Graves
88 theses under this subject heading
Myken Tholos mezar anıtları tipolojisi ve mimari gelişimi
Bu tez çalışmasında Myken Tholos Mezar anıtı kavramının tam olarak hangi mimari forma karşılık geldiği araştırılmış ve bu kavramın karşılığı olan Myken Tholos Mezarların analizleri ve tipolojik bir değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Yunanistan Anakarasında tanımlanabilir durumda yalnızca 115 olarak tespit edilen bu mezarlar son çalışmalarla birlikte 139'a yükselmiştir. Merkezi Kıta Yunanistan olan Tholos Mezarların en yoğun tespit edildiği ikinci bölge Girit Adasıdır. Ayrıca Kiklad Adaları'nda, İonia Adaları'nda ve Anadolu'da da Myken Tholos Mezar anıtları tespit edilmiştir. II ana bölümden oluşan tez çalışmasının I. bölümünde mezarların bölümleri, karakteristik özellikleri, yapım teknikleri ve mezarların inşasında kullanılan materyaller ele alınmıştır. II. bölümde ise Tholos mezarların kökeni ve gelişimi hakkında ortaya konulmuş olan farklı görüşler bölgesel olarak mezarların dağılımı ile ilgili Messenia Bölgesi ve Girit Adası'ndaki mezar dağılımlarının detaylı olarak sorgulanması, mezarların kime ya da kimlere ait olduğu, mezarların ikincil kullanımları ve bu mezarlardaki ölü kültü uygulamaları sorgulanmış ve son olarak Myken Tholos mezarların kendinden sonraki dönemlere olan etkileri tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tholos, Myken Mezar, Tholos Mezar Mimarisi, Dromos, Stomion, Bindirme Kubbe.
İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında 19.yüzyıl figürlü mezar anıtları
Tez çalışmasının konusunu, İstanbul'daki Rum, Ermeni ve Levanten mezarlıklarında bulunan 19. yüzyıl figürlü mezar anıtları oluşturmaktadır. Araştırmada öncelikli olarak mezarlıklarda bulunan anıtlar ele alınsa da manastır, kilise kripta ve bahçeleri, hastane bahçelerine yapılan anıtsal nitelikli ve figürlü mezar anıtları da ele alınmıştır. Özellikle 19. yüzyılda gayrimüslimlere tanınan sosyal haklar ve mülk edinme hakkıyla birlikte anıtsal nitelikli sosyal ve dini nitelikli yapılar gibi mezar anıtları da dikkati çeken heykelli ve kabartmalı olarak yaptırılmıştır. Bu anıtlar ailelerin ve dönemin sosyal istek ve ihtiyaçlarını, sanatçıların becerilerini, anıtsal heykel ustalarının bu yüzyılda bir meslek olarak ortaya çıktığını, mezheplerin ikonografik taleplerini ve Avrupa'da aynı yüzyılda görülen mezar anıtları ve heykellerinin yansımalarını sunmaktadır. Mezar tiplerinde yüzyılın mimarlık akımlarıyla paralel beğeniler dikkat çekicidir. Neoklasik, Neobizans, Neogrek, Neomısır, Neogotik etkili anıtlar yapılmıştır. Bu anıtlarda İstanbul'a uzak yeni mezar tipleri yanında yüzyıllardır kullanılan lahit, levha, haç, tabut formlu eski mezar tipleri tercih edilmiştir. Avrupa'dan ithal edilen mezar heykelleri de dikkati çekmektedir. 19. yüzyılın bazı mezar anıtları dönemin önemli heykeltıraş, anıtsal mezar ustası veya mimarlarına yaptırılmıştır. Louvre Müzesi'nin duvarlarını süsleyen heykelleriyle bilinen Fransız heykeltraş Marius Jean Antonin Mercié, Luigi Giona, Geroloma Fiaschi gibi Avrupalı sanatçılar, Yunanistan'ın önemli heykeltıraşları olarak tanınan George Bonanos, Lazaros Sohos, Vitsares, Tombros gibi sanatçılar, Tinos adasından gelen Liritis, Krikelis, Ziotis aileleri, Periklis Fotiadis, Panayotidis gibi dönemin mimarları, Papazyan ve Yervant Osgan gibi Ermeni heykeltıraşlar gibi adından söz ettiren mimar, heykeltıraş ve mezar ustaları bu anıtlarda çalışmışlardır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Osmanlı, Gayrimüslim, Rum, Ermeni, Levanten, Latin, Mezar, Mezar anıtları, Mezarlık, Heykel, Heykeltıraşlar, İkonografi
Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerleri
Coğrafi konumu ve tarihi yönüyle Amasya; birçok kültürün, milletin yaşam alanı olarak seçtiği, Osmanlı Devleti zamanında da Osmanlı şehzadelerin yetiştirildiği önemli kültürel zenginliklere sahip bir yer olmuştur. Çalışmamız; giriş kısmı, dört bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında; araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıklarından bahsediliştir. Ve sonunda tanımlar kısmına yer verilmiştir. Birinci bölümde; kısaca Amasya tarihi ve coğrafi durumu/sosyo-kültürel yapısına yer verilmiştir. İkinci bölümde; dini ziyaret; sosyolojik bir anlama ve dini ziyaret yerleri ve ziyaret ediliş amaçları ele alınıştır. Üçüncü bölümde; Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerlerine gidilerek yapılan incelemeler, mülakatlar ve bunun neticesindeki nesnel yorumlara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde; Amasya şehir merkezindeki dini ziyaret yerleri sosyolojik bir yaklaşım ile değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgilerin sonuç ve değerlendirilmesi yapılmıştır. İncelenen sahanın genişliği de dikkate alınarak, araştırmamız Amasya şehir merkezi ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmamız kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda birçok türbe, mezar, kuyu, ağaç, taş, toprak vb. dini ziyaret yeri tespit edilmiştir. Bu yerlerden bazıları yoğun bir şekilde ziyaret edilmekte olup çeşitli ritüellerin gerçekleştirildiği yerlerdir bazıları ise günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Ziyaret yerlerinin bir kısmında zamanın meşhur Veli, Pir, Şeyh'lerinden olan zatlar metfun bulunmaktadır. Bir kısmında ise Şehzade, Paşa veya devlet büyüklerinden olan kişiler metfun bulunmaktadır. Ziyaret yerleri, tezimizin ana başlığı kapsamında ele alınıp araştırmalarımızda çıkarılan yorumlar objektif bir şekilde aktarılmaya çalışılmıştır.
İstanbul Fatih Burmalı Mescid Haziresi
Ele alınan bu çalışmada İstanbul'un Fatih ilçesi, Şehzade Cami kurbunda yer alan Burmalı Mescid Haziresi incelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Tezin giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, araştırma yöntemi, araştırma sınır ve kaynakları açıklanmıştır. Birinci bölümünde ise İslamiyet'te Mezar Anlayışı ve Türklerde Mezar ve Mezar Taşları üzerinde durulmuş, Burmalı Mescid ve mescidin bânisi Emîn Nûreddin'in Osman Efendi'nin hayatına değinilmiş, hazirenin bulunduğu il, ilçe, semt hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde hazirenin katalog çalışması yapılmıştır. Restorasyon sonrası yapılan çalışmada, kimliği belli yahut belirsiz 231 adet şahideli-şahidesiz mezar tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde hazirede mevcut olan mezarlar; form, yazı ve bezeme açısından değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonunda ise hazirenin bulunduğu dönemin sosyal, kültürel, dini ve sanatsal yönleri ele alınıp Osmanlı mezar taşları içerisindeki yeri tespit edilmiştir.
Samsun ve çevresi mezar tipleri ve ölü gömme adetleri (MÖ. III. Bin ? MS. IV. yy.)
Samsun İli ve İlçelerini kapsayacak şekilde, MÖ. III. Bin'den başlayarak, Roma Çağı'na dek sürdürülen bir mezar tipolojisi ve ölü gömme adetleri çalışması kapsamında, ilk aşamada bugüne dek tasnif ve tescili yapılan ve kısmi bir şekilde yayınlanan mezarlar, çalışma kapsamında yeniden değerlendirilecektir. Bugüne değin hiçbir bilimsel çalışmada ortaya konulmayan her türden ve yukarıda bahsedilen tarihsel sürecin içerisinde yer alan mezar yapılarının ise tasnif ve istatistik çalışmaları yapılacak, mimari teknik çizimleri ve fotoğrafları mümkün olduğunca tamamlanacaktır. Bu mezarların yakın ve uzak çevredeki benzerleri ve içlerinde ele geçen buluntuların yardımıyla, olası tarihlemeleri yapılacaktır. Bu çalışmaların yanında MÖ. III. Bin'den, Roma Çağı'na dek ölü gömme adetleri incelenerek, kültürel devamlılığın sürüp sürmediği, zaman içerisinde ölü gömme adetleri açısından ne gibi yenilik ve değişikliklerin olduğu incelenerek, konuya sosyolojik bir boyut da katılmış olacaktır.
Şanlıurfa merkez ilçelerdeki mimari eserlerde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
İslâm medeniyet ve geleneğini inşa eden iki aslî unsur Kur'ân ve hadislerdir. Bu nedenle, mimariden âdet ve geleneklere varıncaya kadar akla gelebilecek her şey bu iki aslî unsur göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır. İslam toplumları tarih boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan bağlılıklarından dolayı, hadislere ayrı bir önem vermişlerdir. Onun sünnetini ve hadislerini hayatın her alanına yansıtmayı kendileri için bir görev addetmişlerdir. Bazı hadisler toplum hayatındaki etkisini sürdürürken, bazıları da ya kitapların sayfalarında kalmış ya da gözler önünde olmasına rağmen dikkatlerden kaçmış olabilir. İşte bu sebeple hadislerin toplumsal hayatta nasıl yer aldığı, nasıl kullanıldığı, topluma ne gibi mesajlar verdiği konuları, gün yüzüne çıkarılması ve dikkatlere sunulması gereken önemli hususlardandır. Bu tezde, Şanlıurfa'nın merkez ilçeleri olan Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü ilçelerindeki camiler, mezarlıklar, medrese ve dini eğitim veren lise ve ortaokularında yer alan hadislerin kaynakları ve değerlendirmeleri yapılacaktır.
Osmanlı mezar taşları etrafında gelişen kültür, medeniyet ve inanç dünyası üzerine bir inceleme: Eyüp örneği
Türk milleti tarihin hemen her döneminde mezar ve mezar taşı mimarisine önem göstererek mezarlıklarını titizlikle düzenlemiştir. İnşa edildiği dönemin zihniyetini yansıtan mezar taşları; devrin kültür, medeniyet ve inançlarını gösteren önemli kaynaklardandır. Birbirlerinden farklı dönemlerde oluşturulmuş mezar taşlarında, tarihsel değişim ve dönüşüm süreci izlendiğinde atalarımızın Müslümanlığı kabulünden önceki mezar gelenekleri, İslâmiyet'e geçiş ile birlikte terk edilmemiş, İslâmi gelenekle birleşip pekişen, zengin bir mezar geleneği oluşturulduğu gözlemlenmektedir. Bu durumun en somut örneklerini bünyesinde barındıran Osmanlı devletinin klasik dönemlerine gelindiğinde son derece olgun ve kültürel yoğunluğu yüksek mezarlıklar oluşturulmuştur. Bu durumun neticesinde Osmanlı toplumu, mezar bölgelerini medeniyet bahçelerine dönüştürmüştür. Bu denli zengin mezar geleneğinin arkasında yatan en temel etmenin Allah'a ve ebedi dünyaya kavuşma isteğidir. Bu kavuşma hasretiyle beraber ölüm son olmaktan çıkmış hakiki ve kalıcı olan dünyaya giriş kapısı niteliğini almıştır. Bu nedenlerden dolayı Osmanlı mezar taşlarında ölümün soğutucu ürpertisi yok edilerek gerek içerik gerekse şekilsel işleme ve motifleriyle mezarlıklarımız, kültürel ve inançsal değerleri yansıtan son derece canlı mekânlara bürünmüştür. Bu mekânların en güzel örneklerinden biri olarak Eyüp Sultan Hazretlerinin ebedi ev sahipliğini yaptığı İstanbul-Eyüp ilçesini göstermek mümkündür. Eyüp Hazretlerine yakın olabilmek adına Osmanlı toplumu buraya gömülmeyi arzu etmiş ve bunun sonucunda Eyüp, oldukça zengin ve kültürel çeşitliliğe sahip bir mezarlıklar bölgesi konumuna ulaşmıştır. Bu çalışma kapsamında İstanbul-Eyüp bölgesinde yer alan Osmanlı mezar taşları vasıtasıyla Osmanlı devletine medeniyet özelliği katan; yüksek kültür, düşünüş ve toplumsal yaşayış örnekleri sunularak ecdadımızın ölüme karşı tutumu, inanç dünyası, insana verdiği değer ve dünya anlayışı hakkında fikir sahibi olunacaktır.
Bursa Mustafakemalpaşa'daki Osmanlı mezar taşları
Bu çalışmamızda, Bursa iline bağlı olan Mustafakemalpaşa ilçe merkezinde, belde ve mahallelerinde (Lalaşahinpaşa, Tatkavaklı, Kestelek, Ormankadı, Karaoğlan, Tepecik, Aliseydi, Üçbeyli, Yamanlı, Melik, Sünlük, Ocaklı ve Yumurcaklı mezarlıklarında) yapılan araştırmalar sonucunda 136 adet Osmanlı Dönemine ait mezar taşı tespit ettik. 92 tanesi erkeklere, 43 tanesi kadınlara ait olan mezar taşlarının 17, 18, 19 ve 20. yüzyıllara ait oldukları görülmüştür. Mezar taşlarının en erken tarihlisi 1027 H./ 1617- 1618 M. en geç tarihlisinin ise 1928 M. yıllarına ait olduklarını tespit ettik. Çalışmamızın birinci bölümünde, incelemeler sonucunda tespit ettiğimiz 136 mezar taşının katalog bilgileri yer almıştır. İkinci bölümünde, mezar taşlarının form bakımından incelemesi, üçüncü bölümde ise süsleme, yazı türü ve metin içeriği bakımından incelemeleri iki başlık altında yer almıştır. Sonuç olarak bu yöredeki, Türk tarihini ve kültürünü yansıtan, arşiv belgesi değerindeki Osmanlı dönemine ait olan mezar taşları kayıt altına alınmıştır. Araştırmanın sonunda bahsi geçen mezar taşlarının ait olduğu dönemlerin form, süsleme ve yazı türü değişimleri ve bu değişimlerin sebepleri üzerinde bir sonuca ulaşılmıştır.
Belentepe Tunç Çağı mezarı eserleri
Bu tez çalışması Belentepe Oda Mezarı'ndan ele geçen Erken Tunç Çağı'ının III ve IVa evrelerine ait çanak çömlek buluntularına yönelik katalog çalışması olarak yapılmıştır. Söz konusu malzeme, mal grupları, hamur rengi ve kap formlarına göre sınıflandırılmıştır. Tipolojik açıdan incelenmiş olup mallar dört farklı mal grubu şeklinde karşımıza çıktı ayrıca hamur rengine göre kap grupları sınıflandırılarak "A"dan "N"ye kadar harflerle isimlendirilmiştir. Bu grupların yayılım alanlarını ve Belentepe'nin diğer yerleşim yerleri ile olan ilişkilerini anlamak amacıyla, başta komşu yerleşim alanları ile ilgili olanlardan başlayarak, konuyla ilgili yayınlar incelenmiş ve malzemenin benzerlikleri araştırılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, Belentepe Oda Mezar buluntularının Erken Tunç Çağı III ve IVa içinde hem Kuzey Suriye, hem de Orta Fırat Bölgesi ile ilişkileri olan bir merkez olduğu anlaşılmış. Ayrıca Metalik seramik mal grubu içerisinde yer alan Gaziantep ve Şanlıurfa bölgesine özgü olan üst kısımları gri – siyah olan kap (şişe) grubunun üst kısımlarının gri olmasının üretim tekniğinden kaynaklanmadığını bilinçli bir üretim tekniği olduğu saptanmıştır
Urfa ili Roma Dönemi kaya mezarları
İnsanoğlu çağlar boyunca dini ritüellerinin bir sonucu olarak bir takım yapılar ve objelerle kişiyi ölümsüzleştirme çabası içerisinde bulunmuşlardır. Ortaya koydukları ebedi istirahatgahlar, ölen kişinin toplum içerisindeki statüsüne göre şekillenmiş ve kullanılmışlardır. İnsanlığın Shanidar Mağarasında başlayan dini ritüelleri ve ölüye olan saygı Roma Döneminde en üst seviyeye ulaşmıştır. Anadolu toprakları üzerinde, hem bilimsel kazılar hem de yüzey araştırmaları sonucunda farklı dönemlere ait birçok mezar tipi tespit edilmiştir. Roma Dönemine ait izlerin yoğun olarak görüldüğü Urfa bölgesinde yine bu döneme ait kaya mezarlarına da sıkça rastlanmaktadır. Yaptığımız ön araştırma neticesinde tez çalışma konusu olarak belirlediğimiz alandaki nekropol ve mezarlar, imkânlar dâhilinde incelenmiş, belirli bir tipolojik düzen içerisinde anlatılmaya çalışılmıştır.
Thyateira Hastane Höyüğü mezarlarının arkeolojik ve antropolojik incelenmesi
Hastane Höyüğü'ün bir dönem Thyateira Antik Kenti'nin Akropol sahası bir dönem tümünün ya da en azından bir bölümünün Nekropol alanı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Tez çalışması, Thyateira Hastane Höyüğü'nde 2013-2019 yılları arasında yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılmış olan mezarları kapsamaktadır. 3 farklı tipte 67 mezarın kazısı yapılmıştır. Mezarlar konum itibariyle Hastane Höyükte bulunan tapınak kalıntısının kuzey ve güney bölgesinde doğu-batı doğrultusunda konumlandırılmıştır. Bu çalışma da Hastane Höyüğü'nde yer alan mezarların mimari özellikler bakımından gruplandırılarak mezar tipolojinin oluşturulması, ölü gömme gelenekleri, yaş ve cinsiyet sayıları hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda mezarların tipolojisi hakkında bilgi verilirken ölü gömme gelenekleri ve az da olsa çıkan buluntular hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Mezarlar içerisinde az sayıda buluntuya rastlanılmış olması ve mezarların yapılışında farklı mimari kalıntıların kullanılması, mezarların tarihlendirilmesini zorlaştırmıştır. Az sayıda da olsa yer alan değerli buluntular, bu mezarların bir bölümünün 10-12. yy'ları, İslami ve Haçlı sikkeleri yardımıyla 13-14. yy'ları, Sardeis'te bulunan ziynet eşyalarının benzerliklerinden yola çıkılarak 14-15.yy'ları da kapsayacak şekilde Osmanlı Dönemi'nin ilerleyen safhaları boyunca da devam ettiği anlaşılmaktadır. Ancak son gömü için net tarih vermek mümkün değildir.
Efes Müzesi'nde bulunan Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi mezar stelleri
Çalışma kapsamında ele alınan mezar stelleri, İzmir ili Selçuk ilçesinde yer alan Efes Müzesi'ne satın alma, hibe ve hediye etme yollarıyla ulaştırılmış eserlerdir. Müzede yürütülen eser tespit çalışmalarında bu kapsamda yetmiş dokuz (79) mezar steli tespit edilmiştir. Eserlerin büyük bir çoğunluğu Ephesos antik kenti ile Selçuk ilçesi çevresinden ele geçmiştir. Ayrıca Torbalı, Kuşadası – Kirazlı Köyü, Acarlar Köyü ve Aydın çevresinden ele geçen ve Efes Müzesi'ne teslim edilen eserler de çalışmaya dâhil edilmiştir. Farklı alanlarda bulunan söz konusu eserler dönem ve tipoloji açısından da farklı özellikler sergilemekte olup tez çalışması içerisinde detaylı olarak incelenmiştir. Tez çalışmasının konusunu oluşturan Efes Müzesi Hellenistik Dönem ve Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait mezar stellerinin detaylı olarak sunulabilmesi için daha önce yayınlanan, Ephesos antik kenti başta olmak üzere, Anadolu kentlerine dair mezar stelleri literatürü taranarak Ephesos mezar stellerine ait gelenek, tipoloji ve kronoloji hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Özellikle eserlerin daha önce ikonografi ve figür tipleri açısından detaylı olarak ele alınmaması ve kentin mezar steli geleneğinin saptanmamış olması çalışmalarımızın bu konular üzerinde yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Bu doğrultuda Ephesos mezar stelleri kapsamında ölü yemeği/symposium/symposion, veda, atlı/süvari, genre (günlük yaşam) sahneleri, gladyatörlerin yer aldığı steller ve boyalı/kazıma tekniğine sahip stellerin varlığı tespit edilmiştir. Söz konusu sahnelerin yanı sıra figür tipleri ve stellerin tipolojisi detaylı olarak sunulmuştur. Ayrıca Ephesos mezar steli geleneğinin oluşmasında etkin rol oynayan Attika, Smyrna, Lydia Bölgesi ve Byzantion merkezlerinin mezar stelleri ile karşılaştırmalar yapılarak Ephesos mezar steli geleneğinin yerel ve etkileşimli üslubu aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan mezar stellerine dair incelemeler sonucunda eserlerin İÖ. 4. yüzyılın ortalarından İS. 3. yüzyılın başlarına kadar olan geniş bir kronolojiye sahip olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda Ephesos kentinin en yoğun stel üretiminin İÖ. 2. yüzyılın ikinci yarısı ile İÖ. 1. yüzyılın başları olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu dönemde yerel özelliklerin görüldüğü stellerin de sayıca fazla olduğu görülmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Anadolu, Ionia, Ephesos, Mezar Stelleri.
Tralleis Batı Nekropolü ve buluntuları
Aydın İli, Kemer Mahallesi'nde yer alan Tralleis Antik Kenti'nde, 2007 yılı çalışma sezonunda, kentin batısında bulunan ve Batı Nekropol'ü olarak adlandırılan alanda, kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda, iki katlı ve iki odalı dromoslu oda mezar, taş sanduka, situla, amphora, urne, çatı kiremitli, basit toprak, pithos ve platform olmak üzere toplam dokuz farklı tipte 39 mezar ortaya çıkarılmıştır. Tralleis'te bugüne kadar kentte yapılan araştırma ve çalışmalarda, kentin tarihi yapısı, coğrafi konumu ve sanatı konusunda önemli bilgilere ulaşılmıştır. Özellikle Batı Nekropol'ünde iki katlı ve çok odalı, birden fazla gömünün yapıldığı ve buluntularıyla dikkat çeken oda mezar ile farklı mezar tiplerinin belirlenmesi, kenti mezar mimarisi ve nekropol buluntuları ile ön plana çıkarmıştır. Tralleis Batı Nekropol'ü mezarları ve buluntuları geçen zaman içinde bazı değişimlere uğrasa da, bütünüyle incelendiğinde Hellenistik, Roma İmparatorluk ve Geç Roma Dönem'i mezar mimarisi, ölü gömme gelenekleri ve bölge sanatı konusunda önemli bilgi verir. Çalışma kapsamımızın ilk bölümünde, Tralleis antik kentinin coğrafi yapısı, siyasi ve araştırma tarihi kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Ardından nekropol alanında tespit edilen mezarların genel yapısına, mezar mimarisine, plan, teknik ve malzeme özelliklerine değinilmiş, elde edilen bilgiler, Karia Bölgesi'nde bulunan diğer mezar ve buluntuları ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca bu mezarların içlerinde ele geçen mezar hediyeleri ile mezarların kullanım süreçleri belirlenmiş ve tüm mezarlar kontekst olarak değerlendirilmiştir. Mezar mimarisi dışında ele geçen buluntular, ayrı bir başlık altında, cinsleri ve formları doğrultusunda sınıflandırılarak anlatılmıştır. Ayrıca gömülerin sosyo-ekonomik durumu hakkında daha fazla bilgi edinmek için, Prof. Dr. Yaşar İşçan ve ekibi tarafından hazırlanan antropoloji raporları, tez içinde değerlendirmeye alınmıştır. Son olarak, mezar ve ölü hediyelerinin mezar sahipleri ile ilişkisi, ölü kültü ve Batı Nekropolü'nde görülen ritüeller hakkında bilgi verilmiştir. Mezar içlerinde ele geçen buluntuların değerlendirilmesinin tamamlanmasının ardından, tezle bağlantılı kaynakçaya ulaşılmış, mevcut buluntular numaralandırılmış, çizim ve fotoğraflanması yapılmış katalogları oluşturulmuştur. Katalog düzenlenmesinde buluntuların tanımlanmasının dışında, benzer örneklerinden de yararlanılarak karşılaştırmalar yapılmış, ele geçen buluntular stil, teknik ve form özelliklerine bakılarak tarihlendirilmiştir. En son olarak da mezar tipleri ve buluntular ile bağlantılı olarak harita, çizim, fotoğraf ve grafikleri oluşturulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Karia Bölgesi, Tralleis, Nekropol, Mezar Mimarisi, Ölü Gömme Gelenekleri.
Medine şehri bağlamında şehir-mezar-ma'bed ilişkisi (h.1-41/m.622-661)
İslam içerisinde gerek din olarak gerekse de gelenek olarak belirli kutsallar barındırır. Konumuz bağlamında diyebiliriz ki İslam'da belirli mekânlar kutsal ile bağı sağladığı için diğer mekânlardan daha da önemlidir. Bu bağı sağlayan en önemli üç şehir Mekke, Medine ve Kudüs iken mekân olarak ise Kâbe, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ'dır. Bu üç şehrin çalışmamız açısından en temel özelliği mezar ve ma'bed ilişkisinin mevcudiyeti ve kutsallığıdır. Kâbe'nin bitişiğinde Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail'in, Mescid-i Nebevî'nin iç kısmında Hz. Muhammed'in, Mescid-i Aksâ'nın yakınında Yahudi peygamberlerin mezarları bulunmaktadır. Biz çalışmamızı Medine şehriyle sınırlandırarak mezarın, ma'bedin ve kabrin şehri oluşturmadaki rolünü ele almaya çalışacağız. Çalışmamızda mezarın ve ma'bedin şehri oluşturmadaki rolüne değinerek bu durumun yalnızca İslam tarihinde vuku bulan bir hadise olmadığını kadim geleneklerden örneklerle ortaya koymaya çalıştık. Bu sebeple İslam tarihini hareket noktası kabul edip farklı disiplinlerin verilerinden azami ölçüde faydalandık. Hz. Peygamber'in şehir kurma tecrübesinin insanlığın birikiminin bir sonucu olduğu ve Medine'nin somutlaştırma, bağlanma, ritüel, mit dediğimiz dörtlü aşamadan sonra kutsal mekân hüviyeti kazanan Mescid-i Nebevî ve Ravza-i Mutahhara, etrafında gelişimini sağladığı neticesine vardık.
Manisa ili Akhisar ilçesinde evliya kültü
Manisa'nın il merkezi dışında en büyük nüfusa sahip olan Akhisar ilçesi, hem coğrafi konumu hem de sahip olduğu tarihî dokusuyla asırlardır farklı devletler ve medeniyetler tarafından kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. 14. yüzyılda Saruhan Bey tarafından fethedilen Akhisar, 1412 yılında Osmanlı Devleti hâkimiyetine girmesinden itibaren de Saruhan Sancağı'nın bir parçası olmuştur. Anadolu'nun Müslümanlaştırılması ve Türkleşmesinde önemli rol oynayan dervişler Akhisar ilçesinin iskânında da önemli rol oynamış; bu kişilerin ölümünden sonra halkın duyduğu sevgi ve bağlılık, evliya kültünün doğmasını sağlamıştır. Manisa'nın sufî kimliği göz önünde bulundurulduğunda Akhisar ilçesi de köklü bir evliya geleneğini yansıtmış; ancak bu yönde herhangi bir çalışma yapılmamıştır.Bu çalışmada Akhisar'da velîliğin nasıl algılandığı, bu kişilerle ilgili hangi anlatıların geliştiği velîlerin yattığına inanılan türbe ya da yatırlarda hangi halk inanışları oluştuğu tespit edilecektir.Çalışmanın başlangıcında; konuyla ilgili araştırma, derleme yapan çalışmalar tespit edilip bu bibliyografyaların künyeleri tespit edilecektir. Herhangi bir tarihî belgeye rastlanılamayan yatırlar için saha taraması yapılacak gözlem ve mülakat teknikleriyle halk arasında anlatılan menkıbe, efsane ve inanç anıları derlenecektir. Elde edilen bulgular görsellerle zenginleştirilecek, hangi yatırda hangi uygulamanın olduğu analiz edilecektir.
7. sınıf sosyal bilgiler ders kitabında Türk tarihinde yolculuk ünitesi işlenirken mezarlık ve şehitlik ziyaretlerinin tarih bilgisi ve bilincinin oluşumunda ve öğrencinin akademik başarısındaki etkisi (Akhisar örneği)
Bu araştırmanın amacı ilköğretim 7. sınıfta Sosyal Bilgiler dersinde
Manisa (merkezde)`da veli kültü
* * EK-4 ÖZET Türkler İslamiyet'e girdikten sonra yeni bir medeniyet dairesine dahil olmuşlardır. Bu bağlamda yeni dinlerine, daha önceden kültürlerinde mevcut olan bir takım unsurları taşımışlardır. Bu senkretik yapının en önemli oluşumlarından birini Velî kültü meydana getirmektedir. Saruhanoğulları tarafından fethedilen Manisa, daha sonra Osmanlı yönetimine girmiş olup köklü bir tasavvuf geleneğinden söz etmek mümkündür. Gerek eski Türk kültürünün getirileri gerekse bu şehirdeki köklü tasavvuf geleneği şehirde pek çok türbe ve yatırın ortaya çıkmasına ve etkisini günümüze değin sürdürmesine yol açmıştır. Geçmişte kırk kadar olan yatır sayısı, bugün yirmi üç tanedir. Manisa halkı özellikle maddi istekleri için bu yatırları ziyaret etmekte ve bez bağlama, mum yakma, hayır dağıtma, kanlı kurban adama gibi uygulamalar yapmakta; bu şahısların baklanda çeşitli anlatmalar meydana gelmektedir. Çalışmamızda velî kültünü oluşturan uygulama ve anlatmalar tespit ve tahlil edilmeye çalışılmıştır.
Camihöyük Helenistik-Roma dönemi nekropolü
Nekropoller antik kentlerin ve höyüklerin yapısında, kentlerin sosyal yapısının anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir. Bundan dolayı Camihöyük Helenistik-Roma Nekropolü çalışmalarında ortaya çıkarılan mezar yapılarının değerlendirilmesi ve tüm yönleriyle incelenmesi, höyük üzerine kapsamlı bilgilerin ortaya çıkarılması açısından önemlidir. Çalışmanın birinci bölümünde Camihöyük Helenistik-Roma Nekropolü?nün coğrafi konumu, tarihsel çerçevesi ve yerleşim kalıntıları tanımlanmaktadır. Böylece höyük ile ilgili genel bir bilginin verilmesi sağlanmıştır. İkinci bölümde, Camihöyük Helenistik-Roma Nekropolü ve bu nekropol üzerinde yer alan mezar tipleri anlatılmaktadır. Mezar tipleri: Taş sanduka mezarlar, basit toprak mezarlar, kerpiç sanduka mezarlar, çömlek mezarlar ve pişmiş toprak lahit olmak üzere 5 tip mezar yapısı görülmektedir. Değerlendirilen tüm mezar yapıları bir tipolojik sınıflandırma içinde bütün yönleriyle tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde ise, ikinci bölümde gerçekleştirilmiş olan çalışmalar ve bu çalışma ile elde edilen çizimler, fotoğraflar ve tanımlamalar ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER Camihöyük, Helenistik-Roma, nekropol, taş sanduka mezarlar, basit toprak mezarlar, kerpiç sanduka mezarlar, çömlek mezarlar ve pişmiş toprak lahit.
Çok mekânlılık bağlamında Yunus Emre mezarları
Halk bilimi disiplininde çok mekânlılık, anlatı kahramanlarının birden çok yerde doğduğuna veya öldüğüne inanılmasını ifade eden bir kavramdır. Sözlü kültürün bir yaratımı olan pek çok anlatı kahramanı ile ilgili yeteri kadar bilgi bulunmaması, hayatlarıyla ilgili bilginin daha çok sözlü kültür içinde varolması, bu şahsiyetleri belli bir mekâna yerleştirmeyi zorlaştırmaktadır. Anlatı kahramanlarının biyografilerini oluşturan efsane ve menkıbe türü, anlatı kahramanlarının birden fazla yerde doğduğuna veya öldüğüne inanılmasını kolaylaştırmaktadır. Türk kültür tarihinde tarihî ve menkıbevî kişiliği içiçe geçerek akademik tartışmaya konu olmuş çok sayıda çok mekânlı anlatı kahramanı vardır. Bunlardan belki en dikkat çekeni 13. yüzyılda yaşadığı bilinen Yunus Emre (1240-1320)'dir. Hayatı hakkındaki yazılı kaynaklar yetersiz olan Yunus Emre, hakkında üretilen biyografiler ve şiirlerle bir anlatı kahramanıdır. Yunus Emre'nin biyografisi ve şiirlerindeki varyantlaşma mezar yerlerinde de görülmektedir. Türkiye'de 14 yerde mezarı tespit edilen Yunus Emre, çok mekânlı bir anlatı kahramanıdır. Yunus Emre'yi bir anlatı kahramanı olarak kabul edip, mezarları örneğinde halk bilimsel yaklaşımlarla incelemek gerekli ve önemlidir. Bu tezde Yunus Emre, çok mekânlılık kavramı açısından incelenmiş, çok mekânlılığı oluşturan dinamikler Yunus Emre mezarları örneğinden hareketle ortaya konulmuştur. Yunus Emre'ye ait olduğuna inanılan 14 mezar yerinde 2017, 2018 ve 2019 yıllarında yapılan alan çalışmasıyla mekânlarda oluşan Yunus Emre belleği tespit edilmiştir. Daha sonra alandan elde edilen bilgiler, çok mekânlılık bağlamında halk bilimi yaklaşımlarıyla değerlendirilmiştir. Buna bağlı olarak çok mekânlılığı ortaya çıkaran dinamikler, anlatı ve fakelore temelinde gelişme göstermektedir. Mekân ve anlatı ilişkisinde yerelleşme, bellek aktarımı ve rüya anlatılarının etkili olduğu ve çok mekânlılığa olanak sağladıkları görülmüştür. Mekânın fakelore, icat edilmiş gelenek ve folklorizmle olan ilişkisinde ise mezar yeri üzerine yapılan tartışmalar ve mekânlardaki uygulamalarda bu kavramların etkili birer unsur oldukları tespit edilmiştir. Bu çalışmada çok mekânlılık kavramı Yunus Emre mezarları özelinde halk bilimsel bir bakışla değerlendirilip, anlatı ve fakelore eksenindeki ilişkilerin söz konusu olgunun sebeplerini oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu tez aynı zamanda, çok mekânlı anlatı kahramanları ve Yunus Emre üzerine çalışma yapmak isteyen araştırmacılara halk bilimi perspektifinden yeni ve çok yönlü bakış açıları sunmaktadır.
Anadolu Selçuklu Devleti merkezi şehirlerinden Konya ve Kayseri'de şehir hayatı
Türkler yüzyıllar boyunca birçok kültür ve uygarlığa beşik olmuş Orta Asya'da yaşamış ve kendilerine özgü kültürler meydana getirmişlerdir. Bilinen ilk Türk Orta Asya devletleri zamanla yerini başka Türk Boyları bırakmış ve bu süreç yüz yıllar boyu devam etmiştir. Bu süreç içerisinde Türkler birçok kültür meydana getirmişler ve birçok kültürden etkilenmişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesinden ayrılması sonrasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber Anadolu'da birçok yerleşim yeri büyük bir önem kazanmıştır. Bu yerleşim yerlerinden özellikle Konya Anadolu Selçuklu Devleti'ne başkentlik yaparak tarihte önemli bir yer almıştır. Siyasi ve jeopolitik öneminin yanında bu şehir bilim, sanat, edebiyat ve tasavvuf konularında da neredeyse bütün dünyaya öncülük etmiştir. Keza Kayseri'nin de tarih çağlarından günümüze kadar bu coğrafyada var olan bütün medeniyetler için her zaman çekim noktası olduğunu ve en önemli tarihi belgelerin yine burada başlatılan kazı çalışmalarında elimize geçtiğini görmekteyiz. Anadolu Selçuklu Devleti'nin en önemli şehirlerinden olan Kayseri ve Konya bu eserimizde ayrı ayrı ele alınarak incelenmiştir.Araştırma konusu olarak ?Anadolu Selçuklu Devleti Merkezi Şehirlerinden Konya ve Kayseri'de Şehir Hayatı? seçmemin başlıca nedeni yaptığım geniş kaynak taramasında ve çalışılan tezlerde konunun kısır bir döngü içerisinde incelenmiş olması ve yüzeyde kalan sığ bilgilerin verilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu bu iki şehir genellikle bir bütün olarak incelenmemiştir bu cümleden kasıt; Selçuklu tarihi hep siyasi tarih olarak ele alınmış ancak şehir hayatı ve tarihi açısından okuyanı doyuramamış ya da tam tersi şehir hayatı irdelenmemiş ancak siyasi tarih açısından olaylar ele alınmıştır. Tezimi hazırlarken konumu bütünsellik çerçevesi içerisinde ele alıp tüm yönleriyle yansıtmaya çalıştım. Bu anlamda şu ana kadar yapılmış çalışmalardan farklı olarak bu alandaki büyük bir boşluğu dolduracağını düşünmekteyim.Çalışmamız dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında şehirlerin adları, coğrafik konumları ve durumları ve Anadolu Selçuklu hâkimiyetine girmeden önceki tarihsel süreçlerini inceledik. Bu kapsamda geniş bir kaynak taraması yaptık ve şu ana dek incelediğimiz kaynaklarda görmediğimiz bir bütünsellik çerçevesi içinde birinci bölümde; Kayseri ve Konya'da Siyasi ve İdari Durum ikinci bölümde; Konya ve Kayseri'nin Fiziki Dokuları başlığı altında nüfus ve yerleşim, üçüncü bölümde ise; İçtimai ve Ekonomik Hayat, Dördüncü bölümde ise Kayseri ve Konya'da Şehir Hayatı ve İlmi Hayatı inceleyip bilgi vermeye çalıştık.Bu bilgileri aktarırken de hassas davrandık çünkü Anadolu Selçuklu Devleti şehir hayatına dair kaynaklar sınırlı olup var olanlar da içerik açısından yetersizdir. Ancak detaylı yaptığımız detaylı araştırmalarımızla bu sıkıntıyı aşmaya çalıştık. Açılan başlıklardan da bunun anlaşılacağını düşünmekteyiz.
Sanal ortamda mezar ziyaretleri
Geleneksel mezar ziyaretinin ve sanal ortamda mezar ziyaretinin kodları belirlenip, sanal ortamın, geleneksel mezar ziyareti modeline, aşamalarına ve pratiklerine etkisi incelenmiştir.Toplumun büyük bir kısmının geleneksel mezar ziyareti yaptığı, sanal ortamdaki mezar ziyaretlerinin de özellikle yurt dışındaki vatandaşlarca tercih edildiği ve ?sanal ortamda mezar ziyareti?nin yeni bir model olduğu, geleneksel mezar ziyaretinin aşama ve uygulamalarından faydalandığı ve onları değiştirmediği sadece farklı bir bağlamda, farklı araçlarla, geleneğin dönüşerek yaşatıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Tabzon ili Gülbahar Hatun ve Tavanlı Camii hazireleri ile Küçük İmaret Mezarlığı'ndaki mezar taşları
Mezar taşları, kökeni inançlara dayanan kültürel bir geleneği yansıtmakla birlikte, Türk Tarihi açısından da önemli birer kimlik belgesi niteliği taşımaktadır.Trabzon ili Gülbahar Hatun Camii, Tavanlı Camii hazireleri ve Küçük İmaret Mezarlığında 340 adet mezar tespit edilmiştir. Çalıştığımız hazireler ve mezarlıkta 490 adet mezar taşı bulunmaktadır. Bunların 298'i baş taşı, 192'si ise ayak taşıdır. Bunların, 180 adedi erkeklere, 99 adedi ise kadınlara ait şahidelerdir.18 mezar taşında ise kimlik tespiti yapılamamıştır.İncelediğimiz eserlerin 196 adedinin tarihi mevcuttur. 102 adedinin ise tarih satırları toprak altında kaldığından belirlenememiştir. Bu eserlerin tarih sınırları H. 1060/ M. 1650 ile M.1927 yılları arasını kapsar. 17. yüzyıl ile 20. Yüzyıl arasında geniş bir zaman dilimine yayılan mezar taşlarından iki tanesi 17. yüzyıla 62 tanesi 18 Yüzyıla, 117 tanesi 19. Yüzyıla, 15 tanesi ise 20. Yüzyıla aittir.Eserlerde ağırlıklı olarak mermer malzeme kullanılmıştır. Oyma ve kazıma tekniğinin kullanıldığı mezar taşlarında işleniş niteliği olarak daha ziyade alçak kabartma, az sayıdaki eserde ise yüksek kabartma ve linear üslup görülmektedir. İncelediğimiz mezarlıklarda, şahideli, lahit biçimi, çerçeveli ve kapak taşlı olmak üzere dört tip mezar çeşidi belirlenmiştir. Form bakımından mezar taşlarında çeşitlilik söz konusudur. Plaka gövdeli, silindirik ve kare prizma gövdeli şahideler mevcuttur.Şahideler, ya sarık, kavuk, fes, mantar biçimi başlıklarla, ya da kemer, üçgen, rozet veya bitkisel motiflerden oluşan tepeliklerle taçlandırılmıştır. Şahidelerde görülen kitabe metni genel olarak kemer formu meydana getiren bir veya birkaç silme kuşağı ile üstten kuşatılmış; kitabe yanları ise silme, sütunce yahut da bordür ile sınırlandırılmıştır.Kitabe satırları, ince silmelerle oluşturulan panolar içine ya birbirine paralel, ya da sağa eğimli satırlar şeklinde düzenlenmiştir. Az sayıda mezar taşında ise kitabe metinlerinde şair ve hattat isimlerine de yer verilmiştir.Bezeme programında, bitkisel, geometrik motifler, çeşitli nesneler, süs eşyası, tekstil ve mimari unsurların yer aldığı geniş bir repertuar görülmektedir. Bitkisel bezemede, palmet, gül, lâle, yıldız, hatmi, mine, gelincik, papatya, kasımpatı, boru ve rozet çiçeği veya menşei belli olmayan çiçeklerden başka, akantus, kenger, eğrelti otu veya menşei belli olmayan yapraklar yanı sıra, servi, hurma, nar ağacı tasvirleri; asma-üzüm salkımları, çınar dalı, girland ve kase içinde meyve tasvirleri vardır. Yıldız, baklava dilimi, kabara, madalyon, dendane, çarkıfelek, testere dişi, rozet, ışınsal çubuklar ve ayyıldız motifleri şeklinde görülen geometrik süslemeler ise genellikle bitkisel motiflerle beraber kullanılmıştır. Gerdanlık, perde, kumaş, kurdele, sütunce ve mukarnas gibi unsurlarla bezeme az sayıda karşımıza çıkmaktadır.Trabzon Gülbahar Hatun Camii, Tavanlı Camii Hazireleri ile Küçük İmaret Mezarlığında mevcut şahideler, bulunduğu yöreye özgü üslup farklılığı göstermemekte; buna karşılık malzeme, teknik, işleniş niteliği, form ve bezemeleri ile başkent İstanbul üslubunu çok belirgin bir şekilde yansıtmaktadır. Bu eserler, çağdaşlarıyla beraber yapıldıkları dönemin ortak özelliklerini ve Türk sanatının mezartaşı geleneğini günümüze aktaran birer temsilci durumundadır.
Pisidia bölgesi mezar sanatında silah tasvirleri
Günümüzde Göller Bölgesi veya Göller Yöresi olarak bilinen Pisidia Bölgesi, Milyas arazisi ile birlikte Mare Pamphylium'un (Akdeniz Körfezi) kuzeyindeki ovada yer alan Pamphylia'yı çeviren Toros Dağlarıyla güneyinde Anaua Lacus (Acı Tuz Gölü) ile Askania Lacus (Burdur Gölü) arasından geçen Söğüt Dağları'nın uzantılarıyla dik olarak birleşen Sultan Dağları ile kuzeyden çevrilmiştir. Karalis Lacus'un (Beyşehir Gölü) güneydoğusundan Melas Çayı'nın (Manavgat Çayı) yukarı ve orta çığırına kadar olan tepelikler ise doğu sınırını oluşturmaktadır. Çalışmamız Pisidia Bölgesi'nin sınırları içerisinde konumlanan, mezar steli, lahit ve ostothek üzerinde betimlenen silah tasvirlerini kapsamaktadır. Bölgenin coğrafyası, yol haritası, önemli kentleri ve bu kentlerin nekropolis alanları incelenerek; üzerine yapılmış olan akademik çalışmalar ve yapılan bilimsel kazılar göz önünde bulundurularak bir çerçeve belirlenerek ve bu çerçeve içerisinde bölgenin mezar yapısı ve tasvirleri hakkında fikir elde edilmesine çalışılacaktır. Bu kapsamda eldeki veriler ışığında yapılan çalışmalar, alan taraması ve yüzey araştırmaları dikkate alınarak konu ile ilgili ortak bir üslup ve fikir birliğine varılması amaçlanmaktadır. Pisidia Bölgesi; gömü gelenekleri ve nekropolis alanları, silah betimlerinin kullanıldığı mezar tipleri, ostothek, lahit ve mezar stelleri, bu donelerin kökeni ve ilk örnekleri incelenerek Phrygia, Pamphylia, Lykia, Ikonia, Isaura ve Makedonia örnekleri ile anoloji kurulmaya çalışılarak akültürasyon olup olmadığına dair veriler incelenecektir. Pisidia Bölgesi mezar stelleri, ostothek ve lahitleri üzerinde tasvir edilen silah betimleri; kendi içerisinde saldırı ve savunma silahları olup olmadığına bakılacaktır. Bu tasvirlerin yaşanan süreç içerisinde etnik kimlik ilişkisi, ikonografik açıdan değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Kibyra'dan tapınak tipli anıt mezar
Kibyra'dan Tapınak Tipli Anıt Mezar adlı tez çalışması kapsamında, Kibyra üçüncü derece sit alanı dışarısında yer alan ve tapınak cepheli olarak tasarlanmış anıtsal mezar ele alınmıştır. Öncelikle yapının bulunduğu kent hakkında bilgiler verilmiş kentin nekropolleri, mezar tipleri ve ölü gömme gelenekleri incelenerek mezar yapısının kent içerisindeki durumu netleştirilmiştir. Sonrasında, tapınak mezar kavramı, kökeni ve gelişimi irdelenerek tapınak cepheli olarak tasarlanmış Anadolu örnekleri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Ana konuyu oluşturan Kibyra Tapınak Mezarının rölöve ve rekonstrüksiyon çizimleri yapılarak olması gereken mimari kurgusu ortaya konulmuştur. Bu bağlamda yapının, Anadolu örnekleri ile benzer ve farklı mimari özellikleri karşılaştırılmış ve mimari örgeleri üzerinde bulunan bezemeleri ile stil kritik çalışması gerçekleştirilerek tarihleme önerisi sunulmuştur.