Massage
90 theses under this subject heading
Kronik bel ağrısı olan bireylerde egzersizinyanı sıra uygulanan derin doku masajınınağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bel ağrısı en sık iş gücü kaybı ve işe gitmeme nedenidir. Uzun süren bel ağrıları bireylerin yaşam kalitesinde düşmeye sebep olmaktadır. Bazı insanlarda bel ağrıları depresyon bozukluğuna kadar yol açabilmektedir. Bel ağrısı olan bireylerde ağrıyı azaltmak ve sırt fonksiyonlarını düzeltmek için birçok farklı egzersiz eğitimi ve tedavi modeliteleri uygulanmaktadır. Binlerce yıllık geçmişe sahip olan masaj da günümüzde de tüm dünyada uygulanan en temel alternatif tedavi yöntemlerden biridir. Bu çalışmada kronik bel ağrısı olan bireylerde de egzersiz programına ek olarak uygulanan derin doku masajının ağrı ve yaşam kalitesi üzerine nasıl bir etkisi olacağı araştırıldı. Çalışma Gaziantep'te takip edilmekte olan yaş ortalaması kadın; 61,30 ve erkek; 38,70 olan gönüllü 62 kronik bel ağrılı kadın ve erkek bireyler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada, ağrı şiddetini değerlendirmek için Görsel Analog Skalası, ve bireyin sağlığını, mental ve fiziksel durumunu değerlendiren Short Form-36; geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış olan ölçekler kullanıldı. Bireyler basit randomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı ve bir gruba derin doku masajı ve William fleksiyon egzersizleri uygulandı. Diğer grubuna ise sadece William fleksiyon egzersizleri verildi. Fizyoterapist eşliğinde haftada 2 gün 8 seans ve diğer günler ev programı olarak verilen çalışma toplam 4 hafta sürmüştür. Verilerin değerlendirilmesi; araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edilmiştir. Egzersiz ve masaj grubunu üzerinde yapılan çalışmada bireylerin ağrı düzeylerinde, uygulama yapmadan önceki duruma göre anlamlı derecede azalma(p<0,05), yaşam kalitesinde, lumbal ekstansör kas kuvveti ve abdominal kas kuvveti düzeylerinde anlamlı derecede artma olduğu (p<0,05) görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışmada; derin doku masajının egzersiz ile birlikte yapılması ağrıyı azaltırken, yaşam kalitesi ve kas kuvveti üzerinde daha fazla artış sağlamıştır.
Kronik boyun ağrısı olan bireylerde egzersiz programına ek olarak uygulanan konnektif doku masajının ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam doyumu üzerine etkisi
Kronik boyun ağrısı olan bireylerde egzersiz programına ek olarak uygulanan konnektif doku masajının ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam doyumu üzerine etkisi araştırmak amacıyla, yaş ortalaması 39,6 olan gönüllü 56 kronik boyun ağrılı kadın ve erkek bireyler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada, ağrı şiddetini değerlendirmek için Visüel Analog Skalası, eklem hareket açıklığını tespit etmek için Gonyometre, boyundaki özürlülüğü sorgulamak için Boyun Özürlülük sorgulama Anketi ve yaşam ile ilgili beklentilerini ölçmek için Yaşam Doyumu Anketi gibi geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış olan ölçekler kullanıldı. Bireyler deney grubu ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı ve deney grubuna haftada 2 gün fizyoterapist tarafından konnektif doku masajıuygulandı ve izometrik boyun egzersizleri verildi. Konnektif doku masajı toplam 8 seans uygulandı. Kontrol grubuna ise haftada 2 gün fizyoterapist tarafından sadece izometrik boyun egzersizleri verildi. Egzersizler her iki grup içinde 4 hafta boyunca 8 seansı fizyoterapist eşliğinde, kalan 22 gün yapılacak egzersizler ise ev programı olarak verildi. Günde 3 defa 10 tekrarlı yapmaları söylendi. Çalışma aşamasında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edildi. Bulgulara göre tedavi sonrası VAS ölçüm düzeylerinin deney ile kontrol grupları arasındaki farkın %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir olduğu görülmüştür (p<0,05). Deney grubunda egzersiz grubuna kıyasla ağrıda azalma daha fazlaydı. Tedavi sonrası servikal eklem hareket açıklığı ekstansiyon ölçüm düzeylerinin deney ile kontrol grupları arasındaki farkın %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubundaki katılımcıların tedavi sonrası servikal eklem hareket açıklığı ekstansiyon ölçüm düzeylerinin deney grubundaki katılımcılara göre daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Diğer ölçüm parametrelerin tedavi sonrasındaki ölçü düzeylerinin gruplar arasındaki farkların anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05).
Septoplasti ameliyatı olan hastalara uygulanan masajın ağrı, yaşam bulguları ve konfor düzeyine etkisi
Bu deneysel çalışma, septoplasti ameliyatı olan hastaların ameliyat sonrası hafif ısı yayma, ovma ve yoğurma özelliği olan masaj aleti ile boyun, sırt , üst ve alt ekstremiteye yapılan masajın ağrı düzeyi, solunum hızı, nabız hızı, SpO₂ ve kan basıncı değerlerine ve konfor düzeyine etkisini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Servisi'nde 2022 yılı içerisinde septoplasti ameliyatı olan hastalar, örneklemi ise 50 vaka 50 kontrol grubu oluşturdu. Çalışmanın verilerinin toplanmasında literatür ışığında hazırlanan demografik bilgilerden oluşan Hasta Bilgi Formu, Hasta Değerlendirme Formu, Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği, Genel Konfor Ölçeği, masaj aleti, ayaklı vital ölçer, pulse oksimetre kullanıldı. Araştırmaya ait veri analizleri, bilgisayar ortamında SPSS 28 paket programı ile bulguların yorumlanmasında frekans tabloları, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanılarak yapıldı. Araştırmaya katılan hastaların masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk SpO₂ değeri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak, masajda 30.dk, 60.dk sistolik basınç değeri kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek, masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk nabız sayısı kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek, masajda 30.dk, 60.dk ağrı şiddeti kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha düşük, fiziksel konfor, psikospiritüel konfor, çevresel konfor, toplam konfor skoru kontrol grubundan anlamlı (p < 0.05) olarak daha yüksek olarak saptandı. Araştırmada vaka ve kontrol grubu arasında sosyo-kültürel konfor skoru anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Vaka ve kontrol grubu arasında masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk diyastolik basınç değeri anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Vaka ve kontrol grubu arasında masaj öncesi, masajda 5.dk, 30.dk, 60.dk solunum sayısı anlamlı (p > 0.05) farklılık göstermemiştir. Cerrahi işlem sonrası yapılan masajın yaşam bulguları, ağrı şiddeti ve konfor düzeyine olan etkileri hemşirelik bakım prosedürlerin kalitesini arttırmaktadır. Bu nedenle çalışmanın daha geniş kitlede yapılması ve hemşirelerin farmakolojik yöntemlerin yanı sıra nonfarmakolojik yöntemleri kullanması önerildi. Bu konuda daha derinlemesine araştırma yapılması önerildi. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Septoplasti Ameliyatı, Masaj, Yaşam Bulguları, Ağrı, Konfor.
Akut migren ataklarında aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisi
Çalışma, migren tanısı konmuş bireylerde, akut migren atağı sırasında tıbbi tedaviye ek olarak aromatik yağlarla yapılan masajın ağrının şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin saptanması amacıyla deneysel olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini acil kliniğe migren atağı ile başvuran, çalışma kriterlerine uyan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 35 deney 35 kontrol olmak üzere toplam 70 hasta oluşturdu. Veriler, Hasta Bilgi Formu, Depresif Belirti Envanteri - Öz Bildirim- (IDS-SR), Migrende 24 Saatlik Yaşam Kalitesi Ölçeği-MYKÖ, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), tansiyon aleti ve pulseoximetre ile toplandı. Akut migren atağı esnasında tıbbi tedaviye ek olarak, deney grubu hastalara aromatik yağ karışımı kullanılarak 15 dakika alın, şakak ve boyun köküne masaj uygulandı ve uygulamaya üç hafta boyunca devam edildi. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Tanımlayıcı istatistiksel metotların (ortalama, standart sapma, frekans) yanı sıra normal dağılım gösteren iki grup arası niceliksel verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U Testi kullanıldı. İkiden fazla grup arası değerlendirmelerde ise Kruskal Wallis testi, farklılığa neden olan grubun tespitinde ise yine Mann Whitney U testi kullanıldı. Deney grubunun uygulama öncesi GKÖ skorlarının, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,030; p<0,05). Deney grubunda uygulama öncesine göre uygulama sonrasında GKÖ puanlarında görülen düşüşün, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Deney grubunun uygulama sonrası migrende yaşam kalitesi toplam ve alt boyut ölçek puanlarının kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Aromatik yağlarla yapılan masajın, deney grubunun tedavi sonrasındaki MYKÖ toplam puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p:0,005; p<0,01). Çalışma sonucunda lavanta ve nane yağı kullanılarak yapılan masajın migren hastalarının ağrısının azaltılmasında etkili olduğu ve yaşam kalitelerini olumlu etkilediği görüldü.
Primer dismenorede tetik nokta masajı ve germe egzersizlerinin menstruasyon belirtileri, ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Primer dismenore, öncelikle genç kadınları etkileyen, günlük aktiviteleri engelleyen, iş verimi kaybına neden olan ve yaşam kalitesini düşüren kronik bir sağlık durumudur. Bu kontrollü çalışmada, primer dismenore tanısı almış hastalara uygulanan tetik nokta masajı ve germe egzersizlerinin ağrı şiddeti, menstruasyon belirtileri ve yaşam kalitesi üzerine etkileri incelenmiştir. Çalışmaya Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde primer dismenore tanısı ile takip edilen 45 kadın katılmıştr. Katılımcılar, "germe", "germe ve tetik nokta" ve "kontrol" grubuna ayrıldılar. Tedavi öncesi ve sonrasında toplam iki kez yapılan menstrual ağrı şiddeti değerlendirilmesinde "Vizüel Analog Skala", menstrual semptom şiddetinin değerlendirilmesinde "Menstruasyon Belirti Ölçeği" ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde "SF-36" kullanılmıştır. Tedavi sonrasında ağrı şiddeti kontrol grubunda değişmezken her iki germe grubunda da anlamlı düzeyde azaldı (P<0,001), tetik nokta ve germe egzersizinin birlikte uygulandığı grupta ağrı şiddetindeki azalmanın daha fazla olduğu bulunmuştur. Katılımcıların Menstruasyon Belirti Ölçeği değişimleri incelendiğinde, germe egzersizi ve tetik nokta masajı uygulanan grupta tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırıldığında negatif etkide grup içinde ve gruplar arasında anlamlı fark olduğu görülmüştür (p=0,000). Germe grubu ile germe egzersizi ve tetik nokta masajı verilen grupta, tedavi öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldığında baş etme yöntemlerinde grup içinde ve gruplar arasında anlamlı fark görülmüştür (p=0,009). Germe egzersizi ve tetik nokta masajının birlikte uygulandığı tedavi programı menstruasyon belirtileri ve ağrı şiddeti üzerine tek başına germe egzersizi uygulanan gruba göre daha etkili olmuştur.
Noninvaziv mekanik ventilasyondaki prematürelerde hidrokolloid bant ve yüz masajı uygulamasının nazal yaralanma, konfor ve stres üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışma noninvaziv mekanik ventilasyon (NIMV) desteği alan prematürelerde hidrokolloid bant kullanımı ve yüz masajı uygulamasının nazal septum yaralanması, stres ve konfor üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tek kör, randomize kontrollü deneysel olarak, Şubat 2023-Şubat 2024 tarihleri arasında 3. Basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) yatan, NIMV desteği alan ve dahil olma kriterlerini karşılayan 28-34 gestasyon haftaları arasındaki 108 prematüre bebek (Hidrokolloid bant grubu: 36, yüz masajı grubu: 36, kontrol grubu: 36) ile yürütüldü. Çalışmanın verileri Yenidoğan Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Cilt Durumu Değerlendirilmesi Ölçeği (YCDDÖ), Burun Yaralanması Skalası (BYS), Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ve Yenidoğan Stres Ölçeği (YSÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde parametrik yöntemler kullanıldı. Gruplar arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanıldı. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe, grup içi ölçümlerin karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümler anova testi ve tamamlayıcı bonferroni testi kullanıldı. Tüm hesaplamalarda ve yorumlamalarda istatistik önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen preterm bebekler gruplar arasında tanımlayıcı ve klinik özelliklerine göre cinsiyet hariç anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Gruplar arasında BYS puanları, YCDDÖ puanları, PBKÖ puanları ve YSÖ puanları anlamlı farklılık gösterdi. Tüm değerlendirmelerde en yüksek BYS ve YCDDÖ puanı kontrol grubunda; en düşük BYS ve YCDDÖ puanının ise hidrokolloid bant grubunda olduğu görüldü. Grupların YSÖ puanları incelendiğinde en düşük yüz masajı uygulanan grupta; en yüksek ise kontrol grubundaki bebeklerde olduğu saptandı (p<0.05). Gruplar arası PBKÖ puanları incelendiğinde ise en yüksek yüz masajı grubunda, en düşük ise kontrol grubunda olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuçlar: Çalışmada NIMV desteği alan prematüre bebeklerde hidrokolloid bant uygulamasının burun yaralanmalarını önlemede yüz masajı uygulamasına göre daha etkili olduğu ve cilt durum puanını düşürdüğü ancak stres puanını düşürmede ve konfor düzeyini artırmada yüz masajı uygulamasının daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Burun yaralanması, Hidrokolloid bant, Noninvaziv mekanik ventilasyon, Prematüre, Yüz masajı
Kalp yetersizliği hastalarına uygulanan klasik masaj ve benson gevşeme egzersizinin semptom durumu ve yaşam kalitesine etkileri
Bu randomize kontrollü araştırmanın amacı, klasik masaj (KM) ve Benson gevşeme egzersizinin (BGE) kalp yetersizliği (KY) hastalarında semptom durumu ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Kardiyoloji ve Dahiliye Servisleri, Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Kardiyoloji Servisi ve Koroner Yoğun Bakım Ünitesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Kalp Merkezi Kardiyoloji Servisi ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Servisinde 1 Ekim 2019-20 Haziran 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemini New York Kalp Birliği KY sınıflamasına (Evre III-IV) göre tabakalı randomizasyonla KM (n=24), BGE (n=26) ve kontrol gruplarına (n=22) atanan toplam 72 hasta oluşturmuştur. Hastanede yatarak tedavi alan KM grubundaki hastalara her seansta 30 dakika süreyle, 1 hafta boyunca günde iki kez, toplam 14 defa klasik el ve ayak masajı; BGE grubundaki hastalara her seansta 20 dakika süreyle, 1 hafta boyunca günde iki kez toplam 14 kez gevşeme egzersizi uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalar ise standart hemşirelik bakımlarını almaya devam etmiş ve araştırma süresince başka herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Semptom durumu "Kalp Yetersizliği Semptom Durumu Ölçeği (KYSDÖ)" ile yaşam kalitesi "Minnesota Kalp Yetmezliği Yaşam Anketi (MKYYA)" ile ölçülmüştür. Araştırmada KM ve BGE grubunun KYSDÖ toplam ölçek puanlarının 1. haftada kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azaldığı (p<0,05), başlangıç ve 3. haftada ise gruplar arasında anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). MKYYA toplam ölçek puanlarının karşılaştırılmasında üç araştırma grubu arasında başlangıç, 1. hafta ve 3. haftada istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu çalışmada, KM ve BGE'nin KY semptom yönetiminde etkili olduğu ve bu nedenle klinikte kullanımının yaygınlaştırılması önerilebilir.
Kronik konstipasyonda abdominal masajın etkinliği
Bu çalışmanın amacı kronik konstipasyonu (KK) olan bireylerde abdominal masajın etkinliğini randomize plasebo-kontrollü dizaynda araştırmaktı. Çalışmamıza Roma IV tanı kriterlerine göre KK tanısı alan toplam 74 birey dâhil edildi. Bireyler randomize olarak müdahale grubu (abdominal masaj+öneri) veya kontrol grubuna (plasebo terapatik ultrason (US)+öneri) atandı. Abdominal masaj, 4 hafta boyunca haftada 3 gün uygulanırken plasebo terapatik US, 4 hafta boyunca, haftada 2 gün olacak şekilde uygulandı. Her iki gruptaki bireylere ilave olarak yaşam stili değişikliklerine yönelik öneriler verildi. Primer sonuç ölçümü olan konstipasyon (kabızlık) şiddeti Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği ile değerlendirildi. Sekonder sonuç ölçümleri olan, bağırsak fonksiyonel belirteçleri (defekasyon frekansı, defekasyon süresi ve gaita yoğunluğu) ve kabızlıkla ilişkili yaşam kalitesi sırasıyla 7 günlük bağırsak günlüğü ve Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği ile değerlendirildi. Bireylerin ayrıca çalışma başlangıcına kıyasla 4. hafta sonunda kabızlık ve ilişkili diğer şikâyetlerine yönelik değişim algıları Hasta Global Değişim Algısı Skalası ile değerlendirildi. Çalışma sonunda her iki grupta tüm sonuç ölçümlerinin zaman içerisindeki grup içi değişimlerinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,001). Bu değişimlere grup etkisi araştırıldığında, zaman ile grup etkileşiminin de istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,001). Müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla tüm sonuç ölçümlerinde daha yüksek düzeyde iyileşme görüldü (p<0,05). Ek olarak, kabızlık semptomlarında algılanan iyileşmenin müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla daha fazla olduğu tespit edildi (p<0,001). Bu çalışmanın sonucunda, KK'nin tedavisinde abdominal masajın plasebo tedaviden kısa dönemde daha etkin olduğu bulundu. Abdominal masajın etkinliğini farklı uygulama parametreleri ile ve/veya farklı uygulama protokolleri ile ortaya koyan uzun dönem takipli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Sekonder kabızlığı olan bireylerde de abdominal masajın etkinliğine yönelik ileri çalışmalar planlanabilir.
Periferal nöropatili hastalarda lumbal stabilizasyon egzersizleri ve konnektif doku masajının nöropatik ağrı, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; nöropatik ağrılı hastalarda ağrı şiddeti, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine lumbal stabilizasyon egzersizleri ve konnektif doku masajının etkinliğini kontrol grubu ile karşılaştırarak araştırmaktı. Çalışmaya ince lif nöropati tanılı, nöropatik ağrısı bulunan 22 olgu dâhil edildi. Birinci grup (n=8) lumbal stabilizasyon egzersizleri, ikinci grup (n=8) konnektif doku masajı (KDM) ve üçüncü grup (n=6) sadece medikal tedavi uygulanan kontrol grubu olarak belirlendi. Olgular, 6 hafta haftada 2 gün tedavi programına alındı. Tedavi öncesi ve sonrası, ağrı şiddeti (sayısal değerlendirme ölçeği), ağrı niteliği (Nöropatik Ağrı Ölçeği (NAÖ)), fonksiyonel kapasite (Kısa Ağrı Envanteri (KAE)) ve yaşam kalitesi (Nöropatik Ağrının Yaşam Kalitesi Üzerindeki Etkisi Anketi) değerlendirildi. Egzersiz ve KDM gruplarında, tedavi sonrası "ortalama ve en şiddetli ağrı" şiddetinde azalma anlamlı iken (p<0.05), kontrol grubu ile karşılaştırıldığında "en şiddetli ağrı" şiddetinde azalma anlamlıydı (p<0.05). Olguların NAÖ sonuçlarında tedavi sonrasında egzersiz grubunda 'keskin ve monoton', KDM grubunda 'keskin ve yanıcı' parametrelerinde iyileşme görüldü (p<0.05). Gruplar arasında 'şiddet' parametresinde kontrol grubuna kıyasla egzersiz ve KDM grupları lehine fark görüldü (p<0.05). KAE sonuçlarında tedavi sonrası egzersiz grubunda 'yürüme ve hayattan zevk alma', KDM grubunda 'ruh hali ve insan ilişkileri' parametrelerinde ağrının olumsuz etkisi azaldı (p<0.05). Sadece egzersiz grubunda tedavi sonrası yaşam kalitesi düzeyinde artış görüldü (p<0.05). Gruplar arasında KAE ve yaşam kalitesi düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak, bu tedavilerin nöropatik ağrılı kişilerde medikal tedaviyi destekleyen bir yaklaşım olarak klinikte ağrı şiddetini azaltmada etkili bir tedavi seçeneği olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
İnmeli bireylerde konnektif doku masajının otonomik fonksiyon bozukluklarına etkisi
Bu çalışmada, otonomik fonksiyon bozukluğu olan inmeli bireylerde, konnektif doku masajının (KDM) el ısısına ve otonomik fonksiyon bozukluklarına olan etkisi araştırıldı. Araştırmaya 40 inmeli, 40 sağlıklı toplam 80 birey dahil edildi. İnmeli bireyler KDM ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. KDM, 10 gün boyunca, hergün, günde 1 seans, yaklaşık 15-20 dakika sürecek şekilde uygulandı. Kalp hızı, kan basıncı (sistolik ve diastolik), solunum hızı, galvanik deri rezistansı (GDR) (bilateral), el ısısı (bilateral) ölçümleri, KDM grubunda tedavi öncesi, tedaviden hemen sonra, tedavi sonrası 15. dk. ve 30. dk. olmak üzere dört defa yapıldı. Kümülatif etkiye bakmak için ise KDM ve kontrol grubunda bu ölçümler 1. gün ve 11. gün yapılarak kaydedildi. KDM'nin otonomik fonksiyonlara olan etkisini sorgulamak için otonomik disfonksiyon anketi ve R-R interval varyasyon (RRİV) ölçümü 1. ve 11. gün yapılarak kaydedildi. Çalışma sonunda, KDM grubunda ilk seansta tedaviden hemen sonra yapılan ölçümde sistolik kan basıncında azalma görülürken, diastolik kan basıncı ve solunum hızında anlamlı bir değişiklik görülmedi. Bununla birlikte bilateral el ısısında KDM sonrası yapılan ilk ölçümde anlamlı ölçüde artma görülürken 15. dk, 30. dk ölçümlerinde ve kümülatif olarak anlamlı bir değişiklik görülmedi. Ayrıca kalp hızı, GDR, RRİV değerlerinde de anlamlı bir sonuç elde edilemedi. Otonomik disfonksiyon anketinde sorgulanan termal disfonksiyon, sfinkter disfonksiyonu ve gastroparezis semptomlarında kontrol grubuna kıyasla anlamlı ölçüde iyileşme görüldü, bununla birlikte ortostatik semptomlar ve deri etkilenimi semptomlarında anlamlı bir fark elde edilemedi. Ayrıca sağlıklı bireylerin bilateral el GDR değerleri ölçüldü ve galvanik deri rezistansına norm değer belirlemek amacıyla kullanıldı. Bu sonuçlar göz önüne alındığında, KDM'nın inmeli bireylerin yaşadığı bazı otonomik fonksiyon bozukluklarını azaltmada etkili olduğu ve hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyon programları içerisinde yer alması gerektiği görüşüne varıldı. Anahtar Kelimeler: İnme, konnektif doku masajı, otonomik fonksiyon, el ısısı, fizyoterapi
Prematüre bebeklerde masajın bilirubin düzeyine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, prematüre bebeklerde masajın bilirubin düzeyine etkisini incelemektir. Yöntem: Örneklem grubunu Kasım 2018-Nisan 2019 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırılan 64 prematüre bebek oluşturmuştur (masaj grubu:32; kontrol grubu: 32). Veriler, yenidoğana ait tanıtıcı bilgilerin bulunduğu "Veri Toplama Formu" ve transkutan bilirubin ölçer cihaz kullanılarak toplandı. Her iki gruptaki bebeklerin 5 gün süresince günlük transkutan bilirubin değerleri ölçülmüş, günlük dışkılama sayısı, günlük vücut ağırlığı ve yaşam bulguları (SPO2, nabız, solunum sayısı) ve hastanede yatış süresi kaydedilmiştir. Masaj grubundaki bebeklere 5 gün süresince günde iki kez sabah ve akşam 10-15 dakika bebek masajı yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Skewness, Kurtosis, Yates düzeltmeli ki-kare testi, Fisher exact testi, bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, Wilcoxon Signed rank testi, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Masaj grubundaki prematüre bebeklerin günlük TcB düzeyi üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerin günlük dışkılama sayısı ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci günlerde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerin hastanede kaldığı gün ortalamasının kontrol grubuna göre düşük olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<.001). Masaj grubundaki bebeklerde 1-5 gün arası tüm günlerde SPO2 ortalaması anlamlı düzeyde yüksek, nabız sayısı ve solunum sayısı ortalaması anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<.001). Masaj ve kontrol grubundaki bebeklerde doğumda ve ilk beş gündeki vücut ağırlığı ortalamaları arasında anlamlı düzeyde fark bulunmamıştır (p>.05). Sonuç: Bebek masajı, prematüre bebeklerin dışkılama sıklığını arttırmada ve bilirubin düzeyini azaltmada etkili bir yöntemdir. Bebek masajının, prematüre bebeklerde bilirubin düzeylerinin artmasını önlemek için ve sarılığın terapötik tedavisine (farmakolojik tedavi, fototerapi ve kan transfüzyonu) olan ihtiyacı azaltmak için alternatif ve tamamlayıcı bir uygulama olarak kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; yenidoğan sarılığı; bebek masajı; transkutan bilirubin düzeyi; prematüre bebek.
Prematüre bebeklerde masajın vital bulgular ve büyüme parametrelerine etkisinin incelenmesi
Prematüre Bebeklerde Masajın Vital Bulgular ve Büyüme Parametrelerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı, prematüre bebeklerde masajın vital bulgular ve büyüme parametrelerine etkisini incelemektir. Yöntem: Örneklem grubunu Ağustos 2018- Mayıs 2019 tarihleri arasında YYBÜ'ye yatırılan 33 prematüre bebek oluşturmuştur (masaj grubu:17; kontrol grubu: 16). Masaj grubundaki bebeklere 5 gün süreyle günde iki kez 10-15 dakika bebek masaj uygulanmıştır. Her iki gruptaki bebeklerin vücut ağırlığı her gün ölçülüp kaydedilmiştir. Baş çevresi ve boy uzunluğu ise çalışmanın başlangıcında ve bitiminde ölçülüp kaydedilmiştir. Masaj grubundaki bebeklerin vital bulguları (SPO2, kalp atım hızı, solunum sayısı) masaj öncesi, masaj sonrası 1. dakika ve 10. dakikalarda olmak üzere 3 kez kaydedilmiştir. Her iki gruptaki bebeklerin hastanede kalma süreleri kaydedilmiştir. Bulguların analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-Kare testleri, Fisher exact testi, bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, Wilcoxon signed ranks testi, Mann whitney U testi kullanılmıştır. Önemlilik düzeyi p<.05 kabul edilmiştr. Bulgular: Masaj grubundaki bebeklerin vücut ağırlığı artışı kontrol grubundaki bebeklerden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<.05). Masaj grubundaki bebeklerde 1. gün; 2. gün; 3.gün; 4.gün akşam ve 5.gün akşam masaj sonrası kalp atım hızı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<.05). Masaj grubundaki bebeklerin masaj sonrası SPO2 değeri 1. gün sabah hariç diğer günlerde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p<.05). Masaj grubundaki bebeklerin masaj sonrası solunum sayısı 1-5 gün arası tüm günlerde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<.05). Masaj ve kontrol grubundaki bebeklerde boy uzunluğu, baş çevresi artışı ve hastanede kalma süreleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>05). Sonuç: Bebek masajı prematüre bebeklerin vücut ağırlığını artırmada etkili bir yöntemdir. YYBÜ'deki hemşireler prematüre bebeklerin büyüme ve gelişimini desteklemek için bebek masajını kullanabilir. Anahtar Kelimeler; bebek masajı; vital bulgular; büyüme parametreleri
Aromaterapi masajının kronik nonmalign ağrısı olan hastalarda ağrı, anksiyete ve uyku kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma; aromaterapi masajının kronik nonmalign ağrısı olan bireylerde ağrı şiddeti, kaygı düzeyi ve uyku kalitesi üzerine olan etkisini belirlemek üzere randomize kontrollü olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ağrı Kliniği'nde yatarak veya ayaktan kronik nonmalign ağrı tedavisi gören ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 20 aromaterapi grubu ve 20 kontrol grubu olmak üzere toplam 40 hasta oluşturmuştur. Rastgele dağılımı sağlamak için örnekleme alınan ilk üç hasta aromaterapi grubuna, ikinci üç hasta ise kontrol grubuna alınarak 40 hastaya ulaşılmıştır. Veri toplamada; Birey Tanıtım Formu, Görsel Değerlendirme Skalası, Kısa Ağrı Envanteri, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; ki kare, t testi, Mann Whitney U testi, ANOVA ve Friedman testi kullanılmıştır. İkinci hafta VAS ağrı şiddetinde (VAS2) ve ikinci hafta ve dördüncü hafta ağrı giderme yüzdesinde gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmıştır. Aromaterapi grubunda hem ağrı şiddetinde hem de ağrı giderme yüzdesinde anlamlı bir azalma saptanmıştır. Aromaterapi ve kontrol grupları durumluluk-süreklilik kaygı ölçeği puanları açısından kıyaslandığında; her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Durumluk- sürekli kaygı puanındaki azalma aromaterapi grubunda kontrol grubuna göre daha fazladır. Gruplar uyku kalitesi açısından değerlendirildiğinde ise; hem aromaterapi hem de kontrol grubunda global PUKI uyku kalitesi puanında anlamlı bir azalma olduğu; aromaterapi grubundaki puan azalmasının kontrol grubuna daha fazla olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda aromaterapi masajının kronik non-malign ağrısı olan bireylerde, ağrı şiddeti, ağrıyı giderme yüzdesi, kaygı düzeyi ve uyku kalitesi üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Bu nedenle; fazla zaman almayan, kolay uygulanabilir, araç-gereç gerektirmeyen, maliyeti ucuz ve etkili bir yöntem olan aromaterapi masajının kronik non-malign ağrısı olan bireylerde kullanımı önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; ağrı; anksiyete; aromaterapi; masaj; uyku kalitesi
Vajinal doğum yapmış annelere uygulanan ayak masajının doğum sonu konfor ve ağrı düzeyine etkisi
Doğumdan sonra 6 hafta süren, anne, bebek ve aile açısından uyumun sağlandığı karmaşık ve yeni döneme "doğum sonu dönem" denir. Bu dönemde, her ne kadar şikayetler az olsa da, anne genellikle ağrı hissetmektedir. Farklı nonfarmakolojik teknikler uygulayan ebelerin ağrı kontrolünde ve ağrının hafifletilmesinde önemli rolleri vardır. Bu tekniklerden birisi de ayak masajdır. Bu araştırmada; vajinal doğum yapmış annelere doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının, annenin doğum sonu konforu ve ağrı durumu değerlendirilip buna bağlı olarak analjezik ilaç alma gereksinimi üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Veriler 01.07.2017 – 31.08.2017 tarihleri arasında toplanmış ve toplam 66 anne (Çalışma grubu:33 kişi, kontrol grubu:33 kişi) ile araştırma tamamlanmıştır. Gruplar arasındaki birey sayısını dengede tutabilmek için sabit olasılıklı randomizasyon yöntemlerinden "blok randomizasyon" yöntemi kullanılmıştır. Blok randomizasyon yönteminde grupların birbirinden etkilenmemesi için veriler araştırmaya dahil edilme kriterleri dikkate alınarak birer hafta aralıklarla toplanmıştır. Annelerin sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre dağılımlarında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamış, her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) puan ortalamaları incelendiğinde, çalışma grubu annelerinin ilk ayak masajı uygulaması öncesi ölçek puan ortalaması ile son ayak masajı uygulaması sonrası ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir artış olduğu (p< 0.001), kontrol grubu annelerin ilk DSKÖ puan ortalaması ile son DSKÖ puan ortalaması arasında anlamlı bir düşüş olduğu (p = 0.003) saptanmıştır. Ayrıca, çalışma ve kontrol grubu arasında ilk ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamışken (p=0.490), son ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ilk uygulama öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı uygulaması öncesi (0. dakika), uygulamanın hemen (20. dakika) ve 30 dakika sonrasında (50. dakika) Görsel Analog Ölçeği (GAÖ) puan ortalamalarının anlamlı olarak azaldığı (p < 0.001), kontrol grubunda yer alan annelere ise aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p= 0.606). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ikinci uygulaması öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, ilk uygulama ile benzer sonuçların olduğu saptanmıştır. Ancak, kontrol grubunda yer alan annelerde aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır (p=0.011). Çalışma grubu ile karşılaştırıldığında farkın yok denecek kadar az olduğu görünmektedir. Çalışma grubunda yer alan annelerin doğumdan sonra taburcu olana kadar aldığı analjezik ilaç sayısı ve kontrol grubunda yer alan annelerin aldığı analjezik ilaç sayısı değerlendirildiğinde, çalışma grubunda yer alan annelerin kontrol grubunda yer alan annelerden daha az sayıda analjezik ilaç aldıkları görünmektedir (p<0.001). Sonuç olarak; annelere uygulanan nonfarmakolojik yöntemlerin etkisinin daha uzun süre devam edebilmesi için devamlılığın sağlanmasının önemli olduğu ve doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının annelerin konfor ve ağrı düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu, böylelikle gereksiz ilaç kullanımının ortadan kalkabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, doğum sonu dönem, ebelik, konfor, masaj
Mekanik ventilasyon desteğinde olan hastalarda ayak masajı uygulamasının dispne, anksiyete ve konfora etkisi
Mekanik Ventilasyon Desteğinde Olan Hastalarda Ayak Masajı Uygulamasının Dispne, Anksiyete Ve Konfora Etkisi Bu çalışma, mekanik ventilasyon desteğinde olan hastalarda ayak masajı uygulamasının dispne, anksiyete ve konfora etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü (ön test – son test kontrol gruplu) deneysel bir araştırmadır. Araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniğinin Yoğun Bakım Ünitesinde 20 Kasım 2017 – 27 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, araştırmanın örneklem seçim kriterlerine uyan 7'si uygulama ve 4'ü kontrol olmak üzere toplam 11 hastayla oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Hasta Tanıtım Formu (HTF), Hasta Kayıt Formu (HKF) ve Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) uygulanarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan hastalar üç gün boyunca takip edilmiştir. Kontrol grubundaki hastalara; herhangi bir girişim uygulanmamış, birinci gün randomizasyon sonrası HTF, HKF ve GKÖ, 10 dakika sonra HKF ve GKÖ tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara, ikinci ve üçüncü gün de HTF, HKF ve GKÖ, 10 dakika sonra HKF ve GKÖ tekrar uygulanmıştır. Ayak masajı grubundaki hastalara birinci, ikinci ve üçüncü gün her gün aynı saatte; HTF, HKF ve GKÖ; 10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; HKF ve GKÖ uygulanmıştır. Verilerin analizinde; ayak masajı grubundaki hastaların masaj öncesi ve sonrası dispne, anksiyete ve konfor puan ortalamaları ve sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, kalp hızı, solunum hızı, oksijen saturasyonu, FiO2, PaO2, PaO2 / FiO2 için puan ortalamaları arasındaki fark Mann Whitney U Testi , grupların günler arasındaki ortalama farklar ise Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi analizleri ile incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, ayak masajının hastalarda dispne ve anksiyeteyi azalttığı, konfor düzeyini arttırdığı saptanmış olup, kontrol grubu ile arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çalışma bulguları sonucunda, kolaylıkla öğrenilebilen, uygulanabilen maliyeti olmayan ve girişimsel bir işlem gerektirmeyen ayak masajı uygulamasının dispne ve anksiyeteyi azaltıcı, konforu arttırıcı etkisinden dolayı rutin hemşirelik bakım aktivitelerine dahil edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım, Mekanik Ventilasyon, Ayak Masajı, Dispne, Anksiyete, Konfor, Hemşirelik
Huzurevinde yaşayan yaşlılarda sırt masajı ve el masajının konfor ve anksiyeteye etkisi
Bu çalışma, huzurevinde yaşayan yaşlılarda sırt masajı ve el masajı uygulamasının konfor ve anksiyeteye etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü (ön test –son test kontrol gruplu) deneysel bir araştırmadır. Araştırma, İzmir (Basınsitesi) Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve İzmir Gürçeşme Zübeyde Hanım Huzurevi'nde 15 Ekim 2015-1 Mayıs 2016 tarihleri arasında yaşayan araştırmanın örneklem seçim kriterlerine uyan, 15'i sırt masajı, 15'i el masajı ve 15'i kontrol olmak üzere toplam 45 yaşlıyla yürütülmüştür. Yaşlılara ilişkin verilerin toplanmasında; "Yaşlı Tanıtım Formu (YTF)", "Genel Konfor Ölçeği (GKÖ)", " Durumluk Anksiyete Ölçeği (DAÖ) " ve ''Yaşamsal Bulgular İzlem Formu (YBİF)'' kullanılmıştır. Araştırmaya katılan yaşlılar üç gün boyunca takip edilmiştir. Kontrol grubundaki yaşlılara; herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Birinci gün randomizasyon sonrası YTF, GKÖ, DAÖ, YBİF ve 10 dakika sonra tekrar YTF, GKÖ, DAÖ ve YBİF uygulanmıştır. Kontrol grubundaki yaşlılara, ikinci ve üçüncü gün de ilk görüşmede YBİF ve 10 dakika sonra GKÖ, DAÖ ve YBİF uygulanmıştır. Sırt masajı ve el masajı grubundaki yaşlılara birinci gün; YTF, GKÖ, DAÖ, YBİF; 10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; GKÖ, DAÖ, YBİF; ikinci gün; YBİF,10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; GKÖ, DAÖ, YBİF; üçüncü gün; YBİF, 10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; GKÖ, DAÖ, YBİF uygulanmıştır. Verilerin analizinde günler arasındaki fark tekrarlayan ölçümlerde varyans analizi ve Kruskal Wallis varyans analizi, sırt masajı ve el masajı grubundaki yaşlıların masaj öncesi ve sonrası konfor ve anksiyete puan ortalamaları arasındaki fark Paired-sample t testi, grupların günler arasındaki ortalama farkları ise Bonferroni ve Least Significant Difference (LSD) analizleri ile incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, sırt masajı ve el masajının huzurevinde yaşayan yaşlılarda konfor düzeyini arttırdığı, anksiyeteyi azalttığı saptanmış olup sonuçlar anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çalışma bulguları sonucunda, kolayca öğrenilebilen, maliyeti olmayan, her yerde kolaylıkla uygulanabilen girişimsel bir işlem gerektirmeyen masaj uygulamasının konforu arttırıcı ve anksiyeteyi azaltıcı etkisinden dolayı huzurevinde yaşayan yaşlılara rutin hemşirelik bakım aktivitelerine dahil edilmesi önerilmektedir.
Palyatif bakım alan kanser hastalarında aromaterapi sırt masajının ağrı şiddeti ve plazma beta endorfin düzeyine etkisi
Palyatif Bakım Alan Kanser Hastalarında Aromaterapi Sırt Masajının Ağrı Ve Plazma Beta Endorfin Düzeyine Etkisinin İncelenmesi Bu araştırma palyatif bakım alan kanser hastalarında aromaterapi masajının ağrı ve plazma beta-endorfin düzeylerine olan etkisini belirlemek üzere deney-kontrol çalışması olarak planlanmıştır. Ağustos 2015- Aralık 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi'nde tedavi gören toplam 31 hasta (11 aromaterapi, 10 masaj ve 10 kontrol grubu) araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanması için Hasta Tanıtım Formu, Sayısal Ağrı Skalası, ECOG Performans Durumu Skalası ve Brief Ağrı Envanteri kullanıldı. Araştırmanın uygulanması için etik kurul izni ve kurumdan yazılı izin alındı. Ayrıca araştırmaya katılan hastalardan bilgilendirilmiş sözel ve yazılı onam alındı. Araştırma kapsamına alınan hastalar yatak numarasına göre aromaterapi, masaj ve kontrol grubu olarak randomize edildi. Hastalara hastaneye yattıkları andan itibaren anketler uygulandı ve plazma beta-endorfin düzeylerini belirlemek için 1 tüp kan alındı. Aromaterapi grubundaki hastalara haftada 2 kez olmak üzere 4 kez aromaterapi sırt masajı uygulandı. Masaj grubundaki hastalara da haftada 2 kez olmak üzere 4 kez masaj uygulandı. Kontrol grubundaki hastalar rutin klinik bakım aldılar. Hastalara her uygulamadan sonra anketler uygulandı ve çalışmanın sonunda plazma beta-endorfin düzeyinin belirlenmesi için 1 tüp kan daha alındı. Verilerin istatistiksel analizinde; X² kare, Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Araştırma verilerine göre hastaların yaş ortalaması 39.58+15,9olarak bulundu. Araştırma kapsamındaki hastaların %51,6'sı erkek, %48,4'ü kadın, %54,8'i evli,%58,1'inin gelir durumu orta düzeyde olduğu saptandı. Hastaların %38,8'inde kemik ve bağ dokusu kanseri, bulunmakta ve %22,6'sında evre III hastalık, %77,4'ünde evre IV hastalık bulundu. Aromaterapi, masaj ve kontrol grubunda bulunan hastaların; ikinci, üçüncü ve dördüncü uygulamadan sonra ölçülen ağrı şiddeti puanları ve ECOG performans durumu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Benzer şekilde aromaterapi ve masaj grubundaki hastaların en şiddetli ağrı, en hafif ağrı ve ortalama ağrı puanlarında zamanla anlamlı bir azalma olduğu saptandı (p<0.05). Hastaların genel aktivite durumunun, duygusal durumunun, yürüme yeteneğinin, çalışma durumunun, diğer insanlarla ilişki durumunun, uyku durumunun ve yaşam kalitesinin ağrıdan nasıl etkilendiği incelendi. Aromaterapi ve masaj grubundaki hastaların bu alanlarda aldıkları puanlarda anlamlı bir azalma olduğu belirlendi. (p<0.05). Ayrıca aromaterapi ve masaj grubundaki hastaların plazma-beta endorfin düzeylerinde ikinci ölçümde anlamlı bir artış olduğu saptandı (p<0.05). Bu çalışmanın bir sonucu olarak; palyatif bakım alan kanser hastalarında aromaterapi sırt masajının ağrı şiddetini azalttığı ve plazma beta-endorfin düzeyini arttırdığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Palyatif Bakım, Kanser Ağrısı ve Aromaterapi
Gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma
Amaç: Çalışma gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisini saptamak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışma, bir üniversite hastanesinin Obstetri Polikliniği'ne I. trimester tarama testi sonuçlarının değerlendirilmesi için gelen, infertilite öyküsü ve yüksek riskli gebeliği olmayan, 20-35 yaş, primipar gebeler ile gerçekleştirilen randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Katılımcılar paralel karşılaştırma gruplarına tek merkez tarafından rasgele atanmıştır. Çalışmanın örnek seçim süreci CONSORT kriterlerine göre uygulanmış, çalışmanın uygulandığı merkezden tahsis edilen kayıtlara permütasyon yöntemi ile blok randomizasyon yapılmıştır. Veri toplama sürecinde körleme yöntemi uygulanamamış sadece veri analizinde uygulanmıştır. Çalışmaya uygunluğu değerlendirilen 430 gebeden 46'sı randomize edilmiş, kontrol grubu için 17, gebe masajı grubu için 13 gebenin verileri analiz edilmiştir. Çalışmanın gücünün %90-99 ve etki büyüklüğünün 0.52-1.89 arasında olduğu, gruplardaki örnek sayılarının yeterli olduğu saptanmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni gebe masajı uygulaması, bağımlı değişkenleri maternal ve fatal iyilik hali, gebenin genel iyilik hali algısı, prenatal bağlanma düzeyi, prenatal distres düzeyi, biyofizik profil (BFP) ve gebe masajı memnuniyet düzeyidir. Etik kurul ve kurum izinleri alındıktan sonra, araştırmacı gebe masajı eğitimlerini tamamlamış, gebelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamlarını aldıktan sonra çalışma uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Uygulamalar çalışma kapsamında oluşturulan masaj ofisinde gerçekleştirilmiştir. Rutin gebelik izlemleri devam eden gebelere; kontrol grubunda 30. ve 34. gebelik haftalarında elektronik fetal monitörizasyon (EFM), BFP, yaşamsal bulgular, fetal kalp atım hızı (FKH) değerlendirmesi yapılmış ve Gebe Tanıtım Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE), Prenatal Distres Ölçeği (PDÖ) uygulanmıştır. Gebe masajı grubunda 30-34. haftalar arası beş hafta boyunca her hafta, haftada bir kez, 60 dk derin doku ve İsveç masajı yöntemlerini içeren gebe masajı uygulanmıştır. Uygulamalar esnasında gebelere özgü tasarlanmış Yan Yatış Pozisyon Alma Sistemi kullanılmıştır. İlk görüşmede gebe masajı öncesi ve son görüşmede gebe masajı sonrası kontrol grubundaki gibi tüm formlar ve ölçümler uygulanmıştır. 31-33. gebelik haftalarında da masaj öncesi ve sonrası GKÖ ve diğer ölçüm verilerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca her gebe masajı sonrası Görsel Analog Hasta Tatmini Skalası (GAHTS) ile memnuniyet düzeyi ölçülmüştür. Çalışma sürecinde uygulamaya bağlı herhangi önemli bir yan etki oluşmamıştır. Veri toplama aşamasının tamamlanma kararı PASS programı ile yapılan güç analizi ile belirlenmiştir. Çalışma verilerinin çözümlenmesi ise SPSS 16 programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda; maternal ve fetal sağlık göstergelerinin kontrol ve gebe masajı grubunda ilk ve son görüşmelerde gruplar içi ve gruplar arası anlamlı olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın başlangıcında grupların sosyodemografik ve ölçek puanları açısından anlamlı olarak benzer oldukları saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın sonunda ölçek puanları açısından her iki grup arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05) ve kontrol grubunun ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları arasında anlamlı değişme olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Gebe masajı grubunda ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları değerlendirildiğinde gebenin genel iyilik halinin ve prenatal bağlanma düzeyinin anlamlı bir şekilde arttığı, prenatal distres düzeyinin anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05) ve BFP düzeyinin çalışma sürecinde anlamlı bir şekilde hep iyi düzeyde olduğu saptanmıştır (p>0.05). Ayrıca her gebe masajı öncesi ve sonrası gebenin genel iyilik halinin anlamlı olarak iyi yönde artış gösterdiği (p<0.05) ve gebelerin gebe masajından memnuniyetlerinin %99 olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmanın birincil sonucu gebe masajının fetusa ve gebeye zarar vermediği, kadınların genel iyilik halini belirgin bir şekilde arttırdığı, prenatal bağlanmayı arttırdığı ve prenatal distresi belirgin bir şekilde azalttığıdır. İkincil sonuçlar ise gebelerin ilk uygulamadan son uygulamaya kadar tüm masajlardan memnuniyetlerinin oldukça yüksek olduğudur. Bu uygulamanın bölgesel ya da tüm vücut masajı şeklinde doğuma hazırlık sınıfları ve gebe polikliniklerinde hizmet veren ebe ve hemşireler tarafından öğrenilerek rutin gebelik hizmetleri içinde verilmesi önerilmektedir. Hatta ebe ve hemşirelerin masaj merkezlerinde gebe masajı uygulamaları için istihdam edilme imkanlarının sağlanması, ülkemizde bu uygulamanın öncelikle oluşturulup sonra geliştirilmesi için çalışma bulgularından yola çıkılarak eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir. Gebe masajının yüksek riskli gebelik ve fetus üzerine etkisini saptamaya yönelik araştırmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Masaj terapi; Fetus; Prenatal; Distres; Ebe; Hemşire. Not: Araştırma Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında 16-ASYO-017 proje numarası ile desteklenmiştir.
Erkek bireylerde klasik masajın bazı miyokinler, anjiyojenik ve antianjiyojenik faktörler üzerine etkileri
Masaj, tedavi edici ve önleyici uygulamalarda kozmetolojide ve biyolojik yenilenmede yaygın olarak kullanılmaktadır. Masajın yaygın kullanımına rağmen, masajın yaygın olarak kabul edilen etki mekanizmaları tam olarak aydınlatılamamıştır. Şimdiye kadar, spesifik olarak masajın anjiyojenik ve antianjiyojenik faktörler üzerinden mevcut damar ağından yeni kılcal damarların oluşumu üzerindeki olası etkileriyle ilgili herhangi bir rapor bulunmamaktadır. Bizim de bu çalışmadaki amacımız masajın anjiyojenik ve antianjiyojenik faktörlerin düzeylerinde ne gibi değişikliklere yol açtığını ve bu yolla anjiyogenez üzerinde olası etkilerini araştırmaktır. Bunun yanı sıra masajın farklı bölgelere ve kaslara uygulanmasının bir fark yaratıp yaratmadığını incelemektir. Çalışmamıza 18-30 yaş arasındaki 22 sedanter erkek birey dahil edilmiştir. Bu bireylerin her birine farklı bir olgu numarası verilip, basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak, Sırt Masajı (SM) (n=11) ve Alt Ekstremite Masajı (AEM) (n=11), olmak üzere 2 gruba ayrılmışlardır. Kan örnekleri masaj uygulaması yapılmadan önce (Kontrol), ilk masaj seansından 2 saat sonra (Akut), 6. ve son masaj seansından 2 saat sonra (Kronik) olmak üzere 3 defa alınmıştır. Ayrıca kan basınçları ve nabız sayısı da aynı şekilde her seans başlamadan ve seans bittikten sonra ölçülmüştür. SM grubunda, CK, IL-6, VEGF, ANG-1, ES ve TSP-1 seviyelerinde akut ve kronik ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler meydana gelmemiştir. Akut ve kronik ölçümlerde IL-8 (sırasıyla=%198, %262) seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar görülmüştür. AEM grubunda, VEGF, ANG-1, CK ve IL-6 ve TSP-1 seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler meydana gelmemiştir. ES seviyesinde kronik ölçümde kontrole göre (%25) istatistiksel olarak anlamlı derecede artış meydana gelmiştir. IL-8 seviyelerinde ise kronik ölçümde kontrole ve akuta göre (sırasıyla %231, %79) istatistiksel olarak anlamlı bir artış görülmüştür. Her iki grupta da nabız sayıları, sistolik kan basıncı ve diastolik kan basıncı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, yapılan masaj uygulamasının anjiyojenik ve antianjiyojenik faktörler üzerinde masaj yapılan bölgeye göre farklı etkilerinin olduğu görüldü. Bu değişikliklerin daha iyi anlaşılabilmesi için denek sayısının daha fazla olduğu detaylı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Parsiyel kalça protezi uygulanan hastalarda abdominal masajın boşaltım aktivitesi ve solunum fonksiyon testleri üzerine etkisi
Bu araştırma, parsiyel kalça protezi (PKP) uygulanan hastalarda abdominal masajın boşaltım aktivitesi ve solunum fonksiyon testleri (SFT) üzerine etsini belirlemek amacıyla yapıldı. Tek merkezli, prospektif, iki kollu (1:1), randomize kontrollü deneysel klinik araştırmanın örneklemini Eylül 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin ortopedi ve travmatoloji kliniğine yatan, PKP uygulanan 78 hasta oluşturdu. Randomizasyonla çalışma ve kontrol grubuna atanan hastalardan çalışma grubuna (n=39) PKP sonrası sabah ve akşam öğünlerinden en az 30 dakika sonra, 15 dakika abdominal masaj uygulandı. Kontrol grubuna (n=39) ise rutin hemşirelik bakımı uygulandı. Araştırmada veriler, PKP öncesi, sonrası ilk akşam, 1., 2. ve 3. günlerde abdominal masaj uygulama öncesi ve sonrası, Boşaltım Aktivitesi Formu ve Solunum Fonksiyon Testi Formu (FVC, FEV1, FEV1/FVC) kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, Pearson-χ2 testi, bağımsız gruplarda t-testi ve Man Whitney U testi kullanıldı. Araştırmada, çalışma ve kontrol grubundaki hastalar karşılaştırıldığında; çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası 1. gün akşam, 2. gün sabah abdominal masaj uygulamasından önce ve sonra intraabdominal basınç (İAB) değeri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası ilk akşam ve 1. gün sabah-akşam uygulamadan önce ve sonra, 2. gün sabah-akşam ve 3. gün sabah uygulamadan sonra bağırsak sesleri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışma grubundaki hastaların bağırsak seslerinin geri dönüş zamanının ve ilk defekasyona çıkma zamanının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma grubundaki hastalara PKP sonrası 1., 2. ve 3. günlerde kontrol grubundan anlamlı olarak daha az laksatif uygulandığı tespit edildi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubundaki hastalar karşılaştırıldığında; çalışma grubundaki hastaların PKP sonrası 1. ve 2. gün sabah-akşam, 3. gün sabah FVC değeri ortalamalarının; PKP sonrası 2. gün sabah-akşam FEV1 değeri ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Araştırma; PKP uygulanan hastalara hemşireler tarafından uygulanan abdominal masajın İAB'ı, laksatif kullanım sayısını azaltırken; bağırsak seslerini, STF değerlerini arttırdığını ve bağırsak seslerinin geri dönüş zamanı ile ilk defekasyon zamanını kısalttığını ortaya koydu.
Alt üriner sistem disfonksiyonu olan serebral palsili çocuklarda transkutanöz elektrik sinir stimülasyonu ve manuel terapi tekniklerinin etkinliklerinin karşılaştırılması
Çalışmamız, alt üriner sistem disfonksiyonu (AÜSD) olan serebral palsi(SP)'li çocuklarda, Transkutanöz Elektrik Sinir Stimülasyonu (TENS) ve manuel terapi modalitelerinin AÜSD üzerine etkinliğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya İşeme Bozuklukları Semptom Skoruna (İBSS) göre puanı 8,5 ve üstü olan 54 SP'li çocuk dahil edilmiştir. Çocuklar, TENS (TG) (n=27) ve manuel terapi (MG) (n= 27) gruplarına randomize edildi. TG'ye, 10 Hz, 10-25mA arasında TENS, MG'ye abdominal, kolon ve friksiyon masajları 12 hafta boyunca, haftada 2, 20'şer dakika, toplam 24 seans uygulandı. Değerlendirmeler; İBSS, Pediatrik İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği (PİYKÖ), mesane günlüğü ve Bristol Gaita Skalası (BGS) ölçekleri ile yapıldı. Grupların demografik özellikleri homojen dağılım gösterdi (p>0,05). Her iki grupta İBBS ve PİYKÖ değeri tedavi sonrası azaldı ancak gruplar arası yapılan değerlendirmede TG'deki azalış istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,001; p<0,01). Mesane günlüğü verilerine göre her iki grupta tedavi sonrası fonksiyonel mesane kapasitesi artmış olup, gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,683;p>0,05). Her iki grupta işeme sıklığı tedavi sonrası azaldı ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,208;p>0,05). Çocukların günlük inkontinans epizodları uygulamalar sonrasında her iki grupta azaldı. Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, TG'deki azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,037;p<0,05). BGS'ye göre tedavi öncesi kabızlık bulgusu olan Tip-1 ve Tip-2 gaita tipine sahip çocukların oranı, MG'de ve TG'de %48,1 iken tedavi sonrası bu oran sırasıyla %11,1 ve %29,62'ye geriledi. Parasakral TENS ve manuel terapi uygulamaları AÜSS, kabızlık ve yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme sağladı. SP'li çocukların rehabilitasyon programlarına, mesane ve bağırsak problemlerini kapsayıcı fizyoterapi uygulamalarının eklenmesinin değerli olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Nörojen Mesane, Üriner İnkontinans, Kabızlık, Nöromodülasyon, Masaj
Ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi tutum davranışları
Amaç: Bu çalışma ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve farkındalıklarının arttırılması amacıyla planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul Bilim Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Ebelik bölümünde okuyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 60 öğrenci ile tanımlayıcı olarak yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ile toplandı. Anketler SPSS 22.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya göre ebelik öğrencilerinin %43.3'nün (n=26) nonfarmakolojik yöntemler hakkında bilgi sahibi olduğu ve bu yöntemlerden en az bir tanesini gebeye uyguladığı tesbit edildi. Doğum ağrısı yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi düzeyi değerlendirme formu puanları, ebelik öğrencilerinin yaş grubuna göre karşılaştırıldığında; davranış alt boyutu puanları arasında anlamlı bir fark olduğu, öğrenim gördükleri sınıfa göre karşılaştırıldığında; 2. sınıfların tutum alt boyutu puanlarının, 4. sınıfların puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, yaşları karşılaştırıldığında ise 18-19, 22-23 ve 24 yaş ve üzeri öğrenci ebelerin Davranış alt boyutu puanlarının, 20-21 yaş grubundaki öğrenci ebelerin puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu ve daha önce doğum ağrısı yönetimine ilişkin bilgi alma durumuna göre karşılaştırıldığında ise Tutum alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tesbit edildi (p<0,05). Sonuç: Öğrencilerin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusunda bilgilerinin arttırılmasına gereksinim vardır. Bunun için öğrencilerin konu ile ilgili teorik eğitimlerinin yanı sıra, görsel öğrenme teknikleri ve simülasyon uygulama yöntemleri kullanılarak bilgileri pekiştirilmelidir.
Sezaryen doğumlarda akupresür ve sırt masajının laktasyona etkisi: randomize kontrollü çalışma
Amaç: Araştırmanın amacı, sezaryen doğumlarda akupresür ve sırt masajının laktasyona etkisini incelemektir. Gereç Yöntem: Araştırma randomize kontrollü deneysel olarak, Haziran 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ali Kahya Yerleşkesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini bu hastanede sezaryen ile doğum yapan kadınlar; örneklemini 97 kadın (akupresür n: 34, sırt masajı n: 31 ve kontrol grubu n: 32) oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Bebek Takip Formu, Anne Takip Formu ve Annelerin Laktasyon Başlama Belirtilerini Değerlendirdiği Vizüel Analog Skala ile toplanmıştır. Kadınlara, postoperatif 0. günde bir kez, postoperatif 1. günde iki kez ve postoperatif 2. günde bir kez olmak üzere toplamda dört kez, akupresür grubuna altı dakika akupresür, sırt masajı grubuna üç dakika sırt masajı uygulanmış ve yapılan uygulamalardan 15 dakika sonra bebek açken tartılmış ve en az 20 dakika süreyle araştırmacı kontrolünde emzirmeleri sağlanmıştır. Emzirme sonrası bebekler tekrar tartılarak süt miktarı ölçülmüştür. Kontrol grubundaki kadınlar rutin bakım almış ve kadınlara emzirme desteği sağlanarak araştırmacı tarafından süt miktarı ölçülmüştür. İstatistiksel analizde, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskal-Wallis, Ki-kare testleri uygulanmış ve post hoc analizlerinde Bonferroni testi ve Bonferroni Düzeltmeli Mann Whitney U testi kullanılmıştır. İkiden fazla bağımlı yapıda izlemin karşılaştırmalarında, Friedman testi uygulanmış olup post hoc analizinde Wilcoxon İşaretli Sıralar testi yapılmıştır. Tip 1 hata düzeyi ise 0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Araştırmamızda akupresür grubundaki kadınların yaş ortalaması 24,18±4,16, sırt masajı grubundakilerin 26,39±3,66 ve kontrol grubundakilerin 24,63±4,28'dir. Akupresür, sırt masajı ve kontrol gruplarındaki kadınların anne sütü miktarlarının, birinci ve ikinci izlemde benzer olduğu, akupresür ve sırt masajı gruplarındaki kadınların, kontrol grubundaki kadınlara göre üçüncü (sırasıyla; 10,88±4,99; 10,97±5,06 ve 7,03±4,18 gram, p=0,001) ve dördüncü (sırasıyla; 12,50±5,11; 13,39±5,22 ve 9,53±5,29 gram, p=0,005) izlemlerde anne sütü miktarı ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla olduğu, memelerde hissedilen gerginlik, ısı artışı ve ağrı düzeylerinin birinci ve ikinci izlemde akupresür, sırt masajı ve kontrol grubundaki kadınlarda benzer olduğu, üçüncü izlemde ise, memelerde hissedilen gerginlik düzeyinin, sırt masajı grubunda (5,43±2,70) kontrol grubuna (4,03±2,44) göre, ısı artışı düzeyinin de, akupresür ve sırt masajı gruplarının kontrol grubuna göre (sırasıyla, 5,44±1,89; 5,29±1,68 ve 3,68±1,83) istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla p=0,039 ve p<0,001). Sonuç: Sezaryen doğumlarda akupresür ve sırt masajının anne sütü miktarını artırdığı ve etkilerinin benzer olduğu; laktasyon başlama belirtilerinde ise akupresürün sadece memelerdeki ısı artışında, sırt masajının ise hem gerginlik hem de ısı artışında etkili olduğu bulunmuştur.
Prematüre bebeklere uygulanan abdominal masajın bağırsak fonksiyonları ve yaşam bulguları üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma prematüre bebeklere uygulanan abdominal masajın bağırsak fonksiyonlarına ve yaşam bulgularına etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Araştırma randomize paralel kontrollü deneysel tasarımda yürütüldü. Araştırma Mart-Mayıs 2025 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Yenidoğan Yoğun Bakım Servislerinde yatan (33 kontrol grubu ve 33 çalışma grubu) 28-37 gebelik haftasında doğan 66 prematüre bebekler üzerinde yürütüldü. Araştırmanın verileri; Yenidoğan Takip Formu, Yenidoğan İzlem Çizelgesi, Yaşam Bulguları İzlem Formu kullanılarak toplandı. Araştırmacı tarafından çalışma grubunda yer alan prematüre bebeklere 5 gün boyunca günde iki kez (sabah-akşam) 15 dk. süreyle abdominal masaj uygulandı. Karın masajı uygulaması öncesi ve karın masajı uygulamasından 45 dakika sonrası 5 gün boyunca günde iki kez (sabah-akşam) çalışma grubundan veriler toplandı. Hemşireler tarafından rutin bakım alan kontrol grubuna hiçbir işlem uygulanmadan ölçümler yapıldı. Verilerin analizinde Ki Kare, Fisher's Gerçeklik Testi, Mann Whitney U testi, Bağımsız-Bağımlı t Testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubundaki prematüre bebeklerin; defekasyon sıklığı zamanla anlamlı şekilde arttığı (p<0.05), karın çevresi genişliği ölçümü ise anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışma grubundaki prematüre bebeklerin; kalp tepe atımı, solunum sayısı, sistolik ve diyastolik kan basıncının zamanla anlamlı şekilde stabilleşmeye yaklaştığı ve oksijen satürasyonunun anlamlı şekilde arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Prematüre bebeklerin, bağırsak fonksiyonlarının, yaşam bulgularının ve ve oksijen satürasyonun düzenlenmesinde abdominal masajın etkili olduğu saptanmıştır. Bu nedenle yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelere ve ebeveynlerine abdominal masaj ile ilgili eğitimler verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Abdominal Masaj, Bağırsak Fonksiyonları, Prematüre Bebek, Yaşam Bulguları, Oksijen Satürasyonu