara karşı geliştirdikleri başa çıkma yöntemlerinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Roman kadın, sağlık hizmetleri, erişim, ayrımcılık, sosyal dışlanma
Sosyal dışlanma bağlamında genç işsizliğe yönelik devletin mali çözüm önerileri: Türkiye ve seçilen ülkelerde uygulanan istihdam politikaları
İlk kez Fransa'da kullanılan ve giderek önemi artan sosyal dışlanma kavramı hem nesnel hem de öznel değerlendirmeleri içermektedir. Çok boyutlu ve dinamik bir süreci ifade eden sosyal dışlanma kavramının sınırlarını belirlemek çok güçtür. Sosyal dışlanma biçimlerini ölçen birçok gösterge bulunmakla birlikte bunların en başında istihdam gelmektedir. Özellikle gençlerin iş gücü piyasasına katılım eksikliği sosyal dışlanma bakımdan da çok önemlidir. Çünkü genç işsizliği hem bireylerde hem de toplumda ekonomik ve sosyal açıdan risklerin oluşmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla genç işsizliği yüksek seyreden ülkelerin istihdama yönelik uyguladıkları aktif ve pasif politikaları yeniden değerlendirmesi, en kısa sürede gençleri istihdama dahil etmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, dünyada giderek artan ve birçok ülkenin temel sorunu haline gelen genç işsizliği konusunun sosyal dışlanma bağlamında incelenmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde sosyal dışlanma kavramı, ikinci bölümünde sosyal dışlanma ile istihdam arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye ve seçilen ülkelerde sosyal dışlanma türü olarak genç işsizliği konusuna yer verilmiştir. Ayrıca çalışmanın son bölümünde bulunan ve araştırma örneklemini Manisa Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde öğrenim gören 18-24 yaş aralığındaki öğrencilerin oluşturduğu alan araştırmasında, öğrencilerin işsizlikle ilgili kaygı, beklenti, plan ve düşünceleri değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda gençlerin mezun olmadan işsizlik korkusunu çok yüksek seviyelerde hissettiği, gelecekle ilgili beklenti ve düşüncelerinin olumsuz yönde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de sosyal dışlanma: Ekonometrik yaklaşım
Geçmişten beri insanlar ilk olarak en temel ihtiyaçları olan fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmışlardır. Fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayan bireyler sonrasında kendini kabul ettirme çabası ile sosyal ilişkilere ihtiyaç duymaktadır. İnsan, temelinde sosyal bir varlıktır ve sosyal ilişkiler içerisinde olmak istemektedir. Ancak bireyin sahip olduğu yoksunluklar bireyin olumlu sosyal ilişkiler içerisinde olmasını önlemekte ve bireyin toplumdan dışlanmasına neden olarak toplumla bütünleşmesine engel olmaktadır. Sosyal dışlanma kavramı Fransa'da 1970'li yıllarda ortaya çıkmış, hızlı bir şekilde diğer Avrupa ülkelerinde de kavram olarak kabul edilmiş ve hızla yayılmıştır. Özelikle artan uluslararası göçler, işsizlik oranlarındaki artış ve refah devletinin gerilemesiyle sosyal dışlanma kavramının önemi giderek artmaya başlamıştır. Sosyal dışlanma kavramı gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde sorun olarak kabul edilmiş ve ülkeler sosyal politikalarının içerisine sosyal dışlanmayı da dahil etmeye başlamıştır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, 2006-2009 ve 2010-2013 dönemlerinde Türkiye İstatistik Kurumu'nun gerçekleştirmiş olduğu Gelir ve Yaşam Koşulları (Panel) araştırması verileri ile sosyal dışlanmayı ortaya çıkaran önemli unsurlar dikkate alınarak bir Sosyal Dışlanma İndeksi oluşturmak ve sosyal dışlanmaya neden olan etmenleri Sıralı Probit modeli ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre yoksulluk yaşayan bireyler, sağlık, eğitim ve gelirden yoksun kalan bireyler, mesleği olmayan bireyler, evli bireylerle resmi nikahı olmayan bireyler ve ücretsiz aile işçisi olan bireyler yaşadıkları yoksunluklar yüzünden yaşamlarının belirli dönemlerinde sosyal dışlanmayla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca elde edilen bulgular, bireylerin ekonomik, sosyal ve toplumsal alanların herhangi birinde yaşamış oldukları yoksunlukların beraberinde diğer yoksunlukları da getirmekte olduğunu, belirli bir yılda yaşanan yoksunluğun diğer yıllarda da yaşandığını göstermektedir. Bu durumda dinamik bir süreci ifade eden sosyal dışlanma kavramı bireylerin yaşamında önemli bir yere sahip olmakta ve aşılamaması durumunda da bireyleri her yönüyle etkileyerek toplumun dışına itilmelerine neden olmakta ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına engel olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Yoksunluk, Sıralı Probit Model, Türkiye.
Gaziantep'te öğretmenlerin gözünden yerli ve Suriyeli ilişkilerinde önyargılar ve toplumsal mesafe
Öğretmenlerden oluşan bir grupla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan araştırmanın neticesi olan bu çalışma, önyargılar ve ötekileştirme bağlamında Gaziantep'te yerli halkın Suriyeli göçmenlerle kurdukları ya da kaçındıkları toplumsal teması ele almaktadır. Diğer birçok çalışmada da ortaya çıkan çok sayıda kalıpyargı (stereotip) ve önyargı bir kez daha teyit edilmektedir. Bu çalışmayı ayıran yönü ise, bu tutumların arkasında yatan faktörlere daha çok odaklanmasıdır. Bu vesileyle, tarihi miras, cinsiyet kimliği, sınıfsal konum, mesleki ve ideolojik kaygılar gibi faktörlerin ötekileştirme arkasındaki rolleri sorunsallaştırılmıştır. Nihayetinde, kişinin önyargılı ve empatik duruşları üzerinden ötekileştirmeye dair bir işlemsel model ortaya konmaya çalışılmıştır.
Yaşlılık olgusuna sosyolojik bir yaklaşım
Bu tezde yaşlılık, fizyolojik ve psikolojik anlamda yaşanan birtakım değişimlere karşı toplumun geliştirmiş olduğu tutum, değer ve algıları bünyesinde barındıran sosyolojik bir olgu olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla yaşlılık ve yaşlılık olgusunda meydana gelen değişimlere verilen toplumsal tepkileri, toplumun yaşlı ve yaşlılığa ilişkin değişen algısı çerçevesinde yaşlılık dönemini sosyolojik perspektiften ele almak önem taşımaktadır. Geleneksel toplumlarda "yaşlı", bolluğun, bereketin, saygınlığın ve tecrübenin göstergesi iken; modern toplumlarda bu algıların aksine yaşlı birey daha çok işe yaramazlığın, pasifliğin, geri kafalılığın ve özellikle "yük" olarak görülmenin nesnesi haline gelmiştir. Değişen bu algı yaşlılara duyulan saygıyı, hürmeti azaltmış ve yaşlıların bakımı için aile dışında çeşitli alternatifler geliştirilmesini zorunlu kılmaya başlamıştır. Hızlı sanayileşme ve kentleşme merkezli modernleşme sürecinin yerleşik toplumsal yapıları/değerleri aşınıma uğratması, yaşlılığa ve yaşlılığa dair toplumsal bakış açısı ve tepkilerin de değişmesini beraberinde getirmiştir. Bu da, yaşlı bireyler için çok yönlü bir sorunlar dizisine neden olmaktadır. Fiziksel ve sosyal açıdan yaşanan güç kayıpları, yük olarak görülme, çeşitli toplumsal alanlardan dışlanma, huzurevi gibi yaşlıların bakım hizmetini yürüten çeşitli kurumlara terk edilme vs. bu sorunlar dizisinin bazı örnekleridir. Bu çalışmada yaşlılık olgusu ve ilgili sorunların çeşitli toplumsal etkenlerle ilişkilendirilerek açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.
Parçalanmış ailelerin yoksulluğu ve geçinme stratejileri: Elazığ örneği
Parçalanmış yoksul aileler, yoksulluk, sosyal dışlanma ve diğer sosyal problemlerin en fazla yaşandığı aileleri ifade etmektedir. Bu çalışma, yoksul ailelerin parçalanma şekillerini, yoksulluğa nasıl bulaştıklarını ve yoksulluktan kurtulmak için nasıl çaba gösterdiklerini ele almayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda kadın yoksulluğu ve çocuk yoksulluğu kavramları analiz edilerek parçalanmış ailelerin yoksulluğunun diğer ailelerin yoksulluğundan farkı ortaya konmaya çalışılmaktadır. Ayrıca kadın hane reislerinin geçinme stratejileri irdelenmektedir. Parçalanmış ailelerin yoksulluğuna ışık tutan bu araştırma, Elazığ ilinde 195 hanede gerçekleştirilmiştir. Bu haneleri yöneten kadınlara 77 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan görüşme verileri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma sonucunda, hane reisi olan kadınların iş olanaklarından yeterince yararlanamadıkları, mecburiyetten dolayı ağır işlerde, düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldıkları, aile parçalanması neticesinde sosyal dışlanmayı ve yoksulluğu daha çok yaşadıkları, bulgularına ulaşılmıştır. Parçalanmış ailelerde çocuk işçiliğinin nispeten yaygın olduğu gözlemlenmiştir. Nafaka ve ölüm aylığı alma oranlarının son derece düşük olduğu saptanmıştır. Geçinme stratejileri ile ilgili olarak, uzun vadeli planlar yapamadıkları, günübirlik strateji geliştirdikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda gelişen sosyal devlet anlayışının parçalanmış yoksul ailelerin yoksulluklarını nispeten hafiflettiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Parçalanmış aile, yoksulluk, kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu, sosyal dışlanma, geçinme stratejileri
Sahra-altı Afrikalı göçmen kadınların kamusal alanı kullanma biçimleri ve mekân deneyimleri: Burdur kent pratikleri üzerine bir çalışma
Bu çalışma Afrikalı kadınların "kırılgan" konumlarını sorunsallaştırmak ve kadınların "kent hakkı" kavramı bağlamında kamusal mekânlara erişilebilirliğini, eşit ve özgür bir biçimde kullanılabilirliğini tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Kent, hakim eril kültür ile davranış örüntüleri oluşturarak kamusal ve özel alan ayrımını ortaya çıkarmaktadır. Toplumsal cinsiyet ideolojisi bağlamında iş bölümünün temel belirleyicisi olan bu ayrım sadece mekânsal bir ayrım olmayıp, sembolik temelde de kadın ve erkek olmanın kültürel anlamlarını inşa eder. Bu ayrım aynı zamanda kadınların kent ile olan ilişkisini doğrudan etkileyerek daha dezavantajlı bir konumda yer almalarına neden olmaktadır. Kadınların gerek özel alan gerekse kamusal alan içindeki deneyimlerini belirleyen bu dezavantajlı kimliğine aynı zamanda türdeş olmayan farklı kimliklerin eklemlenmesi, çoklu dezavantajlılık ve çoklu ötekilik kavramlarını da gündeme getirmektedir. Nitekim cinsiyet, sınıf, etnisite, din, vatandaşlık, ırk ve benzeri özelliklerin yol açtığı kesişimsel kimlikler ve mekânlar, kadınların gündelik hayat pratikleri ve kent deneyimleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda söz konusu bu çalışma; kesişimsellik yaklaşımından yola çıkarak, türdeş olmayan çoklu kadın kimliğinin (göçmen, renkli, yoksul) kent yaşamı üzerindeki etkilerini konu edinerek, toplumsal cinsiyet perspektifinden kadınların kentsel mekânları nasıl deneyimlediklerini, Burdur'da yaşayan Somalili göçmen kadınların gözünden anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu Burdur'da yaşayan 17 Somalili kadın oluşturmaktadır. Çalışma nitel araştırma tasarımından yola çıkmaktadır. Görüşme tekniği ile elde edilen veriler belli temalar etrafında kategorize edilerek yorumlanmıştır.
İşsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkileri
Özellikle, günümüz toplumlarının, en önemli sorunlarının başında, işsizlik ve beraberinde yaşanan sosyal dışlanma gelmektedir. İşsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkilerini konu alan bu çalışma, işsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak diğer bir deyişle, işsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkilerinin boyutunu belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, literatür taraması ve alan araştırması yapılmıştır. Yapılan alan araştırmasından elde edilen sonuçlar, işsizliğin sosyal dışlanma üzerinde oldukça yüksek bir düzeyde etkisinin bulunduğunu ve işsizlerin çalışanlara göre çok daha yüksek bir düzeyde sosyal dışlanmaya uğradıklarını, istatistiksel verilerle ortaya koymuştur. Ayrıca, belirtmek gerekir ki, ülkemizin geleneksel yapısı ve eş/dost/akraba/aile ilişkilerine önem verilmesi nedeniyle, ülkemizde dayanışma ve yardımlaşma kültürü bulunduğundan, bu olgu, işsizlerin sosyal dışlanmışlığının daha yüksek düzeylere çıkmamasında etkili olmuştur.Sonuç olarak, işsizliğin sosyal dışlanma üzerindeki etkileri, hem birey hem de toplum üzerinde kendini göstermekte olup, bu etkiler hem ekonomik hem sosyal hem de psikolojiktir. Üstelik, tüm bu etkiler, birbirinden kopuk değil birlikte yaşanmaktadır.Anahtar Sözcükler1. İşsizlik2. Sosyal Dışlanma3. İşsizlik Teorileri4. İşsizliğin Ölçülmesi5. Sosyal Dışlanmanın Ölçülmesi
Sosyal güvenlik kavramına üçüncü yol yaklaşımı çerçevesinde bir bakış
Küreselleşme ile birlikte sosyal politika ve sosyal güvenlik alanında olumsuz bir değişim başlamıştır. Bu aşağıya doğru değişimin temelinde ülkelerin küresel ekonomik rekabete zorlanmaları vardır. Çünkü 1980'lerden itibaren yeniden güçlenen liberal akım, sosyal devleti ekonomik gelişim önünde bir engel olarak görmektedir.Diğer taraftan Batı'da yaşanan suç oranlarının artması, sosyal dışlanma gibi toplumsal sorunlar ve çevresel sorunlar devletin bir sosyal yatırımcı olarak ekonomiye ve topluma müdahale etmesini gerektirmektedir. Bu durum sosyal devlet uygulamalarının yeniden önem kazanması anlamına gelmektedir. Bu sorunlar ve küresel rekabet etme gereği arasında sıkışmış olan Batı toplumları bir orta yol arayışı içindedirler. Üçüncü Yol Yaklaşımı bu arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.Sosyal Demokrasiyi yeniden yapılandırma iddiası ile ortaya çıkan Üçüncü Yo yaklaşımı, orta yolun sağına daha yakın olması nedeniyle, sol değerlerin liberal değerlere yaklaştırılmasını amaçlayan bir girişim olduğu şeklinde sert eleştirilere maruz kalmıştır. Bütün bu eleştirilere rağmen Üçüncü Yol Yaklaşımı yoğun şekilde tartışılmaya devam edilmektedir ve bu tartışmalar sosyal politika alnındaki değişimlere yön vermektedir.
Engelli bireyi olan ailelerin sosyal dışlanma deneyimleri: Şanlıurfa ili örneği
"Engelli Bireyi Olan Ailelerin Sosyal Dışlanma Deneyimleri: Şanlıurfa İli Örneği" adlı tez çalışması, engelli çocuğa sahip ailelerin sosyal dışlanma deneyimlerini anlamayı ve bu deneyimlerin ailelerin duygusal süreçlerine, toplumsal ilişkilerine ve günlük yaşamlarına nasıl yansıdığını ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışmanın örneklemini, Şanlıurfa'da çeşitli rehabilitasyon merkezlerinden ulaşılan ve engelli çocuğa sahip olan aileler oluşturmuştur. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş ve veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, çözümlenmiş ve temalar halinde sınıflandırılmıştır. Ailelerin yaşadıkları sosyal dışlanmanın, yalnızca çevresel önyargılarla sınırlı kalmayıp aynı zamanda aile içi ilişkileri, psikolojik dayanıklılıkları, bakım yükünü, maddi zorlukları ve sosyal destek arayışlarını da etkilediği bulgulanmıştır. Katılımcılar, toplumsal tutumlar karşısında zaman zaman yalnızlaştırıcı, suçlayıcı ve dışlayıcı tavırlarla karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Araştırma sonucunda, engelli çocuk sahibi ailelerin sosyal dışlanmaya karşı geliştirdikleri başa çıkma yolları, destek kaynakları ve toplumsal çevreden beklentileri de ortaya konmuştur. Bu bulgular hem ailelerin yaşadıkları süreçleri anlamak hem de toplumsal farkındalık geliştirmek açısından önemli sonuçlar sunmaktadır.
Zihinsel engelli bireyi olan ailelerin dışlanma pratikleri: Bitlis ili örneği
Bu çalışmada Bitlis ili özelinde, zihinsel engelli bireye sahip olan ailelerin maruz kaldığı toplumsal dışlanma pratikleri sosyolojik açıdan analiz edilmektedir. Zihinsel engelli bireylerin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda aile düzeyinde de çeşitli sosyal, kültürel ve ekonomik zorluklara neden olduğu göz önünde bulundurulduğunda; bu ailelerin karşılaştığı dışlayıcı tutumların ve mekanizmaların anlaşılması büyük önem arz etmektedir. Araştırma kapsamında, ailelerin yaşadığı dışlanma deneyimlerinin yanı sıra bu süreçle başa çıkma biçimleri de incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş ve veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini, Bitlis ilinde yaşayan zihinsel engelli bireye sahip aileler; örneklemini ise bu evrenden seçilen 17 katılımcı oluşturmuştur. Görüşmelerden elde edilen veriler tematik analiz tekniği ile değerlendirilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, zihinsel engelli bireye sahip ailelerin büyük çoğunluğunun toplumsal yaşamdan dışlandığı, akraba ve komşu çevresiyle ilişkilerinde kopmalar yaşadığı ve sosyal etiketlenmeye maruz kaldığı belirlenmiştir. Aileler, çevreden gelen olumsuz bakışlar ve söylemler karşısında zamanla içe kapanmakta, mahcubiyet ve değersizlik gibi duygular yaşamaktadır. Ayrıca aile bireylerinin sosyal hayata katılımının azalması, ekonomik yüklerin artması ve bakım sorumluluğunun çoğunlukla anneler üzerinde yoğunlaşması da gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, bazı ailelerin dini inançlar, kadere bağlama ve dayanışma ilişkileri gibi mekanizmalarla dışlanmayla başa çıkmaya çalıştığı tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, zihinsel engelli bireye sahip ailelerin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda yapısal ve toplumsal dışlanmalara maruz kaldığını da ortaya koymaktadır.
Diyarbakır'daki Suriyeli sığınmacıların karşılaştığı toplumsal kabul ve dışlanma pratiklerinin dinsel bağlamı
Özellikle son yüzyılda savaş ve çatışmaların artması, ulaşım ve iletişim imkânlarının gelişmesi, küreselleşme, devletlerin ve ulusötesi şirketlerin ekonomik ve siyasi hamleleri sonucunda ortaya çıkan göçler, dünya genelinde yaşanan toplumsal değişimlerin önemli bir dinamiği olarak karşımıza çıkar. Sözü geçen diğer faktörlerin de süreçte etkisi olmakla beraber temel sebebin son on yıldır devam eden savaş ve çatışmalar olduğu Suriyelilerin göçü, küresel çapta bir hareketlilik yaratmış; fakat bundan en çok Türkiye etkilenmiştir. Zira dört milyona yakın sayıyla, Suriyeli sığınmacı en çok Türkiye'de bulunmaktadır. Sığınmacılar göç ettikleri ülkede, ülkenin yerel halkını da etkileyen toplumsal kabul veya dışlanma eksenli tecrübeler yaşarlar. Çünkü kabul ve dışlanma pratikleri içeren "birlikte yaşam" çabası, sığınmacıları olduğu kadar yerel halkı da etkiler. Bu çalışmada da Diyarbakır'da, sığınmacı-yerel halk etkileşiminde gerçekleşen kabul veya dışlama pratiklerine dinin etkisi araştırılmıştır. Araştırmada söz konusu toplumsal kabul veya dışlama pratiklerinde bireyin toplum içindeki davranışlarının arka planının, duygu ve düşüncelerinin irdelenmesi amaçlandığı için nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla sahadaki gözlemlerin yanı sıra 20 Suriyeli ve 20 yerel halktan olmak üzere toplam 40 kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Din; kişiye merhamet katma, değer ve vicdan oluşumunu sağlama, mazluma ve muhtaca yardım etme sorumluluğu verme, Allah'tan korkma ve Allah rızasını kazanma, ortak ritüeller aracılığıyla dayanışma ortamı sağlama, gündelik hayatı şekillendirme, yaşam tarzı ortaklığı kazandırma ve ideoloji oluşturma işlevleriyle Suriyeli sığınmacıların toplumsal kabulünde etkili olabilmektedir. Bununla beraber ekonomik kaygılar, Suriyelilerden dolayı kamu hizmetlerinin aksadığını düşünme, Suriyelilerle ilgili medyadan edinilen olumsuz bilgiler, etnik ve ideolojik ayrılıklar ile kültürel farklılıklar din ortaklığının önüne geçip Suriyelilerin dışlanmasına sebep olabilmektedir. Araştırmada dinin, sığınmacıları kabul veya dışlama pratiklerinde her zaman başat bir etken olmadığı; ekonomik, politik ve kültürel faktörlerle birlikte düşünülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler Suriyeli Sığınmacılar, Diyarbakır, Toplumsal Kabul, Dışlanma, Din.
Why i don't get likes: Investigation of the need threat in social media with the variables of ostracism, need for social approval, extraversion and narcissism
Interactions of individuals in virtual contexts become more diverse as the number of people involved in these environments increases. Social media is one of the main places where people interact and communicate in the virtual environment. The current study aimed to explore whether the fundamental needs of individuals, need for belonging, control, self-esteem and meaningful existence, are threatened after being ostracized on social media. In addition, it was examined whether the variables need for social approval, extraversion and narcissism predict need threat. University student young adults aged 18-25 were included in the study and progressed with a total of 91 participants. An experimental design was used in the present study. In the study, the participants were divided into 3 groups as exclusion, inclusion and control. The number of likes received by these groups with the Ostracism Online tool, which simulates social media interaction, has been changed depending to the conditions they belong to. According to the results of the correlation analysis, it was found that there is a relationship between ostracism and need threat. Furthermore, analysis of variance (ANOVA) analysis has conducted and the need threat score between the conditions differed significantly. The post hoc analysis has showed that the need threat score was significantly higher for the exclusion condition than the inclusion and control groups. Finally, the multiple regression analysis examined the variables predicting the need threat. According to the analysis results, ostracism, extraversion and need for social approval variables predicted need threat. Analysis results were discussed in line with the relevant literature.
Lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin sosyal dışlanma deneyimleri
Sosyal dışlanma, bireylerin sosyal bütünleşmesine engel olan bir süreçtir. Bu dışlanmaya tarih boyunca maruz kalan gruplar içerisinde en çok yer alanlar; lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel kişilerdir. DSÖ tarafından homoseksüellik hastalık sınıfından çıkarılmasına karşın, günümüzde toplumsal algılar ve normlar nedeni ile halen heteroseksüeller tarafından LGBT'ler dışlanmaya maruz bırakılmaktadır. Sosyal dışlanmanın önlenmesi, sosyal adaletin ve insan haklarının sağlanması sosyal hizmetin en temel ilkeleri içerisindedir. Bu nedenle LGBT'lerin bu dışlanma ile mücadele etmesinde, dışlanmadan dolayı kaynaklara erişmede ya da politikalar geliştirmede sosyal hizmet mesleği büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, LGBT'lerin sosyo- kültürel ve ekonomik açıdan sosyal dışlanmayı nasıl yaşadıklarının tespit edilmesi ve bireylerin sosyal hizmet kapsamında ihtiyaçlarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, LGBT'lerin sosyal dışlanma deneyimlerini anlamak ve bu dışlanma ile nasıl mücadele ettiklerini öğrenmek amacı ile nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler elde edilirken yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmış ve kartopu tekniği ile Ankara ilinde yaşayan toplam 15 LGBT bireyle görüşme yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda üç ana tema oluşturulmuştur. Bu başlıklar; bireylerin sosyal dışlanma algısı, sosyal dışlanmanın boyutları ve sosyal dışlanma ile mücadele etme olarak belirlenmiştir. Katılımcıların verdiği yanıtlarda transseksüel ve gey bireylerin çoğunluğunun dışlanmadan daha çok etkilendikleri ancak lezbiyen ve biseksüel bireylerin genelinin ise cinsel yönelimlerini gizlemelerinden dolayı dışlanma yaşamadıkları söylenmesine karşın, gizlenmenin de sosyal dışlanmanın bir türü olduğu bilinmektedir. Bu veriler doğrultusunda sosyal dışlanmaya maruz kalan LGBT'ler için sosyal hizmet müdahalesi geliştirilmesine ve sosyal hizmet eğitiminin heteroseksüel normlar dışına çıkarak yeni eğitim müfredatı oluşturulmasına ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır.