Infertility-female

79 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kadınsılık ve cinsel mitlerin açıklanamayan infertiliteye etkileri

Bu araştırmada herhangi organik bir bozukluğu olmamasına rağmen çocuk sahibi olamayan, açıklanamayan infertilite olarak tanımlanan bozuklukta; infertil kadınların psişik yapılanmalarının zeminini ortaya koymanın yanı sıra, kadınlık, annelik ve çocuk sahibi olma arzusunun ve kuşaklararası kız çocuğuna kadınsılık iletiminin, annelik arzusu ve annelik-kadınsılık ilişkisinin psikanalitik bakış açısıyla değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmadaki uygulamalar, 50 fertil kadına Medipol Hastanesi'nde Çocuk Bölümü'nde ve 50 infertilite tanısı almış kadına Ankara Medicana ve Medical Park Hastanesi'nde yapılmıştır. İnfertilite tanısı alan kadın hastalara BEM Cinsiyet Envanteri ve Cinsel Mitleri Değerlendirme Formu kullanılarak kadınsılık erkeksilik düzeyleri ve cinsel mitlere inanma düzeyleri incelenmiştir. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerle birlikte normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi kullanıldı. Niceliksel verilerin gruplar arası karşılaştırılmasında; iki grup durumunda, Mann Whitney U testi, üçlü ve daha fazla grup durumunda, Kruskal Wallis testi, gruplar arası ikili farklılığın tespiti için Bonferroni metodu, ölçek güvenilirliği için Cronbach's Alpha analizi kullanılmıştır. Anket bulguları sonucunda infertil ve fertil kadınların cinsel mitlere inanma düzeyleri ile kadınsılık/erkeksilik stereotiplerle özdeşim eğilimi ve cinsel mite inanma düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamış; kadınsı ve erkeksi stereotiplerle özdeşim eğilimi arasında anlamlı bir farklılık bulunmuş; infertil kadınların fertil kadınlardan erkeksi stereotiplerle özdeşim eğilimi düzeyinin, fertil kadınların ise infertil kadınlardan kadınsı stereotiplerle özdeşim eğilimi düzeyinin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.

Cinsel mitFertiliteKadınsı+3
Betül Çubuk
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer infertil hastalarda D-vit düzeyinin fertil kadınlardaki d-vit düzeyi ile karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırma primer infertil hastalardaki D vitamin düzeyinin fertil kadınlardaki d vitamin düzeyiyle karşılaştırması yapmak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma prospektif olarak Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 1. Haziran 2022-31. Mart 2023 tarihleri arasında hastaneye başvuran 75 açıklanamayan primer infertil ve 75 fertil sağlıklı kadın bireylerden oluşturulmuştur. 20-40 yaşları arasında açıklanamayan primer infertil kadınlardan ve fertil kadınlardan iki ml kan örneği alınmıştır. Tüm venöz kan örnekleri 4000 rpm de 10 dk santrifüj edilmiştir. Örneklerden elde edilen plazma LSMS 8045 cihazında 25 hidroksi vitamin düzeylerine bakılarak karşılaştırma yapılmıştır Bulgular: Açıklanmayan primer infertil grubundaki D vitaminin ortalaması 5.35 ± 1.81'ken, fertil kadınlarda D vitamin ortalamasının 12.6 ± 4.44 olduğu saptanmıştır. Çalışma gruplarına göre D vitamin düzeyleri arasında anlamlı olacak düzeyde bir farkın olduğu belirlenmiştir. Açıklanamayan primer infertil grubunun fertil grubuna göre FSH, LH, Progesteron, prolaktin ve Östrojen değerlerinin daha düşük olduğu ancak değerleri arasında anlamlı farklılığın olmadığı fark edilmiştir. Açıklanamayan primer infertil grup ile fertil gruptaki kadınların AMH değerleri arasında anlamlı farklılığın olmadığı ve birbirine yakın değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Açıklanamayan primer İnfertil grubundaki D vitamin düzeylerinin fertil grubundaki kadınlardan düşük olduğu bu bağlamda D vitamin takviyesinin infertil kadınlarda önemli olduğunu düşünmekteyiz. Konu ile ilgili daha fazla randomize kontrollü çalışmanın aydınlatıcı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: D vitamin düzeyi, infertil kadınlar, fertil kadınlar

KadınlarKısırlıkKısırlık-kadın+2
Rahime Kada Düken
Harran University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İnfertilite tanısı alan kadınlarda mahremiyet algısı ölçeği'nin geliştirilmesi

Araştırma; infertilite tanısı alan kadınlarda mahremiyet algısının belirlenmesine yönelik bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla metodolojik bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması, iki aşamada yürütülmüştür. Birinci aşamada; nitel araştırma yöntemi ile gözlem ve derinlemesine bireysel görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak ölçek madde havuzu oluşturulmuştur. Nitel veriler; Aralık- Haziran 2020 tarihleri arasında, "Yarı Yapılandırılmış Gözlem Formu" ve "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlar İçin Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Tüp Bebek Ünitesi, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi ve Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde toplanmıştır. İkinci aşamada, nicel araştırma yöntemi kullanılarak "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği'nin" geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Nicel veriler, Nisan-Eylül 2021 tarihleri arasında, "Tanıtıcı Özellikler Formu" ve araştırma kapsamında geliştirilen "İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği" ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde toplanmıştır. Ön uygulama için ölçek formu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tüp Bebek Ünitesi'nde tedavi görmekte olan 30 gönüllü kadına uygulanmıştır. Ön uygulama sonrası son şekli verilen ölçek ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi'nde tedavi görmekte olan 150 kadından veri toplanmış ve bu verilere açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucu oluşan ölçek ile 150 kadından tekrar veri toplanmış ve ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda 37 maddeli ölçeğe son hali verilmiştir. Ölçeğin güvenirlik kanıtını artırmak üzere 70 kişilik yeni bir çalışma grubuna 3 hafta arayla ölçek iki kez uygulanmıştır. Faktör analizi sonrası maddelerin faktör yüklerinin 0,30 ile 0,87 arasında olduğu ve ölçeğin toplam varyansın %45,188'ini açıklayan özdeğeri 1,00'in üzerinde olan tek faktörlü bir yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi bulgularına göre; ölçeğin tek faktörlü yapısının geçerli ve model-veri uyumunun yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır. Ölçeğin madde toplam puan korelasyonlarının 0,339 ile 0,809 arasında değiştiği, ölçeğin toplam Cronbach's alfa katsayısının 0,949 olduğu ve bu değerlerin iç tutarlılık için yüksek güvenirlikte olduğu bulunmuştur. Test-tekrar test sonuçlarına göre; İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği'nin zamana karşı değişmediği görülmüştür. Sonuç olarak; ölçeğin, infertilite tanısı alan kadınların mahremiyet algısının belirlenmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnfertilite, kadın, mahremiyet, ölçek, geçerlilik, güvenilirlik

AlgıGüvenilirlik ve geçerlilikKadınlar+4
İlknur Atasever
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören kadınların bağlanma stilleri ve çift uyumu arasındaki ilişkinin kontrol grubuna göre incelenmesi

Giriş: Sebebi açıklanamayan infertilite, tıbben gebeliği engelleyici hiçbir sebep bulunamamasına karşın çiftin bir sene boyunca korunmasız şekilde cinsel ilişki yaşadığı halde, gebeliğin oluşmama durumudur. İnfertilite, çocuklukta oluşan bağlanma stilleri ile yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Çocuklukta oluşan bağlanma stillerinin ise etkisi yetişkinlikte de sürmektedir. Bu durumun evlilik uyumu ile bağlantılı olacağı düşünülmektedir. Evlilik, erkeğin ve kadının karşılıklı anlaşma kurarak birlikte yaşamak amacıyla oluşturdukları sosyal bir kurumdur. Bu sosyal kurum ortak bir yaşamı paylaşmayı, bir çocuk dünyaya getirmeyi, yaşamın güzellik ve güçlüklerini beraber paylaşmayı içermektedir. İnfertil çiftler evliliğin bir gereği ve beklentisi olan ebeveynlik rolünü üstlenememektedirler. Bireylerin yaşadıkları bu zorlu ve sancılı süreç çiftler arasında ulaşılmış olan dengeyi bozabilmekle birlikte çift uyumu için risk faktörü taşıyabilmektedir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Sebebi Açıklanamayan İnfertilite tedavisi gören kadınların bağlanma stilleri ve evlilik uyumları arasındaki ilişkinin kontrol grubuna göre incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Sebebi açıklanamayan infertilite tanısı almış 80 kadın (deney grubu) 80 kontrol grubu ile gerçekleştirilmiştir. Ölçekler ve formlar katılımcılara yüz yüze verilerek doldurulmuştur. Bulgular: Yapılan araştırmada açıklanamayan infertilite tedavisi gören kadınların bağlanma stilleri ve çift uyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören ve güvenli bağlanmaya sahip olan kadınların çift uyumu düzeylerinin güvenli bağlanmaya sahip olmayan kadınlara göre karşılaştırılmasında yalnızca çift doyum mutluluğu alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. "Çiftlerin bağlılığı", "çiftlerin ortak kararı", "duygulanım ifadesi" alt boyutlarında ise istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören ve güvenli bağlanıma sahip kadınların çift uyumu düzeylerinin kontrol grubuna göre karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur. Duygulanım ifadesi boyutunda istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sebebi açıklanamayan infertilite tedavisi gören kadınların çift uyumu düzeylerinin kontrol grubuna göre karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriEvlilik uyumu+4
Duygu Çavaş
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrioma tedavisinde alkol ile skleroterapi sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız endometrioma tedavisinde alkol ile skleroterapinin etkinliğini ve güvenilirliğini araştırmaktır. Gereç-Yöntem: 01 Ocak 2015-15 Mart 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Non-vasküler Girişimsel Radyoloji Ünitesi'nde ovaryan endometrioması transabdominal veya transvajinal giriş ile iğne veya kateter aracılığıyla alkol ile skleroterapi yöntemi uygulanarak tedavi edilmiş 55 hastanın (ortalama yaş 30, yaş aralığı 15-40) işlem öncesi, işlem ve işlem sonrası takip bulguları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. İşlem sonrası takip bilgilerine ulaşılan 51 hasta (68 kist) çalışmaya dahil edilmiştir. Tedavi sonrası teknik ve klinik başarı oranları, kistlerin maksimum boyutları ve hacimlerindeki, hastaların ağrı şikayetlerindeki, serum CA-125 ve serum AMH seviyelerindeki azalma oranları, komplikasyonlar, hastanede kalış süreleri, takip süreleri ve rekürrens oranları değerlendirilmiştir. Tedavide kullanılan 2 farklı giriş yolu ve 2 farklı tekniğin klinik başarı oranları karşılaştırılmıştır. Esas şikayeti ağrı (n=40) ve infertilite (n=11) olan hastaların tedavi sonuçları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Ayrıca, derin infiltratif endometriozis varlığının, tedavi edilen kistlerin bir veya her iki overde yerleşiminin, aynı hasta grubunda boyutu nedeniyle tedavi edilmeden izlenen kist varlığının tedavi sonuçlarına etkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Teknik başarı oranı %100 olarak saptanmıştır. Minör komplikasyon izlenmemiştir. Tek majör komplikasyon (%2) 1 hastada izlenen kavite enfeksiyonu idi. Hastanede ortalama kalış süresi 0.7 (SS, ± 0.4) gün olarak saptanmıştır. Ortalama takip süresi 14.5 (SS, ±11.0; minimum 1.0 ay; maksimum 55.0 ay) ay idi. Bir hastanın iki kistine (%3) rekürrens nedeniyle ikinci seans alkol ile skleroterapi yapılmıştır ve klinik başarı oranı %100 olarak saptanmıştır. Tedavi edilen tüm hastalarda kistlerin maksimum boyutları ve hacimlerinde, ağrı şikayetlerinde, serum CA-125 seviyelerinde anlamlı azalma izlenmiştir (p<0.05). Ovaryan rezervin güvenilir bir belirteci olan serum AMH seviyelerinde ise istatiksel anlamlı düşüş izlenmemiştir (p>0.05) ve ortalama serum AMH seviyelerinde tedavi öncesine göre artış saptanmıştır. İnfertilite şikayeti ile tedavi edilen hastalarda (n=11) gebelik oranı %54, ağrı şikayeti ile tedavi edilen, infertilite sorunu olmayan ve gebelik isteği bulunan hastalarda (n=2) ise bu oran %100 olarak saptanmıştır. Tedaviden önceki serum AMH seviyelerinin tedavi sonuçlarını etkilemediği (p>0.05) ve alkol ile skleroterapi öncesi hasta seçiminde serum AMH seviyesi için bir alt sınır olmadığı ortaya konmuştur. İğne aracılığıyla tedavi tekniğinde rekürrens oranı %6 (n=2) iken kateter aracılığıyla tedavi tekniğinde rekürrens saptanmamıştır. Kateter tekniği, transabdominal giriş yolu ve transabdominal kateter aracılığıyla tedavi edilen kistlerde tedavi sonrası daha belirgin küçülme izlenmiş olup (p<0.05) bunun sadece uygulanan tedavi tekniği ile değil, bu hasta grublarında izlenen tedavi öncesi büyük kist boyutları (p<0.05) ile de ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Tedavi öncesi kistlerin hacimlerinin büyük olmasının tedavi sonrasında kistlerin maksimum boyut ve hacimlerinde daha belirgin azalma ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (p<0.05). Ayrıca, tedavi edilen kistlerin boyutlarından bağımsız bir şekilde ovaryan rezervin korunduğu, serum AMH seviyelerinde düşüş olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Tedavi sonrasında kistlerin maksimum boyutları ve hacimlerindeki azalma oranlarının derin infiltratif endometriozisi olan hasta grubunda daha az olduğu gösterilmiştir (p<0.05). Derin infiltratif endometriozis varlığının ağrıdaki azalma derecesini etkilemediği izlenmiştir (p>0.05). Ayrıca, derin infiltratif endometriozis varlığının alkol ile skleroterapi sonrasında ovaryan rezervde azalma ile ilişkili olmadığı (p>0.05) saptanmıştır. Aynı hasta grubunda boyutu nedeniyle tedavi edilmeden izlenen kist varlığının ovaryan rezerv üzerinde negatif etkisinin olabileceği saptanmıştır (p<0.05). Kistlerin hacimlerindeki azalmanın tek overdeki kisti tedavi edilen hasta grubunda her iki overdeki kisti tedavi edilen hasta grubuna göre daha belirgin (p<0.05) olduğu saptanmıştır. Her iki overdeki endometriomanın alkol ile skleroterapisinin tek overdeki endometrioma tedavisine göre ovaryan rezervde azalmaya neden olmadığı gösterilmiştir (p>0.05). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre, alkol ile skleroterapi endometrioma tedavisinde yüksek klinik başarı oranı, düşük komplikasyon oranı, düşük rekürrens oranı ve kısa hastanede kalış süresi ile ovaryan rezervi koruyan etkin ve başarılı bir tedavi yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Endometriozis; Ovaryan endometrioma; Alkol ile skleroterapi; İnfertilite; Ovaryan rezerv

Endometrial neoplazmlarEndometriyozEndometriyum+4
Aynur Azızova
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İnfertil kadınlara değişim aşamaları modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisi

Amaç: İnfertil kadınlarda Değişim Aşaması Modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Danışmanlık ve İzlem Aşaması olmak üzere iki aşamadan oluşan çalışmanın evreni, 01.01.2018-01.01.2019 tarihleri arasında İzmir Tepecik Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne tedavi amacıyla başvuran 600 kadın oluşturmuştur. Kliniğe 04.01.2019-22.03.2019 tarihleri arasında başvuran 146 infertil kadın belirlenmiştir. Çalışma girişim grubu 51, kontrol grubu 53 olmak üzere araştırma dahil edilme kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmaya gönüllü 104 infertil kadın tamamlanmıştır. Girişim grubuna değişim modeli aşamaları modeline dayalı bireysel danışmanlık program uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubu infertil kadınların ön izleme göre son izlem antropometrik değerlerinde azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmada girişim grubu infertil kadınların ön izleme kıyasla son izlemde günlük süt grubu, sebze ve meyve grubu tüketiminde artış olmuş, et grubu, şeker grubu, yağ grubu, tahıl grubu ve ekmek grubu tüketiminde ve günlük kalori azalma olmuş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmadaki girişim grubundaki infertil kadınların ön izlem yürüme fiziksel aktivite puanı, orta şiddetli fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı son izlemde belirgin düzeyde artış göstermiş, ön izlem oturma süresi ise son izlemde anlamlı olarak azalmıştır (p=0.000). Girişim ve kontrol grubu infertil kadınların fiziksel aktivite ve beslenme davranışları ön izlem değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamışken (p>0.05), ara izlem ve son izlemde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Kilo yönetimine ilişkin Değişim Aşamaları Modeline dayalı verilen bireysel danışmanlık girişimi infertil kadınlarda fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarında sağlıklı davranış değişimine sebep olmuş; antropometrik ölçümlerin olumlu değişimleri, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, sağlıklı ve yeterli beslenme davranışları kazandırmıştır.

BeslenmeDanışmanlıkDeğişim+5
Çiler Yeyğel
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilite tedavisi alan kadınlarda algılanan sosyal destek ile stres ve stresle başa çıkma durumları arasındaki ilişki

Bu araştırma, infertilite tedavisi alan kadınlarda algılanan sosyal destek ile stres ve stresle başa çıkma durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmış olup, kesitsel tasarımdadır. Araştırma evrenini, Elazığ ili Fırat Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi'nde 1 Şubat-1 Haziran 2022 tarihleri arasında başvuran ve bu merkezde tedavisi devam eden kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi evreni bilinmeyen örneklem hesabı formülü ile belirlenen 384 infertil kadın oluşturdu. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından "Kadına Yönelik Veri Toplama Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Algılanan Stres Ölçeği'' ve "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler, SPSS 22 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Tanımlayıcı istatistikler için frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, kullanıldı. Veriler, iki grup arasındaki karşılaştırmalar için Bağımsız örneklemler için t-testi (Independent sample t-test) ve ikiden fazla homojen grubun ortalamalarını karşılaştırmak için tek yönlü ANOVA testi (One-way ANOVA) kullanılarak analiz edildi. ANOVA testi sonuçlarına göre ortalamalar arasında anlamlı fark bulunan değişkenlerdeki anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığını bulmak için Scheffe post hoc testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi, p<0.05 olarak alındı. İnfetilite tedavisi alan kadınların algıladıkları stres arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin azaldığı saptandı. İnfertilite tedavisi alan kadınların yetersiz özyeterlik algıları arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile ve arkadaş desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların stres/rahatsızlık algıları arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların iyimser yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların kendine güvenli yaklaşım ve çaresiz başa çıkma tarzlarını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların boyun eğici yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları aile desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların sosyal desteğe başvurma yaklaşımı başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların iyimser yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam stres ve stres/rahatsızlık algılarının azaldığı saptandı. Katılımcıların kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma yaklaşımlarını kullandıkça, algıladıkları toplam stres, yetersiz özyeterlik algısı ve stres/rahatsızlık algılarının azaldığı saptandı. Katılımcıların çaresiz yaklaşımı başa çıkma tarzını kullandıkça algıladıkları toplam stres, yetersiz özyeterlik algısı ve stres/rahatsızlık algılarının da arttığı saptandı. Çiftlere infertilitenin tanı ve tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına yönelik kanıt temelli ebelik bakımı sunulması önemlidir. İnfertilite tedavisi alan kadınlara danışmanlık verilerek, danışmanlık programı içerisinde kadınların stresle başa çıkma stratejilerini arttıracak konulara yer verilmelidir.

Başa çıkmaEbelikKadınlar+5
Edanur Çınkır
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil bireylerin infertiliteye yönelik stigmaya ilişkin görüşleri

Araştırma, infertil bireylerin infertiliteye yönelik stigmaya ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla triangülasyon yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Mart-Haziran 2019 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Merkezine başvuran, dahil edilme kriterlerini kapsayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 17 kadın 10 erkek olmak üzere 27 birey oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından ilgili literatür temel alınarak hazırlanan kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış bireysel derinlemesine görüşme soru formu kullanılarak toplanmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan bireyler, bireysel derinlemesine görüşmelere davet edilmiştir. Görüşmeyi kabul eden bireylerle, onların belirlediği tarih ve saatte yarı yapılandırılmış bireysel derinlemesine görüşme formu doğrultusunda yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler bireylerden izin alınarak ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Ses kayıt cihazını kabul etmeyen bireylerin verileri not defteri ile kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde, görüşme dökümleri Windows Word programına aktarılmış, ham veriler gruplandırılmış, gruplandırılan veriler de kodlanarak içerik analizi yapılmıştır. Kişisel bilgi formundan elde edilen nicel veriler ortalama ve standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir. Bireysel derinlemesine yapılan görüşmeler sonucunda infertiliteye bakış açıları, stigmaya bağlı yaşanılan psikososyal sorunlar ve sağlık çalışanlarının tutumları olmak üzere üç ana tema ve 10 alt tema belirlenmiştir. Katılımcılar çocuk sahibi olmanın anlamını üremek ve neslin devamı olarak gördüklerini, infertiliteden kaynaklı kendilerini baskı altında hissettiklerini, infertil olduklarını gizlediklerini ve kendilerini toplumdan izole ettiklerini ifade etmişlerdir. Katılımcılar bu süreçte yaşadıkları en büyük sorunun eşlerinden ayrılma korkusu olduğunu belirtmişlerdir. İnfertil bireylerin fiziksel, sosyokültürel, ruhsal olarak bütüncül bir yaklaşımla ele alınması, tanı ve tedavi sürecinde görev alan tüm sağlık personelinin infertiliteden kaynaklanan psikosoyal sorunların bilincinde olarak sağlık bakım hizmetini yürütmesi son derece önemlidir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, infertil bireylerin tanı ve tedavi sürecinde önemli bir rol üstlenen hemşirelerin infertil bireylerin yaşadıkları stigmanın farkında olarak hemşirelik bakımını yönetmeleri önerilmektedir.

DamgalamaDeneyimDüşünce+3
Rabia Külte Vural
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilite tedavisi gören kadınların depresyon düzeyleri ile evlilik uyumları arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, infertilite tedavisi gören kadınlarda depresyon, evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi ve depresyon, evlilik uyumunun sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Çalışma, Nisan 2015-Temmuz 2015 tarihleri arasında, İstanbul'da Anadolu yakasında özel bir hastanenin tüp bebek kliniğinde ve İstnabul'da Avrupa yakasında özel bir tüp bebek merkezinde infertilite tedavisi gören gönüllü kadınlara (n=228) sosyodemografik kişisel bilgileri içeren Sosyodemografik Anket Formu, Beck Depresyon Ölçeği ve Evlilik Uyum Ölçeği uygulanarak yapıldı. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programından yararlanıldı. Kadınların depresyon düzeyleri ile evlilik uyumları arasında anlamlı (p< 0,000), r= -0,656 düzeyinde ve ters yönlü ilişki olduğu saptandı. Çalışmaya katılan kadınların Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 10,38 + 9,66; Evlilik Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması ise 46,17 + 10,74 olarak bulundu. Sonuç olarak infertilitenin kadınları psikolojik olarak negatif yönde etkilediği ve bu durumun, kadınların evliliklerindeki uyumu etkilediği görüldü. Bu bağlamda infertil hastalara tedavi olanağı sağlayan kurum ve kuruluşlarda, infertilite tedavisi sürecinde kadınların yaşadığı depresyon düzeyini belirleyen çalışmalar yapılması ve sonuca göre gerekli olduğu düşünülen hastalara psikolojik olarak uzman yardımı verilmesi önerilebilir. Burada ebe ve hemşirelere düşen rolün önemi büyüktür. Kadınların evlilik uyumlarını ve psikolojik durumlarını desteklemeye yönelik girişimlerde bulunulması önerilebilir.

Danışmanlık hizmetleriDepresyonDölleme+5
Atiye Elif Eğin
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sekonder infertil popülasyonda sezaryen skar defekti görülme sıklığı

Global olarak artan sezaryen oranlarına paralel olarak artan istmosel görülme sıklığını saptamak amacı ile Ocak 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi ve Üreme Sağlığı Teşhis, Tedavi, Eğitim ve Araştırma Merkezi'ne başvuran geçirilmiş sezaryeni olan ve en az bir yıl korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamayan hastalara öncelikle transvajinal ultrason ve takiben salin infüzyon sonografisi yapıldı.İstmosel görülme sıklığı transvajinal ultrason ile değerlendirmede %27,5, SİS ile değerlendirmede %32,5 olarak saptandı

KısırlıkKısırlık-kadınSezaryen operasyonu+2
Nazegül Şeyma Arıt
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertil hastaların yönetiminde IVF/ICSI/ET öncesi histeroskopik endometrial injüri ve histeroskopik polipektominin reprodüktif sonuçlar ile ilişkisi

Amaç Endoskopik yaklaşımlardan histeroskopi, infertilite yönetiminde sıklıkla kullanılan minimal invaziv bir tekniktir. Embriyo transferi için ideal bir endometrium hazırlığının in vitro fertilizasyon (IVF) başarısını artıran faktörlerden olduğu bilinmektedir. Dolayısı ile uterus ve endometriumun histeroskopik olarak değerlendirilmesi ve operatif prosedürlerin uygulanması infertiliteye yaklaşımda önemli bir yer teşkil etmektedir. Çalışmamızda histeroskopik polipektomi ve histeroskopik injürinin reprodüktif sonuçlara etkisi değerlendirilmiştir. Materyal ve Metod Maltepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Yardımcı Üreme Teknikleri Birimi'ne başvuran, IVF/ICSI/ET tedavisi ile gebe kalmaya çalışan 391 hasta istatistiksel analize dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireyler histeroskopik injüri (Grup A) (n=105), histeroskopik polipektomi (Grup B) (n=105) ve kontrol grubu (Grup C) (n=181) olmak üzere üç grupta incelenmiştir. Bulgular Çalışma grupları arasında biyokimyasal gebelik oranı, klinik gebelik oranı, canlı doğum oranı ve abortus oranı gibi parametreler değerlendirilmiştir. Grup A'da, biyokimyasal gebelik, klinik gebelik, canlı doğum ve abortus oranları sırası ile %49.5, %41.9, %27.6 ve %14.3 olarak bulunmuştur. Grup B'de sırası ile %44.8, %41, %31.4 ve %8.6 olarak bulunmuş olup Grup C'de aynı parametreler sırası ile %39.2, %33.7, %23.8 ve %8.8 olarak bulunmuştur. Gruplar arasında reprodüktif sonuçlar kıyaslandığında biyokimyasal gebelik, klinik gebelik, canlı doğum, abortus dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p: 0.227, 0.288, 0.362, 0.276 sırasıyla ). Sonuç Histeroskopik endometrial injürinin reprodüktif sonuçlar üzerinde olumlu etkisi istatistiksel olarak anlamlı olmasa da oransal olarak gösterilmiştir. Literatüre bakıldığında çalışmalarda klinisyenlerin kendi tekniklerini kullandıkları görülmekte ve bu durum sonuçların değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Histeroskopik injüri tekniğinin standardize edildiği, yaş gruplarına ve hasta gruplarına spesifik geniş kapsamlı çalışmalar yapılarak histeroskopik injüri tekniğinin tanımlanması gerekmektedir. Histeroskopik polipektomi yapılan grupta da gebelik sayılarında oransal artış görülmüş, ancak bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Endometrial polip eksizyonunun abortus oranını, intrauterin patolojisi olmayan hasta grubu ile benzer oranlara getirdiği görülmüştür. Endometrial polipler gebelik kayıplarına neden olabildiğinden, poliplerin histeroskopik olarak eksizyonu reprodüktif sonuçları iyileştirmektedir.

EndometriyumFertilizasyon-in vitroHisteroskopi+3
Hümeyra Büşra Balçiçek
Maltepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınlarda stigma algısının emosyonel sorunlara etkisi

Bu çalışma infertil kadınlarda stigma algısının emosyonel sorunlara etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma, Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi (ÜYTM)'nde, Ekim 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında olasılıksız örnekleme yöntemlerinden rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen toplam 120 primer infertil kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", "İnfertilite Damgalanma Ölçeği (İDÖ)", "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)", "Durumluk ve Sürekli Anksiyete Ölçeği (DSAÖ)" uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, T, Kruskal Wallis ve Spearman's rho korelasyon testi kullanılmıştır. Çalışmamızda, İDÖ ölçeği puan ortalamasına göre infertil kadınların orta düzeyde damgalanma (47,34±21,91) hissettikleri belirlenmiştir. İnfertil kadınların İDÖ alt boyut puan ortalamalarına ilişkin dağılımlar incelendiğinde ise toplumsal damgalanma (14,78±8,24) ve sosyal geri çekilme (13,28±5,84) alt boyutlarına ilişkin puan ortalamalarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Kadınların %67,5'inin minimal depresyon, %56,7'sinin orta derecede durumluk anksiyete ve %71,7'sinin orta derecede sürekli anksiyete yaşadığı tespit edilmiştir. İnfertil kadınların İDÖ toplam puan ortalaması ve İDÖ alt boyut puan ortalamaları ile BDÖ, DAÖ ve SAÖ puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamızda infertil kadınlarda stigma algısı ile BDÖ, DAÖ ve SAÖ puan ortalamaları arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: İnfertil kadın, stigma algısı, depresyon, anksiyete

AlgıDamgalamaDuygu+4
Dilek Bingöl
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

18-49 yaş grubundaki kadınların sekonder infertilite prevelansı ve etkileyen faktörler

Bu çalışmada 18-49 yaş grubundaki kadınlarda sekonder infertilite risk faktörlerini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma vaka ve kontrol türde bir tasarıma sahiptir. Araştırmanın kontrol grubunu bir eğitim ve araştırma hastanesinin Kadın doğum kliniğine başvurmuş dâhil edilme kriterlerini karşılayan, daha önce infertilite tanı ve tedavisi almamış 162 kadın ve vaka grubunu ise sekonder infertilite tanısı almış, dahil edilme kriterlerini karşılayan 418 kadın oluşturdu.Araştırmanın verileri araştırmacı tarafından oluşturulan İnfertilite Risk Faktörü İnceleme Formu kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanıldı. Araştırmaya katılan kadınların sekonder infertilite prevelansı %72,1 olarak belirlendi. Sekonder infertil kadınların %75.8'inin kadın kaynaklı, % 12.9'unun hem kadın hem erkek kaynaklı sekonder infertilite tanısı aldığı belirlendi. Sekonder infertil kadınların %76.3'ü 35 yaş altında yaşa sahip, %57.4'ü 13 yaş ve üzerinde menarş yaşamış, %79.9'u 19 yaş ve üzerinde ilk evliliğini yapmış, %61.7'si primigravida, %36.1'i nullipar, %58,4'ü jinekolojik hastalık öyküsüne sahip, %19.6'sı PKOS'a sahip, %3.1'i hirşutizme sahip, %25.4'ü dismenore sorunu yaşamakta, %31.1'i lise mezunu ve %73.4'ü il merkezinde yaşamaktadır. Çoklu lojistik regresyon analizi sonucuna göre ilçede yaşamanın, eş yaşının, evlilik süresinin, evlilik sayısının, ilk evlilik yaşının, menarş yaşının, gebelik sayısının, çocuk sayısının artmasının ve dismenore yaşamanın sekonder infertil olma riskini artırdığı belirlenmiştir (p<0.05). Anahtar Kavramlar: İnfertilite, Sekonder infertilite; Kadın; Risk faktörleri, Türkiye Bilim Kodu: 1082

KadınlarKısırlıkKısırlık-kadın+2
Büşra Eker
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınların evlilik yaşantılarına ilişkin görüşleri, ilişki problemleriyle baş etme yöntemleri ve psikolojik yardım ihtiyaçlarının incelenmesi

Bu araştırma, infertil kadınların evlilik doyumları ve baş etme stillerini anlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada infertilitenin kadınların eş ilişkilerine, psikolojik iyilik hallerine, baş etme yöntemlerine ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine yönelik tutumlarına etkisi incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, açıklanamayan infertilite ya da tıbbi infertilite tanısı almış ve tedavi sürecinden geçmiş 10 kadın oluşturmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme sorularının infertil kadınlara sorulmasıyla toplanmış ve içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre infertil kadınların büyük kısmı eşlerinden duygusal destek gördüklerinde evlilik doyumlarının arttığını belirtmiştir. Bazı katılımcılar, süreçte iletişim sorunları ve cinsel problemlerin oluştuğunu belirtmiştir. Katılımcılar, bu süreçte manevi yönelimler, sosyal destek ve stratejik kaçınma gibi baş etme mekanizmalarını kullandıklarını dile getirmiştir. İnfertil kadınlar, psikolojik danışmanlığın tedavi süreciyle eş zamanlı sunulması gerektiğini vurgulamıştır. Bu araştırma, infertilitenin sadece tıbbi değil psikososyal anlamda bireyleri etkileyen bir kriz olduğunu ortaya koymaktadır. Bireylerin evlilik ilişkilerini önemli ölçüde etkileyerek infertilite sürecinde psikolojik danışmanlığın önemine dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler: İnfertilite, Kadın, Evlilik doyumu, Baş Etme Stilleri, İnfertilite Psikolojik Danışmanlığı

Evlilik doyumuKısırlık-kadınPsikolojik danışmanlık
Sena Üzümcü
Fatih Sultan Mehmet Foundation University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertil kadınlarda chlamydıa antikorlarının araştırılması

Kadınlarda infertiliteye neden olan etkenler arasında, pelvik inflamatuvar hastalığa (PID) bağlı oluşan tüp tıkanıklıkları birinci sırada yer almaktadır. Pelvik inflamatuvar hastalık çeşitli mikroorganizmalar tarafından oluşturulmakla birlikte, cinsel yolla bulaşan Chlamydia trachomatis enfeksiyonu, PID ve tubal infertilitenin en sık sebebi olarak literatürde yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, infertil kadın hastalarda C. trachomatis antikorlarının varlığını araştırmak ve klamidya enfeksiyonunun infertilite ile ilişkisini belirlemektir. Bu çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Hastane?sine infertilite nedeniyle başvuran ve histerosalpingografileri (HSG) çekilen 184 hasta, C. trachomatis enfeksiyonu yönünden değerlendirmeye alındı. Kontrol grubu olarak, aynı hastanede rutin takipleri yapılan fertil 88 kadın seçildi. Hasta grubunda bulunan kadınlar primer (95/184) ve sekonder (89/184) infertil olmak üzere iki alt gruba ayrılarak incelendi. Hasta grubunda bulunan kadınların %70.1?inde (129/184) HSG?de herhangi bir patoloji saptanmadı. Anormal HSG bulguları olan 55 hastanın 46?sında (%83.6) tubal tıkanıklık, 9?unda (%16.4) ise uterus anomalisi tespit edildi. Chlamydia trachomatis IgG antikorlarının tespitinde ELISA yöntemi (Chlamydia trachomatis IgG, Vircell, İspanya) kullanıldı. Sonuçlar irdelendiğinde, infertilite şikayeti olan kadınların %11.9?unda (22/184), kontrol grubunda bulunan fertil kadınların ise %3.4?ünde (3/88) C. trachomatis antikorları pozitif bulundu. Hasta ve kontrol grupları karşılaştırıldığında, C. trachomatis enfeksiyonunun infertil kadınlarda anlamlı ölçüde daha sık görüldüğü tespit edildi (p=0.022). Primer ve sekonder infertil hastalar karşılaştırıldığında, C. trachomatis enfeksiyonunun primer infertil kadınlarda (%17.9) sekonder infertil kadınlara (%5.6) göre daha sık bulunduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p=0.010). HSG sonucu normal olan infertil hastaların %10.8?inde (14/129) ve HSG sonucu anormal olanların ise %14.5?inde (8/55) C. trachomatis antikorları tespit edildi. HSG?de tüp tıkanıklığı yada uterus anomalisi bulunan infertil hastalarda C. trachomatis antikorları, HSG bulguları normal olan infertil hastalara göre daha sık görülmesine rağmen, iki hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.479). Sonuç olarak, C. trachomatis enfeksiyonunun infertil kadınlarda fertil kadınlara göre anlamlı oranda daha sık tespit edilmesi, bu etkenin infertiliye katkısı olduğunu desteklemektedir.

Enzime bağlı immünosorbent testiKadınlarKlamidya+3
Tülay Albayrak
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İnfertilitenin bireyin yaşam kalitesine ve benlik saygısına etkisi

Çalışma infertilitenin, bireylerin yaşam kalitesi ve benlik saygısı üzerine etkisini belirlemek ve dolayısıyla infertil bireylere bakım ve danışmanlık verecek olan hemşireye yol gösterici olmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı özellikte olan çalışmanın örneklemini, T.C. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na bağlı Tüp Bebek Ünitesi'ne 26.07.2016 –26.01.2017 tarihleri arasında tedavi amacıyla gelen, çalışmaya katılmaya gönüllü, güç analizi ile belirlenen sayıda bireyler oluşturmuştur. Çalışmaya, belirtilen kriterlere uygun ve tesadüfi örneklem yöntemiyle seçilen, infertilite tanısı konmuş 150 birey (100 kadın-50 erkek) katılmıştır. Araştırma T.C. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Etik Kurul onayını takiben, kurum izni ve katılımcılardan ayrı ayrı yazılı onam alınarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve FertiQol (Doğurganlık Sorunları Yaşayan Kişiler İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği) kullanılmıştır. Veriler ünite içinde özel bir odada karşılıklı görüşme yöntemi ile her bir bireyden ayrı ayrı elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler, SPSS 22 (Statical Program For Social Sciences) paket programı kapsamında, bağımsız örneklem t-testi, ANOVA (Analyze Of Variance) testleri ve Pearson Korelasyonu kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapire-Wilk testi ile belirlenmiştir. Skeweness-Kurtosis değerleri incelendiğinde, Tabashnik kriterlerine göre verilerin normal dağılım gösterdiği saptanmıştır. Katılımcıların %50'sinin 26-30 yaş aralığında, %38'inin üniversite ve üstü eğitim düzeyine sahip olduğu, %69,3'ünün hayatlarının en uzun dönemini şehirde geçirdiği ve %40'ının Marmara Bölgesinde yaşadığı saptandı. İnfertil bireylerin %65,3'ünün herhangi bir işte çalıştığı, %72,7'sinde gelirin gidere eşit olduğu, %45,3'ünde evlenme şeklinin görücü usulü ile isteyerek olduğu ve %81'inin çekirdek aile biçiminde yaşadığı bulgulandı. Bireylerin %65,3'ünün primer infertil olduğu, %40,7'sinin 2 yıldan kısa bir süredir çocuk sahibi olmak istediği ve %72'sinin 1 yıldan daha kısa süredir infertilite tedavisi gördüğü saptandı. Katılımcıların %41,3'ü çocuk sahibi olamama nedeninin kadına ait olduğu düşüncesinde idi. Ayrıca bireylerin %38'ine göre infertilitenin "Çok üzücü" bir deneyim olarak algılandığı görüldü. Katılımcılarda RBSÖ puan ortalaması, 23,31±6,93 olup, kadınlarda 23,05±6,95 puan, erkeklerde ise 23,84±4,38puan olarak bulgulandı. İnfertil bireylerin FertiQol puan ortalaması 76,63±6,86 olup, kadınlarda bu değer 75,45±6,16 iken, erkeklerde ise 78,89±4,86 olarak hesaplandı. Ölçek puanlarıyla cinsiyetler karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak RBSÖ puan ortalamaları ile anlamlı, FertiQol puan ortalamaları ile ileri düzey anlamlı bir ilişki saptandı (sırasıyla p=0,049, p=<0,001). Araştırmamızda, FertiQol alt boyutları olan; Çekirdek FertiQol ve Tedavi Modülü puan ortalamaları açısından da cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulgulandı (sırasıyla p=0,032, p=0,015). Çalışmamızda, infertil kadınların infertil erkeklere kıyasla, hem yaşam kalitelerinin hem de benlik saygısı algılarının daha düşük olduğu belirlendi. Çalışmada infertil bireylerin FertiQol puan ortalamaları ile eğitim durumu (p=<0,001), en uzun süre yaşanan yerleşim yeri (p=0,029), infertilite türü (primer-sekonder) (p=0,049), çocuk isteme yılı (p=0,006), infertiliteden etkilenme durumu (p=0,018) arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Katılımcıların RBSÖ puan ortalamaları ile en uzun süre yaşadıkları bölge (p=<0,001), çalışma durumu (p=0,009), aile tipi (p=0,021), infertilite türü (primer-sekonder) (p=0,046), infertiliteden etkilenme durumu (p=0,005) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. İnfertil bireylerde eğitim düzeyi artıkça ve çocuk isteme yılı azaldıkça yaşam kalitesinin arttığı bulgulandı. Bunun yanı sıra çalışan bireylerde ve çekirdek aile tipine sahip kişilerde benlik saygısının daha yüksek olduğu belirlendi. Kadınlarda çekirdek aile tipinin, hem benlik saygısını hem de yaşam kalitesini artırdığı saptandı. Kadınlarda dikkat çeken bir diğer veri ise, görücü usulü ile istemeden evlenen kadınların, diğer kadınlara göre benlik saygısının daha düşük olması idi. Çalışmamız sonucunda bireylerin, sosyo-demografik ile obstetrik ve infertilite özelliklerinin yaşam kalitelerinde ve benlik saygısı algılarında etkili olduğu belirlendi. İnfertil bireylere bakım ve danışmanlık verecek olan infertilite hemşiresinin, bireylere yaklaşımında bireylerin bu özelliklerini göz önünde bulundurmaları gerekli ve önemlidir. Anahtar Kelimeler: İnfertil birey, Benlik Saygısı, Yaşam kalitesi

Benlik saygısıKısırlıkKısırlık-erkek+2
Nebahat Koca Çavdar
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Irak'ın Diyala şehrinde üniversitede okuyan kız öğrencilerin infertilite, cinsel sağlık ve üreme sağlığı okuryazarlığının değerlendirilmesi

Bu araştırma, Irak'ın Diyala şehrinde‎ üniversitede okuyan kız öğrencilerin infertilite, cinsel sağlık ve üreme sağlığı okuryazarlıklarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Irak'ın Diyala şehrinde bulunan Diyala Devlet Üniversitesinde okuyan, Mayıs 2022- Temmuz 2022 tarihleri arasında çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 384 kız öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmada verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve İnfertil Kadınlar için Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Okur Yazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklere (sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma) ek olarak, sosyodemografik özelliklere göre İnfertil kadınlar için Cinsel ve Üreme Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği Puan Ortalamalarının Karşılaştırılması değerlendirilirken ikili grup ortalamalarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t testi; üç ve daha fazla ortalama arasındaki farkın karşılaştırılmasında tek yönlü varyans testi (One-Way ANOVA); alt grup analizlerinde ise Tukey HSD testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %50'sinin 21-23 yaş aralığında olduğu, % 73,4'ünün bekar olduğu, % 79,2'sinin çalışmadığı, % 65,4'ünün gelirinin giderine denk olduğu, % 66,7'sinin 1-5 arası kardeşinin olduğu, % 47,2'sinin de köy/kasaba da yaşadığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan kız öğrencilerin yaş, medeni durum ve yaşadıkları yer durumlarına göre infertil kadınlar için cinsel sağlık ve üreme sağlığı okuryazarlığı ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0,05). 24 yaş ve üzerinde olan kız öğrencilerin 18-20 yaş ve 21-23 yaş aralığındaki öğrencilerden, evli öğrencilerin bekar öğrencilerden ve ilde yaşayan öğrencilerin köy/kasabada yaşayan öğrencilerden infertil kadınlar için cinsel sağlık ve üreme sağlığı okuryazarlığı ölçeği puan ortalamalarınının yüksek olduğu belirlenmiştir.

Cinsel sağlıkIrak-DiyalaKısırlık+5
Asmaa Zaıd Khaleefah Al-nuaırı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Study hyperinsulinemia, glucose tolerance and some biochemical tests with reproductive disorders and lifestyle in infertile women

Insulin resistance is defined as a decrease in the ability of blood insulin to stimulate glucose disposal in target tissues of the human body or a reduced glucose response to a specific and known amount of insulin. This leads to an imbalance in the concentration of sugar, and in our study we found a difference in the rate of concentration of RBS between the group of infertility women and the group of healthy women, and it is known that insulin resistance and compensatory hyperinsulinemia can occur due to obesity with the accumulation of visceral fat. It is known that the majority of obese people have a high percentage of lipds, so cholesterol and triglycerides are of importance in our study. Age also plays an important role in insulin resistance and has a role in infertility women. As some hormones play an important role in female infertility, there are two hormones produced by the pituitary gland responsible for stimulating ovulation each month, (FSH and LH). Any imbalance in these two hormones leads to female infertility. In this study, we found a clear relationship between FSH and LH with insulin. Also, CRP has an important role in our study, as we found a relationship between insulin and CRP in the infertility women group compared to healthy women. Therefore, hyperinsulinemia in infertility women is closely associated with FSH, LH, lipids and CRP.

Biochemical testsGlucose tolerance testInfertility-female+1
Iman Qahtan Mohammed Al Shammarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between AMH, insulin resistance and some biochemical markers in women with abortion

The goal of this study is to investigate the links between AMH, insulin resistance, and a few molecular markers in women who have had abortions. Additionally, prospective abortion risk factors are being investigated in relation to insulin resistance indicators, as well as the assessment of insulin concentration during fasting. The results of the current study found no association between AMH and HbA1c. Due to the fact that AMH is mostly generated in the granulosa cells of preantral follicles and tiny antral follicles, the notion that aberrant insulin action is connected with granulosa cell dysfunction has been advanced. All of these findings raise the likelihood that both insulin and LH have a direct influence on AMH production, or that both insulin and LH contribute to ovarian androgen secretion, which is consistent with previous findings. In this study, only baseline serum FSH was shown to be significantly linked with AMH in abortion patients, compared to the other indicators examined. This discovery leads to discussion regarding the possibility of AMH acting as a direct regulator of FSH sensitivity in certain individuals. In addition, using linear regression analysis, it was discovered that HbA1c was a predictor of hypercholesterolemia, LDL-C, and TG in the blood, it can be concluded that HbA1c can be used as a simple and reliable marker of insulin resistance in women with low due to high insulin sensitivity. Keywords: Women fertility, AMH, Calcium, Insulin resistance

FertilityCalciumInfertility-female+2
Omar Adnan Mohammed Albayatı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation between prolidase activity and vitamin d deficiency in sera of women with primary and secondary infertility in Samarra city‏‏

The study was assigned to investigate the role of prolidase and oxidative stress in women with primary and secondary infertility. For this reason, a total of 60 women with infertility were enrolled in the study over two groups (primary and secondery) and controlled with 30 healthy fertile women. The serum of women was used for testing prolidase, vitamins (D, C, A, and E), total antioxidant capacity (TAC), glutathione (GSH), malondialdehyde (MDA), selenium, and ceruloplasmin. The results have shown that MDA and prolidase were elevated significantly in infertile women of both groups compared to control. Additionally, the study was also shown a reduction in the levels of vitamin D, vitamin C, vitamin A, selenium, and ceruloplasmin in the serum of women with primary and secondary infertility compared to fertile women. İn conclusion, the infertile women oxidative stress has shown a progressive oxidative stress and high prolidase level, which all may contribute to the pathophysiology of infertility in women. 2022, 48 pages Keywords: Prolidase, vitamin D, vitamin E, vitamin C, vitamin A, Oxidative stress, Women infertility

Ascorbic acidInfertility-femaleOxidative stress+4
Bashıya Abed Husseın Al-badrı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Genetic study of the progesterone receptor for infertile in Iraqi women

The genetic causes of infertility in women are almost completely unknown. One of the genes associated with a higher risk of female infertility is the human progesterone receptor gene. Multiple polymorphisms have been discovered in this gene; however, PROGINS stands out as a variation with a 320-bp Alu-insertion in intron G and two-factor mutations in exon 4 and 5 (V660L and H770H, respectively), which both occur in the PGR polymorphism. For the purpose of determining the prevalence and pattern of the PROGINS 306 bp Alu insertion in intron G polymorphism in Iraqi women with unexplained infertility, as well as the associated risk factor, we are doing this research. PGR gene polymorphism (Alu insertion in intron G) was evaluated in 70 patients with idiopathic infertility and 60 healthy fertile women as controls in this research, which looked at the genotype frequency polymorphism of PROGINs. According to the findings, the proportion of patients with unexplained infertility who had polymorphism genotypes (G1/G2 and G2/G2) was substantially greater than that of the control group (33%). (16 percent ) We find that the PROGINS polymorphism of the PGR gene has a strong link with unexplained infertility in Iraqi women

Infertility-femalePolymerase chain reactionProgesterone+2
Alaa Alı Lafta Al-asadı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

A molecular study of interleukins IL-15 and IL-10 in infertile women infected with Streptocccus agalactiae in diyala governorate

The current study included the detection of S. agalactiae in infertile women, samples were collected by 140 samples (urine, vaginal secretions, and Pap smears), these samples were; urinary 60 (42.8%), vaginal secretions 45 (32.2%), and Pap smears 35 (25%). The bacteria was diagnosed based on culture, microscopic and biochemical tests, in addition, the Api20 system and Vitek2 device were used, and it appeared that these isolates belong to this bacteria, at a rate of 92-98%, according to the type of isolate, and this diagnosis S. agalactiae bacteria is excellent. In addition, the molecular study of the samples was carried out by extracting chromosomal DNA from blood samples taken from sterile women infected with S. agalactiae to detect some genes that included IL-10 and IL-15. The results showed that there is a discrepancy in the gene expression of IL-10 gene. The difference in the genetic makeup and allelic distributions of the IL-10 polymorphism suggests that genotype frequency may be associated with the occurrence of infertility in women with S. agalacticaae. The results of DNA electrophoresis using the initiator IL-15 also showed that there is a replication package, variation in the gene expression of the IL-15 gene.

Infertility-femaleStreptococcus agalactiaeDrug resistance-microbial+2
Shurooq Husseın Oleıwı Al-tameemı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Molecular detection of cytokines in infertile and fertile women infected with Mycoplasma genitalium in diyala governorate

Although the pathogenic role of M. genitalium in male urethritis is clear, fewer studies have been conducted among women to determine its pathogenic role in the female reproductive tract. Pelvic inflammatory disease (PID) is an important cause of infertility and ectopic pregnancy, and Chlamydia trachomatis and Neisseria gonorrhoeae are recognized microbial causes. Emerging data demonstrate an association between M. genitalium and PID, and limited data suggest associations with infertility and preterm birth. Since no previous study on the association between M. genitalium infection and infertility in women in Diyala province, so this study was suggested and also to investigate the role of certain cytokines in the pathogenesis of infertility. The present study was conducted in Diyala Teaching Hospital for Maternity and Children for the period from January 2021- October 2021. Included women were divided into two groups; 80 were fertile and another 80 were non-fertile. Generally the age of included women was 20 - 45 years. A total of 160 samples were collected; 72 were vaginal secretion and 88 were pap smears. From each study group 36 samples were vaginal secretion and 44 were Pap smear. Specimens were collected by gynecologist, and kept in cool box during delivery to laboratory, then they were kept frozen under -20°C. Furthermore, blood samples were collected from all women included in this study. Blood samples were poured in EDTA tubes and kept in 4°C. Human privacy was respected by obtaining verbal consent from each participant. The. M. genitalium was diagnosed by detection of 16S RNA gene using conventional Polymerase Chain Reaction (PCR). Blood samples from 30 women who gave positive for 16 S RNA gene were submitted for detection of Mega 1 gene, Ftsz gene and Mraz gene of cytokines using conventional Polymerase Chain Reaction (PCR). The results were found that 35 (21.8%) of the vaginal secretion and Pap smears had positive detection of 16 S RNA gene. The detection rate among fertile women was 10 (28.57%), while the detection rate among non-fertile women was 25 (71.42%). This result may signify the role of M. genitalium infection in developing infertility among women in our society. Accordingly, this study point out to the possible role of M. genitalium in the pathogenesis of infertility, suggesting that the detection of this pathogen should be included in the routine screening of infertility causes among women in Diyala province.

Infertility-femalePolymerase chain reactionCytokines
Aymen Muayad Salman Alkarkhı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The study of fertility hormones like AMH and FSH with vitamin E in the adult female diet in Baghdad, Iraq

The study aimed to investigate the relationship between fertility hormones such as AMH and FSH with vitamin E in the adult female diet in Baghdad/Iraq and the changes in AMH, FSH, vitamin E and some biochemical tests with vitamin E disorders in the adult female diet. 140 subjects were evaluated divided into 80 patients, 60 people without diet AMH, FSH and vitamin E were evaluated as control group, while the patient group included 80 subjects. AMH and FSH were measured with vitamin E and some biochemical markers in patients with AMH, FSH and vitamin E disorders in an adult female diet in Baghdad/Iraq. The results of the study were according to the following result: The study concluded that there is a statistically significant relationship in life expectancy. There was also statistical significance for weight. As for AMH, the diet of adult females significantly and significantly affected AMH levels. Vitamin E levels were affected but not significantly high because the diet did not include seizures significantly. Total cholesterol levels were also affected. We reached these results and interpretations when comparing them with females who did not follow the diet program, which was considered a control group.

Antimullerian hormoneDietFollicle stimulating hormone+6
Mustafa Jabbar Flayyıh Al-obaıdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects