Mandible
130 theses under this subject heading
Mandibuler retrüzyon ile birlikte obstrüktif uyku apne sendromu olan çocuklarda mandibuler ilerletme tedavisinin retrospektif değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, mandibuler retrüzyona sahip 9-14 yaş aralığındaki çocuklarda mandibuler ilerletme tedavisi öncesi (T0) ve sonrasında (T1) alınan sefalometrik radyograf, polisomnografik uyku testi ve pediatrik uyku anketi verilerinin değişimlerini incelemek ve dentofasiyal değişimlerle pediatrik obstrüktif uyku apne sendromu (POSAS) değişiminin ilişkisini değerlendirmektir.Çalışmaya ortalama yaşları 11,21±1,62 yıl olan 16 çocuk hasta (6 kadın, 10 erkek) dahil edildi. Bionatör apareyi uygulanan hastaların arşiv kayıtlarındaki fonksiyonel tedavi öncesi (T0) ve sonrasında (T1) alınan lateral sefalometrik film, polisomnografi ve Pediatrik Uyku Anketi verileri üzerinde dental, iskeletsel, havayolu ve uyku testi değerlendirmeleri yapıldı.T0 ve T1 karşılaştırmaları yapılırken normal dağılan değişkenler için, "İki Eş Arasındaki Farkın Anlamlılık Testi"; normal dağılmayan değişkenler için parametrik olmayan "Wilcoxon Testi" kullanıldı.Mandibuler ilerletme tedavisi sonrasında, SNB açısı ortalama 2,01° ± 0,81° arttı ve ANB açısı 2,08° ± 1,0° azaldı (p<0,001).Maksilla ve mandibulanın üst yüz ve alt yüz, total yüz ve arka yüz yüksekliklerinde ortalama 2 mm artış gözlendi.Dişsel değişkenlerde, protrüziv üst keserlerin eğimlerinin azalarak normal eğime geldikleri ve alt keser eğimlerinin attığı gözlendi.Havayolu ölçümlerinde, alt havayolu boyutunda 1,7 mm (min. 0,1 – maks. 5,7) (p<0,05) artış gözlendi, hyoid kemik ortalama 2 mm yukarıya ve 1 mm ileriye hareket etti. Polisomnografik değişimler incelendiğinde AHİ değerinde 1,2/sa (min. 3,6 - maks. 15,5) ve supin AHİ değerinde 1/sa (min. 4 - maks. 26,1) anlamlı azalma gözlendi (p<0,05). Pediatrik uyku anketi risk skoru ortalama 0,11 ± 0,11 değerinde anlamlı azaldı (p<0,05).Ortalama 4 mm mandibüler retrüzyonu olan ve fonksiyonel apareyle ortalama 4 mm mandibuler ilerletme tedavisi yapılan çocuklarda tedavi sonu 8 hastada AHİ skorunda %50'den fazla azalma, 7 hastada Supin AHİ skorunda %50'den fazla azalma gözlendi. Hastaların sübjektif OSA semptomları belirgin şekilde azaldı.
Bir grup türk popülasyonunda genial tüberkülün konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde görülme sıklığının araştırılması ve morfolojik açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışmada genial tüberkülün (GT) konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde (KIBT) görülme sıklığının değerlendirilmesi ve morfolojik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi radyoloji arşivinden 18 yaş ve üzeri hastaların (228 kadın ve 128 erkek) 356 konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüsü elde edilmiştir. GT'ler aksiyal, koronal ve sagital kesitlerde tespit edilerek sınıflandırması yapılmıştır. GT'lerin morfolojilerini belirlemek üzere; GT'lerin genişliği (GT-g) ve yüksekliği (GT-y) ölçülmüş, çevre anatomik yapılarla ilişkilerini belirlemek üzere; GT'lerin mandibular santral kesicilerin apeksine uzaklığı (GT-K), mandibular basise olan uzaklığı (GT-M) ve mandibular anterior kalınlık (MK) ölçülmüş ve istatistiksel olarak analiz edilmiştir. GT'lerin Türk popülasyonunda görülme sıklığına bakıldığında hastaların %90,4'ünde en az bir GT saptanırken, %9,6'sında GT bulunmamış olup, en sık görülen tip GT-3 (%33,1), en az sıklıkla görülen GT-5 (%9,6)'tir. Cinsiyetler ve yaş grupları ile GT tipleri arasında (p=0.007, p=0.017); cinsiyetler ile GT-g, GT-y, GT-K ve MK arasında (p<0.001); yaş grupları ile GT-y ve GT-K arasında (p=0.038, p<0.001) istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. GT-y ve GT-M ölçümleri üzerinde yaş ile cinsiyet etkileşimi istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,029, p=0.030). Erkeklerde GT-g, GT-y, GT-K ve MK boyutları kadınlara göre daha uzun ölçülmüştür. GT'lerin morfolojilerinin bilinmesi; implant cerrahisi öncesi güvenli bölgenin tespiti, OUA tedavisi, mandibular asimetrinin saptanması gibi birçok tıp ve diş hekimliği uygulaması için kritik öneme sahiptir. Özellikle OUA cerrahisinde KIBT görüntülerinde ölçülen GT morfolojik verileri rehber olarak kullanılabilir.
Mandibula kırıklarında fiksasyon sonrası kondilin fiziksel ve hacimsel değişiminin 3 boyutlu incelenmesi
Amaç: Mandibulada oluşan parasimfiz ve angulus kırıkları tedavisi öncesi ve sonrası kondil hacmi, pozisyonu, simetrisi ve eklem boşluğunda meydana gelen değişimlerin incelenmesi. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya maksillofasiyal, konjenital deformitesi olmayan mandibulada izole parasimfiz kırığı (8 hasta) veya eşlik eden angulus kırığı (8 hasta) olan, cerrahi tedavisi yapılmış 16 hasta (11 erkek ve 5 kadın) dahil edildi. Hastalardan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kayıtları cerrahi öncesi ve cerrahiden en az 6 ay sonra (6-83 ay) alındı. KIBT kayıtlarının DICOM görüntüleri Materialise Mimics 25.0.0.550 yazılımı kullanılarak üç boyutlu olarak değerlendirildi. Parametreler Shapiro-Wilk, Wilcoxon, t-testi ve Mann-Whitney U uygulanarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Cerrahiden sonra hem parasimfiz hem angulus kırıklarının olduğu gruplarda kondilde önemli değişiklikler bulunmuştur. Tüm hastalar değerlendirildiğinde kondil hacminde ve sağ kondil yüksekliğinde artış istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Parasimfiz kırıklarında angulus kırıklarına oranla kondil hacminde daha fazla artış ortaya çıkmıştır. Parasimfiz kırıklarında sağ kondilde, kondil yüksekliğinde istatistiksel olarak önemli artış bulunmuş fakat diğer kondil değişimleri istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Angulus kırıklarında sağ sagittal kondiler pozisyon ve sol sagittal kondiler açıda artma meydana gelip istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Bu ölçümlerde parasimfiz kırıklarında azalma meydana gelip angulus kırıklarındaki artışın parasimfiz kırıklarındaki azalışa oranla istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Cinsiyetler arası farklılıklara bakıldığında kadınlarda sol kondilde aksiyal kondiler pozisyonda azalış varken erkeklerde sol aksiyal kondiler pozisyonda artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada travmaya maruz kalmış ve kırık gerçekleşmiş mandibulalarda kondilde fiziksel ve hacimsel 3 boyutlu değişimlerin olduğu gösterilmiştir. Travma hastalarında kırık bölgesinde remodelasyon doğal bir süreçken; kırık gözlenmeyen kondillerde de remodelasyonun olduğu, postoperatif dönemde yeni konum ve boyutuna adaptasyon kabiliyeti geliştirdiği söylenebilir.
Farklı kök kanal preparasyon şekillerinin düz ve eğimli köklere sahip mandibular molar dişlerin stres dağılımı üzerindeki etkisi: Sonlu elemanlar stres analizi
Dikey kök kırıkları, kök kanal tedavisinde başarısızlığa ve takiben dişin çekilmesine sebep olan en önemli etkenlerden biridir. Mandibular molar dişler, dikey kök kırıklarının en sık görüldüğü dişler arasındadır. Kök kanal şekillendirilmesi ve kökün anatomik yapısı diş yapısındaki stres dağılımını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Özellikle kökün servikal üçlüsünde fazla genişletme yapılması DKK için risk oluşturmaktadır. Bu kapsamda, çalışmamızda farklı koniklik oranları ve kesici kenar uzunluğuna sahip ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) (F2 ve F3), FlexMaster (VDW, Münih, Almanya) (25.04 ve 30.04) ve Hero Shaper (Micro-Mega, Besançon, Fransa) (25.04 ve 30.04) eğe sistemleri ve mandibular molar diş yapısındaki MM.Tooth (Micro-Mega, Besançon, Fransa) modelleri kullanılmıştır. MM.Tooth modellerinde farklı eğe sistemleri kullanılarak kök kanal şekillendirmesi yapılmış, ardından mikro bilgisayarlı tomografi taraması ile modellerin üç boyutlu görüntüleri elde edilmiştir. Eğimli köklere sahip modellere ek olarak modellerin mezial kök eğimleri değiştirilmiş ve düz mezial köklü modeller de elde edilmiştir. 200 N'luk okluzal yükler hem dikey hem de oblik yönde uygulanarak modellerde oluşan stres dağılımları statik lineer sonlu elemanlar stres analizi (SESA) yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Böylece hem farklı eğe sistemlerinin oluşturduğu preparasyonun hem de kök eğiminin fonksiyonel okluzal yükler altındaki mandibular molar dişlerde oluşturdukları stres dağılımlarına etkisi değerlendirilmiştir. Oluşan maksimum asal stres (Pmax) dağılımları incelenmiştir. Oblik yükleme ile düz köklü modellerde stresin en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal ve orta üçlü bölgelerinde, eğimli köklere sahip dişlerde ise en fazla mezial-lingual dış kök yüzeyinin servikal bölgesinde yoğunlaştığı görülmüştür. Dikey yükleme koşulunda ise her iki kök morfolojisinde de stresin bifurkasyon bölgelerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Oluşan en yüksek stres değerleri tüm gruplarda ProTaper Universal F3 grubunda, en düşük stres değerlerinin ise sağlam diş modelinde oluştuğu görülmüştür. Sağlam diş modelinden sonra en düşük stres Hero Shaper 25.04 eğesinin kullanıldığı modellerde görülmüştür. Düz köklü dişlerde, eğimli köklere sahip dişlere göre stres değerlerinin daha düşük, fakat daha yaygın olduğu görülmüştür. Düz köklü mandibular molar dişlerin eğimli köklere sahip mandibular molar dişlere göre gelen kuvvetleri daha dengeli dağıttığı sonucuna varılmıştır. Mezial köklerdeki koronal çap artışının ve mezial kök eğimindeki artışın mandibular molar dişlerde dikey kök kırığı riskini arttırdığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dikey Kök Kırıkları, Eğimli Kök, Mandibular Molar, Maksimum Asal Stres, Üç Boyutlu Sonlu Elemanlar Stres Analizi
Tek doz teriparatid uygulamasının rat mandibulasında oluşturulan kemik defektlerinin erken iyileşme dönemi üzerine olan etkisi
Oral ve maksillofasial cerrahi alanında, kemik dokunun rejenerasyon ve rekonstrüksiyonunda kemik greftleri yaygın kullanım alanına sahiptir. Son yıllarda, kullanılan kemik greftlerinin etkinliğinin artırılması amacı ile beraberinde biyomateryal kullanımı ile ilgili çalışmaların hız kazandığı belirtilebilir. Bu çalışmada farklı dozlarda lokal olarak kullanılan teriparatidinin kemik iyileşmesi üzerine olan etkinlikleri değerlendirilmiştir. Prospektif ve randomize olarak tasarlanmış olan bu çalışmaya, 30 adet 12 haftalık 300- 350 gram ağırlığında erkek Spraque-Dawley cinsi sıçanlar dahil edilmiştir. Deney hayvanları her grupta 6 adet olacak şekilde 5 gruba ayrılmıştır. Genel anestezi altında ekstraoral yaklaşım ile mandibulanın lateral gövdesinde 5 mm çapında bikortikal kritik boyut defekt oluşturulmuştur. Grup 1'e ait deneklerde oluşturulan mandibula defekti boş bırakılmıştır. Grup 2'de, ise defekt oluşturulma sırasında elde edilen blok greft partiküler forma getirilerek uygulanmıştır. Grup 3'te, defekt sahasına sadece allogreft uygulanmıştır. Grup 4 ve Grup 5'te defekt sahalarına allogreft uygulanmasının ardından, teriparatid Grup 4 için 20 μg, Grup 5 için ise 40 μg damlatılarak uygulanmıştır. Cerrahi protokolün tamamlanmasının ardından doku primer olarak kapatılmıştır. Postoperatif 4. haftada hayvanlara, anestezi dozu iki katına çıkarılarak ötenazi uygulanmıştır. Mandibula örnekleri tek parça halinde kas ve dermal dokudan sıyrılmıştır ve histomorfometrik olarak değerlendirilmiştir. Bulguların analizi Kruskall Wallis ve Mann Whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0.01 olarak kabul edilmiştir. Grup 1' e ait defekt sahasında hem yeni oluşan kemik doku alan miktarı (0,28±0,01 mm2) hem de osteoblast sayısı (41,67±1,56) diğer gruplara göre anlamlı düzeyde düşüktür (p<0.01). Grup 5'e ait yeni kemik oluşum alan miktarı (0,79±0,01 mm2) ve osteoblast sayılarının (77,72±3,06) ise diğer gruplara göre anlamlı düzeyde fazla olduğu görülmüştür I (p<0.01). Teriparatid kullanılan bir diğer grup olan Grup 4'e ait veriler (yeni kemik oluşum alan miktarı [0,72±0,01 mm2] ve osteoblast sayıları [72±4,26]) Grup 3 ve Grup 2 'den anlamlı derecede fazladır (p<0.01). Sadece allogreft kullanılan grup olan Grup 3'e ait verilerin (yeni kemik oluşum alan miktarı [0,48±0 mm2] ve osteoblast sayısı [54,17±1,99]), otogreft kullanılan grup olan Grup 2'den (yeni kemik oluşum alan miktarı [0,39±0,01 mm2] ve osteoblast sayısı [50±1,4]) anlamlı derecede fazla olduğu görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışma ile lokal olarak 20 μg ve 40 μg olacak şekilde 2 farklı dozda kullanılan teriparatinin, allogreftin kemik iyileşmesi üzerine olan etkinliğini anlamlı derecede artırdığı görülmüştür. Bunun yanı sıra lokal uygulanan teriparatid etkinliğinin doz ile birlikte arttığı bu çalışma sonucunda görülmektedir. Anahtar kelimeler: Teriparatid, kemik iyileşmesi, histomorfometrik analiz, osteoblast, allogreft.
Maksillomandibuler asimetri hastalarında ortognatik cerrahi sonrası kondil morfolojisi değişikliklerinin üç boyutlu değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, ortognatik cerrahi sonrası mandibular kondillerdeki morfolojik değişiklikleri değerlendirmek; asimetrik olan ve olmayan hastalarda ortognatik cerrahinin kondildeki yüzey morfolojisi üzerindeki etkilerini 3B ölçüm kullanarak karşılaştırmaktır. Hacettepe Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'nda ortognatik cerrahi operasyonu geçirmiş 42 hastanın (21 kadın ve 21 erkek) KIBT verileri kullanılarak retrospektif bir çalışma tasarlandı. Asimetrisi olan 28 ve asimetrisi olmayan 14 hastanın ortogntaik cerrahi öncesi ve sonrası KIBT kayıtlarından ölçümler yapıldı. Asimetri hastalarında ise deviasyon yönündeki ve düzeltme yönündeki kondiller olmak üzere iki bağımsız çalışma grubu oluşturuldu. Asimetrisi olmayan hastalar için kontrol grubu oluşturulmuş ve çalışma grubu ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Ölçümler ve analizler için bir mikro CT analiz program olan "CTAn Software" (ver. 1.20.3.0, Bruker, Skyscan, Aartselaar, Belçika) kullanıldı. 3D modelleme ve kondiler yüzey değerlendirilmesi için "CTVol Software" (ver. 2.3.2.0, Bruker, Kontich, Belçika) kullanıldı. Trabeküler kemik remodelingi ve rezorpsiyonun değerlendirilmesi için mikroyapısal analizler kullanıldı. Tüm gruplarda mandibuler kondillerde yüzey ve kemik mikroyapısında değişiklikler meydana geldi. Çalışma grubunda deviasyon yönündeki kondillerde kemik hacmindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı ve bu kondillerde kemik mikroyapısal analiz sonuçları da rezorpsiyon yönünde meydana gelmiştir. Tüm hastalarda remodeling süreciyle uyumlu olarak mandibula kondilinde kemik yüzeyinde ve mikro yapısal konfigurasyonunda değişiklikler gözlenmesine rağmen; deviasyon yönündeki kondillerde diğer gruplardakine göre önemli ölçüde daha fazla rezorptif aktivite gözlendi. Anahtar Kelimeler: Ortognatik Cerrahi, Fasiyal Asimetri, Mandibuler Kondil, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Üç Boyutlu Modelleme, Kemik Mikro Yapısal Analizi, Kemik Remodelingi
Mandibuler posterior bölgede immediat implant uygulamalarında apikal ve lingual stabilizasyon alanlarının cerrahi sınırlamalarının incelenmesi
Amaç. Bu radyolojik çalışmanın amacı; Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) incelemeleri ile, mandibuler posterior bölgedeki immediat implant uygulamalarında; planlama, cerrahi sırası veya sonrasındaki olası kompleksite ve/veya komplikasyonların belirlenmesi ve prognoz tayini için, veri toplama ve tanımlamaya yönelik, bölgedeki anatomik oluşumların durumlarının araştırılmasıdır. Gereç ve yöntemler. Toplam 497 hastanın mandibuler bölge için dört yüz doksan yedi KIBT görüntüsü geriye dönük olarak analiz edildi. Mandibuler birinci premolar, ikinci premolar, birinci molar ve ikinci molar bölgelerinin görüntüleri değerlendirildi. Bu tarama çalışmasında; mandibuler posterior bölgenin kret morfolojisi (Gallucci ve Posterior Kret tipi) ve anatomik oluşumları değerlendirildi. Kategorik değişkenler olay sayısı ve yüzde olarak sunuldu. Kategorik değişkenleri karşılaştırmak için ki-kare testi kullanıldı (P=.05). Bulgular. Dört yüz doksan yedi kısmi dişsiz hastanın 293'ü kadın, 204'ü erkekti. Gallucci kret tipi değerlendirmesinde oranlar sırasıyla oblik kret %41,5, S-şekilli kret %25,2, düz kret %19, kum saati kret %10,7, bazal kemik kret %3,7 olarak bulundu. Posterior Kret Tipi sınıflaması değerlendildiğinde sırasıyla U (konkav) tipi kret %35,5, P tipi %34,1, C tipi %30,3 oranında bulundu. İmplant kompleksitesi acısından diğer çalışmalara göre bizim çalışmamızda oblik kret tipinin yüksek ve (U) konkav kret tipi diğer çalışmalara göre düşük bulunmuştur. Sonuçlar. Yaptığımız tarama çalışmasında konkav ( U ) kret tipinin diğer çalışmalara göre düşük bulunması komplikasyon oranın da düşmesi anlamına gelir ve ırksal olarak implant başarısı açısında daha şanslı olduğumuzu gösterir niteliktedir. KIBT görüntülerinin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi, implant yerleştirmeden önce ve yerleştirme esnasında kret şekli ve anatomik oluşumlarla ilgili önemli klinik bilgiler sağlayabilir. Özellikle mandibuler posterior bölgenin kompleks yapısı implant uygulama öncesi ekstra dikkatli inceleme gerektirir. Anahtar Kelimeler: İmmediat implant, mandibula, komplikasyon.
Ortognatik cerrahi hastalarında anestezi öncesi ve sonrası oklüzyon farklılıklarının ameliyat planlamasında kullanımının uzun dönem ameliyat sonuçları üzerine etkisi
Bu çalışmada, dik pozisyonda uyanıkken ve yatar pozisyonda genel anestezi altında meydana gelen sentrik ilişki değişiminin saptanarak ameliyat öncesi planda düzeltme yapılan hastaların uzun dönem sonuçları değerlendirildi. Yetmiş-üç Sınıf III kapanış bozukluğu olan, çift çene ameliyatı planlanan hastaların 25'ine anestezi öncesi dik pozisyonda ve anestezi sonrası yatar pozisyonda kesici dişlerdeki sentrik ilişki değişimi ölçülerek ameliyat öncesi plan bu doğrultuda düzeltildi. 48 hasta düzeltme yapılmadan ilk plana uygun olarak ameliyat edildi. İki grup arasında cerrahi sonrası ortodontik tedavi süreleri ve sefalometrik parametre değişimleri karşılaştırıldı. İntraoperatif düzeltme yapılan hastalarda cerrahi sonrası ortodontik tedavi süresi anlamlı olarak azaldı. Sefalometrik incelemede, intraoperatif düzeltme yapılan hastalarda A noktası sagittal düzlemindeki hareketinin ameliyat öncesi plana uyumu, kontrole göre anlamlı olarak arttı. Genel anestezi altındaki hastada sentrik ilişki posterior değişimi basit bir yöntem olan ısırtma mumu ile saptanarak planın bu doğrultuda düzeltilmesiyle, cerrahi sonrası istenmeyen oklüzal ilişkiler önlenebilir ve cerrahi sonrası ortodontik tedavi süreleri azaltılabilir.
İnvaziv işlemler açısından musculus masseter topografik anatomisinin altı kadranda incelenmesi
M. masseter, regio parotideo masseterica'da yer alır, girişimsel işlemler için önemli bir hedef yapıdır. Bu girişimsel işlemler cerrahi uygulamalar olabildiği gibi botulinum toksini enjeksiyonu gibi sıkça kullanılan uygulamalar da olabilmektedir. Tezin amacı, m. masseter'in topografik anatomik komşuluklarını incelemek, bölgedeki diğer anatomik yapıları ve aralarındaki ilişkileri açıklamaktır. 20 erkek ve 20 kadın %10 formalin solüsyonu ile fikse kadavra baş bölgesi arteriyel dolaşım sistemi kırmızı pigmentli epoksi reçine ile doldurulmuş, büyüteçli masalarda sağ ve sol parotideomasseterica bölgeleri diseke edilmiştir. Diseksiyonu yapılan bölgelerin resimleri üzerinde fotometrik ölçümler yapılmıştır. Ayrıca dijital kumpas ile manuel olarak yapıların ölçümleri yapılmıştır. Buna göre belirlenen kadran içerisinde n. auriculotemporalis ve a. temporalis superficialis, v. temporalis superficialis'in yüzeyelleşmediği görülmüştür. Kadran II-B enjeksiyon benzeri girişimsel işlemler açısından en uygun alan olarak belirlenmişse de bölge içerisindeki diğer önemli yapıların referans çizgilere olan uzaklıklarının ve derinliklerinin dikkate alınması gereklidir.
Çene kemiklerinde rastlanılan patolojik oluşumların dental volumetrik tomografi ile düşünülen teşhislerinin histopatolojik tetkikler ile doğrulanması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; çene kemiklerinde rastlanılan patolojik lezyonların dental volumetrik tomografi (DVT) bulgularını değerlendirmek, bu bulgular ışığında konulan ön tanıları, histopatolojik değerlendirme sonuçları ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ağustos 2017 – Şubat 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Ağız Diş Çene Cerrahisi AD'na başvuran hastalar arasında maksilla veya mandibulalarında santral yerleşimli 50 patolojik lezyon izlenmiş olan 50 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çene kemiklerinde rezorpsiyona sebep olan, radyolüsent, radyoopak ya da radyolüsent-radyoopak görünümlü mikst litik lezyonlara sahip olan hastalarda, panoramik radyografi ve dental volumetrik tomografi ile minor cerrahi işlemin uygulanacağı patolojik lezyona sahip bölge değerlendirilmiştir. Dental volumetrik tomografi yardımı ile ön tanı not edildikten sonra, yapılan minör cerrahi girişimde elde edilen spesimen histopatolojik incelemeye tabi tutulmuştur. Histopatolojik tanı ile daha önce not edilmiş olan ön tanılar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 lezyonun 41'i kist, 9'u tümör ve benzeri oluşumlar ve kemik ile ilgili patolojilerden oluşmaktadır. En sık izlenen lezyon radiküler kist olmuştur. Çalışmamızdaki 50 olgudan 14'ünde (%28); ön tanılar ile histopatolojik tanılar farklı olmuştur. Yapılan istatistiksel analizlerde, kist ile tümör ve benzeri lezyonların lokalizasyonları (mandibula/maksilla–anterior/posterior) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>.05). Sonuç: DVT, çenelerde görülen patolojik lezyonların tanı, tedavi ve kontrollerinde giderek daha sık başvurulan bir araç olmuştur. Patolojik oluşumun 3 boyutlu değerlendirilmesinde ve operasyonun planlanmasında son derece faydalı olmasına karşın, kesin tanı çin histopatolojik değerlendirmenin gerekliliği göz ardı edilmemelidir. Anahtar Kelimeler: dental volumetrik tomografi; çene kemiklerinde patolojik lezyonlar; kist
Foramen mandibulae'nin morfometrik özellikleri ve klinik önemi
Amaç: Foramen mandibulae a.v.n. alveolaris inferior'un canalis mandibulae'ya giriş noktası olması nedeniyle, bir çok diş hekimliği ve maxillofacial cerrahi prosedüründe önem taşır. Sagittal split ramus osteotomi, ortognatik cerrahi, mandibular travma yönetimi, benign ve malign lezyonların çıkarılması, preprotetik cerrahi ve mandibular anestezi işlemlerinde sinir hasarı ve başka komplikasyonların önlenmesi açısından for. mandibulae'nin konumu ve morfometrik bulgularına hakim olunması oldukça önemlidir. Lingula mandibulae, for. mandibulae ve n. alveolaris inferior ile komşuluğundan dolayı oldukça önemli bir yapıdır. Klinikte for. mandibulae'nin konumunun tespitinde kılavuz alınan noktalar arasında önemli bir yere sahiptir. Çalışmanın amacı for. mandibulae ve lingula mandibulae'nin morfometrik ölçümlerini yaparak for. mandibulae'nin lokalizasyonu hakkında bu bölge üzerinde çalışan araştırmacı ve klinisyenlere ışık tutmaktır. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Makroskopi Salonu'nda bulunan 99 adet kuru mandibula üzerinde 0,01 mm duyarlılıktaki dijital kumpas ve 1 derece duyarlılıktaki gonyometre kullanılarak morfometrik ölçümler yapıldı. Bulgular: For. mandibulae ramus mandibulae'nin ön-arka genişliğinin orta noktasının hafif posteriorunda ve ramus mandibulae yüksekliğinin orta noktasının hafif superiorunda yer almaktadır. Ramus mandibulae'nin margo anterior'una uzaklığı ortalama 16,60 mm, margo posterior'una uzaklığı ortalama 13,36 mm, foramenin transvers çapı 2,98 mm, sagital çapı 3,86 mm bulundu. Lingula mandibulae'nin margo anterior'a uzaklığı 16,51 mm, margo posterior'a uzaklığı 15,04 mm, yükseklği ortalama 8,14 mm bulundu. Mandibula açısı ortalama 123 derece, lingula mandibulae açısı ortalama 26 derece bulundu. Molar okluzal hat seviyesi %54,2 oranında lingula mandibulae tepe noktası ile for. mandibulae girişi arasında, %34,3 oranında for. mandibulae girişinden daha aşağıda olduğu görüldü. Ayrıca aynı mandibulanın sağ ve sol tarafında molar okluzal hat seviyesinin farklı olabildiği görüldü. Lingula mandibulae tiplerinin görülme sıklıkları truncated %36,6, triangular %33, nodular %15,7, assimilated %14,7'dir. Ramus kalınlığı for. mandibulae'nin anteriorunda ortalama 7,86 mm, for. mandibulae hizasında ortalama 4,72 mm, posteriorunda 5,50 mm bulundu. Sonuç: Yaptığımız ölçümler ve daha önce yapılan çalışmaların sonuçları değerlendirildiğinde, for. mandibulae ve lingula mandibulae'nin ramus mandibula üzerindeki konumunun değişkenlik gösterebildiği görülmüştür. Çalışmamızın literatüre katkısı olacağını ve bu alanda çalışan klinisyenlere ışık tutacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler; foramen mandibulae; lingula mandibule; mandibulae; n. alveolaris inferior
Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde mandibulada uygulanan extra alveoler mini vida destekli distalizasyonun dentoalveoler etkilerinin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda, sınıf III maloklüzyona sahip, büyüme ve gelişim dönemi sonlanmış ya da sonlanmak üzere olan bireylerde, alt dental arkın distalizasyonu için köklere paralel konumda yerleştirilen mini vidalardan uygulanan kuvvetlerin, alt dental ark üzerindeki etkilerinin ve alt çene keser dişlerini çevreleyen alveoler kemik dokusundaki değişikliklerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ve lateral sefalometrik filmler üzerinde incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve Angle sınıf III maloklüzyona sahip 22 birey (15 kız, 7 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamız tek gruptan oluşmakta olup, tüm bireylere Empower 2 (American Orthodontics, Kaliforniya, ABD) kendinden bağlanan braketler ve sırasıyla 0,014 HANT, 0,016 HANT, 0,016x0,025 HANT, 0,019x0,025 HANT, 0,019x0,025 paslanmaz çelik teller uygulanmıştır. Mini vidalar 0,019x0,025 paslanmaz çelik tele geçilen seans uygulanmış ve distalizasyon kuvveti termoset özellikli elastomerik zincirler yardımıyla aktiflenmiştir. Distalizasyon kuvvetinin başlatıldığı (T0) ve sonlandırıldığı seansta (T1) lateral sefalometrik filmler ve KIBT görüntüleri alınmıştır. Lateral sefalometrik görüntüler üzerinde sert ve yumuşak doku analizleri Dolphin Imaging Software Version 11.95.08.50 (Dolphin Imaging, Kaliforniya, ABD) programı kullanılarak yapılmıştır. Alınan KIBT kayıtları CS 3D Imaging (Carestream Dental LLC, Atalanta, USA) programı kullanılarak görüntülenmiştir. Bu görüntüler Adobe Photoshop CC 2019 20.0.6 (Adobe Inc., California, USA) programına aktarılarak ölçümler yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken normallik kontrolü Shaphiro-Wilk testi kullanılarak yapılmıştır. Normal dağılım sağlandığında bağımsız örneklem t-testi yapılmıştır. Bulgular: Sefalometrik film üzerinde yapılan iskeletsel analiz ölçümlerinde, T0 ve T1 dönemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunan tek değer Witts değeridir (3,34, p<0,05). Yapılan dişsel ölçümlerde, IMPA (10,72°, p<0,05), L1-NB açısı (10,41°, p<0,05), L1-NB mesafesi (3,10, p<0,05), Md1-MdOP (6,41°, p<0,05), Md1-Sn (3,75°, p<0,05) değerlerinin, T0 ve T1 dönemlerinde oluşan farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca tedavi sonunda palatal düzlem-oklüzal düzlem açısı 3,54° azalmış, mandibuler düzlem-oklüzal düzlem açısı 2,78° artmış olup bu iki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Yumuşak doku analizlerinde ise Li-E değeri 2,27 mm ve Li-S değeri 2,03 mm azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Alt çene sağ ve sol kanin dişlerinin mezial yüzeyleri arasından alınan KIBT verilerinde yapılan ölçümlere göre, T0 ve T1 dönemleri arasında, alt çene kanin dişlerinin mezial yüzeyleri arasında kalan bölgenin, 31 numaralı dişin mine-sement sınırının 3 mm altından alınan kesite göre horizontal düzlemde kapladığı alan 4,1±5,19 mm2 azalmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). 31, 32, 41, 42 numaralı dişlerin her birinin labial ve lingual yüzlerindeki alveoler kretin en tepe noktasından alınan kesitte hesaplanan alveoler kemik ile kök yüzey temas uzunluğu incelendiğinde, 42 numaralı dişin lingual yüzeyi hariç tüm yüzeylerde alveoler kemik ile kök yüzeyi temas uzunluğu anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Sonuç: Alt dental arkın total distalizasyonunun dentoalveoler etkilerinin incelendiği bu çalışmada, tedavi sonunda alt kesici dişlerin eğimleri azalmış, alt oklüzal düzlem saat yönünün tersine rotasyona uğramıştır. Uygulanan mekanik alt kesici dişleri çevreleyen alveoler kemik desteğinin azalmasını engellemekte yetersiz bulunmuştur. Konu ile ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Normodiverjan iskeletsel sınıf 2 vakalarda yumuşak doku kompanzasyonunun değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı, normodiverjan iskeletsel Sınıf 2 vakalarda, maksilla ve mandibulanın ön kafa kaidesine göre konumuna bağlı olarak, fasiyal yumuşak dokuların kompanzasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, normodiverjan (SN-GoGn 32°±5°) ve 14-16 yaş arası olan 240 vakanın (120 kız, 120 erkek), ortodontik tedavi öncesi alınmış olan sefalometrik filmleri ANB açılarına göre; Grup 1: iskeletsel Sınıf 1 (ANB 2°±2°, SNA 82°±2°, SNB 80°±2°), Grup 2: iskeletsel Sınıf 2, maksiller protrüzyon (ANB˃4°, SNA˃84°, SNB 80°±2°), Grup 3: iskeletsel Sınıf 2, mandibular retrüzyon (ANB˃4°, SNB˂78°, SNA 82°±2°) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Her grupta 40 vaka olacak şekilde kız ve erkek cinsiyetleri ayrı ayrı ele alındı. Yumuşak dokuda 10 adet kalınlık, 2 adet açı, 1 adet yumuşak ve sert doku açı oranı ile muhtemel farlılıklar değerlendirildi. Kullanılan ölçüm sistemlerinin güvenilir ve tekrar edilebilir olduğu çalışmamızda, eşleştirilmiş örneklemler t-testi ve ANOVA kullanılarak verilerin istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular: Erkek vakalarda gruplar arası yumuşak doku kalınlık, açı ve açı oranları ölçümlerinin değerlendirilmesinde, Grup 1 ve Grup 2 arasında Pr-Lsp, Pog-Pogˈ (p˂0,05) ve Id-Lip, Me-Meˈ (p˂0,001) değerlerinde; Grup 1 ve Grup 3 arasında B-Bˈ, Pog-Pogˈ, MLA (p˂0,005) ve Id-Lip, Me-Meˈ (p˂0,001) değerlerinde; Grup 2 ve Grup 3 arasında ise A-Aˈ, N-A-Pog/ Nˈ-Sn-Pogˈ (p˂0,05) değerlerinde anlamlı farklılıklar bulundu. Kız vakalarda gruplar arası yumuşak doku kalınlık, açı ve açı oranları ölçümlerinin değerlendirilmesinde ise, Grup 1 ve Grup 2 arasında Pog-Pogˈ, Me-Meˈ (p˂0,05), A-Aˈ (p˂0,005) ve Pr-Lsp, Id-Lip, MLA (p˂0,001) değerlerinde; Grup 1 ve Grup 3 arasında; B-Bˈ (p˂0,005) ve Id-Lip, Pog-Pogˈ, Me-Meˈ, MLA değerlerinde; Grup 2 ve Grup 3 arasında ise Id-Lip (p˂0,05) değerinde anlamlı farklılıklar bulundu. Tüm gruplarda yumuşak doku kalınlık, açı ve açı oranları ölçümlerinde cinsel dimorfizm değerlendirildiğinde, tüm gruplarda Ac-Pn (Grup 1 ve 2 p˂0,05; Grup 3 p˂0,001), A-Aˈ, Pr-Lsp, Id-Lip (p˂0,001) değerlerinde anlamlı farklılıklar bulundu. Ayrıca, Grup 1'de MLA (p˂0,05); Grup 2'de Me-Meˈ (p˂0,05), Glb-Glbˈ (p˂0,001); Grup 3'de ise B-Bˈ (p˂0,05) ve N-A-Pog/Nˈ-Sn-Pogˈ (p˂0,001) değerlerinde farklılıklar mevcuttur. Sonuç: Normodiverjan iskeletsel Sınıf 2 vakalarda yumuşak doku kompanzasyonu, yüzün bazı bölgelerinde, çenelerin ön kafa kaidesine göre konumu ile ilişkilidir. Anahtar kelimeler: İskeletsel Sınıf 2, yumuşak doku, kompanzasyon.
Çift taraflı atrofik mandibulada otojen blok greft ve zenginleştirilmiş kemik greft matriksi ile augmentasyonun radyolojik ve histomorfolojik olarak değerlendirilmesi
Amaç: Tedavisi hekimler açısından zorlayıcı olan ve tedavi sonuçları tahmin edilemeyen atrofik mandibulanın augmentasyonunda halen altın standart olarak kabul edilen otojen blok kemik greft materyaline alternatif oluşturmak ve çadır tekniğiyle birlikte uygulanan zenginleştirilmiş kemik greft matriksi olan 'yapışkan kemik' materyalinin kemik kazanımı ve yeni oluşan kemik doku yönünden tedaviye etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi AD'na başvurmuş, çift taraflı atrofik mandibulaya sahip ve dental implant talebinde bulunan 13 hasta ile yürütülmüştür. Bu prospektif çalışmada, bir tarafta enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (E-TZF) ile elde edilen zenginleştirilmiş kemik greft matriksi olan 'yapışkan kemik' (çalışma grubu), bir tarafta ise otojen blok kemik greft materyaliyle (kontrol grubu) kemik augmentasyonu gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın belirleyici değişkeni, E-TZF uygulaması ve gruplar arasındaki farklılıklardır. Buna göre, çalışmamızda, birincil olarak, gruplar arasındaki kemik yapımı ve hacmi değerlendirilmiş ve ikincil olarak, kemik örnekleri üzerinde yeni kemik, greft materyali ve bağ dokusu içeriği karşılaştırılmıştır. Bir diğer değişken olarak çalışma gruplarındaki komplikasyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, bilgisayara aktarılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Bu prospektif çalışma, 11 hasta (7 kadın, 4 erkek; yaş ortalaması 50,92) ile tamamlanmıştır. Klinik bulgular değerlendirildiğinde komplikasyon oranları açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Test ve kontrol grupları radyolojik bulgular yönünden karşılaştırıldığında, dikey yönde kemik kazanımı kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Farklı olarak, yatay yöndeki kemik kazanımı, iki grupta benzer oranda gözlenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Histolojik olarak, canlı kemik doku oranı test grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek gözlenmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Greft materyali oranı ise test grubunda, kontrol grubuna göre düşük gözlenmiş ve bu değer, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Otojen blok kemik greft materyali, augmentasyon cerrahisinde altın standart olarak kabul edilmekle birlikte travmatik bir işlem olması nedeniyle hasta konforunu olumsuz etkilemektedir. Ek olarak kemik greft materyalleri aracılığıyla gerçekleştirilen augmentasyon cerrahileri özellikle yatay yöndeki kemik kazanımlarında alternatif sunmaktadır. Bu materyallerin trombosit konsantreleriyle birlikte kemik yapımına katkı sağladığı histolojik analizde gözlenmektedir. Bu çalışma doğrultusunda, zenginleştirilmiş kemik greft matriksi ile nitelikli sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atrofik mandibula; Kemik augmentasyonu; Otojen blok kemik grefti; Trombosit konsantreleri; Çadır tekniği; Yapışkan kemik
Evaluation of the stress distribution on the inferior alveolar nerve in mandibular advancement and counterclockwise rotation surgery with THREE-dimensional finite element analysis
Introduction: Sagittal split osteotomy is a frequently used treatment for the correction of hypoplasia and hyperplasia of the mandible. Temporary or permanent hypoesthesia of the inferior alveolar nerve is a common complication of this procedure. Especially in cases where the mandible is advanced, the tension on the nerve is higher. This condition affects nerve conduction. Accordingly, it affects the duration of post-operative hypoesthesia. Although it is known clinically that the tension in the nerve increases as the amount of mandibular advancement increases, there is no study in the literature on inferior alveolar nerve tension in cases where counter clock-wise rotation of the mandible is performed. The aim of this study is to compare the tension in the inferior alveolar nerve in models with different amounts of advancement and counterclockwise rotation. Materials and methods: For this experimental study, a 3D finite element model of the mandible was created from 0.5 mm serial axial sections from two-dimensional (2D) computerized tomography (CT) images using 3D DOCTOR. The precise organic properties of cortical and cancellous bone structures are considered isotropic, homogeneous and linearly elastic. The organic properties of the inferior alveolar nerve are considered viscoelastic and homogeneous. In the study, a total of 6 models were used. Different amounts of advance in the linear direction to 3 of these models; The other 3 were rotated counterclockwise in combination with different amounts of advancement. First model 6mm, second model 9mm, third model 12mm linear advancement; The fourth, fifth and sixth groups were rotated 10 degree counterclockwise with 6.9 and 12 mm advancement, respectively. Then, the tensile stress of the inferior alveolar nerve in each model was calculated. Finite element solver software was used to calculate the stresses in each model. Stress lines were calculated and drawn in the inferior alveolar nerve tissue and fixation devices. By comparing the tension values in the nerve with each other, the effect of orthognathic surgery on the risk of nerve damage was evaluated. Results: In Model 1, Von Mises stress value: 1724, Pmax stress value: 2864, Pmin stress value: -1009, has occurred as a result of 6 mm linear advancement. In Model 2, the Von Mises Stress value: 2585, Pmax stress value: 4296, Pmin stress value: -1513 has occurred as a result of 9 mm linear advancement. In Model 3, Von Mises stress value: 3443 is: 3447, Pmax stress value: 5728, Pmin stress value: -2018 has occurred as a result of 12 mm linear advancement. In Model 4, Von Mises stress value: 1739, Pmax stress value: 2867, Pmin stress value: -1029 has occurred as a result of 6 mm linear advancement and 10 degrees counterclockwise rotation movement. In Model 5, Von Mises stress value: 2600, Pmax stress value: 4299, Pmin stress value: -1532has occurred as a result of 9 mm linear advancement and 10 degrees counterclockwise rotation movement. In Model 6, Von Mises stress value: 3461, Pmax stress value: 5731, Pmin stress value: -2036, has occurred as a result of 12 mm linear advancement and 10 degrees counterclockwise rotation movement. Von mises values are listed as M6>M3>M5>M2>M4>M1. Von mises values are listed as M6>M3>M5>M2>M4>M1. Minimum principal stress values are listed as M1>M4>M2>M5>M3>M6. Conclusion: The main reason for the stress on the inferior alveolar nerve after SSRO is the amount of advancement rather than the rotational movement. When the amount of mandibular advancement increases by 2 times, it is seen that the stresses on the nerve increase approximately 2 times. Key words: mandibular advancement, counter-clockwise rotation, inferior alveolar nerve, finite element analysis
Posterior rezorbe mandibulada alveoler kret genişletme tekniği ile yapılan silindirik ve konik implantlar ile yeni nesil kama şekilli blade implant uygulamalarının sonlu elemanlar stres analizi yöntemi ile kıyaslamalı olarak değerlendirilmesi
Parsiyel ve tam dişsiz hastaların diş eksiklerinin tedavisinde kullanılan kemik içi implantlar son 50 yılda başarılı sonuçları ile hastalar ve diş hekimleri tarafından tercih edilmektedir. Diş eksikliği sonucu oluşan kemik doku rezorbsiyonu, özellikle horizontal yönde kemik genişliğinin azalması standart çaptaki implantların uygulanmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum farklı invaziv kemik kazanma uygulamalarını gerektirmektedir. Horizontal yönde kemik kazanmak için uygulanan alveolar kret split, distraksiyon osteogenezi, otojen kemik grefti uygulamalarıyla değişen oranlarda başarı elde edilmektedir. Ancak bu tekniklerin hasta morbiditesini arttırdığı, tedavi süresini uzattığı, ekonomik maliyeti yükselttiği bilinmektedir. Bu çalışmada alveoler kret split tekniği eşliğinde silindirik ve konik implant kullanılması ile alveol kemik genişliğine müdahele edilmeksizin blade implant uygulaması kıyaslanmaktadır. Kıyaslama yöntemi olarak canlı dokuda uygulanan invazif teknikler yerine Sonlu Eleman Stres Analizi yöntemi tercih edilmiştir. Üç boyutlu bilgisayar destekli yazılım programı kullanılarak 4 mm horizontal genişliğe sahip mandibula kemiğinin üçboyutlu modelleri oluşturulmuştur. Modellerin ikisinde alveoler kret split işleminin simülasyonu yapılarak bir modele 4.1mm çapı 10 mm uzunluğu olan konik implant yerleştirilmiştir. Diğer modelde de aynı işlem sonrası 4.1mm çapı ve 10 mm uzunluğu olan silindirik implant yerleştirilmiştir. Üçüncü modelde kemik genişliğine müdahele edilmeksizin 1.8 mm bukkolingual, 5 mm meziodistal genişliği olan 11 mm uzunlukta kama şekilli blade implant yerleştirildi. Tüm modellerde bilgisayar yardımıyla tasarlanmış kronun santral fossasına bukkolingual yönde 30 derece açıyla 100 N ve vertikal yönde 100 N kuvvet uygulanmıştır. SESA yöntemiyle kuvvetlerin kemikte ve implantlarda oluşturduğu stres değerleri irdelenmiştir. Oblik kuvvetler sonucu her üç modelde oluşan stres değerleri vertikal kuvvetler sonucu oluşan stres değerlerinden yüksek olmuştur. İmplantların boyun kısmı ve kortikal kemiğin şu kısmı çevreleyen bölgesinde streslerin yoğunlaştığı görülmüştür. Tüm modellerde oluşan sıkışma stresi gerilme stresinden fazla olmuştur. Blade implantta oluşan Von Mises stres değerleri diğer implantlarda oluşan değerlerden 20 % yüksek çıkmıştır. Bu değerler titanyum alaşımın geri dönüşümsüz deformasyona uğradığı direnç değerinin altında kalmıştır. Çıkan sonuçlara dayanarak blade implant modelinde diğer modellerden daha fazla oluşan stres değerlerinin tolere edilebilir olduğu söylenebilir. Alveoler kret split işleminin dezavantajları ve komplikasyonları düşünüldüğünde, bunları elimine etmek için blade implantlar iyi bir alternatif sunmaktadır. Seçtiğimiz blade implant sisteminin klasik döner aletlerle değil, piezocerrahi ile uygulanması da canlı dokuda bir avantaj sağlamaktadır. SESA yöntemi her ne kadar dokudaki sonuçlara, yakın sonuçlar verse de bazı işlemleri standat kabul etmesi nedeniyle dokudaki durumu birebir ifade edememektedir. Bu çalışmada bilgisayar modeliyle elde edilen sonuçların dokudaki sonuçlarla desteklenmesi için yeni klinik çalışmalara gereksinim olduğu kanaatine varmış bulunuyoruz. Çalışmamızda elde edilen verilerin literatüre katkı sunduğu ve bundan sonraki klinik çalıştırmalara baz oluşturduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Kama şekilli blade implant, Sonlu Elemanlı Stres Analizi, Posterior Rezorbe Mandibula, Alveolar Kret-Split.
Maksilla ve mandibulada bukkal ve palatal bölgede mini vida yapılan alanlardaki yapışık dişeti kalınlığının farklı yaş ve cinsiyet ile ı̇lişkisi
Amaç: Ortodontik tedavilerde ankraj kontrolü için sıklıkla mini vidalar kullanılmaktadır. Mini vida başarısını etkileyen önemli faktörlerden birisi diş eti kalınlığıdır. Diş eti kalınlığı bireyler arasında ve ağız içindeki farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete göre değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; sıklıkla mini vida uygulanan bölgelerdeki diş eti kalınlığının yaş, cinsiyet ve bölgelere göre değişimini incelemek, uygulanacak mini vidanın boyutunun seçilmesine rehberlik etmektir. Materyal-Method: Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na muayene için başvuran 224 hastada transgingival sondalama yöntemi ile diş eti kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. 14-20 ve 21-27 yaş aralığında olmak üzere 56 kadın ve 56 erkek çalışmaya dahil edilmiştir. Ölçümler her bireyde mandibula bukkal bölge ve maksilla bukkal bölge interdental alanda mukogingival birleşim noktasından, maksilla palatinal bölgede gingival tepeden 4 mm ve 8 mm mesafede interdental alandan yapılmıştır. Bulgular: Cinsiyetler arası karşılaştırmalarda maksilla bukkal bölgede diş eti kalınlığı erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha kalın bulunmuştur (p<0.005). Yaşa göre karşılaştırmalarda maksilla bukkal ve palatinal bölgede diş eti kalınlığı küçük yaş grubu bireylerde büyük yaş grubu bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha incedir (p<0.05). Bölgeler arası karşılaştırmalarda dişeti kalınlığı mandibula bukkalde en kalın molar bölgede, maksilla bukkalde en kalın keser bölgede, maksilla palatinal 4 mm mesafede en kalın premolar bölgede, maksilla palatinal 8 mm mesafede en kalın molar bölgede bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre mini vida uygulanan farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete bağlı olarak diş eti kalınlığı değişiklik göstermektedir. Klinik uygulamalarda mini vida boyutunun seçiminde değişen diş eti kalınlığı dikkate alınmalıdır.
Mandibular ilerletmede kullanılan farklı sabit fonksiyonel apareylerin dentoalvelolar yapılar üzerindeki etkilerinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, yakın dönemde üretilmiş olan ve klinik uygulaması kolay olan PowerScopeR2 (2014 American Orthodontics Corporation, Sheboygan, Wisconsin) apareyinin mandibula, maksilla ve dentoalveolar yapılar üzerindeki etkilerinin in vitro olarak sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi ve klinik rutininde çok kullanılan ForsusTM Fatigue Resistant Device EZ2 (FRD; 3M Unitek, Monrovia, California) ve Herbst (Dentaurum Inc., Newtown) apareyleri ile etkileri arasındaki farkların incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çene kemiklerininin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli, büyüme gelişimi tamamlanmış bir bireyden konik ışınlı tomografi ile elde edilmiş ve çalışmanın yapıldığı firmadan temin edilmiştir (Ay tasarım, Ankara). Forsus, PowerScope2 ve Herbst apareyleri, üç ayrı sonlu elemanlar modelinde uygulanıp dişler, dentoalveolar yapılar ve çene kemikleri üzerindeki von Mises gerilme, minimum-maksimum asal gerilme ve yer değiştirme değerleri sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: PowerScope2 apareyi uygulanan modelde alt kesici dişlerde, Forsus ve Herbst apareyi uygulanan modellerden daha fazla protrüzyon gözlenmiştir. Herbst apareyinin uygulandığı modellerde dişlerde von Mises gerilme değerleri diğer iki apareye göre oldukça yüksek gözlenmiştir. Sabit fonksiyonel apareylerin üst çene molar dişlerinde meydana getirdiği distalizasyon miktarı en fazla Herbst apareyinin uygulandığı modelde gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda yüksek von Mises gerilimleri tüm simülasyonlarda kuvvetin iletildiği dişlerde görülmüştür. Yakın dönemde üretilmiş olan ve uygulama açısından diğer iki apareye göre daha kolay olan PowerScope2 apareyinin de diğer iki apareyle benzer etkiler oluşturduğu üst çenede istenmeyen molar dişte bukkal tiping gibi etkilerin ve mandibular retrognatili hastalarda istenmeyen üst çene molar distalizasyonun önlenmesi amacıyla ek önlemler alınması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Forsus, PowerScope, Herbst, Sonlu elemanlar analizi, Fonksiyonel tedavi
İnsan ve doğal kaynaklı afetlerde kimliklendirmede dental görüntüleme tekniklerinden panoramik röntgen kullanımı
Dental biyometri, doğal ve insan kaynaklı felaketlerde ölenlerin kimliklendirilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Diş kayıtlarının kalıcılığı, geleneksel biyometrik teknikler olan parmak izi ve yüz ile irisin kullanımına göre daha iyi bir seçenek olarak görülmektedir. Pek çok çalışma, insan kimliklendirmesinde diş kayıtlarının kullanılmasının DNA analizine göre daha hızlı, güvenilir ve ucuz olduğunu göstermiştir. Kafatası, pelvisten sonra cinsiyetin saptanmasında yüksek dimorfizm gösteren ve en güvenilir şekilde kullanılan ve güvenilirliği %92 olan bir iskelet parçasıdır. Mandibula, kafatasının en güçlü ve en büyük kemiği olduğu için cinsiyet belirleniminde rolü büyüktür. Ramus bölgesinde ölçülen parametreler şunlardır: Minimum ramus genişliği, maksimum ramus genişliği, izdüşümsel ramus yüksekliği, maksimum ramus yüksekliği, kondil yüksekliği, koronoid yüksekliği, bigonial genişlik, gonial açı. Panoramik radyografiler eğer AM olarak mevcutsa insan kimliklendirilmesinde, dijital olarak çakıştırma, veri tabanında arama ve veri tabanı oluşturmak için kullanılmaktadır. Çalışmada 100 erkek ve 100 kadın panoramik röntgeni üzerinde, üç ayrı araştırmacı tarafından bütün parametreler için yapılan ölçümlerde uyum değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışmada sağ ve sol ramus genişliği, sağ ve sol condyl yüksekliği ve bigonial genişlik değerleri ayrı ayrı incelenerek elde edilen cinsiyet durumu için tanı testi olarak kullanıp kullanılamayacağı analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle ilgili parametreler kadın ve erkek olarak iki grup için lojistik modeli kurulmuştur. Bir bağımsız değişken ile kurulan modelden elde edilen olasılıklar hesaplanmış ve tanı testi yapılarak bu olasılıklar üzerinden ROC analizi yapılmış olup Youden indeksine göre kesim noktası belirlenmiştir. Kesim noktasına göre duyarlılık ve seçicilik değerleri hesaplanmıştır. Her araştırmacıya ait karşılaştırmalar, uyumlu ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, adli kimliklendirmede kullanılabilirliği ve cinsiyet tayini yapılabilirliğini de ortaya konmuştur.
Evaluation of jaw cyst shrinkage in the posterior mandible after decompression therapy with cone beam computed tomography: 3D volumetric analysis evaluation of jaw cyst shrinkage in the posterior mandible after decompression therapy with cone beam computed tomography: 3D volumetric analysis
SAYDAM B. 2024. Evaluation of Jaw Cyst Shrinkage in the Posterior Mandible after Decompression Therapy with Cone Beam Computed Tomography: 3D Volumetric Analysis. Yeditepe University Institute of Health Sciences, Department of Oral and Maxillofacial Surgery, Doctorate Thesis, Istanbul. The aim of this study was to evaluate volume reduction after decompression therapy in cyst patients and assess the correlation between several parameters with volume reduction and bone healing and formation using Cone-Beam Computed Tomography (CBCT). For the sampling, the CBCT images of the patients with the diagnosis 'cyst' between the years 2011 and 2023 were retrieved from the archives of the Department of Dentomaxillofacial Radiology at Yeditepe University, the Faculty of Dentistry. Three hundred and sixty-five scans were reviewed initially. All scans were taken using the same imaging device (i-CAT Imaging Science International, Inc. Hatfield, PA, USA). Based on inclusion and exclusion criteria and G power analysis carried out based on the published study of U. Consolo et al., 12 patients were considered eligible for the study. The software Mimics 20.0 (Materialize Medical, Leuven, Belgium) was used to measure the volume of the cystic lesion. The CT digital imaging and communication in medicine (DICOM) datasets were imported into the program and sliced in the axial, coronal, and sagittal planes. The cross-section of the lesion was delineated on CT images, and the delineated images were then integrated to reconstruct three-dimensional structures prior to volumetric analysis. Then the program automatically calculated the cyst volumes. Among 12 patients (8 keratocyts and 4 dentigerous cysts), it was determined that all patients had a decrease in cyst volumes after treatment (p<0,05). Patients were classified according to gender, age, initial volume of the lesion, duration, presence of involved teeth, cortical bone expansion, cortical bone perforation, smoking, drain localization, drain type, extraction and pathological diagnosis. Considering all these parameters, it was found that there was no correlation or statistically significant difference between these parameters and volume reduction of cystic lesions (p>0,05). In conclusion, CBCT plays an important role in detecting and evaluating cystic lesion shrinkage after decompression therapy and to determine the right time for enucleation. In addition, the results obtained in the study revealed that decompression treatment was effective in causing changes in the procedures and behaviors of the cyst and reducing the complications that may arise during and after the treatment. Keywords: Cyst, Odontogenic Cyst, Decompression, CBCT
Açılı implant yerleştirilen atrofik mandibulada lateral ve frontal kuvvetlerin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada atrofik mandibulada interforaminal bölgeye implantların yerleştirilmesi ile protetik aşamaya kadar olan dönemde lateral ve frontal kuvvetlerin; vertikal, 17 ve 30 açılı monokortikal ve bikortikal yerleştirilen implantların çene kırığı üzerinde olası etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Tam dişsiz bir hastanın mandibulası konik hüzme ışınlı bir tomogrofi ile DICOM formatında görüntülendi. Mimics yazılımında kesitler üzerinde ayırıştırılan kemik dokularının 3 boyutlu modeli oluşturuldu. Geomagic 3D yazılımı ile mandibulanın 3 boyutlu CAD modelinin elde edilmesinin ardından SOLIDWORKS yazılımı ile 3.75 mm çapında ve 8, 10, 12 ve 15 mm boylarında konik ve yiv tasarımından arındırılmış dental implantlar vertikal, 17 açılı ve 30 açılı olarak yerleştirildi. ANSYS yazılımı ile düğüm ve elemanlar belirlendikten sonra mandibula kondillerden sabitlenip 10 MPa static kuvvet frontal ve lateral planda 1sn süre ile uygulandı. İmplant çevresinde meydana gelen maksimum eşdeğer gerilme kuvvetleri ve mandibulada meydana gelen maksimum eşdeğer gerinim ölçüldü. Lateral yönlü kuvvette en yüksek eşdeğer gerilme kuvvetin karşı tarafındaki 30 açılı bikortikal implantta; frontal yönlü kuvvette ise en yüksek eşdeğer gerilme 30 açılı monokortikal yerleşimli implantta izlendi. Maksimum eşdeğer gerinim lateral kuvvet ile en yüksek 30 açılı monokortikal implantın olduğu modelde, frontal kuvvet ile en yüksek 30 açılı bikortikal yerleşimli implantın bulunduğu modelde izlendi. Lateral ve frontal kuvvetlerin bikortikal yerleşimli bölgede artmış stress ve frontal kuvvette implant açılarının artmasıyla oluşan yüksek stres değerleri protetik yükleme öncesinde mandibulada fraktür riskini arttırabileceğini düşünmekteyiz.
A cone beam computed tomography image analysis method to evaluate the inferior alveolar nerve canal with its associated anatomical structures and variations: A retrospective study
Objective: The aim of this study was to produce a systematic method of CBCT image analysis to investigate the Inferior Alveolar Nerve Canal (IANC) trajectory along with its associations and variations and to provide evidence that the visibility of the IANC and its prolongation on CBCT imaging can be detected as a one continuous component, starting from the Mandibular Foramen (MaF) through the Mental Foramen (MeF), and ending as the Mandibular Incisive Canal (MIC) at the midline region. Materials and Methods: This study was a retrospective, cross-sectional review of CBCT images from 200 patients were evaluated by two Dentomaxillofacial radiologists, identical method to investigate the following image parameters: Mandibular Foramen (MaF), types of Mandibular Canals (MaC), Mental Foramen (MeF), types of Mental Canals including: length, symmetry and angulations, visibility of Mandibular Incisive Canal(MIC), types of Lateral Lingual Vascular Canals(LLVCs); including length, height, orientation, location, and opening aspect, Nutrient Canals (NC) number and range between teeth, as well as types of Lingual Foramen (LF)and their associated canals(LC); according to number, orientation, location in relation to the genial tubercles and opening aspect. Results:The visibility of the MIC was detected in the 200 (100%) images.In regards to gender, andamongst all the measured image parameters,the right and left MeC length, the LLVCs range on the right side, and theLC location in relation to genial tuberclesare statistically significant; 0.000, 0.006, 0.002 and 0.020respectively.There was a strong positive correlation between the LLVCs' orientation and the LLVCs' heightat the measurement site.There was a moderate positive correlation between the MeC orientations on the right side with that on the left side, and between the MeC lengths on right and left sides.There was a weak positive correlation between the LLVCs number and length on the right sideand the LLVCs number and length on the left, between the right LLVCs' orientation and the left LLVCs' orientation when there was one canal, between the number of the MaCon the right and left sides, andbetween the number of the MaCon the left side and the number of MeFon the same side. Conclusion: To avoid the potential of any unexpected risks,prior to surgical insertion of dental implants in the vicinity of the IANC, and in consideration to the variable values, and anatomical variation and associations at that vicinity; the inclusion of a"systematic method of CBCT image analysis" evaluation in the "Radiology Report" is essential. Key words: CBCT, image analysis method, Inferior Alveolar Nerve Canal, Mandibular Canal, Retromolar Canal, Accessory Mental Foramina, Mental Canal, Anterior loop, Mandibular Incisive Canal, Lateral Lingual Vascular Canals, Nutrient Canals, Lingual Canals, Lingual Foramen.
Farklı iskeletsel yüz tiplerine sahip bireylerin maksilla ve mandibula hacimlerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile incelenmesi
Bu çalışmada farklı iskeletsel yapıya sahip bireylerdeki maksiller ve mandibular yapıların hacimlerinin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) yardımı ile üç boyutlu ölçüm yöntemlerini içeren bilgisayar yazılım programı kullanarak incelenmesi hedeflenmiştir. Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Radyoloji ve Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde kayıtları bulunan bireyler arasından şartlara uyan 1500 bireyin sefalometrik radyografileri ölçülerek belirlenen genel kriterlere uyan 500 birey seçilmiştir. Çalışmanın şartlarına uyan 135 kişiye ait KIBT araştırmaya dahil edilmiştir. Seçilen KIBT'ler ANB açılarına göre Sınıf 1 (0Anahtar Kelime: Anatomi = Anatomy ; Maksilla = Maxilla ; Mandibula = Mandible ; Radyografi = Radiography ; Tomografi-x ışınlı-bilgisayarlı = Tomography-x ray-computed ; Yüz = Face ; Yüz kemikleri = Facial bones
Mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası topikal ozon uygulamasının etkilerinin araştırılması
Ozon, güçlü oksidasyon özelliğinden dolayı güvenilir bir bakterisit ajan olarak diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası profilaktik amaçlı sistemik antibiyotik kullanımına alternatif olarak topikal antibakteriyel uygulamalar gün geçtikçe önem kazanmakta ve araştırmacıların ilgisini çekmektedir. Ozonun güçlü bakterisit, virüsit ve fungusit etkiye sahip olması profilaktik ajan olarak diş hekimliğinde geniş kullanım alanı bulmasını sağlamıştır. Çalışmamızın amacı; mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası topikal ozon uygulamasının postoperatif komplikasyonlar üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Bu çalışma, en az bir çekim endikasyonu bulunan tam mukoza veya kemik retansiyonlu alt gömülü üçüncü molara sahip, yaşları 16 ile 41 arasında değişen, 25 kadın 14 erkek toplam 39 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Herhangi bir sistemik hastalığı olan, ilaç ya da operasyonda kullanılacak anestezik maddeye karşı alerji hikayesi bulunan, işlemden önceki 30 gün içerisinde antibiyotik kullanan, işlemden önceki 30 gün içerisinde ve/veya işlem günü operasyon bölgesinde klinik ve radyolojik herhangi bir patoloji veya enfeksiyon bulgusu olan, günde 20 adetten fazla sigara içen hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya katılan hastalar ozon, klorheksidin (CHX) ve kontrol grubu olarak 3 gruba ayrıldı. Operasyonu takiben 1. grupta çekim soketine gaz ozon, 2. grupta %0,2' lik CHX solüsyon uygulandı, 3. grupta herhangi bir uygulama yapılmadı. Tüm hastalara postoperatif sadece parasetamol içerikli analjezik tablet verildi. Analjezik dışında herhangi bir sistemik uygulama yapılmadı. Hastalar preoperatif, postoperatif 2. ve 7. günlerde ağrı, sistemik ateş, lenfadenopati (LAP), yara enfeksiyonu ve alveolit parametreleri ile değerlendirildi. Ağrı derecesi ?Dört Nokta Tanımlayıcı Ağrı Skalası? ile postoperatif 6, 12, 24, 48. saatlerde ve 7. günde değerlendirildi. Sonuç olarak, mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi sonrası topikal ozon uygulamasının topikal klorheksidin uygulamasına ve kontrol grubuna göre anlamlı bir etkisi olmadığı saptandı. Ozonun etki mekanizmasına ve oral ve maksillofasiyal cerrahide farklı kullanım alanlarına yönelik araştırmalara gerek olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar Kelimeler: Ozon, mandibular gömülü üçüncü molar cerrahisi, klorheksidin, topikal uygulama