Mandible

114 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular ilerletmede kullanılan farklı sabit fonksiyonel apareylerin dentoalvelolar yapılar üzerindeki etkilerinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, yakın dönemde üretilmiş olan ve klinik uygulaması kolay olan PowerScopeR2 (2014 American Orthodontics Corporation, Sheboygan, Wisconsin) apareyinin mandibula, maksilla ve dentoalveolar yapılar üzerindeki etkilerinin in vitro olarak sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi ve klinik rutininde çok kullanılan ForsusTM Fatigue Resistant Device EZ2 (FRD; 3M Unitek, Monrovia, California) ve Herbst (Dentaurum Inc., Newtown) apareyleri ile etkileri arasındaki farkların incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çene kemiklerininin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli, büyüme gelişimi tamamlanmış bir bireyden konik ışınlı tomografi ile elde edilmiş ve çalışmanın yapıldığı firmadan temin edilmiştir (Ay tasarım, Ankara). Forsus, PowerScope2 ve Herbst apareyleri, üç ayrı sonlu elemanlar modelinde uygulanıp dişler, dentoalveolar yapılar ve çene kemikleri üzerindeki von Mises gerilme, minimum-maksimum asal gerilme ve yer değiştirme değerleri sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: PowerScope2 apareyi uygulanan modelde alt kesici dişlerde, Forsus ve Herbst apareyi uygulanan modellerden daha fazla protrüzyon gözlenmiştir. Herbst apareyinin uygulandığı modellerde dişlerde von Mises gerilme değerleri diğer iki apareye göre oldukça yüksek gözlenmiştir. Sabit fonksiyonel apareylerin üst çene molar dişlerinde meydana getirdiği distalizasyon miktarı en fazla Herbst apareyinin uygulandığı modelde gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda yüksek von Mises gerilimleri tüm simülasyonlarda kuvvetin iletildiği dişlerde görülmüştür. Yakın dönemde üretilmiş olan ve uygulama açısından diğer iki apareye göre daha kolay olan PowerScope2 apareyinin de diğer iki apareyle benzer etkiler oluşturduğu üst çenede istenmeyen molar dişte bukkal tiping gibi etkilerin ve mandibular retrognatili hastalarda istenmeyen üst çene molar distalizasyonun önlenmesi amacıyla ek önlemler alınması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Forsus, PowerScope, Herbst, Sonlu elemanlar analizi, Fonksiyonel tedavi

Dentoalveolar yapıMandibulaOrtodonti+3
Mustafa Onur Şengezer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan ve doğal kaynaklı afetlerde kimliklendirmede dental görüntüleme tekniklerinden panoramik röntgen kullanımı

Dental biyometri, doğal ve insan kaynaklı felaketlerde ölenlerin kimliklendirilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Diş kayıtlarının kalıcılığı, geleneksel biyometrik teknikler olan parmak izi ve yüz ile irisin kullanımına göre daha iyi bir seçenek olarak görülmektedir. Pek çok çalışma, insan kimliklendirmesinde diş kayıtlarının kullanılmasının DNA analizine göre daha hızlı, güvenilir ve ucuz olduğunu göstermiştir. Kafatası, pelvisten sonra cinsiyetin saptanmasında yüksek dimorfizm gösteren ve en güvenilir şekilde kullanılan ve güvenilirliği %92 olan bir iskelet parçasıdır. Mandibula, kafatasının en güçlü ve en büyük kemiği olduğu için cinsiyet belirleniminde rolü büyüktür. Ramus bölgesinde ölçülen parametreler şunlardır: Minimum ramus genişliği, maksimum ramus genişliği, izdüşümsel ramus yüksekliği, maksimum ramus yüksekliği, kondil yüksekliği, koronoid yüksekliği, bigonial genişlik, gonial açı. Panoramik radyografiler eğer AM olarak mevcutsa insan kimliklendirilmesinde, dijital olarak çakıştırma, veri tabanında arama ve veri tabanı oluşturmak için kullanılmaktadır. Çalışmada 100 erkek ve 100 kadın panoramik röntgeni üzerinde, üç ayrı araştırmacı tarafından bütün parametreler için yapılan ölçümlerde uyum değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışmada sağ ve sol ramus genişliği, sağ ve sol condyl yüksekliği ve bigonial genişlik değerleri ayrı ayrı incelenerek elde edilen cinsiyet durumu için tanı testi olarak kullanıp kullanılamayacağı analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle ilgili parametreler kadın ve erkek olarak iki grup için lojistik modeli kurulmuştur. Bir bağımsız değişken ile kurulan modelden elde edilen olasılıklar hesaplanmış ve tanı testi yapılarak bu olasılıklar üzerinden ROC analizi yapılmış olup Youden indeksine göre kesim noktası belirlenmiştir. Kesim noktasına göre duyarlılık ve seçicilik değerleri hesaplanmıştır. Her araştırmacıya ait karşılaştırmalar, uyumlu ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, adli kimliklendirmede kullanılabilirliği ve cinsiyet tayini yapılabilirliğini de ortaya konmuştur.

Adli bilimlerCinsiyet tahminiKimliklendirme+2
Hakan Bişirici
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı iskeletsel yüz tiplerine sahip bireylerin maksilla ve mandibula hacimlerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile incelenmesi

Bu çalışmada farklı iskeletsel yapıya sahip bireylerdeki maksiller ve mandibular yapıların hacimlerinin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) yardımı ile üç boyutlu ölçüm yöntemlerini içeren bilgisayar yazılım programı kullanarak incelenmesi hedeflenmiştir. Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Radyoloji ve Ortodonti Anabilim Dalı arşivinde kayıtları bulunan bireyler arasından şartlara uyan 1500 bireyin sefalometrik radyografileri ölçülerek belirlenen genel kriterlere uyan 500 birey seçilmiştir. Çalışmanın şartlarına uyan 135 kişiye ait KIBT araştırmaya dahil edilmiştir. Seçilen KIBT'ler ANB açılarına göre Sınıf 1 (0Anahtar Kelime: Anatomi = Anatomy ; Maksilla = Maxilla ; Mandibula = Mandible ; Radyografi = Radiography ; Tomografi-x ışınlı-bilgisayarlı = Tomography-x ray-computed ; Yüz = Face ; Yüz kemikleri = Facial bones

AnatomiMaksillaMandibula+4
Beyza Karadede
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda forsus FRD EZ2 ve CS4 sistem sabit apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmamızdaki amaç, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan CS4 Sistem sabit fonksiyonel apareyi ve Forsus FRD EZ2 (Forsus) sabit fonksiyonel apareyinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırmaktır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati (alt çene gelişim geriliği) endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel apareyler ile kompenzasyon tedavisi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik röntgenleri analiz edilmiştir. CS4 Sistem grubu 14 (16,79±1,68 yıl) (7 kız, 7 erkek), Forsus grubu ise 14 (16,57±1,66 yıl) (7 kız, 7 erkek) olmak üzere toplam 28 hastanın sefalometrik röntgenlerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık CS4 Sistem grubunda 5,8±1, Forsus grubunda 6,2±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 28 hastanın 56 adet lateral sefalometrik röntgenlerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre CS4 Sistem ve Forsus apareylerinin mandibular retrognatiye sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dişsel olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, maksiller keser dişlerde retrüzyon ve mandibular keser dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. CS4 Sistem apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha fazla artışa, U1/SN değerinde ise daha fazla azalmaya neden olduğu tespit edilmiştir. CS4 Sistem ve Forsus sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir.

Dental aygıtlarMandibulaMandibular hastalıklar+2
İsmail Aytaç Düzgen
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü mandibular 3. molar dişlerin cerrahisinde kullanılan farklı flep dizaynlarının kan akımına etkisinin incelenmesi

Ağız, diş ve çene cerrahisinde en sık gerçekleştirilen işlemler mandibular üçüncü molar operasyonlarıdır. Bu operasyonlarda farklı yöntemlerin kullanımı ilgili bölgedeki yara iyileşmesini ve kanlanmayı etkileyebilir. Bununla birlikte çok sık uygulanan operasyonlar olmaları nedeniyle postoperatif komplikasyonların da kontrol edilmesi önemlidir. Çalışmamızda, gömülü üçüncü molar dişlerin cerrahi çekiminde zarf ve trapezoidal flep kullanımın komşu ikinci molar dişin ve operasyon bölgesindeki yumuşak dokunun kanlanması üzerine etkilerini ve postoperatif komplikasyonlardan ödem ve trismus gelişimi ile ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin en sık gömülü kaldıkları pozisyonlar olan vertikal, horizontal, mesioangular ve distoangular açılanmalara sahip 7'şer dişten oluşan 28 kişilik 2 grup oluşturulmuş, grup 1'de zarf, grup 2'de trapezoidal flep uygulanmıştır. Lazer doppler flowmetre cihazı kullanılarak kan akımı değerleri; komşu diş üzerinde bir nokta ve bukkal yumuşak doku üzerinde 3 ayrı noktada ölçülmüştür. Ayrıca ödem ve maksimum ağız açıklığı değerleri kaydedilmiştir. Tüm ölçümler preoperatif olarak, postoperatif 3. ve 7. günlerde gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre 2 grup arasında ödem ve maksimum ağız açıklığı arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. 2 grupta da komşu dişin pulpal kan akımı preoperatif değerlere göre azalmıştır. İşlemden önce benzer değerler görülmekle birlikte 7. günde zarf flep kullanımında komşu dişin pulpal kan akımı, trapezoidal flebe göre daha fazla artmıştır. Yumuşak dokudaki kan akımı değerlendirildiğinde, zarf flep grubunda 3 noktada (Y1, Y2, Y3) trapezoidal flep grubunda ise 2 noktada (Y2 ve Y3) kan akımının postoperatif 3. günde anlamlı seviyede arttığı (p<0.05), 7. gün anlamlı olmamakla birlikte azalarak preoperatif değerlerin üzerinde kaldığı görülmüştür. Trapezoidal flep grubunda Y1 noktası kan akımı ise postoperatif 3. günde anlamlı olmamakla birlikte bir miktar artmış, 7. gün ise anlamlı derecede azalmıştır (p<0.05). Elde edilen bulgulara göre zarf flep tekniğinin trapezoidal flep tekniğine göre postoperatif komplikasyonlar, komşu ikinci molar diş pulpası ve flep kanlanmasında daha avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu iki flep tekniğinin birbirlerine olan avantajlarının ve komşu yapıların kanlanmasına etkilerinin tam belirlenmesi için daha fazla sayıda ve daha uzun takiplerin yapıldığı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Akım ölçerlerAzı dişi-üçüncüDiş-gömülü+4
Mesut Kurt
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksilla ve mandibulada yapılan dental implantların çevre anatomik yapılarla ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografide retrospektif olarak incelenmesi

Tam veya kısmi diş eksikliği olan bireylerde çiğneme, konuşma estetik, fonetik ve psikolojik problemler ortaya çıkmaktadır. Dental implantlar bu problemlerin çözümünde geleneksel tedavilere göre daha başarılı bir seçenek olarak görülmektedir. Dental implant uygulamalarında implantın uygulanacağı bölgedeki kemiğin özelliklerine dikkat edilmesi gerekir. Bu özellikler kemiğin miktarı, kalitesi, yoğunluğu ve çevre anatomik yapı ve oluşumlarla olan ilişkisidir. Bu çalışmanın amacı, maksilla ve mandibulada yapılan dental implantların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde incelenmesi ve çevre anatomik yapılarla ilişkisinin güvenlik marjına göre sınıflandırılarak değerlendirilmesidir. Çalışmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı tomografi arşivinde bulunan 2017-2021 yılları arasında Planmeca üç boyutlu Mid (ProMax, Helsinki, Finland) KIBT cihazı ile çekilmiş görüntüler kullanılmıştır. Yaş aralığı 22-91 olan 250 (110 erkek, 140 kadın) hastada 450'si mandibulada 352'si maksillada toplam 802 implantın KIBT görüntüleri multiplanar düzlemlerde çevre anatomik yapılarla ilişkileri tiplendirilerek değerlendirilmiştir. Maksillada tip 1 implant %26.1 oranıyla en çok maksiller sinüs ile, tip 2 implant %7.7 ile en çok nazal kavite ve maksiller sinüs ile, tip 3 implant %29.0 ile en çok nazal kavite ile görülmüştür. Mandibulada tip 1 implant en fazla %12 oranında mental foramen ile izlenmiştir. Cinsiyete göre incelendiğinde maksiller ve mandibular anatomik oluşumlarla tiplendirmeler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p > 0.05). Nazal kavite tabanı ile arasında tip 1 ilişki bulunan olguların yaş ortalaması tip 2 ilişki bulunan olguların yaş ortalamalarından daha yüksektir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p < 0.05). Lingual foramen ile arasında ilişki bulunmayan olguların yaş ortalaması ile lingual foramenle tip 3 ilişki içerisindeki olguların yaş ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p < 0.05). Sonuç olarak tip 1 implant, maksillada en çok maksiller sinüs ile, mandibulada ise en sık mental foramen ile tespit edilmiştir. Maksillada nazal kavite mandibulada ise mandibular insiziv kanal ile tip 1 ilişkili olguların yaş ortalaması ilişkisiz implant olguların yaş ortalamasından anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İlerleyen yaşlarda nazal kavite ve mandibular insiziv kanal bölgesine yapılacak implantlarda anestezi veya dizestezi ile sonuçlanabilecek kalıcı sinir hasarı riskinin ve rinosinüzitin önüne geçmek için KIBT ile implant planlaması önerilmektedir.

AnatomiAnatomik etkilerAnatomik özellikler+7
Mehmet Emin Doğan
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilinde bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden mandibula ramus, frontal sinüs ve kraniyofasiyal morfometrik ölçümlerin, yaş ve cinsiyet tayininde kullanılabilirliği

Giriş ve Amaç: Cinsiyet ve yaş tayini, adli bilimlerde özellikle ileri derecede çürümüş cesetlerde ve çok sayıda insanın öldüğü olaylarda kimlik tespitinin önemli adımlarındandır. İskelet kalıntılarından cinsiyet tayininde, daha önce pek çok kere üzerinde çalışılmış olan ve güvenirliliği kanıtlanmış kafatası ve pelvis kemiği kullanılır. Kemiklerden yapılacak incelemelerde metrik veya morfolojik yöntemlerden faydalanılmaktadır. Metrik ölçümlerde BT gibi radyolojik yöntemlerin kullanımı son yıllarda artmıştır. BT'ler arşivlenebilir olması nedeniyle yapılacak ölçümlerde tekrarlanabilirlik ve birden fazla gözlemcinin erişebilirliğinin yanında, analiz için gereken sürenin azalması ve maliyetin düşmesi gibi avantajlar da sunmaktadır. Bu çalışmada, kimliklendirmede sık kullanılan bazı kraniyofasiyal noktalar, frontal sinüs ve mandibula ramus ölçümlerinin değerlendirilerek, bu ölçümlerin karşılaştırılması; ayrı ayrı ve birlikte yaş ve cinsiyet tahmininde kullanılabilirliğinın araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 100 adet kadın ve 100 adet erkek olmak üzere ikiye ayrılan olgular, kendi içinde 20-29, 30-39, 40-49, 50-59 ve 60-75 olacak şekilde yaşlarına göre on yıl aralıklı 5 alt gruba ayrılmıştır. Beyin BT ve BT anjiyografi görüntüleri kullanılarak kraniyumda 7, frontal sinüste 3 adet metrik ölçüm ve mandibula ramusunda 1 adet uzunluk ölçümü yapılmış olup, bu görüntüler Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Radyodiognastik Anabilim Dalı'nda rastgele ve geriye dönük olarak elde edilmiştir. Elde edilen ölçümlerin analizleri SPSS 22.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Sayısal değişkenler cinsiyete ve yaş gruplarına göre karşılaştırılmıştır. Cinsiyeti tahmin etmek için Kuadratik Diskriminant Analizi yöntemi kullanılarak farklı modeller oluşturulup, modeller karşılaştırılmış ve cinsiyeti tahmin etmede en önemli parametreler belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda değerlendirilen mandibula ramus uzunluğu, frontal sinüs ve kraniyofasiyal parametre ölçümlerinin erkeklerde kadınlara göre daha yüksek olduğu, ölçümlerin tamamının cinsel dimorfizm gösterdiği saptanmıştır. İnterorbital genişlik dışında hiçbir ölçüm 20-75 arası yaş gruplarını ayırmada başarılı olamamıştır. İnterorbital ölçüm ise belirlenen yaş gruplarından 60 ve üzeri yaş grubundaki bireyler ile 20-29, 30-39, ve 40-49 yaş aralığındaki bireyleri ayırt edebilmiştir. Cinsiyet tespitinde ise, kraniyal metrik ölçümlerden bizigomatik genişliğin; frontal sinüs ölçümlerinden frontal sinüs ön-arka çapının en kıymetli değişkenler olduğu görülmüştür. Ölçülen yedi kraniyal parametrenin %86 doğrulukla, mandibula ramus uzunluğunun tek başına %75 doğrulukla, frontal sinüs yüksekliği, genişliği ve ön-arka çapının %73,5 doğrulukla cinsiyeti ayırt edebildiği, bu ölçümlerin tamamının birlikte kullanıldığında ise cinsiyeti ayırma gücünün %89'a ulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca mandibula ramus uzunluğnun, 20 yaş üzeri bireylerin %57'sinde 6-6,9 cm aralığında olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın verileri; BT tekniğiyle yapılan mandibula ramus, frontal sinüs ve kraniyofasiyal morfometrik ölçümlerin, yüksek doğruluk oranlarıyla cinsiyet tayininde kullanılabileceğini desteklemektedir. Kafatasında yapılacak bu ölçümlerin çalışmamızda oluşturulan diskriminant formüllerine uygulanması ile cinsiyet yüksek güvenilirlikle tahmin edilebilecektir. Ancak aynı yöntemin, yaş tayininde belirgin ayırt edicilik gücüne sahip olmadığı belirlenmiştir. Çalışmamız, cezai soruşturmalar ve kitlesel felaketlerde kurbanların tanımlanmasında faydalı olabilecek Türk popülasyonuna özgü verileri ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler: iskeletten yaş tespiti, iskeletten cinsiyet tespiti, frontal sinüs, kraniyometrik paramatreler, mandibula ramus uzunluğu, adli tıp, radyoloji

Adli antropolojiAdli tıpCinsiyet tayini+7
Emine Dursun Kalkan
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagittal split ramus osteotomisinde kullanılan farklı fiksasyon tekniklerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

SSRO, ortognatik cerrahide mandibulaya sıklıkla uygulanan yöntemlerden birisidir. SSRO uygulanmasının ardından fiksasyon sağlanması amacıyla en çok kullanılan tekniklerden birisi miniplak sistemleridir. SSRO operasyonlarının başarısını arttırmak amacıyla birçok miniplak tasarlanmış ve kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO'nun fiksasyonunun stabilizasyonuna ilişkin biyomekanik unsurları değerlendirerek güvenli bir fiksasyon tekniği belirleyebilmektir. SEA yöntemi ile oluşturulan üç boyutlu mandibula modellerine SSRO uygulanmasının ardından distal segment 10 mm ilerletildi. Segmentler 4 delikli düz miniplak, 4 delikli eğimli miniplak, 6 delikli düz miniplak, 6 delikli eğimli miniplak, yeni tasarımla oluşturulan kırlangıç düz miniplak ve kırlangıç eğimli miniplak ile fikse edildi. Modellere ısırmayı simüle edecek şekilde çiğneme kaslarından kuvvet uygulandı. Fiksasyon sistemleri ile kemikte oluşan stresler ve segmentler arası yer değiştirme miktarları değerlendirildi. Kırlangıç miniplaklarda diğer miniplaklara göre daha yüksek maksimum stres değerleri bulundu. Vidalarda oluşan streslerde; en az stresin kırlangıç miniplakların fiksasyonunda kullanılan vidalarda oluştuğu görüldü. Kortikal ve spongiöz kemikte oluşan streslerde ise kırlangıç miniplakların kullanıldığı modellerde daha az stres oluştuğu gözlendi. Ayrıca segmentler arasında oluşan yer değiştirme miktarları değerlendirildiğinde; en az yer değiştirmenin kırlangıç miniplaklar ile fikse edilen modellerde olduğu bulundu. Kırlangıç miniplakların, SSRO operasyonlarında rutin olarak kullanılan 4 delikli ve 6 delikli miniplaklara göre kemik dokuya daha az stres ilettiği, daha stabil olduğu ve değerlendirilen teknikler arasında en başarılı fiksasyon tekniği olduğu sonucuna varıldı.

Dental stres analiziFiksasyonMandibula+4
Halil Anlar
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü yirmi yaş cerrahisinde ozon tedavisinin postoperatif ağrı, ödem, trismus ve kan akımı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Gömülü mandibular yirmi yaş cerrahisi sonrasında oluşabilecek komplikasyonların giderilmesine yönelik pek çok yöntem uygulanmaktadır. Bölgedeki yara iyileşmesi kalitesi ve kanlanma oranları farklı yöntemlerle değişebilmektedir ve hasta konforu için de önem taşımaktadır. Çalışmamızda topikal ozon (Apoza-Ozone DTA) uygulamasının yirmi yaş diş çekiminden sonra oluşan ağrı, ödem, trismus ve operasyon bölgesindeki yumuşak doku kanlanması üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mandibulada çift taraflı tam gömülü yirmi yaş dişleri bulunan, yaşları 18-24 arasında değişen 40 hasta (26 kadın, 14 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Randomize kontrollü split mouth tasarım ile ozon ve kontrol grupları olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Ekstraoral olarak belirlenen noktalar arası ve ağız açıklığı metrik ölçümleri ile trismus ve ödem, VAS ile ağrı değerlendirmeleri yapılıp, kullanılan NSAİİ lar kaydedilmiştir. Komşu dişte bir ve yumuşak dokuda belirlenmiş üç nokta olmak üzere toplam dört noktadan Lazar Dopler Flowmetre ile preoperatif, postoperatif 3. ve 7. günlerde kan akışı ölçümleri yapılmıştır. Çalışmamızın sonucunda ozon grubunda 3. günde ödem istatistiksel olarak anlamlı azalma göstermiştir. Trismus açısından postoperatif 3. ve 7. gün değerlerinde azalma daha fazla kaydedilmiştir. Ağrı daha az hissedilmiş ve alınan toplam ağrı kesici sayısı daha az kaydedilmiştir. Komşu dişin pulpal kan akımı azalışı, ozon grubunda kontrol grubuna kıyasla postoperatif 3. günde istatistiksel alarak anlamlı gözlenmiştir. Yumuşak dokudaki kan akımı değerlendirildiğinde, ozon grubunda 3 noktada kan akımının 3. günde 1. güne göre anlamlı seviyede arttığı, 7. günde ise bir noktada ilk güne göre anlamlı artışın devam ettiği gözlenmiştir (p<0,05). Çalışmamızda elde edilen veriler ile ozon uygulamasının postoperatif komplikasyonları azalttığı ve kan akımı üzerinde olumlu etkileri olduğunu gözlenmiştir.

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-diş hekimliği+7
Habibe Dere
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sagital split ramus osteotomisinde kullanılan farklı fiksasyon teknikleri ve bu tekniklerin temporomandibular eklem üzerine etkilerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Sagital Split Ramus Osteotomisi, mandibular deformitelerin düzeltilmesinde en sık uygulanan ortognatik cerrahi yöntemlerden birisidir. SSRO cerrahisinin uygulanmasından sonra yeterli fiksasyonun sağlanması için en çok tercih edilen tekniklerden birisi mini plak- vida sistemleridir. SSRO cerrahilerinin post-operatif başarısını arttırmak için pek çok mini plak tasarlanmış ve kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, SSRO'nun fiksasyonunun stabilizasyonuna ilişkin biyomekanik unsurları ve temporomandibular eklemdeki etkilerini değerlendirerek güvenli bir fiksasyon tekniği belirleyebilmektir. Mevcut çalışmada, distal segmentin 10 mm ilerletildiği bir SSRO cerrahisi modellendi ve SEA yöntemi ile analiz edildi. Kemik segmentleri 4 delikli mini plak, 6 delikli mini plak ve yeni tasarlanan: 6 delikli kırlangıç mini plak, 6 delikli yelpaze mini plak, 4 delikli çift Y mini plak ile fikse edildi. Modeller üst kafa kaidesinden sabitlenerek, ısırmayı taklit edecek şekilde kuvvetlere maruz bırakıldı. Fiksasyon işlemi sonrası kemikte oluşan stresler ve TME komponentlerindeki stres değerleri değerlendirildi. Yapılan analizler neticesinde; kırlangıç mini plaklarda diğer mini plaklara kıyasla en düşük stres değerleri bulundu. Vidalarda oluşan streslere bakıldığında ise en az stresin kırlangıç mini plakların fiksasyonunda kullanılan vidalarda oluştuğu görüldü. Ayrıca kırlangıç mini plağın, rutin olarak kullanılan 4 delikli ve 6 delikli mini plaklara ve diğer yeni tasarlanan yelpaze ve çift Y mini plaklara göre kemik dokuya daha az stres ilettiği ve daha stabil olduğu görüldü. TME yapılarına da daha az stres ileten ve stres yayılım paterninin de en dar olduğu tasarım olan kırlangıç mini plağın değerlendirilen teknikler arasında en başarılı fiksasyon tekniği olduğu sonucuna varıldı.

Kemik plaklarıKırık fiksasyonuMandibula+4
Fatma Nur Konarılı
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Radyoterapi sonrasında kritik boyutlu kemik defektlerinde ksenogreft ile karıştırılan doksisiklin, rifamisin, metronidazol ve klindamisinin deneysel olarak incelenmesi

Baş-boyun bölgesinde kanser tedavisi gören ve radyoterapi uygulanmış hastalar çenelerde osteoradyonekroz gelişimi açısından risk altındadır. İskemik ve sağlıksız bu bölgelerde kemik iyileşmesi gecikmektedir. Enfeksiyon, bu klinik durumu şiddetlendiren bir tablodur. Bu klinik tablonun önlenmesi ya da tedavisi için etkinliği olduğu bilinen antibiyotikler uzun dönemli kullanılmaktadır. Son dönemde, antibiyotiklerin bilinen antibakteriyel aktivitelerinden bağımsız olarak anti- enflamatuar etki gösterdikleri ve bu sayede kemik iyileşmesine katkı sağladıkları düşünülmektedir. Çalışmamızda, radyasyona maruz kalmış alt çene kemiğinde cerrahi olarak oluşturulan kritik boyuttaki defektlerde klindamisin, metronidazol, rifamisin ve doksisiklin grubu antibiyotiklerin kemik grefti ile uygulandığında kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerini inceledik. Anti- enflamatuar etkinliğin kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerini değerlendirmek için, 50 adet Wistar cinsi albino türü, 250± 20 gr ağırlığında ve 10- 12 haftalık dişi sıçanlar kullanılmıştır. Tüm gruplara genel anestezi altında 30 Gy dozda radyoterapi uygulandıktan 4 hafta sonra sıçanların sağ mandibulasında 5 mm çapında bikortikal hazırlanan kemik defektlerine deney gruplarında ksenogreft ile karıştırılan antibiyotikler, kontrol gruplarında ise sadece ksenogreft partikülleri uygulanarak cerrahi saha iyileşmeye bırakılmıştır. Cerrahi sonrası 4. haftada sakrifikasyonlar gerçekleştirilerek, alınan örnekler enflamasyon, nekroz, fibrozis, yeni kemik yapım alanları, kalsifiye olmuş kemik alanları ve kapiller sayısı açısından histopatolojik ve histomorfometrik olarak değerlendirildi. İncelenen kesitlerde nekroz, enfeksiyon ya da fibrozis bulgusuna rastlanmamıştır. Kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmalarda metronidazol ve klindamisin gruplarında yeni kemik yapım alanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0.01, p<0.01). Kalsifiye kemik trabekül alanları incelendiğinde kontrol grubu ile klindamisin grubu arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.01). Klindamisin ile diğer gruplar karşılaştırıldığında ise aradaki fark anlamlı (p<0.05) bulunmuştur. Kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmalarda kapiller sayısı metronidazol grubunda anlamlı (p<0.05), klindamisin grubunda (p<0.01) ise ileri derecede anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Antibiyotik uygulanan gruplarda iltihabi alanların sayısında azalma, yeni kemik yapım alanlarında ve damarlanmada artış gözlenmiştir. Çalışmada kullandığımız antibiyotiklerin antibakteriyel aktiviteden bağımsız olarak anti- enflamatuar etkinliklerinin olabileceği sonucuna varılmıştır.

AntibiyotiklerClindamycinKemik defektleri+7
Özgün Günay
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mandibula kondil kırıklarında açık ve kapalı tedavi yaklaşımlarının, yayınlanmış klinik çalışmalarının meta-analizi ile yapılan sistematik derleme

Kondil kırıkları, mandibulanın sık karşılaşılan kırıklarındandır. Kondil kırıkları açık redüksiyon internal fiksasyon veya kapalı-konservatif yaklaşımlarla tedavi edilmektedir. Bu çalışmamızda açık ve kapalı yaklaşımların tedavi sonrası maksimum ağız açıklığı, laterotrüzyon ve protrüzyona etkisinin karşılaştırılması için meta-analiz planlandı. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Tıp Kütüphanesinin online biyomedikal veri tabanı olan Pubmed'te İngilizce dilinde "mandibula kondil kırıklarında cerrahi ve cerrahi olmayan tedavi" , "tek taraflı kondil kırıklarında açık ve kapalı tedavi", "mandibula kondil kırıklarında açık ve konservatif tedavi", "mandibula subkondil kırıklarında cerrahi ve konservatif tedavi", "mandibula kondil kırıkları ve cerrahi komplikasyonları" "Mandibular subkondiler kırıkların açık ve kapalı tedavisinin sonuçları", "kondil kırıklarında açık ve kapali tedavi" anahtar kelimelerini tarandı. 652 makale tespit edildi. Dahil edilme kriterlerimize uyan 10 yayının bilgisi sistematik olarak toplandı. 4 çalışma kontrollü klinik çalışma, 2 çalışma retrospektif ve 4 çalışma da randomize kontrollü çalışma idi. Yayınlardan; çalışmaların tasarımı, kullanılan teknik, tedavi sonrası maksimum ağız açıklığı (MAA), laterotrüzyon, protrüzyon, yaş, takip süresi, fasiyal sinir hasarı, ağrı, maloklüzyon bilgileri kaydedildi. Maksimum ağız açıklığı meta-analizine 9 çalışma dahil edildi. Açık ve kapalı ameliyat grupları arasında MAA parametre değerleri standartlaştırılmış ortalama farkı rastgele etki modeline göre 0,244 (%95 GA [-0,317 0,804] , p=0,393, t=0,855) olarak belirlendi. P değerinin 0,05 den büyük olduğu görüldü. Bu sonuçlara göre yapılan meta-analize göre kritere giren yayınlarda açık ve kapalı tedaviler arasında MMA parametresi değerlerinin ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi.Laterotrüzyon meta-analizine 7 çalışma dahil edildi. Açık ve kapalı ameliyat grupları arasında MAA parametre değerleri standartlaştırılmış ortalama farkı rastgele etki modeline göre 0,350 (%95 GA = -0,090 0,791, p=0,117, t=1,416) olarak belirlendi. P değerinin 0,05 den büyük olduğu görüldü. Bu sonuçlara göre yapılan meta-analize göre kritere giren yayınlarda laterotrüzyon parametresi değerlerinin ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Protrüzyon meta-analizine 6 çalışma dahil edildi. Açık ve kapalı ameliyat grupları arasında MAA parametre değerleri standartlaştırılmış ortalama farkı rastgele etki modeline göre 0,417 (%95 GA= -0,157 0,994, p=0,155, t=1,424) olarak belirlendi. P değerinin 0,05 den büyük olduğu görüldü. Bu sonuçlara göre yapılan Meta analize göre kritere giren yayınlarda protrüzyon parametresi değerlerinin ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Sonuç olarak yapılan meta-analizde erişkin mandibula kondil kırıklarında uygulanan açık ve kapalı teknik yaklaşımlarının tedavi sonrası dönemde maksimum ağız açıklığı, laterotrüzyon ve protrüzyona etkileri arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptanmadı.

Kırık fiksasyonu-ekstramedüllerKırık fiksasyonu-içMandibula+3
Ali Yeniocak
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fasiyal asimetri hastalarında farklı mandibuler osteotomi dizaynlarının distal ve proksimal segmentler arasındaki kemik interferansına etkisinin değerlendirilmesi

Amaçlar: Yüz asimetrisinin ortognatik cerrahi ile tedavisinde, proksimal ve distal segmentler arasındaki interferanslar nedeniyle kondil distorsiyonları olabilir. Bu çalışma, sanal cerrahi planlama yazılım programı kullanarak mandibular proksimal ve distal segmentler arasındaki kemik interferans miktarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Mandibular ortognatik cerrahi geçirmiş ve sanal cerrahi planlama kayıtları olan hastaların retrospektif incelemesi yapılmıştır. Çalışmaya 12 hasta dahil edildi. Hastaların daha önceden ameliyat için planlanan çene hareketleri dört farklı osteotomi tekniği ile ayrı ayrı simüle edildi. Sagittal Split Ramus Osteotomisinin (SSRO) Dal Pont modifikasyonu, SSRO'nun Hunsuck modifikasyonu, SSRO'nun Posnick modifikasyonu ve minimal invaziv SSRO tekniği sanal planlama kayıtları üzerinden her hasta için simüle edildi. Mandibulanın proksimal ve distal segmentleri arasındaki interferansın hacmi ve bu interferanslara bağlı oluşan proksimal segmentin açılanması değerlendirildi. Bulgular: SSRO'nun Dal Pont modifikasyonun mandibulanın proksimal ve distal segmentleri arasında en yüksek kemik interferansına neden olan osteotomi olduğu tespit edildi. Diğer tüm osteotomi modifikasyonları daha düşük interferanslarla sonuçlandı ancak sadece Dal Pont modifikasyonu-Posnick modifikasyonu(p:0.008) ve Dal Pont modifikasyonu-minimal invaziv SSRO tekniği(p:0.019) istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuçlar: Yüz asimetrisinde tüm cerrahi tekniklerde bir miktar kemik interferansı oluşur. Bu problemi en aza indirmek için split alanını azaltan bir osteotomi modifikasyonu kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Yüz asimetrisi, sagittal split ramus osteotomisi, periferal kondiler sag, sanal planlama

AsimetriKemik ve kemiklerMandibula+3
Çağla Eroğlu
Bezmialem Vakıf University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek doz intravenöz zoledronik asit uygulamasının mandibuler kırık iyileşmesi üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı sistemik olarak uygulanan zoledronik asit uygulamasının mandibular kırık iyileşmesi üzerine etkilerini araştırmaktı.Çalışmada 36 adet, iskeletsel gelişimini tamamlamış, erkek, beyaz, Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Hayvanlar rastgele iki gruba ayrıldı. Hayvanların mandibula kemiklerine tek taraflı kemik kesisi yapılarak deneysel mandibular korpus kırığı oluşturuldu. Kırık kemik segmentleri repoze edilip, miniplak ve minividalar ile tespit edildi. Deney grubundaki hayvanlara cerrahi operasyon sırasında intravenöz olarak, tek doz, 0,1 mg/kg zoledronik asit uygulandı. Kontrol grubundaki hayvanlara, cerrahi operasyon sırasında sadece serum fizyolojik infüzyonu yapıldı. Tüm hayvanlar operasyondan sonraki 21. günde sakrifiye edildi ve mandibula kemikleri çıkartıldı. Kırık iyileşmesinin değerlendirilmesi için mandibula kemiklerinde; dijital radyodensitometrik ölçümler, üç noktalı bükme testi, histolojik ve histomorfometrik analizler yapıldı. Veriler istatistiksel olarak değerlendirildi.Biyomekanik testler sonucunda, zoledronik asit uygulamasının iyileşen kemiğin mekanik özelliklerini arttırdığı gözlendi. Bu sonuçlar; radyolojik, histolojik ve histomorfometrik bulgular ile desteklendi.Bu çalışmanın sonuçları, sistemik zoledronik asit uygulamasının mandibula kırıklarında kemik iyileşmesini hızlandırdığını ve geliştirdiğini gösterdi.

BifosfonatlarKırıklar-kemikMandibula+4
Ufuk Tatlı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt çeneyi önde konumlandıran ağız içi fonksiyonel aparey ile birlikte düşük doz lazer tedavisinin diyabetik ratların alt çene kondilinde oluşturduğu etkilerin incelenmesi

Mandibular retruzyona bağlı Sınıf II malokluzyonlar, mandibulanın öne büyümesini hızlandıran ve kondiler büyümeyi uyaran fonksiyonel apareylerin kullanımıyla tedavi edilebilir. Bu süreç, kemik ve mineral metabolizmasında değişikliklere neden olan Tip 1 Diabetes Mellitus tarafından bozulabilir. Bu çalışmanın amacı, düşük doz lazer terapisiyle birlikte fonksiyonel apareylerin tedavi sırasında kullanımının, Tip 1 Diabetes Mellitus vakalarında kondiller cevaba etkilerinin değerlendirilmesidir. Ağırlıkları 210 ile 250 gr arasında olan 65 rat, rastgele 7 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=5) kontrol grubu, Grup 2, 4, 5, 6 ve 7 ise fonksiyonel aparey uygulanan gruplardır. Grup 3, 4, 5, 6 ve 7 de Strepdozocin(STZ) uygulanmasıyla diyabet oluşturuldu. Grup 5 ve 7, insulin ile kontrol altına alındı. Grup 6 ve 7'ye ise 8 J/cm2 düşük doz lazer uygulandı. 4 hafta sonra, mandibular kondilde yeni kemik yapımı ve kondiller kıkırdak kalınlığını incelemek için histomorfometrik analizler yapıldı. Diyabetik grup ile tedavi grupları arasında önemli farklar varken, kontrol grubu ve diyabetik gruplar (Grup 3 hariç) arasında önemli fark bulunamadı. Sağlıklı ve insülinle tedavi edilen gruplarda aparey kullanımının, tüm kıkırdak tabaka kalınlığı ve yeni kemik oluşumu parametreleri üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Lazer uygulamasının, yalnız insülinle tedavi edilen grupta istatistiksel olarak anlamlı değişikliğe sebep olduğu görüldü. Sonuç olarak; fonksiyonel apareylerin sağlıklı ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmış olan Diabetes Mellitus vakalarında daha etkili olduğu ve lazer terapisinin tedavi altındaki Diabetes Mellitus'ta remodelling sürecinin stimulasyonu için fayda sağlayabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel apareyler, Lazer terapisi, Mandibular ilerletme, Mandibular kondil, Tip 1 diabetes mellitus.

Diabetes mellitus-tip 1Lazer tedavisiMandibula+6
Zryan Jaza Hama Salıh
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Mandibula cerrahisinde inferior alveoler sinir lokalizasyonu; tavşanlarda deneysel çalışma

Diş kayıpları herhangi bir yaşta travma, çürük, periodontal hastalık ve diğer sebepler ile meydana gelebilen bir durumdur. Diş çekimi yapıldıktan sonra hastaların alveol kemiğinde rezorpsiyon oluşur. Oluşan bu rezorpsiyon protetik rehabilitasyon ve implant cerrahisi uygulamasında zorluklar oluşturmaktadır. Bu durum maksilla ve mandibulanın alveoler kemiğinde rezorpsiyona sebep olmaktadır. Bu durum mandibula posterior bölgede karşılaşıldığında dental implant uygulamalarını zorlaştırabilmektedir. Bu gibi durumlarda dental implant cerrahileri sırasında inferior alveoler sinirin konumunu belirlemek daha da önem kazanmaktadır. Dental implant cerrahisi sırasında implant frezlerinin veya dental implantların inferior alveoler sinir ile olan yakın ilişkisinden dolayı alt dudak ilgili taraf derisinde duyu kaybı gibi yıkıcı sonuçlar ile karşılaşılabilmektedir. Son bir kaç on yılda, cerrahi işlemler sırasında periferal motor sinirlere yönelik konum belirleme işlemleri klinik uygulamalarda kendisine geniş yer bulmuştur. Öte yandan, periferal duyu sinirlerinin konumunun belirlenmesi ise son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı elektriksel uyarıcı cihazlar yardımı ile tavşan modelinde mandibula içerisinde seyreden inferior alveoler sinirin konumunu cerrahi esnasında belirlemektir. Çalışmada 6 adet erişkin, erkek Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Uyarıcı cihaz olarak günümüz klinik uygulamalarda kullanılan bir sinir stimülatörünün (Tracer III®- Portex, Smith's Medical, Kent, United Kingdom) etkinliği değerlendirildi. Çalışmaya özel olarak izole edilmiş kayıt ve uyaran elektrotları üretildi. Tüm ölçümlerin uyarı frekansı 1 Hz olacak şekilde yapıldı. Uyarı şiddeti 0,5 – 5 mA aralığında değerlendirildi. Uyarı süresi 0,05; 0,1; 0,3; 0,5 ve 1 ms aralıklarında değerlendirildi. Oluşturulan aksiyon potansiyelleri bileşik aksiyon potansiyeli ölçümü tekniği yöntemiyle tespit edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Sonuç olarak; kemik doku içerisinde seyretmekte olan inferior alveoler sinirin uyarılabildiği ve bu şekilde kemik içerisindeki konumunun belirlenebildiği gözlenmiş olup; bu tekniğin güvenilir, objektif bir değerlendirme metodu olduğu gözlenmiştir. Ancak klinik uygulamalar açısından bu tekniğin ilerleyen çalışmalar ile desteklenmesi gerekmektedir.

CerrahiCerrahi-oralDiş çekimi+7
Muhammed Fatih Kuyumcu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular retrognatiye bağlı sınıf 2 hastalarda fonksiyonel ortopedik tedavilerin masseter kasına etkisinin ultrasonik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel ortopedik tedaviler sırasında masseter kasında meydana gelebilecek değişikliklerin incelenmesidir. 40 hastanın masseter kası ultrasonla 6 ay süreyle incelendi. Alt çene hareketlerindeki değişimler ile çiğneme kasları ve temporomandibular eklemde ağrı ve/veya spazm olup olmadığı da klinik olarak gözlemlendi. Sabit fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan 15, hareketli fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan da 15 olmak üzere toplam 30 hasta tedavi grubu olarak seçildi. Kontrol grubu için de klinik arşivinde bulunan ve aynı endikasyona sahip 10 hasta seçildi. Hastalara 6 aylık takip yapıldı. Tedavin başlangıcında (T0), üçüncü ayında (T1) ve sonunda (T2) olmak üzere 3'er defa kayıtlar alındı. Hastaların çiğneme kasları ve temporomandibular eklem muayenesi yapılarak alt çenenin hareket miktarları ölçüldü. Eş zamanlı olarak hastaların masseter kası ultrason görüntüsü alınarak kalınlık ve uzunlukları hesaplandı. Fonksiyonel ortopetik tedavi gören hastalarda masseter kasının kalınlığı T0 ile T1 arası anlamlı düzeyde azalırken, T1 ile T2 arası tekrar arttığı ancak başlangıç değerine ulaşamadığı gözlemlendi. Masseter kasının uzunluğunun ise T0 ile T1 arası anlamlı bir şekilde arttığı, T1 ile T2 arası değişmeyip başlangıç durumuna göre daha yüksek değerde olduğu görüldü. Tedavi sonunda çiğneme kaslarında anlamlı düzeyde bir kas hassasiyeti gözlemlenmedi. Hareketli fonksiyonel apereylerin, sabit olanlara oranla alt çenenin lateral hareketini daha çok kısıtladığı tespit edildi. Fonksiyonel tedavilerin mandibuladaki interinsizal mesafeyi anlamlı düzeyde arttırdığı, protruziv hareketi ise azalttığı gözlemlendi. Sonuç olarak hem hareketli hem de sabit fonksiyonel ortopedik tedavilerin, masseter kası ile çene hareketlerini etkileyen tedaviler olduğu düşünülmektedir.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+4
Mehmet Nezir Karaca
Gaziantep University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel mandibular ilerletme apareyi kullanılan sıçanlarda sistemik üzüm çekirdeği ekstresi ve mezenkimal kök hücre kullanımı ile düşük doz lokal lazer uygulamasının damar ve yeni kemik oluşumu açısından kondil histolojisine etkisi

İskeletsel Sınıf II maloklüzyonların fonksiyonel tedavisi ile glenoid fossa ve kondilde büyüme elde edilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda alt çeneyi önde konumlandıran fonksiyonel apareyler ile birlikte uygulanan üzüm çekirdeği ekstresi (ÜÇE), mezenkimal kök hücre (MKH) ve düşük doz lazer terapisinin (DDLT), kondil bölgesindeki damarlanmaya ve yeni kemik oluşumuna etkilerinin incelenmesidir. Çalışma, ağırlıkları 250±50 gram olan, rastgele 8 gruba ayrılan 45 adet Wistar erkek sıçandan oluşmaktadır. Grup 1 (n=3) Kontrol grubu hariç, tüm gruplara (n=6) fonksiyonel aparey uygulanmıştır. Grup 2, sadece aparey uygulanan grup; Grup 3, apareye ek olarak sadece 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 4, sadece 8 J/cm2 DDLT; Grup 5, DDLT ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 6, 1x106 hücre / 100 ul besiyeri MKH ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 7, DDLT ve MKH; Grup 8 ise, DDLT ile MKH ve ÜÇE uygulanan gruptur. 4 haftalık deneyin sonunda kondil kesitlerini immunohistokimyasal olarak değerlendirmek için yeni kemik oluşumu, yeni damar oluşumu, yeni osteoblast yapımı, osteonektin, VEGF, Tip II kollajen ve STRO-1 belirteçleri kullanılmıştır. Aparey kullanımı ile birlikte bütün parametrelerde önemli bir artış olduğu bulunmuş ve en fazla artış ise ÜÇE, lazer ve MKH'nin birarada kullanılmasıyla elde edilmiştir. MKH, uygulanan bütün gruplarda ölçülen parametreler lazer ve ÜÇE uygulamalarına göre daha fazla artış göstermiştir. Sonuç olarak, özellikle kök hücre olmak üzere, DDLT ve ÜÇE uygulamalarının Tip II kollajen oluşumunu, osteoblast farklılaşmasını ve yeni kemik oluşumunu daha fazla sağladığı tespit edilmiştir.

Bitki özütüDental aygıtlarKök hücreler+5
Merve Nur Eğlenen
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt çene lingual ark yer tutucu apareyinin dişsel ve iskeletsel etkilerinin değerlendirilmesi

Dewey, 1904 yılında alt çene lingual ark apareyinin Lourie tarafından kullanıldığını belirtmiştir. Mershon ise bu apareyin popüler hala gelmesinden sorumludur. Gerçekte Nance, alt çene lingual ark apareyinin karışık dişlenme döneminden daimi dişlenme dönemine geçişte daimi molar ve kesici dişlerin arasındaki mesafeyi korumak için kullanım endikasyonunu tanımlamıştır. Özellikle süt II. molar dişlerin erken kaybı dental arkta büyük etkiler yaratmakta ve daimi dişlerde çapraşıklık oluşmasına, daimi dişlerin gömülü kalmasına ve oro-fasiyel problemler gelişmesine neden olabilmektedir. Bir yer tutucu olarak alt çene lingual ark apareyi ark boyunun korunmasında ve alt çene daimi molar dişlerin mesiale doğru devrilmesini engellemede sıklıkla kullanılmaktadır. Bu yaygın kullanımına rağmen apareyin ark boyutlarını korumada, diş pozisyonları ve mandibulanın büyümesi üzerine etkileri hakkında kısmen çok az şey bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı bir alt çene lingual ark yer tutucu apareyinin ark boyutlarına, mandibular molar ve kesici dişler üzerine ve mandibulanın büyümesine etkilerini değerlendirmektir. Çalışmaya yer tutucu ihtiyacı olan 34 çocuk (18 erkek, 16 kız) dahil edilmiştir. Hastalar tek ya da çift taraflı II. süt azı dişi çekim boşluğuna göre 2 gruba ayrılmıştır. 1.gruptaki tek taraflı süt II. azı dişi çekim boşluğuna sahip 16 çocuk (8 erkek/8 kız ortalama yaş 8,8 ±0,9 yıl), 2.gruptaki çift taraflı süt II. azı dişi çekim boşluğuna sahip 18 çocuk (10 erkek/8 kız) ortalama yaş 8±0,7 yıl) alt çene lingual ark yer tutucu aparey ile tedavi edilmiştir. Lateral sefalometrik filmler, dental pantogramlar ve çalışma modelleri hastalardan tedavi başlangıcında ve tedavi sonunda alınmıştır. Ortalama tedavi süresi 20,4±4 ay olarak bulunmuştur. Tedavi başlangıcı ve tedavi sonu karşılaştırıldığında tüm tedavi gruplarında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Gruplar arası kıyaslama yapıldığında ise ark boyutlarında, mandibular molar ve kesici dişlerin pozisyonlarında farklar gözlenmiştir. Tek taraflı çekim boşluğuna sahip lingual ark yer tutucu grubu çift taraflı çekim boşluğuna sahip tedavi grubundan daha iyi sonuçlara sahip olduğu gözlenmiştir. Alt çene lingual ark yer tutucu apareyi ark boyutlarını korumada ve normal mandibular gelişimde faydalı bir aparey gibi görülmektedir; ancak keser dişlerin öne doğru bir miktar devrilmiştir.

AtellerDental arkDiş hekimleri+7
Volkan Çiftçi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Perikoronitisli mandibular 3. molar dişlerin; tükürük total antioksidan/oksidan seviye ve oksidatif stres indeksi üzerine etkileri

ÖZET PERİKORONİTİSLİ MANDİBULAR 3. MOLAR DİŞLERİN; TÜKÜRÜK TOTAL ANTİOKSİDAN/OKSİDAN SEVİYE VE OKSİDATİF STRES İNDEKSİ ÜZERİNE ETKİLERİ Fatih ÖZDEMİR Doktora Tezi, Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Tez danışmanları: Prof. Dr. Metin GÜNGÖRMÜŞ, Prof. Dr. İnci Rana KARACA Nisan 2018, 79 Sayfa Perikoronitis, kısmen sürmüş bir dişin kuronunu çevreleyen yumuşak dokuların inflamasyonu olarak tanımlanabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, reaktif oksijen türlerinin, birçok enflamatuar hastalıkların patogenezi ile ilişkili olduğunu ve doku hasarında önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Bununla birlikte perikoronitisle ilişkili çok farklı çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, daha önce perikoronitisle oksidatif stres arasındaki ilişkinin değerlendirildiği herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu nedenle, bu çalışma perikoronitisli mandibular 3. molar dişleri bulunan hastaların oksidatif stres düzeylerinin belirlenmesi ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 26'sı perikoronitisli, 27'si sağlıklı olmak üzere toplam 53 kişi dâhil edildi. Bu bireylerden uyarılmamış tükürük örneği toplanarak, total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) seviyeleri biyokimyasal olarak ölçüldü ve elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Yapılan analizler sonucunda, TAS seviyeleri yönünden gruplar arasında önemli bir fark olmadığı (p>0,05), perikoronitisli bireylerin tükürük TOS ve OSİ seviyelerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak önemli bir fark olduğu (p=0,001) tespit edildi. Sonuç olarak, bu çalışmanın sınırları içerisinde perikoronitisli bireylerin tükürük TOS ve OSİ değerlerinin sağlıklı bireylere nazaran daha yüksek olduğu ve kronik perikoronitisin oksidatif stres oluşumuna neden olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: perikoronitis, antioksidan, oksidan, oksidatif stres

AntioksidanlarAzı dişi-üçüncüDiş-gömülü+6
Fatih Özdemir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan forsus FRD EZ2 ve biobite corrector sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan Forsus FRD EZ2 (Forsus) ve Biobite Corrector MS (BBC) sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılmasıdır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel tedavi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik radyografileri analiz edilmiştir. Forsus grubu 21 (15,57±1,66 yıl), BBC grubu ise 20 (15,79±1,68 yıl) olmak üzere toplam 41 hasta sefalometrik radyografilerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık Forsus grubunda 6,3±1, BBC grubunda 6,5±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 41 hastanın 82 adet lateral sefalometrik radyografilerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Forsus ve BBC apareylerinin alt çene gelişim geriliğine sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dentoalveoler olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, üst kesici dişlerde retrüzyon ve alt kesici dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. BBC apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha az artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Forsus ve BBC sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Biobite Corrector, Forsus FRD EZ2, Sabit fonksiyonel aparey, Sefalometrik karşılaştırma, Sınıf II maloklüzyon

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+3
Fatih Mehmet Zopcuk
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Roth-jarabak analizi ile öngörülen mandibular büyüme yönünün sabit fonksiyonel tedavi sonuçları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır: 1. Roth-Jarabak analizi ile belirlenmiş alt çene büyüme yönü ile sabit fonksiyonel tedavi sonucu meydana gelen alt çenenin öne hareketi arasında bir ilişki olup olmadığını tespit etmek. 2. II. Sınıf kapanış bozukluklarında başarılı fonksiyonel tedavileri öngörebilmek için olası biyolojik göstergeleri tespit etmek. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma için Ç.Ü. Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Ab. Dalı arşivi kullanılmış ve sabit fonksiyonel aparey ile tedavisi tamamlanmış, II. Sınıf kapanış bozukluğuna sahip, büyüme gelişim döneminde olan (SVM II, SVM III) 90 bireyin lateral sefalometrik radyografileri kullanılmıştır. Çalışmamıza dahil edilen bireylerin tedavi başlangıç (t0) ve tedavi bitim (t1) dönemindeki sefalometrileri çizilmiş ve SNB değerinde oluşan 1.3°lik değişikliğe göre Grup 1 (SNB≤1.3°) ve Grup 2 (SNB˃1.3°) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. 61 birey Grup 1'e (ort. yaş 12.62± 1.07 ), 29 birey Grup 2'ye (ort. yaş 12.7±1.1) dahil olmuştur. ROC analizi, tedavi başlangıcı Roth-Jarabak değerleri ile alt çenenin öne hareketi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için kullanılmıştır. Çalışmamızın bulgularına göre; her iki grup arasında alt çene boyut artışı(Co-Gn) ile ilgili anlamlı bir farklılık bulunmamıştır(p˃0.5). Grup 1 de alt çenenin vertikal rotasyon parametrelerinde Grup 2'ye göre istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edilmiştir (Post. Açılar toplamı, SN/GoGn, Y açısı p≤0.001). ROC analizine göre, tedavi öncesi tespit edilen Gonial oranın SNB açısındaki artış ile en güçlü ilişkisi olan değişken olduğu tespit edilmiştir. Tedavi başı Gonial oranı %72 veya düşük olması, prepubertal II. Sınıf bireylerde sabit fonksiyonel tedavi ile alt çenenin öne doğru değil daha çok dik yönde hareket edeceğinin ve SNB açısında artış olmayacağının göstergesi olabilir.

Dental aygıtlarMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf II+5
Ebru Cinkara
Çukurova University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Koyun, keçi ve tavşanda mandibula'nın geometrik özellikleri

Yeni cerrahi malzemeler ve operasyon yöntemleri genellikle insanlardaki klinik kullanımından önce hayvan modellerinde denenir. Bu nedenle ağız ve çene cerrahisi araştırmalarında, mandibula'nın morfolojik ve morfometrik özelliklerinin bilinmesi, uygulamaların başarısı açısından önemlidir. Bu araştırmada, hayvan modeli olarak kullanılabilen tavşan, koyun, keçide mandibula'nın geometrik özelliklerine ilişkin verilerin sunulması amaçlanmıştır. Çalışmada 12 adet tavşan, 10 adet keçi ve 6 adet koyun madibula'sı kullanılmıştır. Mandibula'ların medio-lateral yönlü röntgen görüntülerinde uzunluk, yükseklik, açı ölçümleri ve for. mentale ve for. mandibulae'nın konumunu yansıtabilecek ölçümler alınmıştır. Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen kesit görüntüleri kullanılarak, for. mentale, ilk premolar diş ve son molar diş yakınlarındaki kesitlerde kortikal kalınlık, iç ve dış çaplar ölçülmüştür. Ayrıca üç boyutlu modellerde caput mandibulae'ye ilişkin ölçümler alınmıştır. Bu çalışmada, röntgen görüntüleri, kesit görüntüler ve üç boyutlu modeller incelenerek ağız ve çene cerrahisi uygulamaları açısından dikkati çeken önemli morfolojik bulgular sunulmuştur. Morfolojik bulgular yanında morfometrik veriler de göz önüne alınarak canalis mandibulae'nın oransal olarak en kısa ve en dar olarak tavşanda bulunduğu görülmüştür. Çevresindeki kortikal doku da çalışmada kullanılan diğer hayvan türlerine göre incedir. Ramus mandibulae bölgesi tavşanda çok zayıf bir kemik yapısının olması nedeniyle vida vb. uygulamaları için çok uygun değildir. Koyun ve keçide ise bu bölge daha kalın kortikal kemik ve daha fazla trabeküler yapı içermesi nedeniyle bu tür uygulamalar için daha uygundur. Diastema bölgesi, deneysel distraksiyon osteogenesizi, kemik defekti, plak, vida tipi gibi araştırmalar için daha uygun bir bölge olarak görünse de, tavşanlarda bu bölge boyunca incisiv dişlerin köklerinin bulunduğu, koyun ve keçilerde ise mandibular kanalın varlığı araştırıcılar tarafından dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak, çalışmanın morfolojik ve morfometrik bulguları kullanılarak özellikle bu hayvan türlerinde deneysel bir cerrahi prosedür, kullanabilecek malzeme tipi ve büyüklüğü planlanabilir. Böylece, bu tür araştırmalarda daha yüksek başarı ve güvenilir sonuçlar elde edilebileceği gibi hayvan refahı da arttırılabilir.

AnatomiAnatomi-veteriner hekimlikAnatomik özellikler+5
Bahri Evcim
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Meziale eğimli mandibular ikinci molar dişin farklı yöntemlerle dikleştirilmesinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Çalışmamızda birinci molar boşluğuna doğru eğilmiş mandibular ikinci moların farklı ankraj yapılarıyla dikleştirilmesi sırasında ikinci molar ve ankraj ünitelerinde ve kemikte meydana gelen stres dağılımı sonlu elemanlar analizi ile incelenmiştir. Ayrıca sonlu elemanlar analizi sayesinde hesaplanabilen kuvvet uygulandığı anda dişlerde meydana anlık yer değiştirmeler çalışmamızda değerlendirilmiştir. Araştırmamızda ikinci molar dikleştirilmesi için kullanılan üç farklı ankraj yapısı üç çalışma modeli oluşturularak değerlendirilmiştir. Birinci çalışma modelinde, arktaki tüm dişler; ikinci modelde, birinci molar boşluğundaki alveoler krete mandibular düzleme dik yerleştirilen braket abutmentlı mini vida; üçüncü modelde, dişsiz boşluğa dik yerleştirilen osteointegre olmadığı varsayılan dental implant ankraj olarak kullanılmıştır. Tüm modellerde dikleştirme amacıyla, paslanmaz çelik tel üzerine yerleştirilen ve 150 gr kuvvet uygulayan Ni-Ti open coil kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda tüm çalışma modellerindeki ikinci molar köklerinde benzer stres yoğunluğu oluşmuştur. İkinci moların kronunda oluşan stresler, en fazla mini vida ankrajı kullanıldığında, daha sonra implant ankrajı kullanıldığında, en az dişlerin ankrajı kullanıldığında izlenmiştir. Tüm çalışma modellerinde, dikleşme kuvveti uygulandığında yan etki olarak kronlarda ekstrüzyon, distolingual rotasyon ve linguale eğilme görülmüştür. Ekstrüzyon mini vida ve implant ankrajı kullanıldığında daha az görülürken, rotasyon ve linguale eğilme ise dişlerin ankrajı kullanıldığında daha az oluşmuştur. Birinci modelde dikleştirme sırasında ankraj olarak kullanılan dişlerde bazı yan etkiler oluşmuştur. Mini vida ve implant ankrajı kullanıldığında, her iki yapı üzerinde de stres en fazla boyun bölgesinde yoğunlaşmıştır. Mini vidada implanta göre stresin daha fazla olduğu izlenmiştir. Mini vida üzerindeki braket slotunun, implanttaki braket slotuna göre daha ince olması, ikinci modeldeki ikinci molarda ve kortikal kemikte daha fazla stres oluşmasına yol açmıştır. Sonuç olarak araştırmamızda mandibular molar dikleştirilmesi amacıyla yapılan tedavi yöntemlerinin hepsinin klinik olarak uygulanabilir görülmüştür.

Azı dişleriDental stres analiziMandibula+4
Hazal Saygı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00

Related subjects