Maturidi
79 theses under this subject heading
Ehl-i sünnet kelâmında irâde kavramının nöroteoloji bağlamında incelenmesi
İnsanın irade özgürlüğü meselesi, konusu insan olan hemen her disiplin için tartışma konusu olmuştur. Felsefe ve teolojinin gündemini meşgul eden bu meseleye sonraları sinirbilimi de dâhil olmuştur. Sinirbilimin ortaya koyduğu sonuçlar, bu konuda süregelen tartışmalara farklı bir boyut kazandırmıştır. İnsanın irade özgürlüğü olmadığı anlamına gelebilecek sonuçların elde edilmesi özellikle felsefecilerin tepkisine yol açmıştır. Batı dünyasında sinirbilimin konuya dâhil olması ile tartışma felsefe ve sinirbilimi arasında devam etmiştir. İslam kelamında, tarihsel süreç içerisinde, meselenin kader kavramı çerçevesinde gündeme geldiği söylenebilir. Daha sonra müstakil olarak tartışılmaya başlayan meselenin İslam kelamı için bir diğer boyutu Allah'ın mutlak iradesidir. Bu anlamda Cebriyye'nin Allah'ın mutlak iradesi karşısında insana irade özgürlüğü tanımadığı söylenebilir. Buna karşılık Mu'tezile insana mutlak irade özgürlüğü alanı açmıştır. Ehl-i Sünnet kelamcılarının bu iki mezhebin arasında orta bir yol tutmuştur. İnsanın fiilleri bağlamında ele aldıkları irade özgürlüğü konusunda genel olarak Allah'ın mutlak irade sahibi ve insanın fiillerinin yaratıcısı olduğu düşüncesindedirler. Bununla birlikte insan irade sahibidir ve fiillerinde sorumludur. Sinirbilimi ve teolojinin arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışan Nöroteoloji, son zamanlarda popülerlik kazanan bir alandır. Teolojik düşüncelerin nörolojik çalışmalarla anlamlandırılması amacı da taşıyan bu alan dâhilinde Ehl-i Sünnet'in irade konusundaki düşüncelerinin, sinirbilimin insan iradesi ile ilgili ortaya koyduğu verilerle karşılaştırılabileceğini düşünmekteyiz. Bu amaçla hazırladığımız çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde irade ile ilgili kavramlar ele alınmış ve değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Ehl-i Sünnet açısından irade konusu incelenmiştir. Üçüncü bölümde sinirbilimi açısından insan iradesi bu alanda yapılan çalışmalarla ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde öncelikle nöroteolojik bağlam oluşturulmuş ve Ehl-i Sünnet kelamında irade kavramı nöroteoloji bağlamında incelenmeye çalışılmıştır.
Ebü'l-Muîn en-Nesefî'de iman kavramı
Bu çalışmada, meşhur Mâtürîdî kelâmcısı Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin iman kavramı ile ilgili etimolojik ve teolojik yaklaşımları incelenmiş ve onun tarafından geliştirilen iman nazariyesinin neredeyse hiçbir kelamcının eserinde göremeyeceğimiz kadar çok şümüllü, sistematik ve özgün olduğu ortaya konulmuştur. Bu amacın gerçekleşmesi adına araştırmanın birinci bölümünde, iman sözcüğü ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkilendirilen bazı kavramların tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde ise İslâm kelâm ekollerinin iman tanımlarında vurgu yaptıkları noktalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin, iman ile ilgili görüşlerini temellendirirken kullandığı naklî ve aklî deliller irdelenerek, müellifin problemi formüle ediş tarzı tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise Nesefî'nin iman anlayışı çerçevesinde ileri sürülebilecek kanaat ve görüşler sıralanmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar sözcükler: Ebü'l-Muîn en-Nesefî, Mâtürîdî, iman, inanç.
Ebu Hanife'den Matüridî'ye Hanefî itikadının gelişim süreci
Bu çalışma, Ebu Hanife'nin itikadî görüşlerinin Matüridî'ye kadar uzanan süreci konu edinmektedir. Bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ebu Hanife'nin hayatı, ilmî kişiliği, kelamcılığı, eserlerinin aidiyetiyle ilgili şüpheler ve kısaca bazı temel görüşleri ele alınmıştır. Dönemin siyasi kargaşaları ve ilmi durumun gereği, Ebu Hanife itikat alanıyla ilgilenmiştir. Ayrıca erken dönem eserlerde mevcut olan kayıtlara göre, eserlerin aidiyet problemi bulunmamaktadır. Fakat ilk dönem eserleri olmaları hasebiyle konulara göre tasnif edilmemişlerdir. İkinci bölümde Matüridî'nin hayatı, ilmî kişiliği ve kısaca temel görüşleri ele alınmıştır. Erken dönem eserlerde onunla ilgili çok az malumat vardır. İlim icazet silsileleri Ebu Hanife'ye dayanan dört hocadan ders almış ve Ebu Hanife'nin eserlerini bu hocalarından rivayet etmiştir. Bu yolla Matüridî'nin ilim silsilesi Ebu Hanife'ye dayanmaktadır. Üçüncü bölümde Ebu Hanife'nin itikadî görüşlerinin Maveraunnehir bölgesine girişi ele alınmıştır. Onun itikadî görüşlerini bölgeye taşıyan bizzat öğrencileri olmuştur. Bu öğrencilerin ders halkalarında yetişen Hanefî âlimlerin birçoğu kelamla ilgilenmiştir. Fakat bunların arasında sistematik kelam yapan bir kelamcı olmadığı için Ebu Hanife ve Matüridî arasındaki dönemde, bölge kelam açısından kapalı bir muhit olmuştur. Dördüncü bölümde ise Ebu Hanife ve Matüridî'nin itikadî/kelamî görüşleri detaylı ele alınmıştır. Matüridî'nin ihtilaf yaratacak kadar önemli olmayan bazı kelamî görüşleri dışında, esasta Ebu Hanife'nin itikadî görüşlerinin devamı olduğu kanaatine varılmıştır.
Şemsüddin Es-Semerkandi'de zat sıfat anlayışı
Bu tez çalışması Matüridi alim Şemsüddin es-Semerkandî'nin zat sıfat anlayışı üzerine hazırlanmıştır. Tezimiz giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Girişte sıfatlar meselesinden, Semerkandî'nin hayatı ve eserlerinden bahsedilecektir. Daha sonra kısaca ilahi sıfatları incelenecektir. Birinci bölümde sıfatların problem olarak ortaya çıkışı ve sebepleri irdelenecektir. Sonra mezheplere göre sıfatların çeşitleri, Semerkandî'ye göre sıfatların kısımları ve Halku'l-Kur'an meselesi de burada ele alınacaktır. Mu'tezile'nin, Küllabiyye, Eş'arî'nin ve Matüridi'nin sıfat anlayışları bu bölümde serdedilecektir. İkinci bölümde, "Semerkandî'de zat-sıfat anlayışı"nı özellikle Semerkandî'nin es-Sahaifü'l-İlahiyye eserini ve onu şerhi olan el-Mearif fi Şerhi Sahaifü'l-İlahiyye adlı eserlerini baz alarak incelemeye çalışılacaktır. Semerkandi, Razi'nin aklî metodunu kullanması ve ondan etkilenmsi varsayılarak Fahreddin Razi de ele alınacaktır.
Mâtûrîdîlik'te büyük günah
Büyük günah konusu hicri ilk asırlardan itibaren ortaya çıkmış problemlerden birisidir. İslam tarihinde Cemel ve Sıffin hadiselerinde Müslümanlar arasında yaşanan savaşlar bu problemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Büyük günah işleyenlerin iman bakımından ne durumda oldukları ve ahiretteki durumlarının nasıl olacağı ile ilgili tartışmalar oluşmaya başlamıştır. Bu konu ile ilgili olarak Hâricîler büyük günah işleyen kişiyi kâfir kabul etmişlerdir. Mu'tezile mezhebine göre ise büyük günah işleyen ne mümin ne de kâfirdir, bu günahı işleyen kişi fasıktır. Mâtûrîdî ve Eş'arî mezhebleri ise büyük günah işleyen kişiyi mümin kabul etmişlerdir. Tezimizde Mâtûrîdî mezhebinin büyük günaha yaklaşımının nasıl olduğunu açıklamaya çalışacağız. İlk olarak günah ile ilgili kavramsal bilgilere temas edilecektir. Birinci bölümde Kelâm tarihinde büyük günah konusu ele alınacaktır. İkinci bölümde ise Mâtûrîdî âlimlerinin büyük günah işleyen kişinin durumuyla ilgili yaklaşımları izah edilecektir.
Feqîyê Teyran'ın kelamî görüşleri
Bu tezde, Kürt edebiyat ve kültürünün önemli aktörlerinden olan Feqîyê Teyran, kelamî bir perspektifle ele alınmıştır. Malumdur ki kelam ilmi, İslam'ın inanç yönünü temsil ettiği için alanı ne olursa olsun her bir İslam düşünürün hakkında irili ufaklı yorum ve fikirleri olmuştur. Nitekim bir mutasavvıf olan Feqîyê Teyran'ın divanında da kelam ilminin ana konu başlıklarından olan ilahi sıfatlar, kader, insan fiilleri, nübüvvet gibi belli başlı inanç bahisleri geçmektedir. Çalışmada Feqiyê Teyran'ın divanında geçen kelam ilminin konuları tespit edilmiştir. Ve bir mutasavvıfın konulara yaklaşımı araştırılmıştır. Çalışmamız, bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, metot ve kaynakları üzerinde durulmuştur. Tezin birinci bölümünde ise Feqîyê Teyran'ın hayatı, ilmi kişiliği, eserleri, eserlerin içerikleri, dili ve eserleri üzerine yapılan ilmi çalışmalar konu edinmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise felsefe-kelam ve tasavvufun ortak konu başlıklarından olan varlık: kelamın üç ana konusu olan ulûhiyet, nübüvvet ve sem'iyyât konuları işlenmiştir. Usûl-i selâse olan ulûhiyet, nübüvvet ve sem'iyyât üst başlıkları altında da her biriyle ilişkili ya da ilintili olan diğer kelamî konular alt başlıklar şeklinde izah edilmiştir. Feqîyê Teyran'ın ilgili konu başlıklarıyla alakalı düşüncelerine geçmeden evvel hazırlık mahiyetinde kelam ekollerinin konulara yaklaşımlarına ana hatlarıyla değinilmiştir. Akabinde Feqîyê Teyran'ın her bir konu başlığıyla alakalı düşünceleri şiirlerinden istinbat edilmiştir. Nihayetinde de Feqî'nin görüşü kelam ekollerinin görüşleriyle karşılaştırılıp neticeye gidilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kelam, Tasavvuf, Feqîyê Teyran, Divan, Sufi, Şiir, Kader, Sıfat, Esmâ-i Hüsnâ, Eş'arî, Mâtürîdî, Nübüvvet.
Ebû Şekur es-Salimî'nin et-Temhîd fi Beyâni Tevhid adlı eseri bağlamında İmam Eş'arî'ye ve Bidat mezheplere yönelik eleştirileri
Ebû Şekûr es-Sâlimî, Semerkant şehrinin Keş bölgesinde H. V. asrın ilk yarısında doğmuş ve muhtemelen VI. asrın ilk çeyreğinde vefat etmiştir. Kendisi Hanefî-Mâtürîdî Kelam geleneğine mensup bir âlimdir. Sâlimî'nin Eş'arî'liğe eleştirisini ele alan bu çalışma giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgi vermektedir. Birinci bölümde; Sâlimî'nin ismi ve kökeni, doğum yeri ve tarihi, ilmi kişiliği, hocaları, öğrencileri ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Sâlimî'nin yaşamış olduğu sosyo-kültürel durum ele alınarak dönemin şartları genel hatlarıyla ele alınmıştır. İkinci bölümde onun dinlere ve mezheplere bakışı doğrultusunda kendisine göre şirk ve küfür kavramları üzerinde durulup eserinde bahsettiği dinler hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Ayrıca Sâlimî'ye göre İslam mezhepleri ile bidat mezhepleri ele alınıp bidatle mücadele konusunda görüşleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise Sâlimî'ye göre Ebû'l-Hasan el-Eş'arî özelinde Eş'arîlik konusu hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra Sâlimî'nin zat ve sıfatlar, akıl ve varlık, Allah-insan ilişkisi ve Nübüvvet ile ilgili meseleler bağlamında Eş'arîyye'yi eleştirdiği konular hakkında görüşüne yer verilmiştir. Sonuçta ise Sâlimî'nin İslam kelamı nezdinde konumu ve Eş'arîliğe eleştirisinin muhtemel sebepleri ortaya konulmuştur
Mâtürîdî bilgi sisteminde keşf ve ilham'ın değeri
İslam'ın ana kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'de "ilim" olarak karşılığını bulan bilgi, İslam düşünce sisteminde var olan ilim dallarının temelini oluşturmaktadır. Bilginin bu kadar önemli olması, onun sıhhat ve geçerliliğine titizlikle yaklaşmamızı sağlamıştır. Kelam âlimlerinden biri olan İmam Mâtürîdî, öncelikle bilgi kaynaklarının tespitini yapmış, eserinde de bilgiyi bir teori olarak ele alan ilk düşünür olmuştur. Çalışmamızda üzerinde önemle durduğumuz konu, keşf ve ilhamın bilgi değerinin olup olmadığı yönündeki tartışmalar olmuştur. Konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi için, mutasavvıfların, filozofların, Selefiyye, Mutezile, Şia ve Eş'ari mezhebine mensup âlimlerin, bilginin kaynağına dair yorumları ele alınmıştır. Son bölümümüzde ise, tezimizin özünü oluşturan, İmam Mâtürîdî ve Mâtürîdî âlimlerin günümüze ulaşan eserleri incelenerek konumuz hakkında görüşlerine yer verilmiştir.
Mutezile ve Maturidiyye'nin aslah meselesine bakışı bağlamında şer problemi
Düşünce tarihinde kötü olarak kabul edilen şeylerin yaratıcıyla bağlantısı ve dünyadaki kötülüklerin kaynağı meselesi, insanlık tarafından sorgulanan konuların başında gelmiştir. Dünden bugüne yaratıcının sonsuz iyiliğe, ilme, irade ve kudrete sahip varlık olduğunu kabul edenlere, var olan kötülüklerin böyle bir yaratıcı fikriyle uyuşmadığı gerekçesiyle karşı çıkılmıştır. Kelam ilminde şer problemi, aslah konusu çerçevesinde ele alınmış, Mu'tezile, Eş'arî ve Mâturîdîlerce incelenerek şerrin kaynağı ve anlamlandırılmasına yönelik fikirler oluşturulmuştur. Aslah konusu da kelamda daha çok ilahî adalet ve insanın fiilleri kapsamında tartışılmıştır. Bu çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından meydana gelmektedir. İlk bölümde salah-aslah kavramlarıyla birlikte ilişkili kavramların tanımlamaları yapılmıştır. İkinci bölümde Mu'tezile'nin aslah teorisi ele alınmıştır. Aynı zamanda bu teorinin temel dayanağı olarak gösterilen adalet bahsi de Mu'tezile ve Mâturîdiyye ekolleri temel alınarak genel hatlarıyla bu bölümün içeriğine dâhil edilmiştir. Aynı zamanda tezimizin de başlığını oluşturan üçüncü bölüm, Mâturîdîlerin aslah meselesinde Mu'tezile'ye yönelttiği eleştirilere ayrılmıştır. Bu bölümde ayrıca aslahın ortaya çıkışında önemli bir etken olan şer probleminin çözümüne dair görüşler paylaşılmıştır. Sonuç kısmı da çalışmamızda ele aldığımız konuların panoramik bir fotoğrafı mahiyetinde olup aynı zamanda değerlendirmeler ve kısmi çözüm önerileri içermektedir. Anahtar Kelimeler: Aslah, Hikmet, Kötülük, Mu'tezile, Mâturîdî.
Taberi ve Maturidi tefsirlerinin bağlam açısından mukayesesi
Bu çalışmada et-Taberi ve el-Maturidi'nin ayetlerin bağlamına olan bakış açıları ve mananın tespiti noktasında bağlama yükledikleri anlamlar ortaya konulmuştur. Ayetlere farklı yaklaşımlar arasında doğru mananın tespiti ve tercihi açısından bağlamı dikkate alma keyfiyetleri, kıraat tercihleri, zamirlerin mercii ve farklı sebeb-i nüzuş rivayetleri noktasında bağlamı dikkate alıp almadıkları örnekler üzerinden okuyucuya aktarılmaya çalışılmıştır.
Māturīdī'nin (Ö.333/944) Te'vīlātu'l-Ḳur'ān'ında maḳāṣıd eksenli tefsir yöntemi
Bu çalışma, maḳāṣıd düşüncesinin oluşmasında Māturīdī'nin katkısının olup olmadığını, onun fikirlerinin maḳāṣıdī yöntem karşısındaki durumunu ve Te'vīlātu'l-Ḳur'ān'ın ġāī yorum özelliklerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bilginin kaynakları arasında akla önemli bir alan açan, düşüncesinin merkezine hikmeti yerleştiren, te'vīli meşru bir zemine oturtarak nasların hayatın akışına paralel yorumlanmasının önünü açan Māturīdī'nin fikir yapısı, maḳāṣıd düşüncesiyle uyum arz etmektedir. Özellikle, kıyas metodunun tıkandığı durumlar için geliştirilen istiḥsān metoduna yaklaşımı ve nesḫ hakkındaki düşünceleri, onun şerʿī maksatlara ne kadar çok önem verdiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Māturīdī; bağlayıcılığı açısından sünneti farklı kategorilerde ele almakta, bir sözde asıl olanın lafız değil mana olduğunu defalarca vurgulamakta ve nasları anlarken onların hangi tarihsel koşulda ortaya çıktığını dikkate almaktadır. Onun ifadeleri arasında, dinin korumayı hedeflediği beş esasa dair açıklamalara da rastlanmaktadır. Bütün bunlar, maḳāṣıd düşüncesinin oluşmasında Māturīdī'nin katkısı olduğunu göstermektedir. Te'vīlātu'l-Ḳur'ān'da şerʿī hükümlerin hem genel hem de özel maksatlarına dair açıklamalara yer verilmiştir. Māturīdī, fıkhî hükümleri izah ederken, onların hikmet ve maksatlarına mutlaka yer vermekte, Allah'ın bir şeyi kullarına niçin emretmiş ya da yasaklamış olabileceğine dair derin izahlara girişmektedir. Onun açıklamalarından yola çıkarak dinin aile hukuku, borçlar hukuku, ceza hukuku ve devletler hukukuyla ilgili düzenlemelerindeki ana maksatların neler olduğu tespit edilebilmektedir. Bir nassı anlayıp ondan hüküm çıkarırken; nassın teşrīʿ amacını, ortaya çıktığı tarihsel koşulları ve dinin ana ilkelerini dikkate alma prensibine dayanan maḳāṣıd ictihadına dair pratik örneklere Te'vīlātu'l-Ḳur'ān'da rastlanmaktadır. Ayrıca Māturīdī'nin bazı ayetlere yaklaşımından yola çıkarak maḳāṣıd ictihadının hangi durumlarda mümkün olmadığına dair fikir edinmek mümkündür. Māturīdī, tefsirinde pek çok ayetin nüzul maksadını sorgulamakta, ayetlerin ġāī yorumlarına değinmektedir. Maḳāṣıdī bir tefsirde bulunması gereken birçok özellik onun tefsirinde yer almaktadır. Bu yönüyle Te'vīlātu'l-Ḳur'ān'ı ilk maḳāṣıdī tefsirlerden biri olarak nitelemek mümkündür. Özetle Māturīdī, gerek fıkıh gerekse tefsir sahasında ġāī yorumun önünü açmış, maḳāṣıd düşüncesinin doğması için gereken fikrî altyapıyı oluşturmuş ve bu düşüncenin pratik örneklerine tefsirinde yer vermiştir.
Îzâhu'l- Akâid Nazmu'l- Ferâid tercümesi ve değerlendirmesi
"İzahu'l Akâid: Nâzmü'l Ferâid Tercüme ve Değerlendirmesi" Yüksek Lisans, Çorum, 2017. Mezhepler arasındaki farklara dair müstakil olarak telif edilen eserler bulunmaktadır. Bunlardan birisi de Şeyhzade Abdurahim b. Ali'ye nispet edilen Nazmu'l-Ferâid ve Cem'u'l-Fevâid adlı eserdir. Aslı Arapça olan daha sonra Osmanlıca'ya çevrilen eser, Osmanlı'dan günümüze Mâtürîdî ve Eş'arî mezhepleri arasındaki farklılıkları göstermesi nedeniyle önemlidir. Bundan dolayı daha önce Arapça'dan Osmanlıca'ya tercüme edilen eseri Türkçe'ye tercüme ederek günümüze kazandırmayı amaçladık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde eserin müellife aidiyeti tartışılmıştır. İkinci bölüm eserin tercümesine ayrılmıştır. Değerlendirme adı altındaki son bölümde ise bazı konuların incelenmesi ve metin-tercüme arasındaki içerik ve yöntem farklılıkları ele alınmıştır. Aidiyetine yönelik ihtilafların ele alındığı birinci bölümde, klasik ve modern metinlerden yararlanılarak mevcut iddialar ele alınmış; eserin Müeyyed-zâde Abdurrahim'e nispetinin sıhhatli olamayacağı tespit edilmiştir. Bu tespitimizin muhtemel gerekçeleri belirtilmiş ve müellifin kim olabileceğine dair de bir ihtimal üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde metnin aslıyla Osmanlıca tercümesinin karşılaştırılması şeklinde bir metot takip edilmiştir. Bu surette asıl metin ile tercüme arasında bulunan çeşitli farklılıkların tespiti amaçlanmıştır. Değerlendirme kısmında mütercimin eserin aslında geçen birçok kaynak esere değinmediği ve bazı konu başlıklarında farklılıklar olduğuna değinilmiştir. Bu konu hakkında yazılan diğer eserlerle Nazmu'l-Ferâid arasındaki farklara işaret edilmiştir. Ayrıca iki mezhep arsındaki farklılıklara dair bazı konular, ana kaynaklar ve akademik bazı çalışmalardan hareketle izah edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mâtüridîlik, Eş'arîlik, Nazmu'l-Ferâid, İzâhu'l-akâid, İhtilaf
Şeyhülislam Ebussuûd Efendinin kelâmî görüşleri
Tarihsel süreçte Kelam ilmi farklı sistematik ekoller yoluyla gelişimini sürdürmüştür. Mutezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik farklı yorum yöntemleriyle kendi tarzlarını oluşturmuşlardır. Bu bağlamda kelam ilmi, bu ekoller vasıtasıyla belirli yöntem tarzlarıyla kendine has bir disiplin haline gelmiştir. Bu ekoller İslam düşünürleri vasıtasıyla yorumlarını zenginleştirmişler ve bu alanda belirli bir kültür oluşturmuşlardır. Bu kültürel atmosferde Ebussuûd Muhammed b. Muhammed el-İmâdî(1490-1574)'nin, İrşâdu'l-akli's-selîm ilâ mezâya'l-kitâbi'l-kerim isimli tefsirinden ve görüşlerine dair yapılan diğer çalışmalardan hareketle Kelâmî görüşlerini sunmayı amaçladık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ebussuûd'un Ulûhiyet anlayışı; varlık, tevhid, yaratma, tenzih, sıfatlar meselesi ve istivâ anlayışı etrafında işlenmiştir. İkinci bölümde Nübüvvet ve Meâd konuları; vahiy, peygamber göndermenin imkanı, peygamberde bulunması gereken nitelikler, mucize ve keramet, Hz. Muhammed'(s.a.v.)'in peygamberliği, yeniden dirilme, kabir azabı, cennet ve cehennem, şefaat ve Allah'ın ahirette görülmesi şeklinde değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise Ebussuûd'un insan anlayışı; insanın yaratılışı, onun fiilleri, hidayet ve dalâlet, iman, rızık ve ecel konuları bağlamında ele alınmıştır. Ebussuûd'un kelam ilmine dair görüşlerini irdelerken onun kelam ekollerinden hangi yorum tarzını benimsediği ve hangi delilleri kullandığı da işlenmiştir. Bu bağlamda onun kelam düşünce tarihinde hangi mezhebi tavırla hareket ettiği ortaya konmuştur. Ayrıca onun; Mutezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik yorum yöntemlerinden hangisini benimsediği ve hangi açılardan diğerlerinden ayrıldığı konusu da irdelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Ebussuûd, Kelam, Eş'arîlik, Mâtürîdîlik, Yorum.
İmam Mâtürîdî'de akıl teorisi
Kelâm ilmi içerisinde akıl çeşitli yönleriyle ele alınmış, bilhassa tanımı, niteliği, türleri ve akıl-nakil münasebeti açısından inceleme ve araştırmaya tabi tutulmuştur. Bunun en önemli nedeni, aklın dini sorumlulukta başat rol oynamasının yanı sıra, çeşitli bilgi vasıtaları ile edinilen bilgilerin sağlamlığını kontrol eden bir ölçüt konumunda bulunması ve onlara hâkim durumda olmasıdır. Akıl olmaksızın herhangi bir ilmi ilerlemeden söz edilemeyeceği gibi, akla ters düşen din de muhatapları nazarında herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Bu nedenle aklın, dinin inanç esaslarının anlaşılması noktasında çok önemli bir görevi vardır ve vahiy kaynaklı delilleri anlamlandırmada da çok önemli bir fonksiyona sahiptir. İmam Mâtürîdî İslam düşünce tarihinde, önemli fikirleri ve eserleriyle kendisinden sonraki nesillere öncülük etmiş önemli bir mütefekkir ve mütekellimdir. Dini ilimlerin metodolojik bir hüviyet kazandığı, her bir görüşün kendi sistemini oluşturduğu bir çağda yaşayan Mâtürîdî, geliştirdiği çözümlerle İslam dünyasında özgün bir yer edinmiştir. Çalışmamızda onun düşünce sisteminin bel kemiğini oluşturan akıl teorisi incelenmiştir. Bu bağlamda öncelikle büyük mütefekkir Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin hayatı, eserleri ve onun İslam düşüncesine damga vuran fikirleri ele alınmıştır. Bu bölümde bilhassa onun kendine özgü geliştirdiği ve kendisinden sonra kelâm kitaplarında müstakil olarak yer verilen bilgi kuramı ile tevhid anlayışı, iman anlayışı ve siyaset anlayışına yer verilmiştir. İkinci bölüm olan islam düşüncesinde akıl teorileri başlığında akıl konusu, kavramsal olarak ele alınmış, aklın mahiyeti, tasnifi, verdiği hükümler ve aklın yeri konusundaki tartışmalara değinilmiştir. İslam düşünce tarihinde akla filozoflar, tasavvufçular, selefiler ve kelâmcılar nazarından bakılarak, modern çağda akıl teorileri ile aklın tarihsel serüveni gözler önüne serilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde İmam Mâtürîdî'nin bilgi teorisinde aklın yeri ve işlevi onun Kitâbu't-Tevhîd ve Te'vîlâtu'l-Kur'ân isimli eserlerinden hareketle öncelikle akıl sahibi olan insanın yapısına değinilmiş, aklın bilgisel değeri, dini değeri, bilginin tarifi ve hakikati İmam Mâtürîdî'nin perspektifinden işlenmiştir. Yine Mâtürîdî açısından bilginin kaynakları; duyular, haber ve istidlâl olarak aktarılmış, bilginin çeşitleri ortaya konulduktan sonra bilgi aracı olarak akıl, aklın yetkinlik alanı, aklın dine olan ihtiyacı ve aklın sınırlarına değinilmiştir. Son olarak akıl-nakil ilişkisi ile Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin dini anlamada işlevsel akla verdiği değer ortaya konulmuştur.
İmam Mâtürîdî ve Kâdî Abdülcebbâr'a göre hikmet kavramının karşılaştırılması
Hikmet kavramının Kur'an'da birçok defa kullanılması ve Allah'ın hakîm ismiyle hikmet sıfatının birlikteliği hikmet ve ilâhî fiiller arasındaki ilişkiyi gündeme getirmiştir. Hikmet kavramı yargıda bulunmak, karar vermek anlamında "hükm" mastarından isimdir. Yine ""sakındırmak, engellemek, gem vurmak, alıkoymak" gibi anlamlara gelen "ihkam" masdarıyla anlam ilişkisi vardır. Istılâhı manası genel olarak ""sözde ve fiilde isabet etmek, isabet, her şeyin yerli yerince yapılması," demektir. Hikmetin anlam dünyasının bu denli geniş olması ayrıca kavramın anlamı, kapsamı, çeşidi, gibi hususlar üzerinde geniş şekilde düşünülmesine etki etmiştir. Bu sebeple birinci bölüm hikmet kavramının etimolojik tahlilini ve farklı ilmi disiplinlerde hikmetin; önemini, tarifini, ilmi disiplinlerde kullanımını, benzerlik ve farklılıkları, neyi kapsadığını, araştırdığımız bir niteliğe kavuştu. İkinci bölüm ise ilk bölümde hikmete dair bulgu ve çıkarımlar tezimizin konusunu oluşturmuştur. Yine ikinci bölümde kelâm ilminde hikmetin kullanımı ve hikmete dair Eş'arî, Mâtürîdî ve Mu'tezile mezheplerinin konuya dair genel yaklaşımları ortaya koyulmuştur. Sonrasında ise tezimizin amacını oluşturan İmam Mâtürîdî (ö. 333/944) ve Kâdî Abdülcebbâr'ın (ö. 415/1025) hikmete dair görüşlerini alt başlıklar halinde karşılaştırmalı olarak incelemeye, benzerlik ve farklılıklar gösterilmeye çalışılmıştır. Mâtürîdîler de ilâhî fiillerde hikmetin olduğunu ama hikmetin Allah'ın fillerine etkisi konusunda Mu'tezile'den ayrılırlar. Mâtürîdîler ilâhî fillerde bulunan hikmetin veya herhangi bir şeyin Allah'a vâcib olmayacağı görüşündedirler. Çalışmamızda yöntem olarak veri tarama tekniği olan belgesel kaynak derlemesi tekniği kullanılmış ve konumuza ilişkin literatür incelenmiştir. Tasnif edilen bu bilgiler objektiflik ilkesi çerçevesinde sosyal bilimlerin deskriptif (vasıflandırıcı) metodu kullanılarak yazılmıştır. Hikmet kavramına dair literatürde pek çok çalışma görülmektedir. Fakat İmam Mâtürîdî ve Kâdî Abdülcebbâr'ın hikmete dair görüşlerini karşılaştırmalı olarak inceleyen müstakil bir çalışma bizim ulaşabildiğimiz kadarıyla yoktur. Bu yönüyle tezin alana katkı sunması hedeflenmektedir. Hikmet kavramının birçok farklı ilmi disipline konu olması ve üzerinde çalışmaların yapılmasının nedeninin hikmet ve ilahi fiiller arasındaki ilişki olduğu düşüncesi olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında ayet ve hadislerde sık sık hikmete dair vurguların olması da bir başka etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Kâdî Abdülcebbâr, hikmet kavramını vücub aleallah bağlamında ele almış ve Allah'ın fiillerinin mutlaka bir fayda ve maslahat içermesini gerektiğini ifade etmiştir. Bu zorunluluğu tüm konularda geçerli olmadığını yalnızca dini konularla sınırlı olduğunu ifade etmiştir. Mâtürîdî, Allah'ın fiillerinde hikmetin bulunduğunu, onun hikmetinin her şeyi yerli yerine koymak olduğunu bu nedenle Allah'ın fiillerinin hikmetsiz olamayacağını savunmuş. Allah'ın fiillerindeki hikmetin asla onu bir şeye mecbur eden dışarıdan bir etki olarak görmeyip aksine bunu bizzat Allah'ın kendi kendine kural olarak koyduğunu ifade etmiştir. Anahtar Kavramlar: Kelam, Hikmet, Âlem, Ebû Mansûr el- Mâtürîdî, Kâdî Abdülcebbâr
İmâm Mâtürîdi'nin Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eseri bağlamında Nisâ Sûresi 26-27-28. âyetlere göre irâde hürriyeti
İrâde hürriyeti eski din ve kadim felsefelerde tartışılan çok önemli bir konudur. Aynı şekilde İslâm'da da tartışılmış ve konu etrafında birçok görüş ortaya çıkmıştır. Bu tezimizde İmâm Mâtürîdî'nin Te'vîlâtu'l-Kur'ân adlı eseri bağlamında Nisâ Sûresi 26-27-28. âyetlerine göre irâde hürriyeti konusundaki görüşleri araştırma konusu yapılmıştır. Çalışmada öncelikle İmâm Mâtürîdî'nin hayatı ve eserlerine kısaca değinildi. İlgili âyetlerin açıklamasına geçilmeden önce araştırmanın ana konusunu teşkil eden irâde kavramıyla ilgili bilgiler verildi. Akabinde irâde kavramıyla bağlantılı olan Kader, Kaza, İlim, Kudret, Fiiller, Kesb, Rızık ve Ecel kavramları kısaca açıklandı. Söz konusu ön bilgilerde İslam düşünce ekollerinin konuya yaklaşımları kısaca zikredildi. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Nisâ sûresinin ilgili ayetleri farklı tefsir kaynaklarından araştırılarak müfessirlerin konuya yaklaşımı ele alınmıştır. Daha sonra İmam Mâtürîdî'nin ilgili ayetlere ve mezkûr ayetler bağlamında irade konusuna yaklaşımı ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Tefsir, İrâde, Hürriyet, Mâtürîdî, Mezhep, Görüş.
Kazakistan'da bağımsızlıktan sonra itikadi eğilimlerin faktörleri: Hanêfî ve Mâtürîdî çizgi
Kazakistan'da Bağımsızlıktan sonra itikadi eğilimlerin faktörleri: Hanêfî ve Mâtürîdî çizgi Bu araştırmada Kazakistan Cumhuriyetinin itikadi eğilimi olan Hanêfî ve Mâtürîdî çizginin tanıtımı yapılmıştır. Çalışma giriş, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kazakistan tarihi ile islamlaşma süreci, kazak müelliflerin hayatı ve eserleri, Kazakistan'da Hanefiliği ve Matüridiliği devam ettiren müelliflerin hayatı ve eserleri hakkında özet niteliğinde bilgiler verilmiştir. İkince böümde ise: Tevhid, İslâm dini, İmanın tarifi, kapsamı ve ilgili konular hakkında bigiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise: İmân esasları, ilâhiyyat, nübüvvât ve sem'iyyât konuları üçe ayrılarak incelenmiştir.
Ebû İshak es-Saffâr'ın Esmâ-i Hüsnâ yorumu çerçevesinde kelâmî görüşleri
Bu çalışmada, Mâtürîdî âlimi Ebû İshâk es-Saffâr'ın (öl. 534/1139) esmâ-i hüsna yorumu çerçevesinde kelâmî görüşleri incelenmiştir. Saffâr'ın Telḫîṣü'l-edille adlı kelâm eseri bulunmaktadır ve bu eserin 367 sayfalık bir bölümünü, esmâ-i hüsnâ konusu oluşturur. Bu bölümünün ilk kısmında isim, sıfat, vasf, müsemmâ ve tesmiye kelimelerinin etimolojik kökeni, anlamı ve kavramsal farkları ile ilâhî isimlerin sayısı ve tevkīfîliği gibi kelâmî konulara değinilir. İkinci kısımda ise 175 esmâ-i hüsnâ, alfabetik sıra içinde kelâmî açıdan izah edilir. Saffâr, Telḫîṣü'l-edille'de ulûhiyyet bahislerini ilâhî isimlerden yararlanarak izah etmektedir. İlâhî isimlerin izahına, öncelikle lugavî (semantik) tahlil yaparak başlamakta, sonrasında ise incelediği ilâhî ismi, bir kelâm konusu ile bağlantı kurarak yorumlamaktadır. Telḫîṣü'l-edille incelendiğinde hilâfet konusu hariç diğer kelâm konularının, ilâhî isimler ile bağlantılı ele alındığı görülür. Saffâr'ın yaşadığı dönem olan 6./12. yüzyıl öncesi Hanefî-Mâtürîdî kelâm literatürü içinde esmâ-i hüsnânın bu kadar kapsamlı ele alındığı başka bir eserin bilinmemesi, Telḫîṣü'l-edille'nin ve ona dair bu araştırmanın önemini göstermektedir. Çalışma, giriş ve üç bölümden oluşur. Giriş kısmında araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve kaynakları ile esmâ-i hüsnâ literatürü hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Saffâr'ın yetiştiği sosyokültürel çevre ile hayatı ve ilmî kişiliği tanıtılmıştır. İkinci bölümde esmâ-i hüsnâ ile ilgili kavramlar açıklanmış, esmâ-i hüsnâ terkibi hakkında bilgi verilmiş ve esmâ-i hüsnânın sayısı, ihsâsı, kaynağı ve tasnifi hakkındaki farklı görüşler incelenmiştir. Üçüncü bölümde 175 esmâ-i hüsnâ, Saffâr'ın bu isimlerin izahında yaptığı kelâmî yorumlar dikkate alınarak tasnif edilmiş ve ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Sonuç bölümünde ise araştırmada ulaşılan bilgiler sunulmuş ve Saffâr'ın esmâ-i hüsnâ yorum yöntemine dair değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmada, Saffâr'ın esmâ-i hüsnânın %70'inde kelâmî yorumlarda bulunduğu ve bilgi-varlık bahsinden âhiret hayatına kadar bütün kelâm konularını esmâ-i hüsnâ ile bağlantılı yorumladığı tespit edilmiştir. Ayrıca ilâhî isimlerin, siyaset ve fıkıh ile doğrudan ilişkili olan imâmet/hilâfet konusu ile ilişkilendirilmediği de görülmüştür. Ulaşılan bu sonuçlar, Saffâr'ın kelâm anlayışının ilâhî isimlerin yorumuna dayandığını ortaya koymaktadır.
Ebü'l Muîn en-Nesefî ile Ebû İshak es-Saffâr'ın iman anlayışlarının mukayesesi
Bu çalışmada, Hanefî-Mâtürîdî kelâm anlayışının önemli temsilcilerinden kabul edilen Ebü'l-Muîn en-Nesefî (öl. 508/1115) ile Ebû İshak es-Saffâr'ın (öl. 534/1139) iman anlayışları incelenmiştir. Nesefî'nin Tebsıratü'l-edille fi usûli'd-dîn ve Saffâr'ın Telhîsü'l-edille li-kavâidi't-tevhîd adlı hacimli kelâm eserleri bulunmaktadır. Çalışma, Nesefî ve Saffâr'ın iman anlayışlarını bu eserler kapsamında tespit etmeyi, incelemeyi ve mukayese etmeyi amaçlamıştır. Giriş ve üç ana bölümden oluşan çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Nesefî ile Saffâr'ın hayatları ve ilmî kişilikleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde iman konusuyla ilgili imanın tanımı, iman-amel ilişkisi, imanın artıp-azalması, iman-islâm münasebeti ve imanın mahlukiyeti gibi kelâmî tartışmalara değinilmiş ve kelâm mezheplerinin bu konulardaki görüşleri incelenmiştir. Son bölümde Nesefî ile Saffâr'ın iman anlayışları günümüze ulaşan eserleri üzerinden tespit edilmiş, irdelenemiş ve görüşlerindeki benzerlik ve varsa farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise araştırma neticesinde ulaşılan bilgiler paylaşılmıştır.
Mâturidî'nin Kitâbu't-Tevhid'inin kelâm metodu açısından değerlendirilmesi
Ehl-i Sünnet kelâmını sistemleştiren imamlardan biri Ebu Hasan el-Eş'ari diğeri ise Ebu Mansur el-Mâturidî'dir. İmam Mâturidî ilme ve ilim adamlarına büyük önem veren ?Samaniler? devletinin hüküm sürdüğü topraklarda yaşamıştır. Mâturidî'nin günümüze kadar gelen iki eserinden biri ?Kitâbu't-Tevhid?tir. Mâturidî, kelami konuların tamamına bu eserinde değinmiştir. Eser aynı zamanda konuların ele alınışı bakımından birçok ilkleri içinde barındırır. Önceki kelam eserlerinde üzerinde hiç durulmayan veya yeteri kadar önem verilmeyen bazı konulara bu eserde gerektiği kadar değinilmiştir. Kitâbu't-Tevhid Maturidiyye akidesinin temel kaynağı hem de Mu'tezile başta olmak üzere çeşitli islami fırkalar, bazı dinler, inançlar ve felsefi görüşler açısından en eski kaynaklardan biri durumundadır.Bütün bilimler için genel geçer bir yöntem söz konusu değildir. Bununla beraber her bilimin kendine has metodu vardır. Mâturidî'nin kelâm metodunun şekillenmesinde onun zamanında varolan Mutezile, Ashabü'l-Hadis ve Şia gibi fırkaların etkisi büyük olmuştur. Mâturidî, kelâm sistemini kurarken ilk olarak bilginin tarifi ile başlamıştır. Daha eserinin başında bilgi kaynaklarından bahseder. Her konuda taklitçiliğe şiddetle karşı çıkan Mâturidî ancak delille doğrunun ortaya çıkacağını ifade eder. Bu delillere ulaşmada aklın, duyu organlarımızın ve haber'in öneminden bahseder. Aklı, bilgiye ulaşmada araç olarak gören mâturidî içtihad, tümevarım, tümdengelim gibi birçok akli metodu tüm kelâm meselelerinin çözümünde kullanmıştır.Kelâmda izlemiş olduğu mutedil tutum ve engin hoşgörüsüyle de geniş kitlelere ulaşabilmiştir. Eş'ari kelâmcıları nakli esas alıp onu akılla desteklerken, Mâturidî akıl sahasına giren konularda naklin ışığı altında akla itimat etmiştir. Mâturidî'nin akla olan bu itimatı onun bazı âlimler tarafından Mu'tezile'ye yakın görülmesine ve dolayısıyla da yerilmesine sebep olmuştur. Oysaki o, bazı konularda akılcı davranırken nakli geri plana atmamış konuları işlerken nakli delillere sıklıkla yer vermiştir.Anahtar Kelimeler: Ehl-i Sünnet, Mâturidî, Metot, Kitâbu't-Tevhid, Delil.
Hanefî-Mâturidî gelenekte kıyas içerikli istidlâl: Hulviyyât örneği
Bu çalışmada Hanefî-Mâturidî geleneğin kıyas içerikli istidlâle bakışı ele alınmıştır. Hakkında âyet veya hadis bulunmayan bir sorunun çözümü için, benzerlerindeki hükmün uygulanması anlamında değerlendirebileceğimiz kıyas, farklı şekillerde de olsa hem Kelâmda hem de Fıkıh Usûlü'nde kullanılmıştır. Kelâmdaki kullanımına genellikle istidlâl denmiş, Fıkıh'ta ise fıkhî kıyas olarak isimlendirilmiştir. Çalışmamızın giriş bölümünde Candaroğlu İsmail Bey ve eseri Hulviyyât tanıtılmıştır. İkinci bölümde Kelâm İlmi'nde kullanılan istidlâl yöntemleri içinde kıyasın kullanılışı ile Mantık İlmi'nde kıyasa verilen yer üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde fıkhî kıyas ve buna bağlı olarak illet, ta'lîl, taabbüd gibi konular ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise Candaroğlu İsmail Bey'in Hulviyyât adlı eserinde kıyasın nasıl kullanıldığı incelenmiştir. Giriş dışındaki her üç bölümde de kıyasın bilgi üretme değeri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hanefî-Mâturidî gelenek, istidlâl, kıyas, Hulviyyât.
Ebû Şekûr es-Sâlimî'nin kelam anlayışı
Ebû Şekûr es-Sâlimî, Hanefî-Mâtürîdî Kelam geleneğine mensup bir alimdir. O, Mâtürîdîliğin neşet ettiği Semerkand şehrinin Keş beldesinde hicri V. asrın ilk yarısında doğmuş ve muhtemelen VI. asrın ilk çeyreğinde de vefat etmiştir. Sâlimî'nin kelam anlayışını ele alan bu araştırma, giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanısıra, dönemin sosyokültürel durumu, Sâlimî'nin kimliği ve mezheplere yaklaşımı hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde; Sâlimî'nin, akıl, duyular, haber ve bunlarla bağlantılı konular ekseninde bilgiye; tabiat, ruh ve hareket, gök cisimlerinin hudûsü bağlamında varlığa; yaratıcının zatı ve sıfatlarına dair görüşlerinin değerlendirilmesi merkezinde ilahiyat bahisleri ele alınmıştır. İkinci bölümde; Sâlimî'nin, imanın mahiyeti, bilgiyle ilişkisi, tasnifi, İslâm ve amel kavramlarıyla irtibatı, artması, eksilmesi ve şüphe edilmesi bakımından imana; aidiyyeti, yaratılması, güç yetirilmesi yönüyle insan fiilleri konularına bakış açısı değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde; onun, risaletin imkanı, peygamberlerin masumiyeti, mucize ve onunla ilişkili Kur'ân, isra, miraç gibi meseleler bağlamında nübüvvvet; dört halife, Muaviye'nin isyanı, Hz. Hüseyin'in şehadeti ve Abbasiler'in hilafeti doğrultusunda hilafet; ölüm ve sonrası, şefaatin imkanı, cennet ve cehennem, Allah'ın ahirette görülmesi hususunda da ahiret konularına yaklaşımına yer verilmiştir. Sonuçta ise Sâlimî'nin İslâm kelamı içerisinde yeri ve kelam anlayışı ortaya konmuştur.
Mâtürîdî'ye göre günahların affı
Araştırmamızda günahların affı konusu, Mâtürîdî'nin bakış açısıyla incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu araştırma, günah kavramı, kişiyi günaha sevk eden faktörler, iman ve küfür bakımından günahkârın durumu, günahların affı bağlamında tövbe ve şefaat gibi konuları içermektedir. Günah, Allah'ın kulundan yapmasını istemediği, işlendiğinde ise Yaradan ile olan duygusal bağın kopmasına sebep olan fiillerdir. İnsan, bazen içerden ve dışardan gelen etkenlere maruz kalarak günaha yönelebilmektedir. İşlemiş olduğu günah, küfür ya da şirk değilse kişi iman dairesindedir. Fakat günahkâr bir müminin yaşadığı süre içerisinde Yaradan ile olan bağını kuvvetlendirmek için günahlarından arınması gerekmektedir. Arınma yollarından biri olan tövbe kul için bir ihtiyaçtır. Tövbenin geçerli olması için bazı şartları taşıması gerekmektedir. Günahın hemen ardından pişmanlık duyarak, samimi bir şekilde yapılan tövbenin kabul olması ümit edilir. Mâtürîdî kelâmında Allah'ın günahkâr bir kimseyi, kendisinde var olan iman ve yaptığı iyi ameller sayesinde ya da kendisinin razı olduğu kimselerin şefaatiyle bağışlaması da mümkündür. Şefaat haktır ve şefaat edecek olan yalnızca Allah'tır. Şefaatle müminin günahlarının bağışlanacağına inanılır. Anahtar kelimeler: Mâtürîdî, günah, büyük günah, af, tövbe ve şefaat
İmâm Mâtürîdî'nin din-şeriat ilişkisi bağlamında toplumsal düzen ve hukuk ile ilgili ayetlere yaklaşımı
Bu çalışmada, meşhur kelam, fıkıh ve tefsir âlimi İmâm Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin (ö. 333/944) büyük ölçüde, Te'vîlâtü'l-Kur'ân adlı eseri esas alınarak toplumsal düzen ve hukukla ilgili konu ve ayetlere yaptığı yorumlar ele alınmıştır. Çağdaş dönemde İmâm Mâtürîdî'nin din ile şeriat arasında ayrım yaptığı, buna göre onun Kur'ân'da belirlenen hükümlerin ictihâdla neshedilebileceği görüşünde olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca din-siyaset arasında ayırım yaptığı ve cihadı dinin bir gereği olarak görmediği de savunulmuştur. Bu itibarla çalışmamızda onun toplumsal düzen ve hukukla ilgili konu ve ayetlere yaklaşımı ele alınmıştır. Böylece onun hem İslâm geleneğindeki yeri, hem de onun üzerinden ileri sürülen iddiaların tutarlı olup olmadığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Giriş, dört bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın giriş bölümünde İmâm Mâtürîdî'nin hayatı ile ilmî kişiliğine kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde onun din-şeriat ve din-siyaset ilişkisine dair yorumları ile klasik ve çağdaş dönemde yapılan yorumlarla karşılaştırılmış ve onun yaklaşımında herhangi bir farkın bulunup bulunmadığı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde genel devlet ve devletler hukukuyla ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ceza hukuku; dördüncü bölümde ise ahvâl-i şahsiye ile ilgili ayetlere yaptığı yorumlar ele alınmış, klasik dönemdeki yaklaşımlarla mukayesesi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda İmâm Mâtürîdî'nin din ile şeriat arasında ayrım yapsa da Kur'ân tarafından belirlenen hükümlerin ictihâdla neshedilemeyeceği görüşünde olduğu görülmüştür. Din ile siyaset arasında bir ayrıma gitmediği, bu itibarla da onun yorumlarından laikliğin çıkarılamayacağı sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra onun cihadı İslâm'ın yayılması ve İslâm topraklarının genişletilmesi amacına matuf olarak dinin bir gereği olarak gördüğü neticesine ulaşılmıştır. Ayrıca ahkâm ayetleriyle ilgili ortaya çıkan tartışmalarda Hanefî âlimlerin görüşlerini savunduğu, dolayısıyla sıkı bir Hanefî olduğu anlaşılmıştır.