Microscopy-electron scanning

Bu konu başlığı altında 101 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spray pyrolysis yöntemi ile elde edilen Zn ilaveli CuInS2 filmlerinin bazı fiziksel özellikleri

Bu çalışmada, CuInS2 yarıiletken bileşiği içerisine %10-50 arasında değişen oranlarda Zn ilave edilerek Cu(Zn)InS2 filmlerinin bazı fiziksel Özellikleri incelenmiştir. Filmler spray pyrolysis yöntemiyle 225-275 °C taban sıcaklıklarında elde edilmiştir. Elde edilen filmlerin p-tipi oldukları ve yasak enerji aralığı değerlerinin 1,51-2,70 eV arasında değiştiği belirlenmiştir. Temel absorpsiyon spektrumlarından geçirgenlik, yansıma, kırılma indisi, sönüm katsayısı ve dielektrik sabitleri grafikleri çizilmiştir. X-ışını kırınım desenlerinden filmlerin chalcopyrite ve hegzagonal yapıda oldukları saptanmıştır. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) fotoğraflarından yüzey morfolojileri incelenmiştir ve filmlerin hemen hemen homojen yapıda oldukları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: CuInS2, Yarıiletken, Spray Pyrolysis, Temel Absorpsiyon, Chalcopyrite

Mikroskopi-elektron taramalıPüskürtme yöntemiSoğurma+3
Barış Altıokka
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2003
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Termomekanik olarak haddelenmiş x70 kalite petrol boru çeliklerinin ebsd ve tem teknikleri ile karakterizasyonu

Düşük sıcaklık ve yüksek basınç ortamında, özellikle petrol boru hatlarında kullanılan API X70 çeliklerinde daha önce az sayıda yapı-özellik ilişkisi üzerine çalışma yapılmıştır. Bu nedenle, bu çalışmada yapı-özellik ilişkisi kurulması amacıyla malzemenin özellikleri ölçülmüş ve iç yapısı EBSD ve TEM teknikleri ile incelenmiştir. Öncelikle, yüksek kalitede kırınım deseni elde etmek üzere Al ve çelik gibi farklı malzemeler için uygun numune hazırlama ve analiz parametreleri belirlenmiştir. Bu bağlamda literatürden farklı olarak ince kesitli numunelerde gerçekleştirilecek EBSD analizleri ile daha kesin sonuçlar elde edileceği öngörülmüştür. Buna göre: (i) bu malzemeler için en uygun parlatma yönteminin mekanik + elektrolitik parlatma olduğu, (ii) tane boyutu ve numune kalınlığına göre Monte Carlo yazılımı ile özellikle ince kesitlerde düşük hızlandırma voltajı ile yapılan EBSD incelemelerinin daha güvenilir sonuçlar vereceği, (iii) elektron geçirgenliğine sahip bir numuneye yapılan t-EBSD analizinde geleneksel EBSD' ye göre yüksek büyütmelerde ve yüksek çözünürlükte görüntüler elde edilebildiği görülmüştür. Geliştirilen numune hazırlama teknikleri ve inceltme şartları kullanılarak hazırlanan X70 Petrol Boru Çelik numunelerinin EBSD ve TEM analizleri gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucunda elde edilen kristalografik ve mikroyapısal veriler doğrultusunda: (iv) mikroyapısal bileşenler sahip oldukları dislokasyon yoğunluklarına göre oluşan bant kontrastı yardımıyla ayrılmıştır. Bu bağlamda, dislokasyon yoğunluğunun azalması ile çekme özelliklerinin kötüleştiği, darbe özelliklerinin ise iyileştiği gözlenmiştir. (v) Farklı termomekanik işlemler sonucu bünyede oluşan tane boyutu farklılıkları, yönlenme ve tane sınır karakteristikleri incelenerek malzemenin sahip olduğu sertlik ve kırılma tokluğu değerleri arasındaki ilişki ele alınmıştır. Buna göre en düşük tane boyutuna sahip, yönlenmenin en az olduğu ve düşük LAGB ile Σ3 tane sınırına sahip numunenin düşük çekme özelliklerine, fakat yüksek darbe özelliklerine sahip olduğu görülmüştür. (vi) Son olarak, STEM ve t-EBSD teknikleri ile çökelti incelemesi yapılmış olup farklı şekil ve boyutlarda bulunan ve Mn, Ti, Nb ve S içeren çökeltilerin varlığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: EBSD, TEM, API X70, bant kontrastı, CSL, t-EBSD

Mikroskopi-elektron taramalıÇelikİletim elektron mikroskobu
Semih Engün
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nikel oksit filmlerinin farklı yöntemlerle elde edilmesi ve bazı fiziksel özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada, nikel oksit filmler kimyasal banyo depolama (CBD), ardışık iyonik tabaka adsorpsiyon ve reaksiyonu (SILAR), sol-jel döndürerek kaplama, ve ultrasonik püskürtme yöntemleri kullanılarak cam ve FTO kaplı cam altlıklar üzerine elde edilmiştir. Numunelerin bazı fiziksel özellikleri incelenmiştir. X-ışını kırınım desenlerinden elde edilen tüm NiO filmlerinin polikristal ve yüzey merkezli kübik yapıda oldukları belirlenmiştir. Tanecik boyutlarının filmleri elde etme yöntemi ve deney parametrelerine bağlı olarak 10- 33 nm arasında değiştiği belirlenmiştir. FT-IR ve Raman spektroskopileri kullanılarak elde edilen filmlerin yapısal özellikleri incelenmiştir. Numunelerin yüzey morfolojisi analizleri alan emisyon taramalı elektron mikroskobu (FESEM) ile incelenmiştir. Yüzey morfolojilerinin film elde etme yöntemi ve deney parametrelerine bağlı olduğu görülmüştür. CBD yöntemiyle elde edilen filmler nano flake ve nanosheet formunda iken diğer yöntemler elde edilen filmlerin küçük taneciklerle kaplı film yüzeyine sahip oldukları gözlenmiştir. Filmlerin yasak enerji aralıklarının direkt bant geçişli oldukları ve enerji aralıklarının yaklaşık 3,37 - 3,93 eV arasında değiştiği saptanmıştır. Elde edilen NiO filmlerinin elektrokimyasal davranışları dönüşümlü voltametri (CV) ile 0,3 M KOH çözeltisi içersinde analiz edilmiştir. Numunelerin elektrokromik uygulamalar için tekrar edilebilirliği ve tutarlılığı incelenmiştir.

Dönüşümlü voltametriElektrokimyasal özelliklerMikroskopi-elektron taramalı+4
Turan Taşköprü
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platin elektrot yüzeyinin kromat iyonu ile kısmi inhibisyonu yöntemi kullanılarak mikro ve nano gözenekli elektrot dizilerinin hazırlanması

Bu çalışmada ticari olarak temin edilen mikro boyuttaki platin elektrot ile dönüşümlü voltametri (CV) ve doğrusal taramalı voltametri (LSV) yöntemleri uygulanarak yüzey düzgünlüğünün tespit edilmesinde kullanılacak yöntem belirlenmiştir. Dönüşümlü voltametri yöntemi kullanılarak kaplama için gerekli parametreler optimize edilmiştir. Lazer çekme yöntemi ile mikro ve nano gözenekli platin elektrotlar üretilmiştir. Üretilen elektrotların görüntüleri elde edilmiştir. Ticari olarak temin edilen ve üretilen mikro ve nano elektrotların, ferrosen ortamında alınan voltamogramlarına ait akımlar yardımı ile yaklaşık yarıçap büyüklükleri hesaplanmıştır. Ticari, mikro ve nano gözenekli platin elektrotlar dönüşümlü voltametri yöntemi kullanılarak kromat iyonu kaplaması yapılmıştır. Ticari, mikro ve nanoelektrot dizilerine ait potansiyel-akım değerleri karşılaştırılmıştır. Taramalı elektron mikroskopu (SEM) ile nanoelektrotların yüzey görüntüleri alınmıştır.

Krom kaplamaMikroskopi-elektron taramalı
Saadet Dinç
Hitit University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Yapay çürük lezyonu oluşturulmuş dişlerde farklı yüzey hazırlık prosedürlerinin rezin infiltrasyon tekniğinin penetrasyon derinliğine etkisi: Konfokal mikroskop çalışması

Bu çalışma yapay olarak oluşturulmuş mine lezyonlarına uygulanan farklı aşındırma döngülerinin rezin infiltrantın penetrasyon derinliği üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçladı. 50 adet sığır dişinin bukkal yüzünden 4x4x3mm3 mine örnekleri hazırlandı. Örnekler yapay mine lezyonları oluşturmak için 21 gün demineralizasyon solüsyonunda bekletildi ve rastgele beş gruba ayrıldı (n=10). Her gruba %15 hidroklorik asit (HCl) jeli uygulandı. Asit aşındırma uygulama süresi Grup 1 için 2 dk, Grup 2 için 2x2 dk, Grup 3 için 3x2 dk, Grup 4 için 4x2 dk ve Grup 5 için 5x2 dk olarak belirlendi. Uygulanan rezin Rhodamin B ile, lezyon oluşturulmuş dişler ise Sodium Fluorescein ile boyandı ve numuneler konfokal lazer tarama mikroskobu (CLSM) ile görselleştirildi. Lezyon, penetrasyon ve erozyon derinliği (µm) hesaplandı ve veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Örneklerin ortalama lezyon derinliği 108.87 ± 2.96 idi. En yüksek penetrasyon derinliği (75.59 ± 9.42) ve en düşük penetrasyon derinliği (37,27 ± 8,36) sırasıyla Grup 5 ve Grup 1'den elde edildi (p<0.05). Toplam beş numunede ortalama 22.54 ± 2.35 mine erozyonu tespit edildi. Bu çalışmada, tekrarlanan aşındırma döngüsünün, mine yüzeyinde ihmal edilebilir erozyon derinliğine neden olurken, rezinin penetrasyon derinliğini arttırdığı sonucuna varılabilir.

Akrilik reçinelerAsitle aşındırma-dentalBiyomedikal ve dental materyaller+4
Mehmet Çiloğlu
Gaziantep University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Yeni geliştirilen ev tipi beyazlatma jelinin diş rengi ve mineral değişimi üzerine etkisi

Çalışmamızın amacı yeni geliştirilen %16 oranında KP ve %6 oranında HP içeren iki deneysel beyazlatma jeli ile FGM Whiteness Perfect (%16 KP) ve BioWhiten ProHome (%6 HP) evde beyazlatma sistemlerini karşılaştırarak, dişte meydana getirdikleri mineral ve renk değişimi üzerine etkilerini değerlendirmektir. Çalışmaya periodontal sebeplerle çekilmiş 96 adet defekt, çatlak ya da çürük içermeyen maxiller santral diş dâhil edildi. Tüm örnekler, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) cihazı yardımıyla mine-dentin kalınlıkları açısından standardize edilerek renk tespiti (n=48) ve mineral değişimi (n=48) değerlendirmesinde kullanılmak amacıyla 2'ye ayrıldı. Sonrasında bu 2 grup uygulanacak beyazlatma ajanına göre 4 alt gruba ayrıldı (n=12). Mineral ölçümleri, dişlere uygulanacak bleaching tedavileri öncesinde, uygulamaların bitiminde ve uygulamalar tamamlandıktan 2 hafta sonra SEM-EDS (SEM, Zeiss Gemini SEM 300) cihazı ile yapıldı. Renk ölçümü ise 14 gün devam edilen beyazlatma uygulamasının başlangıcında, uygulamanın 7. gününde, uygulama bittikten 24 saat ve 14 gün sonra spektrofotometre cihazı (VITA EasyShade, Zahnfabrik) ile yapıldı. Renk değişim değerleri CIEDE 2000 formülü kullanılarak hesaplandı. İstatistiksel analiz için Pair t test-Wilcoxon ve ANOVA-Kruskal Wallis kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Çalışmada tüm gruplarda etkin bir beyazlatma sağlanırken, tüm gruplar arasında renk değişimi açısından istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Mineral değişimi açısından ise tüm gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). Sonuçlar renk ve mineral değişimi açısından çok yönlü şekilde değerlendirildiğinde en ideal beyazlatma ajanı Deneysel KP (Grup 1) olarak tespit edildi.

Diş renk değişikliğiHidrojen peroksitJeller+5
Görkem Kervancıoğlu
Gaziantep University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

PEM yakıt pilleri için anot ve katot malzemelerinin geliştirilmesi

Gelişen teknoloji, artan nüfus ve refah düzeyi enerji tüketimini arttırmıştır. Bu ihtiyaçtan doğan teknolojilerden biri de PEM yakıt pili teknolojisidir. Bu teknolojinin diğer enerji dönüşüm sistemlerine göre daha verimli ve sürdürülebilir olması bir avantaj oluşturmasına rağmen katot ve anotta kullanılan değerli metal olan platin miktarının yüksek olması yaygınlaşması önündeki en büyük engellerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Platinin miktarını azaltmak üzere çeşitli karbon destek malzemeleri kullanılmıştır. Bu çalışmada tek ve çift değerlikli iyonların ölçümüne karşı iyi sonuç veren modifiye grafitin karbon destek malzemesi olarak kullanımı araştırılmıştır. Platin öncülleri karbon destek malzemesi üzerine farklı tekniklerle indirgenerek tutturulmuştur. Hazırlanan Pt/C malzemesinin elektrokimyasal analizleri yapılarak performans özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca yüzey özelliklerini araştırmak üzere SEM, BET ve BJH analizi yapılmıştır.

Dönüşümlü voltametriMikroskopi-elektron taramalı
Rıdvan Yıldırım
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı lazerlerin ortodontik aparey altındaki antibakteriyel etkilerinin değerlendirilmesi

Ortodontik tedavi sırasında üst çenenin genişletilmesi amacıyla hastanın gereksinimine göre sıklıkla akrilik içeren apareyler kullanılmaktadır. Apareyin dişlere simante edilmesi sebebiyle, hasta apareyi çıkartıp temizleyemeyeceği için ağız bakımı aparey altında yetersiz kalmakta ve bölgede anaerob bir ortam oluşmaktadır. Çalışmamızda apareyin uzun süreli kullanımına bağlı olarak oluşan anaerob ortamdaki periodontopatojen ve karyojenik bakterilerin hastalara verebileceği zararı minimalize etmek için son yıllarda gelişmekte olan lazer teknolojisinin antibakteriyel/bakterisidal etkinliği araştırılmıştır. Porphyromonas gingivalis ATCC33277 ve Streptococcus mutans ATCC25175 bakterilerinden polimetilmetakrilat diskler üzerinde anaerob şartlarda biyofilmler oluşturulmuştur. Farklı dalga boylarındaki lazer uygulamalarının bakteri sayısını azaltmadaki etkinliğini belirlemek için Nd: YAG (1064 nm), diyot(810 nm) ve diyot (445 nm) olmak üzere farklı dalga boyuna sahip lazerler 2 farklı güçte (1,5W; 2W) uygulanarak 6 adet çalışma grubu oluşturulmuştur. Ayrıca lazer uygulaması yapılmayan bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Üzerlerinde biyofilm oluşturulmuş polimetilmetakrilat diskler anaerob ortam sağlayan kaplar içerisine konulmuş, kapların kapakları akrilik ile benzer özellikteki polimetilmetakrilat malzeme ile değiştirilmiştir. Kapak yüzeyinden üzerlerinde bakteri biyofilmi olan disklere belirtilen ayarlarda lazer uygulaması yapılmıştır. S. mutans için Mitis Salivarius Basitrasin agarda, P. gingivalis için ise Brucella kanlı (Vit K+ hemin) agarda anaerob ortamda 37 C'de 72 saat inkübasyon sağlanmıştır. Oluşan koloniler sayılarak cfu/ml cinsinden hesaplanmıştır. Ek olarak her bir çalışma grubu ve kontrol grubundan birer disk alınarak taramalı elektron mikroskobu (scanning electron microscope) (SEM) analizi ile oluşan bakteri biyofilmlerinin görüntüleri elde edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda Nd: YAG (1064 nm), diyot (810 nm) ve diyot (445 nm) lazerlerin belirli ayarlarda S. mutans ve P. gingivalis biyofilmleri üzerindeki antibakteriyel/ bakterisidal etkileri belirlenmiştir. Her iki bakteri üzerinde de en fazla etkiye sahip olan lazerin 810 nm dalga boyuna sahip diyot lazerin 2 W 30 sn CW modda uygulandığı ayar olduğu saptanmıştır.

Alveolar kenar artırılmasıGingival hastalıklarHastane araç-gereç ve donanımları+7
Gülşah Ünal Kundakçıoğlu
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

ER:Yag lazerin laminate veneer ile diş yüzeyi arasındaki bağlantı dayanımına etkisi

Bu çalışmanın amacı; rezin simanla yapıştırılmış farklı kalınlık ve içeriğe sahip porselen laminate veneer materyallerinin bağlantı dayanımı üzerine Er:YAG lazerin etkisini incelemektir. Çalışmada; toplam 96 adet çekilmiş çürüksüz sığır mandibular kesici dişi 8 gruba ayrılarak kullanılmıştır (n=12). Feldspatik seramik ve lösit ile güçlendirilmiş seramik bloklardan 5 mm çapında ve 0,5 mm ve 1 mm kalınlığında diskler elde edilmiştir. 4 kontrol grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FK-0,5), feldspatik seramik-1mm (FK-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LK-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LK-1)) ve 4 deney grubu (feldspatik seramik-0,5 mm (FL-0,5), feldspatik seramik-1mm (FL-1), lösit ile güçlendirilmiş seramik-0,5 mm (LL-0,5), lösit ile güçlendirilmiş seramik (LL-1)) olmak üzere toplam 8 grup oluşturularak 96 adet seramik disk hazırlanmıştır. Seramik diskler, ışıkla sertleşen rezin siman kullanılarak diş yüzeylerine üretici firma talimatları doğrultusunda simante edilmiştir. Kontrol grupları hariç diğer tüm gruplara Er:YAG lazer gücü 4,2 Watt (140 mJ x 30 Hz) olacak şekilde ayarlanıp 6 sn boyunca tarama yöntemiyle uygulanmıştır. Lazer uygulandıktan 1 sn sonra üniversal test cihazında 1mm/dk yükleme hızıyla desimantasyon meydana gelene kadar kuvvet uygulanarak ve desimantasyon anındaki kuvvet kaydedilerek makaslama bağlantı dayanımı ölçülmüştür. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri stereomikroskop ile adeziv, koheziv ve adeziv+koheziv olarak sınıflandırılmıştır. Her gruptan birer örneğin ayrılmış olan diş ve seramik yüzeyi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. İstatistiksel analizler tek yönlü varyans analizi (One-way Anova) ve post-hoc Tukey HSD çoklu karşılaştırma Testleri kullanılarak yapılmıştır. Sonuçlar p≤0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre kontrol grupları ile lazer gruplarının ortalama makaslama bağlantı dayanımları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p≤0,05). Aynı kalınlıktaki farklı porselen grupları karşılaştırıldığında hem lazer uygulanan hem de uygulanmayan gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmazken (p>0,05) aynı porselenden hazırlanmış ancak farklı kalınlıkta örnek içeren gruplar karşılaştırıldığında da hem lazer uygulanan hem de uygulanmayanlar için istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Lazer uygulanan gruplarda başarısızlık tipi genellikle koheziv iken uygulanmayan gruplarda adeziv olarak belirlenmiştir. SEM görüntülerinde lazer uygulanan örneklerde diş yüzeyindeki siman kalıntılarında ablasyon alanları gözlenmiştir. Er:YAG lazer uygulamasının porselen laminate veneerlerin diş yüzeyinden sökülmesinde makaslama bağlantı kuvvetini anlamlı derecede azalttığı sonucuna varılmıştır. Ancak incelenen kalınlık ve içerik farklılıkları porselen laminate veneer materyallerinin lazer uygulaması sonrası makaslama bağlantı kuvvetine etki etmemiştir. Anahtar Sözcükler: Er:YAG lazer, tarama yöntemi, laminate veneer, söküm, makaslama bağlantı kuvveti, başarısızlık tipi, SEM

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+2
Yeşim Çetin
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Çeşitli yüzey pürüzlendirme işlemleri ve temizleme ajanlarının PEKK-kompozit yapısının bağlanma dayanımı ve rengi üzerine etkisi

Bu çalışmamın amacı; çeşitli yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin ve temizleme solüsyonlarının PEKK-kompozit yapısının bağlanma dayanımı ve rengi üzerine etkisini incelemektir. PEKK bloklardan 10 mm çapında 4 mm yüksekliğinde 196 adet disk elde edilmiştir. Elde edilen örnekler Asit (%9,5 Hidroflorik asit), Er-YAG lazer (150 mJ, 10 Hz, 1.5 W) Kojet (30 µm Al2O3) ve Kontrol (Yüzey işlemi uygulanmamış) olmak üzere rastgele 4 farklı yüzey işlem grubuna ayrılmıştır (n=48). Yüzey işlem uygulamalarının ardından tüm örneklerin yüzey pürüzlülük ölçümleri yapılmıştır. Tüm yüzey işlem gruplarından pürüzlülük ölçüm sonuçlarına göre ortalamaya en yakın olan her bir gruptan birer örnek seçilerek SEM (Taramalı elektron mikroskobu) analizleri yapılmıştır. Pürüzlendirme işlemi sonrası örneklere PEKK bond uygulanarak, teflon kalıp yardımıyla PEKK yüzeyine 3 mm çapında 4 mm yüksekliğinde pembe kompozit rezin bağlanmıştır. Her bir pürüzlendirme grubu örneklerin maruz bırakılacakları solüsyonlara göre 4'e ayrılmıştır. Gruplar; Corega, Protefix, Curaprox ve Distile su olacak şekilde sıralanmıştır (n=12). Örnekler 140 gün boyunca günde 8 saat olmak üzere protez temizleyicilerine maruz bırakılmıştır. Örneklerin solüsyonlarda bekletilmeden önceki ve bekletildikten sonraki renk ölçümleri spektrofotometre cihazı ile yapılmıştır. Renk parametreleri (L *, a *, b *, ΔE) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) sistemine göre hesaplanmıştır. Makaslama bağlanma dayanımı testi için, örneklerde kopma meydana gelene kadar 1mm/dk yükleme hızıyla kuvvet uygulanmıştır. Kopma anındaki kuvvet kaydedilerek makaslama bağlantı dayanımı ölçülmüştür. Makaslama bağlantı testi sonrası başarısızlık tipleri adeziv, koheziv ve karışık olarak sınıflandırılmıştır. Gruplararası farkları belirlemek için İki Yönlü Varyans analizi (Two- way Anova) ve Tek Yönlü Varyans analizi (One- way Anova) grup içi farkları belirlemek için Post-Hoc Tukey HSD Çoklu Karşılaştırma Testi ve Tamhane's T2 testleri kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. Grup içi karşılaştırmalarda öncesi ve sonrası verilerde homojen dağılım var ise Bağımlı örneklem t testi, homojen dağılım yok ise Wilcoxon testi kullanılmıştır. Sonuçlar p≤0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma bulgularına göre; pürüzlülük değerleri ölçülen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p≥0,05). Gruplar kendi içerisinde değerlendirildiğinde ise HF asit ve Er-YAG ile yapılan pürüzlendirmenin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p≤0,05) ve iki grupta da istatiksel olarak pürüzlülük değerleri artmıştır. Kojet grubu pürüzlülüğü arttırmıştır fakat bu değişim istatiksel olarak anlamlı görülmemiştir (p≥0,05). Çalışmamız bağlanma dayanımı yüzey işlemleri açısından incelendiğinde, tüm yüzey işlem gruplarında, Kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri izlenmiştir (p≤0,05). Bağlanma dayanımı ortalaması en yüksekten en düşüğe doğru HF asit, Kojet, Er-YAG lazer ve Kontrol grubuna aittir. Çalışmamızın bağlanma dayanımı değerleri, temizleme solüsyonları açısından incelendiğinde; Corega, Protefix ve Curaprox gruplarında bağlanma dayanımı değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık izlenmemiştir (p≥0,05). Distile su grubundaki bağlanma dayanımı değerleri, diğer tüm temizleme solüsyonlarına göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p≤0,05). Corega ve Curaprox grubuna ait örneklerin renk değişim değerleri (ΔE) istatistiksel olarak Protefix ve Distile su grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p≤0,05). Corega ve Curaprox ile hazırlanan temizleme solüsyonlarının PEKK- kompozit yapısının renk değişimi üzerindeki etkisi klinik olarak kabul edilemezken, Distile su ve Protefix solüsyonun etkisi klinik olarak kabul edilebilir sınırlar dahilindedir. Anahtar Kelimeler: Polieterketonketon (PEKK), Yüzey Pürüzlendirme, Temizleme Solüsyonları, Kompozit, SEM.

Dental materyallerKompozit malzemelerKompozit reçineler+6
Kübra Erdem
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı endomotor eğelerinin farklı çalışma boylarında kullanılmasının foraminal deformasyona etkisi: Taramalı elektron mikroskobu çalışması

Bu tez çalışmasının amacı resiprokal hareket prensibi ile çalışan MikroMega One RECI ve rotasyon hareketi prensibiyle çalışan VDW Rotate eğe sistemlerinin farklı çalışma boylarında kullanılarak eğelerin foraminal deformasyona etkisini taramalı elektron mikroskobu (SEM) yardımıyla ex vivo olarak değerlendirmektir. Çalışmamızda 60 adet apikal gelişimini tamamlamış mandibular premolar insan dişi kullanılmıştır. Kökler kronlarından uzaklaştırılarak 19±1 mm boyunda olacak şekilde standardize edilmiştir. Preparasyon öncesi dişler SEM ile x300 büyütme altında incelenmiş ve apikal foramen açılım noktasından görüntü alınmıştır. Ardından örnekler kullanılan eğelere ve apikal şekillendirmenin bitim noktalarına göre Grup 1: VDW Rotate ile apikal foramende (AF); Grup 2: VDW Rotate ile apikal foramenden 1 mm geride (AF-1mm); Grup 3: MikroMega One RECI ile apikal foramende ve Grup 4: MikroMega One RECI ile apikal foramenden 1 mm geride şekillendirilmek üzere dört gruba ayrılmıştır. Grup1 ve Grup 2'deki dişlerin kök kanal preparasyonu VDW Rotate (VDW Dental, Almanya) NiTi döner eğe sisteminin 15/.04, 20/.04, 25/.04 ve 35/.04 eğeleri kullanılarak yapılmıştır. Grup 3 ve Grup 4'teki dişlerin kök kanal preparasyonu ise One RECI (Micro-Mega®, Besançon, Fransa) NiTi döner eğe sisteminin One G, 20/.04, 25/.04 ve 35/.04 eğeleri kullanılarak yapılmıştır. Şekillendirme esnasında her eğe değişiminde kanallar 2 mL %2,5'lik NaOCl ile yıkanmıştır. Kanallar toplamda 15 mL NaOCl ile yıkanarak irrigasyon tamamlanmıştır. Şekillendirilmesi tamamlanan dişler ilk pozisyonlarında sabitlenerek yeniden SEM ile görüntüler alınmıştır. Preparasyon öncesi ve sonrası elde edilen SEM görüntüleri bir yazılım programı (Image j) yardımıyla foramen alanı, dairesellik ve Feret çap oranı hesaplanarak karşılaştırılmış ve foraminal deformasyon varlığı bu ölçümlere göre değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin Shapiro Wilks testi ile parametrelerin (foramen alanı, dairesellik ve Feret çap oranı) normal dağılıma uygun olduğu saptanmış, Levene testi ile varyans homojenliğine bakılmıştır. İki yönlü varyans analizi ve ikili karşılaştırmalarda Bonferroni testi kullanılmıştır (p=0,05). Elde edilen bulgulara göre iki farklı eğe sistemi kullanılarak farklı çalışma boylarında yapılan preparasyon sonucunda foramen alanlarının arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). VDW Rotate/AF grubunun VDW/AF-1 mm grubuna göre foramen alanının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). One RECI gruplarında ise her iki çalışma boyunda da foramen alanı açısından anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Tüm gruplarda dairesellik ve feret oranlarının istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür (p>0,05). Yapılan bu ex vivo çalışmanın sınırlılıkları dâhilinde; VDW Rotate ve One RECI ile hem apikal foramende hem de apikal foramenin 1 mm gerisinde gerçekleştirilen kök kanal şekillendirmesinin apikal foramen deformasyonuna yol açmadığı bulunmuştur. Anahtar sözcükler: apikal foramen, çalışma boyu, foraminal deformasyon, resiprokasyon hareketi, rotasyon hareketi

Dental eğelerDental pulpa boşluğuDiş kökü+3
Fatma Nurefşan Gürsoy
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mersin Arkeoloji Müzesi'nden bir grup Antik Dönem etüdlük sikkesinin temizlik ve koruma çalışmaları ile tarihlendirilmesi

oz YÜKSEK LİSANS TEZİ MERSİN ARKEOLOJİ MUZESI'NDEN bir grup antik dönem etüdlük SİKKESİNİN TEMİZLİK VE KORUMA ÇALIŞMALARI İLE TARİHLENDİRİLMESİ FATİH ERHAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ARKEOMETRİ ANABİLİM DALI Danışman :Yrd. Doç. Dr. K. Serdar GİRGÎNER Danışman : Prof. Dr. Oğuz TEKİN Yıl : 2002, Sayfa: 95 Jüri : Yrd. Doç. Dr. K. Serdar GİRGİNER : Prof. Dr. Oğuz TEKİN : Prof. Dr. Sait BAŞARAN :Yrd. Doç. Dr. Necdet SAKARYA :Yrd. Doç. Dr. Mehmet YILDIRIM Yapılan araştırmalar sonucunda, Kilikia Bölgesi'nde ele geçen sikkelerin büyük bir bölümünün müzelerimizde etüdlük olarak ayrıldığı saptanmıştır. Bu etüdlük sikkelerden bir kısmı, bu çalışmaya konu olarak alınmıştır. Çalışmanın amacı, seçilen sikkelerin toprak altından teşhire çıkmasına kadar geçen zaman süreci içerisinde, üzerlerinde uygulanabilecek çalışmaları incelemek, ilgili olardan uygulamak ve bu sayede etüdlük sikkelerin teşhire kazandırılmasını sağlamaktır. Günümüze kadar, arkeolojik metal buluntular üzerinde yapılan arkeometrik çalışmalarda, daha çok eserin kimyasal yapısı ve kaynak tespitine yönelik analizler üzerinde yoğunlaşılmıştır. Bu çalışmaların büyük bir kısmım ise, çeşitli mikroskop teknikleri kullanılarak yapılan analizler oluşturmuştur. Bu yüzden, Kilikia Bölgesi'nden ele geçmiş olan etüdlük sikke örneklerimiz üzerinde - örnek üzerinde hiçbir zararlı etkisi olmadığı daha önceki bilimsel çalışmalarla tespit edilmiş olan- Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile EDX Tekniği kullanılarak 'Kimyasal Analiz' ve 'Yüzey İncelemesi' yapılmıştır. Daha sonra, bu çalışmalarda elde edilen verilerden de yararlanılarak sikkelerin; temizlik, konservasyon, tarihlendirme ve katalog çalışmaları yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kilikia, etüdlük sikke, taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji saçılımlı x-ışınlan spektrometresi (EDX), konservasyon

KilikyaKonservasyonMikroskopi-elektron taramalı+2
Fatih Erhan
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2002
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deneysel polikistik over sendromunda D vitamininin over üzerine etkilerinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi

Polikistik Over Sendromu (PKOS), hiperandrojenizm, oligoan-ovulasyon ve polikistik overler ile karakterize endokrin bir bozukluktur. Bugüne kadar patogenezi tam olarak aydınlatılamayan PKOS'nda semptomlara göre değişen farklı tedavi yaklaşımları uygulanmaktadır. Son zamanlarda D vitamini tedavisi PKOS'lu kadınlarda semptomların giderilmesi için yaygın olarak kullanılmaya başlanmış ve daha çok hormonal ve metabolik düzensizlikler üzerine olan etkisi klinik ve deneysel çalışmaların konusu olmuştur. Ancak D vitamininin PKOS'lu over dokularında histolojik yapı üzerine etkilerini gösteren herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamızda, Dehidroepiandrosteron (DHEA) ile oluşturulmuş PKOS sıçan modelinde uygulanan D vitamini tedavisinin over yapısı üzerine olan etkilerinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda, 24 adet prepubertal dişi sıçan kullanıldı. 21 günlük sıçanlardan her grupta 8 hayvan olacak şekilde 3 grup oluşturuldu. 1. gruptaki hayvanlara subkutan 0,2 ml susam yağı+0,01 ml %95 etanol enjekte edilerek kontrol grubu olarak değerlendirildi. 2.gruptaki hayvanlara her gün subkutan 6mg/kg DHEA enjeksiyonu ile PKOS oluşturuldu. 3.gruptaki hayvanlara ise 6 mg/kg/gün DHEA ile PKOS oluşturulurken aynı zamanda haftada bir 120ng/100gr 1,25(OH)2D3 tedavisi uygulandı. 28 günün sonunda anestezi altındaki sıçanlardan alınan kan örneklerinde FSH, LH ve testosteron seviyeleri ölçüldü. Alınan over dokuları ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için rutin doku hazırlama yöntemlerine uygun olarak hazırlandı. Işık mikroskobik değerlendirme ve folikül sayımı için hazırlanan dokular Olympus BX53 ışık mikroskobuyla incelendi. İnce yapı değerlendirmesi için ise dokular JEOL-JEM 1400 transmisyon elektron mikroskobu ile incelenerek fotoğraflandı. Çalışmamızda; serum FSH, LH değerleri, LH/FSH oranı ve testosteron düzeyi PKOS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı bir artış gösterirken; tedavi grubunda FSH, LH değerleri, LH/FSH oranı ve testosteron düzeyi PKOS grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Işık mikroskobik olarak PKOS grubunda atretik ve kistik folikül sayısında artma görülürken, elektron mikroskopta granüloza tabakası belirgin Şekilde incelmiş ve teka tabakası kalınlaşmış kistik folikül yapıları ve interstisyel hücrelerde lipid birikimi izlendi. Vitamin D tedavisi sonucu atretik ve kistik foliküller sayıca azalmıştı. Sonuç olarak; D vitamininin PKOS'nda gözlenen hormonal ve yapısal değişiklikler üzerine olumlu etkileri bulunduğu ancak uzun süre kullanımının daha yararlı olabileceği kanaatine varıldı. Uzun süreli D vitamini tedavisinin etkilerini gösteren çalışmaların yapılması ve buna yönelik bilgilerin artmasıyla PKOS'na sahip hastalar için bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilebileceği düşünüldü.

DehidroepiandrosteronMikroskopi-elektronMikroskopi-elektron taramalı+5
Latife Seyran Çelik
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bazı Chaetorellıa hendel ve Orellıa robıneau - desvoıdy (Dıptera: tephrıtıdae) türlerinde spermateka morfolojisi üzerine bir çalışma

Bu çalışma 1999 – 2013 yılları arasında Türkiye'nin farklı illerinden toplanan bazı Chaetorellia ve Orellia türlerinin spermateka yapılarının morfolojik açıdan değerlendirilmelerine dayanmaktadır. Çalışma da Chaetorellia ve Orellia türlerine ait [Chaetorellia carthami Stackelberg, C. jaceae (Robineau – Desvoidy), C. loricata (Rondani), C. succinea (Costa), Orellia falcata (Scopoli) ve O. stictica (Gmelin)] toplam 6 türün spermateka morfolojisi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ortamında fotoğraflanarak farklı karekterler açısından incelendi. Her bir türün spermatekal yapılarının yüzey morfolojileri incelenerek türlere ait tanımlayıcı bilgiler verildi. Türlerin spermatekalarının SEM fotoğrafları tez içerisinde sunuldu. Çalışmada kullanılan Chaetorellia ve Orellia türlerinin spermatekal bulb yüzeyinde belirgin farklar olduğu gözlenmiştir. Ayrıca spermatekal bulbun en boy oranları iki cins arasında ayırt edici karakterdir. Elde edilen SEM görüntülerine göre yapılan kıyaslamalar sonucunda türler arasında spermateka morfolojilerinin farkları sistematik açıdan değerli karakterler olup cins ve türlerin teşhislerinde kullanılabilir karakterler olduğu gözlenmiştir.

Mikroskopi-elektron taramalı
Ali İlker Yokak
Gaziantep University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Su ve toprak örneklerinden biyoteknolojik potansiyele sahip bdellovibrio ve benzeri organizmaların izolasyonu ve filogenetik olarak tanımlanması

BALO (Bdellovibrio ve benzeri organizmalar) genellikle gram negatif ve bazı durumlarda gram pozitif bakterileri avlayarak hayatta kalabilen zorunlu predatörlerdir. Bu predatör mikroorganizmalar, her konak bakteriyi başarılı şekilde avlayamadıkları için, habitatlarından alınan örneklerden yapılan izolasyonlarda tüm popülasyon üyeleri belirlenememektedir. Ancak farklı ortamlarda birçok patojen bakteriye karşı predasyon sergiledikleri bilinmektedir. Bu çalışma, BALO'ın su ve toprak numunelerinden izolasyonunu ve tanımlanmasını kapsamaktadır. Belli zaman aralıklarında topraktan ve Manisa Saruhanlı Atık Su Arıtım Tesisinin farklı kısımlarından (ön çökeltim çıkış suyu, atık su arıtma tesisi giriş suyu ve geri devir pompa suyu) atık su örneklemeleri yapılarak, bu örneklerden diferansiyel santrifüjleme ve filtrasyon işlemlerinin uygulanması ile çift katmanlı agar plaka yöntemiyle BALO izolasyonları gerçekleştirilmiştir. Toprak numunelerinden yapılan tüm izolasyonlarda predatör bakteri varlığı tespit edilememiştir. İzolasyonlar için kullanılan 8 farklı konak bakteriler; E.coli ML35, E.coli S17, E.coli ATCC 29998, E.coli DH5α, E.coli Stbl3, Pseudomonas aureginosa, Pseudomonas syringae pv. morsprunorum ve Erwinia amylovora olup, en verimli litik plak oluşumu E.coli ML35'e karşı gözlemlenmiştir (Pseudomonas aureginosa hariç). Seyreltme plaka yöntemiyle mevsimsel olarak litik plakların sayısının, sırasıyla en çok yazın (4.5x103 pfu/mL), en az ise kışın (1.4x102 pfu/mL) oluştuğu tespit edilmiştir. Ayrıca, E.coli ML35'e karşı litik plak oluşturan predatör bakterilerin diğer konak bakterilerle ilişkisi belirlenmiştir. Katı ve sıvı ortamda yapılan denemelerde predatör bakteri üyeleri (Bdellovibrio sp., Bacteriovorax sp., ve Peredibacter sp.)'nden sadece Bdellovibrio sp. ve Bdellovibrio bacteriovorus bazı konak bakterilere karşı litik plak oluşturabilmiştir. Aynı zamanda predatör bakteri-konak ilişkisi taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile görüntülenerek doğrulanmıştır. Farklı litik plaklardan alınan örneklerden predatör bakterilerin DNA izolasyonu gerçekleştirilmiş, spesifik 4 farklı primer seti (BbsF216, BbsR707, Bac676F, Bac1442R, Per676F, Per1443R, Mic431F, Mic996R) kullanarak PCR ile 16S rRNA ürünleri elde edilmiştir. PCR ürünlerinin sekans analizleri yapıldıktan ve elde edilen verilerin düzenlenmesinden sonra gen bankasındaki verilerle karşılaştırılması gerçekleştirilmiştir. Toplamda 25 predatör bakterinin sekans verilerinin karşılaştırılmasıyla, %56'sının Peredibacter sp., %28'inin Bdellovibrio bacterivorus, %8'inin Bdellovibrio sp. ve %8'i ise Bacteriovorax sp. olarak tanımlanmış ve filogenetik dendogramları oluşturulmuştur. Sonuç olarak BALO izolasyonu ve tanımlanmasıyla ülkemizin predatör bakteri çeşitliliğine katkıda bulunulmuştur. Bu predatör bakterilerin ilerde yapılacak olan farklı biyoteknolojik araştırmalarda ve özellikle de patojen bakterilerin biyokontrolünde kullanılabileceği varsayılmaktadır.

Bakteri izolasyonuEvsel atık suGram negatif bakteriler+4
Dilek Şeker
Manisa Celal Bayar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karbon tetraklorür ile hepatotoksisite oluşturulmuş sıçanlarda Quercetin'in koruyucu etkilerinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi

Hepatotoksisite birçok farmakolojik ve kimyasal maddenin solunması, ağızdan alınması veya damar içine uygulanmasıyla gelişebilen karaciğer hasarıdır. Karaciğer hasarı sonucunda karaciğer fonksiyonları bozulmakta ve hayat kalitesini önemli ölçüde bozan, hatta ölüme neden olan karaciğer yetmezliği gelişebilmektedir. Karaciğer hastalıklarının tedavisi nedene yönelik olarak yapılmaktadır. Hepatotoksisitede toksik madde kesilerek destek tedavisi uygulanmaktadır. İleri derece hasarda karaciğer transplantasyonu gerekebilir. Günümüzde, karaciğer hasarını önlemeye yönelik çalışmalarda, bitkisel kökenli doğal antioksidanların kullanımı da giderek artan önem kazanmaktadır. Bitkisel kökenli bir antioksidan olan Quercetin birçok bitkinin kabuğunda bulunan kimyasal bir pigmenttir. Bu çalışmada, CCl4 ile karaciğer hasarı oluşturulacak deneysel hayvan modelinde Quercetin'in etkilerinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada 40 adet yetişkin Wistar erkek sıçan 5 gruba ayrılacaktır (n=8). 1. Gruptaki (Kontrol grubu) sıçanlara 14 gün boyunca 0.1 ml saline i.p. olarak uygulanıp, 14. gün 1 ml/kg olive oil tek doz i.p. olarak enjekte edilecek. 2. Gruptaki sıçanlara (Quercetin kontrol grubu) 14 gün boyunca 10 mg/kg Quercetin (0.1 ml salinde çözdürülerek) i.p. olarak uygulanıp, 14. gün 1 ml/kg olive oil tek doz i.p. olarak enjekte edilecek. 3. Gruptaki sıçanlara (CCl4 grubu) 14 gün boyunca 0.1 ml saline i.p. olarak uygulanıp, 14. günde tek doz CCl4 (%50 oranında olive oilde çözdürülerek) 1 ml/kg i.p. olarak enjekte edilecek. 4. Gruptaki sıçanlara (Quercetin ile koruyucu grup) 14 gün boyunca 10 mg/kg Quercetin (0.1 ml salinde çözdürülerek) i.p. olarak uygulanıp, 14. günde tek doz CCl4 (%50 oranında olive oilde çözdürülerek) 1 ml/kg i.p. olarak enjekte edilecek. 5. Grup sıçanlara (Quercetin ile koruyucu ve tedavi grup) 14 gün boyunca 10 mg/kg Quercetin (0.1 ml salinde çözdürülerek) i.p. olarak uygulancak, 14. günde tek doz CCl4 (%50 oranında olive oil'de çözdürülerek) 1 ml/kg i.p. olarak uygulanıp, 14. günden sonraki 4 gün boyunca da 10 mg/kg Quercetin (0.1 ml salinde çözdürülerek) i.p. olarak enjekte edilecek. İlk dört gruptan 15. gün (CCl4 enjeksiyonundan 24 saat sonra), beşinci gruptan ise 19. gün intrakardiyak kan örneği ve karaciğer dokuları alınacaktır. İntrakardiyak kan örneğinde biyokimyasal olarak ALT, AST, TAS, TOS değerleri ölçülecek ve oksidatif stres indeksi hesaplanacaktır. Her denekten alınan karaciğer dokuları ışık mikroskobik ve elektron mikroskobik inceleme için doku hazırlama tekniklerine uygun olarak hazırlanacaktır. Quercetin'in karaciğer histopatolojisi ve karaciğer fonksiyonları üzerine olan koruyucu etkileri incelenecektir. Elde edilecek sonuçlar klinikte hepatotoksisite tedavisine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Karaciğer, karbon tetraklorür, oksidatif stres, Quercetin, transmisyon elektron mikroskobu.

Hayvan deneyleriKarbon tetraklorürKuersetin+4
Nebahat İnce
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peroksitlerin alçak yoğunluklu polietilen (AYPE) üzerine etkisi, mekanik ve fiziksel özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada farklı organik peroksitlerin farklı alçak yoğunluk polietilen türlerine etkisine bakıldı. Bu amaçla Petkim'de üretilen alçak yoğunluk polietilen (AYPE) F2-21T, F5-21T ve I22-19T türleri ile dialkil peroksit (DAP), dibenzoil peroksit (DBP) ve dilauroil peroksitin (DLP) farklı oranlardaki karışımları hazırlandı. Hazırlanan karışımların Erime Akış Hızları, mekanik testleri, termal analizleri (DSC ve TG) ve SEM görüntüleri incelendi. Malzemelerin erime akış hızları incelendiğinde değerlerin artan peroksit miktarı ile değişiklik gösterdiği görülmüştür. Farklı molekül ağırlığı dağılımına sahip AYPE türlerine çok az ilave edilen organik peroksitler etkisi ile yapılarında çapraz bağlanma meydana gelmiş, buna bağlı olarak erime akış hızları düşüş göstermiştir. Numunelerin mekanik testleri incelendiğinde F2-21T ve I22-19T numunelerinde genel olarak mukavemetin arttığı, F5-21T numunelerinde ise mukavemetin azaldığı görülmüştür. Numuneler üzerinde en fazla etkiyi DAP göstermiştir. Numunelerin içerisine organik peroksit ilavesinin erime, kristallenme entalpilerini ve kristallenme oranlarını değiştirdiği tespit edilmiştir. Yapılan termogravimetrik analiz sonucuna göre ise peroksit ilavesiyle polimerlerin termal kararlılıklarının olumlu yönde değiştiği gözlenmiştir. Numunelere ait SEM görüntüleri incelendiğinde polimer matrisi içerisinde en iyi dağılıma dialkil peroksitin sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Matris içerisindeki dağılımın düzgünlüğü açısından DAP'ten sonra dibenzoil peroksit, DBP'ten sonra da dilauroil peroksit gelmektedir.

Mikroskopi-elektron taramalıTermal analizÇapraz bağlama
Ömer Çengel
Manisa Celal Bayar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocukluk çağı astım ilaçlarının süt dişlerinin yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisinin in-vitro olarak incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, sık kullanılan çocukluk çağı astım ilaçlarının süt dişlerinin yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada 60 adet çekilmiş çürüksüz insan süt kesici dişi kullanıldı. Tüm dişlerin labial mine yüzeylerinin düzensiz alanlarını pürüzsüz hale getirmek için su altında zımparalandı. Ölçümlere başlamadan önce 50 adet örnek rastgele numaralandırılarak 5 gruba ayrıldı: Grup 1 (budesonid - BUDECORT STERİ- NEB 0.25 mg/ml neb. TEVA), Grup 2 (flutikazon propiyonat- FLİXOTİDE 50 mcg), Grup 3 (salbutamol sülfat- VENTOLİN 2mg/5ml), Grup 4(montelukast - ONCEAİR 5mg) ,Grup 5(kontrol). SEM ölçümleri için her gruptan ekstra iki örnek olacak şekilde toplamda 10 örnek daha hazırlandı. Optik Profilometre ve Raman spektroskopisi ile başlangıç ölçümleri yapıldı, Taramalı Elektron Mikroskobu ile başlangıç yüzey özellikleri değerlendirildi. Daha sonra 14 günlük test süresi boyunca ilaçlar, nebülizatör, ölçülü doz inhaler, şurup ve tablet formlarında günde iki kez bir dakika süresince örneklere uygulandı. Örnekler ilaç uygulama seansları arasında yapay tükürük solüsyonunda saklandı. Optik Profilometre, Raman Spektroskopisi ve Taramalı Elektron Mikroskobu ile final değerlendirmeleri yapıldı. Optik profilometre ortalama yüzey pürüzlülüğü (Ra) ölçümlerinin grupların kendi içlerinde başlangıç ve final değerlerine bakıldığında sadece Grup 4'te anlamlı bir farklılık (p=0,013) saptanırken, diğer gruplarda bu farklılık anlamlı olmadı. SEM ile elde edilen değerlendirme ve Raman spektroskopisi analizinin sonuçlarının optik profilometre ile uyumlu olduğu gözlendi. Raman spektroskopisi analizinin sonuçlarına göre örneklerin mine içeriğinde bulunan (PO43-) yoğunluğunun final değerinde anlamlı derecede azalma (p<0,001)görüldü. Bu anlamlı fark Grup 3 ve Grup 4 'ten kaynaklı olarak görüldü. Sonuç olarak, in vitro koşullarda astım ilaçlarından olan montelukast içerikli Onceair ilacı süt dişi yüzey pürüzlülüğü değerlerini arttırdı ve Onceair ve Ventolin ilaçları süt dişi mine yüzeyinde demineralizasyon oluşturdu. Mevcut in vitro çalışmanın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, farklı astım ilaçlarının süt dişi yüzey pürüzlülüğüne, içeriklerine ve uygulama yöntemine bağlı olarak farklı derecelerde etki edebileceği sonucuna varılabilir.

AstımMikroskopi-elektron taramalıSüt dişleri+4
Lamıya Musayeva
Çukurova University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemererit'in karakterizasyonu ve lüminesans özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı kemererit mineralinin karakterizasyonu ve lüminesans özelliklerinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda Erzincan Kop Dağı bölgesinden çıkarılan kemereritin optiksel soğurma spektrumları ve lüminesans ışıma eğrileri alınmıştır. Termolüminesans (TL) ölçümleri öncesinde mineral, üzerindeki doğal radyasyon etkisini silmek amacıyla ısıtılmıştır. Farklı dozlarda X- ışınına maruz bırakılan numunenin 50-400 oC sıcaklık aralığında TL spektrumu alınmıştır. Kemereritin katodolüminesans (CL) spektrumu 300 K de 24 keV enerjiye sahip elektron demeti kullanılarak 250-800 nm aralığında incelenmiştir.. Ayrıca soğurma, TL ve CL ölçümlerinin yanı sıra taramalı elektron mikroskobu (SEM), X-ışını kırınımı (XRD) ve Enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDS) analizleri yapılmıştır. Bu analizler sayesinde kemereritin karakterizasyonu hakkında detaylı bilgi elde edilmiştir.SEM fotoğraflarıyla da triklinik yapıya sahip olduğu görülen kemererit minerali ile alınan TL spektrumunda 102, 148, 224, 305 oC de TL pikleri elde edilmiştir. Numunenin oda sıcaklığında alınan CL spektrumunda elektromanyetik spektrumun kırmızı bölgesinde (698 nm) geniş bir emisyon bandı gözlenmiştir. Optiksel soğurma spektrumunda, kemereritin 1200, 1330, 1420 ve 1720 nm'de belirgin soğurma bandlarına sahip olduğu görülmüştür. XRD ve EDS analizleriyle kemereriti oluşturan elementler tayin edilmiştir.Yapılan literatür çalışmasına göre, kemererit mineraline ait termolüminesans ve optiksel soğurma özellikleri ve karakterizasyon analizlerini içeren bir envantere rastlanmamıştır. Bu açıdan, yapılan çalışmanın böyle bir envanterin oluşturulmasına bir katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Kemererit, Termolüminesans, Katodolüminesans, Optiksel Soğurma, SEM, XRD,EDS

KatodolüminesansMikroskopi-elektron taramalıTermolüminesans+1
İlker Çetin Keskin
Manisa Celal Bayar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atık lastik katkısının kendiliğinden yerleşen betonların mühendislik özelliklerine etkileri

Dünyada her yıl 10 milyon tondan daha fazla atık lastik oluşmakta ve bu rakam, ülkemiz için 300 bin ton civarına ulaşmaktadır. Atık lastiklerin doğada bozulması oldukça zordur ve bu lastiklerin çevreye verilmesi hem insan sağlığı hem de çevre için ciddi tehlikeler doğurmaktadır. Dolayısıyla, atık lastikler için atık yönetiminin yapılması gereklidir. Atık lastiklerin yeniden kullanımı, beton üretim süreci içerisinde kullanılan geri dönüşüm metotlarından biridir. Bu metot, daha hafif beton malzemeleri, daha yüksek eğilme tokluğu ve atıkların bertaraf edilmesine katkı sağlar. Bu çalışmada, 25, 50 ve 75 mm uzunluğunda mekanik olarak kesilen atık lastikler (LA) kendiliğinden yerleşen beton (KYB) içerisinde iri agrega ile hacimce yer değiştirilerek değerlendirilmiştir. %5, %10 ve %15 oranlarında hacimsel olarak iri agrega ile yer değiştirilerek elde edilen betonlar üzerinde, birim ağırlık, slump yayılma, J-ringi, kolon segregasyon, su emme 28 günlük basınç dayanımı, ultrases geçiş hızı, kırılma enerjisi deneyleri yapılmıştır. Ayrıca numunelerin SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) ve EDS (Enerji Dağılımı Spektroskopisi) analizleri de incelenmiştir. Çalışmada, LA ikamesinin taze betonun birim ağırlığını düşürdüğü, LA boy oranı arttıkça betonun donatı aralığından geçişinin zor hale geldiği, sertleşmiş beton numunelerde kuru birim ağırlığının azaldığı, %10 lif katkısının basınç dayanım değerlerini arttırdığı, ultrases geçiş hızları ölçümü sonrası betonların "iyi" beton sınıfına girdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, kendiliğinden yerleşen betonlara 25mm boyunda %10 atık lastik agrega ikamesinin optimum sonuçlar verebileceği tespit edilmiştir.

Atık lastikKendiliğinden yerleşen betonlarMikroskopi-elektron taramalı
Hakan Öztürk
Düzce University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Derin kriyojenik işlemin aısı d2 soğuk iş takım çeliğinin işlenebilirliğine etkisi

Bu çalışmada, AISI D2 soğuk iş takım çeliğinin sert tornalanmasında, soğuk iş takım çeliğine uygulanan derin kriyojenik işlem ve temperleme işleminin yüzey pürüzlülüğü (Ra) ve takım aşınması üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bununla birlikte, derin kriyojenik işlemin mekanik özellikler (makrosertlik ve mikrosertlik) ve mikroyapı üzerine etkileri incelenmiştir. Deney numuneleri CHT, DCT-36 ve DCTT-36 olmak üzere üç gruptan oluşmaktadır. Birinci gruptaki numuneler, sadece geleneksel ısıl işleme tabi tutularak 62 HRc sertliğine getirilmiştir. İkinci grup, geleneksel ısıl işlem sonrasında -145°C'de 36 saat derin kriyojenik işlem gören numunelerden oluşmaktadır. Son grup ise hem geleneksel ısıl işlem hem de derin kriyojenik işlem görmüş ve sonrasında 200°C'de 2 saat temperleme işlemi uygulanmış numunelerden oluşmaktadır. Deneylerde kesici takım olarak, Al2O3 + TiC matris esaslı kaplamasız karma alümina seramik (AB30) ve Al2O3 + TiC matris esaslı ve PVD yöntemiyle TiN kaplı seramik (AB2010) kesici takımlar kullanılmıştır. Deneylerde, üç farklı kesme hızı (50, 100, 150 m/dak), üç farklı ilerleme hızı (0,08, 0,16, 0,24 mm/dev) ve üç farklı kesme derinliği (0,25, 0,50, 0,75 mm) parametreleri seçilmiştir. Takım aşınması deneyleri ise, 150 m/dak kesme hızı, 0,08 mm/dev ilerleme hızı ve 0,6 mm kesme derinliğinde gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneyler sonucunda; hem yüzey pürüzlülüğü hem de takım aşınması açısından en iyi sonuçlar, DCTT-36 numunesi ile elde edilmiştir. Kesici takımlar karşılaştırıldığında, yine yüzey pürüzlülüğü ve takım aşınması için en iyi sonuçlar kaplamalı seramik takım (AB2010) ile elde edilmiştir. Makrosertlik ve mikrosertlik değerleri DCT-36 numunesinde en yüksek seviyeye çıkmıştır. Mikroyapı açısından, daha homojen ve daha ince ikinci karbür oluşumlarının görüldüğü DCTT-36 numunesinin en iyi sonuçları sergilediği görülmüştür. Sonuç olarak, AISI D2 soğuk iş takım çeliğine uygulanan derin kriyojenik işlemin yüzey pürüzlülüğü, takım aşınması, mekanik özellikler ve mikroyapı bakımından olumlu sonuçlar sergilediği gözlemlenmiştir.

MikrosertlikMikroskopi-elektron taramalıSoğuk iş takım çeliği+2
Mustafa Karabatak
Düzce University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı biyoseramiklerle kaplanan zirkonya implant materyalinin bağlantı dayanıklılığı ve biyoaktivitesinin değerlendirilmesi

Günümüzde kullanılan implant sistemlerinde saf titanyum ve titanyum alaşımları altın standart olarak kabul edilmektedir. Ancak titanyum implantların sahip olduğu bazı olumsuz özellikler nedeniyle son zamanlarda zirkonya implant sistemlerinin kullanımı popüler hale gelmiştir. Titanyum implantlarda olduğu gibi zirkonya implantlarda da iyileşme süresini kısaltabilmek ve kemik-implant bağlantı oranını arttırabilmek için yüzey özelliklerinin geliştirilmesini hedefleyen birçok çalışma yapılmıştır. Çalışmamızda, plazma sprey yöntemiyle farklı oranlarda hidroksiapatit (HA) ve vollastonit (W) tozları ile kaplanan zirkonya implant materyallerinin bağlantı dayanıklılıkları ve biyoaktivitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Zirkonya ve kaplama arasındaki bağlantı dayanıklılıkları ASTM C-633 standardına uygun olarak ölçülmüştür. Elde edilen veriler tek yönlü varyans analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklar Post Hoc Tukey HSD testi ile belirlenmiştir. Biyoaktivite testi için hazırlanan örnekler; 2, 7, 14 ve 21 günlük sürelerde 37 oC yapay vücut sıvısı (SBF) içerisinde bekletilmiştir. Örnek yüzeylerinde meydana gelen değişimler, taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji dağılımlı x ışını spektrometresi (EDS) ve x ışını kırınım cihazı (XRD) kullanılarak analiz edilmiştir. Farklı oranlarda W içeren kaplamaların bağlantı değerleri, saf HA kaplamalara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çalışmada kullanılan bütün örnek grupları SBF içerisinde biyoaktif özellik göstermiştir. Anahtar kelimeler: Zirkonya implant, plazma sprey, vollastonit, hidroksiapatit, biyoaktivite, yapay vücut sıvısı, SBF.

Dental bondingDental implantasyonDental materyaller+4
Şefik Kolçakoğlu
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum yollarının silikon plastinasyonu ve taramalı elektron mikroskop(SEM) ile incelenmesi

Bu araştırmada Siirt renkli tiftik keçisinde üst solunum yolunun yüzey yapısında silikon plastinasyon yöntemi ile meydana gelen değişiklikleri ortaya koymak amacı ile yapıldı. Bu amaç doğrultusunda mezbahanelerden temin ettiğimiz 10'ar adet Siirt renkli tiftik keçisinin total kafatası iki yarıma ayrıldı. Elde edilen kafataslarının bir yarımları plastine edildi. Makro olarak karşılaştırmaları yapıldıktan sonra plastitnatlardan ve fresh materyalden alınan üst solunum yolu doku örneklerinin her ikisinin taramalı elektron mikroskop(SEM) bulgularını karşılaştırılarak silikon plastinasyonun yüzey üzerindeki deformasyonları incelendi. Üst solunum yolunda bulunan anatomik yapılardan plica rectalis'in %17 oranında enine küçüldüğü tespit edildi. Concha nasalis ventralis plastine edilen anatomik yapılarda enine %63 oranında en fazla küçülen yapı olduğu görüldü. Taramalı elektron mikroskobu verileri incelendiğinde üst solunum yolu üzerinde yer yer silia'ların, Arnavut kaldırımı deseninin, goblet hücreleri ve epitel yüzeyinde bulunan bez kanalları tespit edildi. Plasine dokulardan alınan SEM görüntülerinde yüzey epitelinde deformasyona bağlı yüzey yapılarının dejenere olduğu görüldü. Sonuç olarak çalışmamızda Siirt renkli tiftik keçisinin üst solunum sistemi taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Plastinasyon tekniğinin yüzey epitelinde bulunan yapılara zarar verdiği tespit edildi. Plastinasyon tekniği ile taramalı elektron mikroskobu ilk olarak beraber çalışıldığı için literatüre katkı sağlayacağını düşünemekteyiz.

KeçilerMikroskopi-elektron taramalıPlastinasyon+3
Barış Can Güzel
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Grafit soyma ve epitaksiyel yöntemlerle elde edilmiş grafenlerde manyetoiletim ve yüzey özellikleri incelemeleri

Bu çalışmada, grafit soyma ve epitaksiyel yöntemlerle elde edilmiş grafen numunelerinin yüzey özellikleri ve manyetoiletim özellikleri incelendi. Grafen numunelerinin yüzey özellikleri, optik mikroskop, AFM ve SEM kullanılarak incelendi. Epitaksiyel grafen numunelerinin tabaka sayısını belirlemek için Raman spektrumu ölçüldü. Hall etkisi ve I-V ölçümleri için optik ve elektron-demeti litografi yöntemleri kullanılarak grafen aygıtlar üretildi. Grafit soyma ve epitaksiyel yöntemlerle elde edilmiş grafen numunelerinin I-V karakteristikleri ölçüldü. Işığın, grafenin manyetoiletim özellikleri üzerine etkisini incelemek için, sabit manyetik alan altında, karanlık ve daha sonra aydınlık koşullarda, 25?300 K sıcaklık aralığında Hall etkisi ölçümleri yapıldı. Helyum gazının ve suyun epitaksiyel grafenin Hall ölçümleri üzerine etkilerini incelemek için sabit manyetik alan altında, 30?300 K sıcaklık aralığında Hall etkisi ölçümleri yapıldı. Grafenle helyum gazının etkileşmesini daha iyi anlamak için DFT hesaplamaları yapıldı.Anahtar Kelimeler : Grafen, Litografi, Raman, AFM, SEM, Hall etkisi

Atomik kuvvet mikroskobuHall etkisiLitografi+2
Kenan Elibol
Gazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00

İlgili konular