Morphometry
101 theses under this subject heading
Scottish fold ve British shorthair ırkı kedilerde radyografik görüntüleme ile skeleton axiale'nin lumbal, sacral ve caudal bölümlerinin morfometrik analizi
Amaç: Bu tez çalışması ile; Scottish Fold ve British Shorthair ırkı kedilerde skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerinin radyografik görüntülerinin analizi ve görüntüler üzerinden alınacak morfometrik verilerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 16 Scottish Fold ve 16 British Shorthair olmak üzere toplam 32 kedi kullanılmıştır. Skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerini oluşturan anatomik yapıların ventro-dorsal ve latero-lateral radyografileri alınmış, bu görüntüler üzerinden karşılaştırmalı makroanatomik inceleme ve morfometrik ölçümler yapılarak, elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: British Shorthair ve Scottish Fold ırkı kedilerin röntgen görüntüleri üzerinden yapılan makroanatomik incelemede, iki kedide 8 adet bel omuru ve sakralizasyon, yetişkin dört kedide tam kaynaşmamış S2-S3, on aylık bir kedide tam kaynaşmış S3-Ca1 olgusuna rastlanmıştır. Morfometrik verilerin analizinde, tüm bel omurlarının ortalama uzunluk ve genişlik değerlerinin British Shorthair, foramen vertebrale yüksekliğinin ise Sottish Fold ırkı kedilerde daha büyük olduğu görülmüştür. Irk farkı göz ardı edilerek yapılan karşılaştırmada erkeklerde, L₇ dışındaki diğer tüm bel ve kuyruk omurları daha uzun, bel omuru ortalama genişlikleri de daha büyük bulunmuştur. Sonuç: Her iki ırka ait bazı morfometrik veriler ve makroanatomik bulgular sunulmuştur. Bu çalışma sonucunda elde edilen verilerin, sağlıklı kediler yetiştirilmesi ve vertebraların stabilizasyonu için güvenli implantasyon koridorlarının tanımlanmasına yönelik araştırmalara katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar kelimeler: British Shorthair, Kedi, Morfometrik, Scottish Fold, Skeleton Axiale.
Yaban domuzunda articulatio genus'un anatomik ve morfometrik olarak incelenmesi
Bu tez tez çalışmasında evcil domuzun atası olarak bilinen yaban domuzunda articulatio genus'un yapısının anatomik ve morfometrik olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Tez çalışmasında materyal olarak 4 adet dişi ve 6 adet erkek olmak üzere 10 adet yaban domuzunun sağlı sollu articulatio genus'u kullanıldı. Bu amaçla öncelikle eklemin pasif normal eklem hareket açıları gonyometre ile ölçüldü. Daha sonra materyallerin radyografik görüntüsü alındı. Radyografik çekimden sonra materyaller tespit için %10'luk formaldehit solüsyonunda bekletildi. Tespit işleminden sonra eklemin oluşumuna katılan kemik, meniscus ve ligamentlerin makro anatomik ve morfometrik incelemeleri gerçekleştirildi. Femur'un distal kısmında bulunan önde trochlea ve arkada lateral ve medial kondiller incelenerek çeşitli ölçümler yapıldı. Trochlea'nın labium'larının aynı büyüklükte olduğu, kondillerin de belirgin bir büyüklük farkı göstermediği tespit edildi. Tibia'nın proksimalinde lateral kondilin yamuk, medial kondilin ise üçgen şeklinde olduğu, tuberculum intercondylare laterale'nin daha yüksek olduğu tespit edildi. Tuberositas tibia üzerinde sığ bir oluğun var olduğu görüldü. Patella'nın ön yüzünde ve yan yüzünde apex-basis genişlik farkının daha belirgin olduğu, fibula'nın eklem yüzünün tüm materyallerde düz olduğu tespit edildi. Menisküslerin "C" harfine benzediği, ancak meniscus medialis'in lateralis'e göre daha dış bükey olduğu saptandı. İç bükey kenarları ince iken dış bükey kenarlarının kalın şekillendiği görüldü. Diz eklemine ait ligamentlerin iyi gelişmiş olduğu gözlendi. Ligamentum patellae'nin tek parça olduğu tespit edildi. Radyolojik incelemede kemik yapıların çeşitli yönlerden görüntüsü elde edildi. Gonyometrik ölçümlerde sağ ve sol taraf açısından önemli bir farkın olmadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Diz Eklemi, Gonyometre, Radyografi, Yaban Domuzu
Elit düzeydeki güreş ve halter sporcularında lumbal vertebraların morfometrik olarak değerlendirilmesi
Bu araştırma, elit düzeydeki erkek güreş ve halter sporcuları ile erkek sedanter bireylerin lumbal vertebralarının, morfometrik olarak incelenerek yapısal farklılıkların ortaya çıkarılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 12 güreş sporcusu, 12 halter sporcusu ve 12 sedanter birey olmak üzere toplam 36 erkek katılmıştır. Lumbal vertebraların iki boyutlu ve üç boyutlu ölçümleri için manyetik rezonans görüntüleme cihazı, elde edilen manyetik rezonans görüntülerinin analizinde ise stereolojik yöntemler kullanılmıştır. Verilerin analizinde, parametrik testlerden Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile nonparametrik testlerden Kruskal Wallis test istatistiği kullanılmıştır. İstatistiki anlamlılık düzeyi için p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda vertebral korpus anterior yüksekliği, vertebral korpus posterior yüksekliği, bilonkav deformite oranı ve kompresyon deformite oranı bakımından sedanter bireyler ile halter sporcuları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülürken; intervertebral disk anterior yüksekliği, intervertebral disk medium yüksekliği, bikonveksite indeks oranı, vertebral korpus hacmi ve intervertebral disk hacmi bakımından ise güreş ve halter sporcuları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Vertebral korpus medium yüksekliği, vertebral korpus çapı, anterior kama deformite oranı, intervertebral disk posterior yüksekliği ile farfan oranı bakımından gruplar arasında anlamlı farka rastlanmamıştır. Yapmış olduğumuz çalışma sonuçları ışığında, halter sporcularının omurgalarındaki yapısal dejenerasyonları azaltmak için, omurgalarına binen yükün minimal düzeye düşürülmesi gerekmektedir. Bu yüzden sporcuların iskelet sistemi biyomekaniğinin göz önünde bulundurularak, sportif faaliyetlerin gerçekleştirilmesi çok önemlidir. Bu bağlamda özellikle halter antrenörlerinin iskelet sistemi biyomekaniği hakkında eğitim almaları hususunda federasyonların spor kulüplerini yönlendirmeleri gerekmektedir. Sporcuların biyomekanik özelliklerinin belirlenmesi ve bu doğrultuda sporcuya uygun antrenman programının hazırlanması, teknik ve hareketlerin hem antrenman hem de müsabaka esnasında daha doğru ve bilinçli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.
Köpeklerde corpus femur ve corpus tibia'nın geometrik özellikleri
Köpeklerde, uzun kemiklerin morfometrik özelliklerine ilişkin yaş, cinsiyet vb. faktörlere bağlı varyasyonların incelendiği araştırmalar biyomekanik veya konformasyonel farklılıkların yorumlanabilmesi için önemlidir. Diğer yandan, bu tür geometrik varyasyonlara ait veriler ortopedik çalışmalarda bazı deformitelerin düzeltilmesi ve implantların uygulama yöntemi veya tasarımlarını geliştirmek için kullanılmaktadır. Çalışmada benzer büyüklükte 41 adet köpeğe ait sağlam femur ve tibia kemikleri kullanıldı. Kemikler genç erkek (n=10), genç dişi (n=10), erişkin erkek (n=10) ve erişkin dişi (n=11) olacak şekilde dört grupta değerlendirildi. Kayıtları alınan kemiklerin röntgen görüntüleri ve bilgisayarlı tomografik kesit görüntüleri hazırlandı. Röntgen görüntüleri kullanılarak proximal ve distal spongioz kemik oranı hesaplandı. Bilgisayarlı tomografi kesit görüntülerinde kemiğin corpus'unun proximal, distal ve ortasında cavum medullare çapları ve substantia corticalis kalınlıkları ölçüldü. Kesit görüntülerinden hazırlanan üç boyutlu kemik modellerinde anatomik eksen, proximal ve distal longitudinal eksenler üç boyutlu olarak çizdirildi. Bu eksenler kullanılarak dorsal düzlem üzerinde proximal ve distal medio-lateral eğim açıları ile sagittal düzlemde proximal ve distal cranio-caudal eğim açıları ölçüldü. Elde edilen verilerden, bu ölçüm parametreleri için her yaş grubuna ve cinsiyete ait ortalama değer, standart sapma, güven aralığı değerleri, istatistiksel karşılaştırmaları ve korelasyon katsayıları tablolar halinde sunuldu. Çalışma sonunda, köpeklerde fonksiyonel anatomi ve klinik açıdan en önemli uzun kemiklerden olan femur ve tibia'daki kesit özellikleri ve eğriliklerin yaş ve cinsiyete bağlı anatomik farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmış ve çeşitli ortopedik uygulamalara ilişkin, kemik bölümlerinde tespit edilen bazı geometrik varyasyonlara göre öneriler sunulmuştur.
Koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde yapılan morfometrik ölçümler ile ekstremite radyografilerinde distal falanks kemiklerinin şekil ve ölçülerinin karşılaştırılması
Koyun ve keçi yetiştiriciliği ülkemiz hayvancılığında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada doğal mera şartlarında yaşayan ve şiropodi yapılmamış koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde bazı morfometrik ölçümlerin alınması ile sağlıklı ve tırnakları fazla uzamış olan bireylerde tırnak boyutlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bilgiler sayesinde şiropodi yapılması kararı ve şekli hakkında fikir sahibi olunması beklenmektedir. Ayrıca koyun ve keçilerin distal ekstremite radyografilerinde paries ve solea ungulae kalınlıklarının belirlenmesiyle normal varyasyonların ortaya konması amaçlandı. Her iki türde III. falanks kemiklerinin morfolojik olarak sınıflandırılması ve karşılaştırılmasıyla da tür farkları ortaya konarak bunların kemik bazında identifikasyonlarının yapılabilmesine katkı sağlayacaktır. Çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde bakılan 88 Saanen keçisi ve 50 Kıvırcık koyunu kullanıldı. Her hayvanda kumpas yardımıyla paries ungulae uzunluğu, ökçe uzunluğu, diyagonal paries ungulae uzunluğu, solea ungulae genişliği, solea ungulae uzunluğu, tırnağın aksiyal ve abaksiyal duvar yükseklikleri ve dorsal duvar açısı ölçüldü. Aksiyo-abaksiyal grafiler üzerinde paries ve solea ungulae kalınlıkları belirlendi. Ayrıca koyunlar için 5, keçiler için 6 değişik tip processus extensorius modeli ile üç değişik dorsal duvar şekli ortaya kondu. Tırnaklar üzerinde belirlenen parametrelerin nerdeyse tamamında tırnağın yerleşimi ve yaş gruplarına göre anlamlı farklar belirlendi. Aynı parametrelerin normal ve fazla uzamış/deforme tırnakların konumu ve yaş gruplarına göre ortalamaları belirlendi ve referans değerleri oluşturuldu. Koyunlarda tırnakların fazla uzaması %5,3, keçilerde %32,5 oranında görülmüştür. Koyunlarda processus extensorius'un ayağa göre şekilsel dağılımı istatistiki olarak anlamlı düzeyde bulunmadı, ancak keçilerde anlamlı farklar bulundu. Sonuç olarak, koyun ve keçilerin tırnak ölçüleri ile distal falanks şekilleri hem birbirlerinden hem de tırnakların yerleşimi yönünden farklılık göstermektedir.
Uludağ kütlesi kuzeydoğusunda şehirleşmenin olduğu alüvyal fanlar üzerinde taşkın duyarlılık analizi
Alüvyal fanlar dünya üzerinde birçok noktada özellikle yerleşme ve tarım faaliyetleri açısından tercih edilen morfolojik birimlerin başında gelmektedir. Ancak alüvyal fanların ve besleyici havzalarının sahip olduğu morfolojik özelliklerden dolayı bu alanlar sık sık sel-taşkınların görüldüğü sahalar olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmanın amacı; üzerinde yoğun kentleşmenin olduğu Marmara Bölgesi'nin en yüksek kütlesi olan Uludağ'ın kuzey-kuzeydoğu yamaçlarında yer alan alüvyal fanların ve besleyici havzalarının taşkın üretme potansiyellerinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada kullanılan temel altlık veriler; 1:5000 ölçekli planlardan elde edilen 5m çözünürlüklü Sayısal Yükseklik Modeli (SYM) verisi, farklı tarihli Corine arazi kullanım verileri, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ile arazi çalışmalarıdır. Oluşturulan 5 metre çözünürlüklü SYM'den drenaj havzaları ve alüvyal fan alanları üretilmiştir. Drenaj havzalarına vektör veri tabanlı morfometrik analizler(çizgisel, alansal ve rölyef) uygulanmış ve sonuçlar taşkın duyarlılıkları açısından değerlendirilmiştir. Alüvyal fan alanlarında kullanılan yöntemlerin başında ise havza/fan morfometrik analizleri gelmektedir. Bu kapsamda alüvyal fanların alan, uzunluk, eğim, akış süreci gibi bazı morfometrik parametrelerini kullanarak, gerisindeki drenaj havzaları ile olan morfometrik ilişkileri ortaya konulmuştur. Alüvyal fan alanlarında morfometrik yöntemler dışında beşeri kaynaklı olan arazi kullanım özellikleri, fan yüzeyindeki karayollarının uzanış doğrultuları, köprülerin varlığı ve fan alanlarındaki drenaj alanlarında yapılan yanlış veya yetersiz dere ıslah çalışmalarının da etkisi taşkın duyarlılığı açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Uludağ kütlesinin kuzeyinde batıdan doğuya doğru Gökdere, Akçaalan, Devrengeç, Çukuryayla, Kaplıkaya, Erikli, Kocabalıklı, Küçükbalıklı, Çardakseki, Değirmenönü ve Deliçay drenaj havzalarının varlığı tespit edilmiştir. Bu havzaların önünde ise alansal olarak birbirinden farklı dördü alüvyal yelpaze dördü ise alüvyal koni olan 8 adet alüvyal fan sistemi tespit edilmiştir. Fanları besleyen havzaların taşkın duyarlılığı açısından Deliçay ve Gökdere yüksek, Kaplıkaya, Çardakseki, Akçaalan, Devrengeç, Küçükbalıklı, Değirmenönü, Kocabalıklı, Erikli ve Çukuryayla havzaları orta duyarlılık derecesine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu havzaların taşkın üretme potansiyeline karşılık olarak alüvyal fanlarda ise Erikli, Devrengeç ve Çukuryayla çok yüksek, Kaplıkaya, Gökdere ve Akçaalan yüksek, Balıklıdere ve Deliçay orta duyarlılık değerine sahip olduğu tespit edilmiştir.
Sinus maxillaris tabanının posterior maxillar dişlerle olan ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Sinus Maxillaris (SM), gelişimini tamamlarken posterior maxillar dişler (PMD) sinus tabanıyla yakın ilişki içerisinde olur. Bu durum PMD ve alveollerine yapılacak herhangi bir müdahale esnasında sinus için perforasyon riski oluşturur. Bu yakın ilişki ve değişkenlik göz önüne alınarak SM ile PMD arasındaki ilişkinin SM morfojisinin incelenmesi amaçlanmıştır. On sekiz yaş üstü hastalara ait KIBT görüntüleri retrospektif olarak Planmeca ProMax 3D Mid cihazı (with Romexia software version 3.2.0) ile incelenmiştir. SM'in yapısını bozan sinus patolojileri olan hastalar ve daha önceden ağız çene bölgesinden cerrahi operasyon hikayesi olan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 45±17'idi. Bu görüntüler üzerinde her bireyin sağ ve sol sinus maxillar tabanı ile 2 premolar,3 molar dişin yakınlık ilişkisi kwak ve ark. kullandığı tiplendirmeye göre değerlendirildi. Daha sonra SM'in anterioposterior(APÇ),transvers çap(TÇ) ve vertikal çapları(VÇ) ölçüldü SM tabanında septa varlığı, sayısı, frekansı ve konumu incelendi. Doksan dokuzu kadın 108 erkek 18-92 yaş aralığında 207 bireyin KIBT görüntüleri incelenmiştir. SM'de ölçülen 3 morfolojik ölçümün 2'sinde (APÇ, VÇ) erkeklerin çapının kadınlara oranla istatiksel olarak daha fazla olduğu (p=0.004, p=0.00) ve SM çapları ile yaş arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı görülmedi. İki yüz yedi bireye ait herhangi bir perforasyon ve patolojisi olmayan 410 SM incelendiğinde septa bulunan olgularda septa lokalizasyonu % 48.7 oranıyla en fazla media'da (2.molarbölge) olduğu saptanmıştır. SM tabanı ile PMD arasındaki ilişki incelendiğinde molar dişlerin premolar dişlere oranla SM tabanı ile daha yakın ilişki içinde olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın diş hekimleri ve bu bölgede işlem yapacak olan klinisyenler için önemli olacağı düşünülmektedir.
Bifurcatio carotidis'in BTA görüntüleri üzerinde morfometrik analizi
Sistemik faktörlerin yanı sıra geometrik özelliklerin şekillendirdiği hemodinamik elemanlar da ateroskleroz oluşumunu etkilemektedir. Bu nedenle aterosklerotik plaklar arteriyel ağın kıvrımlı bölgeleri ile arter bifurkasyonlarında oluşma eğilimi göstermektedir. ACC ve terminal dalları bu açıdan aterosklerotik plakların en sık oluştuğu bölgelerin başında gelir. Boynun klinik muayenesi sırasında BC seviyesini dışarıdan belirlemek önemli bir kriterdir ve cerrahi girişimlerin planlanması/teknik zorlukların tahmin edilmesinde de faydalı olabilmektedir. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada ACC'in BC'i oluşturduğu seviye; terminal dalları ACI ve ACE morfometrik olarak incelenmiştir. Bu amaçla carotis sistemi ortalama yaşı 53.87±17.51 olan 247 bireyin (123 kadın/124 erkek) BTA görüntülerinde bilateral olarak incelenmiştir. BC'in seviyesi proc. mastoideus, Gonion, os hyoideum, cart. thyroidea ve vertebrae cervicales'e göre belirlenmiştir. Bifurkasyon açısı ilki ACI-ACE damar merkez eksenleri arasındaki, diğeri ACI-ACE'nın birbirlerine bakan arter duvarları arasındaki açı olmak üzere iki yöntemle ölçülmüştür. ACI açısı ACC ve ACI; ACE açısı ise ACC ve ACE damar merkez eksenleri arasındaki açı olarak belirlenmiştir. BC'in en geniş yeri bulbus çapı, ACI-ACE ayrılma yerindeki çap bifurkasyon çapı olarak kabul edilmiştir. Arter çapları ise objektif bir metotla belirlenen ardışık beş çap ölçümünün aritmetik ortalaması alınarak belirlenmiştir. Bireylerde BC proc. mastoideus'un (% 100), Gonion'un (% 96.4) ve os hyoideum'un aşağısında (% 63.2); cart. thyroidea'nın yukarısındaydı (% 65.8). BC'ın en sık görüldüğü vertebral seviye ise C3 alt 1/3 seviyesi idi. Vertebral seviye hem cinsiyetler hem de sağ-sol taraf arasında anlamlı bir değişiklik göstermiyordu. Vertebral seviye ile yaş arasında pozitif yönde çok zayıf bir ilişki vardı. BCA1 45.18±18.8°, BCA2 43.58±25.22°, ACI açısı 22.88±13.92° ve ACE açısı 23.86±13.4° idi. Bu açılardan BCA1, BCA2 ve ACI açısı erkeklerde kadınlardakinden daha genişti. ACI açısı erkeklerde sol tarafta, sağ taraftan daha geniş bir açıya sahipti. BCA1, BCA2 ve ACE açısı yaş arttıkça artmaktaydı. Vertebral seviye ile BCA1 ve BCA2 arasında pozitif yönde orta şiddette bir korelasyon vardı. Bulbus çapı 11.15±2.26 mm, bifurkasyon çapı 13.39±3 mm, ACI çapı 5.65±0.91 mm, ACE çapı 4.21±0.69 mm ve ACC çapı 6.7±0.96 mm idi. Bütün çap değerlerinin erkeklerde kadınlardakinden daha büyük olduğu görüldü. Erkeklerde bulbus çapı ve bifurkasyon çapının sol tarafta sağ taraftan daha büyük olduğu görüldü. Bulbus çapı, bifurkasyon çapı, ACC çapı ile bireylerin yaşları arasında zayıf bir korelasyon tespit edildi. ACI çapı ve ACE çapı ile yaş arasında bir korelasyon yoktu. Bütün çap değerleri vertebral seviye ile zayıf bir ilişki gösterdi. Tüm bu sonuçların hasta ve hastalık hakkında bir fikir yürütme açısından klinisyenlere ve bu bölgeye cerrahi girişimde bulunacak operatörlere faydalı bilgiler sunabileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Arteria Carotis Communis, Arteria Carotis İnterna, Arteria Carotis Externa, Bifurcatio Carotidis, Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi
Fossa olfactoria'nın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde morfometrik olarak değerlendirilmesi
Lamina cribrosa'nın lateral lamellası (LCLL), anterior kafa tabanı ameliyatları sırasında sık görülen yaralanma bölgelerinden biridir. Arteria ethmoidalis anterior'un (AEA) görselleştirilmesi, bu ameliyatlarda önemli bir anatomik landmark olarak kabul edilir. Fossa olfactoria'nın morfolojisi ile bu yapıları ilişkilendiren çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde fossa olfactoria ve çevresindeki kemik yapıların morfolojisini ayrıntılı olarak inceleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Bu amaçla 18-85 yaş aralığındaki 300 bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Koronal kesitte 10, transvers kesitte 1 parametre olmak üzere toplam 11 parametre ölçüldü. Fossa olfactoria, lateral lamella ve lamina cribrosa ile ilgili ölçüm ve tiplendirme yapıldı. Keros, Gera ve Yenigün sınıflandırmaları incelendi. Parametrelerin cinsiyet ve taraflar arasında karşılaştırılması incelendi. Ölçümler sonucunda Keros tip I %18, Keros tip II %62, Keros tip III %20 oranında saptandı. Fossa olfactoria'nın derinliği, LCLL'nin anatomik varyasyonları ve AEA'nın seyri gibi çeşitli faktörler kafa tabanı yaralanmalarında ve cerrahi işlemler sırasında oluşabilecek komplikasyonlarda son derece önemlidir. Fossa olfactoria bölgesinin farklı varyantlarının KIBT ile incelenmesi, os ethmoidale'nin bireysel anatomik-radyolojik risk profilinin geliştirilmesine ve "tehlikeli etmoid''lerin tanımlanmasına olanak vermektedir. KIBT ile yapılan preoperatif görüntüleme, sinüs cerrahisi sırasında fossa olfactoria'ya zarar verme riskinin analizi için kullanılabilmektedir. Bu çalışmada anterior kafa tabanı Keros, Yenigün ve Gera sınıflandırmasına göre incelenerek 3 boyutlu konfigürasyon sağlandı. Parametreler arasında Keros'a göre tip II fossa olfactoria, Yenigün'e göre tip II lamina cribrosa ve Gera'ya göre tip II lateral lamella açısı uyumlu bulundu. Elde edilen fossa olfactoria ve çevre anatomik yapılar hakkındaki bulguların özellikle anterior yaklaşımlı kafa tabanı cerrahilerinde klinisyenlere yol göstereceği düşünülmektedir.
Processus mastoideus'un konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde morfometrik olarak değerlendirilmesi
Proc. mastoideus insanların yaş, cinsiyet, beslenme ve etnik köken gibi önemli özellikleri için incelenebilen önemli yapılardan biridir. Proc. mastoideus'un dikkat çekmesinde en önemli etki ise temporal kemiğin bu parçasının dayanıklılığı ve kompakt yapısıdır. Aynı zamanda önemli kas gruplarının yapışma noktasıdır. Orta kulak ameliyatlarında ve bu bölgenin enfeksiyonlarında klinik öneme sahiptir. Radyolojik yöntemler ise güvenilir ve pratik yöntemlerdir. Bu avantajları morfometrik ve morfolojik araştırmalarda kullanılan bir yöntem olmasını sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı ise 18-95 yaş arası bireylerde proc. mastoideus'un morfolojisinin ve morfometrisinin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi üzerinde yapılan görüntülemelerde yaş, cinsiyet ve taraflara göre karşılaştırmasını yapmaktır. Çalışmada 247 bireye ait koronal, transvers ve sagittal olmak üzere üç ayrı kesit üzerinde görüntüler incelendi. Bu kesitlerde mastoidale (Ma), porion (Po) ve tegmen mastoideum (TM) olmak üzere 3 landmark belirlendi. Bu landmarklar kullanılarak, koronal kesitte 3, transvers kesitte 5 ve sagittal kesitte 7 ayrı parametre bilateral olarak incelendi. Koronal, transvers ve sagittal kesitlerden alınan ölçümlerin cinsiyete göre karşılaştırılması sonuçlarına göre AIA parametresi dışındaki tüm parametreler de cinsiyetler arası anlamlı bir fark saptandı. AIA parametresi hariç tüm uzunluk ve açılar erkeklerde kadınlardan fazla bulundu.Yaşa göre yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre koronal kesit üzerinde IMMAE parametresinde yaş ile negatif yönde çok zayıf bir ilişki ve transvers kesitte BG2 parametresinde yaş ile pozitif yönde çok zayıf bir ilişki olduğu bulundu. Logistik regresyon ve diskriminant analizi sonuçlarına göre en iyi yüzde her iki analizde de sağ MU parametresinde %74,9 olarak saptandı. ROC eğrisi analizlerine göre AIA parametresi dışındaki tüm parametrelerde ROC eğrisi altında kalan alan anlamlı bulunmuştur. Bu çalışma ile proc. mastoideus'un cinsiyetler arasında anlamlı farklılıklar oluşturmasına karşılık yaş ile bir ilişkisi olmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada elde edilen verilerin bölgenin cerrahi işlemlerinde klinisyenlere yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
Fetüslerde musculus sternocleidomastoideus'un morfolojik olarak incelenmesi
M. sternocleidomastoideus'un (SCM) origo'su ve insertio'su ile ilgili varyasyonların bilinmesi, servikal bölgedeki cerrahi işlemler sırasında komplikasyonları önlemede faydalı olabilir. Bu çalışmada, bebeklik ve erken çocukluk dönemi cerrahileri açısından fetüslerde SCM'nin varyasyonlarının ve morfometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlandı. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarında bulunan, ortalama 23.30±3.40 (19-30) haftalık olan ve %10'luk formalinle fikse edilmiş 27 (11 erkek, 16 kadın) fetüsün boyun bölgesi bilateral olarak disseke edildi. Disseke edilen fetüslerin standart pozisyonda fotoğrafları çekildi. Bu fotoğraflar üzerinde uzunluk, genişlik ve açı gibi morfometrik ölçümler ImageJ programı kullanılarak yapıldı. Ayrıca SCM'nin origo ve insertio'su tespit edildi. Literatürdeki çalışmalar dikkate alınarak, SCM'nin origo'su ile ilişkili 10 tipten oluşan bir sınıflandırma yapıldı. N. accessorius'un SCM'ye girdiği motor nokta ile clavicula arasındaki lineer uzaklık (p=0.022) dışındaki tüm sayısal verilerde taraf ve cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı gözlendi (p>0.05). 54 tarafın 42'sinde iki başlı SCM (Tip 1) tespit edildi. Dokuz tarafta iki başlı (Tip 2a) ve bir tarafta üç başlı pars clavicularis (Tip 2b) tespit edildi. Bir tarafta iki başlı pars sternalis (Tip 3) saptandı. Ayrıca bir tarafta tek başlı SCM (Tip 5) tespit edildi. SCM'nin varyasyonlarının ve boyutlarının bilinmesi bebeklik ve erken çocukluk dönemi cerrahileri sırasındaki komplikasyonların önlenmesi için önemli olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle çalışmamızda elde edilen veriler, konjenital müsküler tortikollis gibi patolojilerin tedavisi açısından klinisyenlere faydalı olabilir.
Aorta abdominalis'in morfolojik ve morfometrik değerlendirilmesi
Aorta abdominalis'deki (AA), morfolojik ve morfometrik değişimler hemodinamiği etkilemekle beraber damar hastalıklarının patogenezinde oldukça önemlidir. Bu çalışmada bifurcatio aortae'nın vertebralara göre seviyesi ile AA'nın deviasyon varlığına, varsa deviasyonun vertebralara göre seviyesine bakarak, bifurcatio aortae açısı ile AA'nın farklı seviyelerdeki çaplarının, yaş ve cinsiyetle olan ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmada 299 bireye ait bilgisayarlı tomogrofi anjiografi (BTA) görüntüleri Horos v.4.0.0 programı kullanılarak 2B ve 3B olarak üzerinde çeşitli seviye, çap, açı ölçümleri yapıldı. Bifurcatio aortae'nın vertebralara göre seviyesi, tüm bireylerde (76 kişi) ve AA deviasyonu olmayan grupta (58 kişi) en fazla L4 orta, AA deviasyonu olan grupta L4 üst (23 kişi) seviyesinde görüldü. AA deviasyonu saptanan 80 kişide, deviasyonun vertebralara göre seviyesi en sık L2-3 discus intervertebralis hizasında (21 kişi) gözlendi. AA'nın tüm seviyelerdeki çap değerleri erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulundu. AA deviasyonu olanlarda çap değerlerinin ve bifurcatio aortae açısının daha yüksek olduğu görülürken, kadınlarda deviasyon varlığı daha fazla, yaş ortalaması da deviasyon olanlarda daha yüksekti. Tüm kişilerde ve AA deviasyonu olmayanlarda çap ile yaş arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki belirlendi. Tüm kişilerde ve AA deviasyonu olanlarda bifurcatio aortae'nın açıları ile yaş arasında pozitif yönlü, anlamlı bir ilişki belirlendi. Bifurcatio aortae dış açısındaki 1 birimlik değişim AA'nın bifurcatio aortae seviyesindeki uzun eksen çapını tüm kişilerde %0.8, deviasyonu olanlarda ise %1.3 oranında arttırmaktadır. Bifurkasyon iç açısındaki 1 birimlik değişim AA'nın bifurcatio aortae seviyesindeki kısa eksen çapını tüm kişilerde % 0.5, deviasyonu olanlarda ise % 0.8 oranında arttırmaktadır. AA anatomisindeki değişiklikleri bilmek gelecekteki klinik tedaviler için önem arz etmektedir. Elde edilen bulguların gelecekteki araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Değişik enerji seviyelerinde diyod lazer uygulamasının ekspanse edilmiş midpalatal sutur üzerindeki etkilerinin histomorfometrik olarak incelenmesi
Araştırmamızda, sıçanlarda midpalatal ekspansiyon sonrasında uygulanan düşük doz (InGaAsP) lazerin, 940 nm dalga boyunda sutural faaliyet üzerine olan etkilerini hücresel düzeyde histomorfometrik olarak incelemeyi amaçladık. Araştırmamızda 80 adet 11-12 haftalık 180-220 gram ağırlığında erkek Wistar cinsi sıçanlar kullanılmıştır. Deneklere Biolase Epic İndiyum Galyum Arsenit Fosfor (InGaAsP) Diyod Lazer (dalga boyu 940 ± 10nm, güç çıkışı 0,1 W, sürekli mod, frekans 50/60 Hz) cihazı kullanılarak ışın verilmiştir. Denekler kontrol grubu, düşük doz lazer grubu (18 J), orta doz lazer grubu (42 J), yüksek doz lazer grubu (60 J) şeklinde oluşturulmuştur. 7. günde her gruptaki deneklerin yarısı sakrifiye edilip kalan deneklere aynı lazer uygulama prosedürü 21. gün sonuna kadar devam ettirilmiştir. Ekspansiyon apareyi ile sıçanların maksiller keserlerine lateral yönde 70 gram kuvvet uygulanmıştır. Histolojik değerlendirme sonucunda, maksiller genişletme sonrası düşük doz lazer uygulanan grupta diğer gruplara göre kemik iyileşmesi üzerinde lazerin biyostimülatif bir rol oynadığı tespit edilmiştir. İstatistiksel değerlendirme sonucunda, düşük doz lazer grubunun osteoblast, osteosit, yeni kemik oluşum değerlerin arttığı saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında düşük düzeyli lazer uygulamasının ortodontide en büyük sorunlardan biri olan pekiştirme tedavi süresini kısaltabilmesi mümkün olabilir.
Orta meningeal arter ve varyasyonlarının üç boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirilmesi
Orta meningeal arter, eksternal karotis arterin en büyük dallarından biri olup kraniyal duranın üçte ikisinden fazlasını besleyen en önemli dural arter konumundadır. Bu çalışmanın amacı, MMA'nın Türk popülasyonunda dallanma paternlerini ve topografik özelliklerini üç boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirmek ve önceki kadavra çalışmaları ve literatür taramasına dayalı olarak varyasyonlarının radyolojik sınıflandırmasını tanımlamaktır. CCA enjeksiyonu yoluyla tek taraflı veya iki taraflı serebral ve karotis arter 3 boyutlu rotasyonel anjiografi görüntülemesi yapılan 51 erişkin olgu çalışmaya dahil edildi. Ortak karotis arter, internal karotis arter, eksternal karotis arter, internal maksiller arter, orta meningeal arter çapları, foramen spinozum çap ve uzunluğu, kemik kanal çap ve uzunluğu ölçülerek yaş, taraf ve cinsiyete göre analiz edildi. Orta meningeal arterin orjini ve dallanma paterni yaş, taraf ve cinsiyete göre analiz edildi. Orta meningeal arter bifurkasyosu ile pterion ilişkisi ve orta meningeal arterin sfenoskuamozal sutur referans alınarak temporal fossa seyri yaş, taraf, cinsiyet ve dallanma paternine göre analiz edildi. Ortak karotis arter, internal karotis arter, eksternal karotis arter çaplarının kadın olgularda daha ince kalibrasyonda olduğu tespit edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p= 0,021, 0,021 ve <0,001, sırasıyla). Bu çalışmada değerlendirilen diğer arterlerin çaplarının ve diğer anatomik yapıların cinsiyet ve yaş ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen 87 hemikranyumun 83'inde (%95,4) orta meningeal arterin internal maksiller arterden, 2'sinde (%2,3) ise oftalmik arterde ve son olarak 2'sinde (%2,3) ise oftalmik arter ve internal maksiller arterden ortak köken köken aldığı saptandı. Çalışmada Martins ve ark.'nın sınıflaması referans alınarak modifiye bir sınıflama oluşturuldu. Orjin aldığı artere göre internal maksiller arter kaynaklı dallar tip 1 olarak değerlendirilmiştir. Petrozal dal, anterior divizyon, posterior divizyonun varlığında tip 1a (%49,4), sadece petrozal dal yokluğunda tip 1b ((%31,0), sadece posterior divizyon yokluğunda tip 1c (%9,2), petrozal dal ve posterior divizyon yokluğunda tip 1d (%3,4) ve sadece anterior divizyon yokluğunda tip 1e (%2,3) olarak gruplandırıldı. İnternal maksiller arter dışında orjin alan olgular ise tip 2 (%4,6) olarak sınıflandırılmıştır. Çalışma kapsamında değerlendirilen 87 hemikranyumun 1'inde (%1,1) oftalmik arter komplet olarak MMA'dan orjin almakta idi. 6 hemikranyumda (%6,9) ise oftalmik arterin, orta meningeal arter ve internal karotis arterden ortak köken aldığı saptandı. Dallanma paterninin, literatürde var olan kadavra çalışmaları ile karşılaştırıldığında 3B-RA ile radyolojik olarak değerlendirilmesi durumunda farklılıklar arz edebileceği gösterilmiştir. 3B-RA görüntüleme, submilimetrik değerlendirmeye ve detaylı ölçümlere izin verdiği için özellikle vasküler anatomik çalışmalarda değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu bağlamda radyolojik çalışmalar, girişimsel ve cerrahi işlemler öncesi önemli noktaları belirleyerek rehberlik edebilir. MMA ve bununla ilişkili anatomik yapılar üzerinden gerçekleştirilen prosedürlerle ilgili komplikasyon oranlarını azaltabilecek, topografik veya radyolojik noktaları tanımlamak için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Seyhan Baraj gölündeki tatlı su istakozu (Astacus Leptodactylus) nun bazı biyo ekolojik, morfometrik özellikleri ile hastalık durumunun saptanması üzerine bir araştırma
33 6. ÖZET Bu çalışma Seyhan Baraj Gölünde doğal olarak bulunmayan ancak 1983 yılında göle aşılanan tatlısu ıstakozu (Astacus 1 eptodactyl us) 'nun bazı bio-ekolojik, morfometrik özellikleri ile hastalık durumlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular aşağıda özetlenmiştir. 1. Seyhan Baraj Gölünde yaşayan kerevitlerin A s t a c u s 1 eptodactyl us salinus alt türü olduğu saptanmıştır. 2. Merıstik özellik olarak incelenen carapax'm sag servikal oluklar üzerindeki diken sayısı ortalaması 2.635, sol serVikal oluklar üzerindeki diken sayı 2.798 olarak bulunmuştur. Rostrumun her iki yanındaki diken sayısı ise 3'er adet olarak saptanmıştır. 3. Metrik özellikler olarak, sadece Cepholothrax uzunluğu/ Total uzunluk ile Abdomen uzunlugu/Total uzunluk oranları dikkate alınmış ve bu oranlar erkek, dişi karışık olarak tüm populaşyon için hesaplandığı gibi, -erkekler ve dişiler için de ayrı ayrıda hesaplanmıştır. Tüm populaşyon için hesaplanan ortalama CU/TU oranı 0.49510, AU/TU oranı 0.40138; erkekler için hesaplanan ortalama CU/TU oranı 0.4988, AU/TU oranı 0.39814, dişiler için hesaplanan CU/TU oranı 0.47454, AU/TU oranı 0.40857 olarak bulunmuştur. Cinsiyet grupları arasında bu oranlar bakımından yapılan "t" test 'inde erkek ve dişiler arasındaki farklılık istatistik! anlamda önemli bulunmuştur (P<0,05). 4. Seyhan Baraj Gölünde yaşayan kerevitlerin en erk'en dişiler 76 mm boyunda, 12.3 gr. ağırlığında; erkekler 74 mm boyunda. 11.5 gr. ağırlığında iken cinsel olgunluğa ulaştıkları saptanmıştır. 5. Araştırmada ilk döllenmiş (aşılanmiş) dişilere 1234 Kas im ' da, ilk yumurtalı dişilere de 15 Aralık 'ta rastlanmıştır. Yumurtaların ilk açılmaya başladığı, yani l'arvaların dişilerin abdomenleri altında görüldüğü tarih 27-04-1993 olarak belirlenmiştir. 6. Araştırmada bir dişi bireyin taşıdığı ortalama yumurta sayısı 171.750 ad., ortalama yumurta ağırlığı 2.510 gr.» birim canlı ağırlığa düşen ortalama yumurta sayısı 6.364 ad., ortalama yumurta çapı 2.51 mm. olarak ölçülmüştür. 7. Ortalama boy ve ağırlıklar şu şekilde bulunmuştur. Ortalama total boylar, tüm populasyon için 11.211 mm., erkekler için 11.646 mm., dişiler için 10.849 mm. olarak saptanmıştır. Ortalama canlı ağırlıklar ise, tüm populasyon için 44.320 gr., erkekler için 45.570 gr., dişiler için 37.400 gr. olarak hesaplanmıştır. Cinsiyet grupları arasında yapılan "t" test' inde, ortalama boy değerleri açısından erkek ve dişiler arasında istatistiki açıdan fark önemsiz (P>0,05), ortalama canlı ağırlık değerleri açısından ise önemli bulunmuştur (P<0,05). 8. Kerevitlerde boy-ağırlık ilişkisi W=a.Ln olarak ifade edilen tam logaritmik ilişki modeline göre yapılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde, populasyonu oluşturan bireylerin ağırlık artışının 70 mm. boya gelene kadar az, 70 mm. den sonra ise, daha çok artan oranlarda olduğu, dişilerin 70 mm. boya ulaşana kadar erkeklerden az da olsa fazla ağırlık artışı sağladıkları ancak, daha sonraki boylarda erkeklerin dişilerden daha fâzla ağırlık artışı sağladıkları görülmektedir. 9. Çalışmamızda Seyhan Baraj Gölünde, kerevitler için son derece öldürücü bir hastalık olan veba hastalığının hiç bir belirtisine rastlanmamıştır. Kerevitler üzerinde rastlanan kaîfyerengi kırmızı-siyah pas rengi lekeler ile makaslar veya diğer yürüme bacaklarının kopması şeklinde görülen hastalık semptomlarının leke hastalığından oluşabileceği kanısına35 varılmıştır. Ayrıca söz konusu semptomların gölde bulunan kerevitlerin % 22'sinde bulunduğu belirlenmiştir.
Çoruh Havzası hidrografik özelliklerinin morfometrik indisler ile incelenmesi
Bu çalışmada Çoruh Havzası'nın hidrografik özelliklerinin coğrafi bilgi sistemleri (CBS) kullanılarak sayısal yükseklik modelleri (SYM - Digital Elevation Model-DEM) üzerinden morfometrik indisler yardımıyla araştırılması amaçlanmıştır. SYM veri seti üzerinden Çoruh Havzası'na hidroloji analizi uygulanarak D8 akım modeli ve Strahler yöntemine göre önce akarsu drenaj ağı ardından havza sınırları belirlenmiştir. Yan kollar dikkate alınarak havza sekiz farklı alt havzaya bölünmüştür. Hidrografik özelliklerin belirlenmesi için seçilen morfometik indisler Çoruh Havzası'nın çizgisel, alansal ve relief özelliklerini kapsamaktadır. Bu bakımdan havza genelinde çizgisel olarak çatallanma oranı, akarsu uzunluk oranı, yüzeysel akış uzunluğu ve tekstür oranı; alansal olarak havza alanı, havza çevresi, drenaj yoğunluğu, akarsu sıklığı, havza şekli, havza uzunluk oranı ve gravelius indeks; relief olarak ise havza reliefi, relief oranı, engebelilik değeri, akım toplanma zamanı, hipsometrik integral ve hipsometrik eğri indisleri uygulanmıştır. Morfometrik indisler havza genelinde ve alt havzalarda ayrı ayrı hesaplanmış ve analiz edilmiştir. Bu çalışmada, sınıraşan özellikteki Çoruh Havzası ülke sınırlarından bağımsız olarak bir bütün olarak ele alınmış ve belirlenen alt havzalar dâhilinde araştırılmıştır. Bu durum çalışmanın özgünlüğünü arttırmakta ve çalışmayı farklı kılan unsurlar arasında yer almaktadır. Çalışmada elde edilen bulguların havza hidrografik özelliklerinin daha net anlaşılmasına katkı sağlaması hedeflenmektedir. Ayrıca farklı araştırmacılar için temel girdi kaynağı olabileceği gibi havza genelindeki karar vericilerin kullanımına sunularak havzada gerçekleşebilecek olası problemlere objektif ve bütüncül olarak yaklaşılmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Overektomize osteoporotik rat modelinde k1 vitamininin mandibular kondil trabeküler mikromimarisi üzerindeki etkilerinin incelenmesi: Histomorfometrik çalışma
Yaşlı bireylerde sıklıkla karşılaşılan osteoporoz kemik yapısında kortikalden çok trabekül kemiği etkilemektedir. Osteoporotik yaşlı kadınlarda serum vitamin K düzeylerinin normalden düşük olduğu bilinmektedir. Yakın zamanlarda yapılan çalışmalar K1 Vitaminin kemiğin yeniden şekillenmesi, kemik mineral oluşumu ve hacmini düzenleyebildiğini göstermektedir. Temporomandibular eklem kondil trabeküler yapısının osteoporoze bağlı olarak bozulduğu bilinmekle beraber K1 Vitamini ile tedavisine yönelik bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma, osteoporotik rat modelinde, K1Vitamininin overektomi ile oluşan kemik kaybına etkisini belirlemek amacıyla planlandı.Çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıbbi Deneysel Araştırma Merkezinde yetiştirilen 3 aylık, 75 adet dişi Wistar türü sıçan kullanıldı ve üç gruba ayrıldı. Kontrol grubu sahte operasyon (SHAM) uygulanan 25 adet sıçandan oluşturuldu. SHAM işlemi abdominal girişim ile overlere ulaşıldıktan sonra over dokuları yerlerinde bırakılarak bölgenin primer olarak kapatılması ile sağlandı. Dorsal yaklaşımla bilateral overektomi işlemi yapılan 50 adet sıçan rastgele iki gruba ayrılarak overektomize grup (OVX) ve. K1 Vitamini grubu (VKX) oluşturuldu. OVX grubu overektomi işleminden sonra beslenmeleri su ve standart yemden oluşurken, VKX grubuna ise standart beslenmelerinin yanında K1 vitamini verildi. VKX grubundaki sıçanlara 56 gün boyunca K1 Vitamini 1mg/kg/gün dozunda gavaj yöntemi ile verildi. Sakrifikasyonu takiben tüm sıçanların alt çenesi kondille birlikte çıkartılarak histomorfometrik değerlendirmesi yapıldı.SHAM grubunda trabeküler yapı normal gözlenirken, OVX grubunda trabeküler yapıda bozulmayla birlikte trabeküler sayıda ve kalınlığında azalma, trabeküller arası mesafede artma saptandı. VKX grubunda ise trabekül sayısında ve trabekül kalınlığında artma, trabeküller arası mesafede azalma gözlendi. VKX grubunun tüm histomorfometrik parametreleri OVX grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilirken (p<0,05), SHAM grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,01). SHAM grubu ile OVX grubu karşılaştırıldığında tüm histomorfometrik parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0,05)Bu çalışmanın sonuçları, K1 Vitamini besin desteği ile TME kondil trabeküler yapısı üzerinde osteoporozun etkilerinin en aza indirgenebileceği göstermektedir.
Diz eklemi protezinin tasarımı için gerekli antropometrik ölçümler
Amaç:Bu çalışmanın amacı, diz eklemine yönelik ideal protez tasarımı için kuru kemik ve canlıda antropometrik ölçümleri elde etmektir.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarında bulunan 109 adet femur ve 119 adet tibia'da antropometrik ölçümler yapıldı. Ayrıca 55-65 yaş arası 58 gönüllü kişide antropometrik ölçümler gerçekleştirildi. Kuru kemik ölçümlerinde dijital kaliper ve plastik gonyometre kullanıldı. Canlıdaki ölçümlerde antropometrik set, gonyometre, dijital kaliper, mezura ve boy ölçerli mekanik tartı kullanıldı. İstatistiksel analizler SPSS 17 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Femur'a ait ölçümlerde; medio-lateral genişlik doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilere kıyasla küçük; antero-posterior uzunluk doğu ve batı toplumundakilerden küçük, sulkus interkondilaris genişlikleri doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilerden büyük bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında sadece kollodiafizer açıda anlamlı fark görüldü. İnterkondiler fossa genişliği hariç diğer ölçümler arasında kuvvetli ilişki saptandı (p<0.001). Tibia'ya ait ölçümlerde; antero-posterior uzunluk ve medio-lateral genişlik batı toplumuna göre küçük, doğu toplumuna yakın bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında; sağ taraftaki ölçümler daha büyüktü. Canlıda yapılan ölçümlerde kadınların sağ ve sol Q açısı erkeklerden daha dar bulundu. Boy ile diz ROM'u arasında pozitif korelasyon (p<0.001), kilo ve vücut kitle indeksi ile diz ROM'u arasında negatif korelasyon (p<0.001), boy ile Q açısı arasında zayıf korelasyon bulundu (p<0.001). Kadınlarda erkeklere göre; biiliak çap, uyluk ve bacak çevresi daha büyük, ROM ve Q açısı daha dar, tibia ise daha kısa idi.Sonuç: Total diz artroplastisinin başarısı, operasyon sırasında ölçüm ve kesilerin hatasız yapılması ve uygun ebatta komponent seçimine bağlıdır. Rezeke kemik yüzeyi ile protez arasındaki uyumsuzluğu en az seviyeye indirebilmek için; diz eklemini oluşturan kemiklerde ve osteoartrit prevelansının yüksek olduğu 55-65 yaş arası bireylerde ırk, yaş ve cinse özgü anatomik ve morfolojik farklılıkları dikkate alarak yapılan bu antropometrik ölçümlerin hem ortopedik cerrahlar hem de diz protezi tasarımını yapanlar için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: antropometrik ölçümler, diz morfometrisi, femoral komponent tasarımı, tibial komponent tasarımı
Truncus coeliacus ve dallarının multidedektör bt anjiografi yöntemi ile morfometrik analizi
Modern cerrahi, radyoloji ve organ nakil prosedürlerinde damarsal anomalilerin bilinmesi büyük öneme sahiptir. Bu işlemler esnasında damarsal varyasyonlar çok ciddi komplikasyonlara sebep olabilirler. Multidedektörlü bilgisayarlı tomografi damar varyasyonlarının ve normal anatomisinin yüksek doğrulukta ve detaylı değerlendirilmesinde hızlı ve noninvaziv olan üstün bir görüntüleme tekniğidir. Bu çalışmada yetişkin bireylerdeki truncus coeliacus ve dallarının multidedektörlü bilgisayarlı tomografi ile morfometrik değerlendirilmesi ve olası varyasyonların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çeşitli sebeplerle batın bölgesine yönelik çekilen 104 bireyin görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Yaş ortalamaları erkeklerde 62.5 ± 11.75 (n=52), bayanlarda 60 ± 10.1 (n=52) olarak tespit edildi. Morfometrik değerlendirmemizde aorta abdominalis, truncus coeliacus, arteria lienalis, arteria hepatica communis ve arteria gastrica sinistra çap ölçümleri erkeklerde bayanlara göre istatistiki açıdan anlamlı bir şekilde (p<0.05) büyük bulundu. Varyasyonların tip ve dağılımı ise şu şekilde bulundu: Hastaların 97 (%93)'sinde arteria lienalis, arteria hepatica communis ve arteria gastrica sinistra'dan oluşan normal tipteki truncus coeliacus tespit edildi. Normal tipteki truncus coeliacus'un bulunduğu hastaların 3 (%2.9)'ünde truncus coeliacus 4. bir dala sahiptir. Arteria gastrica sinistra'nın truncus coeliacus'dan ilk dal olarak ayrıldığı 33 (%31.8) vaka görülmüştür. Bunların dışında truncus gastrosplenicus 3 (%2.9), truncus hepatosplenicus 3 (%2.9) ve truncus coeliomesentericus 1 (%0.96) vaka olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak araştırmamızdaki veriler literatür ile uyumlu bulunmuştur. Abdominal bölgedeki damarların normal ya da varyasyon yapılarının nasıl bir dağılım gösterdiğini bilmek başarılı, sorunsuz cerrahi ve girişimsel radyoloji uygulamaları için ön koşul olarak kabul edilir. Bu yüzden klinik çalışmalar, anjiyografik yöntemler ve cerrahi müdahalelerde truncus coeliacus ve dallarının varyasyonları ile anatomisi daima göz önünde bulundurulmalıdır.
Metforminin sıçan testis yapısına etkisinin ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenmesi
Biguanid sınıfı antidiyabetik ilaç olan metformin tip 2 diyabetli hastaların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Patogenezinde insülin direncinin bulunduğu hastalıkların tedavisinde de yer almasıyla birlikte kullanım alanları giderek artan ilacın etkileriyle ilgili olarak yapılan çalışmalar daha çok gestasyonel diyabet ve polikistik over sendromu konularında yoğunlaşmıştır. Literatürde erkek üreme sistemi üzerine etkilerini inceleyen az sayıda çalışma yapıldığı görülmüş, ultrastrüktürel bir çalışmaya ise rastlanmamıştır. Çalışmamızda, farklı doz düzeylerinde metformin tedavisi uygulanan sıçanlardan elde edilen testis dokularının ışık ve elektron mikroskobik düzeyde incelenerek biyokimyasal verilerle birlikte karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve testis histolojik yapısında gözlenen değişikliklerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 250-300 gr ağırlığında 26 adet Wistar albino türü ergin erkek sıçan kullanıldı. Kontrol grubuna gavaj yoluyla yalnızca distile su uygulanırken 2.gruba gavaj yoluyla 150 mg/kg/gün, 3.gruba ise 300 mg/kg/gün metformin 30 gün boyunca verildi. Deney sonunda ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için testis dokuları, biyokimyasal analizler için intrakardiyak kan örnekleri alındı. Deney grupları ışık ve elektron mikroskobik olarak değerlendirildiğinde dozla ilişkili olarak seminiferöz tübüllerde düzensizleşme, epitel bütünlüğünde bozulma ve hücrelerarası boşluklar, spermatojenik hücre kaybı ve hücrelerde dejeneratif değişiklikler gözlendi. Seminiferöz tübül çaplarının ve epitel yüksekliklerinin morfometrik ölçümleri ile serum FSH, LH, testosteron, SOD ve MDA verilerinin değerlendirmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Metformin kullanımının testis üzerine etkilerinin ultrastrüktürel olarak değerlendirildiği ilk çalışma olması nedeniyle önem taşıyan bu çalışmada ortaya konulan bulgular ışığında yüksek doz metformin kullanımının seminiferöz tübüllerin yapısını ve spermatogenezisi etkileyebileceği ancak bu değişikliklerin reversibl olduğu düşünüldü. Ayrıca, metforminin uzun süreli kullanımına bağlı etkilerin, biyokimyasal analizler, moleküler ve immünohistokimyasal düzeyde yapılacak ileri çalışmalar ile kapsamlı olarak incelenmesi gerektiği sonucuna varıldı.
Cavitas nasi morfometrisinin stereolojik metodla değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, cavitas nasi ve içindeki yapıların morfometrik ölçümlerini yapmak, hacimsel değerlerini stereolojik metodla değerlendirmektir. Bölgenin anatomisiyle ilgili yapılacak klinik uygulamalara referans niteliğindeki verilerle katkı sağlanacaktır. Bu amaçla, 8-59 yaş aralığındaki 200 sağlıklı bireyin Konik-Işınlı Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntüler üzerinde apertura piriformis yüksekliği ve genişliği, concha uzunlukları ve hacimleri, concha nasi inferior ile lamina cribrosa arası mesafe, cavitas nasi yüksekliği, genişliği ve hacmi, septum nasi uzunluğu ve hacmi, septum nasi maksimal genişliği (SNG), septum nasi deviasyon açısı (SDA), septum nasi arka kenar uzunluğu (SNAU), choanae genişliği (ChG), yüksekliği (ChY), palatum durum uzunluğu (PDU) ölçüldü. Septum nasi, sol ve sağ cavitas nasi, sol ve sağ concha nasi inferior, sol ve sağ concha nasi media hacimleri sırasıyla 4.99±1.51 cm³, 7.44±2.93 cm³, 7.68±2.99 cm³, 3.10±1.11 cm³, 3.04±1.02 cm³, 1.32±0.56 cm³, 1.28±0.49 cm³ bulunmuştur. Tüm parametrelerin yaş grupları ve cinsiyetler arasındaki farklılıkları incelendi. Hacmi ölçülen yapıların hacimsel oranları hesaplandı. PDU, SNG, SDA, ChG, SNAU, concha nasalis superior uzunluğu (CNSU) ölçümlerinde yapılar cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). PDU, ChY, ChG, SNAU, CNSU ölçümlerinde yapıların yaşa bağlı olarak istatistiksel anlamlı bir farkı bulunmamaktadır (p>0.05). Çalışmadaki veriler, cavitas nasi ile ilgili patolojik durumların tedavisinin değerlendirilmesi ve tedavinin planlanması aşamalarında, preoperatif değerlendirmelerde, özellikle diş hekimliğinde, kulak burun boğaz ve plastik cerrahi alanlarında tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerle ilgili olarak klinisyenlere yardımcı olabilecektir.
Articulatio sacroiliaca'nın 3D morfometrik analizi ve bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi
Art. sacroiliaca'nın oldukça güçlü ve kompleks bir yapıya sahip olması, mekanik açıdan en önemli görevinin güç transferi ve meydana gelen şoku absorbe edici olduğu düşünüldüğünde, bu bölgedeki morfolojik ve dejeneratif değişikliklerin büyük oranda bel ve bacak ağrısına sebebiyet verebileceği kabul edilmektedir. Bu çalışmada art. sacroiliaca'nın morfometrik analizi, varyasyonların belirlenmesi, varyasyon gösteren eklemlerin periartiküler dokularındaki dejeneratif değişikliklerin saptanması amaçlanmıştır. Araştırma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı polikliniğine, pelvise yönelik Bilgisayarlı Tomografi istemiyle başvuran, pelvis iskeletinde herhangi bir travma öyküsü olmayan, 18-60 (ort. 33.5) yaş aralığındaki çalışmanın amacına uygun 145 hasta görüntüsü üzerinde retrospektif olarak gerçekleştirildi. Ayrıca, çalışmaya Gaziantep Üniversitesi ve Çukurova üniversitesi Tıp Fakülteleri Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarındaki pelvis iskeletine ait 91 os sacrum, ilgili ölçümler yapılmak üzere dahil edildi. İstatiksel analiz, SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır ve p< 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızda 6 tip varyasyon saptanmıştır. En sık iliosakral kompleks varyasyonu saptanmıştır. ASI'nın tüm olgulardaki varyasyon görülme sıklığı % 27.9 saptandı. ASI'nın eklem aralığı aksiyel ve koronal BT kesitlerinde varyasyon görülmeyen eklemlerde 2 mm'nin üzerindeyken, varyasyon gösteren eklemlerde ise 2 mm'nin altında olduğu saptandı. ASI'nın eklem yüzeyindeki depresyon ve impresioların bireyler arasında sağ ve solda farklı değerlere sahip olduğu tespit edildi. Facies auricularis'lerin yüzey alanının erkeklerde daha büyük olduğu tespit edildi. Çalışmamızda normal popülasyondaki varyasyonların ve periartiküler dejeneratif değişikliklerin bilinmesinin, ASI'nın normal morfolojik yapısının daha iyi anlaşılması ve anatomik literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca ASI'nın normal görünümündeki varyasyonlarının bilinmesi radyologların BT incelemelerini değerlendirmesi esnasında daha iyi yorumlaması bakımından önemlidir. Biz bu çalışmamızı son yüz yıldır doğruluğu kanıtlanan çalışmalara farklı bir bakış açısı sağlayacağını düşündüğümüzden dolayı gerçekleştirdik. Anahtar Sözcükler: Articulatio sacroiliaca, Dejeneratif değişiklikler, Os sacrum, Articulatio accessoria, Retrospektif.
Foramen ovale ve foramen spinosum'un morfometrik özelliklerinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, foramen ovale FO ve foramen spinosum FS'un morfolojik ve morfometrik özelliklerinin, varyasyonlarının ve simetrisinin araştırılarak aydınlatılması ve cerrahi girişimlere yol gösterici bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda ölçümler, markalama pergeli, silikon ve bilgisayar programı (Coreldraw) olmak üzere üç farklı yöntem kullanılarak, 130 kuru kemik üzerinde yapılmıştır. Pergel ve silikon ile ölçümlerde dijital kumpas kullanılmış, bilgisayar programı için fotoğraf çekimleri yapılmıştır. Foramenlerin uzunluk ve genişlikleri ölçülmüş, alan hesaplamaları yapılmış, ayrıca foramenlerin şekilleri sınıflandırılmış ve belirli referans noktalara olan uzaklıkları da ölçülmüştür. Bulgular: FO'nun sağ ve sol taraftaki ölçümleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p0,05). Coreldraw programı ile hesaplanan genişlik ve alanlar dışında tüm sağ ve sol FS ölçümleri birbirinden istatistik yönden anlamlı olarak farklıydı (p0,05). Foramenlerin birbirlerine ve belirlediğimiz referans noktalara olan uzaklıkları arasında sadece üç uzaklık (FO ile foramen magnum arası uzaklık, FO ile tuberculum pharyngeum arası uzaklık ve FS ile vomer-sphenoid kemik birleşim yeri arası uzaklık) sağ ve sol tarafta istatistiksel açıdan anlamlı olarak farklıdır (p0,05). Diğer uzaklık ölçümlerinde, sağ ve sol taraf arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır (p0,05). Sonuçlar: FO ve FS'nin morfometrik ve morfolojik özelliklerinin araştırılması, bu foramenlerin içerisinden geçen önemli yapıların cerrahi girişimler sırasında korunması ve komplikasyonların en aza indirilmesi açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Foramen ovale, foramen spinosum, morfometri, morfoloji
Kompozit greft materyalinin (HA-TCP/COL) dental implant çevresinde onlay greft materyali olarak kullanımının yeni kemik oluşumuna etkisinin değerlendirilmesi
Son yıllarda implant cerrahisinin gelişmesiyle birlikte, kemik greft materyalleri kullanımı diş hekimliğinde daha fazla önem arz eder ve daha yaygın kullanılır hale gelmiştir. Değişen ve artan ihtiyaçlar araştırmacıların yeni kemik greft materyalleri geliştirilmesine yoğunlaşmalarına neden olmaktadır. Bu greft materyallerinden birisi de üç boyutlu kompozit greft (HA-TCP/Col) materyalidir. Doğal kemik dokusunun inorganik yapısını büyük oranda Hidroksiapatit (HA) oluştururken organik yapısını ise Tip 1 kollajen oluşturmaktadır. Bu yapıyı taklit etme amacıyla üretilen üç boyutlu kompozit greft materyallerinin başarılı sonuçlarıyla ilgili literatürde çalışmalar mevcuttur. Ancak kompozit greft materyalinin implant çevresinde onlay kullanımı ile ilgili literatürde yeterli sayıda çalışma gözlemlenememiştir. Bu deneysel çalışmada, implant çevresinde kompozit greft materyalinin onlay kullanımının sonuçları, onlay olarak otojen bone ring kullanımı sonuçlarıyla ve soket içerisinde kompozit greft kullanımı sonuçlarıyla karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada toplam 4 adet erkek koyun kullanılmıştır. Koyunların pelvis bölgesinde 10 mm çapında ve 2 mm derinliğinde 4'er adet (onlay grupları), 10 mm çapında ve 6 mm derinliğinde 2'şer adet (soket grupları) defekt oluşturulmuştur. Her koyuna toplam 6 adet 3.7 mm çapında 10 mm boyunda implant yerleştirilmiştir. İmplantların çevresinde otojen ring blok greftler ve kompozit greftler uygulanmıştır. Tüm hayvanlar 12 haftalık iyileşme periyodunun ardından sakrifiye edilmiştir. İmplant ve çevresindeki greft yerleştirilen alan blok olarak çıkarılmış, elde edilen kesitlerle histomorfometrik inceleme yapılmıştır. Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, üretilen kompozit greft materyalinin onlay olarak kullanımı otojen ring blok kullanımıyla karşılaştırıldığında, otojen greft grubu, kemik implant kontağı ve oluşan kemik hacmi açısından daha başarılı bulunmuş, ancak sonuçların istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya koymadığı saptanmıştır. Ayrıca kompozit greft materyalinin onlay ve soket içerisinde implant çevresinde kullanımında da kemik implant kontak oranı ve oluşan yeni kemik hacmi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yaratmadıkları tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: İmplant, kompozit greft, onlay greftleme, otojen greft, histomorfometri Anahtar Sözcükler: İmplant, kompozit greft, onlay greftleme, otojen greft, histomorfometri