Milk-human
111 theses under this subject heading
Bebek dostu hastanelerde çalışan çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri
Annelerin, anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi eksikleri anne sütüyle beslenen bebek sayısında azalmalara sebep olduğundan doğum sonrası emzirmenin ilk bir saat içinde başlatılması ve anneye doğru emzirme tekniklerinin öğretilmesi önemlidir. Bu nedenle hemşireler annelerin emzirme davranışlarını olumlu yönde etkilemeli, emzirmeyi yönetmeli, desteklemeli, yetersizlik hisseden anneleri belirlemeli, onlara çözüm aramalı ve annelerin bebeklerini ilk altı ay sadece anne sütü ile beslemesini sağlamalıdır. Hemşirelerin bu rollerini gerçekleştirebilmesi için anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri yeterli olmalıdır. Bu çalışma ile çocuk hemşirelerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel olup, Ocak -Haziran 2022 tarihleri arasında Orta Karadeniz Bölgesindeki bir il merkezi ve ilçelerinde bulunan, bebek dostu hastanelerde çalışan 166 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler "Hemşire tanımlayıcı bilgi formu" ve "Anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formu" ile toplanmıştır. Kırk maddeden oluşan formdan alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 40'tır. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, tanımlayıcı bilgi formundan elde edilen veriler, sayı ve yüzde (%), anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini belirleme formundan elde edilen veriler ortalama±standart sapma ile raporlanmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Hemşirelerin %51,8'i 26-35 yaş aralığında, %97'si kadın, %69,3'ü lisans mezunu, %42,8'i 1-5 yıl arasında çalışmakta olup, %26,5'i anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştır. Hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyi puan ortalamaları 29,92±2,85 ile ortalamanın üzerindedir. Çalışmada 16 yıl ve üzeri çalışan hemşirelerin bilgi düzeylerinin 1-5 yıl çalışan hemşirelerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan hemşirelerin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir. Bebek dostu hastanelerde çalışan hemşirelerin tam bir bilgi donanımına sahip olması gerektiği düşünülürse, hemşirelerin bilgi düzeyleri istenilen düzeyde değildir. Hemşirelere anne sütü ve emzirme danışmanlığı ile ilgili hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anne sütü, bebek dostu hastane, emzirme, hemşire, bilgi düzeyi Bilim Kodu: 1032.8
Prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşleri
Bebeklerin sağlığı için anne sütü önemli ve değerlidir. Herhangi bir nedenden dolayı annelerinin sütünü alamayan bebekler için donör (bağışçı) süt önerilmektedir. Dolayısı ile anne sütü bankaları ihtiyaç sahibi bebekler ve aileler için önemli bir kurumdur. Ülkemizde anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olunmadığı ve anne sütü bankacılığına ilişkin olumsuz görüşlerin daha fazla olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın temel amacı prematüre bebeği olan annelerin anne sütü bankacılığı konusunda bilgi ve görüşlerini belirlemektir. Araştırma 1 Eylül 2016 ve 1 Mart 2017 tarihlerinde, Denizli devlet hastanesi yeni doğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan prematüre bebek anneleri ile tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Soru formu doldurmayı kabul eden olasılıksız örnekleme yöntemlerinden gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 230 anne araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen 39 adet sorudan oluşan soru formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırmanın analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,20±1,12 (min-max= 19-40), bebeklerinin doğum haftası ortalaması ise 35,04±2,16 (min-max= 26-37)'dır. Annelerin %38,3'ü ortaokul mezunu ve %85,7'sinin çekirdek ailede yaşadığı belirlenmiştir. Annelerin %86,1'inin anne sütü bankasını duymadığı, %90'ının bilmediği ve anne sütü bankasının kurulmasını isteme konusunda annelerin %43,9'unun kararsız olduğu saptanmıştır. Ülkemizde anne sütü bankası olması durumunda annelerin %41,3'ü süt bağışlamayacağını, %66,5'i süt bankasından süt talep etmeyeceğini ifade etmiştir. Annelerin %48,3'ü süt bankacılığının dini açıdan sorun yaratıp yaratmayacağını bilmediğini ve %58,3'ü anne sütü bankası konusunda bilgi talep ettiği görülmüştür. Annelerin eğitim durumu ile anne sütü bankasını duyma, anne sütü bankasının kurulmasını isteme, süt bankasına ihtiyaç durumu, süt bağışlama ve süt talep etme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç olarak annelerin büyük bir çoğunluğunun anne sütü bankacılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı saptanmıştır. Annelerin süt bankasının kurulmasını isteme konusunda çoğunlukla kararsız oldukları görülmüştür. Eğitim durumu arttıkça anne sütü bankasına karşı annelerin daha olumlu bir görüş içinde olduğu söylenebilir. Toplumun süt bankacılığı konusunda endişelerinin ortadan kaldırılıp ve bu konuda bilgilendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne Sütü Bankası, Prematüre Bebek, Bilgi, Görüş, Hemşirelik
0-12 aylık bebeği olan annelerde algılanan sosyal desteğin, postpartum depresyonun ve bebek beslenme tutumunun emzirme öz-yeterliliği üzerine etkisinin değerlendirilmesi
0-12 Aylık Bebeği Olan Annelerde Algılanan Sosyal Desteğin, Postpartum Depresyonun ve Bebek Beslenme Tutumunun Emzirme Öz-Yeterliliği Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışma, 0-12 aylık bebeği olan annelerde algılanan sosyal desteğin, postpartum depresyonun ve bebek beslenme tutumunun emzirme öz-yeterliliği üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Çalışma, 15 Aralık 2023 – 15 Mart 2024 tarihleri arasında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Toplum Sağlığı Birimine bağlı üç aile sağlığı merkezinde yürütülmüştür. Çalışmaya 200 anne dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında "Bireysel Bilgi Formu", "Emzirme Öz-yeterliliği Ölçeği-Kısa Formu (EÖYÖ)", "Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (BBTÖ)", "Edinburg Postpartum Depresyon Ölçeği (EPDÖ)" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBSDÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde "Student t testi", "Tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA)" ve "Welch ANOVA" testleri kullanılmıştır. EÖYÖ ile diğer ölçekler ve bazı değişkenler arasındaki ilişkinin ve etkinin incelenmesi amacıyla "Pearson korelasyon analizi" ve "Yapısal eşitlik modeli"nden yararlanılmıştır. Çalışmamızda annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması 60,93±6,78, BBTÖ toplam puan ortalaması 65,65±5,72, ÇBSDÖ toplam puan ortalaması 65,55±17,18, EPDÖ toplam puan ortalaması 8,28±5,02' dir. Annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması ile EPDÖ toplam puan ortalaması arasında negatif yönde zayıf bir ilişki vardır (r=-0,186, p<0,05). Annelerin EÖYÖ toplam puan ortalaması ile ÇBSDÖ toplam puan ortalaması ve yaşayan çocuk sayısı arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki vardır (sırasıyla, r=0,170, r=0,157, p<0,05). Yapısal eşitlik modellemesinde eğitim düzeyinin yüksek ve emzirme güçlüğünün olması durumunda EÖYÖ puanı azalırken (p<0.001), BBTÖ ve ÇBSDÖ puanı arttıkça EÖYÖ puanının arttığı belirlenmiştir (p<0.01). Çalışma sonucunda emzirme öz-yeterliliğini etkileyen faktörlerin çok yönlü olduğu belirlenmiştir. Hemşireler; emzirme öz-yeterliliğini etkileyebilecek bireysel, obstetrik ve sosyo-kültürel özellikleri emzirme danışmanlığında dikkate almalıdır. Anahtar Kelimeler: Bebek beslenmesi tutumu, emzirme öz-yeterliliği, hemşirelik, postpartum depresyon, sosyal destek.
Doğum sonrası ilk yirmi dört saatte anne sütünün azalmasına sebep olan faktörler
Bu çalışma İlk yirmi dört saatte anne sütü azalması ve/veya yetersizliği konusunda etkileyen faktörleri belirlemek ve nomogram ile eğitim ve izlemde rehberlik etmesi amacıyla tasarlandı. Haziran 2019- Haziran 2020 tarihleri arasındaki Bir yıllık periyotta Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Çocuk Hastalıkları ek binasına başvuran 15-49 yaş arası herhangi bir doğum şekli ile doğum yapan kadınlar çalışmaya dahil edildi. Anne sütü azalan ve/veya yetersizliği olan hastalar var olan çalışmamızda klinikal prediksiyon modelimizin sonucu olarak değerlendirildi. Aday prediktörler annenin kilosu, doğum şekli, meme başının çöküklüğü, doğum için başlangıçta indüksiyon verilmesi, doğum sonrası bebeğin anne kucağına verilmesi (ten tene temas) ve bebeğin 5. dakika apgar skoru olarak belirlendi. Üç aday prediktör, anne sütü azalan ve/veya yetersizliği sonucu ile güçlü bir şekilde ilişkili bulundu. Bunlar meme başı çöküklüğü [OR:2.6 (1.06-6.4)], anne kucağına verilmeme [OR:6.5(3.1-13.2)] ve Bebek 5. dakika apgar skoru düşüklüğü [OR:2.37(1.1-5.07)] varlığıydı. Sonuç olarak, meme başı çöküklüğü, anne kucağına verilmeme ve bebek 5. dakika apgar skoru düşüklüğü, sezaryen ile doğum ve doğum için indüksiyon verilmemesi gibi temel parametrelere bakılarak doğum sonrası ilk yirmi dört saatte anne sütü azalan ve/veya yetersizliği olan hastaları öngörülebileceği belirlendi. Anne sütü azalan ve/veya yetersizliği öngörmede çizilen nomogramlar doğum sonrası sağlık çalışanlarına klinikte rehberlik hizmeti sunacaktır.
Göçmen ve mülteci kadınların emzirme özyeterliliği ve ilk 6 ayda formül süt tercih sebepleri
Bu çalışma 0-24 ay arasında çocuğu olan göçmen ve mülteci kadınların emzirme öz yeterliliği ve ilk 6 ayda formül süt tercih sebeplerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılan bir araştırmadır. Araştırma Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Göçmen Sağlığı Merkezi'ne başvuran toplamda 200 göçmen ve mülteci anne ile yüz yüze anket uygulanarak gönüllülük esasına dayalı olarakyapılmıştır. Verilerin toplanmasında katılımcı annelerin anne sütü ve formül mama ile beslemeye yönelik tutumlarını kapsayan 8 soruluk sosyo-demografik soru formu ve17 sorudan oluşan IOWA Beslenme Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileriIBM SPSS Statistics 29.0 analiz programı ile değerlendirilmiştir. Güvenilirliğin test edilmesi için Cronbach alfa katsayısı ve madde toplam korelasyonu değerlendirilmiş; ölçeğin Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0.68 olarak saptanmış ve ölçeğin güvenilir olduğu bulunmuştur (0.60≤α<0.80). Çıkan sonuçların anlamlılığı p>0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın yapılabilmesi için etikkurul izni, kurum izni ve çalışmaya katılan annelerden aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,3 olup eğitim seviyesi ilkokul ve altı %71,5 yüksekokul ve üzeri %9 olarak saptanmıştır. Katılımcıların yaşı düştükçe formül süte yönelimin arttığı, eğitim seviyesi yükseldikçe anne sütü tercihinde bir artış olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmamızda normal vajinal doğum oranı epidural/spinalle vajinal doğuma oranla daha yüksek bulunmuştur (%74.5 ; %8.5). Doğum şekli ile annenin anne sütü tercihi arasında anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Geçmişte emzirme deneyimi olan annelerin büyük kısmı (%68.7) bebek beslenmesinde anne sütünü tercih etmektedir. Doğum sonrası çevresinden destek gören annelerin anne sütüne yönelimlerinin daha fazla olduğu (%73,1) saptanmış buna karşın doğum sonrası destek görme ile anne sütü seçimi arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0.5). Sonuç olarak; yeni doğum yapan annelerin sütünün az olması veya yeterli olmayışı gibi durumlarda annelerin formül mamaya yönelmemesi için doğru emzirme ve süt sağma tekniklerinin hemşire, ebe ve sağlık çalışanları tarafından anlatılması gerekmektedir. Göçün yarattığı olumsuz sonuçları ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek amacıyla göç eden annenin fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik hali için psikososyal alanda hizmet veren psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının deneyim ve bilgisine başvurulması, bebek dostu hastane girişimlerinin teşvik edilmesi önerilmektedir.
Emziren annelerin anne sütü bankacılığına ilişkin inanç ve görüşleri: nitel bir çalışma
Emzirmeyi destekleyen tüm programlara rağmen bebeklerin altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesi tüm toplumlarda istenilen seviyede değildir. Çeşitli nedenlerle anne sütüyle beslenemeyen bebeklere mama ile besleme yapılmaktadır. Ancak mama anne sütünün yerini alamaz. Bu nedenle anne sütü bankacılığı, bebeklerin anne sütünden mahrum kalmamaları adına çözüm kaynağı olmuştur. Avrupa'da 281 adet aktif, 18 adet açılması planlanan anne sütü bankası bulunmasına rağmen Türkiye'de dini inançlardan dolayı süt bankası bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamız, emziren annelerin anne sütü bankacılığına ilişkin inanç ve görüşlerini belirlemek amacıyla nitel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Gaziantep Sağlıkçılar Aile Sağlığı Merkezine başvuran kadınlar oluşturmuştur. Örneklemi ise amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen 30 anne oluşturmuştur. Veriler, tanıtıcı özellikler formu, erişkinlerin anne sütü ile ilgili algı ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın etik kurul ve kurum izinleri alınmıştır. Veriler MAXQDA nitel araştırmalar programı ile analiz edilmiştir. Çalışmamızda annelerin tamamına yakınının anne sütü bankacılığı hakkında detaylı bilgilerinin olmadığı, süt bankacılığını dinen sakıncalı buldukları, süt kardeşlerin dinen evlenmelerinin yasak olduğunu, ihtiyaç halinde sütannelik yapabileceklerini ifade ettikleri, yarısından fazlasının kendi bebeklerinin sütannesinin olmasını istemedikleri, yarısının ise sadece anne ve bebeğin bilgileri verildiği takdirde bu bankaları kullanabilecekleri ve eğer zor durumda kalırlarsa sadece yakın çevrelerinden sütanne talep edecekleri saptanmıştır. Sonuç olarak, emziren anneler süt bankasının güzel bir uygulama olduğunu fakat dinen sakıncalı olduğunu ifade etmişlerdir. Eğer sütler karıştırılmazsa, annenin ve bebeğin bilgileri ailelere verilirse, bebeklerin cinsiyeti aynı olursa, temizlik ve hijyen konusuna dikkat edilirse bu bankalara süt bağışında bulunabilecekleri ve ihtiyaç halinde süt alıp kullanabilecekleri saptanmıştır.
Bir- üç ay arası anne sütü ve biberon ile beslenen çocukların idrar bisfenol düzeylerinin karşılaştırılması
Amaç: Bisfenol-A, ev eşyaları plastik şişeler, biberonlar ve konserve gıda kaplarının yapımında yaygın olarak kullanılan plastiklerin hammaddesi olan bir monomerdir. Biberon ile beslenme ufak süt çocuklarında Bisfenol A'ya maruziyet sebebi olabilir. Çalışmamızda, ülkemizde 1-3 ay arasında biberon ile beslenen sağlıklı bebeklerde Bisfenol-A maruziyeti anne sütü ile beslenen bebeklerle karşılaştırılmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine sağlam çocuk takibi için başvuran, bir ile üç ay arasında sağlıklı süt çocukları dahil edildi. Olguların doğum haftası, doğum şekli, ve doğum ağırlığı ile başvuru anındaki yaş, kilo ve boyu kaydedildi. Olgulardan idrarda Bisfenol A düzeyi lipid kromotografi- tandem mass spektrometri (LC-MS) metodu ile analiz edildi. Verilerin analizinde SPSS 27.0 programı kullanıldı. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov test ile ölçüldü. Nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test kullanıldı. Korelasyon analizinde spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Anne sütü alan ve biberon ile beslenen grupta idrar Bisfenol-A ve onun metabolitlerinin değerinde istatistiksel anlamlı farklılık görülmemiştir (p > 0.05). Anne sütü ile beslenen grupta idrar Bisfenol-A-glukuronid / Bisfenol-A oranı değeri biberonla beslenen gruptan anlamlı olarak daha yüksektir (p = 0.009). Kızlarda idrar toplam Bisfenol-A/kreatinin değeri ve Bisfenol-A-glukuronid / Bisfenol-A oranı erkeklerden anlamlı olarak daha yüksektir (p = 0.001, p = 0.02). Olguların andropometrik ve demografik özellikleri ile idrar BPA-A düzeyleri arasında korelasyon saptanmamıştır (p > 0.05). Sonuç: Biberon kullanımı ülkemizde, 1-3 ay arası bebekler için Bisfenol-A maruziyeti açısından risk oluşturmamaktadır.
Irak dhiqar şehirindeki annelerin emzirmeye yönelik memnuniyetlerinin araştırılması
Background: Nutrition plays an important role in maintaining healthy growth and development during infancy. The best form of nutrition for the baby is breast milk. Breast milk is special for every baby and its nutritional content varies according to the baby's needs. The most economical, healthy and practical way to feed breast milk is by breastfeeding. Breastfeeding strengthens the bond between mother and baby. The United Nations International Children's Fund (UNICEF) and the World Health Organization (WHO) also recommend breastfeeding only for the first six months, and breastfeeding with complementary foods until at least two years of age. For this reason, in order to increase breastfeeding success, it is important to know the satisfaction of mothers about their breastfeeding experiences in the early period and to maintain effective breastfeeding by creating an appropriate education plan. Aim: This research aims to evaluate mothers' satisfaction with their breastfeeding experience in Dhiqar City, Iraq. Method: The research was conducted as a descriptive cross-sectional type in order to determine the thoughts of breastfeeding mothers about their breastfeeding experiences in Iraq. The population of the study consisted of 199 mothers living in Dhiqar, Iraq between November 2022 and February 2023 who met the sampling criteria. As a data collection tool, a Mother Information Form and the Arabic version of the Maternal Breastfeeding Evaluation Scale (MBFES-A) were used. Number, percentage, mean, standard deviation, t-test and ANOVA tests were used in the analysis of the data. The Tukey test was used to determine the differences between groups. Result: 45.7% of the mothers were in the age range of 30-39 years, 74.4% were secondary school graduates, 65.8% were working, 61.8% had a monthly income equal to their expenses, and 93.5% lived in a city. It was determined that 43.7% had four or more children, 71.4% had had an unplanned pregnancy and 76.4% had had a normal delivery. In addition, 56.8% had received information about breastfeeding during pregnancy, 93.5% did not have any problems with breastfeeding in the partum / postpartum period, 48.2% breastfed their baby immediately after birth and 74.4% gave first breast milk to their baby after birth. The mean MBFES-A scale score of the mothers was 56.35±7.04, the mean of the Infant Satisfaction / Growth Sub-Dimension was 18.36 ±3.56, the mean of the Maternal Enjoyment/role attainment Sub-Dimension was 19.41±3.19 and the lifestyle/body image sub-dimension was 19.41±3.19. The mean of the Lifestyle/ Body Image Sub-dimension was determined to be 18.57±2.30. It was determined that there were statistically significant differences in the participants' MBFES-A scores according to their education level, economic status perception, place of residence, number of children, whether their pregnancy was planned, whether they had received information on breastfeeding during pregnancy, whether they had had any problems with breastfeeding at the birth or afterwards, how long after the birth they had breastfed the baby, and what food they had first given to the baby after the birth (p>0.05). No significant relationship was found between the sex of the baby and its age in months and breastfeeding satisfaction (p>0.05). The mother's age, employment status and family type were found to affect different dimensions of breastfeeding satisfaction (p<0.05). Conclusion: According to the results obtained from the research, it was determined that the sociodemographic characteristics of the mother, the characteristics of birth, the infant and breastfeeding affected maternal breastfeeding satisfaction and its different dimensions. It was concluded that the gender of the baby and the month of the baby have no effect on the breastfeeding satisfaction of the mother. It is recommended by nurses that mothers' satisfaction with the breastfeeding experience and the factors affecting it be evaluated, and that individualized breastfeeding counselling be provided.
Yenidoğanın erken dönemde emzirilmesine etki eden faktörler
bu çalışma, yenidoğanın erken dönemde emzirilmesine etki eden faktörleri incelemek amacıyla, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum servisinde, 63 sağlıklı anne ve bebeklerinde uygulanan kesitsel bir çalışmadır. Veriler, literatürden yararlanarak geliştirilen sosyo-demografik bilgiler, emzirme ve anne sütünün önemi, gebeliğe ve doğuma ait özellikler, emzirmeye isteklilik vb. sorulardan oluşan anket formu ve LATCH emzirme tanılama aracı kullanılarak yüz yüze toplandı. Ayrıca rutin olarak bakılan maternal prolaktin değerleri kaydedildi.Annelerin bebeklerini ilk 30 dakikada emzirmeye başlayanların oranı %73 idi. Annelerin anne sütüyle ilgili düşünce ve deneyimleri ile bebeklerini erken dönemde emzirmeleri arasında ilişki bulunamadı (p>0.05). Vajinal doğum yapan annelerin %95.4'ü 30 dakika içinde bebeklerini emzirirken, sezaryenle doğum yapanlarda bu oran %61 idi. Genel anestezi alan annelerin %50'si ilk 30 dakikada bebeklerini emzirirken, rejyonel anestezi (spinal, epidural) uygulanan annelerde bu oran %71.4 idi. Bebeklerin sosyo-demografik özelliklerinin bebeklerin erken dönemde emzirilmelerine etkili olmadığı bulundu (p>0.05). Annenin doğum şekli ile prolaktin seviyeleri arasında ilişki anlamlı bulundu (p<0.05). Annelerden bebeklerini ilk 5 dakikada emzirenlerin prolaktin seviyesi 380.164+84.77 ng/ml, 6-30 dk'da 301.745+115.31 ng/ml, ilk 30 dk'dan daha geç emzirenlerin ise 277.772+115.84 ng/ml idi. Sezaryen doğumda annelerin LATCH puan ortalamaları 5.56+3.3, vajinal doğumda ise 7.18+3.4 idi. Bu durumda olabildiğince vajinal doğumların desteklenmesi, sezaryen endikasyonlarının uygun konulması, eğer sezeryan gerekiyorsa da rejyonel anestezinin kullanılması, bebeklerin erken dönemde anne sütüyle beslenmesinin sağlanması önemlidir. Hemşirelerin, LATCH emzirme tanılama aracını kullanarak erken dönemde annelerin bebeklerini emzirmelerini değerlendirmesi, bu konuda hemşirelere hizmet-içi eğitim verilmesi önerilebilir.Anahtar sözcükler: Anne Sütü, Erken emzirme, Hemşirelik, LATCH, Prolaktin.
COVİD-19 sürecinde emziren kadınların emzirmeye ilişkin bilgi ve davranışlarının incelenmesi
Bu çalışma Covid-19 pandemi sürecinde emziren kadınların emzirmeye ilişkin bilgi ve davranışlarının incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma, 15.02.2021-31.08.2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine doğum sonu dönemin ilk 6 aylık sürecinde herhangi bir nedenle hastaneye başvuran, bebeğini emzirmeye devam eden kadınlardan oluşmaktadır; araştırmaya katılmayı kabul eden, bebeğini emziren, Covid-19 tanısı almamış, 18-35 yaş arasındaki 382 kişi ile yürütüldü. Araştırmanın verileri 'Hasta Tanıtım Formu', 'Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (EÖYÖ)', 'Covid-19 Sürecinde Emzirme Bilgi ve Davranış Formu' kullanılarak elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Bağımsız Örneklem T-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Çalışmanın anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Araştırmaya katılan kadınların EÖYÖ puan ortalaması 54.97± 10.14 olarak belirlendi. Doğumda tensel temas uygulanan kadınların ve bebeğini doğum sonrası ilk 30 dakika içinde emziren annelerin EÖYÖ puan ortalaması daha yüksek olduğu saptandı (p<0.05). Katılımcıların %72.8'i pandemi sürecinde doğum yapmaktan korktuklarını, pandemi döneminin emzirme eylemini etkilediğini ifade eden (%31.7) katılımcıların %43.8'nin stres kaynaklı bebeklerinde huzursuzluk/anne sütünde azalma yaşadıklarını ve katılımcıların %59.2'sinin pandemi sürecine özgü emzirmeye ilişkin bilgi almadıkları saptanmıştır. Şimdiki gebeliğinde emzirmeye dair bilgi alma ve emzirme sıklığının EÖYÖ puan ortalamasını etkilemediği belirlendi (p>0.05). Ancak ebe/hemşireler tarafından pandemi sürecinde emzirmeye özgü bilgilendirilen kadınların EÖYÖ puan ortalaması diğer gruplara göre daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.001). Bu çalışma sonucunda; Covid-19 pandemi sürecinde rutin emzirme eğitiminin EÖYÖ etkilemediğini, ancak doğum sonunda sürece özgü emzirme eğitimi alındığında EÖYÖ puanını arttırdığı saptanmıştır. Bu nedenle emzirmenin doğum sonrası başlatılması ve devamlılığı için anne sütü ve emzirme konularında hemşireler tarafından sürece özgü eğitimler verilerek anneler desteklenmelidir. Anahtar kelimeler: Covid-19, Emzirme, Emzirme Öz Yeterliliği, Hemşirelik, Anne sütü
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlam Çocuk Polikliniğinde izlenen çocukların okul çağında büyümelerinin değerlendirilmesi
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlam Çocuk Polikliniğinde Ġzlenen Çocukların Okul Çağında Büyümelerinin Değerlendirilmesi Amaç: Hastanemiz Sağlam Çocuk Polikliniğinde izlenen çocukların okul çağına geldiklerinde büyüme parametrelerini değerlendirmek, anne sütü ve beslenme süreleri ile iliĢkisini belirlemek ve düzenli takibe etki eden faktörleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Sağlam Çocuk Poliklininiğine Ocak 2003-Aralık 2008 tarihleri arasında baĢvurup düzenli takibe gelen çocukların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Beslenme öyküleri, sadece anne sütü ile beslenme süreleri, büyüme parametreleri incelenerek koĢullara uygun çocuklar tespit edildi ve okul çağında olan çocuklar kontrole çağrıldı. Bu çocukların beslenme öyküleri alınarak fizik muayeneleri yapılıp, ağırlık ve boy ölçümleri kaydedildi. Vücut kitle indeksi hesaplanarak beslenme öyküleri ve anne sütü alma süreleri ile büyümeyi etkileyebilecek diğer faktörler arasında bir iliĢki olup olmadığı araĢtırıldı. Bulgular: Çocukların 59 tanesi kız (% 53,6), 51 tanesi erkekti (% 46,4). ÇalıĢmaya katılan çocukların yaĢ ortalaması 7,47 ± 1,914 idi. ÇalıĢmaya alınan çocukların ortalama anne sütü alma süresi 14,04 ± 6, 94 ay, ek besin baĢlama zamanı ortalaması 4,80 ± 1,77 ay olarak görüldü. Ġlk 6 ay sadece anne sütü alma oranı % 65 olarak bulundu. Düzensiz takipli çocuk sayısı 26 (% 23,6), düzenli takibe gelen çocuk sayısı 84 (% 76,4) olarak bulundu. Erkek çocukların ilk 1 yaĢta polikliniğe baĢvurma sayısı ortalaması 8,49 ± 2,19, kız çocukların ilk 1 yaĢta polikliniğe baĢvurma sayısı ortalama 9,05 ± 1,88 olarak bulundu. Büyümeyi ve düzenli takibi etkileyen temel faktörleri tespit etmek amacıyla yapılan çalıĢma neticesinde doğum ağırlığı, doğum boyu, doğum Ģekli, anne-baba eğitim düzeyi, sosyal güvence, kardeĢ sayısı, ailede önemli kronik hastalık öyküsünün olması gibi etmenlerin büyüme ve düzenli takip ile iliĢkisi anlamlı bulunmamıĢtır. 24. aydan önce demir profilaksisini kesen çocukların 10 tanesinin (% 13) son kontrol VKĠ‟ inin 5 persentilin altında olduğu görüldü. Düzensiz kontrole gelen çocukların 21 tanesinin (% 80,8) D vitamini desteğini 12. aydan önce kestiği, 5 çocuğun (% 19,2) 12.ayda D vitamini desteğini kestiği, düzenli kontrole gelen çocukların 58‟i (% 69) 12. aydan önce D vitamini desteğini kestiği, 10 çocuğun (% 11,9) 12.ayda D vitamini desteğini kestiği, 16 çocuğun (% 19) 12. aydan sonra D vitamini desteğini kestiği görüldü. Düzenli takibe gelen çocukların D vitamini desteğini yeterli sürede alma oranının yüksek olduğu görüldü. Sonuç: Çocuk sağlığının korunabilmesi ve geliĢtirilmesi çocuk sağlığı izlemleriyle gerçekleĢtirilir. Çocuğun büyüme ve geliĢmesinin düzenli bir Ģekilde izlenmesi ve desteklenmesi, çocuğun ailesi ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilmesi ve aile ile iĢbirliği içinde olmayla sağlanır. Düzenli takibin anne sütü alma süresi, ek beslenmeye baĢlama zamanı, D vitamini desteği ve demir profilaksisi alma süresi gibi büyümeyi etkileyici ve yardımcı faktörleri önerilen sürelere eriĢtirebilme hedefi açısından büyük rol oynadığı aĢikardır. Sağlıklı nesiller yetiĢtirebilmek için toplumun geleceğinin göstergesi olan çocukların sağlıklı büyümesi, geliĢmesi, korunması ve eğitilmesi gerekir. Anahtar kelimeler: Büyümenin değerlendirilmesi, anne sütü ile beslenme, düzenli takip.
Adana ili Çukurova ilçesindeki annelerin ilk 6 ay sadece anne sütü verme durumlarına sosyodemografik ve psikopatolojik özelliklerinin etkisi
Amaç: Anne sütü, bebeğin dengeli beslenerek, sağlıklı büyüme ve gelişimi için oldukça önemli bir besindir. Dünya Sağlık Örgütü ilk 6 ay sadece anne sütünü önermektedir. Bu çalışmanın amacı, Adana'nın Çukurova ilçesinde yaşayan annelerin sosyodemografik özellikleri ve psikopatolojik özelliklerinin incelenmesi ile bu özelliklerin ilk 6 ay sadece anne sütü verme durumlarına etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmada rastgele seçilen 284 kadına, Kasım 2015-Şubat 2016 tarihleri arasında ulaşıldı. Veri toplamak amacıyla kadınlara sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik 27 soruluk anket ve 53 sorudan oluşan Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler için SPSS 19 for Windows paket programı, istatistiksel analiz olarak frekans tabloları, ki-kare testi, ANOVA testi, Mann-Whitney U testi ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Annelerin % 37,0'si bebeğine ilk 6 ay sadece anne sütü vermişti. Kadınlardan lise ve üzeri okullardan mezun olanların, gebelik döneminde anne sütü eğitimi alanların, doğum sonrası ilk yarım saat emzirenlerin, çalışmayanların bebeğine ilk 6 ay sadece anne sütü verme oranı anlamlı olarak daha yüksekti. Fakat kadınlardan bebeği bir hastalık geçirenlerin, bebeğinden ayrı kalanların, aile büyükleriyle aynı evde yaşayan veya aile büyüklerinden bebek beslenmesi konusunda etkilenenlerin, sigara içenlerin, meme başıyla ilgili sorun yaşayanların ilk 6 ay sadece anne sütü verme oranı anlamlı olarak daha düşüktü. İlk 6 ay sadece anne sütü vermeyen annelerin somatizasyon, obsesif kompulsif bozukluk, kişiler arası duyarlılık, depresyon, anksiyete bozukluğu, hostilite, fobik anksiyete, paranoid düşünce, psikotizm puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksektir. Sonuç: Araştırmamızda ilk 6 ay sadece anne sütü verme oranı % 37 olarak bulunmuştur. Kadınlar için doğum sonrası dönem, oldukça hassas bir dönem olmakla birlikte psikiyatrik rahatsızlık risklerinin de arttığı bir dönemdir.
Bireysel emzirme danışmanlığının laktasyon süreci üzerine etkisi
Amaç: Bireysel emzirme danışmanlığının laktasyon süreci üzerine etkisini belirlemektir. Gereç ve yöntem: Araştırma randomize kontrollü girişimsel bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini bir üniversite hastanesi Obstetri Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmuştur (girişim=51, kontrol=51). Araştırmada antenatal dönemde girişim grubuna bireysel emzirme eğitimi, kontrol grubuna ise eğitim kitapçığı verilmiştir. Doğum sonu dönemde her iki gruba beşinci gün ile altıncı ay arasında ev ziyareti ve telefon izlemi gerçekleştirilmiştir. Emzirme danışmanlığının laktasyon süreci üzerine etkisi; sadece anne sütü ile emzirme süresi, meme sorunları ve emzirme başarısı ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın verileri Gebe, Lohusa-Yenidoğan Tanıtım Formu, Anne Sütü ile Besleme Soru Formu, Meme Sorunları Tanılama Formu, LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Girişim ve kontrol grubundaki annelerin bebeğini sadece anne sütü besleme açısından, tüm izlemlerde, iki grup arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubundaki annelerin meme başı çatlağı, meme başı ağrısı, engojman ve kanal tıkanıklığı meme sorunlarını daha fazla yaşadığı, iki grup arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı toplam puanlarında beşinci ve on beşinci gün izlemlerinde iki grup arasında fark bulunmuştur (p<0,05). Emzirme özyeterlilik ölçeği toplam puanlarının iki grup arasında, tüm izlemlerde farklı olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç: Araştırma sonucunda bireysel emzirme danışmanlığı verilen annelerin bebeklerini daha uzun süre sadece anne sütü ile beslediği, daha az meme sorunu yaşadığı, emzirme yeterliliklerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Bireysel Danışmanlık, Anne Sütü, Meme Sorunları, Emzirme Başarısı, Emzirme Öz yeterliliği
Anne sütü alan ve almayan bebeklerde Lactobacillus spp. bakterilerinin araştırılması ve bazı probiyotik karakterlerin belirlenmesi
Bu çalışmada; Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Pediatri Polikliniği'ne başvuran sağlıklı 0-4 aylık, son 3 ayda antibiyotik, probiyotik takviye almamış, herhangi bir sağlık sorunu bulunmayan 45 bebekten alınan gaita örneklerinden izole edilmiş olan Laktik Asit Bakterileri (LAB) kullanılmıştır. Mass Spectrometry (MALDI-TOF MS) yöntemine göre tanımlanarak seçilen 21 adet izolattan 6 farklı tür elde edilmiştir. Çalışmamızda en sık görülen tür %59 oranında Lactobacillus rhamnosus suşu olurken bu suşu %13,6 oranıyla Lactobacillus paracasei takip etmektedir. Ardından %9 oranlarında Lactobacillus reuteri, Lactobacillus gasseri ve %4,5 oranlarında Enterococcus faecalis, Pediococcus acidilactici suşları gelmektedir. Suşların antimikrobiyal aktivitelerinin değerlendirilmesinde vancomycin, tetracycline, gentamicin, netilmicin, tobramycin, penicilin, ampicilin, teicoplanin ve amikacin antibiyotikleri kullanılmıştır. Çalışmamızda bütün suşlar amikacin antibiyotiğine dirençliyken, tetracycline, penicilin, gentamicin, netilmicin, teicoplanin, vancomycin, ampicilin ve tobramycin antibiyotiklerine duyarlı bulunmuştur. LAB'nin antagonistik aktivitelerinin değerlendirilmesinde 6 farklı patojen ( Escherichia coli 25922, Staphylococcus aureus 6538, Bacillus subtilis, Staphylococcus aureus 25923, Candida albicans, Listeria monocytogenes) kullanılmış olup çalışma sonucunda suşların bütün patojen mikroorganizmalar üzerinde antimikrobiyal etki gösterdiği belirlenmiştir. Suşların kolesterol asimilasyon yeteneklerinin değerlendirildiği çalışmada %39.1 oranında T21 ve T22 suşları en yüksek kolesterol asimilasyonu gerçekleştirmiştir. Sonuç olarak izole edilen suşların pek çoğunun probiyotik potansiyele sahip olduğu özellikle T29 L. gasseri ve T30 L. paracasei suşları tek başına veya diğer Lactobacillus suşları ile birlikte preparatların üretiminde kullanılabilecek probiyotik suşlar olabileceği düşünülmektedir.
Emziren annelerin emzirme özyeterliliklerinin, bebek beslenmesi tutumlarının ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada emziren annelerin, emzirme konusundaki benlik algılarının, yeterlilik hislerinin, bebeğin gelişimi ve annenin bu konudaki algı ve tutumunun tespit edilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniği'ne başvuran sağlıklı bebeklerin anneleri ile yapılmıştır. 118 anneye bir sosyodemografik veri anketi, postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ve bebek beslenmesi tutum ölçeği soruları tarafımızca uygulanmıştır. Bulgular: 118 katılımcı annenin % 36,4'ü ilköğretim mezunu, % 31,4'ü lise mezunu ve % 32,2'si de lisans ve üzeri eğitime sahiptir ve % 34,7'si çalışan annedir. Çalışmamıza katılan annelerin ortalama yaşı 29,5±4,4'tür. En genç anne 19 yaşında iken yaşı en fazla olan 40 yaşındadır. Baba yaşı ortalama olarak 33,1±4,7 yıl, en genç baba 20 ve en yaşlı baba da 48 olarak tespit edilmiştir. Aylık ortalama gelir 3312,3±2624,3 ₺'dir. Bebek yaşı (ay) ortalama olarak 9,6±8,3 olarak elde edilmiştir. Doğum boy ortalama değeri 49,6±2,6 cm iken minimum 30 ve maksimum 56 cm olarak saptanmıştır. Doğum kilosu ortalama olarak 3245,8±427,2 gr olarak saptanmıştır. Gebeliğini planlayanların oranı % 63,6, isteyerek sürdürenlerin oranı % 94,1 idi. Postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ortalama değerleri ve bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile anne eğitim seviyesi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,007, p˂0,001). Postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ortalama değerleri ve bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile annenin emzirme eğitimi alması arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0,001, p˂0,001). Postpartum emzirme özyeterlilik ölçeği ortalama değerleri ve bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile gebeliğin planlı olması arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p˂0,001, p=0,017). Bebek beslenmesi tutum ölçeği ortalama değerleri ile bebeğin cinsiyeti arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuş olup, erkek bebeği olan annelerde bu puan daha yüksek olarak tespit edilmiştir (p=0,016). Sonuç: Ebeveynlerin eğitim seviyesinin artırılması ile bireysel özyeterlilik ve bebek beslenmesi konusunda bilinç ve tutum anlamında iyileşme görüleceği düşünülmektedir. Birinci basamakta; aile hekimlerine düşen en büyük rol, aile eğitimine katkıda bulunmak, aile planlaması konusunda ailelerin bilgi beceri ve tutumlarını geliştirmek ve bu sayede daha sağlıklı toplumlar oluşmasına katkıda bulunmaktır. Anahtar Kelimeler: Bebek beslenmesi, emzirme, özyeterlilik, Aile Hekimliği
Aydın ili Efeler İlçesi aile sağlığı merkezlerinde izlenen çocukların ilk bir yaşta anne sütü alma durumları ve anne tutum ve davranışlarının emzirme süresine etkisi
Giriş: Anne sütü yenidoğanın fiziksel, ruhsal ve zihinsel gelişimi için gerekli olan bütün ögeleri barındırmaktadır. Emzirmenin, anne ve bebek üzerinde biyolojik ve duygusal bir etkisi olmakla birlikte, hem anne hem de bebek için immünolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik pek çok yararı söz konusudur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tüm bebeklerin doğumdan itibaren ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelerini, 7. ayda tamamlayıcı beslenmeye başlanması ve 2 yaşına kadar anne sütünün devamını önermektedir. Anne sütünün yaygınlaşması için tüm Dünya'da çeşitli sağlık uygulamaları yapılmasına rağmen anne sütüyle beslenme, önerildiği şekilde yaygın kullanılmamaktadır. Çalışmanın Amacı: Bölgemizde ilk 6 ayda sadece anne sütü alma sıklığı, ilk bir yaşta anne sütü alma sıklığının değerlendirilmesi ve annelerin sosyo-demografik ve emzirme özelliklerinin emzirme süresine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikteki çalışma 01 Ekim 2019-31Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Efeler İlçesi'nde rastgele yöntemle seçilen altı kentsel ve iki kırsal yerleşimli aile sağlığı merkezinde yapıldı. Örneklem büyüklüğü 160 olarak hesaplandı. Sosyodemografik özellikler ve anne sütü almayla ilişkili bilgileri toplamaya yönelik düzenlenen anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare testi ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki karıştırıcılardan bağımsız etkisini ve etki derecesini belirlemek için çoklu lojistik regresyon analizleri yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 225 bebeğin yaş ortalaması 19,1±5,0 ay, annelerin yaş ortalaması 30,4±5,2 yıldı. Bebeklerin %51,1'i kız, %48,9'u erkekti ve %48,4'ü ailenin ilk çocuğu idi. Bebeklerin %61,3'ü sezaryenle doğmuştu, %51,6'sı emzik/biberon kullanmaktaydı. Annelerin %5,8'i gebeliği sırasında sigara kullanmıştı. Annelerin %8,4'ünde postpartum depresyon öyküsü bulunmaktaydı. Annelerin %68,0'i bebeğine yalnızca kendisinin baktığını belirtti. Annelerin %77,3'ü en az bir defa emzirme eğitimi almıştı. Emzirme eğitimi alanların %89,1'i eğitimi doğum yaptığı sağlık kuruluşunda almıştı. Bebeklerin tek başına anne sütü alma süresi ortalama 3,5±2,4 ay ve ilk 6 ay tek başına anne sütü alma oranı %32,9'du. Bebekler ortalama olarak 10,2±3,4 ay emzirilmişti ve bir yılın sonunda anne sütüne devam eden bebeklerin oranı %74,7'ydi. Annelerin %81,3'ü doğum sonrası 1. saat içinde, %91,6'sı doğum sonrası 1. gün içinde emzirmeye başlamıştı. Annelerin %32'si 1. ayın sonunda formül süt kullanmaktaydı ve bu oran 12. ay sonunda % 38,7 idi. En sık formül süt başlama nedenleri % 61,9 süt yetersizliği ve % 31,7 büyümenin geri kalması endişesiydi. Annelerin %36,4'ü tamamlayıcı beslenmeye önerilen süreden önce başlamıştı ve en sık neden %52,3 oranında süt yetersizliği olarak ifade edildi. Su vermeye başlama zamanı ortalama 3,8±2,2 aydı. Annelerin %49,3'ü tamamlayıcı beslenme ile birlikte bebeklerine su vermeye başlamıştı. İlk altı ayda yalnızca anne sütü alma olasılığı doğumdan sonraki ilk saat içinde emzirilmeye başlanan bebeklerde emzirilmeyenlere göre 4,0 kat, emzik/biberon kullanmayan bebeklerde kullananlara göre 3,4 kat ve birinci ayda her seferinde 15 dakikadan daha uzun süre emzirilen bebeklerde daha az emzirilenlere göre 2,8 kat daha fazlaydı. Bir yaşın sonunda anne sütü almaya devam etme olasılığı; emzik/biberon kullanmayan bebeklerde kullananlara göre 11,5 kat, doğumdan sonraki ilk gün içinde emzirilmeye başlanan bebeklerde emzirilmeyenlere göre 6,0 kat, yalnızca annenin baktığı bebeklerde annelerin destek aldığı duruma göre 4,8 kat, birinci ayda her seferinde 15 dakikadan daha uzun süre emzirilen bebeklerde daha az emzirilenlere göre 4,2 kat ve beşinci ayda kendi istedikçe emzirilen bebeklerde belirli aralıklarla emzirilenlere göre 3,5 kat daha fazlaydı. Sonuç: Çalışmamızda bölgemizde ilk altı ayda sadece anne sütü alma oranı Türkiye ortalamasına göre düşük tespit edilmiş olmakla birlikte, doğum sonrası ilk saat ve ilk gün içinde emzirmeye başlama oranları ülke ortalamasına göre iyi durumdadır. Yaygın biçimde kullanılan emzik/biberon kullanımı anne sütü almayı olumsuz etkilemektedir. Özellikle ilk aylarda bebeğin bir emzirme seansında her bir memeyi 15 dakika ve üzerinde emmesi ve annenin bebeğiyle geçirdiği sürenin artırılması anne sütü almayı olumlu olarak etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, emzirme, emzirme süresi, emzirme sıklığı, formül süt, tamamlayıcı gıda.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde (Diyarbakır-Şanlıurfa-Mardin) görev yapan aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Malnütrisyon; nütrisyonel yetersizliğe bağlı, önlenebilen veya tedavi edilebilen, normal vücut kompozisyonundaki değişiklikler olarak tanımlanmaktadır. Sıfır-beş yaş çocuklarda anne sütü alırken ve anne sütü sonrası ek gıda alırken besin kaynaklarına yeteri kadar erişememe ve günlük enerji ihtiyacının karşılanamaması, beslenme yetersizliği olarak da bilinen malnütrisyona yol açmaktadır. Amacımız bu çalışma ile aile hekimliği çalışanlarının ve 0-5 yaş çocuğu olan ebeveynlerin 0-5 yaş arası çocuklarda malnütrisyon, beslenme ve ek gıdaya geçiş ile ilgili bilgi, tutum-davranış ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi, sonrasında aile hekimliği çalışanlarına verilecek eğitim ile bilgi, tutum-davranış ve farkındalığın artırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, gerekli izinlerin alınmasının ardından Şubat 2020 tarihinde Şanlıurfa'da Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa'dan katılan fikir liderleri eğitimi ve toplantısı ile başladı. Aile hekimliği çalışanları ile Mart 2020'de Şanlıurfa ve Mardin'de toplantılar yapıldı. Toplantılarda katılımcılara eğitim öncesi onamları alındıktan sonra Aile Hekimliği Çalışanları Malnutrisyon anketi uygulandı. Sosyodemografik bilgi anketi ve iowa ölçeği, 0-5 yaş arası çocuğu olan ebeveynlere hem çevrimiçi hem de yüz yüze görüşmelerle, çalışmamıza katılan aile hekimliği personeli tarafından uygulanmıştır. Toplanan veriler bilgisayara girilerek uygun istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 59'u hekim 15'i ebe hemşire olmak üzere 74 aile hekimliği çalışanı ile, 0-5 yaş arası çocuğu olan 314 ebeveyn katılmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının mesleklerinden ortalama memnuniyet düzeyleri 6,37±1,98 (min:1 max:10) saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarına göre kendi birimlerine bağlı nüfustaki 0-5 yaş çocuk grubundaki malnütrisyon tahmini ortalaması yüzde 8,07±8,90 olarak saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının % 79,7'si (n:59) şu anda bağlı oldukları kurumlarda herhangi bir zamanda en az bir defa da olsa 0-5 yaş grubu çocuklarda malnütrisyon tespit ettikleri saptanmıştır. Aile hekimliği çalışanlarının yaşları arttıkça malnütrisyon saptama oranı artmaktadır (p=0,019). Malnütrisyon saptadığını belirten katılımcılar her bir çocuk hasta takip/muayenesi için daha fazla zaman ayırmaktadırlar. Malnütrisyon saptadıklarını belirten katılımcıların tahmini yüzdeleri gerçek verilere daha uygun olarak saptanmıştır. Malnütrisyon saptamak için herhangi bir yöntem kullandıklarını (özellikle persentil takibi) belirten aile hekimliği çalışanlarının malnütrisyon saptama oranı daha fazladır. Çalışmamızın ikinci kısmına katılan annelerin % 14'ü (n:44) okuryazar değil, % 41,1'i (n:129) ilköğretim mezunu, % 44,9'u (n:141) lise ve üzeri eğitime sahiptirler. Çocukların % 82,2'sinin (n:258) ilk bir saat içinde emzirildiği, % 86'sının (n:270) doğumdan hemen sonra ilk besin olarak anne sütü aldığı belirlendi ve % 48,7'sinin (n:153) normal doğumla dünyaya geldiği saptanmıştır. Çalışmamıza katılan ebeveynlerin bebek beslenmesi ile ilgili toplam tutum puanı ortalaması 64,01±7,14 (min:34, max:84) olarak saptanmıştır. Bebek beslenmesi tutum ölçeği puanına göre anne ve babaların eğitimi arttıkça emzirmeye eğilim artmaktadır (sırasıyla p<0,001, p=0,013). Ayrıca anne ve babaların çalışma durumlarına göre de anlamlı farklılık saptanmış olup memurların emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (sırasıyla p=0,001, p=0,001). Ailelerin aylık gelir düzeyi arttıkça anne sütü ile beslenmeye yatkınlık artmaktadır (p<0,001). Ayrıca sezaryenle doğum yapan ebeveynlerin emzirmeye daha yatkın oldukları saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: Malnütrisyon dünya çapında ve özellikle de çocuklar arasında süregelen önemli bir problemdir. Birinci basamak sağlık çalışanları beş yaş altı çocuklarla oldukça sık karşılaşmaktadırlar. Birinci basamak sağlık çalışanlarının, çocuklarda beslenme ve malnütrisyon konularına hakim olmaları ile bu yaş grubundaki malnütre çocukların erken tanı ve tedavisi yapılabilecektir. Çocukların sağlıklı gelişimleri için aile hekimliği çalışanlarının büyümenin izlemi ve anne sütü ile beslenme konusunda oldukça dikkatli ve ebeveynlere karşı oldukça eğitici olmak durumundadırlar. Ayrıca anne babaların eğitim düzeylerinin yükseltilmesinin bebek beslenmesine yönelik farkındalıklarını ve tutumlarını geliştireceği düşünülmektedir. Birinci basamakta aile hekimlerine düşen en büyük rol, aile eğitimine katkıda bulunmak, bebek beslenmesi ve malnütrisyon konusunda ailelerin bilgi beceri ve tutumlarını geliştirmek ve bu sayede daha sağlıklı toplumlar oluşmasına katkıda bulunmaktır.
0-6 aylık bebeği olan annelerin emzirme konusundaki tutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, Şırnak ili Silopi ilçesinde yaşayan 0-6 Aylık Bebeği Olan Annelerin Emzirme Konusundaki Tutumlarının Değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce etik kurul izni, ölçek izinleri ve araştırmanın yürütüleceği kurumdan ve katılımcılardan izin alındı. Araştırmanın örneklemini Şırnak İli Silopi İlçesinde yaşayan ve araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 235 kişi oluşturdu. Araştırmanın verileri "Veri Toplama Formu" ve "Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği " kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 25.0 (Statistical Package of Social Sciences for Windows) istatistik paket programı kullanıldı. Çalışmaya katılan annelerin çoğunluğu %34.9'unun 31 ile 45 yaş arasında, %33.2'sinin okur-yazar, %88.5'inin herhangi bir işte çalışmadığı, %72.8'inin geniş ailede yaşadığı, %64.3'ünün ilçede ikamet ettiği, 50.6'sının ekonomisinin gelir gidere eşit olduğu, %91.1'inin sağlık problemi olmadığı, bebeklerin yarısından fazlasının kız olduğu, bebeklerin %52.8'in yaşının 0 ile 3 aylık arasında değiştiği, %46.4'ünün şuan ki vücut ağırlığının 6010 ile 9700 gr arasında değiştiği ve %69.4'ünün normal doğumla dünyaya geldiği belirlendi. Annelerin emzirmeye yönelik tutumları değerlendirildiğinde, çoğunun bebeklerini emzirdiği, ancak formül süt takviyesi de yapmak zorunda kaldıkları belirlendi. Annelerin formül süt verme nedenlerinin yetersiz anne sütü ve gebelik oluşumu olduğunu belirtmişlerdir. Annelerin yeterli sütü olmadığı, bu nedenle bebeklerine yaklaşık 3 ay boyunca çoğunlukla sadece anne sütü verdikleri belirlendi. Annelerin bebeklerini doğumdan sonraki ilk bir saat içinde emzirdikleri belirlendi. Ayrıca, annelerin meme başı çökmesi ve meme uçlarının çatlaması nedeniyle bebeği memeye bağlayamama sorunu yaşadıkları, emzirme eğitimi almadıkları ve emzirme tekniklerinde yapılan yanlışlar, yeterli süt üretemedikleri ve yaşamın ilk günlerinde bebeklerine mama verdiklerini ifade ettiler. Ayrıca emzirirken çoğunlukla aile büyüklerinden destek alma istemleri ile yanlış bilgi ve tutumları sergiledikleri gözlendi. Araştırmada, emzirme konusundaki tutumların değerlendirilmesini en fazla etkileyen sosyo-demografik özellikler sırasıyla okuryazar durumu, geniş aile yapısı, çocuk sayısı, emzirme eğitimi almama olduğu belirlendi (p<0.05). Anahtar kelimeler: Anne sütü, Emzirme, Emzirme Tutumu
Süt çocukluğu döneminde anne sütü ve tamamlayıcı beslenme durumunun değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Beslenme; süt çocuğunun sağlıklı büyüme ve gelişmesinde en temel faktördür. Yaşamın bu kritik döneminde yapılan hatalı beslenme davranışlarının etkileri tüm yaşamını etkilemektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) bebeklerin ilk ay tek başına anne sütü ile beslenmelerini, altıncı aydan sonra tamamlayıcı beslenmeye geçilmesini ve anne sütüne 2 yıl devam edilmesini önermektedir. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmaları'na göre tek başına anne sütü alma süresi düşük ve tamamlayıcı beslenmeye erken başlanması oldukça yaygın bir uygulamadır. Bu çalışmada süt çocuklarında sadece anne sütü alımı, tamamlayıcı beslenme durumu saptanması ve etkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart 2020 ile Mart 2021 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Klinikler'ine başvuran 6-24 ay arası 200 süt çocuğu dahil edildi. Annelere uygulanan anket ile sosyodemografik özelllikler , anne sütü alma özellikleri ve tamamlayıcı beslenmeye geçiş ile ilgili veriler toplandı. Tüm istatiksel analizler SPSS 22.0 programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışmaya yaşları 6-24 ay arasında değişen toplam 200 çocuk alındı. Olguların yaş ortalaması 12.9±5.1 aydı. Olguların %97,5 'i anne sütü almıştı ancak %17'si doğumdan sonra diğer sıvılar ile beslenmişti. Tek başına anne sütü ile beslenme süresi ortalama 3.2±2.3 aydı. İlk 6 ayda tek başına anne sütü ile beslenme oranı %24 idi. Olguların %62,1'i anne sütü almaya devam etmekteydi. Anne sütü kesme yaşı ortalama 8,2±6,3 ay olarak saptandı. Tamamlayıcı beslenmeye başlama yaşı ortalama 5.1 ± 1,3 ay (2-12 ay) olarak saptandı. Olguların 116'sına (%58) 6 aydan önce ve %11'ine (%5,5) 4. aydan önce tamamlayıcı besin verilmişti. Olguların ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme ile çocuğun cinsiyeti, doğum şekli, doğum ağırlığı, anne eğitim düzeyi ile anlamlı ilişki saptanmadı. İlk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme; annelerin emzirme danışmanlığı alma arasında anlamlı farklılık gösterirken (p=0.010) doğum öncesi emzirme eğitimi alma durumu ile anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ev hanımı annelerin %18,3'ü çalışan annelerin %32,8'i, ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslemişti. Annelerin çalışması ile ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme arasında anlamlı ilişki saptandı (p:0,023). Aylık geliri asgari ücret üzerinde olan ailelerin %28'i, asgari ücret olanların %12,7'si, asgari ücret altında olanların %27,6'sı ilk 6 ay tek başına anne sütü almıştı. Ailelerin aylık geliri ile ilk 6 ay tek başına anne sütü alması arasında anlamlı ilişki saptandı (p:0,047). Çalışmaya alınan çocukların anne sütü kesme süresi ile çocuğun cinsiyeti, anne eğitim durumu, annenin çalışma durumu, ailenin aylık geliri, annenin emzirme eğitimi/danışmanlığı alma ile anlamlı ilişki saptanmadı. Çalışmaya alınan çocukların tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı ile çocuğun cinsiyeti, anne eğitim durumu, annenin çalışması, ailenin aylık gelir ile anlamlı ilişki saptanmadı. Tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgiyi doktordan aldığını belirtenler ortalama 5.5±1,0 ayda, hemşireden edindiğini belirtenler ortalama .5±1,2 ayda, aile, arkadaş 5.0±1,4 ayda başlamıştı. Tamamlayıcı beslenme hakkında bilgi edinilen kaynak ile tamamlayıcı beslenmeye başlama zamanı arasında anlamlı ilişki saptandı (p= 0,023). Sonuçlar: Annelerin doğum sonrası anne sütü verme eğilimleri yüksekken, ilk 6 ay tek başına anne sütü verme oranları yeterli düzeyde değildir. Anne sütü erken kesilmekte ve tamamlayıcı beslenmeye erken geçilmektedir. Emzirme ve tamamlayıcı beslenme konusunda daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
COVID-19 pandemi süreci ve kısıtlamalarının anne sütü ile beslenmeye, annelerin algıladığı stres ve yaşam doyumlarına etkisi
Giriş ve Amaç: COVID-19'un gebe ve fetüs üzerindeki olası sonuçlarının yanı sıra yenidoğan üzerindeki potansiyel etkisi, anne ve yenidoğanın uygun yönetimi ve son olarak COVID-19 tanısı konulan annelerde emzirmenin devamlılığında büyük bir endişe yaratmaktadır. Bu çalışmada, bir yaş altı bebeği olan 18 yaş üstü annelerin COVID-19 pandemi sürecinin doğum şekline, emzirme deneyimlerine, desteğe erişimine, algılanan stres durumuna ve yaşam doyumuna etki eden faktörleri saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 1 Temmuz 2021- 30 Eylül 2021 tarihleri arasında Adana ilindeki beş farklı aile sağlığı merkezine kayıtlı, 12 aylık ve daha küçük yaştaki bebeği olan ve telefon görüşmesi ile anket katılımını kabul eden anneler ile yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik bilgiler, yaşam doyum ölçeği ve algılanan stres ölçeği anketleri hekimler ve hemşireler aracılığıyla uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan annelerin bebeklerinin 168 (% 56)'si erkek, 132 (% 44)'si kızdır. Annelerin ortalama yaşının 30,1±5,8 yıl olduğu tespit edildi. Katılımcıların 1 (% 0,3)'inin evde tek başına, 3 (% 1,0)'ünün evde sağlık personeliyle, 95 (% 31,7)'inin devlet hastanesinde, 153 (% 51,0)'ünün özel hastanelerde, 48 (% 16,0)'inin ise üniversite hastanelerinde doğum yaptığı saptanmıştır. Annelerden 81 (%27,0)'inin bebeklerini anne sütü ile, 21 (% 7,0)'inin formül mama ile, 62 (% 20,7)'sinin anne sütü+formül mama ile, 68 (% 22,7)'inin anne sütü+ek besin ile besledikleri tespit edildi. Emzirme döneminde annelerden 42 (% 14,0)'sinin COVID-19 geçirdikleri saptandı. COVID-19 geçiren annelerden 33 (% 11,0)'ünün evde takip edildikleri, 9 (% 3,0)'unun ise serviste takip edildikleri saptandı. Emzirme döneminde COVID-19 geçiren annelerden 18 (% 6,0)'inin ortalama 8,4±6,7 gün bebeklerini emzirmeye ara verdikleri gözlendi. Anne sütü ile beslenme sürecinde annelerden 55 (% 18,3)'i pandemi sürecinden olumsuz etkilendiğini ve anne sütünü istediği zamanlamadan erken kestiği, 41 (% 13,7)'i pandemi sürecinden olumlu etkilendiği ve anne sütünü bebeğine planladığından daha uzun süre vereceğini, 204 (% 68,0)'ü pandemi sürecinin herhangi bir etkisi olmadığı görüşünde oldukları saptandı. Annelerden 116 (%38,7)'sının pandemi sürecinde emzirme konusunda yeterince pratik destek aldığını belirtmiştir. Annelerin 179 (% 59,7)'u COVID-19 pandemi sürecinde oluşan bilgi kirliliğinden dolayı kendilerini kaygılı hissettiklerini belirtti. Çalışmamızda pandemi sürecinde emzirme konusunda yeterince pratik destek alan, doğar doğmaz bebeğini emziren ve pandemi sürecinden olumlu etkilendiğini düşünen annelerin yaşam doyum ölçeği puanları daha yüksek bulunmuşken, pandemi sürecinde oluşan bilgi kirliliğinden dolayı kaygılı hisseden annelerin algılanan stres ölçeği puanları daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: COVID-19 pandemi süreci yenidoğan ve süt çocuğu dönemini yaşayan çocukların annelerini de etkilemiştir. Annelerin bu süreçte doğum, emzirme, ek besine geçirme gibi süreçleri yaşarken pandemi dolayısıyla yaşanan bilgi kirliliğinden dolayı bebek beslenmesinin etkilendiği gösterilmiştir. Anneler bu dönemde bebeklerini daha sık ve uzun emzirmeyi planlarken, annelerin COVID-19 enfeksiyonu geçirmesiyle bebeklerini formül mama ile beslemeye yöneldiği gözlenmiştir. Aile hekimleri olarak bu süreçte annelere emzirme danışmanlığı, doğru bilgiye ulaşım ve iki yaşa kadar emzirmenin sürdürülmesi teşvik edilmelidir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Emzirme, İnfodemi, Yaşam doyum, Algılanan Stres
0-24 ay arası bebeği olan annelerin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları
Amaç: Çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversite Hastanesi Çocuk Servisinde yatan 0-24 aylık çocukların annelerinin tamamlayıcı beslenme konusundaki bilgi, tutum ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür bilgileri doğrultusunda ve uzman görüşü alınarak oluşturulan sosyo-demografik bilgi formu ve annelerin tamamlayıcı beslenme ile ilgili bilgi, tutum ve uygulamalarını içeren anket formu kullanılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan bu çalışma 1 Temmuz-30 Eylül 2017 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu tarihler arasında hastanede yatan, 0-24 ay çocuğu olan 200 anne seçilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan annelerin yaş ortalaması 29,4±5.73 yıldır. Bebeklerin %53'ü erkek %47'si kızdır ve ortalama olarak 13,18±6,46 aydır. Annelerin %73,5'i tamamlayıcı beslenme konusunda bilgi almış, bilgi alınan kaynaklardan ebe veya hemşire ilk sırayı almıştır. Annelerin %14,4'ü bebek 6 aylıkken tamamlayıcı besine başlamış ve bebeklerin tamamlayıcı besinlere başlama zamanın ortalaması 2,87±2,00 aydır. Annelerin %44,8'i sütü yetmediği, %33,9'u zamanı geldiği için tamamlayıcı besinlere başlamış, çocukların %56'sına ilk tamamlayıcı gıda olarak su vermişlerdir. Annelerin %42'si çocuklarına emzik vermiş, %69,5'i de biberon kullanmıştır. Biberon kullanma ve tamamlayıcı besine başlamayı önerilme değişkenleri tamamlayıcı besinlere erken başlama üzerinde en etkili değişkenler olarak bulunmuştur. Sonuçlar: Araştırmamızda annelerin tamamlayıcı beslenme hakkında eksik bilgiye sahip oldukları bulunmuştur. Annelerin tamamlayıcı besinlere geçiş döneminde doğru davranışlarda bulunması için sağlam çocuk izlemlerinde sağlık personelinin tamamlayıcı beslenme konusunda annelere sürekli, etkin eğitimi vermeleri gerekmektedir.
Annelerin, anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada 2 yaş altı çocuğu olan annelerin anne sütü ve emzirme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının araştırılması, anne sütüyle beslenme süresine etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tipteki bu araştırma; 1 Şubat 2021 ile 31 Ağustos 2021 tarihleri arasında, Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Çocuk Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 2 yaş altı çocuğu olan annelere yüzyüze görüşme ile anket tekniği uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Anket formu annelerin sosyodemografik ve bebeğin beslenme durumu ile ilgili tamamlayıcı 25 sorudan oluşmuştur ve 17 maddeden oluşan Iowa Beslenme Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya 0-2 yaş çocuğu olan 238 anne dahil edildi. Kişilerin büyük çoğunluğu evliydi (%98,3). Annelerin yaş ortalaması 29,2±5,6, IOWA ölçek puan ortalaması 62,2±7 olarak saptandı. Annelerin %77,3'ünün (n=184) emzirmeye devam etmekte olduğu, %37,8'inin (n=90) emzirme ve bebek eğitimi ile ilgili eğitim aldığı, %67,2'sinin (n=90) sezeryan ile doğum yaptığı, %71,4'ünün(n=90) gebeliğinin planlı olduğu, %20,6'sının (n=90) aktif olarak çalıştığı saptanmıştır. Emzirme ve bebek eğitiminin %75,6'sının (n=68) ebe-hemşireden alındığı ve 0-2 yaş grubu bebeklerin %38,2'sinin sadece anne sütü %20,2'sinin anne sütü ve mama ile beslendiği saptanmıştır. Çalışmamızda %38,7 (n=92) oranında anne sütünü artırmak için takviye edici gıda ya da ek yöntem kullanıldığı saptanmıştır. Sonuç: Sağlıklı bir toplum oluşmasının ilk şartı sağlıklı nesillerin yetişmesidir. Bunun mümkün olması için hayata anne sütü ile başlanmalıdır. Çalışmamızda sadece anne sütüyle beslenme oranı düşük saptanmıştır ve emzirme, bebek bakım eğitimi alma oranı ortalamanın çok altındadır. Örneklemimizin Bebek Beslenme Tutum Ölçek (IOWA) puan ortalamısı diğer çalışmalarla kıyaslandığında orta düzeydedir. Emzirme oranlarını artırmak, yanlış uygulamaların azalması için antenatal ve postnatal eğitimlere önem verilmeli, eğitimlerin içeriği annenin sorunlarına yönelik olmalı ve bir devlet politakası olarak emzirme desteklenmelidir.
Anne sütünde bulunan probiyotiklerin belirlenmesi, kolon kanseri hücre hattında (HT-29) antiproliferatif etkilerinin ve apoptoz yolağındaki bazı gen ekspresyonlarının değerlendirilmesi
Günümüzde terapötik açıdan büyük önem taşıyan yeni probiyotik adayların keşfini sağlamak üzere tasarlanmış bu çalışmanın amacı, sağlıklı annelerden alınan süt örneklerinden bakteri izolasyonu, izole edilen bakterilerin probiyotik özelliklerinin aydınlatılması ve 16s rRNA dizilemesi ile moleküler karakterizasyonunun yapılması, karakterizasyonu yapılan izolatların insan kolon adenokarsinoma hücrelerinin (HT-29) proliferasyonuna olan etkisinin belirlenmesi ve apoptoz yolaklarını etkileyen Bax, Bcl-2, kaspaz-3 ve kaspaz-9 genlerin ekspresyon seviyelerinin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, anne sütünden izole edilen ve moleküler karakterizasyon çalışmaları ile Enterecoccus faecalis PA-1 (OQ642313) olarak tanımlanan laktik asit bakterisinin probiyotik doğası aydınlatılmıştır. Probiyotik özellikleri açısından PA-1 suşunun asit toleransı, safra toleransı test edilmiş ve simüle edilen GIS şartlarına dayanıklı olduğu, güvenirlilik testleri kapsamında gerçekleştirilen hemolitik aktivite tayini açısından gama hemolitik olduğu antibiyotik hassasiyeti açısından ise test edilen antibiyotiklere karşı duyarlı olduğu bu bağlamda güvenli olarak kabul edilebileceği, Klebsiella pneumoniae patojenine karşı inhibitör aktivite gösterdiği, DPPH serbest radikal süpürme yeteneği % 48 ve kolon hücrelerine adezyon yeteneği ''iyi adezyon'' olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda Enterecoccus faecalis PA-1 güçlü probiyotik potansiyeli taşıdığı tespit edilmiştir. Antikanser aktivite çalışmaları kapsamında E. faecalis PA-1'in McF 0.5, 5 ve 10 konsantrasyonlarının 18 saat sonunda hücre canlılığını %50'nin altına indirdiği kaydedilmiştir. Bu oran süre uzadıkça (24 ve 48 saat) daha da azalmıştır. Gen ekspresyon çalışmalarında, HT-29 hücre ortamına verilen canlı E. faecalis PA-1 suşunun 18 saatlik inkübasyonu sonucu tüm konsantrasyonlar kaspaz-3 ve kaspaz-9 gen ekspresyonunu anlamlı olarak artırırken Bcl-2 ifadesini baskılamıştır. Hücre ortamına verilen bakterilerin 24 ve 48 saatlik inkübasyonu sonucunda da 18 saate paralel sonuçlar elde edilmiştir. Özellikle McF 5 konsantrasyonu 48 saat sonrası gen ekspresyon seviyelerini kaspaz-3'te 9 kattan fazla ve kaspaz-9'da 13 kattan fazla indüklemiştir. Sonuç olarak E. faecalis PA-1'in HT-29 hücreleri üzerinde antikanser etkinliğinin olduğu söylenebilir. E. faecalis PA-1'in antikanser etkisi daha ayrıntılı moleküler testler ve farklı hücre hatlarında gerçekleştirilecek çalışmalar ile aydınlatılmalıdır.
Preterm yenidoğanlarda uygulanan lavanta yağı ve anne sütü kokusunun fizyolojik parametreler, stres ve uyku-uyanıklık durumları üzerine etkisi
Bu araştırma lavanta yağı ve anne sütü kokusunun, preterm yenidoğanlarda fizyolojik parametrelere, stres düzeyi ve uyku-uyanıklık durumlarına etkisini belirlemek amacıyla klinik, randomize kontrollü deneysel tasarımlı olarak yapılmıştır. Araştırma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Haziran 2022-Mart 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi yapılan güç analizi sonucuna göre, araştırmaya katılma kriterlerine sahip 81 preterm bebek oluşturmuştur. Çalışmanın veri toplama sürecinde Yenidoğan ve Anne Tanıtıcı Özellikler Formu, Yenidoğan Stres Değerlendirme Formu (YSDF) ve Yenidoğan Uyku-Uyanıklık Durum Değerlendirme Formu (YUUDF) kullanılmıştır. Kontrol grubundaki pretermlere klinik bakım ve tedavileri dışında bir uygulama yapılmamış olup fizyolojik ölçümleri, YSDF ve YUUDF uygulanmıştır. Anne sütü grubundaki pretermlere 3 saat boyunca anne sütü koklatılmış olup uygulama öncesi ve sırasında fizyolojik ölçümleri, YSDF ve YUUDF araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Lavanta yağı grubuna da 3 saat boyunca seyreltilmiş lavanta yağı koklatılmış olup uygulama öncesi ve sırasında fizyolojik ölçümleri, YSDF ve YUUDF araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Çalışmadan elde edilen verilerde sayısal değişkenlere ait verilerin normal dağılımı Shapiro Wilk normallik testi, çarpıklık-basıklık değerleri, histogram ve Normal Q-Q Plot grafikleri ile değerlendirildi. Sayısal değişkenler için grupların zamana göre karşılaştırmaları, tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi (Repeated Measures Two way ANOVA) ile gerçekleştirildi. Çoklu karşılaştırma testi olarak Bonferroni testi kullanıldı. Sayısal değişkenler arası ilişki için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Kategorik değişkenler arası ilişki Pearson Exact Ki-kare test ile incelenmiş ve p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma verileri incelendiğinde deney gruplarında kontrol grubuna göre kalp tepe atımı, solunum hızı istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0.05), oksijen saturasyonu yalnızca lavanta grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çalışmada anne sütü ve lavanta kokusunun stres puanları üzerinde olumlu etkisi olduğu ancak lavanta kokusunun anne sütü kokusuna göre stresi azaltmada daha etkili olduğu bulunmuştur. Lavanta kokusunun preterm yenidoğanların uyku durumları üzerinde olumlu yönde etkili olduğu, preterm yenidoğanın uykuyu sürdürme davranışında ise uzama gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Çalışmada pretermlerin stres ve uyku-uyanıklık durumları arasında pozitif yönde yüksek düzeyde ilişki bulunmuştur. Aromaterapi yönteminin yenidoğan bakımı üzerindeki olumlu etkilerinin bulunması nedeniyle yenidoğan hemşireleri tarafından yenidoğan ünitelerinde uygulanması önerilmektedir.