Medical oncology

59 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Jinekolojik onkoloji tanısı alan kadınlarda algılanan sosyal desteğin posttravmatik stres bozukluğuna etkisi

Jinekolojik kanserler kadınlarda morbidite ve mortalite oranları oldukça yüksek olduğundan dolayı kadın sağlığı açısından önemli bir konu olarak belirlenmiştir. Jinekolojik kanserler, kadınlar tarafından ölümcül bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda kadın üreme organları cinselliğin, üretkenliğin ve anneliğin sembolü olarak kabul edilip, bu organların aniden kaybolması kadının beden imajını olumsuz yönde etkilerken benlik saygısını düşürmektedir. Uluslararası ve ulusal literatür incelendiğinde jinekolojik onkoloji tanısı alan kadınlarda emosyonel sorunlar ve sosyal destek ilişkisinin birlikte ele alındığı pek çok sayıda çalışma olduğu ancak posttravmatik stres bozukluğuna ilişkin sınırlı sayıda çalışma olduğu görülmektedir. Bu argümandan yola çıkarak planlanan bu çalışmada jinekolojik onkoloji tanısı alan kadınlarda algılanan sosyal desteğin posttravmatik stres bozukluğuna etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Ankara Şehir Hastanesi Jinekoloji Onkoloji biriminde yazılı izinler alınarak kanser tanısı aldığı süreden bir yıl kadar zaman geçmiş olan 277 kadından oluşmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından oluşturulan 23 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu (KBF), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Posttravmatik Stres Bozukluğu Ölçeği (PSBÖ) ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Araştırma sonuçlarını değerlendirmek için istatistiksel tanımlayıcı kriterler (ortalama, medyan, standart sapma, yüzde) kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasındaki farkı belirlemek için Mann Whitney U testi, ikiden fazla bağımsız grup için Kruskal Wallis testi, iki sürekli değişken olduğu durumda Spearman korelasyon katsayısı analizi kullanılmıştır. Çalışma kapsamına alınan kadınların ortalama 55,94 yaş aralığındadır. (SS:10,768, min:28, max:91.). Farklı çocuk sayılarına ait kadınlar arasında travma sonrası stres bozukluğuna ait anlamlı bir fark bulunduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Farklı eğitim seviyelerine sahip kadınlar arasında posttravmatik stres bozukluğuna ilişkin anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Posttravmatik Stres Bozukluğu Ölçeği (PSBÖ) puanı ile Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeğinin (ÇBASDÖ) puanı arasında yüzde 30,9'luk negatif ve anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. (p<0.001). Sosyal destek, posttravmatik stres bozukluğunu olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir.

Algılanan sosyal destekGenital hastalıklarGenital neoplazmlar-kadın+6
Gülseda Yardımcı
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk onkoloji hastanelerinin bekleme ve oyun alanlarında fiziksel özelliklerin kullanıcı açısından değerlendirmesi

Çocuk hastanelerinde farklı yaş gruplarından kullanıcıların bir arada olması nedeniyle tasarımda dikkat edilmesi gereken pek çok unsur bulunmaktadır. Özellikle kanser hastalığında hastaların tedavi sürecinin büyük bir kısmı hastanede geçmektedir. Çocuklar için bu süreç çok daha akılda kalıcı ve streslidir. Yabancı bir yerde bulunmanın verdiği rahatsızlıktan dolayı kaygı ve korkuları artar. Bulundukları mekanların tasarımı bu endişe ve korkuları azaltabilecek etkiye sahiptir. Bu çalışmanın amacı çocuk onkoloji hastanelerinde bekleme ve oyun alanlarının incelenmesi ve sorunların belirlenmesidir. Bu doğrultuda kullanıcıların gereksinimleri ve mekansal gereksinimler belirlenmeye çalışılmıştır. Bursa Sabahattin Gazioğlu çocuk hematoloji ve onkoloji hastanesinin poliklinik bekleme alanlarında gerçekleştirilen çalışmada gözlem ve anket yolu ile değerlendirme yapılmıştır. Hasta yakınları ve hastane personeline bekleme ve oyun alanlarıyla ilgili anketler uygulanmıştır. Hem gözlem hem de anketlerden elde edilen sonuçlar doğrultusunda sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunlar için çözüm önerileri sunulmuştur.

Bekleme konumuMimari tasarımOyun alanları+3
Meltem Yağmur Karataş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Şehir Hastanesi nöroloji ve tıbbi onkoloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarının evde sağlık hizmetleri hakkında bilgi düzeyi

Giriş: ESH gün geçtikçe dünya ve ülkemiz için önemi artan bir konudur. Kronik hastalıkların görülme sıklığının artması, nüfusun yaşlanması, evde bakım teknolojilerinin gelişmesi, hastanelerden erken taburculuk imkanlarının gelişmesi ESH'ye ihtiyacı arttırmaktadır. ESH alan kişi/aile sayısı artış gösterse de halen yeterli düzeyde ve verimlilikte çalışılamamaktadır. Bu araştırma ile amacımız hasta ve hasta yakınlarının ESH hakkındaki farkındalığını arttırmak, konu hakkındaki bilgi düzeylerini görmek ve eğer varsa bilgi eksikliklerinin giderilmesi için uygun planlama yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ocak 2020 ve Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Nöroloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarına anket dağıtılarak yapılan kesitsel bir çalışmadır. 330 hasta/hasta yakını çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler SPSS Statistics 20 programı kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 44.58 idi. Eğitim durumları incelendiğinde %49,24 (n:162) ile en çok üniversite ve üzeri eğitimli katılımcılarımız vardı. Katılımcıların %54,88'inin (n:180) geliri giderine eşit olduğu görüldü. Katılımcılarımızın çoğunluğu %68,08 (n:224) ile hasta yakını idi. Katılımcıların %45,6'sı (n:47) Onkoloji, %54,4'ü (n:56) Nöroloji kliniğinde tedavi görmekte idi. Katılımcılarımızın çoğu ESH'yi duymuştu (%79,7). ESH'yi duyan katılımcılar en çok sağlık personeli sayesinde (%58) ESH'den haberdar olduklarını söylerken, ikinci sırada %40,3 TV, radyo, internetten duyduklarını belirttiler. Aile hekimlerinin daha önce evde sağlık hizmeti konusunda bilgi verdiği kişiler katılımcıların %43,2'si (n:142) idi. Katılımcıların %27,6'sı (n:91) evde sağlık hizmetlerinden yararlandıklarını belirtti. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan katılımcıların en sık (%29,7) ilaç raporu nedeniyle ESH'den yararlandığı görüldü. Katılımcıların %87,2'si (n:272) ihtiyaçları olduğunda ESH'den yararlanmak istediklerini belirtti. ESH'den kimler yararlanabilir sorusuna doğru cevap yüzdeleri yüksekti. Katılımcıların ESH'den beklentileri incelendiğinde; en çok beklenti %81,81 (n:270) oranı ile hastaların ilaçlarının reçete edilmesi ve ilaç raporlarının evde sağlık tarafından düzenlenmesi iken en düşük beklenti diş hekimi muayenesi yapılması [%26,97 (n:89)] idi. Katılımcılar ESH'yi hangi kurumlardan alabileceklerini ve nasıl başvuracaklarını biliyorlardı. Katılımcılara ESH'nin verdiği hizmetler hakkında fikirlerini sorduğumuzda; en az doğru yanıt verilen önerme %36,36 (n:120) oranıyla ESH "Acil durumlara müdahale eder" ifadesi idi. İkinci en az doğru yanıt %38,18 oranıyla ESH "Ağız ve diş sağlığı hizmetleri verir" önermesi oldu. ESH hakkında verilen çeşitli önermelere verilen cevaplarda "ESH aynı gün eve gelir" önermesinde doğru, yanlış ve bilmiyorum cevap oranları birbirine yakındı. Diğer önermelere doğru cevap oranları yüksekti. Anket sonuçlarını ESH'den yararlananlar ve yararlanmayanlar olarak kıyasladığımızda bir çok alanda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık görüldü. ESH'den yararlanmak katılımcıların bilgi düzeyini arttırmıştı. Ekonomik durumun ve eğitim düzeyinin ESH hakkında bilgi düzeyinde fark yaratmadığı görüldü. Aile hekiminden ESH hakkında daha önce bilgi alan ve almayan katılımcıları kıyasladığımızda, ESH hakkında aile hekiminden bilgi almış olanların bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: Katılımcıların geneline baktığımızda evde sağlık hizmetleri konusunda fikir sahibi olduklarını gördük. Ekonomik durum ve eğitim düzeyine göre bir çok alanda fark olmadığını gördük. Eğitim düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı fark görülen alanların çoğunluğunda ilköğretim mezunu katılımcılar daha bilgili olarak görüldü. İlköğretim mezunu katılımcıların ESH'ye daha çok ihtiyaç duyma ihtimalleri vardır. ESH'den yararlanan katılımcıların ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almış olanların bilgi düzeyleri ESH'den yararlanmayanlar ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almamış olanlara göre daha yüksekti. Bu sonuç ESH hakkında eğitimler verilmesinin önemini göstermektedir. Aile hekimlerinin ESH hakkında bilgilendirdiği katılımcıların bazı önermelerde bilgi düzeylerinin düşüklüğü sağlık personellerinin de ESH hakkında bilgi düzeylerinin yeterli oranda olmadığını düşündürdü. Hasta ve hasta yakınları kadar sağlık personellerinin de ESH hakkında eğitimlere tabi tutulması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Ankara şehir hastanesi, Evde sağlık hizmetleri, Nöroloji, Onkoloji

Aile hekimliğiAnkaraEvde sağlık hizmetleri+6
Didem Demirdöven
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of job stress experienced by nurses working in oncology units

The nursing profession is one of the most stressful professions, as the oncology nursing staff faces many challenges in their daily work , Numerous nurses experience elevated levels of occupational tension at work. As a result of stressful workplaces and duties, stress influences the conduct of nurses on hospital wards. Occupational stress has a significant impact on the health and well-being of employees, as well as their quality of life and family life, job satisfaction, attrition, and absences from work. It is becoming increasingly difficult to disregard the factors that are plainly significant in work-related stress, such as lengthy working hours, the quality of relationships between hospital workers, inadequate supervision, a poor work environment, and a heavy burden. In addition, the physical environment, including temperature, illumination, and noise levels, has significant effects on the stress levels of hospital staff . In our cross-sectional study, which included (220) nurses working in oncology units, conducted in Dhi Qar and Najaf governorates in Iraq, socio-demographic questionnaire and a Perceived stress scale were used to gather the data. The statistical software package SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 was used to analyze the data. One-way analysis of variance was used for the comparison of more than two independent groups, independent t test was used for the difference between two independent groups, and Bonferroni was used to identify the group that made a difference when there was a difference. The data used were tested for conformity to normal distribution. Conformity to normal distribution can be examined with Q-Q Plot drawing . In addition, the normal distribution of the data used depends on the skewness and kurtosis values being between ±3 . When comparing quantitative data with normally distributed data, independent t tests were used to determine whether there was a difference between two independent groups, one-way analyses of variance were used to compare more than two independent groups, and Bonferroni was used to identify the group that was responsible for the difference. A high stress ratio was found, where the average perceived stress scale was 29.72, Among the most important factors causing stress was the inadequate nursing staff, mistakes during work, shortage of experience, and the non-positive relationship between nurses staff and the patient's relatives, in addition to the lack of training courses and incentives, and the lack of desire to work in the nursing profession in the first place.

NursesNursingNursing research+5
Mohammed Talıb Farhood Shaldawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarında siberkondri, kaygı ve tedaviye uyum arasındaki ilişkinin incelenmesi

Kanser hastalığı, insanları korkutan ve kaygılandıran bir durumdur. Bu nedenle kanser tanısı alan hastalar, bu süreçte baş etmek için çeşitli bilgi arama yollarına başvurmaktadır. İnternet, bu bilgi arama sürecinde en yaygın kullanılan kaynaklardan biridir. Ancak, internetin kullanım biçimi ve sonuçları, siberkondri olarak adlandırılan sağlık konusundaki kaygı ve endişeleri artırabilen aşırı veya tekrarlayan aramalara dönüşebilir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, onkoloji hastalarında siberkondri, kaygı ve tedaviye uyum arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modelinde tasarlanan araştırmada amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak bir üniversite hastanesinin tıbbi onkoloji kliniğinde 01.08.2023-01.11.2023 tarihleri arasında ayaktan ya da yatarak tedavi gören 102 hastaya ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında, kişisel bilgi formu, Siberkondri Ciddiyet Ölçeği, Spielberger Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri Kısa Formu ve Tedaviye Uyum Soru Formu kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplanan verilerin analizinde, betimsel istatistikler için sayı ve yüzde dağılımları, değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde Pearson korelasyon analizi, araştırma sorularının cevaplanmasında ise t testi, ANOVA ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre lisansüstü mezunu katılımcıların siberkondri puanı, lise mezunlarına göre, tedaviye uyumsuz katılımcıların siberkondri puan tedaviye uyumlu katılımcılara göre istatistiki olarak anlamlı ve yüksek çıkmıştır. Katılımcıların sürekli kaygı düzeyi ile Siberkondri Ciddiyet Ölçeğinin diğer boyutları ile anlamlı bir ilişki bulunamamış ancak aşırı kaygı alt boyutu ile arasında pozitif yönlü ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Katılımcıların siberkondri ciddiyet ölçeği puan ortalaması 65,98±16,27'dir.Bu çalışma elde edilen bulgular doğrultusunda, onkoloji alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarına, onkoloji hastalarının ve yakınlarının bilgi edinme sürecinde yaşadığı sorunları ve kaygılarıyla başa çıkabilmeleri için psikososyal destek sunma konusunda önemli katkıları olabilir. Anahtar Kelimeler: Onkoloji, Kanser, Kaygı, Tedaviye uyum, Siberkondri

Durumluk kaygıRadyasyon onkolojisiSağlık anksiyetesi+4
Nesrin Şahin Bulunmaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Jinekolojik kanser tanısı olan hastalara kemoterapi sırasında uygulanan sanal gerçeklik gözlüğünün tedaviye uyum ve kaygı düzeyine etkisi

Bu araştırma, jinekolojik kanser tanısı olan ve ayaktan kemoterapi gören hastalarda sanal gerçeklik gözlüğü kullanımının tedaviye uyum ve kaygı düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, iki gruplu randomize kontrollü deneysel tasarıma sahiptir. Araştırma Ankara Etlik Şehir Hastanesi Onkoloji Kulesi Yetişkin Ayaktan Kemoterapi Ünitesi'nde Kasım 2024–Mart 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini, belirtilen merkezde jinekolojik kanser tanısı konmuş, kemoterapiye yeni başlayacak (birinci kür), evre I–III arasında bulunan, 18 yaş ve üzeri, Türkçe konuşan ve iletişim kurabilen, araştırmaya katılmaya gönüllü kadın hastalar oluşturmuştur. Örneklem büyüklüğü, G*Power 3.1.9.2 programı ile %95 güç ve %5 anlamlılık düzeyinde hesaplanmış; etki büyüklüğü 0.625 kabul edilerek her biri 60 katılımcıdan oluşan deney ve kontrol gruplarıyla toplam 120 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular, sanal gerçeklik uygulamasının hastaların hem durumluluk hem de süreklilik kaygı düzeylerinde anlamlı azalma sağladığını göstermiştir. Deney grubunda kaygı puanları her kürde belirgin biçimde düşerken, kontrol grubunda artış veya dalgalanma eğilimi görülmüştür. Tedaviye uyum düzeyi deney grubunda süreç boyunca yükselmiş, kontrol grubunda ise düşme eğilimi göstermiştir. Uyum ölçeğinin alt boyutlarında VR uygulamasının özellikle psikolojik uyumu artırdığı ve sosyal uyumdaki düşüşü önlediği saptanmıştır. Deney grubundaki katılımcıların büyük bir çoğunluğu uygulamayı rahatlatıcı bulmuş ve tedavi sürecine olumlu katkı sağladığını ifade etmiştir. Sonuç olarak, sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması, jinekolojik kanser tanısı almış kaygı düzeyinin azaltılmasında ve tedaviye uyumun artırılmasında etkili bir hemşirelik girişimi olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen bulgular, sanal gerçeklik teknolojisinin hemşirelik uygulamalarında tamamlayıcı bir girişim olarak kullanılabilirliğini göstermektedir.

HemşirelerKaygıKemoterapi+2
Beyza Önder
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Nurses' knowledge about giving chemotherapy to cancer patients in Al-Diwaniyah Teaching Hospital

The nurse has played a significant part in the care of cancer patients and survivors throughout the course of human history. In addition to physical exams and treatment of the patient's symptoms, these treatments often included counseling and education on the disease's symptoms. Oncology nurses are responsible for giving chemotherapy to cancer patients.The study's goal is to evaluate the knowledge of oncology nurses in Al-Diwaniyah city on safe chemotherapy administration. Descriptive research was carried out from February 15th to May 15th of 2022 An outlandish case study (appropriate example). The sample was chosen by the use of sampling. One hundred and ten oncology nurses from Al-Diwaniyah city are included in the study. A questionnaire was devised for the study's purposes. In this study, participants self-administered the survey instruments. The data was gathered between the dates of February 15th, 2022, and March 1st, 2022 for this study. The SPSS program version was used to examine the data.The results showed that 49% of the participants were between the ages of 24 and 29; 56.9% were men; 65.1% had earned a nursing diploma; 37.6% had 1 to 6 years of experience; and 50.5% had no training sessions. According to the findings of the study, nurses' knowledge of safe chemotherapy delivery and general information on chemotherapy drugs was lacking. Nurses working in oncology centers should be subject to special safety and administration regulations when administering chemotherapy. 2022, 102 pages Keywords: Knowledge, chemotherapy drug, safe chemotherapy administration, oncology.

Level of knowledgeHospitalsNurses+7
Alı Husseın Jebur Al-fatlawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde izlenen onkoloji hastalarının prognozunu belirleyen faktörlerin prospektif olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmanın amacı yoğun bakım ünitesinde takip edilen onkoloji hastalarının mortalitesine etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada 2012-2014 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları A.D. yoğun bakım ünitesinde takip edilen ardışık 100 hasta prospektif olarak incelenmiştir. Mortaliteyi etkileyen faktörleri saptamak için APACHE II, SOFA 1. gün ve SOFA 3. gün skorları kullanılmıştır. 0., 1. 2. ve 3. gün laktat düzeyleri, magnezyum, fosfor, potasyum, BUN ve beta 2 mikroglobülin düzeyleri belirlenmiştir. Hastaların yoğun bakımda takip edildiği süre boyunca vazopressör, renal, solunumsal destek ihtiyacı, nötropeni ve enfeksiyöz etkenler ile mortalite arasındaki ilişki belirlenmiştir. Yoğun bakım takibinden çıkarılıp servise devredilen hastalar (Grup 1: 40 hasta) ve yoğun bakım takibinde ölen hastalar (Grup 2: 60 hasta) olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 17.0 (SPSS Inc. Chicago, Ill, USA) paket programı kullanıldı. Bulgular: Grup 1 ve Grup 2 'deki hastaların APACHE II değeri (p<0,001), SOFA 1. Gün ve SOFA 3. Gün skoru (p<0,001), Prediktif mortalite oranı (p<0,001), yoğun bakıma kabul anındaki laktat değerleri (p<0,001), vazopressör destek ihtiyacı, solunumsal destek ihtiyacı, (p<0,001), renal destek ihtiyacı (p<0,05), BUN düzeyi (p<0,05), K düzeyi (p<0,05), Mg düzeyi (p<0,05) ve Acinetobacter baumannii üremesi (p<0,05) ile hastaların yoğun bakım takiplerinde exitus olması arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca hastaların izlemi sırasında yeni yoğun bakım ünitesinde izlenen hastalarda mortalite daha az bulunmuştur. Sonuç: Çalışmada incelenen parametreler dikkate alındığında hastaların uzun dönem mortalitesi ve yoğun bakım mortalitesini belirleyebilmek amacıyla tek bir parametreden ziyade birden fazla parametreyi kapsayan yeni skorlama sistemlerine ihtiyaç vardır. Yoğun bakım ünitelerinin hastaların enfeksiyon riskini azaltmak ve mortalitenin düşürülmesi amacıyla yapılması gereken ilk adımın hastalar arasındaki kontaminasyonu önleyecek şekilde sağlık personelinin eğitimi ve hastaların ayrı odalarda takibin yapılması mortaliteyi anlamlı şekilde düşürmüştür.

APACHE skorlama sistemiBeta 2 mikroglobülinKanser hastaları+7
Ali Oğul
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp fakültesi pediatrik onkoloji bölümüne başvuran onkolojik acil hastaların değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji Bölümüne 2014-2015 yıllarında başvuran onkolojik acil hastaların acil tanıları, klinik özellikleri, onkolojik acil duruma yaklaşım, tedavi, sonuçlar ve prognozu belirleyen faktörlerin prospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Haziran 2014 ie Aralık 2015 tarihleri arasında pediatrik onkoloji bölümüne başvuran febril nötropeni dışındaki 88 onkolojik acil hasta (90 onkolojik acil yatış) alındı. Bunlar arasında aynı yatışında birden fazla onkolojik acil durum saptanan hastalar da vardı. Bulgular: Çalışmamızda 30 tümör lizis sendromu, 19 hiperlökositoz, 1 konvülziyon, 7 spinal kord basısı, 7 hemorajik sistit, 9 plevral efüzyon, 6 vena kava süperior sendromu, 4 tiflit, 3 anüri, 4 gastrointestinal sistem kanaması, 3 hiperkalsemi, 4 akut solunum sıkıntısı sendromu, 2 akut masif hepatomegali, 1 kafa içi basınç artış sendromu saptandı. Onkolojik acil hastaların 65 tanesi (% 72,2) onkolojik hastalığın primer tanı anında, 25 (% 27,8) tanesi relaps anında başvurdu. Hastaların geliş şikayetleri değerlendirildiğinde en sık ateş (% 23,3) (n=21) ve solunum sıkıntısı (% 22,2) (n=20) şikayetleri saptandı. Çalışmamızda 59 hastanın (% 65,6) taburcu edildiği, 31 hastanın ise (% 34,4) ex olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda görüldüğü gibi pediatrik populasyonda en çok karşılaşılan onkolojik acil grubu tümör lizis sendromudur. Onkolojik aciller yeni tanı anında daha sık karşımıza çıkmaktadır. Onkolojik acillerin mortalitesi yüksektir. Bu yüksek mortalite oranı da pediatrik çağda onkolojik acil tanısı alan hastalara güncel bilimsel bilgiler ışığında hızlı ve sistematik bir şekilde yaklaşılması gerektiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, pediatrik onkolojik aciller, tümör lizis sendromu.

Acil servis-hastaneAcil tıpHiperkalsemi+6
Ahmet Çağrı Çiftci
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Febril nötropeni tanısıyla hastanede yatan solid tümörlü çocuk hastalarda mutlak fagosit sayısının hastanede yatış süresine etkisi

Amaç: Nötropenik ateş kanser nedeniyle tedavi gören çocuk onkoloji hastalarında sık karşılaşılan, erken tanı ve tedavisinin yapılması gereken bir onkolojik acildir. Geleneksel uygulama nötropenik ateş ile başvuran hastaların hastaneye yatırılarak damar yolu ile antibiyoterapi almasıdır. Hastalığın ciddiyeti kemik iliğindeki baskılanma ve savunma hücrelerinin sayı ve fonksiyonlarındaki kayıp ile ilişkilidir. Erişkin onkoloji hastalarında başvuru anından kısa bir süre sonra hastaları ciddi bakteriyel enfeksiyon, enfeksiyona bağlı komplikasyonlar açısından düşük ve yüksek risk olarak ayırabilen güvenilir algoritmalar mevcuttur ancak çocuklar için benzer bir algoritma için fikir birliğine varılamamıştır. Çalışmamızda mutlak fagosit sayısının hastaların yatış süresi, ateş süresi, kanda enfeksiyon etkenleri üzerinde etkileri incelenecek ve çocuklar için risk öngörüsü için katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Gereç Ve Yöntem: Araştırmamıza Celal Bayar üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Onkoloji biriminde takipli olan 2017-2024 tarihleri arasında solid tümör tanısı ile takip edilen 0-18 yaş arasındaki çocuk hastalar dahil edildi. Araştırmamızda olguların cinsiyeti, yaşı, tanısı, ateşe eşlik eden şikayetleri(öksürük, karın ağrısı, sık/ağrılı idrar yapma, ishal vb ),enfeksiyonun tipi ( klinik, mikrobiyolojik, nedeni bilinmeyen ateş ile seyreden),klinik enfeksiyonun tipi(mukozit, pnömoni, gastroenterit, tiflit, yumuşak doku enfeksiyonu, sinüzit, tonsillit), ateşin kaç gün sürdüğü, yatış süresi, kültür sonuçları(kan,idrar,gayta), solunum viral PCR tetkik sonuçları, kullanılan antibiyotikler, antifungal ilaçlar, antiviral ilaçlar, bazı laboratuvar parametreleri (TLS, nötrofil sayısı, hemoglobin, trombosit sayısı ,monosit sayısı, CRP),ek görüntüleme yöntemleri, tekrar hastaneye başvuruları, mortaliteleri parametreler retrospektif olarak ele alınmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 43 hastanın 179 nötropenik ateş atağı retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaş ortalaması 9,59±5,25 yıl, cinsiyet dağılımı %53.6 erkek, %46.4 kadın olarak görüldü. Olgularda görülen en sık tanılar sırasıyla lenfoma (n=36, %20,1), Ewing sarkomu (n=34, %19,0) ve rabdomiyosarkom (n=32, %17,9) görüldü. Olguların ateş süresi ve yatış süresi MNS ≤100, MMS ≤100, MFS ≤100 hasta gruplarında 100 üstü olanlara göre anlamlı uzun saptandı. (p değeri sırasıyla <0,001, <0,001, <0,001) Kan kültürlerindeki üremenin ile MNS, MMS ve MFS 100 altı ve 49 üstü hastalar arasında karşılaştırmasında beklendiği şekilde 100 altı gruplarda daha yüksek üreme oranı görüldü. Üç grup içinde MFS sayısı ≤100 olanların %45,2'sinin (n=38), >100 olanların %25,3'ünün (n=24) kan kültüründe bakteri ürediği tespit edilmiş ve ≤100 olanlarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek oranda ürediği saptanmıştır (p=0,005). MNS ve MMS değerleri arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. (Sırasıyla p:0.343, p:0.110) Antibiyotik modifikasyonu olguların %30.2'sinde gerekti. Antibiyotik değiştirilmesi veya eklenmesi MFS ve MNS değeri 100 altında olanlarda istatistiksel olarak 100 üstü olanlara göre anlamlı olarak yüksek görüldü. MMS 100 altı olanlarla üstü olanlarda fark istatiktiksel olarak anlamlı saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda NA ile takipli olguların ateş ve yatış süreleri mutlak fagosit, nötrofil ve monosit sayısı ≤100 olanlarda anlamlı olarak uzundu. Kan kültüründe üreme açısından değerlendirildiğinde MNS ve MFS değeri ≤100 hastalarda üreme oranı 100'ün üzerinde olanlara göre anlamlı olarak yüksek görüldü. Ampirik olarak eklenen antibiyotikleri değiştirme ya da ekleme yapma oranı sadece MFS ≤100 olan grupta MFS>100 olanlara göre anlamlı olarak yüksek görüldü. MNS ve MMS sayılarının 100'ün altında olup olmamasının antibiyotik modifikasyonuna etkisi olmadığı görüldü. Enfeksiyon ile hastaneye yatırılan kanser hastalarında mutlak nötrofil sayısının yanında mutlak fagosit sayısının da değerlendirilmesinin tedavi yönetiminde ve hasta taburculuğunda yararlı olacağını düşünmekteyiz.

Febril nötropeniTıbbi onkoloji
Mustafa Mutlu Öklü
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Medikal onkoloji servisinde yatan meme kanserli hastalarda kulak tıkacı ve göz maskesi kullanımının uyku kalitesine etkisi

Medikal Onkoloji Servisinde Yatan Meme Kanserli Hastalarda Kulak Tıkacı ve Göz Maskesi Kullanımının Uyku Kalitesine Etkisi Uyku kalitesi, kişinin dinlenmiş ve yeni güne hazır oluşunu ifade etmektedir. Hastanede yatarak tedavi gören hastaların uyku kalitesi gürültü ve ışık gibi çevresel faktörler nedeniyle etkilenmektedir. Bu çalışma, medikal onkoloji servisinde yatan meme kanserli hastalarda kulak tıkacı ve göz maskesi kullanımının uyku kalitesine etkisinin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yarı-deneysel olan araştırma Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Medikal Onkoloji Servislerinde yatarak tedavi gören 30 hasta ile yapılmış olup araştırmanın verileri; "Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi" ve "Vizüel Analog Skala" kullanılarak toplanmıştır. Araştırma için Çukurova Üniversitesi Etik Kurul ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi'nden gerekli izinler alınmıştır. Verilerin istatiksel analizinde SPSS 24 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kulak tıkacı ve göz maskesi kullanımının, VAS memnuniyet puanına göre uyku kalitesini olumlu olarak etkilediği, öznel uyku kalitesi, uyku latensi ve PUKİ toplam puanının medeni duruma göre farklılık gösterdiği, uyku latensinin ve gündüz işlev bozukluğunun eğitim düzeyine göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların %70,0'i evli, %76,7'si çocuk sahibi, %36,7'si ortaöğretim mezunu ve yaş ortalamaları 49,77±14,03 olarak belirlenmiştir. Hastaların %46,7'sinin 5 yıldan fazla süredir hastalığının olduğu, %60,0'ının 3.evre meme kanseri, %44,0'ünün kemoterapi aldığı, %53,3'ünün 3 gün ve daha fazla süredir hastanede yattığı, %53,3'nün iki kişilik odada kaldığı, %25,8'nin hastane ortamında sık sık uyandığı, %30,4'ünün hastanenin fiziki koşullarından dolayı uyku düzeninin bozulduğu ve PUKİ toplam puan ortalamalarının 10,7 ± 3,21 olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda hastane ortamında gürültü ve ışık nedeniyle uyku problemi yaşayan hastalarda kulak tıkacı ve göz maskesinden yararlanılabileceği düşünülmektedir.

Kanser hastalarıKulak tıkacıMaskeler+6
Yasemin Çiçek Öztürk
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bleomisin tedavisi almış olan pediatrik onkoloji hastalarında solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bleomisin akciğer toksisitesine neden olan bir kemoterapötik ajandır. Çocukluk çağı kanserlerinde en çok germ hücreli tümör ve Hodgkin Lenfoma tedavisinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada bleomisinin akciğere olan toksisitesinin, bleomisine bağlı akciğer toksisitesi oluşturmadan önceki dönemde saptanabilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Hastanemiz Pediatrik Onkoloji Bilim Dalına 2012-2022 yılları arasında germ hücreli tümör ve Hodgkin lenfoma tanısıyla başvurup bleomisin tedavisi almış, en az 6 ay remisyonda olan, 5 yaş ve üzeri hastaların solunum fonksiyonları değerlendirilmiştir. Solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesinde öykü, fizik muayene, posteroanterior akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testi baz alınmıştır. HL ve GHT tanısı olan tüm hastaların dosyası tarandı. Dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalara SFT yapıldı ayrıca SFT bozukluğu olan hastalar cinsiyet, tanı yaşı, güncel yaş, histopatolojik alt tipi, evresi, kronik solunum yolu semptomu, sigara içiciliği, aldığı kemoterapi protokolü, kümülatif bleomisin dozu, radyoterapi alıp almadığı, akciğer grafisinde ve toraks bilgisayarlı tomografisinde patoloji olup olmadığı bilgileri açısından değerlendirildi. Bulgular: GHT tanılı 109 hasta, HL tanılı 122 hasta vardı. GHT'li hastaların 15'i, HL'li hastaların 17'si exitus olduğu için çıkarıldı. GHT tanılı yaşayan 94 hastanın 35'i takibe hiç girmemişti. HL tanılı yaşayan 105 hastanın 16'sı da takibe girmemişti. Takibe giren ve yaşayan GHT'li hasta sayısı 59, takibe giren ve yaşayan HL'li hasta sayısı ise 89'du. Bleomisin tedavisi alan, en az 6 ay remisyonda olup ulaşılabilen ve SFT yapılan hasta sayısı HL için 46, GHT için 12 olup toplam 58'di. SFT bozukluğu saptanan 21 hasta vardı. Bu hastaların 3'ü GHT tanılı iken 18'i HL tanılıydı. Hastaların çoğunluğunun SFT bozukluğu tipi restriktif bozukluktu. Sonuç: SFT bozukluğu saptanan hastaların % 90'ında solunum yoluna ait semptom olmaması asemptomatik hastalarda SFT'nin önemini göstermektedir. Tedavinin bir parçası olarak bleomisin almış olan hastalar geç dönem pulmoner toksisite açısından da takip edilmelidir.

AkciğerBleomisinGerm hücreleri+7
Emine Müge Özkan
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Tıp Fakültesi Hastanesi Patoloji arşivindeki 10 yılık (1999-2008) kanser olgularının genel değerlendirmesi (Epidemiyolojik bir çalışma)

Anahtar kelimeler: Düzce, Kanser, İstatistiksel Dağılım, EpidemiyolojiGİRİŞ: Kanser çağımızda tüm ülkelerde en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Bu nedenle kanserin önlenmesine yönelik çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Kanserle savaşta öncelikle düşmanın kimliği, boyutları ve yaygınlığının bilinmesi temel noktayı oluşturur. Böylece kanserin özellikleri ve davranışının belirlenebilmesi, koruyucu önlemlerin alınması, erken tanı, tedavi, takip ve araştırmaların planlanmasına ışık tutacaktır.Bu çalışma ile Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı'nda 1999 -2008 yılları arasında kesin tanı almış kanser hastalarının raporları değerlendirilerek bölgedeki kanser sıklığının saptanması, sık görülen kanser tiplerinin belirlenmesi ve bu bulguların Türkiye ve Dünya geneline göre farklılıklarının bulunarak detaylı çalışmaların yapılmasına yardımcı olmak amaçlanmıştır.GEREÇ VE YÖNTEMLER: 1 Ocak 1999 yılı ile 31 aralık 2008 yılı arası 10 yıllık dönem içerisinde Düzce Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Anabilim Dal'ında kesin benign veya malign kanser tanısı konmuş dokulara ait raporların retrospektif olarak incelendiği bir araştırmadır. Bu raporlar yıl, yaş, cinsiyet ve sistemlere göre gruplandırılıp benign ve malign dağılımları incelendi. Veriler Microsoft Office Excel 2007 programına girilerek aynı isimlere ait benzer sistemlerdeki aynı tümör tipine ait birden fazla veri tek veri haline dönüştürüldü. Sonuçlar sayılar ve yüzde oranları şeklinde verildi.BULGULAR: Toplam 31916 adet biyopsiye ait rapor geriye yönelik olarak tarandı. Benign ve malign kanser tanısı alan 4740 (% 14.85) olgudan 2204'ü (% 46.49) erkek, 2536'sı (% 53,51) kadındır. Sadece malign olgular değerlendirildiğinde ise toplamda 2076 (% 6.5) olgu bulunmuş olup, bunların 1409 (% 67.80) adeti erkek, 667 (% 32,2) adeti kadın olarak belirlendi Her iki cins birlikte değerlendirildiğinde, kanser en sık; malign olgulara göre 60-69 yaş arasında, benign ve malign tüm olgularda ise 40-49 yaş aralığında görülmekteydi. Olgularda erkek hastalarda özellikle 60 yaşından sonra kanserlerin arttığı, yaş aralığı olarak 60-69 yaş arasında en fazla kanser görüldüğü belirlendi. Kadın hastalarda ise 10-60 yaş aralığında erkeklerden fazla görülürken, en fazla 40-49 yaş aralığında kanser bulundu.Çalışmamızda sistemlere göre benign ve malign tümörlere bakıldığında ilk 3 sırayı deri (% 21.37), kadın genital sistem (% 20.90), sindirim sistemi (% 14.36) almaktadır. Sadece malign olgularımız dikkate alındığında ise bu sıralama deri (% 20.76), solunum sistemi (% 17.27) ve sindirim sistemi (% 17.22) olarak değişmektedir. Erkeklerde 1.erkek genital sistem (% 23.3), 2. solunum sistemi (% 23.1), 3. sindirim sistemi (% 15.8) tümörleri, kadınlarda ise 1.deri (% 28.63), 2. sindirim sistemi (% 20.54), 3.meme (% 14.69) tümörleri görülmüştürSONUÇ: Çalışmamıza ait veriler sonucu bölgemize ait tümör profili ile Türkiye genelinde görülen en sık 5 kanser türü sıralamalarda farklılıklar olmakla birlikte aynıdır. Bu da Türkiye genelinde yürütülen kanserle savaş önlemlerinin bölgemizde de küçük farklılıklarla aynı şekilde uygulanabileceğini göstermektedir.

NeoplazmlarPatolojiRetrospektif çalışmalar+1
Mehmet Akif Kuzey
Düzce University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik onkoloji bilim dalında merkezi sinir sistemi tümörü tanısı ile izlenen olguların sağ kalımını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Beyin tümörleri çocukluk çağı maligniteleri arasında lösemilerden sonra en yaygın görülen neoplazmlardır; Türkiye'de lösemi ve lenfomalardan sonra 3. sırada yer almaktadır. Çalışmamız, 1992?2012 yılları arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı tarafından beyin tümörü tanısı ile takip edilen 189 olgunun geriye dönük değerlendirmesini içermektedir. Çalışmamızın amacı; olguların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek, tümörlerin histopatolojik tipini, grade'ini, lokalizasyonunu, tanı konma süresini, olguların başvuru yakınmalarını, tedavide kullanılan görüntüleme yöntemlerini, tedavi yaklaşımlarını, rekürrens ve sağ kalım oranlarını saptamaktır.Değerlendirilen 189 olgunun 87'si (%46) kız, 102'si (%54) erkek idi. Erkek / kız oranı; 1,17 / 1 idi. Olgulara ortalama 5,6 ayda tanı konulmuştu (en erken tanı 0,1 ay ve en uzun tanı 96 ay). Olguların çoğunluğu kafa içi basınç artışı semptomları ile başvurmuştu. Olguların %88'ine histopatolojik tanı konmuştu: glial orijinli tümörler %53,7 ile 1. sırada; embriyonal tümörler %27,7 ile 2. sırada; kraniofarenjiomlar %4,8 ile 3. sırada yer almıştır. Olguların %50,7'sini düşük gradeli tümörler, %49,3'ünü yüksek gradeli tümörler oluşturmaktaydı. Tümörlerin %51,8'i infratentoryal bölge; %46,6'sı supratentoryal bölge; %1,6'sı spinal yerleşimli idi. Olguların %13,8'inde tanı anında metastaz tespit edilmiş iken, en fazla metastaz görülen bölge spinal bölge idi. Toplam 167 hastaya cerrahi işlem uygulandı: olguların 67'sine gross total cerrahi; 26'sına total cerrahi; 41'ine subtotal cerrahi; 6'sına parsiyel cerrahi; 27'sine sadece biyopsi yapıldı. Olguların %72,3'ü radyoterapi almış iken, %27,7'si almamıştı. Uzun dönem takip edilen 131 olgunun 45'i adjuvan ilaç tedavisi almamıştı. Kemoterapi uygulanan hastaların 11'i yalnız YRMP; 16'sı yalnız PCV protokolü; 8'i yalnız Temazolamid aldı; 22'si kombine tedavi almıştı; 29 hasta da diğer ilaç tedavi protokolleri ile tedavi edildi. Olguların %50,8'inde relaps gözlenirken, en fazla relaps görülen bölge primer tümör lokalizasyonu idi. Olguların beş yıllık genel sağ kalım oranı %63; hastalıksız sağ kalım oranı %42,4 olarak hesaplandı.Sonuç olarak, çocukluk çağı primer santral sinir sistemi tümörü olan olgularımızın klinik özellikleri, histopatolojik tipleri, lokalizasyonu, evresi ve sağ kalım oranları literatürdeki bulgularla uyumlu bulundu.Anahtar Kelimeler: Pediatrik Primer SSS tümörleri, Çocuklar, Klinik Özellikler, Sağ Kalım

Merkez sinir sistemi neoplazmlarıSağkalımSağkalım analizi+2
Hacer Yiğit
Gazi University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Küçük alanlı tedavi planlarının dozimetrik ölçümlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada; farklı alan boyutlarında, iyon odası detektörleri ve diyot detektörler kullanılarak, su fantomunda output, yüzde derin doz ve profil verileri 6MV foton enerjisinde ölçülmüştür. Output ölçümlerinde alan boyutu küçüldükçe okuma değerlerindeki değişim ile iyon odaları ve diyot detektörler arasındaki okuma farklılıkları incelenmiştir. Özellikle küçük alanlarda etkin ölçüm hacmi büyük olan iyon odalarının okumalarının olumsuz etkilendiği görülmüştür. Output ölçümlerinde diyot detektörlerin iyon odalarına üstünlüğü grafik ve sayısal değerlerle açıklanmıştır. Yüzde derin doz ölçümlerinde geniş alanlarda detektörlerlerin okumaları grafik ve sayısal değerlerle değerlendirilmiş olup fark gözlenmemiştir. Ancak küçük alanlardaki ölçüm değerlerinde diyot detektörlerin %5.3`lük farkla daha üstün olduğu gözlenmiştir. Bu farkın en önemli sebeplerinden biri hacim etkisi olup ikincisi ise normalizasyon değeridir. Profil ölçümleri, yığılma bölgesindeki yük dengesizliğinin giderilmiş olmasından dolayı 50mm derinlikte alınmıştır. Yapılan ölçüm sonuçları, diyot detektörlerin iyon odalarına göre daha doğru sonuçlar verdiğini göstermiştir. Diyot detektörlerin doğruluğu ise Gauss dağılım fonksiyonuna göre değerlendirilmiştir. Sonuç olarak küçük alanlarda diyot detektörlerin daha hassas ve doğru ölçüm aldıkları görülmüş olup, küçük alanlarda tedavi planlama sistemi için gerekli ölçümlerin diyot detektörle alınmasının daha doğru doz değerleri vereceği gösterilmiştir. Diyot detektörlerin kullanılamadığı durumlarda ise uygun iyon odası ölçümü alındıktan sonra Gauss dağılım fonksiyonuna göre yaklaşım hesabı yapılarak iyon odasıyla alınan ölçümün diyot detektörle alınan ölçüme modellenebileceği öngörülmüştür.

NeoplazmlarRadyasyonRadyasyon dozajı+3
Ali İhsan Atasoy
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarının konfor düzeyi

Araştırma, onkoloji hastalarının konfor düzeyini değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Ayaktan Kemoterapi Ünitesi'nde 3 Ağustos - 3 Kasım 2015 tarihleri arasında kanser kemoterapisi alan hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise araştırma kabul ölçütlerine uyan 213 hasta oluşturdu. Veriler, "Hasta Bilgi Formu" ve "Genel Konfor Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, t testi, tek yönlü varyans analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Dunnet T3 Post Hoc testi kullanıldı. Araştırmada, hastaların Genel Konfor Ölçeği toplam puanı 140.63±16.86; puan ortalaması ise 2.93±0.35 olarak belirlendi. Hastaların fiziksel boyut puan ortalaması 34.80±5.33, psikospritüel boyut puan ortalaması 39.72±5.87, çevresel boyut puan ortalaması 35.58±6.45, sosyokültürel boyut puan ortalaması 30.53±3.56; ferahlama düzeyi puan ortalaması 47.39±5.92, rahatlama düzeyi puan ortalaması 49.57±6.85, üstünlük düzeyi puan ortalaması 43.67±6.28'dir. Araştırmada, hastaların genel konfor düzeyinin cinsiyet, yaş ve meslekten anlamlı olarak etkilendiği belirlendi (p<0.05). Hastaların Genel Konfor Ölçeği fiziksel üstünlük alt boyut puan ortalaması ile genitoüriner sistem kanserleri arasında; psikospritüel rahatlama alt boyut puan ortalaması ile kemoterapi kür sayısı arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Ayrıca, hastaların konforla ilgili "hastalara göre rahata ermenin tanımı" ve "konfor düzeyini artırabilecek durumlar" ile Genel Konfor Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, araştırmacı tarafından onkoloji hastalarının konfor düzeyini arttırmaya yönelik önerilerde bulunuldu.

Antineoplastik ajanlarKanser hastalarıNeoplazmlar+2
Aysun Akçakaya
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarına bakım verenlerin bakım verme yükü ve algıladıkları sosyal desteğin incelenmesi

Bu araştırma, kanser hastalarına bakım veren aile yakınlarının bakım verme yükü ve etkileyen faktörleri belirlemek ve bakım verenlerin algıladıkları sosyal desteğin bakım verme yüklerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmaya Ekim 2010-Haziran 2011 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Gündüz Tedavi Ünitesi ve Onkoloji Servisine başvuran kanser hastalarına bakım veren 200 hasta yakını alınmıştır. Veri toplama aracı olarak soru formu, Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Aileden Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ASD-AL) kullanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik dağılımlar, Independent-Samples t Test, One-Way ANOVA, Pearson korelasyon analizi ve Cronbach alfa analizi kullanılmıştır.Bakım verenlerin aile içindeki rol ve sorumlulukları, başka bir hastalığının olup olmaması, sağlık giderlerini karşılamada güçlük yaşama durumu ve bakımla ilgili destek alma durumu bakım yükü ortalama puanında istatistiksel olarak anlamlı olarak fark oluşturmuştur. Araştırmada başka bir hastalığı olan bakım verenlerin, bakım vermede ve sağlık giderlerini karşılamada güçlük yaşayanların, aile içindeki rol ve sorumlulukları etkilenenlerin ve bakım verirken destek almayanların bakım yükü puan ortalamaları yüksek bulunmuştur.Bakım verme yükü ile algılanan sosyal destek arasında negatif ilişki bulunmuştur (r =0.199 ve p=0.005). Bakım verenlerde sosyal destek azaldıkça bakım verme yükü artmıştır.Anahtar Kelimeler: Onkoloji, bakım verme yükü, algılanan sosyal destek

AileHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+5
Özlem İkde Öner
Fırat University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesine yatırılan onkolojik hastalarda mortalite ile KDIGO evrelemesi ve inflamasyon bazlı prognostik skorların ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kanser hastaları yoğun bakım ünitesine(YBÜ)yatış gerektiren hayatı tehdit edici hastalıklar açısından risk altındadırlar. Kanser hastalarının YBÜ'ne yatış endikasyonları kanser ilişkili, tedavi ilişkili veya komorbid hastalıklara bağlı olabilir. Bu hastalarda en sık ölüm nedenlerinin başında akut böbrek hasarı (ABH) ve enfeksiyon gelmektedir. Bu çalışmada amacımız YBÜ'ne yatırılan kanser hastaların da mortalite ile Kidney Disease Improving Global Outcomes (KDIGO) evreleri ve inflamasyon bazlı prognostik skorların ilişkisini değerlendirmektir. Materyal ve metod: Bu çalışmaya 2010- 2014 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırma ve uygulama hastanesi dahili yoğun bakım ünitesi ile tıbbi onkoloji yoğun bakım ünitesine yatırılan 386 onkolojik tanılı hasta dahil edildi. Çalışma retrospektif olarak düzenlendi. Hastaların demografik özellikleri, etyolojileri, komorbid durumları ve laboratuar bulguları dosyalarından alındı. Yoğun bakımda kalış süresi ve sonuçları kaydedildi. hastalar ABH yokluğuna veya varlığına bağlı, KDIGO Evre-1-2-3 olarak, RDW değeri>16,8 veya ≤16,8 olanlar, nötrofil/lenfosit oranı(NLO) ≤5veya>5 olarak, platelet/lenfosit oranı (PLO)<150, 150-300 ve ≥ 300 olarak ve modifiye glasgow prognostik skorlama (mGPS) sistemi (crp <1 mg/dl ise mgps:0, crp>1mg/dl, albumin>3.5g/dl ise mgps:1, crp>1mg/dl ve albumin<3.5g/dl mgps:2) ölenler(grup 1) ve yaşayanlar(grup 2) olarak sınıflandırıldı. Bulgular: Grup 1:(n=276) ve grup 2:(n=110) hasta idi. Grup 1'de kadın grup2'de erkek cinsiyet daha çoktu. Grup 1'de kreatinin, crp, nötrofil ve rdw düzeyi grup 2'ye göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulundu(p<0.05).Albumin, hemoglobin, trombosit, lenfosit ve yoğun bakım ünitesinde kalış süresi grup 1'de grup 2'ye göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0.05).Mortalite ile KDIGO evreleri, RDW ve NLO arasında pozitif ilişki olduğu görüldü.Mortaliteyi, KDIGO Evre 1; 1,9, Evre2; 2,3 ve Evre3; 2,4 kat, NLO>5 1,5 kat ve RDW>16.8 1,4 kat arttırdığı bulundu. mGPS ve TLO ile mortalite arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Yoğun Bakım Ünitesine yatırılan onkolojik hastalarda KDIGO evreleri, RDW>16,8 ve NLO>5 mortalite için bağımsız risk faktörleridir. Bu özelliklere sahip hastalarda yoğun bakım ünitesinde kalış süresi de daha kısa süreli olmaktadır.

Böbrek yetmezliği-akutEritrositlerKanser hastaları+7
Emre Aydın
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon bölgesinde risk gruplarının kanser erken tanısına yönelik tarama testlerini yaptırma oranları

Giriş: Bu çalışmanın amacı Trabzon ili ve ilçelerinde yaşayan 20 yaş üstü sağlıklı kadın ve 50 yaş üstü sağlıklı erkek populasyonun kanser tarama yöntemleri hakkındaki bilgilerini ölçmek, ne kadarının bu yöntemleri uyguladığını tespit etmek ve elde ettiğimiz verileri Türkiye ve Dünya verileri ile karşılaştırmaktır.Materyal ve Metod: Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi (KTÜ) Farabi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Onkoloji Bilim Dalı tarafından yürütülmüştür. Çalışma protokolü Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokal Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır. Katılımcılar anket formuna göre değerlendirildi. Katılımcılara gruplarına göre serviks kanseri, meme kanseri, kolorektal kanser ve prostat kanseri ile ilgili sorular soruldu. Yapılan ankette gruplarına göre yaş, cinsiyet, meslek, adres, eğitim düzeyi, sosyal güvenliği, ailede kanser öyküsü, kendi kendine meme muayenesi, doktor tarafından meme muayenesi, meme USG/mamografi yaptırma sıklığı, Pap smear testi bilinirliği ve yaptırma sıklığı, gaytada gizli kan testi bilinirliği ve yaptırma sıklığı, rektosigmoidoskopi bilinirliği ve yaptırma sıklığı, PSA testi bilinirliği ve yaptırma sıklığı soruları sorularak yanıtları alınmıştır. Sonuç olarak 20-40 yaş arası 1496, 40 yaş üstü 1716, 50 yaş üstü 1070 kadına ve 50 yaş üstü 922 erkeğe, toplamda 5204 kişiye anket yapılmıştır.Bulgular: Toplamda 4282 kadının % 48,1'i kendi kendine meme muayenesini duymuş, % 51,9'u duymamıştı. Toplamda 4282 kadının % 23,7'si kendi kendine meme muayenesi yapıyor, % 76,3'ü yapmıyordu. 4282 kadının % 10,4'ü doktor tarafından meme muayenesi yaptırıyor, % 89,6'sı yaptırmıyordu. 40 yaş üstü 2785 kadının % 12,7'si Mamografi/Meme Usg çektirmiş, % 87,3'ü çektirmemişti. 3785 evli kadının % 50,7'si Pap smear testini duymuş (ne demek olduğunu biliyor), % 49,3'ü duymamıştı. 3785 evli kadının % 9,3'ü Pap smear testini yaptırmış, % 90,7'si yaptırmamıştı.Toplamda 922 erkeğin % 50,7'si gaitada gizli kan testini duymuş (ne demek olduğunu biliyor), % 49,3'ü duymamıştı. 922 erkeğin % 30,1'i gaitada gizli kan testini yaptırmış, % 69,9'u yaptırmamıştı. 922 erkeğin % 51,8'i rektosigmoidoskopi tetkikini duymuş ve % 10,9'u rektosigmoidoskopi tetkikini yaptırmıştı.50 yaş üstü 1023 kadının % 51,3'ü gaitada gizli kan testini duymuş ve % 28,1'i gaitada gizli kan testini yaptırmıştı. 50 yaş üstü 1023 kadının % 53'ü rektosigmoidoskopi tetkikini duymuş ve %15,8'i rektosigmoidoskopi tetkikini yaptırmıştı. 922 erkeğin % 67'si PSA testini duymuş ve % 35,6'sı PSA testini yaptırmıştı.Sonuç: Günümüzde kanser hastalıkları önemli bir sağlık sorunudur. Kanserde erken tanı ve tedavi çoğu zaman hayat kurtarıcıdır. Yaptığımız çalışmada halkın çoğunluğunun kanser erken tanısıyla ilgili bilgilerinin eksik olduğunu tespit ettik. Ailesinde kanser öyküsü olan kişilerin kanser tarama testleri hakkında daha çok bilgiye sahip olduklarını ve bu testleri daha sık yaptırdıklarını tespit ettik. Halkın kanser erken tarama konusunda daha çok bilgilendirilmesi ve erken tarama yapmaları konusunda teşvik edilmeleri gerekmektedir. Bu bilgilendirmeler sağlık çalışanları, televizyon, internet, yazılı basın ve broşürler aracılığıyla yapılabilir kanısındayız.

KolonKolposkopiMeme hastalıkları+11
Gülşah Bayçelebi
Karadeniz Technical University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji merkezindeki sağlık çalışanlarının iş doyumunu etkileyen etmenler

Bu kesitsel araştırmanın amacı, İstanbul Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma ile Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastaneleri Onkoloji Merkezlerindeki sağlık çalışanlarının iş doyumunu incelemektir. Hastanelerin onkoloji merkezlerinde çalışanlarını temsil eden örneklem grubu (n=70), personel listesinden sistematik örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmada, araştırmacı tarafından geliştirilen toplam 31 soruluk anket formu kullanılmıştır.Araştırmada elde edilen bulgular, onkoloji merkezinde çalışanlarının iş doyumunu etkileyen etmenlerin olduğuna işaret etmektedir. Tartışmada iş doyumunu artırmak ve iş doyumsuzluğunu önlemek açısından gerekli öneriler sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: İş doyumu, sağlık çalışanları, kanser

HastanelerSağlık kuruluşlarıSağlık personeli+3
Serkan Bab
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de radyasyon onkolojisi anabilim dalında çalışmakta olan araştırma görevlisi hekimlerde tükenmişlik ve depresyon düzeyleri ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi

Amaç: Tükenmişlik, sağlık sektörü gibi insanlarla yüz yüze iletişimin yoğun olduğu meslek dallarında daha çok görülen ve duygusal tükenme (DT), duyarsızlaşma (D), kişisel başarı eksikliği (KB) olmak üzere üç alt boyuttan oluşan bir sendromdur. Depresyonla benzer özellikler taşımakla birlikte en önemli ayrım, depresyonun her türlü yaşam olayından kaynaklanması, ancak tükenmişliğin sadece iş kaynaklı bir durum olmasıdır. Bu çalışmada Türkiye'de Radyasyon Onkolojisi kliniklerinde çalışan araştırma görevlisi hekimlerde depresyon ve tükenmişlik düzeyleri ile etki eden faktörlerin saptanması, daha kaliteli bir eğitim sistemi ve çalışma ortamı yaratmak üzere öneriler geliştirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Ağustos-Eylül 2011'de Türkiye'deki Radyasyon Onkolojisi kliniklerinde çalışmakta olan 78 araştırma görevlisi hekime elektronik posta ile ölçek ve anketler gönderilmiştir. Depresyon düzeyini değerlendirmek için Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), tükenmişlik düzeyi için Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) ve sosyodemografik, sağlık ve çalışma ortamı bilgileri, yaşamda güç gelen durumlar, hekimlik süresi, mesleki sorun yaşama, istekleri yönetime yansıtma, tükenmişlik ve çözümlenebilirliği hakkında bilgilerden oluşan 25 soruluk Sosyodemografik Veri Anketi (SVA)'nin katılımcılar tarafından doldurulması istenmiştir. Verilerin aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri Ki-kare testi, Krusskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri, tükenmişlik ölçeği alt boyutlarının güvenilirliği Cronbach's Alpha sayıları ile SPSS 15.0 programında değerlendirilmiştir. Katılımcı sayısı yetersiz olduğu için SVA'dan elde edilen verilerden sadece ?hekim olarak çalışılan toplam yıl? ile tükenmişlik alt grupları arasında ve ast-üst ilişkilerini işaretleyenler ile sadece D alt boyutu arasında istatistiksel değerlendirme yapılabilmiş, diğerleri ile yapılamamıştır.Bulgular: Anketlerin geri dönme oranı %58 (45)'dir. Katılımcıların medyan yaşı 29 (25-39), kadın sayısı 32 (%71)'dir. Evli olanlar 24 (%53), çocuk sahibi olanlar ise 14 (%42) kişidir. Katılımcıların %78'i sigara içmiyor olmakla birlikte alkol alım oranı %53'tür. Otuz dört (%76) kişi üniversite, 9 (%20) kişi devlet hastanesi, 2 (%4) kişi özel hastanede çalışmakta, 27 (%60) kişi büyükşehirde yaşamaktadır. Katılımcıların 40 (%89)'ı 2-5 yıldır onkolojide çalışmaktadır. Hekim olarak ise 3 (%7) kişi 0-2 yıl, 27 (%60) kişi 2-5 yıl, 10 (%22) kişi 5-10 yıl, 5 (%11) kişi 10-15 yıldır çalışmaktadır. Hekimlerin %67'si ast-üst ilişkilerinden %22'si sağlık sorunları, %22'si geçim sıkıntısı, %22'si aile içi sorunlar, %17'si iş güvencesi sorunundan yakınmaktadır (Bazı katılımcılar birden fazla şık işaretlemiştir). Katılımcılardan 26 (%58)'sı radyasyon onkolojisini kendi isteği ile seçtiğini; 41 (%91)'i klasik hastane ortamında çalıştığını belirtmiştir. Hekimlerden %80 (36)'i TS hakkında bilgisi olduğunu, %73 (33)'ü bunun çözümlenebilecek bir sorun olduğunu düşündüğünü belirtmiştir. Hekimlerinin %31 (14)'i çeşitli düzeylerde duygudurum bozukluğu yaşamakta olup klinik düzeyde depresyon oranı %11(5)'dir. Tükenmişlik Sendromu açısından bakıldığında; katılımcıların %49 (22)'unun yüksek, %36 (16)'sının orta düzeyde DT yaşadığı tespit edilmiştir. Duyarsızlaşma açısından tükenmişlik; yüksek düzeyde 12 (%27), orta düzeyde 16 (%35) kişide saptanmıştır. Katılımcıların %69 (31)'u KB açısından yüksek, %18 (8)'i orta düzeyde tükenmişlik yaşamaktadır. SVA verilerinden aile sorunları yaşama-BDÖ arasında sınırda (p:0,049); hekimlik süresi-D arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmış (p:0,014), yıllar geçtikçe D'nin azaldığı tespit edilmiştir. Ast-üst ilişkilerini sorun edenlerle D arasında ise anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p:0,31). Ayrıca yaş ve D arasında (-) yönde ve yüksek düzeyde (r:-0.29, p:0,046); BDÖ puanı ile DT ve D arasında (+) yönde ve yüksek düzeyde (r:0,40 , p:0,006; r:0,42 , p:0,004 ) korelasyon saptanmıştır.Sonuç: Tükenmişlik; bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal yaşamında sorunlara neden olmasının yanında hizmet kalitesinde ve hasta memnuniyetinde azalmaya, gelir kaybına da sebep olduğundan iş yerleri açısından da üzerinde önemle durulması gereken bir durumdur. Kesin yorumlar yapabilmek için daha geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte tüm grubun yarıdan fazlasını temsil eden sonuçlarımız ışığında, tükenmişliğin radyasyon onkolojisi asistanları arasında önemli bir sorun olduğu görülmüş; nedenlerinin giderilerek daha kaliteli eğitim ve çalışma ortamı sağlanması için bireysel, kurumsal ve ulusal sağlık politikalarında düzenlemeler ve değişiklikler yapılmasının gerekli olduğu düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, depresyon, radyasyon onkolojisi, hekim

DepresyonDoktorlarRadyasyon etkileri+4
Nesrin Dağdelen
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subkutanöz santral venöz portların görüntüleme kılavuzluğunda yerleştirilmesinde erken dönem sonuçlarımız: KTÜ deneyimi

Uzun süreli sitotoksik tedavi ihtiyacı olan onkoloji hastalarında, güvenli ve konforlu bir damar yolu imkanı sunan subkutanöz venöz portlar, 1982 yılından 1992 yılına kadar sadece cerrahi bölümler tarafından, landmark teknikle, anatomik işaretlere bakılarak, körleme bir şekilde uygulanmıştır. 1992 yılında ise Morris ve arkadaşları tarafından görüntüleme kılavuzluğunda port implantasyon tekniği tanımlanmıştır. Bu tarihten itibaren yaygınlaşan görüntüleme eşliğinde port implantasyonu, günümüzde girişimsel radyoloji ünitelerinde iş yükü açısından önemli bir yer tutmaktadır.Radyolojik teknikte, landmark teknikten farklı olarak, görüntüleme kılavuzluğu kapsamında US ve fluoroskopi yöntemleri kullanılmaktadır.Görüntüleme eşliğinde port implantasyonun bu kadar yaygınlaşmasının nedeni, landmark teknikle kıyaslandığında işlemin daha kısa sürede, daha az komplikasyonla tamamlanması ve KT uygulaması yanısıra total parenteral nutrisyon, uzun süreli infüzyon gibi pekçok farklı amaçla kullanılmasına paralel olarak günümüzde port kateter ihtiyacı olan hasta sayısının artmasıdır.Ocak 2007 ve Nisan 2009 tarihleri arasında; Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Ünitesi'nde, veri tabanında kaydı bulunan, 100 hastaya (40 kadın, 60 erkek; yaş aralığı 26-78 yıl, ortalama yaş 51 yıl) onkolojik tedavi amacıyla, implante edilen 100 adet, göğüs bölgesine uygulanan (ortalama kalış süresi 527 kateter ? gün), tek lümenli subkutanöz venöz portun perioperatif ve erken dönem takip sonuçları retrospektif olarak incelendi.Radyolojik teknikte daha güvenli bir girişe olanak sağlayan İJV'nin kullanıldığı (92 hastada sağ İJV, 8 hastada sol İJV) hastalarda vene girişte başarı oranımız ve port rezervuarı ile kateterinin uygun pozisyonda ve fonksiyonel olması şeklinde tanımlanan teknik başarı oranımız %100 olarak gerçekleşti. Hastalarımızda işleme bağlı majör komplikasyon izlenmedi. İki hastada (%2) işleme bağlı minör komplikasyon (giriş yeri hematomu) görüldü. Takipte toplam 5(%5) hastada eksplantasyon gerektirmeyen, aspirasyon güçlüğü (%3) ile karakterize port disfonksiyonu ve port cebi bölgesinde kızarıklık/şişlik (%2) olarak tanımlanan minör komplikasyonlar ile birlikte 1(%1) hastada eksplantasyon gerektiren, port cebi enfeksiyonu/nekrozu gelişti. Takipten çıkan 4 hasta, KT uygulaması sona eren 11 hasta, malign hastalığın ilerlemesi sonucu kaybedilen 8 hasta ve komplikasyon nedeni ile portu çıkarılan 1 hasta dışında 76 hastanın portu fonksiyoneldir.Biz bu çalışmamızda, ünitemizde görüntüleme eşliğinde gerçekleştirilen venöz port implantasyonu deneyimimizi sunduk. Takip sonuçlarımızı, cerrahi ve radyolojik yöntem uygulanan hastalar ile ilgili literatür verileri ile kıyasladık. Sonuçlar, görüntüleme kılavuzluğundaki implantasyonun güvenli ve etkin olduğunu göstermektedir.

Kateterizasyon-periferikKateterler-kalıcıNeoplazmlar+2
İlker Eyüboğlu
Karadeniz Technical University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarına uygulanan farklı tıbbi tedavi yöntemlerinin beslenme durumu ve kaygı düzeyi üzerine etkisi

Bu çalışma yeni tanı almış onkoloji hastalarına uygulanan tedavi yöntemlerinin beslenme durumları ile kaygı düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 01 Temmuz 2014 ile 01 Ekim 2014 tarihler arasında Ankara Söğütözü Bayındır Hastanesi Onkoloji bölümüne ayaktan başvuran ve doktor tarafından yeni tanı alan 20 yaş ve üzeri 26 erkek, 24 kadın olmak üzere toplam 50 onkoloji hastası ile gerçekleştirilmiştir. Hasta dosyalarından ve hastaların takibinden elde edilen veriler (hastaların demografik özellikleri ve hastalığına ilişkin bilgileri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal parametreleri) hastaların tedavi sürecinde anket formuna kaydedilmiştir. Hastaların antropometrik ölçümleri ve bazı biyokimyasal parametreleri hasta dosyalarından alınmış, tedavi başında ve tedavi sonunda Patient-generated subjective global assessment (PG-SGA) ve 3 günlük besin tüketim kaydı yöntemleri ile hastaların beslenme durumu belirlenmiştir. Hastaların kaygı düzeylerini belirlemek için Beck Depresyon Ölçeği doktor tarafından tedavi başında ve sonunda uygulanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 58±13.50 yıldır. Hastaların % 38.0'ı meme kanseri, % 12.0'ı akciğer kanseri, % 10.0'u kolon kanseri, % 8.0'i pankreas kanseri, % 8.0'i mide kanseri, %2.0'si karaciğer kanseri, % 6.0'sı mesane kanseri, % 8.0'itestis kanseri, % 4.0'ü larenks kanseri, % 2.0'si özefagus kanseri, % 2.0'si prostat kanseri tanısı almıştır. Hastaların % 48.0'inde kanserli hücrelerin bulundukları doku dışında doğrudan başka bir bölgeye metastazı bulunmaktadır. Hastaların % 22.0'si 1.evre, % 30.0'u 2.evre, % 16.0'sı 3.evre, % 32.0'si 4.evrededir ve % 64.0'ü operasyon geçirmiştir. Hastalara % 24.0'ü kemoterapi, % 12.0'si kemoterapi+radyoterapi % 42.0'si cerrahi+kemoterapi, % 22.0'si cerrahi+kemoterapi+radyoterapi tedavi yöntemi uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda hastaların Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması sırasıyla 27.11±4.86 kg/m2 ve 26.61±4.91 kg/m2 olarak belirlenmiştir. Tedavi başlangıcında hastaların % 18.0'i, tedavi sonunda hastaların %24.0'ü iştahlarının kötü olduğunu ifade etmiştir. Komplikasyonlar arasında en sık görülen abdominal gaz (% 44.0), konstipasyon (% 36.0) ve iştah azalmasıdır (%30.0). Beck depresyon ölçeğine göre tedavi başlangıcında kadın hastaların %4.2'si, erkek hastaların % 3.8'i ciddi depresyonda iken; tedavi sonunda kadın hastaların % 8.3'ü, erkek hastaların % 15.4'ü ciddi depresyondadır. Tedavi başlangıcından sonuna kadar olan süreçte cinsiyete göre bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). PG-SGA değerlendirmesine göre tedavi başlangıcında kadın hastaların % 54.2'si, erkek hastaların % 69.2'si diyetisyen müdahalesi gerektirir iken; tedavi sonunda kadın hastaların % 50.0'si, erkek hastaların % 61.5'i diyetisyen müdahalesi gerektirir olarak bulunmuştur. Tedavi başlangıcından sonuna kadar süreçte cinsiyetler arası bu değişim istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Kadın hastaların kanser tedavisine başlamadan önce 3 günlük enerji tüketim ortalaması 1127±326.52 kkal iken, tedaviye başladıktan sonra 1104±293.30 kkal olarak belirlenmiştir.Erkek hastaların ise kanser tedavisine başlamadan önce 3 günlük enerji tüketim ortalaması 1343±569.3 kkal iken, tedaviye başladıktan sonra 1166±495.9 kkal olarak belirlenmiş ve aradaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Anahtar kelimeler: Kanser, beslenme, Beck Depresyon Ölçeği, malnutrisyon

AnksiyeteBeck Depresyon ÖlçeğiBeslenme bozuklukları+5
Kübra Kara
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Maliyn tümör tanısı alan hastaların epidemiyolojik özellikleri ve sağkalımlarının değerlendirilmesi

Kanser hastalığı, çocukluk çağı hastalıklarının içinde enfeksiyon ve kazalardan sonra, ülkelere göre değişen sırada önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Amacımız; hastanemizde takip edilen hastaların epidemiyolojik özelliklerini ve sağkalım hızlarını analiz etmektir. Çalışmamızda; 2007-2014 yılları arasında Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi, Çocuk Onkoloji Bölümü'ne başvuran 599 kayıtlı çocukluk çağı kanseri olan hasta ve bu hastalardan bir aydan uzun süre merkezimizde takip edilmiş 440 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Veriler özel istatistik programları ile analiz edilmiştir. Sınıflandırmada; Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Sınıflandırması (ICCC) kullanılmıştır. Çalışmamız sonucunda, bir aydan uzun takipli hastaların ortanca yaş ve cinsiyete göre dağılımı sırası ile 6,6 yıl ve E/K:1 saptandı. Yaş gruplarına göre dağılıma bakıldığında sıklığın; 0-4 yaş %41,4; 5-9 yaş %25,2; 10-14 yaş %22,5; 15-19 yaş %10,9 olduğu görüldü. Vakaların %90'nın histopatolojik olarak, geriye kalan %10'unun klinik ve radyolojik yöntemlerle tanı aldığı belirlendi. Tümör tanı alt gruplara göre görülme sıklığı tanı ortanca yaşı ve erkek/kız (E/K) oranı olacak şekilde sırası ile verilmiştir. Hastaların %9'u lösemi [5,1 yıl, E/K:1,4]; %21,8'i lenfoma [8,7 yıl, E/K:2]; %20,9'u SSS tümörleri [6,4 yıl, E/K:0,8]; %10,9'u sempatik sistem tümörleri [1,5 yıl, E/K:1]; %9'u gonad ve germ hücreli tümörler [6,8 yıl, E/K:0,4 ]; %8,2'si yumuşak doku sarkomları [8 yıl, E/K:1,2]; %6,3'ü kemik tümörleri [11,8 yıl, E/K:1,1]; %5,9'u böbrek tümörleri [3,8 yıl, E/K:0,8]; %3,6'sı karsinom ve diğer epitelyal tümörler [12,7 yıl, E/K:0,8]; %2,7'si karaciğer tümörleri [4,9 yıl, E/K:0.7]; %1,1'i nadir maliyn tümörler ve %0,5'i retinoblastomdu. Beş yıllık olaysız sağkalım hızı %66,9, genel sağkalım hızı %75,3 saptandı. Hastalarımızın epidemiyolojik özellikleri lösemi görülme sıklığı dışında diğer epidemiyolojik çalışmalardaki sonuçlara benzer şekilde saptanmıştır. Merkezimizde lösemi hastaları 2010 yılından itibaren izlenmeye başlanmıştır. Genel olarak hastalarımızın genel ve olaysız sağkalım hızları literatür ile karşılaştırabilir düzeyde bulunmuştur. Pediatrik onkoloji hastalarında yüksek sağkalım hızları multidisipliner tedavi protokolerinin ve profesyonel ekibin önemini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı kanserleri, epidemiyoloji, sağkalım

EpidemiyolojiKan hastalıklarıKarsinoma+6
Damla Geçkalan Soysal
Başkent University
2016
00

Related subjects