Finansal gelişme
69 theses under this subject heading
Türkiye'de finansal sistemin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
Finansal sistemdeki gelişim ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki uzun zamandır tartışılan bir konudur. Özellikle son yıllarda iki değişken arasındaki ilişki, yazında dikkat çeken konulardan biri haline gelmiştir. Teorik yönden incelendiğinde, bu ilişkinin temelleri Bagehot ve Schumpeter tarafından atılmıştır. Son yıllarda ise McKinnon ve Shaw bu konu üzerinde çalışmışlardır. Finansal sistem, ekonomik performans için oldukça önem arz eden bir faktördür. Finansal sistem, ekonomik düzenin en önemli alt sistemi olma özelliğini taşımaktadır. Bu durumun en temel sebebi, günümüz ekonomilerinin en çok ihtiyaç duyduğu fon aktarım sürecinin merkezi olmasıdır. Ekonomik sistemdeki başarı, finans sisteminin etkinliğine büyük oranda bağlıdır. Diğer taraftan, ekonomik büyüme yasal regülasyonlarla uluslararası bütünleşme seviyesinde gelişmeye sebep olmakta, ortalama gelir seviyesinde yükselişe ve finansal sistemdeki gelişim için de en uygun ortamı oluşturmaktadır. Finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisinde, arz öncüllü ve talep takipli hipotezler önem arz etmektedir. Arz öncüllü hipoteze göre, finansal gelişme ekonomik büyümeyi arttırmaktayken, talep takipli hipoteze göre ekonomik büyümeden finansal gelişmeye doğru bir ilişki söz konusudur. Bu çalışmada Türkiye'de finansal sistemdeki gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisinin nedensellik yönü, 1998:Q1-2018:Q4 dönemli üçer aylık veriler kullanılarak incelenmeye çalışılmıştır. İlişkinin yönünü tespit edebilmek için Toda- Yamamota ekonometrik tekniğinden yararlanılmıştır. Literatürdeki çalışmalara göre nedenselliğin yönü tartışmalı bir konuda olsa bu çalışmada ekonomik büyümeden finansal sistemdeki gelişmeye doğru tek yönlü bir ilişki saptanmıştır. Dolayısıyla Robinson tarafından ortaya atılan talep takipli hipotezi destekleyici kanıt sunulmuştur. Anahtar Kavramlar: Finansal Gelişme, Ekonomik Büyüme, Toda- Yamamota Nedensellik Testi
Uluslararası sermaye hareketlerinin finansal gelişme sürecine katkısı ve ülke borsaları üzerindeki etkisi: Gelişmekte olan ülkeler örneği
Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerde uluslararası sermaye hareketlerinin finansal gelişme üzerindeki etkisini ortaya çıkarmaktır. Gelişmekte olan ülkeler, MSCI(Morgan Stanley Capital İnternational) endeksi tarafından belirlenen 21 ülkeden oluşmaktadır. Bu amaç için 1995-2018 yıllık veri ile model-1; 1996-2017 yıllık verileri ile model-2 oluşturulmuştur. Çalışmanın analiz sürecinde ilk olarak ülkelerin finansal verilerine ait tanımlayıcı istatistikler sunulmuş ve yorumlanmıştır. İkinci aşamada, LLC, IPS, CIPS panel birim kök testleri kullanılmıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasında model-1 ve model-2 için katsayı tahmini yatay kesit bağımlılığını dikkate alan Panel AMG(Augmented Mean Group) katsayı tahmincisi tercih edilmiştir. Çalışmanın son aşamasında heterojen paneller için geliştirilmiş olan Dumitrescu-Hurlin (2012) nedensellik testleri ile değişkenler arasında nedensellik ilişkileri irdelenmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde doğrudan yabancı yatırımlar ve GSHM, finansal gelişim endeksi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişkiye sahiptir ve aradaki ilişkide çift yönlü nedensellik bulunmaktadır. Portföy yatırımları ve ticari açıklık değişkenleri ile finansal gelişim endeksi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. İlave olarak, doğrudan yabancı yatırımlar ile piyasa kapitalizasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki olmakla birlikte değişkenler arasında çift yönlü nedensellik ilişki tespit edilmiştir. Diğer taraftan, Portföy yatırımları ile piyasa kapitalizasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki tespit edilmiş ancak nedensellik bulunamamıştır. Ticari açıklık ve GSMH ile kurulan modellerde piyasa kapitalizasyonu üzerinde anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Gelişmekte olan ülkelerde finansal gelişimin, demokrasinin ve beşeri sermayenin gelir dağılımına etkisi: Finansal kuznets eğrisi geçerli mi?
Finansal gelişimin ülkelerin ekonomik büyüme performansları üzerindeki etkilerini inceleyen çok sayıda ampirik çalışma olmasına rağmen, finansal gelişim sonucundaki milli gelir artışının toplumun düşük gelirli kesimlerine yansıması veya gelir dağılımı üzerindeki etkileri genellikle göz ardı edilmektedir. Finansal gelişimin gelir dağılımı üzerindeki etkilerine yönelik olarak ortaya atılan hipotezlerin ise çelişkili argümanlar içerdiği bilinmektedir. Buna karşın son yıllarda ortaya atılan ve "finansal Kuznets hipotezi" (Greenwood-Jovanovic hipotezi) olarak adlandırılan hipoteze göre, finansal gelişimin başlangıç aşamalarında finansal sistemdeki bilgi asimetrisinin yüksek olması ve finansal kaynaklara erişimin yüksek maliyetler içermesi nedeniyle gelir dağılımı adaleti bozulmaktadır. Finansal sistemin olgunlaşması ile birlikte düşük gelirli kesimin finansal kaynaklara erişimi kolaylaşmakta dolayısıyla gelir dağılımı adaleti olumlu yönde etkilenmektedir. Kısacası, bu hipoteze göre finansal gelişim ile gelir eşitsizliği arasında ters U-şeklinde bir ilişki geçerlidir. Bu çalışma, finansal Kuznets hipotezinin geçerliliğini 1990-2013 gözlem aralığı ve 23 gelişen ülke ekonomisi için incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, finansal gelişimin yanı sıra ekonomik büyümenin, demokrasi düzeyinin ve beşeri sermayenin, gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerinin de incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, söz konusu değişkenler arasındaki ilişki incelenirken panel birim kök, panel eşbütünleşme, panel FMOLS uzun dönemli katsayı tahmincisi ve panel nedensellik testlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada uygulanan ampirik analizler sonucunda elde edilen bulgular panel bazında değerlendirildiğinde, milli gelirdeki, demokrasi düzeyindeki ve beşeri sermaye birikimindeki artışın gelir eşitsizliğini azalttığı görülmektedir. Ayrıca, finansal gelişim ile gelir eşitsizliği arasında ise U-şeklinde bir ilişkinin geçerli olduğu dolayısıyla finansal Kuznets hipotezinin geçersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Tutundurma faaliyetleri açısından sponsorluğun federasyonların mali gelişimine etkisi ve Basketbol Federasyonu örneği
Teknolojinin gelişimi ve buna bağlı olarak dünya genelinde kitlelerin arz ve taleplerindeki yükseliş kurumlar arası rekabetin hızla artışına sebep olmuştur. Kurumların ayakta kalma çabaları, rakiplerine karşı avantaj sağlamaları ve hedef kitlelere ulaşabilmeleri amacıyla tutundurma faaliyetleri ön plana çıkmıştır. Bu amaçları gerçekleştirecek, kitlelerin isteklerine cevap verecek klasik pazarlama araçları arasından fark yaratarak ön plana çıkan bir pazarlama aracı dikkati çekiyor. Bu etkin pazarlama aracının adı Sponsorluk. Sponsorluk, kurum ve kuruluşların mali gelişimine katkı sağladığı gibi federasyonlarında ilgisini çeken en önemli mali kanallardan birisi haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, tutundurma faaliyeti olarak sponsorluğun federasyonların mali gelişimi üzerindeki etkisinin basketbol federasyonu üzerinden araştırılmasıdır. Alan yazın incelendiğinde basketbol federasyonuna ilişkin herhangi bir çalışma örneği bulunamamıştır. Bu çalışmanın amaçlarından biri de alan yazındaki bir boşluğu doldurmak ve ilerdeki çalışmalara bir yardımcı kaynak niteliği taşımasıdır. Çalışmanın yazım bölümünü tutundurma faaliyeti olarak sponsorluk ve sponsorluğun Federasyonların mali gelişimi üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma örneklemi olarak; Basketbol Federasyonu ele alınmış ve Basketbol Federasyonundan belirli yıllar arasında elde edilen veriler analiz edilmiş ve sponsorluğun mali gelişimleri üzerinden bulgulara ulaşılmıştır. Bulgular kısmında sponsorluğun; Basketbol federasyonunun mali gelişimi üzerindeki etkisi yıllara göre incelendiğinde olumlu yönde etkilerinin olduğu ve sponsorluk uygulamalarının tutundurma aracı olarak kullanılmasında artış gözlemlenmiştir. Sponsorluk uygulamalarının bugün ve gelecekte rakipler arasında ön plana çıkabilmek, marka farkındalığı ve takip eden süreçte marka bilinirliği yaratma veya marka bilinirliğini artırmak, rakiplere göre farklılaşmak, hedef kitleyle duygusal bir bağ oluşturmak, gittikçe zorlaşan marka sadakatini oluşturmak ve en doğru bütçeyle hedef kitlelere ulaşmada önemli bir yere sahip olduğu ve giderek artacağı belirlenmiştir.
Genel olarak finansal kapsayıcılık ve Türkiye açısından değerlendirilmesi
Finansal kapsayıcılık kavramı literatür bazında ve ampirik olarak irdelenmesi gereken bir kavramdır. Bu kavramın, bir toplumun finansal gelişmişliğinin ne düzeyde olduğunu gösteren çok önemli bir gösterge olduğu düşünülmektedir. Öyle ki ekonomik faktörlerin finansal sistem tarafından ne kadar kapsandığı, toplumun refah oranıyla doğru orantılıdır. Akademik literatürde birbirinden farklı tanımlara rastlansa da en temel olarak finansal kapsayıcılık; bir nüfusun tüm kesimlerinin, en düşük gelire sahip olanlar da dahil olmak üzere, resmi finansal ürün ve hizmetlere erişebilmesi anlamına gelmektedir. Bu araştırmanın amacı Türkiye'de finansal kapsayıcılığın ne denli yaygın olduğunun ölçümünün en etkili şekilde yapılmasının sağlanmasıdır. Sarma (2008) finansal kapsayıcılığın ölçülmesi amacı ile finansal kapsayıcılık endeksini ve bu endeksin hesaplanması yöntemini literatüre kazandırmıştır. Bu endeks 0 ile 1 arasında değer almaktadır ve 0'a yakın sonuçlar finansal kapsayıcılık açısından düşük, 1'e yakın sonuçlar finansal kapsayıcılık açısından yüksek olarak tanımlanmaktadır. Bankacılık göstergeleri üzerinden değerlendirilen bu yöntem birçok araştırmacıya ışık olmuştur. Bu çalışmada, 2015 ve 2020 yılları arasında Türkiye'nin 81 ili için, Sarma'nın (2008) çalışmasındaki gibi klasikleşmiş olan göstergelerle ve alternatif farklı göstergeler de kullanılarak ölçülerek finansal kapsayıcılık endeksi 2 farklı yöntemle hesaplanmıştır. İki farklı yöntem ile hesaplanan sonuçlar iller bazında karşılaştırılmıştır ve klasik yöntemde kullanılan göstergelere ek göstergeler kullanılarak yapılan hesaplama sonuçlarının farklılıkları olduğu görülmüştür. Klasik yöntem ile yapılan hesaplama sonuçlarının, alternatif yöntem ile yapılan hesaplama sonuçlarından daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Hesaplanan değerler arasındaki farklar finansal kapsayıcılık endeksinin hesaplama aşamasında seçilen boyut ve göstergelerin ne denli çeşitli olduğunu ve bir ilin finansal gelişmişlik düzeyinin sadece o ilde bulunan banka şube ve ATM sayıları ile ölçülemeyeceğini, ilgili ilin coğrafi ve demografik yapısı gereği finansal sisteme farklı şekilde dahil olunabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kapsayıcılık, Finansal Tabana Yayılma, Finansal Dışlanma, Finansal Erişim, Finansal Kapsayıcılık Endeksi, Finansal Kapsayıcılığın Ölçülmesi
The effect of credit composition on economic growth: Evidence from Turkiye
The literature explores the link connecting financial development and the real economy, emphasizing the singular roles of entrepreneur/enterprise and household credits. Many studies in literature, however, examine financial development as a whole and neglect to analyze the individual influences of its elements. A credit composition is a measure of how bank credits are divided between enterprises and households. We will gain insight into the channels by which the financial system affects the economy through this decomposition. This study looked into the short and long-term influences of credits extended to enterprises and households on economic growth in Turkey between 1986 and 2021. A thorough examination of this link in the context of Turkey is necessary. In the aftermath of the 2008 financial crisis, Turkey realized large inflows of foreign capital at low costs. The enrichment of Turkey in terms of foreign resources enabled the residents of Turkey to benefit from these resources through the credits given by the banks. The rapid credit growth in the Turkish economy in recent years and the increase in the ratio of credits to Gross Domestic Product have also increased the power of loans to affect various macroeconomic variables. It is perceptible from the literature that financial development and economic growth have a strong tie, but it is noteworthy that there are relatively few studies that examine the tie connecting the type of credit and growth. The first study on the influences of credit type on various macroeconomic variables was conducted by Beck, Büyükkarabacak, Rioja and Valev (2012). For the first time, they systematically examined the influence of household and enterprise credits on growth in one of the most comprehensive studies in this field. Researchers found that enterprise credits stimulate economic growth, while household credits do not, based on data from 45 developed and developing countries in the 1994-2005 period. This study was trailed by a limited number of studies that used panel data analysis. Time series analysis was employed in two studies by Majeed, Iftikhar, and Atiq (2019) as well as Škare, Sinkovic, and Rochon (2019). A study conducted by Majeed et al. (2019) in Pakistan using the ARDL model found that enterprise credits were positive and significant for Pakistan's economic growth, but household credits did not. In their analysis for Poland using the Johansen cointegration test, Škare et al. (2019) concluded that business and household loans have a significant influence on economic growth. There has been no study that examines the influence of credit type on economic growth using time series analysis for Turkey. The analysis investigated short and long-term links using an autoregressive distributed lag (ARDL) model based on bound testing. The ARDL cointegration test was chosen because it is more advantageous than other cointegration tests in many respects. Based on the study's findings, the link under consideration appears to differ significantly depending on the type of credit involved. A positive influence of enterprise credits on economic growth has been determined, but household credits are not long-term contributors to economic growth. There is a two-way causality for enterprise credit and growth in the short and long term while no causality link was detected for household credit and growth. Enterprise credits positively affect economic growth, indicating that more appropriate investments are made when enterprise credits increase. Moreover, the total private bank credits in Turkey have not been found to have an influence on the growth of the economy. In light of this finding, it is imperative that we examine the influence of credit composition on economic growth.
Finansal gelişmenin enerji tüketimi üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı finansal gelişmenin enerji tüketimi üzerindeki etkisini incelemektir. Bu kapsamda 21 OECD ülkesinin 2003-2015 yılları arasındaki verileri analize edilmiştir. Çalışmada enerji tüketimi(kişi başına düşen kg) bağımlı değişken, doğrudan yabancı yatırımlar, yerli şirketlerin piyasa değeri, işlem gören hisse senetleri, yerli hisselerin hisse senedi ticaretinin toplam piyasa değeri, enflasyon, bankalar tarafından özel sektörlere sağlanan yerel krediler ve kişi başına düşen GSMH bağımsız değişken olarak belirlenmiştir. Çalışmada panel veri analizi ve generalized method of moments (GMM) kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda finansal gelişmenin enerji tüketimi üzerinde pozitif ve negatif yönde etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır.
The relationship between financial development and renewable energy production: The case of G20 countries
The requirements of the increasing population of our world are being fulfilled by the economic growth of the countries. Providing the energy demand with sensitive to environment by being sensitive to the environment is one of the basic conditions in terms of sustainability. The main purpose of this study is to reveal the relationship between the renewable energy production of countries and the symbols of their financial development and economic growth. In the 20th century, when the countries began to be managed as companies in terms of effective and efficient use of energy and financial resources, the increasing need for energy increased with the tendency towards fossil fuels and nuclear energy, while increasing pollution became a source of concern. The Kyoto Protocol, which was signed in 1997, is an important milestone that directs countries to renewable energy sources against increasing pollution. In this study, G20 countries which represent a significant part of the world population and economy are examined. The relationship between domestic credits to private sector, gross domestic product amounts which are one of the important cause and effect indicators of financial development and renewable energy production, were examined for the period between 2001 and 2016. Findings obtained from the research, cointegration between the variables was clearly seen. However, no causal relationship was found between the studied variables.
OECD ülkelerinde girişimcilik endeksleri ile finansal gelişme arasındaki ilişki: Panel veri analizi
Ticari hayattaki rekabet ortamının gelişmesiyle birlikte girişimcilik ile finansal gelişme arasındaki ilişki araştırmalara konu olmuştur. Birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede girişimcilik ve inovasyon kavramları finansal gelişimin beraberinde getirmiş olduğu ekonomik büyüme üzerindeki en önemli etkenler olduğu kabul edilmektedir. Literatürde varolan çalışmaların çoğu girişimcilik ile ekonomik gelişme ilişkisini belirlemek amacıyla ele alınmıştır. Girişimcilik ile finansal gelişme arasındaki ilişkiyi konu alan sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmaya dahil edilen ülkeler: Belçika, Şili, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Japonya, Norveç, Slovenya, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri'dir. Çalışmamıza dahil edilen bu ülkelerin finansal gelişmişlikleri çeşitli bağımsız değişkenler aracılığıyla ortaya konulmuştur. Finansal gelişimi etkileyen girişimsel etkenler araştırılmış olup, bu etkenler dinamik panel veri analizi kullanılarak kurulmuş olan alternatif modellerle değerlendirilmiştir. Çalışmamızda bağımlı değişken olarak ülkelerin girişimcilik endeksleri, bağımsız değişken olarak finansal gelişme göstergeleri (finansal sektör tarafından sağlanan yerel kredilerin GSMH içindeki payı, finansal olmayan varlıklara net yatırımın(INV) GSMH'ye oranını, doğrudan yabancı yatırımın(net girişler) GSMH'ye oranını, enflasyon, bankalar tarafından özel sektöre verilen yerel krediler (% GSMH), borsa kapitalizasyonu, banka mevduatları(%GSMH), banka konsantrasyonu(%), hisse senedi fiyatlarındaki oynaklık, banka özkaynak getirisi(% Karlılık), GSMH(Ln), likit borçlar(% GSMH) ) verileri kullanılmıştır.
Finansal küreselleşmenin Türkiye'de imalat sanayi üzerindeki etkileri
21. yüzyılın en önemli konularının başında gelen küreselleşme çalışmamızın özünü oluşturmaktadır, yaşantımızın her alanında karşımıza çıkan "küreselleşme" dünyanın stratejik bir konumunda bulunan Türkiye'yi derinden ilgilendirmektedir. Çalışmamızın maksadı küreselleşen dünya üzerinde önemli bir yeri olan ülkemizin yaşamış olduğu ekonomik gerçekleri ortaya koymak ve finansal küreselleşmenin Türkiye Cumhuriyeti'nde imalat sanayi sektöründe ne derece etkili olduğunu araştırmaktır. Bu araştırmada genellikle Cumhuriyet dönemi ele alınacak, ancak geçmiş dönemlerin sıkıntılarına da değinilecektir. Çalışmamızın başlangıcında küreselleşme ile ilgili genel konulara yer verilmiştir, daha sonra ekonomik sektörlerin rakamsal ayrıntısına girilmiş ve devamında ülkemizin asıl sorunu olan finansal küreselleşmenin ülkemizdeki imalat sanayi sektörünü nasıl etkilediği ortaya konulmuştur. Üretim yapılmadan kalkınma olmayacağı, üretmeden tüketime ağırlık veren Türkiye'de gelişmişlikten ve refah seviyesinin artacağından bahsetmenin hayalden öteye gidemeyeceği, dışarıya açılmanın ihtiyaç olduğu ancak ülke kaynaklarının tüketim yerine üretime yönlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Büyüme ve kalkınmada kurumsal yapı ile finansal mimarinin rolü: Diyarbakır örneği
Finansal gelişme, kurumsal yapı ve bölgesel politikalar refah ve gelir dağılımı üzerinde büyük etkiler yaratmaktadır. Kurumsal kalite ve finansal gelişme üzerinde son dönemlerde yazında çok çalışma olmakla beraber Diyarbakır bankacılık ve finans sisteminin gelir dağılımı üzerine hazırlanan herhangi bir çalışma yazında yer almamaktadır. Bu tez çalışmasında kadim Diyarbakır'ın son 20 yıllık finansal gelişimi, bankacılık göstergeleri ve seçilmiş makro ekonomik göstergeleri ışığında McKinnon-Shaw hipotezi baz alınarak analiz edilmiştir. Çalışmada 3 makro model kullanılarak zaman serileri değişkenleri 1988-2021 yılları arasında analiz edilmiştir. Türkiye'de uygulanan bölgesel teşvik politikaları finansal mimarinin bir bileşeni olarak ele alınmış, seçilmiş makro ekonomik göstergeler ışığında eşbütünleşme analizi ve uzun dönemli ilişkileri irdelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Diyarbakır'da kredi hacminin yatırımlar ve kişi başı gelirle uzun dönemli ilişkisi olduğu, Diyarbakır'daki refah ve gelir dağılımının kredi hacminin artmasıyla arttığı, krediler ve borçlanmaya dayalı bir büyümenin olduğu McKinnon-Shaw hipotezi yaklaşımıyla uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Ödünç verilebilir fonların artması aynı zamanda bölgesel-il düzeyinde yatırımlara yönlendirilebilecek fonların da artmasına sebep olduğu, kredi piyasasına erişim kolaylığı arttıkça bölgede nominal kişi başı gelirin arttığı, kredi hacminin kişi başı gelir artışının ve refah artışının nedeni olduğu ortaya çıkmıştır. Diyarbakır'ın aynı zamanda büyük bir gelişme potansiyelinin olduğu, demokratik kurumların güçlenmesi, bölgesel çatışmaların olmadığı dönemlerde makro göstergelerin olumlu yönde istatistiksel olarak artış trendi izlediği gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler Diyarbakır, Finansal Mimari, Finansal Gelişme, Büyüme, Bölgesel Gelişme, Finansal Baskı, Tamamlayıcılık Hipotezi, McKinnon & Shaw Hipotezi, Bölgesel Teşvik Sistemi
Özel sağlık sigortacılığı finansal gelişiminin karşılaştırmalı analizi
Bu Çalışmada, Türkiye'de Özel Sağlık Sigortacılığının Finansal Gelişimi ve Prim Üretimlerinin 2003 – 2013 yılları arasında kazandığı ivme, Türk Sigorta Sektörünün genel etkinliği ile Dünya ve Avrupa Birliği ülkeleri Sigorta piyasalarının etkinlikleri karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Araştırma Türkiye'de Özel Sağlık Sigortacılığı ve Özel Sigortacılık Branşları arasında Özel Sağlık Sigorta Branşının prim üretimlerini kapsamaktadır. 2008 Dünya Küresel Finans Krizinin Dünya ve Türkiye Sigorta Sektörlerine etkileri de istatistiki verilerle ortaya konmuştur. Çalışmanın hazırlanmasında arşiv taraması yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışma Türkiye'de Özel Sağlık Sigortacılığının 2003 – 2013 yılları arası prim üretim etkinliği istatistikleri ve Dünya ve Avrupa Sigorta Sektörü resmi verilerinin karşılaştırması ve araştırmacının yorumları ile sınırlanmıştır. Buna göre Özel Sağlık Sigorta Branşı Prim üretimi etkinliklerinin, 2003 yılından 2013 yılına kadar artış ivmesi gösterdiği, buna rağmen Dünya ve Avrupa Sigorta Sektörleri verilerinin altında kalındığı tespit edilmiştir. Bu durum Dünya ve Avrupa'da sağlık sigortalarına talebin iyi eğitimli, belirli bir yaşam standardına sahip, büyük şirketlerde yönetici ya da üst düzey olarak çalışan veya kendi işini yapan, kentli bireylerden gelmesi, bir başka deyişle eğitimi ve sosyal statüsü yüksek bireylerin sağlık sigortaları bilincine sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmanın sonuçları, Türkiye'de Sağlık Sigorta Sektörünün gelişiminin; Dünya ve Avrupa Sektörlerinin gelişimine paralel olarak seyrettiği, ancak özellikle küresel krizlerin Türkiye'de Sağlık Sigortası Prim Üretimlerinin üzerinde Dünya ve Avrupa Üretimlerine oranla etkisinin daha düşük olduğunu işaret etmektedir.
Türkiye'de finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi
Ekonomi literatüründe, gelişmiş bir finansal sistemin piyasa tıkanıklıklarının üstesinden gelmeye ve ekonomik büyümeyi hızlandırmaya hizmet edeceği belirtilmektedir. Fonksiyonlarını yerine getiren bir finansal sistem, kıt kaynakların en verimli alanlara transfer edilmesini sağlamak yoluyla etkinlik ve verimliliği yükseltmektedir. Bu çalışma, finansal sistemin gelişmesinin bahsedilen ilişki bağlamında ekonomi üzerinde bir etkiye sahip olup olmadığını incelemektedir. Çalışma, ekonomik büyüme ile finansal gelişme arasındaki ilişkiyi bulmaya çalışmaktadır. Bu amaca ulaşmak için, birinci bölümde finansal sistem özetlenmektedir. Bu bölümde, finansal sistemin, araçların ve aracıların tanımı ve finansal sektörün düzenlenmesi konularına yer verilmektedir.İkinci bölümde, finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, dünyadaki finansal gelişmelere yoğunlaşmış teorik ve ampirik çalışmalar incelenerek açıklanmaktadır. Finansal gelişmenin tanımı, ekonomik büyümeyle ilişkisi, finansal gelişme ve finansal gelişme ölçülerine değinilmekte; bu ikisi arasındaki ilişkileri sınayan ampirik çalışmalar ve teorik çalışmalarla bahsedilen ilişkiye dair farklı bakış açıları ortaya konulmaktadır.Üçüncü bölümde, Türkiye'de finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi açıklanmakta ve test edilmektedir. Öncelikle, Türkiye'de finansal gelişme süreci özetlenmektedir. Daha sonra, finansal gelişmenin ölçüleri, Türkiye örneğinde ortaya konulmakta ve Türkiye'de finansal gelişme ve ekonomik büyüme konusunu inceleyen ampirik çalışmaların bir kısmı özetlenmektedir. Uygulama kısmında ise 1987-2006 döneminde Özel Sektöre Verilen Krediler/GSYİH, Yurtiçi Krediler/GSYİH ve Özel Kesime Verilen Krediler/Yurtiçi Krediler ile Reel GSYİH değişkenleri kullanılarak, Eşbütünleşme Analizi ve Granger Nedensellik Testi yapılmakta ve ekonomik büyüme ile finansal gelişme arasında uzun dönem ve kısa dönem ilişkinin varlığı araştırılmaktadır.Anahtar Kelimeler: Finansal Gelişme, Ekonomik Büyüme, Koentegrasyon, Nedensellik.
Finansal liberalizasyon ve finansal gelişme ilişkisinin ekonometrik analizi
Finansal sistem, iktisadi kalkınma sürecinde önemli bir işlev yerine getirmektedir. En önemli fonksiyonunu ise, tasarruf sahipleriyle yatırım yapanlar arasında aracılık işlevi oluşturmaktadır. Bir ekonomide finansal sistem bu işlevini ne kadar etkin ve düşük maliyetle yerine getiriyorsa önemi de o kadar artmaktadır.1970'lerin ortalarına kadar gelişmekte olan ülkelerde uygulanan iktisat politikalarının ortak yönlerinden birini finansal piyasalara müdahale oluşturmaktadır. McKinnon (1973) ve Shaw (1973) tarafından faiz oranlarının piyasa güçlerinin dışında belirlenerek suni bir şekilde enflasyondan düşük tutulmasını ifade etmek için kullanılan finansal baskı, zamanla finansal sektöre yapılan her türlü müdahaleyi ve kısıtı ifade etmek için genişleterek kullanmak bir gelenek haline gelmiştir. Nedeni ve gerekçesi ne olursa olsun, finansal baskı politikaları McKinnon ve Shaw tarafından ciddi bir şekilde eleştirilmiş ve finansal sektörde liberalizasyonun gerçekleştirilmesi önerilmiştir. Finansal sektörün liberalizasyonunu savunan bu iktisatçılar, ekonomik büyümeye gerekli olan sermaye birikimi için gerekli tasarrufların, gelişmekte olan ülkelerde tek organize finansal yapı olan bankacılık sistemi aracılığı ile yatırımlara yönelebilmesi için, faiz oranlarının piyasa güçleri tarafından serbestçe belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.1980'lerin ikinci yarısında geliştirilen içsel büyüme teorileriyle, finansal sektörün büyümedeki rolü yeniden gündeme getirilmişmiş ve finansal gelişme düzeyi yüksek olan ülkelerin ekonomik büyüme hızının da yüksek olacağı ileri sürülmüştür. Finansal sektör ve ekonomik büyüme ilişkisini ortaya koymayı amaçlayan bu teorik çalışmalarda, finansal gelişmenin ekonomik büyümeye yol açacağı belirtilmektedir. Ancak bu çalışmalarda finansal gelişme nasıl olduğu açıklanmadan, finansal liberalizasyonun doğrudan ve kendiliğinden finansal gelişmeye neden olacağı gibi bir varsayımın kabul edildiği görülmektedir.Finansal liberalizasyon politikaları, 1970'li yılların ortalarından itibaren birçok gelişmekte olan ülkede IMF gibi uluslar arası finansal kuruluşların önerdikleri istikrar programlarının bir parçası olarak uygulamaya konulmuştur. Finansal liberalizasyon uygulamalarına Türkiye'de de 1980 yılında yürürlüğe giren 24 Ocak Kararları ile başlanmıştır. Önce dış ticaretin serbestleştirilmesi, hemen ardından yurtiçi finansal sektördeki kısıtların kaldırılmaya başlanması, sermaye piyasalarının altyapısının oluşturulması ve son olarak 1989 yılında sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesiyle dış dünya ile tamamen bütünleşme şeklinde oldukça hızlı bir liberalizasyon dönemi yaşanmıştır.Türkiye'nin finansal liberalizasyon tecrübesi ampirik çalışmalara konu olurken, finansal liberalizasyonun doğrudan ve mekanik bir şekilde finansal gelişmeye katkı sağladığı gibi bir kabulden yola çıkıldığı görülmektedir. Dolayısıyla finansal liberalizasyonun gerçekten finansal gelişmeye katkı yapıp yapmadığının incelenmesi bu tezin amacını oluşturmakta ve finansal gelişmeyi belirleyen faktörlerin ortaya konması ile de literatüre katkı sağlanmak amaçlanmaktadır.Türkiye örneği için 1960-2007 dönemi yıllık (1987:1-2008:2 dönemi için üç aylık) verilerle yapılan ekonometrik tahminlerden elde edilen bulgulara göre, finansal liberalizasyonun (reel faizler anlamında) finansal gelişme üzerinde açıktan ve yeterli ölçüde bir etkisi belirlenememiştir. Türkiye'de finansal gelişmeyi belirleyen faktörler olarak ele alınan; gelir (yıllık verilerde kişi başına gelir, üç aylık verilerde ise reel gelir), dışa açıklık (dış ticaretin liberalizasyonu), kamu tasarrufları, kamunun banka sahipliği değişkenlerinin finansal gelişmeyi pozitif olarak etkilediği ortaya çıkmıştır. Enflasyon ve iç borçlanma, finansal gelişmeyi negatif olarak etkilemektedir. Net portföy yatırımları ise, finansal gelişmeyi uzun dönemde pozitif ve kısa dönemde negatif olarak etkilemektedir. Ayrıca BDDK ve TMSF'nin faaliyete geçmesi gibi kurumsal değişikliklerin etkilerini belirlemek için geliştirilen kukla değişkenler, mevduata güvence verilmesinin ve TMSF'nin kurulmasının finansal gelişmeyi (M2 anlamında) olumlu etkilediğini ve BDDK'nın kurulmasının ise, finansal gelişmeye (OSK anlamında) pozitif katkı sağladığını ortaya koymaktadır.Ampirik bulgular, istikrarlı bir makro ekonomik yapının oluşturulmasına yönelik politika seçeneklerinin uygulanması, finansal piyasaların gelişmesi ve temel işlevi olan aracılığı daha iyi bir şekilde yerine getirmesine katkıda bulunacağı anlamına gelmektedir.
Finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ekonometrik bir analizi: Türkiye örneği
İktisat biliminin temel amaçlarından birisi toplumların refahını arttırmaktır. Söz konusu bu amaç doğrultusunda, iktisat biliminin uğraş alanlarından birisi de ekonomik büyümedir. Ekonomik büyümenin sağlanmasında ise finansal sistemin önemli bir rolü vardır. Finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisini araştıran çalışmalarda farklı ampirik bulgular elde edilmiştir. Bu tezin amacı Türkiye'de finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrusunda Türkiye'ye ait 1986-2017 dönemi verileri kullanılarak zaman serileri analiz yöntemleri uygulanmıştır. Ampirik bulgular Türkiye'de incelenen dönemde finansal gelişmeden ekonomik büyümeye doğru kısa dönemli tek yönlü bir nedenselliğin bulunduğunu göstermektedir.
Yenilik üzerine üç makale
Bu tez, yenilik üzerine üç ampirik çalışmadan oluşmaktadır. Birinci bölümün amacı, 1996-2018 yılları arasında 36 gelişmiş ve gelişmekte olan ülke için ekonomik büyüme ve yenilik arasındaki ilişkiyi panel eşbütünleşme ve panel nedensellik analizi kullanarak incelemektir. Araştırmanın iki ana sonucu vardır. Birincisi, panel nedensellik testi, ekonomik büyüme ve patent başvurularının sayısı ile ekonomik büyüme ve PCT belgeleri arasında çift yönlü bir nedensellik ortaya koymaktadır. Ayrıca ekonomik büyümeden yenilik endeksine doğru tek yönlü bir nedensellik vardır. İkinci olarak AMG tahmin sonuçları, ekonomik büyümenin patent başvuru sayısı ve yenilik endeksi üzerinde pozitif etkisi olduğunu, patent başvuru sayısı ve PCT belge sayısının ise ekonomik büyüme üzerinde pozitif etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. İkinci bölümün amacı, 1980-2019 yılları arasında Türkiye'de finansal gelişmenin yenilik üzerindeki etkisini zaman serisi analizine dayalı ARDL yöntemiyle incelemektir. Ana bulguya göre finansal gelişme ile yenilik arasında ters U şeklinde bir ilişki vardır. Üçüncü bölümün amacı, panel veri analizine dayalı genelleştirilmiş momentler metodunu kullanarak 2011-2019 yılları arasında 25 OECD ülkesinde uluslararası göçün yenilik üzerindeki etkisini incelemektir. Bu bölümün ana sonucu, uluslararası göçün patent başvuru sayısı, yüksek teknoloji ihracatı ve küresel inovasyon endeksi üzerinde pozitif bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca, girdi alt endeksinin bileşenlerini ayrı ayrı içeren modellerde uluslararası göçün inovasyon çıktı alt endeksi üzerindeki etkisi pozitiftir.
Türkiye'de finansal gelişmenin enerji tüketimi üzerindeki rolü: Sektörel bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, 1989-2011 döneminde Türkiye'de finansal gelişme ile sektörel enerji tüketimi arasındaki ilişkinin analiz edilmesidir. Bu kapsamda kurulan modeller, panel zaman serilerine ait heterojen katsayıları tahmin etmek için geliştirilen ortalama grup (MG) yöntemi ile tahmin edilmiştir. Daha sonra, finansal gelişme ve enerji tüketimi arasındaki nedensellik ilişkisi Dumitrescu ve Hurlin (2012) tarafından geliştirilen heterojen panel nedensellik testiyle analiz edilmiştir. Doğrusal modellere ilişkin tahminlerden elde edilen bulgular, finansal gelişmenin havuzlanmış panelde ve ulaştırma sektöründe enerji tüketimini etkilediğini göstermektedir. Doğrusal olmayan modellerden elde edilen bulgular ise, finansal gelişme ile enerji tüketimi arasındaki ilişkinin sanayi sektöründe "ters U" şeklinde; konut ve hizmetler sektörü ile tarım sektöründe ise "U" şeklinde olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan, nedensellik analizinden elde edilen bulgular, havuzlanmış panel boyutunda geri besleme hipotezinin geçerli olduğuna işaret etmektedir. Yatay kesit boyutunda ise, sanayi, ulaştırma ile konut ve hizmetler sektörlerinde saklama hipotezinin geçerli olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal gelişme, enerji tüketimi, Türkiye, panel veri analizi.
Türkiye'de bankacılık sektörünün ekonomik büyüme üzerindeki etkileri: Katılım bankacılığı ve konvansiyonel bankacılık üzerine bir inceleme
Bu çalışma bankacılık sektörünün ekonomik büyüme üzerindeki etkisini katılım bankacılığı ve konvansiyonel bankacılık özelinde tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde bankacılık sistemi incelenmektedir. Bankacılığın teorik temeli, tarihsel gelişimi ve temel fonksiyonları açıklanacaktır. Bunun karşında kar – zarar ve faizsizlik esasına dayanan ve çalışmanın ana konusunu oluşturan Katılım Bankacılığı sistemi ikinci bölümde yakın plana alınmakta, bu sistemin dayandığı temel ilkeler, fon toplama ve kullandırma yöntemleri ve kendisini karşısında konumlandırdığı olgu olan faiz mefhumu incelenmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde bankacılığın büyüme ile olan ilişkilerine bakılarak, bu konuda yapılmış olan ampirik literatür özetlenmiştir. İktisat literatüründe sıkça tartışılan "finansal gelişme mi ekonomik büyümeye etki eder yoksa ekonomik büyüme mi finansal gelişmeyi tetikler?" sorularına cevaben ortaya konan Talep Takipli, Arz Öncüllü Hipotez ve çift yönlü nedensellik kavramlarına değinilmiştir. Bu bağlamda Katılım Bankacılığı ve geleneksel bankacılık sistemleri ile ilgili dünyada yapılmış çalışmalar incelenecek, varılan sonuçlar özetlenecek ve Türkiye'de bu bankacılık türlerinin ekonomik büyümeye ne gibi katkılar sunduğu yahut sunabileceği niteliksel olarak anlatılmaya çalışılacaktır. Aynı zamanda bu konuda yapılan diğer ampirik çalışmalara ait araştırma metodolojileri tablo yardımıyla tasnif edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye'de Katılım Bankacılığının ve Konvansiyonel bankacılığın çeyrek dönemlik verileri ile özel sektöre kullandırdığı kredilerin iktisadi büyüme üzerindeki etkileri ekonometrik modellerle analiz edilmiştir. Çıkan sonuçlara göre politika önerileri üretilmiş ve yapılacak olan diğer çalışmalar için fikirler beyan edilmiştir. Anahtar Kelimeler: : Bankacılık Sistemi, Katılım Bankacılığı, Ekonomik Büyüme, Finansal Gelişme, ARDL
Murabaha'nın katılım bankalarının finansal gelişimi üzerine etkisi (Karşılaştırmalı bir analiz)
Murabaha kavramı genel olarak; banka ve müşterileri arasında, malın geliş fiyatına sonradan ekleme yapma üzerine kurulan sözleşmeler ile ilgilidir ve bugün katılım bankalarında "Satın Alma Emriyle Murabaha" şeklinde uygulanmaktadır. Murabaha; peşin olarak alım yapmak için yeterli parası olmayan ama bir ürün satın almak isteyen bir kişinin, katılım bankasına gitmesi ile başlamaktadır. Bu durumda banka, anlaşılan ürünü peşin olarak satın alır ve müşterisine daha yüksek ama vadeli bir fiyat üzerinden satar. Murabaha, ekonominin gelişimine, katılım bankasının finansal büyümesine, uygulama kolaylığına ve risklerin azaltılmasına katkıda bulunması nedeniyle uygulamadaki en önemli yöntemlerden birisidir. Murabahanın payının, katılım bankalarının toplam finansmanının yaklaşık %70'ını oluşturmakta olduğu gözlemlenmiştir. Bu araştırmada; katılım bankalarında uygulanan murabaha yöntemi ve bu yöntemin bankaların finansal gelişimi üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Murabahanın etkisini ölçmek için katılım bankalarının yaklaşık olarak son on yıllık mali (finansal) tabloları kullanılmıştır. Aynı zamanda murabahanın Afrika, Asya ve Avrupa'daki katılım bankalarının finansal büyümesini artırmadaki rolüne odaklanılmıştır. Çalışmada, katılım bankalarının daha çok murabaha yöntemini tercih ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bunun sebebi, murabahanın uygulama ve takibinin kolay olması, kârının sabit ve diğer yöntemlere kıyasla risklerinin az olmasıdır. Ayrıca murabaha, gerekli likiditenin sağlanmasına yardımcı olduğu için müşteriler tarafından da tercih edilmektedir. Murabaha ile ilgili en yaygın hatalar katılım bankalarının çalışanları tarafından yapılmaktadır. Çünkü banka personeli, İslami finansal işlemler konusunda yeterli deneyime sahip değildir ve katılım bankaları, bankacılık sektöründe İslami finansman formüllerinin nasıl uygulanacağı konusunda personele üst düzey eğitim kursları yeterince vermemektedirler.
Finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisinin Finansal Kuznets Eğrisi hipotezi çerçevesinde incelenmesi: Gelecek 11 ülke örneği
Finansal gelişme ile gelir dağılımı arasındaki ilişkinin incelendiği çalışmalar literatürde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Finansal gelişme ve gelir dağılımı arasındaki ilişki ve sonuçları finansçılar, ekonomistler ve sosyal bilimciler açısından oldukça fazla merak uyandırıcı araştırma konusu olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Ülkelerdeki finansal gelişme ve gelir dağılımı çok farklı parametrelere bağlı olduğundan dışarıdan bakıldığında eşdeğer sayılabilecek ülkelerde farklılıklar gösterebilmektedir. Yine, farklı ülke grupları, farklı zaman serileri, farklı ekonometrik yöntemler ve farklı model spesifikasyonları ile yapılan çalışmaların sonuçları da farklılıklar göstermektedir. Finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi incelenirken değişkenler arasındaki ilişkilerin durumunu gerçeğe en yakın şekilde tespit etmek oldukça önem arz etmektedir. Değişkenler arasında yatay kesit bağımlılığı olup olmadığını, uzun dönemde birlikte hareket edip etmediklerini, yaşanmış olabilecek yapısal ve yapısal olmayan şokların dikkate alındığı testlerin kullanılması gerçeği yansıtan sonuçlara ulaşma ihtimalini artıracaktır. Bu durumlar göz ardı edildiği zaman değişkenlerin aralarında var olan ilişkiler ortaya çıkarılamayacaktır ve yapılan analizlerin güvenilirliği azalacaktır. Bu nedenle geleneksel testlerin eksik yönlerini geliştirerek son yıllarda kullanılmaya başlanan yeni nesil panel veri yaklaşımlarının kullanılmasının çalışmalardan elde edilecek sonuçların güvenilirliğini artıracağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, literatürde daha önce incelenmemiş olan Gelecek-11 ülke grubundaki finansal gelişmenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi Finansal Kuznets Eğrisi hipotezi çerçevesinde, panel veri analizi yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın sonuçları, Endonezya, İran ve Meksika'da Finansal Kuznets Eğrisi hipotezinin geçerli olduğunu göstermektedir. Diğer bir ifadeyle bu ülkelerde gelir eşitsizliği ve finansal gelişme arasında ters U şeklinde bir ilişki olduğunu göstermektedir. Buna göre Endoezya, İran ve Meksika'da finansal gelişme gelir eşitsizliğini ilk olarak artırmakta, belirli bir eşiğe geldikten sonra gelir eşitsizliği seviyesi azalmaktadır.
Bağımsız devletler topluluğu ülkelerinde finansal gelişme, ihracat ve ekonomik büyüme ilişkisinin ampirik analizi
Finansal gelişme ve ihracat performansı, hem gelişmekte olan ülkeler hem de Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) gibi ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerin ekonomik kalkınması için büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 9 BDT ülkesinden oluşan bir örneklemde seçilmiş dört farklı finansal gelişme göstergesi (Geniş Para Arzının GSYİH'nin yüzdesi, Brüt Sermaye Oluşumunun GSYİH'nin yüzdesi, Bankaların Özel Sektöre Verilen Yurtiçi Kredilerinin GSYİH'nin yüzdesi ve Özel Sektöre Parasal Sektör Kredilerinin GSYİH'nin yüzdesi) ve ihracat performansının ekonomik büyüme ile ilişkisi 1995-2020 dönemi için araştırılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ampirik uygulama kısmında, uzun dönem ilişkisi VECM ile ortaya konulmuş ve Etki-Tepki Fonksiyonu ile değişkenlerin belli gecikmelerdeki etkileme süreçleri değerlendirilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkilerin eşbütünleşme araştırması için Pedroni (1999, 2004), Kao (1999), Westerlund-Edgerton (2007) ve Johansen Fisher eşbütünleşme testlerinden yararlanılmıştır. Kısa dönem analizi için Wald testinden, uzun dönem katsayı tahminleri için FMOLS ve DOLS yönteminden faydalanılmıştır. Panel nedensellik ilişkisi için ise Emirmahmutoğlu ve Köse (2011)'nin panel nedensellik yaklaşımı kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, dört farklı finansal gelişme göstergelerinden üçü (Geniş Para Arzının GSYİH'nin yüzdesi, Bankaların Özel Sektöre Verilen Yurtiçi Kredilerinin GSYİH'nin yüzdesi ve Özel Sektöre Parasal Sektör Kredilerinin GSYİH'nin yüzdesi) ile ekonomik büyüme arasında eşbütünleşme ilişkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Genelleştirilmiş sonuçlar hem finansal gelişmenin hem de ihracatın ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkiler gösterdiğine dair bulgular sunmuştur. Ancak uygulama sonuçlarına göre, Özel Sektöre Verilen Parasal Sektör Kredisi değişkeninin ekonomik büyümeyi genellikle negatif etkilerken, Brüt Sermaye Oluşumu değişkeninin ise ekonomik büyümeyi etkilediğine dair yeterli kanıta ulaşılamamıştır. Ayrıca, FMOLS modeli için bütün değişken katsayılarının anlamlı olduğu, DOLS modelinde ise sadece Geniş Para Arzı ve İhracat değişkenlerinin anlamlı olduğu görülmüştür. FMOLS ve DOLS modellerinin sonuçları birlikte değerlendirildiğinde uzun dönemde İhracatın finansal gelişmeye nispetle ekonomik büyümeyi pozitif ama daha az etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, Emirmahmutoğlu ve Köse (2011) panel nedensellik testi sonuçlarına göre, ekonomik büyümeden Geniş Para Arzı, Bankaların Verdiği Yurtiçi Krediler ve Özel Sektöre Verilen Parasal Sektör Kredisi değişkenlerine doğru tek yönlü panel nedensellik ilişkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ampirik analizi: Türkiye örneği
Finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi literatürde uzun zamandır araştırılan, tartışılan bir konudur. Aynı zamanda birbirlerini nasıl etkiledikleri yönünde fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Bu çalışmada, finansal gelişmişlik ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye ekonomisi için ampirik olarak analiz edilmiştir. Çalışmanın analizlerinde finansal gelişmeyi temsilen, Türkiye ekonomisinin 2005:4-2019:1 çeyrek dönemlerine ilişkin, M3 Para Arzı, Özel Sektör Kredilerinin Gayri Safi Yurtiçi Hâsılaya Oranı, Özel Sektör Kredilerinin Yurtiçi Kredilere Oranı ve Yurtiçi Kredilerin Gayri Safi Yurtiçi Hâsılaya Oranı verileri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki eşbütünleşme ilişkisi Pesaran, Shin ve Smith (2001) tarafından geliştirilen sınır testi aracılığıyla, değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönemli ilişkiler ise Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Model (ARDL) modeli aracılığıyla test edilmiştir. Analizin son kısmında ise, Toda-Yamamoto nedensellik analizi uygulanarak değişkenlerin nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ampirik analiz sonuçlarına göre, finansal gelişmişlik ile ekonomik büyüme arasında eşbütünleşme ilişkisinin var olduğu tespit edilmiştir. ARDL modeli sonuçlarına göre finansal gelişmişlik değişkenleri ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki kısa ve uzun dönemde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlüdür. Nedensellik analiz sonuçlarına göre M3 para arzı ve özel sektör kredilerinin yurtiçi kredilere oranı değişkenlerinden ekonomik büyümeye doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi; özel sektör kredilerin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı ve yurtiçi kredilerinin gayri safi yurtiçi hasılaya oranı değişkenleri ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir nedensellik ilşkisi tespit edilmektedir.
Lojistik performans ve yabancı yatırımlar arasındaki ilişkide finansal gelişmişlik düzeyinin rolü: BRICS-T ülkeleri örneği
Yabancı yatırımların ülke ekonomilerine büyüme, istihdam ve finansal kaynak olarak birçok yönden katkısı bulunmaktadır. Bu bağlamda bir ülkenin yabancı yatırım çekebilmesi için altyapı ve lojistik destek, pazara erişim, istikrarlı ekonomi ve gelişmiş finansal yapı gibi birtakım koşulların varlığı aranmaktadır. Söz konusu koşullar, ülkelerin lojistik performans ve finansal gelişmişlik düzeyi ile doğrudan etkileşim içerisindedir. Yüksek lojistik performans, tedarik süreçlerin hızlanmasına ve maliyetlerin düşmesine neden olmaktadır. Bu durum ise pazara erişimi kolaylaştırdığından yabancı yatırımların ülkeye girişini hızlandırmaktadır. Fakat ülkedeki yabancı yatırım düzeyini artırmak için sadece yüksek lojistik performans değil, aynı zamanda güçlü bir finansal sisteme de gereksinim duyulmaktadır. Çünkü gelişmiş bir finansal yapı, yatırımcıya güven ve istikrar sağlarken lojistik faaliyetlerin de etkin bir şekilde yürütülmesine yardımcı olmaktadır. Bu çalışmada BRICS-T ülkelerinde, lojistik performans ve yabancı yatırımlar arasındaki ilişkisinde finansal gelişmenin rolü Yumuşak Geçişli Panel Regresyon Modeli ile incelenmiştir. Analizde finansal gelişmeyi temsilen baz alınan özel sektöre verilen yurtiçi kredilerin GSYİH içerisindeki payına dair hesaplanan eşik düzey %37,83 olarak tespit edilmiştir. Bu sonuca göre, finansal gelişmişlik düzeyi eşik seviyesinin üzerinde olduğunda lojistik performans doğrudan yabancı yatırımları artırmaktadır. Bu bağlamda karar alıcıların finansal gelişmeye dair yürütecekleri politikalar yabancı yatırımları artması adına çözüm niteliği taşımaktadır.
Finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi: Türkiye örneği
Bu çalışma, Türkiye'de ekonomik büyüme sürecinde finansal gelişmenin rolünü, 1970?2006 dönemi için çeşitli zaman serisi tekniklerini kullanarak uygulamalı olarak test etmektedir. Eşbütünleşme testi sonuçları, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasında bir uzun dönem ilişkisinin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Granger nedensellik testi sonuçları ise, finans-büyüme ilişkisinde kısa dönemli arz-öncü ve talep-izleyici hipotezlerin her ikisini de destekleyici bulgular elde etmektedir. Nedensellik testi sonuçları, finansal gelişme ve ekonomik büyüme arasındaki nedensel ilişkinin, kullanılan finansal gelişme göstergesine göre değişebileceğini açıkça göstermektedir.