Pamphlet
70 theses under this subject heading
Sâlih en-Nakşbendî-i İslambolî'nin risāle-i perìşān-nāme-i yetìm-i èallāme adlı eseri (Transkripsiyon – inceleme)
Bu çalışma araştırmacılara ve ilgili kişilere kaynak teşkil etmesi amacıyla Osmanlı sahasında dinî metinlerin önemli türlerinden biri sayılan ilmihâl örneklerinden Risāle-i Perìşān-nāme-i Yetìm-i èAllāme adlı eserin gün yüzüne çıkarılması için yapılmıştır. Çalışmanın esasını oluşturan Risāle-i Perìşān-nāme-i Yetìm-i èAllāme adlı el yazması metin 56 varaktan müteşekkil olup yazarı Sâlih en-Nakşbendî-i İslambolî'dir. Bu el yazması metin 1220 (1804) yılında Abdullah el-Meknî tarafından istinsah edilmiştir. İncelemeler sonucunda eserin iman ve İslam konularını içerdiği tespit edilmiş ve bu eserin bir ilmihâl olduğu anlaşılmıştır. Ağırlıklı olarak ilmihâl konularını barındıran eserde, aynı zamanda öğüt niteliğindeki bölümler de mevcuttur. Eserin içinde anlatılan konular müstensih tarafından bölümlere ayrılmamış, birbirine bağlı bir şekilde verilmiştir. Eser, dinî metinlerin yazı formatı olan "nesih" hattı ile kaleme alınmıştır. Yazımda daha çok siyah mürekkep kullanılmış olsa da yazmanın bazı yerlerinde kırmızı mürekkeple yazılmış yazıların da mevcut olduğu görülmüştür. Çalışma, toplamda dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilmihâl kavramının tanımı ve tarihî seyri ile ilgili bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde müellifin hayatı, eserin dil özellikleri, eserin içeriği hakkında bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde transkripsiyonda izlenen yol ile ilgili bilgiler, yazmanın transkripsiyonlu metni ve sonuç ile kaynakça yer almaktadır. Dördüncü bölümde ise eserde geçen Türkçe olmayan kelimelerin sözlüğü ile eserin tıpkıbasımı yer almaktadır. Anahtar Kelimeler Sâlih en-Nakş-bendî, İlmihâl, İslam, edebiyat
İhvân-ı Safâ risalelerinde İslam mezhepleri
Bu çalışma IV./X. yüzyılda, Abbasîlerin son zamanlarında Basra'da toplumsal kamplaşmaların ortasında beliren İhvân-ı Safâ topluluğunun kaleme aldığı Risaleler'i, İslam Mezhepleri Tarihi açısından değerlendirmeye odaklanmıştır. Kendilerini İhvân-ı Safâ ve Hullân-ı Vefâ Ehl-i Adl ve Ebnâ-i Hamd olarak isimlendiren bu gizli topluluk, dört bölüm olarak sınıflandırdıkları 52 risale ve Risâletü'l-Câmia'dan oluşan eserlerinde mezheplere dair görüşlerini konulara mezcetmişlerdir. Kendilerini Şiî ve Alevî olarak tanımlayan İhvân-ı Safâ, hiçbir ilme düşmanlık göstermediklerini, hiçbir mezhebe taassup gösterip bağlanmadıklarını, hiçbir kitabı terk etmediklerini, görüş ve mezheplerinin ise tüm mezhepleri kapsadığını ve tüm ilimleri içine aldığını iddia eder. Buna rağmen kendileri gibi düşünmeyenleri ağır bir dille eleştirir. Çalışmamızın giriş bölümünde İhvân-ı Safâ'nın yaşadığı dönem, siyasî ve sosyo-kültürel dinî durum açısından ele alınmıştır. Birinci bölümde İhvân-ı Safâ'nın eserlerine ve yazarlarına kısaca değinilmiştir. İhvân-ı Safâ'nın hangi mezhebe mensup olduğu konusunda birçok görüş ileri sürülmüştür. Bu bağlamda kendilerini dinî ve mezhebi açıdan nasıl isimlendirdikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Yayılma faaliyetleri ve kullandıkları davet metodları karşılaştırılarak İhvân-ı Safâ ve İsmâiliyye arasındaki bağ saptanmaya çalışılmıştır. Bunların yanı sıra Yedinci İmam, Mehdî, imamet-hilafet, Ehl-i Beyt konularındaki görüşleri arasında benzerlik olup olmadığı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, İhvân-ı Safâ'ya göre mezheplerin doğuş sebepleri olan ihtilaflar ve bozuk görüşler tespit edilmeye çalışılmış, Risaleler'de adı geçen mezhepler ve İhvân-ı Safâ'nın bu mezhepler hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir.
"Risâle Tete'allaku bi-Kelâmi'l-Beyzâvî fî Tercîhâtihî Beyne'l-Hanefiyye ve'ş-Şâfi'iyye" adlı eserin tahkiki ve İslâm hukuku açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, 15 ve 16. yüzyıllarda yaşamış, İbn Bilâl'in, "Risâle tete'allaku bi-kelâmi'l-Beyzâvî fî tercîhâtihî beyne'l-Hanefiyye ve'ş-Şâfi'iyye" adlı eserin tahkiki yapılmıştır. Bu çerçevede müellifin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri tanıtılmaya çalışılmıştır. Çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve kullanılan yöntemle ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifin hayatı, ilmi kişiliği ve yaşadığı döneme dair bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümüde eserin genel bir tanıtımına yer verilmiştir. Bu bölümde ayrıca eserin ismi, müellife aidiyeti, nüshanın özellikleri, muhtevası ve önemi gibi çeşitli konulara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye'de ve İslâm âleminde kullanılan tahkik yöntemlerine istinat edilerek adı geçen eserin tahkik çalışması yapılmıştır. Çalışmamızda İslâm Araştırmaları Merkezi'nin (İSAM) tahkik konusunda belirlediği kurallar dikkate alınmıştır. Sonuç bölümünde ise yapılan tahkik çalışmasından elde edilen sonuçlar özetlenmiştir. Anahtar Sözcükler: İslâm Hukuku, Hanefî, Şâfiî, Tercîh, İbn Bilâl, Beyzâvî.
الرسائل الشعرية في ديواف ابن زمرك الأندلسي دراسة تحليلية
The study entitled '' Poetic Messages in the Poetry of Ibn Zumruk AlAndalusi- an Analytic Study'' deals with topics of poetic messages as an analytic study for poetry which represents messages in poems that images the stand of the poet towards the other and appears his love, sadness, longing and his reproach to others. The thesis has showed the traditional topics that poets used to rhyme their poems according to. It has also pointed out the social topics which are regarded as renovation added to the known topics. The first chapter studies the traditional topics poetic messages in traditional purposes whereas the second chapter deals with poetic messages in social topics. The third chapter includes poetic messages in love and longing. The important of this research lies in the study of poetic messages in the collection Ibn Zumark Al Andalusi as one of the most important poets Andalusians ,whose Messages were an important parts of his poetic themes . As far the approach that I adopted in the study , it is the method of induction and Analysis to show the esthetics of the inherent semantic in texts and this approach Has provided acces to th meanings and connotations achieved by poetry messages with their multi themes for the poet Ibn Zumarik Al – Anddalusi and after we finished our study , we identified some of the important results that the study reached , including that the letters are one of the most important poetic patterns that appeared with the emergence of poetry from the pre-Islamic era until the Andalusian era , which is the era of as it included traditional and other innovative topics , and it had the great poetic role in showing the nature of the social life of the Andanusian poet Ibn Zumark at the subject level . As for the level of form, the poet was the master of the tools of his poetry , which has a great impact on serving the subject of poetic messages in terms of the grammatical and rhetorical methods on which his poems were based and we also noticed variety Ibn Zumark poems between traditional followed topics since the pre-Islamic era and new topics imposed by the new Andalusian environment , such as letters of thanks for the gift , letters of brotherhood and letters of graduations . Key words: (poetic messages ,Ibn Zumruk, complaint, morning, congratulations)
رسالة في حَلِّ البسملة والصلاة والحمدلة، للإمام محمد بن مصطفى حميد الكفوي، المعروف بآقكرماني (ت: 1074هــ) دراسةً وتحقيقاً
The purpose of this study is to study and investigate a valuable scientific work, which is "Risalah Fi Al-Basmalah Wa As-Salat Wa Al-Hamdalah" by Imam Muhammad bin Mustafa Hamid Al-Kafawi, known as Akkarmani (d: 1074 AH), The importance of this study comes from the importance of its topic, as scholars raced to the Basmalah, Tasliyah, and Hamdala, to interpret it and explain its meanings, so Muhammad bin Mustafa al-Kafawi composed his message in it, and explained some of its secrets, and distinguished the difference between its expressions, and he traveled the books of dictionaries, languages, and schools of linguists and grammarians, following the sayings of scholars to extract the benefits , Likewise, the author has more than fifty works in various sciences, which indicates the breadth of his knowledge and education. This study relied on four copies of the manuscript: the first copy is the copy of the Lebzek Library (preserved No. 099/04), the second: the Muhammad Assem Library (preserved No. 569), the third is the copy of the Al-Fateh Library (preserved No. 5353), and the fourth is the library copy Yusuf Agha (Preserved No. 9873). The study followed the descriptive-historical approach when translating the author, presenting what was available from his biography and scholarly, and the method of investigation and commentary in the investigated section, by copying the text and contrasting its copies, and proving the differences in the footnote without commenting on these differences, and extracting the Quranic verses, the hadiths of the Prophet, and attributing texts and sayings to their sources. The most important conclusions of the study were as follows: The books of biographies did not elaborate on the biography of the author, perhaps due to the lack of his students, as he worked as a judge for most of his life, and the author is
رسالة في تفسير الاية 38 من سورة الأحزاب للإمام أحمد بن روح الله الجابري دراسة وتحقيق
The reason why I chose the subject is that since I studied Islamic sciences, I love to study exegesis books and I realized their importance. The fact that exegesis is the most important way to understand the Qur'an, and that scholars have stopped by for his service for centuries, we also benefit from these services. Science reached us through scholars only by reading and applying it. The reason why I chose one of the Qur'an commentaries was that I saw some of my teachers during the preparation period and witnessed the commentators talk about the style in their works, and "The way Al-Jabiri took while interpreting his works" caught my attention. Thereupon, I tried to get to know Al-Câbirî and his works that I decided to research. First of all, after Allah's permission, the person who followed me and guided me helped me in two ways: Contributing to researching a book with a scientific heritage and diving into the depths of exegesis. The goal in my research; to introduce an important exegesis that includes important issues in its exegesis, to reveal the method and method of Al-Jabiri in exegesis, approving the accuracy of the text, examining it in a benign way and evaluating the evidence found, as requested by the author.
Beşir Efendi'nin Deveran ve Zikr hakkında risalesi (Metin inceleme-sözlük)
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada 16. yüzyılda yaşayan Kalburcu Şeyhi Pir Seyyid Ahmed Beşir Efendi'nin (ö.1570) 112 varaktan meydana gelen "Deveran ve Zikr Hakkında Risale" adlı eseri çeviri yazı usulüyle Türkçe'ye aktarılmaya çalışılmıştır. Söz konusu çalışmada "deveran" ve "zikr" hakkında bilgi verilmiştir. Kütahyalı olan mutasavvıf; ünlü şair Sunullah Gaybî'nin dedesidir. Oğlu, Şeyh Ahmed'dir. Müftülük yaptığı için Müftü Şeyh adı ile anılır. (Çavdar Baba, Kalburcu diğer ünvanlarıdır) Merkez Efendi'nin halifesidir. 1570 yılında vefat etmiştir. Anahtar Kelimeler: Kalburcu Şeyhi Pir Seyyid Ahmed Beşir Efendi, Devran, Zikr, Risale.
Şeyh Ömer Efendi Risâletü'l-Esrâr (Metin 1b-46a YK)
Bu çalışmamızın temel amacı, kültürel miras olarak gördüğümüz yazma eserlerimizden biri olan Risâletü'l-Esrâr adlı eseri, çeviriyazı ile okuyarak gerek bilim dünyasına katkı sağlamak gerekse gelecek kuşaklara aktarmaktır. Çalışmamızda Şeyh Ömer Efendi'nin düzyazı olarak kaleme aldığı Risâletü'l-Esrâr adlı tasavvufi eseri incelenmiştir. Giriş, metin ve tıpkıbasım olmak üzere üç bölüm hâlinde tasarlanan çalışmamızın giriş bölümünde Risâletü'l-Esrâr tarzında yazılmış eserler hakkında bilgi verilmiş ve fasılların özeti yapılmıştır. Metin bölümünde, metni hazırlarken imla ve şekil özellikleri konusunda nasıl bir yol izlendiği maddeler hâlinde yazılmıştır. Yine aynı bölümde transkripsiyonlu metin ve derkenarlar da yer almıştır. Son bölümünde ise eserin tıpkıbasımı verilmiştir. Bu tez ile bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olan Risâletü'l-Esrâr adlı eseri bilim dünyasına sunmuş bulunmaktayız. Anahtar Kelimeler: Şeyh Ömer Efendi, Risâletü'l-Esrâr, Tasavvuf
Şeyh Ömer Efendi Risâletü'l-Esrâr (Metin 46a-91b YK)
Bu çalışmada, Şeyh Ömer Efendi'nin Risâletü'l-Esrâr adlı eserinin 46a-91b varakları incelenmiştir. Tezimizin hazırlanma amacı, Risâletü'l-Esrâr'ın çeviri yazı ile aktarımını yaparak daha önce üzerinde hiçbir çalışma yapılmayan bu eseri insanların dikkatlerine sunmaktır. Çalışmamızı; giriş, metin ve tıpkıbasım olmak üzere üç bölüm halinde hazırladık. Giriş bölümünde "Risâletü'l-Esrâr Tarzında Yazılmış Eserlere Genel Bir Bakış" başlığı altında risalenin ne olduğu, tarihsel gelişimi hakkında bilgi verilmiş, tasavvufi bir risale olan Risâletü'l-Esrâr tarzında yazılmış eserler incelenmiştir. Yine giriş bölümünde "Risâletü'l-Esrâr'ın İçeriği" başlığında fasılların özeti verilmiştir. Metin bölümünde; öncelikle dil ve imlada nasıl bir yol izlediğimiz "Dil ve İmlada İzlenilen Yol" başlığında açıklanmış, daha sonra metin verilmiş, son olarak da derkenarlar metne dâhil edilmeyerek ayrı bir başlık altında yer almıştır. Tezimizin üçüncü bölümünü de "tıpkıbasım" oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Şeyh Ömer Efendi, Risâletü'l-Esrâr, Tasavvuf
Sigara ile ilgili yazılmış risalelerin İslam Hukuku açısından değerlendirilmesi
Sigara İle İlgili Yazılmış Risalalerin İslam Hukuku Açısından Değerlendirilmesi konulu çalışmamız üç bölümden oluşturuldu. İlk bölümde tütün ve ondan üretilen sigara tanıtıldı. Tütün ve sigaranın tarihi serüveni ele alınarak tezimizin amacına uygun bir zemin oluşturulmaya çalışıldı. İkinci bölümde sigara hakkında İslam âleminde meşhur olan klasik diyebileceğimiz günümüzde de sigara hakkındaki tartışmalarda kendilerine referans olarak atıf yapılan çeşitli dönemlerde kaleme alınmış risâleler ele alındı. Bu risaleleri tanıtarak öncelikle sigaranın dini hükmüne dair müelliflerin görüşlerine yer verildi. Çalışmamızdaki risâleler sigaranın helalliğini savunanlar, haramlığını iddia edenler, tarafsız kalanlar ve farklı yönlerine değinenler olmak üzere dört kısımda değerlendirildi. Bu eserleri yazan müellifler hakkında kısa bilgilere yer verildi. Üçüncü bölümde risalelerde sigaranın haramlığı hakkında dayanak olarak gösterilen gerekçe ve sebepler ele alındı.
İhvân-ı Safâ da Nefs tezkiyesi
Tezin konusu "İhvân-ı Safâ'da Nefis Tazkiyesi"dir. Konu İhvân-ı Safâ risaleleri ve İhvân-ı Safâ hakkında yazılmış kitap ve makalelerden yararlanılarak hazırlanmıştır. Tezin amacı, İhvân-ı Safâ'nın nefse bakış açısını tespit etmek ve nefis tezkiyesi hakkındaki görüş ve yorumlarını ele almaktır. Yapılan araştırmada İhvân-ı Safâ'nın salt bir felsefî grup olmadığı aynı zamanda bir sufî tarikat gibi nefis tezkiyesini önemsediği, marifete ulaşmanın ve kurtuluşa ermenin önemli bir bir koşulu olarak gördüğü görülmüştür. Yine İhvân'a göre nefsi perdeleyen ve engelleyen etmenin maddî veya cismanî varoluş olduğu ve nefsin kurtuluşunun maddî bağımlılık ve alışkanlıklardan kurtulmak ile sağlanabileceği tespit edilmiştir. Bu tezle, İhvân-ı Safâ'nın da tasavvuf düşünce sistemi içerisinde inceleme konusu edinilmesine, bu mistik ve gizemli tarikatın tasavvufî ve irfanî görüş ve yorumların ele alınmasına vesile olabileceği öngörülmektedir.
Risale-i elfaz-ı küfür (inceleme-metin-sözlük)
Osmanlı Türkçesi Eski Oğuz Türkçesinin devamı olarak 14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar yazı dili olarak varlığını sürdürmüştür. Bu süre zarfında pek çok edebî, ilmî ve dinî eserler kaleme alınmıştır. Kaleme alınan bu eserler Türkçenin zengin söz varlığı açısından da oldukça önemlidir. Yapılan bu çalışmada, Bedr er-Reşid Muhammed b. İsmail'in Arapça yazdığı Risâle-i fî-Elfâz-ı küfr adlı eserinin ismi belli olmayan bir mütercim tarafından Osmanlı Türkçesine çevrilen ve Türk Dil Kurumu Yazma Eserler Arşivine kayıtlı A55 nolu Risale-i Elfaz-ı Küfür adlı eser yeni harflere aktarıldı. Eser yeni harflere aktarıldıktan sonra, dil özellikleri açısından incelenip, metnin sözlüğü oluşturuldu. Çalışma giriş, inceleme, metin, sözlük olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Risale-i Elfaz-ı Küfür, dini-didaktik içerikli bir eserdir. Eserde hangi sözlerin küfür sözleri olduğu, hangi sözlerin kişiyi dinden çıkarttığı üzerinde durulmuştur. Arapçadan Osmanlı Türkçesine tercüme edilen eserin istinsah tarihi belli değildir. Eser 40 varak olup, her varak 13 satırdan teşekkül etmektedir.
Yunus Emre'nin Risâletü'n-Nushiyye'sindeki ahlaki değerler
Yunus Emre ile alakalı birçok çalışma yapılmış ancak eserlerindeki ahlaki değerler pek fazla ele alınmamıştır. Araştırmanın amacı Yunus Emre gibi şiirleri çağları aşmış bir tasavvuf şairinin ahlaka verdiği önemi bizzat kendi eseriyle gözler önüne sermektir. Aynı zamanda onun sadece ahlaki değerlere ayırdığı Risalesine dikkat çekebilmektir. Araştırma, Yunus Emre'nin Risalesinde geçen ahlaki olgular çerçevesinde şekillenmiş ve bu ahlaki ilkelerin geçtiği beyitlerin müstakil başlıklar altında paylaşılmasıyla oluşmuştur. Bu nedenle çalışmamız Yunus Emre'nin kendi eserleri başta olmak üzere ve ahlak alanındaki kitap, makale ve tezler ayrı ayrı incelenerek ve bu materyallerden yararlanılarak hazırlanmıştır. Çalışmamızdaki amaç, birey ve toplum açısından çok büyük bir öneme sahip olan ahlak kavramının Yunus Emre tarafından nasıl ele alındığını tespit etmektir. Anahtar Kelimler: Ahlak, Yunus Emre, Din, Değer, İslam, Risalet'ün-Nushiyye.
İhvan-ı Safa risalelerinde kötülük problemi
Kötülük problemi, Din Felsefesi Bilim Dalı'nın ilgilendiği temel problemlerden birisidir. Bu problemin temeli, varlık âlemindeki çeşitli kötülüklerin, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, mutlak adalet ve iyilik sahibi bir Tanrı'nın varlığı ile çeliştiğine dair iddiadır. Bu iddia, Tanrı'nın varlığını reddeden ateistler, O'nun varlığı veya yokluğunu bilmemiz imkânsızdır diyen agnostikler ile O'nun varlığı konusunda şüphe içerisinde kalan septiklerin temel dayanaklarından birisidir. Bu çalışmada, Kindi ve Farabi ile birlikte İslam Felsefesinin ilk temsilcilerinden sayılan İhvan-ı Safa'nın kötülük problemine bakış açısı ve onun çözümüne yönelik önerdiği çözüm yolları ele alınmıştır. İhvan-ı Safa'ya göre, her şeyi yoktan var eden, mutlak ilim, kudret, hikmet ve iyilik sahibi, ezeli ve ebedi olan, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu bir Tanrı vardır. Bu âlem ve içindeki her şey, Tanrı tarafından yaratılmıştır. Bu âlemin yaratılışında ve düzeninde hiçbir problem yoktur. Bu âlemde var olan her şey, olması gerektiği zaman, mekân ve şekilde var olmuştur. Bazı zamanlarda, bazı tikel varlıkları olumsuz etkileyen sınırlı sayıdaki birtakım gelişmeler, tümelin yararına olduğu için, kötülük olarak değerlendirilip sorumluluğu Tanrı'ya yüklenemez. İnsanların özgür iradeleriyle işledikleri kötülüklerin sorumluluğu ise, bu kötülüğe sebep olan kişilere aittir. Bu tür kötülükler, ahirette failleri cezalandırılarak, mağdurları ise ödüllendirilerek telafi edilecektir. Anahtar Kelimeler: İhvan-ı Safa, Tanrı, Âlem, İyilik, Kötülük, Tümel Varlık,Tikel Varlık.
Tasavvuf kültüründe ve Gazalî'de tevbe
Tevbe, kelime anlamı olarak günahlardan vazgeçerek dönmek, pişmanlık duyarak af dilemektir. Terimsel manasıyla, bir uyanış ve silkiniştir. Kişinin şirk, küfür ve nifaktan imana, batıldan hakka, yanlıştan doğruya, isyandan itaate, günahtan ve hatadan sevaba yönelmesi, geçici olan günah hâlini bırakıp aslî olan salah hâline dönmesidir. Nasuh Tevbesi, kulun günahlardan pişmanlık duyarak, bir daha eski duruma dönmeme azmiyle yapılan samimi, ciddi ve bozulmayan tevbedir. Yüce Allah, bir kısım ayetlerle insanlara tevbe edip iman çizgisine dönmeyi, günahlarda ısrarcı olmayıp terk ederek nefislerini temizleyip ıslah etmeyi ve kulluk sınırlarını aşmamayı teşvik etmiş böylece de dünya ve ahiret azabından kurtulacaklarını belirtmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) ise günahlardan arınma ve kurtulma yolu olarak ümmetine tevbeyi işaret ederek rehberlik etmiştir. Mutasavvıflar da tevbe kavramını ele almış, makamlarından kaynaklanan farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Diğer Mutasavvıflar gibi Gazalî de işlenilen günahların kalbi hasta edeceğini, hasta kalbin de kişiyi tekrar günahlara yönlendireceğini şartlarını tam yerine getirmek suretiyle tevbe edilmesi halinde Allah'ın tevbeleri kabul edeceğini belirtmiştir. O, günahlara düşme sebeplerini ve onlarda ısrar etmekten vazgeçirecek etkenleri açıklamış, çözüm olarak da özel ilmi ve sabrı tavsiye etmiştir. Anahtar Kelimeler: Tevbe, Günah, Tasavvuf, Gazalî, Tevbe Risalesi.
د ِن ُم َح َّمِد ب ِن ُم َح َّمِد ب َش ْم ِس الِّدي ِ َّ ِة لل َّشْيخ ِب ال َحـنـفيـــ َهـ َمـذْ ِ فِــي تَز ِجـــيح ِرِفي )ت ِال ٍل العَ ْينِي ال َحنَ ِن ب اب 759هـ
The subject of this thesis is the investigation and study of an important message in the science of jurisprudence and its origins by a well-versed scholar of the later Hanafi scholars and jurists, who put in writing in various sciences, but he did not get his right of fame to benefit from it and with his knowledge the students of science, that is Abu Abdullah Shams al-Din Muhammad ibn Muhammad ibn Bilal al-Aini. Al-Hanafi, who died in the year nine hundred and fifty-seven of the honorable Prophet's migration, and who drew my attention to this distinguished scholar with his kind message in favoring the doctrine of the Hanafi masters and responding to Al-Baydawi in his interpretation, when he preferred the Shafi'i doctrine in many jurisprudential and fundamental issues. I investigated this thesis in a precise scientific investigation, and studied it briefly in the light of the scientific data that I extracted from the text, and I relied in the investigation a lot of sources and references, foremost of which are Hanafi jurisprudence books, books of translations, definitions, interpretation and hadith, and some books of Shafi'i jurisprudence, and comparative jurisprudence. Perhaps one of the most prominent difficulties that I faced in the investigation was the lack of a second copy of the manuscript that would enable me to interview the text, adjust it and extract it as its author, may God Almighty have mercy on him, wanted it to be! But by the grace of God Almighty, I was able to overcome this obstacle through careful, careful and careful reading of the text of the manuscript, and comparing it with the interpretation of al-Baydawi and its texts, and the Hanafi jurisprudence books that reported most of the issues mentioned by the author. God bless and Pacific to the straight path
Molla Said El-Arnâsî'nin hayatı ve Şerhu'l- ʿAvâmil adlı Risalesi'nin tahkîki
Nahiv tedrisatında kullanılan en önemli çalışmalardan biri Abdulkâhir el- Curcânî'nin ʿAvâmil adlı eseridir. Bu eser üzerine birçok şerh ve haşiye çalışmaları yapılmıştır. Bu eseri şerh edenlerden birisi de Molla Said el-Arnâsî'dir. Molla Said, 1910 yılında Mardin'in Midyat ilçesine bağlı Arnas/Bağlarbaşı köyünde doğmuş ve hayatını islami ilimler tedrisatına adamıştır. Birçok ilim dalında eser kaleme alan Arnâsî'nin telif ettiği eserlerin birçoğu günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan eserlerinden biri bu çalışmanın konusu olan "Şerhu'l- ʿAvâmil" adlı eseridir. Şerhu'l- ʿAvâmil adlı eser 49 sayfadan ibaret olup Arapça'ya yeni başlayanlar için telif edilmiştir. Bundan dolayı dili basit ve akıcıdır. Eser ʿAvâmil'in i'râbı niteliğindedir. ʿAvâmil eserinde getirilen tüm örneklerin i'râbı yapılmış gerekli görüldüğü yerlerde farklı örnekler getirilip i'râblar verilmiş ve izahlar yapılmıştır. Eserde harf-i cerler konusuna ayrıntılı bir şekilde yer verilip örnekler ile konu daha anlaşılır hale getirilmiştir. Bunun devamında ise fiillere benzeyen harfler konusu ele alınmıştır. Bu konunun bir kısmı ele alınmış ve diğer konularına değinilmemiştir. Eserin kalan kısmı ise günümüze ulaşmamıştır. Bu çalışmada eserin tahkiki yapılmış ve müellifin hayatı aktarılmıştır.
Diyârbekirli Niyâzî-Amid-i Sevdâ-Tahzîr (inceleme-metin)
Çalışmamızda, Abdulhamîd Niyâzî Çıkıntaş'a (Diyârbekirli Niyâzî) ait Âmid-i Sevdâ-Tahzîr adlı eserin incelenmesi ve yeni yazıya çevrilerek ilim dünyasının istifadesine sunulması amaçlanmıştır. Tezimize konu olan metin, biçimsel açıdan ve içerik yönünden risâle niteliğindedir. Nitekim Anadolu coğrafyasında, Osmanlı medeniyetinden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar, çoğunlukla tek bir meseleyi konu edinen; ilmî, dinî ve edebî konularda kaleme alınan ve hacimce küçük, muhtasar eserlere risâle adı verilmektedir. Başta yazma eser kütüphanelerinin en zengin kısımları olmak üzere büyük kataloglamaların önemli bir bölümü risâlelere ayrılmıştır. Bu hacim, Osmanlı müelliflerinin risâle türüne verdiği önemi göstermektedir. Ayrıca bu durum, halkın bu tarz eserlere ne kadar ihtiyaç duyduğunun göstergesi olarak düşünülebilir. 1856-1934 yılları arasında yaşamış olan Diyârbekirli Niyâzî, Diyârbekir'in sosyal, kültürel, siyasi ve edebî hayatına kendi döneminde ve sonrasında damga vuran önemli şahsiyetlerden birisidir. Genel itibarıyla içkinin zararlarının anlatıldığı Âmid-i Sevdâ-Tahzîr adlı risâle niteliğindeki eseri inceleyen tezimiz, müellifin hayatı, metnin incelemesi ve metnin yeni yazıya aktarılması olmak üzere üç temel başlıktan oluşmaktadır. İşlediği konu ve konunun işleniş şekli bakımından tüm zamanlara seslenebilen Âmid-i Sevdâ-Tahzîr adlı eser, başta Diyârbekir olmak üzere Türk edebiyatı ve kültüründe kendine yer bulabilecektir. Ayrıca çalışmamızda, eserin manzum ve mensur özelliklerini ortaya çıkarma, kendi türü içindeki yerini ve önemini belirleyerek bu alandaki bir eksikliği giderme amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Diyârbekirli Niyâzî, Risâle, Âmid-i Sevdâ-Tahzîr, İçki Meclisleri, Hamr.
Ebu Bekr el-Harizmi ve resailuhu
Fıkıh usûlü tarihinde kayıp halka: Hicri III. ve IV. asırlarda usûlî görüşler
Usûl konularını ele alan ilk eser olan Şâfiî'nin (ö.204) Risale'sinden sonra ilgili alanda yaşanmış gelişmeler ile ilgili bir boşluk gözlemlenmektedir. Bu çalışmadaki amacımız "kayıp halka" veya "karanlık çağ" denilen bu döneme bir nebze olsun ışık tutmaktır. Bu dönemin karanlık veya kayıp olarak isimlendirilmesinin sebebi, döneme ait yazılmış eserlerin elimize ulaşmamış olmasıdır. Bu çalışmada, Şâfiî ve sonrasındaki yaklaşık iki asırlık zaman içinde yaşanan gelişmeleri konu olarak ele aldık. Çalışmamızda III. ve IV. asırlar arasındaki usûl ilmi ile ilgili gelişmeleri tespite çalıştık. Bunu gerçekleştirmek için üç aşmalı bir yol takip ettik: Çalışmamızın birinci aşamasında söz konusu dönemdeki usûl ile ilgili literatürü ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamızın ikinci aşamasında, iki dönem arasındaki kavramsal gelişimlerin düzeyini tespit etmek için Şâfiî'nin Risâle'si ile Cessâs'ın (ö.370) Fusûl'ünü karşılaştırdık. Çalışmamızın ana ve son aşamasında ise iki dönemin usûlcülerinin görüşlerini, günümüz usûl eserlerindeki sistematiği esas alarak, detaylı bir şekilde inceledik. Bu bölümde özellikle Zerkeşî'nin (ö.794) kronolojik ve ansiklopedik tarzda yazılmış eseri el-Bahru'l-Muhît'i esas aldık. Anahtar Sözcükler Şâfiî, Risâle, Cessâs, Fusûl, Tedvîn, Usûl, III-IV. asırlar.
"Nazîr İbrahim Gülşeni'nin Letâifü'l-İnsân" adlı risalesi (Metin -inceleme)
Tezimizin konusu Nâzır İbrahim Gülşenî'nin Letâifü'l İnsân adlı eserinin metin incelemesidir. İnsanın, kâmil seviyeye yükselebilmesi için çıkacağı basamakların anlatıldığı bu eser, onun melekelerinin bahsedildiği latifeleri ve müşahedeleri tarikat kardeşlerine özetle anlatmaktadır. Eser adeta tasavvufî ıstılahlar/kavramlar sözlüğü içeriğine sahiptir. Özellikle ahlakın güzelleşmesine dair kavramları maddeler halinde ortaya koymaktadır. Her bir kavramı ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerle birlikte tasavvuf büyüklerinin sözlerini de aktararak hem lügat hem ıstılah anlamlarıyla açıklar. Eserin Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Süleymaniye Kütüphanesi, İstanbul Belediye Kütüphanesi ve İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde dört el yazma nüshası bulunmaktadır. Eserin konusu insandır. Amacı ise insanın olgunlaşmasıdır. İnsanın özelliklerini bilmenin insanın kemaline katkı sağlayacağı düşüncesiyle kaleme alınmıştır. Eserde geçen kavramları sadece tasavvufi açıdan değil, beden ile ilgili kavramlarda olduğu gibi tıb ilminden de istifade ederek geniş bir bakış açısıyla ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Gülşeni, Letâifü'l İnsân
İbrahim b. Muhammed el-Yalvacî ve Risale fî İhbar bi-Ellezi (İsm-i Mevsûl)
Bu çalışma İbrahīm b. Muḥammed el-Yalvācī (M.1810/M.1876) tarafından 1838'de yazılmış "Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī" adlı eserin edisyon kritiğidir. Yalvācī'nin Risalesi'nin konusu; ilk cümledeki bir öğeyi vurgulamak için o cümlenin ism-i mevsûlün ana edatı olan "ellezi" ya da harf-i tarif olan "elif lam" kullanarak yeniden oluşturulmasıdır. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Bunlar bir giriş ve üç ana bölümdür. Giriş bölümünde de çalışmanın konusunu, amacını ve metodunu irdelenmiştir. Yine girişte Yalvācī'nin hayatını işlemeden önce ölümünden önceki yüzyılın özelliklerini sunulmuştur. Son olarak Osmanlı'da Medrese ve medreselerde okutulan Arapça gramer hakkında özet bir bilgi verilmiştir. İlk bölümde İbrahīm b. Muḥammed el-Yalvācī'nin hayatı ve eserleri işlendi. Doğumu, eğitimi, hocaları, kariyeri ve ölümü hakkındaki tüm bilgileri sunmaya çalıştık. Eserleri hakkında kısa bilgiler ve bu eserlerin hangi kütüphanelerde bulunduklarının malumâtını da verdik. İkinci bölümde Risāle fî İḫbār bi- bi-Elleẕī'yi ele aldık. Bundan sonra yazarın risaledeki metodunu, Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī'nin kaynaklarını ve bu risalenin nüshalarının özelliklerini sunduk. Daha sonra ise tahkikdeki izlediğimiz metod hakkında bilgi verdik. Son bölümde Risāle fî İḫbār bi-Elleẕī'nin tahkikli metnini sunduk. Tahkik esnasında elimizde üç nüsha bulunmakta idi. Ayetler, hadisler, şiirler, kişiler, yerler, kaynaklar vb. hakkında bilgiler dipnot olarak verilmiştir. Anahtar kelimeler: Yalvacî, İbrahim b. Muhammed, İhbar bi-Ellczi, İsm-i Mevsûl.
Investigation and definition of the manuscript of the footnote of Ebussuud Efendi on the book of sales from "Al-Inaye fi Sharh Al-Hidayah"
One of the first concerns of Muslim scholars throughout the ages is the principles of Islamic jurisprudence because of its importance as it is a source of knowledge of the provisions of halal، haram، worship، duties and sunan. One of the most important sections of the jurisprudence: Jurisprudence transactions، it is a daily need in the transaction life of a Muslim. One of the jurists interested in this section of jurisprudence Ebussuud Efendi، who wrote a footnote (Al hashyah) on the chapter of the sale from the book " AL-Inaye fi Sharh Al-Hidayah Bidayat al-Mubtadi" by Islamic scholar Burhan al-Din AlMarghinani and still until this time manuscript. Because of its importance, it was chosen, achieved, and studied in this thesis. In this abstract, research objectives will be presented, its scientific value, the difficulties that the researcher faced, the most important ideas presented in the thesis and the results that were reached. The thesis contains introductions and tow chapters The first chapter: It includes a profile of Ebussuud Efendi, the book (AlHidaya), its author Al-Marghinani, and the book (AL-INÂYE) and his book Al-Babarti The second chapter: It includes the manuscript and that the manuscript is attributed to its owner, its data, and the researcher's plan in the investigation, and then the verified text. At the conclusion of the thesis were the results of the research. Keywords: Abussuud Efendi، Heed، Al-Babarti، Sales، Stipulated right of cancellation
İmkân risaleleri bağlamında Kemalpaşazâde'nin imkân anlayışı
İmkân kavramı Aristoteles çevirileri ile birlikte İslam dünyasına intikal etmiş daha sonra bu kavram mütekaddim kelam geleneği içerisinde ve İbn Sînâ öncesi felsefe geleneği içerisinde çeşitli yaklaşımlar ile ilerleme kaydetmiştir. İbn Sînâ ile birlikte metafizik ilminin temel bir kavramı haline dönüşen imkân kavramı İbn Sînâ sonrasında Gazzâlî ve Fahreddîn er-Râzî ile birlikte farklı yönleri ile ele alınmaya devam etmiştir. Bu iki isim sonrasında Nasîruddîn et-Tûsî'nin ve Adudüddin el-Îcî tarafından kaleme alınan metinlerde yer alan imkân meseleleri bu metinler üzerine oluşan şerh ve haşiye gelenekleri vasıtası ile Osmanlı düşüncesine intikal etmiştir. Osmanlının en düşünürlerinden birisi olan Kemalpaşazâde de imkân konularına ilişkin olarak Risâle fi tahkîki luzûmi'l-imkân li'l-mümkin, Risâle fi'l-eys ve'l-leys, Risâle fî enne'l-mümkin lâ yekûn ehadu tarafeyhi evlâ bih li-zâtih ve Risâle fî'l-fakr isimli dört risale kaleme almıştır. Risalelerde kendinden öncekilerden tevarüs ettiği ilmi tecrübeyi de ortaya koyan Kemalpaşazâde, o dönem için imkân konusu etrafında tartışılan konuları ayrıntılı bir şekilde tahlil etmiş ve yer yer özgün görüşler ortaya koymuştur. Bu tez, mezkûr risaleler bağlamında Kemalpaşazâde'nin imkân hakkındaki görüşlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tezin birinci bölümünde İbn Sînâ'ya gelinceye değin imkân kavramının gelişimi genel hatları ile ortaya koyulmaya çalışılmış ve İbn Sînâ'nın mümkün varlık anlayışının hangi sorunlara cevap verdiği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde İbn Sînâ sonrasında Gazzâlî, Fahreddîn er-Râzî, Nasîruddîn et-Tûsî ve Adudüddin el-Îcî bağlamında müteahhir dönem kelam geleneğinde imkân kavramı ile ilgili oluşan literatür genel hatları ile ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde Kemalpaşazâde'nin dört risalesi temele alınarak imkân mevzularında sahip olduğu fikirler tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümüne yapılan Kemalpaşazâde'nin imkân meselelerinde özgün yönleri üzerine genel bir değerlendirme yapılmıştır.