Maturidi
Bu konu başlığı altında 69 tez
Şeyhülislam Ebussuûd Efendinin kelâmî görüşleri
Tarihsel süreçte Kelam ilmi farklı sistematik ekoller yoluyla gelişimini sürdürmüştür. Mutezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik farklı yorum yöntemleriyle kendi tarzlarını oluşturmuşlardır. Bu bağlamda kelam ilmi, bu ekoller vasıtasıyla belirli yöntem tarzlarıyla kendine has bir disiplin haline gelmiştir. Bu ekoller İslam düşünürleri vasıtasıyla yorumlarını zenginleştirmişler ve bu alanda belirli bir kültür oluşturmuşlardır. Bu kültürel atmosferde Ebussuûd Muhammed b. Muhammed el-İmâdî(1490-1574)'nin, İrşâdu'l-akli's-selîm ilâ mezâya'l-kitâbi'l-kerim isimli tefsirinden ve görüşlerine dair yapılan diğer çalışmalardan hareketle Kelâmî görüşlerini sunmayı amaçladık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ebussuûd'un Ulûhiyet anlayışı; varlık, tevhid, yaratma, tenzih, sıfatlar meselesi ve istivâ anlayışı etrafında işlenmiştir. İkinci bölümde Nübüvvet ve Meâd konuları; vahiy, peygamber göndermenin imkanı, peygamberde bulunması gereken nitelikler, mucize ve keramet, Hz. Muhammed'(s.a.v.)'in peygamberliği, yeniden dirilme, kabir azabı, cennet ve cehennem, şefaat ve Allah'ın ahirette görülmesi şeklinde değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise Ebussuûd'un insan anlayışı; insanın yaratılışı, onun fiilleri, hidayet ve dalâlet, iman, rızık ve ecel konuları bağlamında ele alınmıştır. Ebussuûd'un kelam ilmine dair görüşlerini irdelerken onun kelam ekollerinden hangi yorum tarzını benimsediği ve hangi delilleri kullandığı da işlenmiştir. Bu bağlamda onun kelam düşünce tarihinde hangi mezhebi tavırla hareket ettiği ortaya konmuştur. Ayrıca onun; Mutezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik yorum yöntemlerinden hangisini benimsediği ve hangi açılardan diğerlerinden ayrıldığı konusu da irdelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Ebussuûd, Kelam, Eş'arîlik, Mâtürîdîlik, Yorum.
İmam Mâtürîdî'de akıl teorisi
Kelâm ilmi içerisinde akıl çeşitli yönleriyle ele alınmış, bilhassa tanımı, niteliği, türleri ve akıl-nakil münasebeti açısından inceleme ve araştırmaya tabi tutulmuştur. Bunun en önemli nedeni, aklın dini sorumlulukta başat rol oynamasının yanı sıra, çeşitli bilgi vasıtaları ile edinilen bilgilerin sağlamlığını kontrol eden bir ölçüt konumunda bulunması ve onlara hâkim durumda olmasıdır. Akıl olmaksızın herhangi bir ilmi ilerlemeden söz edilemeyeceği gibi, akla ters düşen din de muhatapları nazarında herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Bu nedenle aklın, dinin inanç esaslarının anlaşılması noktasında çok önemli bir görevi vardır ve vahiy kaynaklı delilleri anlamlandırmada da çok önemli bir fonksiyona sahiptir. İmam Mâtürîdî İslam düşünce tarihinde, önemli fikirleri ve eserleriyle kendisinden sonraki nesillere öncülük etmiş önemli bir mütefekkir ve mütekellimdir. Dini ilimlerin metodolojik bir hüviyet kazandığı, her bir görüşün kendi sistemini oluşturduğu bir çağda yaşayan Mâtürîdî, geliştirdiği çözümlerle İslam dünyasında özgün bir yer edinmiştir. Çalışmamızda onun düşünce sisteminin bel kemiğini oluşturan akıl teorisi incelenmiştir. Bu bağlamda öncelikle büyük mütefekkir Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin hayatı, eserleri ve onun İslam düşüncesine damga vuran fikirleri ele alınmıştır. Bu bölümde bilhassa onun kendine özgü geliştirdiği ve kendisinden sonra kelâm kitaplarında müstakil olarak yer verilen bilgi kuramı ile tevhid anlayışı, iman anlayışı ve siyaset anlayışına yer verilmiştir. İkinci bölüm olan islam düşüncesinde akıl teorileri başlığında akıl konusu, kavramsal olarak ele alınmış, aklın mahiyeti, tasnifi, verdiği hükümler ve aklın yeri konusundaki tartışmalara değinilmiştir. İslam düşünce tarihinde akla filozoflar, tasavvufçular, selefiler ve kelâmcılar nazarından bakılarak, modern çağda akıl teorileri ile aklın tarihsel serüveni gözler önüne serilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde İmam Mâtürîdî'nin bilgi teorisinde aklın yeri ve işlevi onun Kitâbu't-Tevhîd ve Te'vîlâtu'l-Kur'ân isimli eserlerinden hareketle öncelikle akıl sahibi olan insanın yapısına değinilmiş, aklın bilgisel değeri, dini değeri, bilginin tarifi ve hakikati İmam Mâtürîdî'nin perspektifinden işlenmiştir. Yine Mâtürîdî açısından bilginin kaynakları; duyular, haber ve istidlâl olarak aktarılmış, bilginin çeşitleri ortaya konulduktan sonra bilgi aracı olarak akıl, aklın yetkinlik alanı, aklın dine olan ihtiyacı ve aklın sınırlarına değinilmiştir. Son olarak akıl-nakil ilişkisi ile Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin dini anlamada işlevsel akla verdiği değer ortaya konulmuştur.
İmam Mâtürîdî ve Kâdî Abdülcebbâr'a göre hikmet kavramının karşılaştırılması
Hikmet kavramının Kur'an'da birçok defa kullanılması ve Allah'ın hakîm ismiyle hikmet sıfatının birlikteliği hikmet ve ilâhî fiiller arasındaki ilişkiyi gündeme getirmiştir. Hikmet kavramı yargıda bulunmak, karar vermek anlamında "hükm" mastarından isimdir. Yine ""sakındırmak, engellemek, gem vurmak, alıkoymak" gibi anlamlara gelen "ihkam" masdarıyla anlam ilişkisi vardır. Istılâhı manası genel olarak ""sözde ve fiilde isabet etmek, isabet, her şeyin yerli yerince yapılması," demektir. Hikmetin anlam dünyasının bu denli geniş olması ayrıca kavramın anlamı, kapsamı, çeşidi, gibi hususlar üzerinde geniş şekilde düşünülmesine etki etmiştir. Bu sebeple birinci bölüm hikmet kavramının etimolojik tahlilini ve farklı ilmi disiplinlerde hikmetin; önemini, tarifini, ilmi disiplinlerde kullanımını, benzerlik ve farklılıkları, neyi kapsadığını, araştırdığımız bir niteliğe kavuştu. İkinci bölüm ise ilk bölümde hikmete dair bulgu ve çıkarımlar tezimizin konusunu oluşturmuştur. Yine ikinci bölümde kelâm ilminde hikmetin kullanımı ve hikmete dair Eş'arî, Mâtürîdî ve Mu'tezile mezheplerinin konuya dair genel yaklaşımları ortaya koyulmuştur. Sonrasında ise tezimizin amacını oluşturan İmam Mâtürîdî (ö. 333/944) ve Kâdî Abdülcebbâr'ın (ö. 415/1025) hikmete dair görüşlerini alt başlıklar halinde karşılaştırmalı olarak incelemeye, benzerlik ve farklılıklar gösterilmeye çalışılmıştır. Mâtürîdîler de ilâhî fiillerde hikmetin olduğunu ama hikmetin Allah'ın fillerine etkisi konusunda Mu'tezile'den ayrılırlar. Mâtürîdîler ilâhî fillerde bulunan hikmetin veya herhangi bir şeyin Allah'a vâcib olmayacağı görüşündedirler. Çalışmamızda yöntem olarak veri tarama tekniği olan belgesel kaynak derlemesi tekniği kullanılmış ve konumuza ilişkin literatür incelenmiştir. Tasnif edilen bu bilgiler objektiflik ilkesi çerçevesinde sosyal bilimlerin deskriptif (vasıflandırıcı) metodu kullanılarak yazılmıştır. Hikmet kavramına dair literatürde pek çok çalışma görülmektedir. Fakat İmam Mâtürîdî ve Kâdî Abdülcebbâr'ın hikmete dair görüşlerini karşılaştırmalı olarak inceleyen müstakil bir çalışma bizim ulaşabildiğimiz kadarıyla yoktur. Bu yönüyle tezin alana katkı sunması hedeflenmektedir. Hikmet kavramının birçok farklı ilmi disipline konu olması ve üzerinde çalışmaların yapılmasının nedeninin hikmet ve ilahi fiiller arasındaki ilişki olduğu düşüncesi olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında ayet ve hadislerde sık sık hikmete dair vurguların olması da bir başka etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Kâdî Abdülcebbâr, hikmet kavramını vücub aleallah bağlamında ele almış ve Allah'ın fiillerinin mutlaka bir fayda ve maslahat içermesini gerektiğini ifade etmiştir. Bu zorunluluğu tüm konularda geçerli olmadığını yalnızca dini konularla sınırlı olduğunu ifade etmiştir. Mâtürîdî, Allah'ın fiillerinde hikmetin bulunduğunu, onun hikmetinin her şeyi yerli yerine koymak olduğunu bu nedenle Allah'ın fiillerinin hikmetsiz olamayacağını savunmuş. Allah'ın fiillerindeki hikmetin asla onu bir şeye mecbur eden dışarıdan bir etki olarak görmeyip aksine bunu bizzat Allah'ın kendi kendine kural olarak koyduğunu ifade etmiştir. Anahtar Kavramlar: Kelam, Hikmet, Âlem, Ebû Mansûr el- Mâtürîdî, Kâdî Abdülcebbâr
Ebü'l Muîn en-Nesefî ile Ebû İshak es-Saffâr'ın iman anlayışlarının mukayesesi
Bu çalışmada, Hanefî-Mâtürîdî kelâm anlayışının önemli temsilcilerinden kabul edilen Ebü'l-Muîn en-Nesefî (öl. 508/1115) ile Ebû İshak es-Saffâr'ın (öl. 534/1139) iman anlayışları incelenmiştir. Nesefî'nin Tebsıratü'l-edille fi usûli'd-dîn ve Saffâr'ın Telhîsü'l-edille li-kavâidi't-tevhîd adlı hacimli kelâm eserleri bulunmaktadır. Çalışma, Nesefî ve Saffâr'ın iman anlayışlarını bu eserler kapsamında tespit etmeyi, incelemeyi ve mukayese etmeyi amaçlamıştır. Giriş ve üç ana bölümden oluşan çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Nesefî ile Saffâr'ın hayatları ve ilmî kişilikleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde iman konusuyla ilgili imanın tanımı, iman-amel ilişkisi, imanın artıp-azalması, iman-islâm münasebeti ve imanın mahlukiyeti gibi kelâmî tartışmalara değinilmiş ve kelâm mezheplerinin bu konulardaki görüşleri incelenmiştir. Son bölümde Nesefî ile Saffâr'ın iman anlayışları günümüze ulaşan eserleri üzerinden tespit edilmiş, irdelenemiş ve görüşlerindeki benzerlik ve varsa farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise araştırma neticesinde ulaşılan bilgiler paylaşılmıştır.
Mâturidî'nin Kitâbu't-Tevhid'inin kelâm metodu açısından değerlendirilmesi
Ehl-i Sünnet kelâmını sistemleştiren imamlardan biri Ebu Hasan el-Eş'ari diğeri ise Ebu Mansur el-Mâturidî'dir. İmam Mâturidî ilme ve ilim adamlarına büyük önem veren ?Samaniler? devletinin hüküm sürdüğü topraklarda yaşamıştır. Mâturidî'nin günümüze kadar gelen iki eserinden biri ?Kitâbu't-Tevhid?tir. Mâturidî, kelami konuların tamamına bu eserinde değinmiştir. Eser aynı zamanda konuların ele alınışı bakımından birçok ilkleri içinde barındırır. Önceki kelam eserlerinde üzerinde hiç durulmayan veya yeteri kadar önem verilmeyen bazı konulara bu eserde gerektiği kadar değinilmiştir. Kitâbu't-Tevhid Maturidiyye akidesinin temel kaynağı hem de Mu'tezile başta olmak üzere çeşitli islami fırkalar, bazı dinler, inançlar ve felsefi görüşler açısından en eski kaynaklardan biri durumundadır.Bütün bilimler için genel geçer bir yöntem söz konusu değildir. Bununla beraber her bilimin kendine has metodu vardır. Mâturidî'nin kelâm metodunun şekillenmesinde onun zamanında varolan Mutezile, Ashabü'l-Hadis ve Şia gibi fırkaların etkisi büyük olmuştur. Mâturidî, kelâm sistemini kurarken ilk olarak bilginin tarifi ile başlamıştır. Daha eserinin başında bilgi kaynaklarından bahseder. Her konuda taklitçiliğe şiddetle karşı çıkan Mâturidî ancak delille doğrunun ortaya çıkacağını ifade eder. Bu delillere ulaşmada aklın, duyu organlarımızın ve haber'in öneminden bahseder. Aklı, bilgiye ulaşmada araç olarak gören mâturidî içtihad, tümevarım, tümdengelim gibi birçok akli metodu tüm kelâm meselelerinin çözümünde kullanmıştır.Kelâmda izlemiş olduğu mutedil tutum ve engin hoşgörüsüyle de geniş kitlelere ulaşabilmiştir. Eş'ari kelâmcıları nakli esas alıp onu akılla desteklerken, Mâturidî akıl sahasına giren konularda naklin ışığı altında akla itimat etmiştir. Mâturidî'nin akla olan bu itimatı onun bazı âlimler tarafından Mu'tezile'ye yakın görülmesine ve dolayısıyla da yerilmesine sebep olmuştur. Oysaki o, bazı konularda akılcı davranırken nakli geri plana atmamış konuları işlerken nakli delillere sıklıkla yer vermiştir.Anahtar Kelimeler: Ehl-i Sünnet, Mâturidî, Metot, Kitâbu't-Tevhid, Delil.
Hanefî-Mâturidî gelenekte kıyas içerikli istidlâl: Hulviyyât örneği
Bu çalışmada Hanefî-Mâturidî geleneğin kıyas içerikli istidlâle bakışı ele alınmıştır. Hakkında âyet veya hadis bulunmayan bir sorunun çözümü için, benzerlerindeki hükmün uygulanması anlamında değerlendirebileceğimiz kıyas, farklı şekillerde de olsa hem Kelâmda hem de Fıkıh Usûlü'nde kullanılmıştır. Kelâmdaki kullanımına genellikle istidlâl denmiş, Fıkıh'ta ise fıkhî kıyas olarak isimlendirilmiştir. Çalışmamızın giriş bölümünde Candaroğlu İsmail Bey ve eseri Hulviyyât tanıtılmıştır. İkinci bölümde Kelâm İlmi'nde kullanılan istidlâl yöntemleri içinde kıyasın kullanılışı ile Mantık İlmi'nde kıyasa verilen yer üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde fıkhî kıyas ve buna bağlı olarak illet, ta'lîl, taabbüd gibi konular ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise Candaroğlu İsmail Bey'in Hulviyyât adlı eserinde kıyasın nasıl kullanıldığı incelenmiştir. Giriş dışındaki her üç bölümde de kıyasın bilgi üretme değeri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hanefî-Mâturidî gelenek, istidlâl, kıyas, Hulviyyât.
Ebû Şekûr es-Sâlimî'nin kelam anlayışı
Ebû Şekûr es-Sâlimî, Hanefî-Mâtürîdî Kelam geleneğine mensup bir alimdir. O, Mâtürîdîliğin neşet ettiği Semerkand şehrinin Keş beldesinde hicri V. asrın ilk yarısında doğmuş ve muhtemelen VI. asrın ilk çeyreğinde de vefat etmiştir. Sâlimî'nin kelam anlayışını ele alan bu araştırma, giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanısıra, dönemin sosyokültürel durumu, Sâlimî'nin kimliği ve mezheplere yaklaşımı hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; Sâlimî'nin, akıl, duyular, haber ve bunlarla bağlantılı konular ekseninde bilgiye; tabiat, ruh ve hareket, gök cisimlerinin hudûsü bağlamında varlığa; yaratıcının zatı ve sıfatlarına dair görüşlerinin değerlendirilmesi merkezinde ilahiyat bahisleri ele alınmıştır. İkinci bölümde; Sâlimî'nin, imanın mahiyeti, bilgiyle ilişkisi, tasnifi, İslâm ve amel kavramlarıyla irtibatı, artması, eksilmesi ve şüphe edilmesi bakımından imana; aidiyyeti, yaratılması, güç yetirilmesi yönüyle insan fiilleri konularına bakış açısı değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde; onun, risaletin imkanı, peygamberlerin masumiyeti, mucize ve onunla ilişkili Kur'ân, isra, miraç gibi meseleler bağlamında nübüvvvet; dört halife, Muaviye'nin isyanı, Hz. Hüseyin'in şehadeti ve Abbasiler'in hilafeti doğrultusunda hilafet; ölüm ve sonrası, şefaatin imkanı, cennet ve cehennem, Allah'ın ahirette görülmesi hususunda da ahiret konularına yaklaşımına yer verilmiştir. Sonuçta ise Sâlimî'nin İslâm kelamı içerisinde yeri ve kelam anlayışı ortaya konmuştur.
Mâtürîdî'ye göre günahların affı
Araştırmamızda günahların affı konusu, Mâtürîdî'nin bakış açısıyla incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu araştırma, günah kavramı, kişiyi günaha sevk eden faktörler, iman ve küfür bakımından günahkârın durumu, günahların affı bağlamında tövbe ve şefaat gibi konuları içermektedir. Günah, Allah'ın kulundan yapmasını istemediği, işlendiğinde ise Yaradan ile olan duygusal bağın kopmasına sebep olan fiillerdir. İnsan, bazen içerden ve dışardan gelen etkenlere maruz kalarak günaha yönelebilmektedir. İşlemiş olduğu günah, küfür ya da şirk değilse kişi iman dairesindedir. Fakat günahkâr bir müminin yaşadığı süre içerisinde Yaradan ile olan bağını kuvvetlendirmek için günahlarından arınması gerekmektedir. Arınma yollarından biri olan tövbe kul için bir ihtiyaçtır. Tövbenin geçerli olması için bazı şartları taşıması gerekmektedir. Günahın hemen ardından pişmanlık duyarak, samimi bir şekilde yapılan tövbenin kabul olması ümit edilir. Mâtürîdî kelâmında Allah'ın günahkâr bir kimseyi, kendisinde var olan iman ve yaptığı iyi ameller sayesinde ya da kendisinin razı olduğu kimselerin şefaatiyle bağışlaması da mümkündür. Şefaat haktır ve şefaat edecek olan yalnızca Allah'tır. Şefaatle müminin günahlarının bağışlanacağına inanılır. Anahtar kelimeler: Mâtürîdî, günah, büyük günah, af, tövbe ve şefaat
İmâm Mâtürîdî'nin din-şeriat ilişkisi bağlamında toplumsal düzen ve hukuk ile ilgili ayetlere yaklaşımı
Bu çalışmada, meşhur kelam, fıkıh ve tefsir âlimi İmâm Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin (ö. 333/944) büyük ölçüde, Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eseri esas alınarak toplumsal düzen ve hukukla ilgili konu ve ayetlere yaptığı yorumlar ele alınmıştır. Çağdaş dönemde İmâm Mâtürîdî'nin din ile şeriat arasında ayrım yaptığı, buna göre onun Kur'ân'da belirlenen hükümlerin ictihâdla neshedilebileceği görüşünde olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca din-siyaset arasında ayırım yaptığı ve cihadı dinin bir gereği olarak görmediği de savunulmuştur. Bu itibarla çalışmamızda onun toplumsal düzen ve hukukla ilgili konu ve ayetlere yaklaşımı ele alınmıştır. Böylece onun hem İslâm geleneğindeki yeri, hem de onun üzerinden ileri sürülen iddiaların tutarlı olup olmadığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Giriş, dört bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın giriş bölümünde İmâm Mâtürîdî'nin hayatı ile ilmî kişiliğine kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde onun din-şeriat ve din-siyaset ilişkisine dair yorumları ile klasik ve çağdaş dönemde yapılan yorumlarla karşılaştırılmış ve onun yaklaşımında herhangi bir farkın bulunup bulunmadığı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde genel devlet ve devletler hukukuyla ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ceza hukuku; dördüncü bölümde ise ahvâl-i şahsiye ile ilgili ayetlere yaptığı yorumlar ele alınmış, klasik dönemdeki yaklaşımlarla mukayesesi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda İmâm Mâtürîdî'nin din ile şeriat arasında ayrım yapsa da Kur'ân tarafından belirlenen hükümlerin ictihâdla neshedilemeyeceği görüşünde olduğu görülmüştür. Din ile siyaset arasında bir ayrıma gitmediği, bu itibarla da onun yorumlarından laikliğin çıkarılamayacağı sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra onun cihadı İslâm'ın yayılması ve İslâm topraklarının genişletilmesi amacına matuf olarak dinin bir gereği olarak gördüğü neticesine ulaşılmıştır. Ayrıca ahkâm ayetleriyle ilgili ortaya çıkan tartışmalarda Hanefî âlimlerin görüşlerini savunduğu, dolayısıyla sıkı bir Hanefî olduğu anlaşılmıştır.
İslam düşüncesinde engellilik
Engellilik tüm toplumlarda rastlanılan bir durum olması açısından evrensel bir niteliğe sahiptir. Bu yönüyle, dinin sahip olduğu evrensellikle de paralellik göstermektedir. Bundan dolayı ilahiyat alanında yapılması gereken çalışmalarda engellilik konusu önemli bir yer tutmalıdır. Bizim engelliliği konu edindiğimiz araştırmamız da, alanda yapılacak çalışmalara mütevazi bir katkı sağlama teşebbüsüdür. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle engellilik kavramının çeşitli zeminlerde ki tanımlarına yer verilmiştir. Daha sonra bu tanımlardan hareketle engelliliği ifade edebilecek en makul ifadelerin neler olması gerektiği tartışılmıştır. Son olarak, engelliliğin tarihi seyrine bakılarak belirli dönem ve medeniyetlerde kavramın nasıl yorumlandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, engelliliğin teolojik yönü irdelenmiştir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük dinin öncülüğünde başlayan bu teolojik araştırma, sınırlı bir şekilde ilkel dinler ve yerel dinlerde de konunun nasıl işlendiğine ışık tutmuştur. Dinlerin engellilik üzerine yorumlarının nerelerde benzeşip nerelerde ayrıştığı bu bölümün muhtevasında yer etmiştir. Üçüncü ve son bölümde Kelam ve İslam Felsefesi alanlarında yer alan engellilik anlatımları işlenmiştir. Kelam'da Mutezile, Eşari ve Maturidi okullarının konu hakkındaki yorumları mercek altına alınırken İslam Felsefesin'de, İbn Sina, Farabi ve İbn Rüşd gibi isimlerin engelliliği hangi başlıklarda ve ne şekilde işlediklerine odaklanılmıştır.
Çağımız Türkiye'sinde mezhepler tarihçiliği (Sönmez Kutlu örneği)
Sönmez Kutlu, ülkemizde son dönem Mezhepler Tarihçiliği'nin önemli isimlerinden biridir. Kutlu, çalışmalarıyla Mezhepler Tarihi'ne önemli katkılarda bulunmuş ve bulunmaya devam eden bir ilim insanıdır. Bu çalışmanın birinci bölümünde Sönmez Kutlu'nun hayatına, etkilendiği fikir adamlarına, ikinci bölümünde mezhep anlayışına, mezheplerin nasıl ortaya çıktığı ile ilgili görüşlerine, ilk defa kendisi tarafından ele alınan mezheplerin zihniyetlere göre tipolojilendirilmesine, Mezhepler Tarihi'nde ortaya çıkan sorunlara, kaynakları nasıl kullandığına, 73 fırka hadisi hakkındaki görüşüne, Mezhepler Tarihi'ne yapmış ve yapmakta olduğu katkılara yer verirken, üçüncü bölümünde ise mezheplere bakışına, mezheplerle ilgili görüşlerine ve bu mezhepleri zihniyetlere göre nasıl tipolojilendirdiğine, kendisinin de çok önem verdiği Maturidilik mezhebi ile ilgili değerlendirmelerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sönmez Kutlu, Mezhep, Mezhepler Tarihi, Mezhepler Tarihçiliği, İmam Mâturîdî ve Maturidilik.
Şemsüddin Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe etkileşimi
Şemsüddin Semerkandî, Hanefî-Mâtürîdî kelam geleneğinde felsefî kelam yöntemini benimseyen ilk âlimdir. O, Semerkand'da doğmuş, muhtelif alanlarda birçok eser vermiş ve hicri 722 yılında vefat etmiştir. Semerkandî örnekleminde ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisini incelediğimiz bu çalışma giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanı sıra Semerkandî'nin hayatı ve ilmî kişiliği, kelam-felsefe ilişkisi, kelam ontolojisi ve kelam epistemolojisi konularında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Semerkandî perspektifinde varlık, mâhiyet, mevcûd ve bu kavramlara ilişkin problemler hakkında genel ontolojik kavramlar ve kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde arazlar başlığı altında Semerkandî'nin epistemoloji, teorik fizik, ahlak ve mantıksal kategoriler hakkındaki görüşleri analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Semerkandî'nin cismânî ve rûhânî cevherler, cevher-i ferd ve psikoloji hakkındaki görüşleri değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisi ortaya koyulmuştur.
Mâturîdî'de ilâhî hikmet ve insan fiilleriyle ilişkisi
Ebû Mansûr el-Mâturîdî, Semerkant havzasında yetişmiş Türk ve İslam dünyasının önemli düşünürlerinden biridir. İmam-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin inançla ilgili görüşlerini sistematize eden Mâturîdî, inanç sahasında kendi adıyla adlandırılan "Mâturîdîlik" mezhebinin kurucusudur. Onun Te'vîlatü'l-Kur'an ve Kitâbü't-Tevhid adlı eserlerinde hikmet en temel kavramdır. O, hikmeti her şeyin gayesi, hakikati anlamında kullanmış ve âlemde hiçbir şeyin amaçsız, boşu boşuna var edilmediğini savunmuştur. Ona göre ilahî fiillerin hiçbiri hikmet dışında değildir. Çünkü hikmetin zıddı sefihlik, cehalet ve kendini bilmezliktir. Kelâm âlimleri de hikmeti "gâye, adalet, sebep, bilgi" şeklinde açıklamış; Allah'ın Hakîm, fiillerinin de hikmetli olduğunu ve hiçbir fiilinde zulüm veya sefehin söz konusu olamayacağını ifade etmişlerdir. Mâturîdî'nin düşünce dünyası, yaratıcının âlemde yarattığı her bir varlığı hikmetle var ettiğinden yola çıkarak, insanın Allah'ı bilmesi ve yaşamına hikmet sayesinde anlam katması üzerine kuruludur. Onun hikmet anlayışı epistemolojik ve etik bir yapı oluşturmaktadır. Bu yapı içerisinde akıl vahye rakip değil tamamlayıcıdır. İnsan ilahî hikmetleri ve sorumluluğunu akıl ve vahiy birlikteliğiyle öğrenir. Mâturîdî, kader-kaza, iyilik ve kötülük (hüsün-kubuh), âhiret, hayır ve şer, emir ve nehiy, nübüvvet, nimete karşı şükür gibi yaratılış ve ilahî fiillerle ilgili birçok konuyu hikmet anlayışıyla temellendirmiştir. İlâhî fiillerin hikmeti ya lütuf ya da adalet olarak görülür. Dolayısıyla hikmet, ilahi irade ve kudreti sınırlandırmak anlamına gelmez. Mâturîdî'de hikmet hem Allah'ın irade ve kudretini hem de insanın özgürlüğünü temellendirme çabasıdır. Eş'ariyye mezhebinde ilahî hikmet anlayışının yerini ilahî irade ve kudret alırken; Mu'tezile'de hikmet, yaratıcının bir lütfu değil yaratıcı için bir zorunluluktur. Anahtar kelimeler: Mâturîdî, hikmet, akıl, vahiy, gaye, etik.
Te'vîlâtü'l‐Kur'ân bağlamında Mâtürîdî'nin vahiy ve nebe kavramlarına yaklaşımı
Bu çalışma İmâm Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd ve Te'vîlâtü'l‐Kur'ân adlı eserlerinde "vahiy" ve "nebe" kavramları özelinde ele alınan haber bilgisinin, ilgili kavramlara yaklaşımının kaynak ve bilgi değerinin ve vahiy anlayışının araştırılmasına dairdir. Bu çerçevede Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd'de ortaya koyduğu haber epistemolojisinin ve vahye bakışının; Te'vîlâtü'l‐Kur'ân tefsirinde pratiğe dökülmesinin incelenmesini ve eserleri arasında tutarlılık olup olmadığının tespit edilmesini konu edinmektedir. Giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın giriş bölümünde konu, kapsam, yöntem ve temel başvuru kaynaklarıyla ilgili genel bilgiler verilmektedir. Birinci bölümde tefsir literatüründe haber bilgisi, "nebe" ve "vahiy" kavramı özelinde tanımlanarak araştırmanın kavramsal ve kuramsal çerçevesi; tefsir bilgisi özelinde haber bilgisinin neliği, kaynağı, değeri, sınırları gibi meseleler ortaya konulmaktadır. İkinci bölümde Mâtürîdî'nin haber başlığı altında ele aldığı vahyin epistemolojik temellendirmesini konu edinen Kitâbü't-Tevhîd adlı eserinde haberin ve vahyin temellendirmesinin nasıl yapıldığı ve vahyin kalp ile bağlantısı gibi konular incelenerek haber bilgisi ve vahyin mahiyeti açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede Kur'ân-ı Kerîm'de "vahiy" kavramının geçtiği âyetler kategorize edilerek, Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l‐Kur'ân tefsirinde vahiy anlayışının te'vîli, kaynak ve bilgi değeri sistematik biçimde ele alınmaktadır. Bu bölümde vahyin insanın bilgi edinimini ilgilendiren boyutuna, ilham, rüya ile olan ilişkisine de yer verilmektedir. Üçüncü bölümde Mâtürîdî'nin haber anlayışının ne üzerine kurulu olduğu tespit edilmektedir. Tefsir ilminde haber bilgisinin kapsamının geniş olması ve zamansal bir kategorilendirme açısından "nebe" kavramının uygun bulunması sebebiyle ilgili kavram özelinde konu sınırlandırılarak Mâtürîdî'nin nasıl bir haber anlayışı ile âyetleri te'vîl ettiğine dair bulgular ortaya konulmaktadır. Bu çerçevede Kur'ân-ı Kerîm'deki "nebe" kavramının geçtiği âyetler kategorize edilerek, Te'vîlâtü'l‐Kur'ân'da ilgili âyetlerin Mâtürîdî tarafından yapılan te'vîline ve bizim bakış açımızdan yorumlanmasına yer verilmektedir. Sonuç kısmında ise tespitler ve neticeler aktarılmaktadır. Anahtar kelimeler: Haber, nebe, vahiy, Mâtürîdî, Kitâbü't-Tevhîd, Te'vîlâtü'l-Kur'ân.
Hudûs teorisinde Tanrı-zaman ilişkisi: İmam Mâtüridî örneği
Hudûs; Müslüman Kelâmcıların alemin sonradan yaratıldığı fikrinden yola çıkarak Allah'ın varlığını ispat etmek amacıyla oluşturdukları bir teoridir. Hudûs fikrine göre Tanrı ezeli, ebedi ve ihtiyaçsız olan tek varlıktır. Allah zamanın, mekânın ve bütün mevcudatın mutlak yaratıcısıdır. O'nun dışında kalan bütün varlıklar zamanda yaratılmışlardır. Yani başlangıçları ve sonları olan varlıklardır. Yaratılış Kuran'da belirtildiği üzere sonradan olma belli bir zaman ve mekânda gerçekleşme özelliğini taşır. Kelâmcılara göre Tanrı hem zâtî hem de zamansal anlamda evrenden önce yer alır. Bu düşünce zamansal hudûs olarak adlandırılır. İslâm filozofları ise ay-üstü alemde Tanrı'nın varlığı sadece zatıyla öncelediğini ay-altı alemde ise hem zatı ile hem de zamansal olarak öncelediğini söyleyerek zâtî hudûs fikrini savunurlar. Müslüman kelamcılar ay-üstü alemde bulunan varlıkların zamansal olarak Tanrıyla bir kabul edilmesinin alemin kadim olduğunu savunmak anlamına geldiğini söylerler. Bu düşünce tevhit ilkesiyle çeliştiği için eleştirilmiştir. Mâtüridî hudûs fikrini sistemli olarak ele alan ilk düşünürlerdendir. Kelâmın henüz felsefe ile iç içe girmediği bir dönemde yaşayan Mâtüridî söz konusu yaratılış teorisinde Allah'ın evrenle sürekli etkileşim halinde olduğunu ifade etmiştir. Tanrı evreni yaratırken belli bir zaman diliminde yaratmaya mecbur olmaksızın dilediği anda yaratmıştır. O'na göre Allah sıfatları ve fiilleriyle kadimdir, fiillerin taalluku ise hâdistir
Mâtürîdî'nin Kur'an'da nübüvvete dair kavramlar hakkındaki görüşleri
İslam inanç ilkelerinden biri de nübüvvettir. Nübüvvet, vahyin anlaşılması, yorumlanması ve hayata yansıtılması hususunda merkezi bir konumdadır. İmam Mâtürîdî, İslam düşünce tarihinin önemli şahsiyetlerinden birisi olan, kullandığı yöntemi, görüşleri ve eserleri ile Ehl-i Sünnet düşüncesinin önemli kolunu oluşturur. Mâtürîdî, İslam düşüncesinde akıl ve nas bağlamında özgün görüşler ortaya koymuş ve Mâtürîdî ekolüne öncülük etmiştir. Kendisinden sonra gelen pek çok âlimi bu hususlarda etkilemiştir. Bu yüzden Mâtürîdî ve ona tabi olan âlimler üzerinde önemli çalışmalar yapılmış, eserleri, görüşleri ve metodolojileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Mâtürîdî'nin nübüvvete dair görüşlerinin Mâtürîdî akaidi ve Ehl-i Sünnet düşüncesi içinde önemli bir yeri vardır. Mâtürîdî'nin nübüvvet hakkındaki görüşlerini derinlemesine ve etraflıca ortaya koymak bu açıdan önemlidir. Mâtürîdî'nin, Kur'an-ı Kerim'de nübüvvete dair geçen kavramlara yüklediği anlam ve görüşlerinin yapacağımız çalışmamıza daha etraflıca ve derinlemesine ortaya konmasına yardımcı olacağını umarız.
Ayıntablı Aydî Baba'nın kelamî görüşleri-İmam Matürîdî bağlamında-
Bu tez 19. Yüzyıl sûfîlerinden Aydî Baba'nın divanı ve divanına yansıdığı kadarıyla kelâmî düşünceleri etrafında şekillenmektedir. Birinci bölümde Aydî Baba'nın yaşadığı çevre, divanının muhtevası ve düşünce dünyasına etki eden unsurlar tespit edilmektedir. İkinci bölümde ise Aydî Baba'nın divanından yola çıkarak, kelamî düşünceleri İmam Matûrîdî bağlamında ele alınmaktadır. Sonuç bölümünde ise tezin muhtevasıyla ilgili bir değerlendirme yapılarak Aydî Baba'nın tasavvuf anlayışının itikadî zemininden bahsedilmektedir.
Erken dönemde Hanefi-Matüridi kelam sisteminin tasavvufla ilişkisi
Bu tez erken dönemde Hanefî-Mâtürîdî kelam sisteminin tasavvufla ilişkisini konu almaktadır. Çalışma giriş, dört bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde Hanefî-Mâtürîdî kelam sisteminin tasavvufla ilişkisinin tarihi arka planına yer verilmektedir. İkinci bölümde ulûhiyyet konusunda kelam ve tasavvufun ilgi alanına giren konular her iki disiplin açısından ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde kelam ve tasavvufun en çok etkileşim halinde olduğu nübüvvet konusu velayet, ilham, ismet ve keramet konuları açısından ele alınmaktadır. Dördüncü ve son bölümde ise Horasan-Mâverâünnehir bölgesinin disiplinler üstü ortak tavrını gösteren esmâ ve ahkâm konuları kelam ve tasavvuf bağlamında değerlendirilmektedir. Sonuç bölümünde ise tüm bölümlerin ortak bir değerlendirilmesi yapılmak suretiyle erken dönemde Hanefî-Mâtürîdî kelam sisteminin tasavvufla ilişkisi ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebû Hanîfe, Mâtürîdî, Tasavvuf, Ulûhiyyet, Nübüvvet, İman.
Mehmet b. Velî b. Resûl el-Kırşehrî'nin "Ez-Zübde fî İlmi'l-Kelâm" adlı eserinin tahkiki
Çalışmamızda Mehmet b. Veli b. Resûl Kırşehrî'nin ez-Zübde fî ilmi'l-kelâm isimli yazma eserin tahkik ve incelemesi yapılacaktır. Bu eser itikâdî konularda akla gelebilecek şüpheleri gidermek ve sapıklıklarla mücadele etmek amacı çerçevesinde kelâmın kullandığı kuvvetli deliller ile istidlallerde bulunmuş, önceki kelâm âlimlerinin görüşlerini de ortaya koymuştur. Kırşehrî'nin bu eseri, ele alınan konularla ilgili olarak Mâtürîdî ve Eş'arî âlimlerinin konu ile ilgili görüşlerini ve delillerini ortaya koymuştur. Eser yazıldığı dönemde mevcut kelâmî konuları içermekte ve bunları anlatırken kolay anlaşılır bir üslup kullanmaktadır. Bu sebeple döneminin kelâmî yapısını yansıtması bakımından önemli bir kaynak durumundadır. Mâtürîdî akidesini en yalın haliyle ve basit bir dille anlatması bakımından benzerlerinden ayrılan bu eser, kelâmî konularda araştırma yapan akademisyenler ve öğrenciler için önemli bir eserdir. Bu sebeple mahtut haldeki bu eserin okuyucuya ulaştırılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. Çalışmamız tespit ettiğimiz dört nüsha üzerinden yapılmıştır. Esas aldığımız nüsha kenarında bir takım açıklamalar yazıldığı görülmüştür. Bu da bize, akıllar doysun, inançlar güçlensin ve bidatçilerin kötülüklerinden sakınılsın ve zararlı akımlara karşı bir kale gibi olsun diye yazılan bu eserin önemsendiğini göstermektedir.
imam Maturidinin Tevilatul Kuran tefsirinde fıkhi içtihad ve kelami yorumlara yaptığı eleştiriler
İmam Mâturidî'nin günümüze kadar gelen önemli eserinden biri Te'vîlâtu'l-Kur'ân tefsiridir. İmam Mâturidî, dirayet tefsirine örnek teşkil eden bu eserinde, tefsir ve tevil arasında ayrım yaparak, ayetlerin işaret edeceği muhtemel manalara dair aklî yorumlara yer vermiş ve yorumlarını ayetle, hadisle, sahabe sözleriyle vb. destekleyerek tefsir ilmi açısından zengin bir eser meydana getirmiştir. İmam Mâturidî, Te'vîlâtu'l-Kur'ân tefsirinde, kurucusu olduğu Mâturidîyye akâidi ile ilgili kelamî konulara dair açıklamalarda bulunur. Mû'tezile başta olmak üzere çeşitli İslamî fırkalar, bazı dinler, inançlar ve felsefî görüşleri naklederek, kelâm kitaplarında üzerinde durulmayan birçok konuyu tefsirinde ele alıp tartışmaya açar. Dolayısıyla tefsir kitabı olan Te'vîlâtu'l-Kur'ân, İmam Mâturidî'ye ait birçok kelami görüşlere, bu görüşlerin naklî ve aklî delillerle ispat edilmesi yönündeki büyük çabalara ve muhalif görüşlere yapılan reddiye ve eleştirilere ulaşmak açısından yoğun malzeme barındırır. İmam Mâturidî, Te'vîlâtu'l-Kur'ân tefsirinde konu ile ilgili farklı mezhep veya farklı mezheplere mensup imamların görüşlerine yer verir ve akıl-vahiy çizgisi ışığında yapılan yorum ve kanaatleri eleştirerek kendine ait kelamî görüşleri ispatlamaya çalışır. İmam Mâturidî, fıkhi alanda İmam-ı Âzam Ebu Hanife'ye ve Ebu Hanife'nin kurduğu Hanefî mezhebine son derece bağlı bir fâkih olmakla birlikte, Hanefî mezhebinin usûl ve furû' bütün konularına vakıf olarak bulunduğu coğrafyada mezhebin sıkı bir savunucusu ve temsilcisidir. Bu tezde, Te'vîlâtu'l-Kur'ân tefsirinde, İmam Mâturidî'nin fıkhî ve kelamî düşünce sistemi esas alınarak, fıkıh ve kelâm alanlarında muarızlarına yönelttiği eleştiriler ve eleştirilerde kullandığı metod üzerinde durulacaktır. Çalışmanın konusu tefsirin yanı sıra, fıkıh ve kelâm disiplinleri ile alakalı olduğundan, tefsir, fıkıh ve kelâm sahalarına ait kaynaklardan istifade edilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşup ilk bölümde, İmam Mâturidî'nin hayatı, yaşadığı coğrafyada dinî ve siyasî durum, ilmî şahsiyeti ve eserlerine dair bilgi verilecektir. İkinci bölümde, İmam Mâturidî'nin mensubu olduğu Hanefî mezhebi usûl yöntemine dayanarak yaptığı içtihatlara ve bu içtihatların ispatlanmasına yönelik delil ve açıklamalarına yer verilecektir. Aynı zamanda muhtelif mezheplere yönelik yaptığı eleştiriler ve bu eleştirilerde kullandığı metod üzerinde durulacaktır. Son bölümde ise İmam Mâturidî'nin birçok ayetin tefsirinde yer verdiği kelamî görüşleri ve çeşitli mezhep ve fırkalara yaptığı reddiye ve eleştirileri ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Tevilat'ul Kur'an, İmam Maturidi, fıkhi eleştiriler, kelami eleştiriler, içtihat
Te'vîlâtü'l-Kur'ân bağlamında Mâtürîdî'de hadis yorumu (Kelâmî hadisler örneği)
Hanefî ekolünün hadise karşı tutumu, klasik hadis anlayışına sahip bazı bilginler tarafından zaman zaman eleştirilmiştir. Ancak Hanefî mezhebinde hadisin konumunu görmek için özellikle kurucu imam Ebû Hanîfe'nin talebeleri Ebû Yûsuf ve Muhammed b. el-Hasen'in derlediği el-Âsâr isimli hadis/eser mecmuaları, çalışmalarıyla Hanefî ekolün hadisçi anlayışa yaklaşmasına yol açan Tahâvî'nin Şerhu Me'âni'l-Âsâr ve Şerhu Müşkili'l-Âsâr isimli eserleri göz ardı edilmemelidir. Semerkand Hanefîlerinin öncülerinden ve Ehl-i Sünnet kelâmının müessislerinden olan Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân adıyla bilinen tefsir çalışması da Hanefî anlayışın zihin kodlarını bünyesinde barındıran eserlerden biri kabul edilebilir. Hanefîlerin hadisle alakalı görüşlerini ve hadis yorumlarını fıkıh kitaplarında bulmak mümkün olduğu gibi İmam Muhammed'in Mâlik b. Enes'ten yaptığı Muvatta' rivayeti gibi hadis çalışmalarından ve Te'vîlât gibi bazı tefsir çalışmalarından da tespit etmek mümkündür. Hadislerin sübutu, tashih ve taz'îfi gibi meselelerin hadis ilmi açısından önemi aşikârdır. Aynı öneme sahip olan diğer bir konu da hadislerin anlaşılması ve yorumlanmasıdır. Bundan dolayı mütekellim ve fakih olan Mâtürîdî'nin kelâmî hadisleri yorumlama biçimini irdelemek hem hadis yorumculuğu konusunda farklı bir anlayış sunmaya hem de Hanefîlerin hadis ve mana ehli oldukları yönündeki iddianın aydınlatılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Hadis, Yorum, Mâtürîdî, Kelâm, Te'vîlât, Hanefi
Matüridi kelamcılarında akıl / El-aklü ınde mütekellimil-Matüridiyye – dirase tahliliyye / The mind of the Matrids of the speakers of Matrids an analytical study
Maturîdî kelamcıları diğer kelamcılara nisbeten akla daha fazla önem vermişlerdir. Bu durum, nakli ve mantıki delillerle ispatlanmış apaçık metodolojik ilke ve kurallarda akıl ile naklin ilişkilendirilmesinde görünür olmaktadır. Bu, akıl ve naklin beraberce tatmin edilmesi ve birinin diğerine baskın gelmeyeceği şekilde tam bir dengede sürdürülmektedir. Maturidî kelamcıları, uluhiyet ile nübüvvetin ilk buluşma noktasının akıl olduğu ve Allah'ı bilmenin vahiyden önce aklen vacip olduğu yönündeki temel ilkeye dayanmaktadırlar. Akli deliller olmadan taklidi gerekli görmemişlerdir. Akli olarak husn ve kubhu (güzellik ve çirkinlik), mecazın dilde, Kur'ân'da ve hadislerdeki varlığını ve insanda oluşan kesbin sadece kendi iradesiyle gerçekleştiğini ispat etmişlerdir. Kur'ân'ın lafzinin sonradan yaratıldığını, güç yetirilemeyen şeylerle sorumlu olmanın caiz olmadığını ve Allah'ın fiillerinin hikmet ve gayeye dayandığını ifade etmişlerdir. Bu araştırma Maturîdî kelamcıların akli istidlal teorisini, onu ispat ederken dayandıkları akli ve nakli deliller eşliğinde, araştırma ve analiz yöntemlerinden istifade ederek açıklamayı hedeflemektedir. Bundaki amaç ise apaçık sonuçlara ulaşmak, Maturîdî kelamcıların aklı mutlak manada naklin önüne geçirdikleri ve gizli Mutezilî oldukları yönündeki şüpheleri ve kapalılığı gidermektir. Bu araştırma, Maturîdî kelamcıların, ortaya koydukları metodolojik temeller ve kurallara uygun olarak aklın gücünü, kendisiyle delil getirilebilecek ve kendisine dayanılacak tarzda büyük gördükleri sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca onların, nakille ilgili meseleleri vahiyle çelişmeyecek tarzda aklın ışığında açığa çıkarmaya çalıştıkları ancak bunu yaparken de vahyi ihmal etmedikleri de tespit edilmiştir. Onların, akıl ile nakil arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmak için bazen te'vilden bazen de sıfatlarda teşbihe sapmayı önlemek için tefviz fikrinden faydalandıkları görülmüştür.
Maturîdî kelamcılara göre velliyyülemr itaat / Obedince to the authority in Maturities an analytical study
Velliyyülemrine itaat, asırlar boyunca Müslüman gruplar ve mezhepler arasında ihtilaf konusu olmuştur. Bu çalışmada başta İmam Maturîdî olmak üzere Maturîdî mezhebinin önde gelen âlimlerinin bu konudaki görüşlerine değinilmiştir. Nitekim İmam Maturîdî ve onun mezhebini takip eden âlimlerin, velliyyülemr, onun yetki ve sorumlulukları ile hakları ve görevleri konularında çokça sözleri ve otoriteleri bulunmaktadır. Velliyyülemrine itaat meselesi çetrefilli bir konudur. Bundan dolayı bu konuda gizli kalmış hususları açığa çıkarma, kapalı meseleleri de aydınlığa kavuşturmanın zaruri olduğu görülmüştür. Bu araştırmada velliyyülemri ile ona itaatin niteliği, ona hangi durumda isyan edilip görevden alınacağı ve Müslümanlara imam olmaya kimin münasip olduğuyla ilgili konular, Maturîdî kelamcıları ve alimlerinin sözleri ve görüşleri ışığında genel olarak ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı şüphe ve vehimleri gidermek, hicri 3. asır yani Ebû Mansur el-Maturîdî zamanından günümüze kadar yaşamış olan kabul görmüş Maturîdî kelamcıların kitaplarında var olan hakikatleri ortaya çıkarmaktır. Bu araştırmanın sonunda, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâat'in; önderlik sıfatları ile donanmış ve yetkili kişilerin çoğunluğu tarafından seçilen yöneticinin yanında olma düsturunu benimsedikleri, isyan ve karışıklık çıkarmaya, devletin ve milletin güvenliğini bozmaya, masumların kanını dökmeye ve fitne çıkarmaya karşı oldukları neticesine ulaşılmıştır.
Ebu-l-Muin en-Nesefi'ye göre Arş, Kürsi ve Levh-i Mahfuz
Beni bu araştırmayı yapmaya sevk eden temel neden Ebu'l-Mu?in En-Nesefi?nin Maturidiyye ekolünde büyük bir kelamcı olmasıdır. Zira onun bu mezhepteki konumu Bakıllani?nin Eş?ariye?deki, Kadı Abdulcabbar?ın da Mutezile?deki konumu gibidir. Çalışmamız Ebu?l-Muin en-Nesefi?nin hayatı, eserleri, Arş, Kürsi ve Levh-i Mahfuz hakkındaki görüşlerini içermektedir.Tezimiz giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır.Giriş kısmında kelami fırkaların doğuşu, Maturidiye ekolünün ortaya çıkışı ve ekolün meşhur kelamcıları hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Maturidiye ile Eşariye mezheplerini karşılaştırarak ve bu iki mezhep arasındaki ihtilafları ve farkları ortaya koymaya çalıştık. Tezimizin birinci bölümünde Ebu?l-Muin?in hayatını detaylı bir şekilde ele aldık. Özellikle kelamcımızın yaşadığı dönemi siyasi, sosyal ve ilmi gelişmelerini tahlil ederek kişiliği üzerinde etkili olabilecek tüm unsurları tespit etmeye çalıştık. Tezimizin ikinci bölümünde Allah?ın sıfatlarına genel bakış açısını vererek başlamayı uygun gördük. Çalışmamızın temel konusunu oluşturulan Arş, Kürsi ve Levh-i mahfuz kavramlarını özellikle kelamcımızın görüşleri doğrultusunda üçüncü bölümde ele aldık. Anahtar Kelimeler: Ebu?l Muin en-Nesefi?nin Hayatı, Eserleri, Arş, Kürsi ve Levh-i Mahfuz