Realism

99 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Realizm bağlamında Asya pasifik güvenliği ve tehdit algısı: Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya karşılaştırma analizi

Bu tez çalışmasının amacı Realizm kuramı kapsamında, Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik ve tehdit algısını Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Realist kuramın temel varsayımlarından biri uluslararası sistemin anarşik yapısı nedeniyle devletlerin hayatta kalabilmek için güç arayışına yöneldiğidir. Bu bağlamda tez, Realizmin iki ana yaklaşımı olan saldırgan realizm ve savunmacı realizm perspektiflerini analizin merkezine yerleştirmektedir. Saldırgan realizm, devletlerin güvenliklerini güç maksimizasyonu ve bölgesel hakimiyet arayışlarıyla sağlamaya çalıştığını vurgulamaktadır. Çalışmanın hipotezi Çin'in saldırgan realist yöneliminin ve Japonya'nın savunmacı realist stratejilerinin bölgesel güvenlik ikilemlerini derinleştirdiğini, bölge güvenliğinin kırılgan bir yapıda olduğu ve bölgedeki güvenlik ortamının devletlerin algıladıkları ve uygulamaya koyduğu politikalarla şekillendiğidir. Bu tez çalışmasında üç temel soruya cevap aranmaktadır: Çin ve Japonya'nın Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik politikaları bölgedeki güç dengesi ve güvenlik ortamı nasıl etkilenmektedir? Realist kuram çerçevesinde Asya Pasifik bölgesi güvenlik ortamı nasıl açıklanabilir? İki devletin güvenlik stratejileri ve tehdit algıları Realizm kuramının öngörüleriyle hangi kapsamda örtüşmektedir, sorularına cevap aranmaktadır. Bu çalışma, Realizmin kuramsal esnekliğinin, farklı devlet davranışlarını açıklamada güçlü bir araç sunduğunu ortaya koymakta ve Asya Pasifik güvenlik mimarisine ilişkin akademik literatüre katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda aktörlerin güvenlik politika beyanları ve uygulamaya konan stratejileri mercek altına alınacak, bölgede yaşanan güç mücadelesi anlamlandırılmaya çalışılacak ve bu aktörlerin askeri güvenlik ile ilgili tehdit algıları realizm teorisi ekseninde analiz edilecektir.

Asya Pasifik bölgesiGüvenlikJaponya+2
Aslıhan Genç Yorulmaz
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumcu gerçekçi Türk romanında mekân (1940-1980)

Dünyaya yön veren düşüncelerden biri olan Marksizm, sanat alanında da etkili olmuştur. Marksizm'e göre sanat üst yapının bir ürünüdür. Üst yapı ürünü olan sanat, toplumun asıl dinamik kitlesi olan proletaryanın eğitilmesinde ve devrimci bilince ulaştırılmasında önemli bir yere sahiptir. Bu anlayış çerçevesinde özellikle SSCB'de ortaya çıkan ve kendini toplumcu gerçekçi olarak tanımlayan sanat anlayışı, Marksizm'in güdümünde olmuştur. Güdümlü bir sanat anlayışı olan toplumcu gerçekçiliğin ürünlerinden olan roman da bu anlayış çerçevesinde şekillenmiştir. Ülkemizde özellikle II. Dünya Savaşı sonrası toplumcu gerçekçi anlayış edebî hayatımızda önemli bir yer teşkil etmiştir. Bu çalışmamızda Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi romanda mekânın nasıl şekillendiği incelenmiştir. 1940-1980 yılları arasındaki belirlenen toplumcu gerçekçi romanlar incelenmiş, bu romanlardaki mekânın daha iyi anlaşılması için yazarın kısa biyografisi ve edebî anlayışı da ortaya konmuştur. Romanda olayı şekillendiren, romanın ana unsurlarından bir öge olan mekân, toplumcu gerçekçi anlayışta da güdümlü bir şekilde kullanılmıştır. Sömürü mekânları ön plana çıkarılmış; işçi, köylü ve halk tabakasının sıkıntılarını daha iyi anlatacak mekânlar seçilmiştir. Mekân içinde sıkışan insanlar bir bilinmezliğe doğru yola çıkmış veya umutlu bir gelecek için mücadele verilen mekânlar içinde tasvir edilmiştir. Bu romanlarda mekân olgusunun dönemin sosyo-ekonomik durumundan etkilendiği görülmektedir. 1940'lı yıllardan sonra başlayan köy, sonrasında sanayileşme ve şehir hayatı beraberinde gecekondulaşma gibi sosyal problemleri meydana çıkaran mekânların toplumcu gerçekçi romanda mekân olarak kullanıldığı görülmüştür. Bu çalışmada incelenen romanlarda mekân kullanımı, mekânın toplumcu gerçekçi anlayıştaki özellikleri ve şekillenişi tespit edilmeye çalışılmıştır.

Edebi eserlerMekanRealizm+4
Yunus Nasır
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkiler disiplininde realist teorinin gelişimi

Uluslararası İlişkiler disiplini Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra "Dünyada barış nasıl sağlanabilir?" sorunsalı üzerine üretilen düşünceler ile oluşmuş bir bilim dalıdır. İdealizm ile birlikte disiplinin "Kurucu Tartışma"sının taraflarından biri olan Realizm ise, Uluslararası İlişkiler'e disipliner kimliğini kazandıran ve disiplinin gelişiminde büyük payı olan bir teoridir. Zamanla Uluslararası İlişkiler'de egemen teori konumu edinmiş, aldığı eleştirilerin de bir sonucu olarak kendi içinde bir gelişim süreci yaşamıştır. Realist teorinin revizyonu ile, Realist öze sadık kalan çeşitli teoriler de ortaya çıkmış ve Uluslararası İlişkiler disiplininde Realist teorinin gelişimi, Realist teori geleneğinin ya da Realist paradigmanın oluşması anlamına gelmiştir. Realizm, aynı zamanda disiplinin gelişiminde de entelektüel anlamda itici bir güç olmuştur. Ne var ki, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra küreselleşme süreci gibi önemli bir değişime uyum sağlamakta zorluk çeken Realist yaklaşım, gelinen süreçte dünya siyasetinin karmaşık gerçekliği karşısında yetersiz kalmıştır. Sonuç olarak, Uluslararası İlişkiler disiplininde Realist teori geleneği 21. yüzyıl dünya gerçekliğini açıklamakta ve analiz etmekte yetersiz kalmış olan bir teori geleneğidir. Bu çalışmada; oluşumu, içeriği, gelişimi, yaşadığı değişim süreçleri ve günümüzde ulaştığı paradigmatik konum ile Realist teorinin bütünlüklü bir analizinin yapılması amaçlanmıştır. Bu çerçevede, Realist teori eleştirel bir analize tabi tutulmuştur. Realist teorinin revizyonu ile oluşan diğer teoriler de incelenmiş, genel olarak Realist yaklaşımın dünya siyasetini algılama biçimi tartışılmış ve Realizm'in 21. yüzyıldaki paradigmatik konumu sorgulanmıştır. Realizm'in egemenliği altında 20. yüzyılı geride bırakan Uluslararası İlişkiler disiplininin gelişimi, günümüzdeki durumu ve geleceğine dair görüşler de detaylı olarak aktarılmıştır. Çalışma, Uluslararası İlişkiler'de Realizm'in dünü, bugünü ve yarını konusunda kapsamlı bir eleştirel analizden oluşmaktadır.

RealizmTeoriUluslararası ilişkiler+1
Yeldar Barış Kalkan
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Cemal Süreya'nın şiirlerinde toplumcu gerçekçi izler

Cemal Süreya, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli şairlerinden biridir. İkinci Yeni hareketi içinde yer alan ve Türk şiirinin önemli sanatçılarından olan Cemal Süreya'nın şiirlerindeki toplumcu izleri aydınlatmak ve tahlil etmek bu çalışmanın temel amacıdır. Bu bağlamda, sanatçının 1958 ile 1988 yılları arasında yayımladığı Üvercinka (1958), Göçebe (1955), Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973), Uçurumda Açan (1984), Sıcak Nal (1988) ve Güz Bitiği (1988) adlı şiir kitapları, bunların yanı sıra Günler (2018), Onüç Günün Mektupları (2018), Folklor Şiire Düşman (1992), Papirüs'ten Başyazılar (2015), Toplu Yazılar I (2018, Şapkam Dolu Çiçekle ve Şiir Üzerine Yazılar), Toplu Yazılar II (2016, Günübirlikler) ve söyleşi tarzında kaleme aldığı Güvercin Curnatası (2017) adlı eserleri de incelenmiştir. Bu incelemelerden hareketle, Cemal Süreya'nın şiirlerindeki toplumcu gerçekçi izler ortaya konmuştur. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Cemal Süreya'nın hayatı ve edebî kişiliği, ikinci bölümde İkinci Yeni şiiri, tarihçesi ve ikinci Yeni içinde Cemal Süreya; üçüncü bölümde gerçekçilik kavramından yola çıkarak toplumcu gerçekçilik anlatılmıştır Dördüncü bölümde ise şiirler tahlil edilerek bu şiirlerdeki toplumcu gerçekçi izler ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Cemal Süreya, İkinci Yeni şiiri, gerçekçilik, toplumcu gerçekçilik, şiir

RealizmSüreya, CemalToplumsal gerçekçi eğilim+3
Rıdvan Türkoğlu
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Realizm kuramı çerçevesinde Arap Baharı

2010 yılında Ortadoğu'da ekonomik sorunların temelinde başlayan halk ayaklanmaları, bölge ülkelerinin uzun yıllar var olan diktatörlerinin devrilmesine ve bölgede demokrasiye bir adım atılmasına yol açmıştır. Arap Baharı olarak isimlendirilen bu halk ayaklanmaları, etkilediği ülkelerde demokrasiyi tesis edememiş ve ülkelerin devlet yapılanmalarını tahrip etmiştir. Bölgenin kurumsallaşamamış ülkelerinin devrilen diktatörlerinin ardında oluşan otorite boşluğu, kaosa neden olmuştur. Zayıflayan devlet yapılanmaları neticesinde oluşan kaos, dış güçlerin müdahalesine zemin hazırlamıştır. Dış güçlerin müdahil olmasıyla bölgesel düzeyde seyreden kaos, bölgede mevcut terör örgütlerinin güçlenmesine yol açmıştır. Terör örgütlerinin bölgede etkisinin artması ise; bölgede güvenlik sorununu maksimum seviyeye çıkarmış ve beraberinde göç sorununu getirmiştir. Devrim niteliği ile başlayan Arap Baharı, darbe ve iç savaşa evrilmiştir. Bu çalışmada tarihsel betimleyici tasarım yöntemi ile bölgede Arap Baharı sürecinden etkilenen ülkelerin zayıflayan devlet yapılanmaları incelenmiş ve bunun sonucunda, dış güçlerin artan etkileri olduğu kanısına varılmıştır.

Arap BaharıDevrimlerOrtadoğu+2
Feyza Hilal Koraltan
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihsel ve toplumsal dönüşümler çerçevesinde İtalya ve Türkiye'de gerçekçi sinema

Dünya üzerinde belirli tarihsel dönemlerde yaşanan savaşlar, devrimler,ekonomik bunalımlar toplumları etkileyerek dönüştürmüştür. Yedinci Sanat olan sinema da, eğlence aracı olmanın yanı sıra yaşadığı toplumun tarihsel dönemlerine şahitlik eden, o dönemin koşullarından etkilenerek kendini sürekli olarak yenileyerek gelişim gösteren canlı bir organizmadır. Çalışmamızın birinci bölümünde İtalyan Yeni Gerçekçi Sinema bağlı bulunduğu tarihsel dönem incelenerek hangi koşullarda ortaya çıktığı, çıkış hedefi ve içinde barındığı özellikler ile birlikte ortaya konulmuştur. İkinci bölüm de ise, Türkiye'de Toplumsal Gerçekçi sinema tarihsel ard alanları incelenerek anlatılmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde Türk ve İtalyan Sinemasından Yeni Gerçekçi Sinema ve Toplumsal Gerçekçi sinemanın çıkış filmleri incelenerek sinemada nasıl temsil edilği ortaya konulmaya çalışılmıştır.

RealizmSinemaSinema sektörü+3
Melek Kılcı
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupalı yönetmenlerin yasa dışı göç olgusuna bakışı ve filmlerinde tasviri

Göç olgusu, insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanları göçe iten çeşitli faktörler vardır. Göçler; gelişen ekonomik, siyasal ve sosyal olaylar neticesinde gerçekleşmektedir. Sanayileşme sonrasında ortaya çıkan küreselleşme süreciyle yeni bir yapılanma içine giren dünyada, göç kavramı da değişkenlik göstererek zamanla sayısal bir artış göstermiştir. Son yıllarda Orta Doğu, Asya, Afrika ve özellikle Suriye'de yaşanan siyasi mücadeleler sonucunda, Avrupa'ya göçmen akınları artmıştır. Yaşanılan bu göç ve devamındaki sığınmacı akınları sinemada işlenen önemli temalardan biridir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'da artan göçmen nüfusu ve bu nüfusun sinema faaliyetlerinde bulunması göç sineması kategorisi üzerine düşünülmesini gerektirmiştir. Çalışmada, ulusal sinema paradigmasının açıklamakta yetersiz kaldığı göç ve göçmen sineması, ulusötesi sinema ve göçmen sinema literatürü üzerinden değerlendirilmiş ve çağımızın ihmal edilemeyen gerçeklerinden olan yasa dışı göç olgusuna gerçekçi sinema perspektifinden bakılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmada, son dönemlerde yaşanan yasa dışı göç, mülteci ve sığınmacı krizine Avrupa kökenli yönetmenlerin benzer bir bakış açısı geliştirdikleri tespit edilmiştir.

FilmGöçlerGöçmenler+6
Burak Buğra Komlu
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Quentin Meillassoux'da mutlak olumsallık

Bu çalışmada Fransız filozof Quentin Meillassoux'nun spekülatif materyalizm felsefesi bağlamında mutlak fikri konu edilecektir. Tezin temel iddiası, Meillassoux'nun post-modern düşünceyi eleştirisindeki zeminin Kant sonrası felsefedeki sonluluk fikriyle metafizik dönemin temel prensibi olan yeter-neden ilkesinin birlikte düşünülmesinden kaynaklanan bir fanatizm krizi olarak okunması gerektiği ve Meillassoux'nun bu bağlamda mutlak fikrini radikal bir olumsallık olarak düşüncenin kapsamı dahilinde göstermek istediğidir. Meillassoux'ya göre metafiziksel olmayan spekülatif bir yaklaşım çağdaş felsefenin olguluk fikrini mutlaklaştırmak suretiyle olanak bulur ve söz konusu krizi çözebilecek yegane felsefi teklif olarak nedensizlik öne çıkarılmalıdır: Buna göre yalnızca her şeyin olgusal oluşu olgu değildir, yalnızca her şeyin olumsal oluşu olumsal değildir. Bu çerçevede ilk bölüm Meillassoux felsefesinin temel kavramlarını açıklamayı ve çağdaş düşüncede filozofun işaret ettiği fanatizm krizini nedenlilik bağlamında incelemeye ayrılmıştır. İkinci bölümde nedensizlik ilkesine dair Meillassoux'nun felsefi temellendirmesi ve kaotik mutlağın teorik çıktıları analiz edilecektir. Son bölümde ise zorunlu olumsallığın Hume problemini epistemolojik bir şüphecilikten ontolojik bir temele dönüştürmeyi amaçladığı ve doğanın matematikselleştirilebilir kendindeliği için bu temelden hareket etmeyi amaçladığı ortaya konulacaktır.

MateryalizmMeillassoux, QuentinMutlak+7
Abdussamet Şimşek
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Osmanlı fazilet eksenli siyaset teorilerine Kınalızade Ali Çelebi'nin katkısı

Despite the increasing numbers of studies in various disciplines (Hursthouse, 1999; MacIntyre, 1981, 2016; Skinner, 1996, 2002; Philp, 2007; Hankins, 2019; Vasalou, 2019), virtue ethics is an understudied branch of normative moral philosophy whose importance for the global history of political thought is not yet given its due credit. This thesis explores the early modern contribution of a sixteenth-century scholar to the articulation of a virtue political discourse that occupied a central space in the history of Ottoman political thought. Ali Bin Emrullah, otherwise known as Kınalızade Ali Çelebi (1511-72), authored one of the most important books on moral philosophy, titled Ahlāḳ-ı ʿAlāʾī,(supreme ethics) in post-classical Islamic thought in any Islamicate language. By focusing on various aspects of the book and by connecting the work to his contemporaries, I argue for the existence of an Ottoman tradition of virtue politics whose duration extends up to the demise of the empire. Through the example of Kınalızade, I show the particularities of virtue politics in two broad statements: i) Virtue-based political discourse takes into account a notion of politics in terms of articulating a morally-cultivated selfhood for the political subject, and ii) it is closely developed and formulated by means of the techniques of rhetorical prose composition. With these two statements, my study shows how the Ottoman tradition of virtue ethics is key to unearthing a particular trend of thinking about politics which was made possible by various virtue categories and instruments of eloquence.

Moral philosophyMoral theoriesVirtue+7
Erol Fırtın
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The conflict between Turkey and Greece in East Meditarrenean

The thesis aims to explain the reason for the rising tension between Turkey and Greece in the East Mediterranean in recent years. In this direction, firstly, the gap in the literature was revealed and the power vacuum thesis was put forward in order to fill this gap. Then, the current change in the international system is explained from the offensive realist perspective. Finally, the historical conflict between Turkey and Greece in the East Mediterranean is analyzed in the context of the power vacuum in the international system. The East Mediterranean, which has a great strategic and geopolitical importance throughout history has entered into a new transformation process with problems such as the Arab Spring, the Syrian civil war and the discovery of new energy sources. This transformation, which covers many areas such as energy, economy, ideology and security, also causes problems in the relations between regional powers. One of the most important examples of this is the high tension between Turkey and Greece arising from the sovereignty issues regarding the maritime jurisdiction areas. In addition, the power shift caused by the rise of Russia and China against the US in the international system also showed its effect in the Eastern Mediterranean, and the US lost its hegemon position in the region since the 1980s. The main argument of this study is that the instability in the international system leads to a power vacuum in the East Mediterranean, while the power vacuum increases the instability in the region and triggers the conflict environment between Turkey and Greece. Keywords: East Mediterranean, Greece, International System, Power Vacuum, Turkey

Mediterranean policyMaritime jurisdictionEast Mediterranean+7
Hasene Er
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessAR

الواقعية الإسلامية في روايات خولة حمدي

The study considered the Islamic Realism in four of Khawla Hamdi's novels which are ( Fi Kalbi Ontha Ibryya, Ghorbat Alyasamin, An Tabki, Ayna Almafar) . The study started talking about Realism in general, and its main branches such as critic Realism and socialistic Realism. Then it shifted to Islamic realism in particular. After that I studied the history of Islamic Realism independently in the 9th century and appearance as a reaction against the Romantic doctrine. The study mentioned the sections that resulted from Realism like spiritual, formal, superior, ideal and subjective Realism. After that I studied the reasons for appearing the Islamic Realism against the western doctrine that spread in the Islamic society while the Arabic, Islamic and cultural identity was almost absent from Arabic criticism due to cultural and traditional diversity. The study mentioned the main characteristics of Islamic Realism such as mastership, commitment, stability, humanity and positivity. Then I shifted to study the importance of Islamic Realism which linked Reality on earth with that in heaven, and God, and the benefit that resulted for the humans. The first section of the study was ended by considering the pioneers and critics of Islamic Realism such as Sayied Kotob, Mohummad Kotob and Najeeb Al-Kilani. In the second part of the study I considered Khowla Hamdi's four presenting a summary of each and a brief summary of the writer's life due to the shortage of resources about each and the impossibility to get any more. In the third part of the study, the researcher studied the setting of the novels and the relation with reality where most of the action took place, in Lebanon, France and Tunis. Some actions took place in mosques, churches, houses or farms. The time chosen by the writer made the novel more beneficial and active. After that I studied the subject matter of the novels such as religious tolerance, changing one's religion, marriage between couples of different religions, western nativity towards Muslims and Muslims getting consolidating in western societies. The study made clear how much attached are the subject matters of these novels to people's lives in the contemporary Islamic society where many Eastern Muslims live in European countries. Some of them got consolidated while others got indisposed. Then the researcher studied the main characters of these novels such as an exile, an adversary, God campaigner, a mother and a student. It also made clear the Islamic Realism fulfilled in the actions played by each character. The study was ended by spotlighting the writer's proficiency choosing her main characters as a religious or lingual concept. Finally, the study pointed out the writer excluding any extreme words in the negative or violent scenes.

Abdulrhman Abdulfatah Challar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İlhami Bekir Tez'in hayatı, sanatı ve eserleri

1905 yılında Trablusgarp'ta doğan İlhami Bekir, annesini küçük yaşta kaybetmiş 1911 yılında dayısıyla birlikte İstanbul'a gelmiştir. İlk eğitimine mahalle mektebinde başlayan sanatçı, dayısının ölümünden sonra Darüleytam'a verilmiştir. Darüleytam'dan sonra Darülmuallimin'de eğitim hayatına devam eden İlhami Bekir'in edebiyata yönelmesindeki en büyük etken okul hayatıdır. Bu çalışma İlhami Bekir Tez'in hayatı, sanatı ve eserleri üzerine yapılmıştır. İlhami Bekir, Cumhuriyet dönemi edebiyatının toplumsal gerçekçi şairlerindendir. Şiir, roman ve deneme türünde eserler veren İlhami Bekir, aynı zamanda dergicilik faaliyetlerinde de bulunmuştur. Bu çalışmada İlhami Bekir'in eserleri tanıtıldıktan sonra romanları ve şiirleri yapı bakımından incelenmiştir. Ayrıca sanatçının Sanat El Kitapları (SEK) adıyla çıkardığı 28 sayılık derginin yayın serüveni hakkında bilgi verilmiş ve derginin türlere göre tasnifi yapılmıştır. Hakkında herhangi bir bilimsel araştırma yapılmayan İlhami Bekir'in edebiyat tarihimizdeki yeri ve önemi belirginleştirilmeye çalışılmıştır. İlhami Bekir şiir ve romanlarında toplumsal konuları sıkça işlemiş ve özellikle romanlarında dönemin siyasi otoritelerine ağır eleştirilerde bulunmuştur. Romanlarını yapı bakımından incelediğimizde onun eserlerinin konu ve biçimsel açıdan farklılıklar barındırdığı görülmüştür. Dergicilik serüveni de bulunan İlhami Bekir, sahibi ve her şeyi olduğu SEK ile genç şair ve yazarların kendilerini ifade etmesine ve sanat, edebiyat ve kültüre dair konularının irdelenmesine olanak sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: İlhami Bekir Tez, şiir, roman, toplumsal gerçekçilik, dergicilik

BiyografiRealizmRoman+5
Gülsün Okumuş
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

The canonization and popularization of realism in Turkish literary discourse through translation: A conceptual- historical approach

This dissertation argues that approaching realism as a concept rather than a literary school or movement yields better results in terms of evaluating its impact on Turkish literature and the shaping of translation activities in the Republican Period. Linking Conceptual History, Polysystem Theory, and Critical Discourse Analysis, this study delves into the transfer of realism, its discursive relations, and its links with the systems with which it was associated, such as literature, both indigenous and translated, and politics. Tracing the journey of realism from the Tanzimat Period to the Republican Period, this study dwells specifically on the discourse seen in Varlık, one of the most important literary journals of the Republican Period, between the years 1933-1946. It demonstrates how, having been re-contextualized with reference to the significant components of the official ideology, a process which begins with its transfer into Turkish literature as a literary school in the Tanzimat Period, realism becomes a bridge concept linking the official ideology to literature and from there, the official ideology to the reading public. It reveals that the process of creating a national literature in the early Republican Period resulted not only in the canonization of realism in fiction but also in the popularization of the same. The latter was achieved by means of the re-contextualization of certain works of Western literature, which are called bestsellers in this study, whereby certain aspects of such works, which agreed with the conceptualization of realism at the time, were purposefully highlighted. It argues that the popularization of realism was both a trigger and a result of the process which turned realism into a pivotal concept in the literary field, furthermore expanding its realm beyond that of a mere literary school, as it had been in the Tanzimat Period.

Critical discourse analysisCanon literatureConceptualization+4
Seyhan Bozkurt
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessEN

Humanitarian intervention realist concerns of liberal aims: A comparative study of Somalia and Rwanda

Humanitarian intervention, which aims to carry out one of the noblest intentions, seeking to rescue populations that are getting eradicated by their compatriots, and which is conducted via internationally legitimate actions, is a highly debated topic in international politics. The driving forces behind the intervention, i.e. whether it is interest or empathy/help, combined with the question whether intervention in a sovereign state is legal or not, are the main problems of the humanitarian intervention debate. This thesis compares two humanitarian interventions – Somalia (1992) and Rwanda (1994) – conducted by the United Nations to find out realist concerns within humanitarian interventions, as a form of the ultimate liberal cause in current international politics. By doing this, this thesis discusses the prevalence of the realist international politics theory even in liberal aims in an era of increasingly globalized foreign policy.

United NationsLiberalismRealism+5
Nadire Pınar Genç
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessEN

Defining Turkish independent cinema in contemporary Turkish cinema: A review on the new era Turkish independent films

Independent Cinema is a practice that has arisen globally as an alternative to the dynamics of mainstream cinema, and its qualities differ by country. This form of cinema, which developed differently in America and Europe where the concept of independent film emerged first, also had an impact on independent filmmaking in Turkey. These activities, which were limited to a few filmmakers and genres during the Yeşilcam period, grew qualitatively and quantitatively after the 1990s due to the foreign distributor law and the advent of Eurimages fund. Inspired by the Art - house style, it attempted to develop a narrative and aesthetic distinct from mainstream film. This dissertation, which examines the independent films of Contemporary Turkish Cinema, attempted to define and classify its defining characteristics. Using prior research on this topic as a foundation, it is intended to create a new, more comprehensive critique of the films. According to the findings of the thesis, Turkish Independent Cinema has developed an uninstitutionalized discourse, and it has been determined that this language has three common themes: alienation, nostalgia, and realism.

Independent cinemaNostalgiaRealism+3
Emir Orhan Kılıç
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ara Nesil'de Roman

Ara Nesil, kabaca 1880-1896 arasında faal olan yazar ve şairlerin oluşturduğu, Türk edebiyatı tarihinde henüz tam ve doğru bir şekilde konumlandırılmış bir dönem değildir. Hem bir dönem gibi hem de bir edebiyat topluluğu gibi ele alınan Ara Nesil, son yıllarda artan çalışmalarla edebiyat tarihinde olması gerektiği gibi değerlendirileceği izlenimi uyandırmaktadır. Bu tezde kitap olarak basılmış romanlardan hareketle dönemin edebiyat tarihindeki yeri ve önemini tespit çalışmalarına bir katkı sunmak hedeflenmiştir. Romanların teknik olarak incelenmesiyle edebî değerleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Yazarların edebî yenilik adına atmaya çalıştıkları adımlar değerlendirilmiştir. Buna göre Servet-i Fünun'un hazırlayıcısı olarak Ara Nesil romanlarında romantizmden realizme geçişin adımları görülmektedir. Tanzimat romanındaki tip, anlatıcı, mekân gibi unsurlardaki değişimlerle birlikte Servet-i Fünûn romanının yolu açılmıştır. Ara Nesil romanlarında edebiyat coğrafyasındaki genişleme ve metinlerarası ilişkilerdeki artış da göze çarpmaktadır. Anahtar kelimeler: Roman, Ara nesil, gerçekçilik, romantizm

Ara NesilRealizmRoman+2
Havva Özer Hafçı
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet ve güvenlik kavramı: İngiltere ve Rusya'nın realizm ve Kopenhag Okulu açısından analizi

Bu çalışma devlet ve güvenlik kavramlarını inceleyerek, zaman içerisinde geçtikleri safhaları incelemeye gayret göstermiştir. Devlet ve güvenlik mefhumunun tarihin ilk devirlerinden itibaren insanoğlunun barınma, korunma gibi temel ihtiyaçları için geliştirilmiş olan araçlar olması sebebiyle iki kavramın ana odak noktası insan olarak saptanmıştır. İnsanların bilinçli bir topluluk hâline gelerek meydana getirmiş oldukları ulus ve onun güvenliğini ifade eden ulusal güvenliğin tesis edilmesinde ana aktör saydığımız devlet kurumunun yeri ve önemine değinilmiştir. Devlet ve güvenliğin yani iki kavramın birbiri ile iç içe geçmiş olan bir döngüde gelişip varlığını sürdürdükleri düşüncesi ile hareket edilmiştir. Devlet güvenliği sağlar, devletin güvenliğinin sağlanması da güvenliğin sürekliliğini tesis eder bakış açısı benimsenmiştir. Devletlerin güvenliğe yaklaşımının analiz edilip anlamlandırılabilmesi adına uluslararası ilişkiler teorilerinden faydanılmaya çalışılmış olup, teoriler arasında da konumuza en uygun yol gösterici özelliklere sahip olduğumuz devlet odaklı Realizm kuramı ile özellikle güvenlik kavramıyla ilgili konuların derinlemesine analizinde önemli rol oynadığına inandığımız Kopenhag Okulu ekolü özümsenmeye çalışılmıştır. Bu iki yaklaşımın pratik örneklerini iki köklü devlet geleneğine sahip İngiltere ve Rusya açısından müşahade etmeye gayret gösterilerek, Kopenhag Okulu ekolünün güvenliğe yaklaşımımız açısından daha elverişli olduğu kanaatine varılmıştır. Son olarak devletin güvenliğinin nasıl tesis edilebileceği konusundaki sorulara cevap aranmıştır.

DevletGüvenlikKopenhag Güvenlikleştirme Okulu+3
Uğur Çakır
Maltepe University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Meyerhold ve Piscator'un gerçekçi tiyatroya karşı bütüncül tiyatro anlayışları

ÖZET Tiyatro sanatı çağlar boyunca insan yaşamında iki açıdan önem taşımış ve sürekli ilgi çekmiştir. Bunlar, coşkulu, eğlenceli oyunsu biçimi ve hayatın içinde son derece somut bir amaca hizmet eden işlevidir. Değişik dönemlerde değişik işlevler yüklenen tiyatro, yine bu işlevlerin değişimine koşut olarak değişik biçimlere bürünmüş, seyircisi ile kurduğu organik bütünlüğü hep bu iki ana nokta aracılığıyla sağlamıştır. Tiyatro, kurduğu yapıntı dünya ile seyircisini farklı bir gerçeklik boyutuna taşımış, ona hayal gücünün sonsuz ufuklarım açmıştır. Ancak öte yandan oyunculuğunun sağladığı özgür yaratıcılığıyla da gerçek yasanım çelişen değerlerini tüm çıplaklığıyla seyircisinin Önüne sererek bir yüzleşme alanı yaratmıştır. Tiyatro sanatının yaşamla olan bu sağlam bağı gerçekçi tiyatro anlayışının gelişmesi ile sarsılmış, tiyatro sanatı yasanım etkin sahnesinden çekilerek çerçeve sahnenin, dördüncü duvarın ardına sığınmıştır. Artık tiyatro, yaşamın büyük çelişkilerini seyircisi ile tartışmak yerine, kaderine tutsak olmuş insanın iç dünyasındaki psikolojik bunalımlara yönelmiştir. Bir yandan da tüm oyunculuğunu bir kenara bırakarak, gerçek bir yaşam kesitini tüm ayrıntılarıyla taklit etmeye uğraşmıştır. Tüm bunları yaparken de en önemli öğeyi, yani seyirciyi yok saymış, seyir yerini karartarak tiyatronun organik bütünlüğüne bir darbe daha vurmuştur. Ancak toplumsal hareketliliğin doruk noktasına ulaştığı, teknolojik ve ekonomik dengelerin sınıfsal uçurumları derinleştirdiği bir dönemde ağırlığınıhissettirmeye başlayan ve yaşamın çelişen değerlerini yürekten hisseden bir seyirci kitlesi gelişmekteydi ve bu seyircinin tiyatrosu gerçekçi tiyatro olamazdı. Tiyatro sanatına yaşamın içinde etkin bir işlev kazandırmayı hedefleyen ve oyunsu tadım tekrar yaratmayı amaç edinmiş tiyatral arayışlar, Meyerhold ve Piscator'un gerçekleştirdiği sahnesel ve dramaturjik yeniliklerle sağlam bir temele oturmuş, yirminci yüzyıl tiyatrosunun yenilikçi ve modern yüzünün çıkış noktası olmuştur. Meyerhold ve Piscator'un tiyatro anlayışları ve uygulamaları kimi noktalarda birbirinden ayrılarak farklı yönlere gitmekle beraber, sonuç olarak ortak bir noktada buluşmaktadır. Bu da, yazar, yönetmen, oyuncu ve seyircinin yaratıcı katılımlarıyla oluşan organik bir yapı, bütüncül bir tiyatrodur.

Meyerhold, VsevolodPiscator, ErwinRealizm+1
Ümit Aydoğdu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş dönemi sonrası Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyetçi başkanlarının dış politika perspektiflerinin realizm kuramı çerçevesinde değerlendirilmesi

Soğuk Savaş, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki iki kutuplu dünya düzeninin hâkim olduğu dönemi kapsar. Soğuk Savaş döneminin 1990'lı yılların başlangıcında bitmesiyle beraber ABD'nin küresel bir hegemonya gücünü üstlendiği, tek kutuplu dünya düzenine geçiş yaşandı. Bunun en temel nedenleri; SSCB'nin dağılması ve siyasal egemenliğinin sona ermesi, yeni devletlerin kurulmasıyla beraber politik istikrarın korunması yönündeki girişimlerin artması, ABD'nin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek konuma erişmesi, demokrasi geleneğini sürdürmesi ve küresel piyasa ekonomisinde rol oynamasıdır. Bu çalışma ABD'nin iki ana partisi olan Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele almaktadır. Çalışmanın asıl amacı ise ABD'nin özellikle Soğuk Savaş sonrası uluslararası arenada benimsediği realist perspektifin Cumhuriyetçi başkanlar döneminde dış politikadaki yansımalarını açıklamaktır. Bu bağlamda, Cumhuriyetçi Parti'ye mensup başkanlardan Ronald Reagan, George H. W. Bush, George W. Bush ve Donald Trump'ın dış politika kararları incelenecektir. Çalışmada Cumhuriyetçi başkanların seçilmesinin temel sebepleri realist kurama dayandırılarak açıklanmaktadır. Tarihsel örnekler özellikle dış politikada Cumhuriyetçi başkanların Demokrat başkanlara kıyasla dış politikada daha aktif rol üstlendikleri ve daha radikal kararlar almaya meyilli olduklarını göstermiştir. Dolayısıyla çalışma ABD'nin dış politikada Cumhuriyetçi başkanlar döneminde Demokrat başkanlara kıyasla daha etkin olduğuna odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: ABD, Başkanlık, Cumhuriyetçi Parti, Realizm, Soğuk Savaş.

Amerika Birleşik DevletleriBaşkanlık sistemiCumhuriyetçi Parti+6
Sadettin Alp Özata
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gerçekçilikten yeni gerçekçiliğe

Bu araştırmada, 18. yüzyılın ikinci yarısında toplumsal anlamda gerçekçi eğilimleri olan sanatçılardan başlanılarak, 19. Yüzyılın ikinci yarısında resimsel anlamda ortaya çıkan "Gerçekçilik" kavramından, 1960'larda farklı bir üslupla gündeme gelen "Yeni Gerçekçilik" akımına ve Yeni Gerçekçiliğe etkisi olan, diğer akım ve yeni sanatsal teknikler araştırılmıştır. "Batı Gerçekçiliği" olarak başlayan birinci bölümde, Gerçekçilik (Realizm) öncesi bu konuda sanat eseri üreten Francisco Goya, Theodore Gericault, Eugene Delacroix gibi sanatçıların yaşadıkları dönem ve gerçekçilik kapsamına giren eserleri incelenmiştir. 19. Yüzyılın ortalarına doğru klasik ve romantik eğilimlerden, somut gerçeklere dayanan, sanattan bir devrim sayılan Gustave Courbet'in "Gerçekçilik" akımı anlatılmıştır. Bu temel sayılabilecek "Gerçekçilik" akımından, farklı ülkelerde farklı sanatçılar tarafından uygulanan, ancak benzer dili kullandıkları "Toplumsal gerçekçilik", "Eleştirel Gerçekçilik" ve daha çok Rusya-Meksika'da ideolojik olarak benimsenen "Toplumcu Gerçekçilik"e nasıl dönüştüğü anlatılmıştır. 20. Yüzyıl ilk çeyreğinden alınarak, son çeyreğine kadar olan sanatın genel eğilimlerinin anlatılmasıyla başlayan ikinci bölümde, modernleşmeyle birlikte kent yaşamının ve onun sunduğu endüstrileşmeye, makineleşme ile başlayan seri üretime ve Dünya savaşlarının yaratmış olduğu süreçlere tepki duyan "Dada" ve "Pop Sanat" gibi akımlar anlatılmıştır. Sanatçılar tarafından yeni arayışların çok fazla görülebildiği bu dönemin sanat hareketliliği içinde yeni teknikler olan "Kolaj", "Asamblaj", "Fotomontaj" ve "Hazır Nesne" kullanımları anlatılmıştır. Son bölümde, 1950'li yıllar Batı sanatında "Dada"nın temelleri üzerinde şekillenen, çağdaşı olan "Pop Sanat"la benzer teknik ve ifade yollarını kullanan, Fakat modern hayatla sanat arasındaki sınırları yok etmek üzere 1960 yılında eleştirmen Pierre Restany'ın bir araya getirdiği bir gurup olan, "Yeni Gerçekçilik" akımına ve sanatçılarına yer verilmiştir.

DadaEleştirel gerçekçilikKolaj+5
Ahmet Bozkurt
Anadolu University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gerçekçilik döneminin özelliklerine göre çocuk resminin biliçlendirme öncesi ve bilinçlendirme sonrası değerlendirilmesi

İnsanın yaratıcı güçlerinin ortaya çıkarılmasında sanat eğitiminin önemi büyüktür. Resim-İş Eğitimi, genel eğitimin bütünü içerisinde düşünülmekle beraber kendine özgü eğitim yasaları ve yöntemleri olan bir alandır. Çocuklar bu derste algılama, düşünme ve bedensel eylemlerinde katıldığı süreç içerisinde kendilerini ifade ederler. Bu nedenle Resim-İş eğitimi sadece boş zamanların iyi değerlendirilmesi gibi süsleyici bir işlevi olan etkinlik değildir. Gerçekleştirdiği endüstrileşme ile teknolojinin yarattığı yeni hayat biçiminin tutsağı olmak tehlikesi ile karşı karşıya olan çağımız insanı, gittikçe duyarlılığını yitirme endişesi içindedir. Bu nedenle çağımızı sadece araç-gereç dünyası olmaktan kurtarmalı ve sanatla zenginleştirerek eğitimin temel amaçlarından biri olması için çaba gösterilmelidir. Resim-İş dersleri sadece sanat eğitimi vermekle kalmaz, öğrencilerin tüm gelişimlerine (kişilik, ruhsal, bedensel vb.) yardımcı olur. Sanat yoluyla insanlar kişisel bütünlüğe kavuşurlar ve dolayısıyla toplumsal bütünlük sağlanmış olur. Bu neden ile sanat eğitiminde yapılan yöntem hataları kişilerin, dolayısıyla toplumun geleceğinden geri dönülmez sonuçlar doğurur. – Her çocuğun farklı algı, bilgi, sezgi, duygu dünyası ve geçmiş hayat tecrübesine sahip olduğu ve uygulamalarda bireysel farklılıkların gözönünde bulundurulduğu, – Öğrencinin kendini ifade edebilmede estetik değerlerden yararlanma yeteneğini kazandırarak çalışma yapılmıştır. Çizgi, biçim, doku, leke, yapı, mekan, renk gibi görsel sanat öğeleri ile denge, vurgu, ahenk, değişiklik, hareket, ritimi dereceleme, oran-orantı gibi sanatsal düzenleme ilkelerinin, seçilen etkinlik, önerilen yöntem ve teknikler eşliğinde, duyuşsal ve devinimsel kazanımlara yönelik uygulamalar içinde sezdirildiği, hissettirildiği, geliştirildiği ve pekiştirildiği bir öğrenme alanı alanı olduğu bilinciyle çocukların çalışmaları uygulanmış ve tamamlanmıştır. Çalışmalarda iyi-kötü kıstası aranmamıştır.

BilinçBilinçlendirmeGüzel sanatlar+5
Aynur İşler
Anadolu University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ABD ile ilişkilerin neoklasik realizm perspektifinden analizi (2009-2020)

Bu çalışma Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerini Obama ve Trump dönemlerinde Türkiye'nin perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu amacı gerçekleştirirken ise teorik olarak neoklasik realizm kullanılmıştır. Neoklasik realizmin çalışmanın teorik perspektifi olarak seçilmesindeki temel motivasyon ise devletlerin dış politikalarını incelerken iç unsurları da sürece dahil etmesidir. Ayrıca devletlerin sistemik baskı ve teşviklerin dışında politika üretmesi durumunun da neoklasik realizm tarafından açıklanabiliyor olmasından ötürü bu teorik yaklaşım benimsenmiştir. Bahsi geçen dönemler ele alınırken Türkiye'nin maruz kaldığı bağımsız değişkenler ve sistemik baskılar ele alınacaktır. Ayrıca sistemin fırsat ve imkanları da göz önünde bulundurulacaktır. Bu sistemik şartlar ve ABD tarafından gelen bağımsız değişkenlerin Türkiye'deki karar alıcılar ve onları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını nasıl şekillendirdiğinin ortaya konulması önemlidir. Çalışma genel hatları itibarıyla Türkiye-ABD ilişkilerinde Obama ve Trump dönemlerinde ortaya çıkmış kırılmaları ele almıştır. Bunu yaparken ise neoklasik realizmin önem verdiği bir husus olan ara değişken olarak karar alıcılar ve karar alıcıları etkileyen diğer ara değişkenlerin algılarını sürece dahil etmiştir. ABD'nin Türkiye'ye yönelik sistemik baskılarını Türkiye'nin ara değişkenler nezdinde nasıl algıladığı ve bu algılar doğrultusunda bağımlı değişkeni nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmıştır. Türkiye'nin bölgede ABD ile politik olarak ayrışmasının temel sebebi ise Türkiye'nin güvenlik kaygılarının ABD tarafından görmezden gelinmesi suretiyle ikili ilişkilerde yaşanan krizlerin Türkiye'deki ara değişkenlerin algılarına olumsuz yansıması olarak görülmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriDış politikaNeo-klasik realist+6
Mehmet Alperen Önal
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Realizm perspektifinde Brexit sürecinin incelenmesi

İngiltere'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, ilk olarak 1973 yılında başlamıştır. Avrupa Birliği'nin kuruluş sırasında etkin rol alan İngiltere, sürece tam olarak dâhil olmayıp her zaman mesafeli bulunmuştur. İngiltere her zaman ulusal kimliğini koruma odaklı olmuştur. Avrupa Birliği'ne daha çok iktisadi menfaatler dolayısı ile üye olmuştur ve bununla birlikte üye olmasına rağmen mesafesini her daim koruyan bir çizgide bulunmuştur. İngiltere'nin bu mesafeli tutumu zamanla bazı krizlere yol açmıştır ve neticede AB'den çıkma kararı alma aşamasına gelmiştir. İngiltere ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler için dönüm noktası Brexit ile olmuştur ve bağlamda ön plana çıkan bazı önemli hususlar gündeme gelmiştir. Bunlar arasında göçmen krizi ve Avrupa şüpheciliği Brexit sürecinin en fazla tartışılan başlıkları olmuştur. Yaşanan gelişmeler neticesinde 23 Haziran 2016'da yapılan referandumun çıkma kararıyla başlayan belirsiz ve gergin ortamı, 31 Ocak 2020'de sonlanan çıkış süreci ile nihayete ermiştir. Bu bağlamda bu tezin amacı, Brexit'e giden süreci; tarihsel temellerinde ikili ilişkiler ve çoklu ilişkiler çerçevesinde nedenleri ve sonuçları ile uzun yıllar uluslararası ilişkilere hâkim olan realist anlayış çerçevesinde incelemektir. Buna göre çalışmada öncelikle realizm ve realizme ilişkin kavramlar, tarihsel süreci, geçirdiği değişim ve dönüşümler ve argümanlarının neler olduğu üzerinde detaylı bir alanyazın taraması yapılmıştır. Devam eden ikinci bölümde Avrupa Birliği tarihsel sürecinde incelenmiş, Avrupa Bütünleşmesi ve Avrupa Birliği'nin geleceği gibi konular üzerinde durulmuştur. Son bölüm olan üçüncü kısımda ise Brexit süreci referandum öncesi ve sonrası, yansımaları ve olası senaryoların neler olduğu üzerinde durulup sonuçta realizm perspektifinden Brexit süreci yorumlanmaya çalışılmıştır. Elde edilen sonuç göstermektedir ki uluslararası alanda güç ve güç dengesine ciddi bir vurguda bulunan realizm Brexit sürecinde taraflar için oldukça önemli görülüp İngiltere egemen gücü ve özerk hareket alanı yaratmak için Brexit sürecini nihayetlendirmiştir. Elbette bu kararın tüm taraflar için farklı etkileri olmakla birlikte en çok AB ve İngiltere için çarpıcı sonuçları olduğundan söz etmek mümkündür. Araştırma boyunca tüm bu konular üzerinde detaylı bir şekilde durulmaya çalışılırken nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizinden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Bütünleşmesi, Avrupa Şüpheciliği, Brexit, Britanya, Realizm

Avrupa BirliğiBrexitBütünleşme+4
Aysima Ateş
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Geopolitical curse and states born to be failed: A case study of Iraq and Bosnia

Failed states are fast becoming a central issue in the field of global security. In recent years, there has been a dramatic increase in the number of internationally recognized states. Especially, following the dissolution of USSR, numerous states have declared their independence. Western policymakers have claimed that the end of Cold War and spread of democratization and globalization would make the world more peaceful. Yet, some specific areas like Middle East and Western Balkans have remained unstable. In the absence of a central authority that maintains the global order, these regions have become the focus of permanent conflicts. In view of above, this study aims to explore the impact of permanent conflicts on state failure and the role of great powers that shaped post-war conditions in Iraq and Bosnia. The examination of these cases via using Most Similar Systems Design method has showed that while they both share some certain characteristics of a typical failed state, Bosnia, today is more stable relative to Iraq owing to acceleration of the process of the EU membership. Keywords: Iraq, Bosnia, failed state, structural realism

FailureBosniaBosnia War+7
Mehmet Çetinkaya
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects