Inequality
123 theses under this subject heading
Küresel güney'de sosyal politikalar ve sınırları: Brezilya'da Bolsa Família örneği
Bu çalışmanın amacı, 2008 krizi sonrası alternatif ekonomi politikaları bütünü olarak sunulan Post-neoliberal yaklaşım kapsamında teşvik edilen sosyal politikaların yoksulluğu ve eşitsizliği azaltmadaki etkilerini tartışmaktır. Sosyal neoliberalizm olarak kavramsallaştırılan söz konusu politikaların özellikle gelişmekte olan ülkelerde 2008 krizi öncesinde uygulanmaya başlandığı vurgulanmakta, bu bağlamda Şartlı Nakit Transferleri yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele aracı olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmada, neoliberal ekonomi politikaları benimsenmiş olmasına rağmen yoksullara yönelik sosyal politikalarla onların durumunu iyileştirmeyi hedefleyen sosyal neoliberal uygulamalar, Brezilya örneği üzerinden ele alınmaktadır. Kapsamlı bir Şartlı Nakit Transferi örneği olarak Bolsa Família'nın 2003-2010 yılları arasında ülkenin yoksulluk ve eşitsizlik verileri üzerindeki etkileri değerlendirilerek 2008 krizinin söz konusu verileri nasıl değiştirdiği incelenmektedir. Bununla birlikte, nakit transferleri karşılığında devlet tarafından sunulan eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanması şart koşulan yoksul kesimin söz konusu alanlarda gösterdiği gelişmeler tartışılmaktadır. Bu tezin, sosyal neoliberalizmin yoksulluk ve eşitsizlikle mücadeledeki rolünü, gösterge etkisi olan bir vaka analizi ile ortaya koyması bakımından literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
The impact of exporting on women employment: A study on Turkish manufacturing industry
Exploiting a recent and comprehensive firm level data, we aim to evaluate exports' impact on women employment rate for Turkish manufacturing firms between the years 2003-2015. We shed light on the possible mechanisms for job creation by distinguishing between several sub-samples of firms according to export sophistication, wage level and technology intensity of the sector that the firm operates. To investigate the effect of initiating to export on women employment rate, treatment models are constructed and propensity score matching (PSM) techniques accompanied by the difference-in-differences (DID) methodology are utilized. The estimation results indicate that starting to export increases women employment rate in Turkish manufacturing industry. It is observed that the effect of turning into two-way trader on women employment rate is more than becoming one-way trader. We find differential effects of exporting across different types of industries. Gains in female employment rates are observed for the firms operating in low and medium low technology intensive sectors, low wage sectors as well as labor intensive goods exporting sectors.
Le motif de retour à la nature chez Rousseau: Le logocentrisme dans le Discours sur l'origine et les fondements de l'inégalité parmi les hommes
In conjunction with being a controversial figure, Jean-Jacques Rousseau has often been a thinker that is difficult to evaluate consistently because, indeed, Rousseau's texts are often incoherent. This is accentuated by the fact that the author of these texts does not like systematization. In this paper, however, we argue that Rousseau's inconsistency is only superficial, and that a deeper investigation reveals that Rousseau is in fact a consistent writer. The source of his coherence, we argue, is that Rousseau's texts revolve around a certain theme: logocentrism. This term, borrowed from Derrida and specifically in its use in the context of Derrida's Grammatology, describes a typical Western way of thinking that is intellectually incapable of thinking without determining criteria such as origin or finally. For Derrida, this logocentrism is also present in all Rousseauian discourse. We agree with Derrida's claim. But in addition to this, in our study, since it would be wrong to approach Rousseau's texts uniformly, we argue that these texts undergo a paradigmatic shift within themselves, each text replacing a particular paradigm. The specific "paradigm" we have chosen is Rousseau's Discourse on the Origin of Inequality, published in 1755. This work is a kind of anthropological/ethnological examination of the pre-civilization conditions of man. According to Rousseau, civilization brought with it its evils, it put man in a much more unhappy state of mind, it detached him from his natural virtues and thus corrupted him. At this point, when we take Rousseau and his works as a paradigm and logocentrism as a theme, the parallels with a much larger subject begin to reveal themselves: the myths of paradise. In the myth of Prometheus and the myth of the Expulsion from Paradise, similar to Rousseau's descriptions, humanity maintains a happy and fulfilled condition of existence before the intervention of a certain "external" element. We argue that these myths are another parallel for Rousseau, and that the frame of mind that Derrida identifies with the concept of logocentrism is much more far-reaching and shows its influence on Rousseau in this way as well. We think that the Discourse on the Origin of Inequality, which is the subject of our analysis, is a rich and articulate text that provides enough material for this research. Ultimately, our aim is to highlight these parallels and prove that Rousseau's supposed inconsistency can be dispelled by a deeper look.
Eleştirel sosyal hizmet çerçevesinde şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimleri: Zonguldak örneği
Bu araştırmanın amacı, şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimlerini ortaya koyarak eşitsizlik ve ayrımcılık pratiklerine görünürlük kazandırmaktır. Zonguldak Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nden hizmet alan kişiler bu çalışmanın popülasyonunu oluşturmuştur. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen bu araştırmada 17'si tanılı bireylerden, 15'i ise tanılı bireylerin yakınlarından oluşan 32 özne ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler beş ana tema çerçevesinde kategorize edilmiştir. Bu temalar (1) sosyal ilişkilerde meydana gelen değişimler, (2) öz-imajda meydana gelen değişimler, (3) kamusal alanda eşitsiz koşullarla ve ayrımcılık pratikleriyle karşılaşmak, (4) bakım verenlere özgü deneyimler ve (5) mücadele taktikleri şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Öznelerin tanı konulduktan sonraki süreçte yalnızlaştıkları ve kamusal alandan dışlandıkları anlaşılmıştır. Yaygın stereotiplerle karşılaşmak ve aşağılanmak kamusal alandan dışlanmanın gündelik tezahürleridir. Sosyal ilişkilerden dışlanma ve sosyal kimliğin damgalanma deneyimleri çerçevesinde inşa edilmesiyle birlikte özneler kendilerini toplumun gördüğü gibi görmeye başlamış, eksiklik ve mahcubiyet duyguları yoğunlaşmış ve tanı, kimliğin asli bileşeni hâline gelmiştir. Tanılı öznelerin çoğunun üretim ilişkilerine dâhil olamadığı tespit edilmiştir. İstihdama katılımın mümkün olduğu durumlarda ise esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yoğunlaştığı anlaşılmıştır. Partnerleri tanılı olan kadınlar ise hem bakım rollerini üstlenmek hem de evin geçimini sağlamak gibi zorlu görevlerle karşı karşıya kalmışlardır. Bakım yükünü çoğunlukla aile üyelerinin üstlenmesi sonucunda bakım rolü gündelik hayat pratiklerinin önüne geçmiş ve özneler bakım dışında hiçbir şey yapamaz hâle gelmiştir. Tanıyı gizlemek veya ifşa etmek, toplumsal ilişkilerden kaçınmak ve çevreyi sınırlı tutmak ve tinsel referanslara tutunmak deneyimlenen sorunlar karşısında başvurulan mücadele taktikleridir. Tanılı kişileri ve yakınlarını hak talep eden özneler hâline getirmek için şizofreni tanılı kişileri ve yakınlarını bir araya getiren sivil toplum örgütlerinin eleştirel sosyal hizmet teorisinden dayanağını alan ve üyelerinin politikleşmesini sağlayan bir içerikle yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Ayrıca sosyal hizmet disiplininin ruh sağlığı alanındaki önemini artıracak bir kurumsal-yasal formasyona ihtiyaç duyulmaktadır.
İran'da insani kalkınma analizi: Eğitim ve cinsiyet eşitsizliği karşılaştırmalı bir bakış açısından
This thesis attempts to address existing gender parities and gaps in Iran compared to Azerbaijan and Turkey in terms of human development perspective. Human development by enlarging people's freedoms and potentials draws the attention to "ends" and insists on both intrinsic and instrumental values of development. The three main components within human development are: capabilities, free agency and achievements. Health, education and per capita income are the essential indicators of Human Development Index (HDI). Each of which has the same ratio in HDI value estimation. Gender inequality as a global phenomenon, increasingly focuses on women's deprivation of education, health, income and social developments. This thesis discusses Iran's educational developments analytically and compares female-to-male progresses in HDI indicators of Iran with Turkey and Azerbaijan. The main goal of human development and capability approach is equal distribution of capabilities and functionings among people. The exceptional status of education in having both intrinsic and instrumental values multiplies the significance of equal education in a global context. In addition to the direct impact of education on total health and income rates, parity in education has the capacity to empower women and make them qualified for well-paid vocations. Iran from 1990 to 2015 has had a sustainable progress in health, education and per capita income. In case of education, Iran has proceeded remarkably in women's access to schools. Iran has almost succeeded to close the gender gap in education, while gender inequality remains in achievements so far. In comparison, in Turkey and Azerbaijan, raising women's capabilities has led to more achievements in terms of economic resources, labor force participation and political participation. According to human development reports, Turkey in capability distribution has experienced more gender disparity than Iran. By filtering the health indicator, Azerbaijan has the best status in gender parity rather than Turkey and Iran. Turkish women's high life expectancy at birth is the best among the analyzed countries. Unlike Iran, educated women in Azerbaijan and Turkey have lower unemployment rates than Iranian women. That is probably why women in Iran recently have less interest to continue their education in tertiary level and this disappointment has reproduced the gender gap.
Küresel kapitalist sistemin insan ve doğa tahribatı: Eşitsizlik ve çevre felaketi üzerine bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı, günümüz dünyasına hakim olan kapitalist sistem ve sonuçlarından yola çıkarak güncel durum hakkında küresel bir analiz yapmak, sistemin getirdiği düzen sonucu Doğu-Batı olarak iki kutup haline dönüşen dünyada yaşayan insanların arasındaki eşitsizliği sayısal verilerle desteklemek, hakim sömürü düzeninin yarattığı doğa tahribatlarına dikkat çekmek ve bu verileri ilgili kuramlarla bağdaştırarak insanlığın, toplumların ve doğanın günümüz halini görmek ve sonrasını değerlendirmektir. Çalışmada insanlar ve toplumlar arası eşitsizlikler incelenirken toplumdaki sınıfların arasındaki adaletsiz gelir dağılımından yola çıkılmış, ilgili konuyu desteklemek için toplumsal tabakalaşma kuramlarından faydalanılmıştır. Sonrasında ülkeler gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmemiş olarak sınıflandırılmıştır ve gelir dağılımları, nüfusları, ülkede yaşayan insanların gelir eşitsizliğini veren Gini katsayısı gibi sayısal veriler değerlendirilerek bir tablo çizilmesi hedeflenmiştir ve ülkelerin kaynaklarını eğitim, sağlık, savunma, temiz su, besin gibi alanlarda nasıl kullandığına bakılmıştır. Ortaya çıkan eşitsizliğin derin uçurumu veriler ile çizildikten sonra ise kapitalist düzenin devamı ile ilgili çıkarımlar bu konuda çalışmış kuramcıların fikirleriyle desteklenerek ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak dünyada bir tarafın mutlak sömürü düzeniyle gelebileceği son noktaya gelindiği fikrine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gelir eşitsizliği, kapitalizm, doğa tahribatı, küreselleşme
18-65 yaş arası bireylerin suç korkusu düzeyleri ile toplumsal cinsiyet algısı ve adil dünya inancı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 18-65 yaş arası bireylerin toplumsal cinsiyet algısı ve adil dünya inancı düzeylerinin, suç korkusu düzeyleri üzerinde etkisi olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 18-65 yaş arasında 410 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Veriler online platformlarda kolayda örnekleme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmada Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Suç Korkusu Ölçeği (SKÖ), Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) ve Adil Dünya İnancı (ADI) ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS-25 istatistik programı kullanılmıştır. Bu bağlamda, suç korkusu, toplumsal cinsiyet rolleri ve adil dünya inancı demografik değişkenlere göre incelenirken bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) analizleri kullanılmıştır. ANOVA analizinde meydana gelen anlamlı farklar ise post-hoc testlerinden Tukey testi ile incelenmiştir. Ayrıca, suç korkusu, toplumsal cinsiyet rolleri ve adil dünya inancı arasındaki ilişki pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların suç korkusu düzeyleri ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<.05). Suç korkusu düzeyi yüksek olan katılımcıların daha eşitlikçi tutumlar sergilediği görülmüştür. Suç korkusu düzeyi ve adil dünya inancı düzeyi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<.05). Katılımcıların suç korkusu düzeyi arttıkça dünyanın adil olduğuna ilişkin inancı azalmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve adil dünya inancı düzeyleri arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<.05). Daha eşitlikçi tutumlar gösteren katılımcıların dünyanın adil olduğuna ilişkin inancı daha zayıf bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adil Dünya İnancı, Suç Korkusu, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Gender inequality and women's participation in Nigerian politics (2011-2019
In Nigeria, the integration of women into Nigeria's political framework began with the federal government decree No.30 of 1989 which established the National Commission for Women. Following the inauguration of the International Year for women in 1958 to calibrate the institutionalization of women's participation in public affairs and national planning. Despite this stride, the fact that Nigerian women make up of 49% of the population which is 201 million according to the 2019 population census, but with only 4% of lawmakers means there is relatively low participation of women in Nigerian politics. Gender divide, religion, economic constraints, belief system and male chauvinism account for the reasons. This study makes a critical assessment of gender inequality and women participation in Nigerian politics from 2011 – 2019. The aim is to find the factors and government reforms in areas of policies and practices that can best improve on women partcipation in Nigerian politics. This study argues that absence of distinctive legal framework for gender equality exists at the expense of women political participation in Nigeria. In addition gender inequality in form of sex-preference, economic constraints and male chauvinism impact on women political participation in Nigeria.
Devlet okulundan koleje geçen öğrencilerin habitus kavramı bağlamında sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Bireyin ve toplumun yaşamını inşa etme gücüne sahip olan eğitimin hayatımızdaki rolü yadsınamaz. Öyle ki, eğitimin bu rolü bireyin kişiliğini geliştirmesi, yeteneklerini geliştirmesi, mesleki bir kariyer sağlaması ve diploma kazandırması bakımından ebeveynlerin de çocukların hayatında müdahale ettikleri ciddi bir süreçtir. Okul seçiminde etkili olan lokasyon, ücret, donanım ve sosyal imkanlar haricinde dikkat çekmesi gereken bir dizi önemli husus vardır. Bu hususlar devlet okulundan özel okula geçiş sağlayan öğrencinin hayatında bireyin kendisini onaylanmış hissetmesi konusunda önemli bir rol oynar. Mevcut bir alt kültür deneyimiyle devlet okulundan özel okula geçmiş öğrenci için kimlik karmaşası baş gösterdiğinde alt kültürün mevcut kimliğini ve özgünlüğünü koruması ya da baskın kültüre uyum sağlaması gerekmektedir. Aynı gerçeklik içinde her zaman bir arada var olan ilişkiler olarak tanımlanan habitusun sınıf kültürlerini etkileyip tercihleri şekillendirme durumu söz konusu olmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada kültürler arası bir farkındalık yaratılmasıyla birlikte hem mevcut sahip olunan kültürel kimliğe zarar gelmemesi, ve sosyal dönüşümün gerçekleştirilebilmesi için içerisinde kültürel çeşitliliği de barındıran eğitim programları, psikolojik ve sosyolojik destek verici envanterleri, habitusları değişime uğrayan öğrencilerin bu sosyalizasyon sürecini nasıl yönettikleri veya yönetemedikleri ile ilgili yaklaşımları, eğitim kurumunda yaşadıkları çatışma, kimlik değişimi, adaptasyon ve problem çözme durumları ele alınıp değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Habitus, alt kültür, uyum, zorbalık, kimlik, eşitsizlik
Sanat alanında eşitsizliğin yeniden üretimi: Ankara'daki ödenekli ve özel tiyatrolarda çalışan tiyatro oyuncularında sosyal kapanma mekanizmaları
Bu çalışmanın amacı, sanat alanında eşitsizliğin üretilmesinde ve yeniden üretilmesinde rol oynayan toplumsal mekanizmaların neler olduğunu ve bunların eşitsizliğin oluşmasında nasıl bir rol oynadığını anlamaktır. Bu amaçla, Ankara'daki ödenekli ve özel tiyatrolarda çalışmakta olan 19 tiyatro oyuncusunun kartopu örneklem tekniğiyle katılımıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları, derinlemesine görüşmelerden elde edilen nitel verilere dayanmaktadır. Nitel veri analizi ile araştırmanın temel problemi doğrultusunda eşitsizlik üreten mekanizmaları ifade eden beş tema ortaya çıkmıştır: Sosyal ilişki ağları, eğitim, ekonomik kaynaklar, beden ve yaşam tarzı. Bu mekanizmalar, sosyal kapanma kuramı ve bu kuramın çağdaş bir temsilcisi sayılabilecek Pierre Bourdieu'nün alan kuramı bağlamında değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulguları doğrultusunda, bu mekanizmaların çeşitli biçimlerde tiyatro oyunculuğu alanında sosyal kapanma mekanizmaları olarak çalıştığı ve alandaki imtiyazlı konumlara erişmede sosyal ilişkiler, eğitim, ekonomik kaynaklar, bedensel özellikler ve yaşam tarzı bağlamında belirli toplumsal kaynaklara sahip olanları avantajlı, olmayanları ise dezavantajlı kıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Essays on education inequality of women in Turkey
Despite advances in women's educational attainment in Turkey over the past 50 years, improvements in persistent inequality cohorts, lower intergenerational mobility and unequal opportunities in transition have remained important. This dissertation consists of three essays examining inequalities at the interface between demographic change and the educational level of women. Each essay has its own introduction, methods, results and conclusions. The essays have one thing in common that they are based on data from the TDHS 2013 and differ in their approach to the demographic perspective. In the first essay I examined the development of educational inequality in the women's cohorts in Turkey. Using non-parametric and parametric methods, I have found that the relationship between early life circumstances and women's education levels has not weakened over time. In addition to the inequality of opportunity, changes in the socio-economic composition of the population across the cohorts are also driving the result. In the second essay, I examined the divergent paths of young women in transition to adulthood in relation to education and employment. Despite the decreasing gender gap in schooling at all levels, labor force participation is still low, which increases the NEET rate. The results show that inactivity status is not only related to early life circumstances, but also to preferences and efforts. In the third essay, I examined intergenerational educational mobility between mothers and daughters using conventional and demographic methods. Mobility has not improved in the older cohorts. Affected by the most recent educational reforms, the younger daughters show greater mobility, the extent of which has been dampened by assortative mating and increased by differences in fertility.
Why institutions fail - the case of Ghana's cocoa sector
The world can literally be divided into two groups- the haves and the have nots. While some countries are associated with wealth and deemed a paradise; due to high living standards, others are noted for hunger, disease and low incomes. There has been significant research to explain the reason for this gap; one of the most recent ones being the institutions hypothesis. This work examines the problem of inequality in development. This is done by dwelling on existing research on development; and mainly on the hypothesis that inclusive institutions are the key to development. The main aim here is to establish the link between institutions and development and to investigate this relationship, using the cocoa sector in Ghana. Within this framework, first, an insight into the characteristics of under development in Ghana and in its cocoa growing areas, is given. Second, besides the institution hypothesis, existing researches that have sought to explain the cause of under development, are also reviewed. Then, using economic indicators such as GDP per capita and life expectancy as the measurement units for living standards, a relationship between the development of Ghana on the basis of cocoa sector and development theories, especially the institutions hypothesis is established. This study explains what makes institutions good and why the same results are not duplicated everywhere, especially in Ghana and other developing countries. Key Words Development, Institutions, Inequality, Living Standards, Ghana's Cocoa Production.
Afghan masculine ghairat: A qualitative study in kabul
This study reconstructs the meanings and contributions of Ghairat phenomenon in gender inequality and gender-based violence in an everyday setting in Kabul city, Afghanistan. The research utilized the constructivism-interpretivism paradigm as well as the qualitative method. In particular, it applied the empirical-phenomenological approach to understand the lived-experiences of the participants about the Ghairat. Thirty-Seven individuals including Sixteen men and Twenty-one women from three ethnic groups of Pashtun, Tajik, and Hazara and five key informants voluntarily attended the study. The data were analyzed following the Moustakas' Steick-Colaizzi-Keen modification. They were coded and thematized using the MAXQDA program. The findings of the study have revealed the complexity and significance of Ghairat. As a social phenomenon, it has several facets and meanings. It is internal, external, precarious and gendered. The meaning of Ghairat categorized into manly and womanly. The study identified manly Ghairat as a cultural mechanism through which classic patriarchy and masculine domination operate. It also acts as a means of violence. In the process of facilitating gender-based violence, manly Ghairat appears in different forms of physical, psychological, and symbolic violence. Furthermore, a new meaning ascribed to womanly Ghairat as the capability and power to break the social constraints and attend women's human rights. Unlike the previous literature that equalized Ghairat with honor, the research concluded that the two phenomena are different. While honor essentially deals with the social status and reputation, Ghairat concerns the capability and power of a man to preserve assumed belongings.
Yerli yapım çizgi filmlerde toplumsal cinsiyet eşit(siz)liği
Bu araştırmada ülkemizde ulusal yayın yapan tematik çocuk kanallarında yayınlanan ve anne, baba ve çocuk karakterlerinin yer aldığı yerli yapım çizgi filmlerin toplumsal cinsiyet eşitliği açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Biz İkimiz, Canım Kardeşim, Kral Şakir ve Neşeli Dünyam çizgi filmlerine ait toplam 83 bölüm içerik analizi tekniğiyle değerlendirilmiştir. Kamusal alanda bulunma, gündelik yaşam etkinlikleri, davranış özellikleri temaları altında anne, baba ile kız çocuk ve oğlan çocuk karakterleri toplumsal cinsiyet kalıp yargıları açısından incelenmiş; anne ve baba karakterleri için çocuklarıyla kurdukları iletişim ayrı bir tema olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak anne karakterlerinin daha az kamusal alanda yer aldığı, annelerin eylemlerinin kadınlara atfedilen toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına uygun olarak yemek, ev ve çocuk bakımı işlerinde yoğunlaştığı görülmüştür. Babalar kamusal alanda daha çok yer almış; babaların eylemleri tamir işleri, ulaşım aracı kullanma ve işe gidip gelme üzerinde yoğunlaşmıştır. Anneler duygusal ve domestik olma davranış özellikleri ile babalar bilim ve teknoloji ile ilgili olma ve kendine güvenme özellikleri ile ön plana çıkmaktadır. Babalar günümüzde değişen babalık rollerine uygun olarak çocukları ile iletişimlerinde arkadaş gibi olma özelliğine sahipken; annelerin daha ciddi ve öğretici bir iletişim içinde oldukları saptanmıştır. Kız ve oğlan çocuk karakterlerinin de anne ve baba karakterlerinin eylemleri ve davranış özellikleri ile benzer şekilde temsil edilmekte oldukları ortaya çıkmıştır. Kız çocukları gündelik yaşam etkinliklerinde en çok ev işlerine yardım etme, oğlan çocukları ise tamir etme eylemi ile ilişkilendirilmiştir. Kız çocukları dış görünüşe ve güzelliğe önem verirken, oğlan çocukları bilim ve teknoloji ile ilgili karakterler olarak temsil edilmektedir. Oğlan çocuklarının kız çocuklarından daha fazla övgü aldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yan karakterlerin cinsiyetlerinin büyük ölçüde erkek olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak yerli yapım çizgi filmlerde toplumsal cinsiyet kalıp yargılarının yeniden üretildiği ortaya koyulmuştur. Bu durum çizgi film izleyicisi çocukların cinsiyete dair kalıp yargıları çizgi filmler aracılığıyla pekiştirmeleri ve ataerkil yapıya dâhil olmaları üzerinden yorumlanmıştır.
Kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin bakış açılarının belirlenmesi
Amaç: Araştırma, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin bakış açılarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, 25 Aralık 2017-23 Ocak 2018 tarihleri arasında, TAKEV Okulları bünyesinde bulunan Sahilevleri Anadolu ve Fen Lisesi, Narlıdere İlköğretim, Karşıyaka İlköğretim ile Bornova, Güzelyalı, Sahilevleri, Alsancak ve Karşıyaka semtlerinde bulunan anaokullarında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini TAKEV Okullarında çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 391 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu ile Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde ise sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan (min-max), sıra ortalaması, Shapiro-Wilk testi, Kolmogorov-Smirnov testi, Kruskal Wallis-H testi, Mann Whitney U testi, Bonferroni testi kullanılmıştır. Bulgular: Kadınların %55.3'ü 26-36 yaş aralığında ve %68.5'i üniversite ve/veya lisansüstü mezunudur. Kadınların yetiştirildikleri aile yapısı %33.0 oranla demokratik ve %25.3 oranla otoriter olduğu bulunmuştur. Araştırmada kadınların TCAÖ puan ortalamasının 102.65±15.62 (min. 36-max. 125) olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda kadınların toplumsal cinsiyet algıları olumlu yöndedir. TCAÖ puan ortalaması ile çocuk durumu, çocuk sayısı ve çocuk cinsiyeti değişkenleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). TCAÖ puan ortalaması ile yaş, medeni durum, eğitim durumu, en çok yaşanılan yer ve kadınların yetiştirildikleri aile yapısı değişkenleri arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Bu bilgiler ışığında, toplumun bilinçlenmesi ve farkındalığın oluşması adına her kesime uygun eğitimler düzenlenmeli, çalışmalar yapılmalıdır. Kadınların her alanda yer alabilmesi için eşitsizliği oluşturan durumlar hakkında eylem planları hazırlanıp, bu hedef doğrultusunda politikalar geliştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: toplumsal cinsiyet; toplumsal cinsiyet eşitsizliği; toplumsal cinsiyet algısı; toplumsal cinsiyet rolleri; kadın bakış açısı; kadın sağlığı
Eşitsiz gelişme ve mekânsal ayrışma üzerine karşılaştırmalı bir analiz: İzmir (Karşıyaka) örneği
Mekânsal eşitsizlik sonucunda ortaya çıkan ayrışma, sosyal kutuplaşma ve sosyal dışlanma günümüzün kentsel tartışmalarında merkezi kavramlar arasındadır. Bu çalışmanın amacı, İzmir (Karşıyaka) kentinde yaşayan nüfusun sosyo-ekonomik özelliklerinin mekânı nasıl şekillendirdiği ve bunun kentsel mekânda nasıl bir ayrışma yarattığının incelenmesidir. Çalışmada genel olarak metropol kentlerde eşitsiz gelişmeyle oluşan mekânsal ayrışma faktörü üzerine tartışmalar mahalle ölçeğinde karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve bu genel araştırma hedefine ulaşmak amacıyla eleştirel teori bir çerçeve olarak seçilmiştir. Bu genel çerçeve içinde mekânı toplumsal ilişkileri üreten ve tüketen bir unsur olarak odağa alan modern Marksist yaklaşım ve özellikle insan-yer ilişiklerine dikkat çekerek, yer duygusuna vurgu yapan hümanist yaklaşım temele alınmıştır. Ayrıca Henri Lefebvre, David Harvey, Edward Soja'nın modern Marksizm ve eleştirel toplumsal teoride mekânı yeniden ileri sürülme çalışmalarına yer verilmiştir. Sosyo-ekonomik eşitsizliğin olumsuz etkileri özellikle 1970 sonrasında kapitalist ekonominin yeniden yapılanması ile birlikte Türkiye'de kaygı verici bir şekilde artmaya başlamıştır. Bu durum sosyal bütünlüğü ve istikrarı tehdit edici bir unsur olarak görülmektedir. Şaşırtıcı bir şekilde, yükselen sosyo-ekonomik eşitsizliğin neden olduğu sonuçların mekânsal boyutları hakkında nispeten az şey bilinmektedir. Çalışma alanı olarak belirlenen Karşıyaka İlçesi, bir tarafı orta-üst ve üst sınıf tarafından talep edilen kapalı yerleşimler ile yenilenmeye başlayan dokusuyla, diğer tarafı göçün de etkisiyle yoğunlaşan alt ve orta gelir grubunun köhnemiş tarihi binaları ile eşitsizliklerin ve çelişkilerin birlikte aynı zamanda gözlenebileceği bir mekân olarak dikkat çekmektedir. Mekânsal eşitsizliğin çok boyutlu olarak irdelenmeye çalışıldığı çalışmada karma araştırma yöntemi kullanılmış, her iki örneklem alanından toplam 220 kişiye çeşitli yapılardan oluşan anket uygulanmış ve veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra çalışma bulgularını desteklemek amacıyla 13 kişi ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmış, bulgular MAXQDA programı ile desteklenen içeriz analiz ile ortaya konulmuştur. Araştırma bulguları, çalışma alanında sosyo-ekonomik kaynakların mekâna dağılımındaki eşitsizliklerin mekânsal ayrışmayı artırdığını göstermiş ve toplumsal sınıflar arasındaki mesafenin kentlerin sürdürülebilirliği ve sosyal refahı açısından önemli bir problem olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Kent, Eşitsizliz Gelişme, Mekânsal Ayrışma, Neoliberalizm, Mekân
Dördüncü sanayi devriminin uluslararası ilişkilere sosyoekonomik etkileri
Sunduğu yenilikler itibariyle bir yaratıcı yıkım süreci olarak görülen dördüncü sanayi devriminin, uluslararası ilişkilere çeşitli sosyoekonomik yansımaları olacaktır. Yapay zeka, robotik, nesnelerin interneti, büyük veri ve bulut bilişim gibi beş temel dinamik ve 3d baskı tekniği gibi yardımcı bir dinamikten meydana gelen ve kısaca endüstri 4.0 olarak da ifade edilen dördüncü sanayi devrimi, bir endüstriyel dönüşüm sürecidir. Bununla birlikte dinamiklerinin her biri ve birlikte oluşturdukları akıllı fabrikalar ve otonom araçlar gibi temel çıktılarıyla dördüncü sanayi devriminin etki alanı oldukça geniştir ve endüstriyel alan ile sınırlı değildir. Sanayi sektörü haricinde tarım ve hizmet sektöründe yarattığı değişimlerle birlikte ele alınan dördüncü sanayi devriminin, bu çalışmada konu edilen başlıca etki alanları; ekonomi, toplum ve uluslararası ilişkiler olmuştur. Bir yaratıcı yıkım süreci olarak dördüncü sanayi devrimi, bir taraftan teknolojik gelişmeler ile artan üretkenlik sayesinde ekonomik büyümeyi sağlarken, bir taraftan da azalan istihdam ve artan eşitsizliklerle sosyoekonomik olumsuzluklara sebep olmaktadır. Ekonomik büyümenin yaratım, sosyoekonomik olumsuzlukların yıkım olarak ele alındığı bu sürecin sonunda yaratım yıkımı telafi edemeyecektir. Bu sebeple, halihazırda eşitsiz olan ulusiçi ve uluslararası yapı daha da eşitsiz hale gelecektir. Ulusiçi eşitsizliklerin şiddetlenmesiyle orta sınıfın, büyük bir kısmının alt sınıfa ve çok daha kısıtlı bir kısmının üst sınıfa yönelerek eriyeceği düşünülmektedir. Bu sosyoekonomik geçişin bir benzeri uluslararası sistemde de görülecektir. Orta büyüklükteki devletlerin, Wallerstein'dan mülhem yarı çevre ülkelerin, çoğunluğunun çevreye ve oldukça küçük bir kısmının merkeze kayacağı öngörülmektedir. Uluslararası sistemde yaşanan bu değişimle, güç kaymasının yaşanacağı ve bunun da merkez ile çevre ülkeler arasındaki bağımlılık ilişkilerini şiddetlendireceği görüşü savunulmuştur. Bununla beraber, dördüncü sanayi devriminin dinamiklerinin, özellikle bilişim sektöründeki küresel şirketleri, ekonomik ve politik olarak güçlendireceği ve hükümetlerden şirketlere güç kaymasının yaşanacağı ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dördüncü Sanayi Devrimi, Endüstri 4.0, Yaratıcı Yıkım, Ekonomik Büyüme, Teknolojik Gelişme, Eşitsizlik
Neo-liberal politikalar ve eşitsizlik: Trendler ve öngörüler (1980-2050)
Bu tezin amacı; 1980 sonrası, ilk başta ABD ve İngiltere'de, daha sonra IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü aracılığıyla tüm dünyada uygulamaya koyulan neo-liberal politikaların küresel refahı artırıp artırmadığı, bölgeler arasında yakınsamayı sağlayıp sağlamadığı ve cinsiyet eşitsizliğini azaltıp azaltmadığına bakmaktır. Neo-liberaller, dış ticaretin serbestleştirilmesi, sermaye piyasasının liberalleştirilmesi, devletin küçülmesi ve emek piyasasının esnekleştirilmesi sonucu kaynak dağılımının daha verimli olacağını; bundan dolayı sermayenin kâr oranlarının artacağını ve sonuç olarak tüm toplumun refahının yükseleceğini savunmuşlardır. Sermayenin önündeki tüm engelleri ortadan kaldırdıktan sonra, tüm kârlı alanlara ve bölgelere serbestçe dolaşımı sağlanırken, ekonomik büyüme artacak, sermaye birikimi yükselecek ve sermaye sahibi sınıf zenginleşirken, aşağıya sızdırma yoluyla tüm toplumsal kesimlerin refahı artacaktır. Ancak bu politikaların uygulandığı yaklaşık 35 yılda, iddiaların aksine büyüme rakamları İkinci Dünya Savaş sonrası gerçekleşen oranları yakalamakta başarısız kalmakla birlikte, çok azınlık bir kesimin gelir ve servetlerini inanılmaz boyutlarda artırırken, çoğunluğun büyük refah kayıplarına neden olmuştur. Eşitsizlik seviyeleri Birinci Dünya Savaşı öncesine geri dönmüş, birçok gelişmekte olan ülkenin söz konusu Keynesyen dönemde sağladıkları kazanımlar da ellerinden kayıp Batının finans kuruluşlarına gitmiştir. Bu politikaları uygulamayı reddeden ve farklı bir ekonomi politikası izleyen nadir birkaç ülke ise tam tersine önemli gelişmeler ve refah kazanımları sağlamışlardır. Bu doğrultuda tez boyunca tarihsel bir perspektifte, tüm dünyada ekonomik ve politik gelişmeler analiz edildikten sonra, eşitsizliklerin yapısındaki değişimler orta koyulmuştur. En sonunda da günümüz ekonomi politikalarının sürekliliği sağlandığı takdirde yakın gelecekte nasıl bir küresel tabloyla karşılaşacağımız öngörüsünde bulunulmuştur.
Informality and inequality dynamics in a two-sector Ramsey-type growth model
This thesis develops a two-sector Ramsey type growth model with heterogeneous agents in terms of their initial endowment of capital. The informality level and income/wealth distributions are generated endogenously in the model, given the tax rates for capital and labor, and tax enforcement rate. We aim to investigate the effect of informality on wealth and income inequality dynamics. We find that economies with higher informality level end up with lower capital stock and less inequality. We also introduce a skill heterogeneity to this model and investigate the effect of skill heterogeneity under different informality levels.
Financing public expenditures through progressive taxation:Effects on growth, welfare and inequality
Theoretical and empirical studies have revealed that there is a positive impact of public investments, i.e. infrastructure investments, on economic growth. Noting that the growth literature containing productive public capital often neglects distributional effects and the relevant studies rely on financing methods using flat taxation, the implications of having a progressive tax schedule on economic growth and distributional measures are explored in this study. More specifically, an endogenous growth model is used in which public investment is a direct factor in both production and utility functions while labor-elastic agents are taxed progressively according to their relative capital income and labor income levels. After forming the theoretical model, numerical analyses are also conducted to find the effects of increases in public expenditures on both economy-wide parameters, i.e. GDP growth rate, and on income, wealth and welfare dispersions. This study shows that, without harming economic growth, it is possible to alleviate inequalities in an economy through increases in public expenditure financed by progressive taxes. Among the discussed tax methods, most influential one on all dimensions is found to be capital income taxes. Its progressivity level has to be assigned to be lower than a threshold level above which it begins to harm economic growth.
Velilerin eğitim harcamalarının eğitimden beklentilerini karşılaması konusunda veli görüşleri
Velilerin eğitim için yaptıkları harcamalar son yıllarda giderek artmaktadır. 1980'lerden sonra değişen dünya ekonomik sistemiyle birlikte kamu hizmetlerinde başlayan özelleştirme yönündeki dönüşüm eğitim alanında da 2000'li yıllardan sonra etkisini arttırarak devam ettirmektedir. Hükümet politikalarıyla yasal zemini oluşturulan eğitim sistemindeki özelleştirme temel eğitim, ortaöğretim ve yükseköğretim düzeylerinde hızlı bir ivmeyle artarak yaygınlaşmaktadır. Bu özelleştirme doğrudan ya da dolaylı olarak bireylerin ya da velilerin eğitim harcamalarını da etkilemiştir. Eğitimin maliyetini geçmişe göre veliler daha büyük oranlarda ceplerinden ödemeye başlamışlardır. Velilerin Türkiye'de gerek kamu gerek özel okullarda okuyan öğrencileri için doğrudan veya dolaylı olarak eğitim için yaptıkları harcamalar giderek artmaktadır. Bu araştırmada velilerin eğitim harcamalarının eğitimden beklentilerini karşılaması konusuna ilişkin görüşlerinin çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu bir devlet okulundan ve bir özel okuldan maksimum çeşitlilik yöntemiyle seçilen 28 veliden oluşmaktadır. Veriler görüşme yöntemiyle toplanarak içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında; velilerin çocuklarının eğitimi için yaptıkları harcamalar, özel eğitim kurumları öğrenim ücretleri, kitaplar, kırtasiye malzemeleri, etüt veya özel ders ücretleri, eğitim teknolojileri, ulaşım ve yemek gibi çeşitli kalemleri içermekte olup bu harcamalar 2022-2023 öğretim yılı özelinde öğrenci başı 2.500 TL ile 200.000 TL arasında değişmektedir. Eğitim harcamaları, velilerin eğitim düzeyine, eğitim kurumu tercihlerine, gelir düzeyine, yaşadığı bölgeye ve diğer faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Velilerin eğitimden beklentileri bağlamında eğitime yapılan harcamalarda büyük bir pay özel okul ücretleri olmak üzere hem devlet okulu hem de özel okul velileri, okullarını çeşitli alanlarda yetersiz gördüklerinden dolayı çocuklarının hem akademik hem de sosyal gelişimi açısından etüt merkezleri, özel dersler, sosyal, sportif, sanatsal etkinlik ve kurslar gibi alanlarda yoğun harcamalar yapmaya kendilerini zorunlu görmektedirler. Araştırma sonucunda hem özel hem de devlet okulu velilerinin; özellikle akademik ve sosyal etkinlik alanında okul eğitiminden beklentileri karşılanmamakta ve bu alanlarda yoğun bir şekilde harcama yaptıkları sonucu ortaya çıkmıştır. Sosyal adalet ve gelir dengesizlikleri açısından Türkiye'de velilerin eğitime yapabildiği harcamalar değişkenlik göstermekte olup belirli kesimler için bu durum sınırlılık (dezavantaj) oluşturmaktadır. Eğitimin doğrudan ya da dolaylı olarak özelleştirilmesinde düşük gelir grubundaki kesimlerin rekabet ortamında dezavantajlarının giderilebilmesi için gerek devlet okulları gerek de özel okullar daha eşitlikçi bir modelle dengelenmelidir. Özel okulların ve devlet okullarının velilerin beklentilerini karşılamadaki yetersizlikleri dikkate alınarak, eğitim sistemlerini ölçütlere oturtmaları, devlet tarafından denetlenmeleri ve aradaki yoğun nitelik farklılıklarının giderilmesi önerilmektedir.
Yeni Sağ'ın Amerikasında siyahi kadınların COVID-19 sınavı: Kesişimsellik teorisi bağlamında bir inceleme
Neoliberalizm ideolojisi Freiburg, Viyana ve Chicago Üniversitesi olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç ekol tarafından geliştirilmiştir. Üç neoliberal okulun ilk ve sonraki kuşak temsilcileri, danışmanlık veya aktif görev almak yoluyla yeni sağ politikalarının belirlenmesinde rol almıştır. Yeni sağ tarafından uygulanan neoliberal programlar emek sınıfını zayıflatmış, kamu hizmetlerini özelleştirmiş, her türlü alanın ekonomikleştiği saf piyasacı anlayış yerleşmiştir. Yeni Sağ ekonomik politikalarına meşruiyet sağlamak için yeni muhafazakarlık tezlerini kullanmış, gelenek, hiyerarşi, otorite ve devlet gücünün ön planda olduğu politikaları uygulamıştır. Kesişimsellik teorisi ise bir sosyolojik grubun veya bireyin deneyimledikleri adaletsizliklere ilişkin tekli düzlemde yapılan analizlerin yetersizliği üzerinedir. Kesişimsellik, çoklu boyuttan gelen baskıların eşitsizlikleri ürettiğini ve yapılan analizlerin tüm düzlemler dikkate alınarak yapılması gerektiğini savunur. Covid-19 pandemisi bir halk sağlığı sorunu olarak ortaya çıksa da ekonomik, sosyolojik farklı alanlarda etkisi bulunan bir krizdir. Yeni sağ politikaları dolayısıyla ekonomik durumları bozulan, kamu desteklerini kaybeden, sağlık gibi temel hizmetleri erişimi azalan kesimler pandemiye hazırlıksız ve zayıf yakalanmıştır. Covid-19 pandemisinden, kesişimsel konumda bulunan, yeni sağ politikalarının zayıflattığı birey ve topluluklar daha fazla etkilenmiştir. Çalışmada siyah Amerikalı kadınların Covid-19 pandemisinde kesişimsel konumları sebebiyle deneyimledikleri adaletsizliklerin neler olduğunu tespit etmek ve durumlarını ağırlaştıran faktörleri belirlemek için 16 Twitter hesabının paylaşımları karma analiz yöntemiyle incelenmiştir. Polis şiddeti sorunu, çocuk bakım hizmetlerine, ücretli izine ve işsizlik sigortalarına erişim problemleri, sağlık hizmetlerindeki ayrımcılık ve adaletsizlik, cinsiyet eşitsizliği, şiddet ve taciz siyah Amerikalı kadınların pandemi koşullarını ağırlaştıran kesişimsel problemler olarak bulgulara yansımıştır.
Cinsiyet eşitsizliğini etkileyen faktörlerin C5.0, CART, CHAID analizi yöntemiyle sınıflandırılması
Bu çalışmada Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporundan elde edilen verilerle, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin büyüklüğünün rakamlarla ve zamana bağlı olarak değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla ülkelerin profilini oluşturan dört temel fonksiyon (sağlık, eğitim, ekonomi ve siyaset) ele alınmıştır. Çalışmada veri madenciliği sınıflandırma yöntemlerinden faydalanılmıştır. 144 ülke için 2006-2016 dönemini kapsayan bir panel veri seti oluşturulmuş ve bu veriler Dünya Ekonomi Formundaki raporlardan temin edilmiştir. CART, C5.0 ve CHAID algoritmaları ile yapılan analiz sonucunda karar ağaçları oluşturulmuş ve ülkelerin cinsiyet eşitsizlik oranını ortaya çıkaracak oranın hangi değişkenin etkisi ile gelişmiş ya da gelişmemiş kategori de olduğu belirlenmek istenmiştir. C5.0, CART, CHAID algoritmaları kullanılarak yapılan analiz sonuçlarına göre en önemli değişkenlerin X5 (profesyonel ve teknik işçiler) değişkeni ve X4 (kanun yapıcılar, yetkililer ve yöneticiler) değişkeni olduğu ve bu iki değişkenin kök düğümün ilk bölünme noktasını oluşturdukları ve X13 (yönetici pozisyonundaki kadınlar) değişkenin de karar ağacının ikinci düğümden devam ederek diğer bölünmeyi oluşturduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Cinsiyet eşitsizliği, veri madenciliği, sınıflandırma.
Private indebtedness in Turkey after the 2001 financial crisis: An inquiry on class and inequality
The meaning of debt augmentation is clarified in the formation of the distinction between different classes or of different socio-economic levels and these different dispositions proliferate a vague world of meaning for the universal meaning and definition of the debt. The difference in meaning here will be handled over the private debts in this study. The proliferation and domination of the new form of capitalism, the financialization as a world sphere phenomenon has brought unprecedented economic inequalities and a very serious indebtedness trend. The aim of this study can be defined as a modest introduction to relationality between class relations, inequality and debt in particular case and context in Turkey. First, this study aims to investigate four types of level of income's new patterns about the debt phenomena via the consequences of the becoming debtor. In this inquiry, I want to briefly ex-plain and argue the problematic issues that what the indebtedness in the this specific comparison by the toolkits of new economic sociology and economic anthropology. Additionally, in particular I want to argue that the function of debt stimulates and strengthens the debt relations for the lower class or low-income groups, on the other hand debt supplies expansion and accumulation for the at the middle and upper class groups end of this process. Briefly stated, debt has a dissimilar function for different income groups or classes. Finally, in this context, I will conduct a discussion on the morality of debt.