Architectural
134 theses under this subject heading
Euromos Zeus Lepsynos Tapınağı
Euromos Zeus Lepsynos Tapınağı, kentin güneyinde, peribolos duvarları ile çevrili bir kutsal alanda yer almaktadır. Tapınağın Arkaik ve Hellenistik dönemlerine ait izlere rastlanmasına karşın, Klasik dönemine ait hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Kutsal alanın en erken evresi olan Arkaik döneme ait buluntular, mimari blok ve terrakottalar, figürinler, seramikler ve bir adet kouros torsosusundan oluşmaktadır. Küçük buluntular homojen bir tabakadan gelmediği gibi mimari öğelerin de ait olduğu in situ yapı veya yapıların izlerine rastlanmamıştır. Dolayısıyla, Arkaik dönem tapınağının varlığına yönelik kesin bir yargıya varılamamıştır. Eldeki veriler, kutsal alandaki imar faaliyetlerinin MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirildiğini göstermektedir. Tapınağın Klasik dönemine ait herhangi bir bulguya rastlanmazken, kentin Klasik dönemine ait yazılı kaynaklara ve arkeolojik verilere ulaşılmıştır. Kent geneline ilişkin elde edilen veriler, ilerleyen yıllarda kutsal alanda yapılacak detaylı çalışmalar ile tapınağın Klasik dönemine ait olası verilere ulaşılabileceğini göstermektedir. Temenos alanının Hellenistik dönemi, sunak, anıt mimari, künk sistemi, yazıtlar, sikkeler, seramikler ve bir adet heykel torsosu ile temsil edilmektedir. Söz konusu veriler, kutsal alanın Helenistik dönemde yoğun olarak kullanıldığını göstermektedir. Mimari ve küçük buluntular, alanın Hellenistik dönem içerisinde özellikle iki evrede imar faaliyetlerine sahne olduğunu göstermektedir. Roma İmparatorluk dönemi tapınağının sütun temel aralarından ele geçen bir yazıt, Zeus Lepsynos Tapınağı'nın MÖ 3. yüzyılda var olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yazıtın ele geçtiği yer dikkate alındığında, Hellenistik dönem tapınağına ait mimari elemanların ele geçmemiş olması, Roma İmparatorluk dönemi tapınağının temelinde kullanılmış olmaları ile açıklanabilir. Roma İmparatorluk dönemine ait tapınak, Anadolu'nun en iyi korunabilmiş tapınaklarından birisidir. Tapınağın temeli, ana yapı ve peristasis olmak üzere iki farklı yapıya sahiptir. Ana yapı temeli, yapı konturunu takip etme zorunluluğu nedeniyle radie-general olarak inşa edilmiştir. Peristasiste ise sütunlar birbirinden bağımsız 2.00 m yüksekliğe varan temeller üzerine oturtulmuş ve bu temellerin araları küçük yarı işlenmiş bloklar ile kapatılmıştır. Tapınağın krepidoması dört adet krepisten oluşmaktadır. Topoğrafik yapı nedeniyle, kuzey cephede krepidomaya ek olarak 1.34 m yüksekliğinde bir teras duvarı da inşa edilmiştir. Stylobat, 14.40x26.80 m ölçülerindedir. Stylobat, pronaos, pteroma ve opisthodomosta aynı kota, naosta ise daha yüksek bir kota sahiptir. Ana yapı, pronaos, naos ve opisthodomos olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Ayrıca, naos içinde, naiskos ve adyton gibi farklı yapılar da bulunmaktadır. Yapı duvarları, Attik-İon tipinde bir kaide, gövde, taç, arşitrav ve anta başlıklarından meydana gelmektedir. Sütunlar, Attik-İon tipinde bir kaide, üç tamburdan oluşan gövde ve korinth başlıklarından ibarettir. Yalın olarak bırakılan ariştrav, üç adet fascia, bir adet ince düz silme, bir adet astragalos, bir adet ovolo, bir adet cavetto ve son olarak bir adet ince düz silmeden oluşmaktadır. Frizlerin ana sahnesi, yüksek, geniş ve dışbükey profille sahip yalın bir alandan meydana gelirken, friz tacı, kyma reversa ve düz bir silmeden oluşmaktadır. Kornişler, aşağıdan yukarıya doğru geisipodes, geison ve üzerinde çörten barındıran "S" profilli simadan meydana gelmektedir. Günümüze kadar ulaşamayan çatı örtüsünün, alınlık ve kornişler üzerinde tespit edilen yuvalardan hareketle, ahşap olduğu söylenebilir. Yapının, stylobattan tepe akroterine kadar olan toplam yüksekliği 13.72 m'dir. Peripteros planlı tapınağın peristasisi 6x11 sütun ile çevrili iken, ana yapı opisthodomos bölümde in antis, pronaos bölümünde ise prostylostur. Mimari bezeme, ana yapı duvar kaidesi, naos kapısına ait söve ile lento blokları, sütun kaideleri, korinth başlıkları ve naiskos friz blokları üzerinde görülmektedir. Mimari bezemenin paralel örnekleri, tapınağın MS 2. yüzyılda inşa edildiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Euromos, Zeus, Lepsynos, Tapınak, Mimari.
19. yüzyılda Adana vilayetindeki kamu yapıları
Osmanlı Devleti'nde 18.yy başında etkisi hissedilen Batılılaşma dönemi, 19. yy ile birlikte en üst seviyeye ulaşmıştır. 19.yy ile birlikte Osmanlı Devleti'nin geçirdiği değişim ve dönüşüm süreci hızlanmışır. 1839 Tanzimat Fermanı'nın ardından Osmanlı devlet kurumlarında köklü değişimler yaşanmış, bunun sonuçlarından biri olarak Osmanlı'da kamusal alanda batıya uyumlanmayı sağlayan yeni yapı türleri ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri İstanbul'dan başlayarak bütün Osmanlı coğrafyasında varlığını hissettirmiştir. Bu araştırmada; idari olarak 1869 yılında kurulan Adana Vilayeti'nde yönetim, eğitim, ulaşım, askerlik ve sağlık alanlarında yaptırılan yeni yapı türlerinin tespit edilmesi, bunların vilayet içerisindeki dağılımlarının, mimari biçimlenişlerinin, günümüzdeki durumları ve koruma sorunlarının araştırılarak ortaya konulması hedeflenmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde; literatür özeti, çalışmanın amacı, orijinal katkı, kapsam ve yöntem açıklanmıştır. İkinci bölümde; yapıların nasıl bir ortamda üretildiklerini aktarmak için Adana Vilayeti'nin 19.yy'da içinde bulunduğu durum sancak ve kazaları da dâhil olmak üzere idari, ekonomik, toplumsal ve mimari altyapısı ile birlikte ele alınmıştır. İdari yapıda; Adana'nın vilayet yönetimine geçişi, belediye örgütünün kurulması, kentin oluşumunda etkin olan valiler ve etkinliklerinden söz edilmiştir. Ekonomik yapıda; Adana Vilayeti'nin ekonomisinin dayandığı temeller, geçim kaynakları, üretim yapılarının çeşitleri ve sayıları verilmiştir. Toplumsal yapıda; göçlerden, vilayet genelindeki nüfusun etnik çeşitliliği ve yaşam tarzlarından, Müslüman ve gayrimüslim nüfus oranları ile bölgelere dağılımlarından bahsedilmiştir. Mimari alan için ise vilayet merkezi ve önemli sancakların kentsel boyuttaki mimari oluşumları anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde; Adana Vilayeti sınırları içerisinde 1869-1930 yılları arasında yaptırılan yapılar, yönetim, eğitim, ulaşım, askeri ve sağlık yapıları başlıkları altında ayrılarak mimari özellikleriyle ele alınmıştır. Her bir başlık altında yapılar, günümüzde mevcut olan ve olmayan yapılar olarak ikiye ayrılmıştır. Günümüzde mevcut olan yapılar bölümünde, alan çalışmasında yerinde tespit edilen yapılara yer verilmiştir. Günümüzde mevcut olmayan yapılar bölümünde ise bahsedilen tarih aralığında inşa edilip günümüze ulaşamayan ya da sadece proje olarak tasarlanıp uygulaması gerçekleştirilmeyen yapılar, eski fotoğraflar ve Osmanlı arşivinden elde edilen özgün çizimlerine dayanarak anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, günümüze ulaşan yapılar katalog halinde düzenlenerek, koruma sorunları açısından ele alınmıştır. Katalog fişinin ilk bölümü yapının tanıtımı, yeri ve mimari özelliklerinden oluşmakta; ikinci bölümünde ise bozulma nedenleri, geçirdiği müdahaleler, taşıyıcı yapı ve korunmuşluk durumlarına yönelik tespitler yer almaktadır. Bu bölümde, oluşturulan katalog fişlerinden ve yapılan tespitlerden yola çıkarak yapıların korunmasına yönelik yaklaşım ilkeleri sunulmuştur. Son bölümde ise tez çalışmasının genel bir değerlendirmesi yapılarak, araştırma genelinde ulaşılan sonuçlar açıklanmıştır.
Osmanlı mimarlığında selatin camilerinde avlu
Camiler İslam toplumlarında yaşamın odağında, cuma, cenaze, bayram ve vakit namazlarının kılındığı ibadethanelerdir. Şam Emeviye Camii'nden itibaren (enine gelişme gösteren dikdörtgen planlı, çok ayaklı ordugah tipi, dört eyvanlı, tek kubbeli tek mekanlı, çok kubbeli çok ayaklı, çok işlevli zaviyeli ve merkezi kubbeli plan şemalı) hemen hemen tüm cami tiplerinde avlu bulunmaktadır. Osmanlı Dönemi'nde camilere iç avlunun yanı sıra kent ile kentin önemli kamu yapılarından olan cami arasında bir geçiş alanı oluşturan dış avlular/bahçeler ilave edilmiştir. Osmanlı Mimarlığı'nda Klasik Osmanlı Dönemi olarak adlandırılan 16.Yüzyıl'da inşa edilen tüm sultan camilerinde bu düzenlemenin var olduğu görülür. Dış avlu/bahçe, Osmanlı Mimarlığı'nın 20. Yüzyıl başına kadar inşa edilen sultan camilerinde varlığını devam ettirirken, iç avluların 18.Yüzyıl sonlarına doğru ortadan kalktığı görülmektedir. Osmanlı coğrafyasında, müslüman halkın yaşadığı şehirlerin temel belirleyicisi ve kentsel ölçekte yönlendiricisi olan, devlet meselelerinin görüşüldüğü, yönetim ile halkın bir araya geldiği cami avlularının irdelenmesi ve bu bağlamda ilk İslam medeniyetinden bugüne dek işlev ve biçim değiştirerek günümüze ulaşmış bu yapılanmaların incelenmesi bu araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Tez kapsamında sayısız çalışmaya konu olmuş sultan camileri, avlu yapılanmaları ile birlikte ele alınmış, yüzyıllar boyunca camilerin tamamlayıcısı ve eşlikçisi konumunda olan avluların toplumsal ve sosyal hayattaki rolü irdelenmiştir.
Dağlık Frigya Bölgesi Bizans Dönemi kaya mimarisi
Tez çalışmasının konusunu, Dağlık Frigya Bölgesi'nde, Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar şehirleri çevresinde bulunan, tüf tipi kayalıkların oyulması ile oluşturulmuş Bizans Dönemi kiliselerinin plan tipleri, işlevleri ve dekoratif özellikleri ile tanımlanıp tanıtılmaları, Sanat Tarihi açısından değerlendirilmeleri oluşturmaktadır. Bölgeye ismini veren Frigler özellikle "Dağlık Frigya" olarak adlandırılan bölgede kayaya tapınaklar, sunaklar, mezar odaları oymuşlardır. Kaya oyma geleneği bölgede Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de kesintisiz olarak devam etmiştir. Özellikle Bizans Dönemi'nde gündelik hayatın her türlü ihtiyacını karşılayan kaya mimarisi örnekleri ile karşılaşılır; bunların başında ise kaya kiliseleri gelir. Dağlık Frigya Bölgesi'nin kaya kiliseleri, Bizans kilise mimarisinin başlıca bütün tiplerini içermektedir: Başta tek nefli olmak üzere, iki nefli, üç nefli (bazilikal), haç planlı, kapalı Yunan haçı planlı kiliseler inşa edilmiştir. Kiliselerin duvarlarında kazıma ve boyama ile yapılmış çeşitli motifler, figürler ve yazıtlar da görülmektedir. Bu araştırmada, bölgedeki kaya kiliselerinin saptanması ve üzerlerinde belgeleme çalışmalarının yapılarak plan tiplerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Saptanan ve sınıflandırılan kiliselerin özellikle Anadolu'daki benzerleriyle karşılaştırılmasıyla, Bizans mimarisi içindeki konumunun ve benzerleriyle olan etkileşimlerinin de ortaya konulmasına çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Kilise, Frigya, Bizans.
21. yy.'da seramik ve cam malzemelerin mimaride yüzey oluşturma ve kaplamada kullanımı
Mimari mekan kavramı insanların gereksinimleriyle ortaya çıkmıştır. Toplumlar neredeyse her dönemde dönemin yerel malzemelerini ve inşa tekniklerini kullanarak kendi yapılarını oluşturmuştur. Endüstriyel devrim sonrası hızlı nüfus artışı beraberinde yeni yapılara duyulan ihtiyaçların da artmasına sebep olmuştur. Endüstride gerçekleşen atılımlar, seramik, cam gibi malzemelerin kullanım yer ve biçimindeki değişiklikler, yeni malzemelerin keşfi, bu yapılarda kullanılacak farklı biçim ve yüzey önerilerinin geliştirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Günümüzde ise çeşitli bilgisayar destekli tasarım programları ve inovatif tasarım anlayışları neredeyse kişiye özel bir mimari pratiği ortaya koymaktadır. Bu özelleştirme süreci seramik ve cam gibi, kullanımı çok eski dönemlere uzanan malzemelerin de bu uygulamalarda gerek teknik, gerekse biçimsel anlamda özelleştirilmesi anlamına gelmektedir. Araştırmada, günümüzde mimari pratiği içinde, seramik ve cam malzemelerin sanatsal anlamda yüzey oluşturma ve kaplamada kullanıldığı örnekler incelenerek değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Mimari, Yüzey Oluşturma, Seramik, Cam
Erken Demir Çağı'nda Orta Anadolu: Kültürel yapı ve arkeolojik veriler
Bu çalışma, Erken Demir Çağı'nda (M.Ö. 1200-800) Orta Anadolu'nun kültürel özelliklerini, dönemin mimari ve seramiklerini tartışarak değerlendirmeyi amaçlar. Bu bağlamda, Gordion, Boğazköy / Hattuşa ve Kaman-Kalehöyük'ü içeren üç ana merkezin yanı sıra İç Anadolu'daki çeşitli il sınırlarında gerçekleştirilen arkeolojik yüzey araştırmaları da veri olarak kullanılmıştır. Bu merkezlerdeki Erken Demir Çağı arkeolojik verilerinde de izlenildiği üzere, M.Ö. birinci binin başlarında kültürel ve bölgesel çeşitlilik mevcuttur; bu muhtemelen 1200'den sonra Hitit krallığının yıkılışından sonra merkezi otoritenin olmamasından kaynaklanır M.Ö. birinci binin başına tarihlenen seramikleri değerlendiren birçok bilim insanı, özellikle Erken Tunç ve Orta Tunç Çağı'na tarihlenen yerel malzemelerle (yani 3. Binin sonlarına ve M.Ö. 2. binyılın ilk yarısı) bir bağlantı bulmaya çalışmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Orta Anadolu, Geç Tunç Çağı sonu / Erken Demir Çağı Geçişi, seramik, mimari, kültürel yapı, 1200-800 M.Ö. Gordion, Hattuşa, Kaman-Kalehöyük
Tarihi İnebolu evleri
İnsanoğlu yeryüzünde korunma içgüdüsünden hareketle doğumundan ölümüne kadar ihtiyaçlarını karşılayacağı, yaşamını sürdürebileceği evler inşa etmiştir. Yerleşik hayata geçen Türk toplulukları yaşam tarzlarına uygun mekânlar oluşturmuştur. Bu mekânlar geçmişten günümüze insanların değer yargıları, mahremiyet bilinçleri, aileye verilen önem ve değer, birlik beraberlik, bir arada yaşayabilme becerisi vb. gibi konular hakkında bizlere ipuçları vermekte ve yaşadığımız dönemde örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'da Türklerin yaşadığı coğrafyalarda görülen bu yapılar Türk evi olarak adlandırılmış, zamanla bulundukları coğrafi konum, yapı malzemesi, yaşayanların adet, gelenek ve görenekleri doğrultusunda gelişim ve değişim göstermiştir. Çalışmamızda Kastamonu İli İnebolu ilçesinde bulunan doğa ile iç içe bütünleşmiş, Türkiye'de tek örneği mevcut olan, yöreye ait karakteristik kimlik kazanan, kırmızı renkli (FeO-demiroksit) aşı boyalı, tarihi Türk evleri incelenmiştir. Öncelikle çalışmamızın amacı, kapsamı, kaynak araştırması, literatür taraması hakkında bilgi verildi Birinci bölümde; İnebolu ilçesinin coğrafi, sosyal kültürel tarihi yapısı; İkinci bölümde; Türk evi özellikleri, Türk evinin tarihsel gelişimi, tanımı, plan tipi, cephe ve malzeme özellikleri; Üçüncü bölümde; Tarihi İnebolu Evleri katalog şeklinde sunuldu. Dördüncü bölümde ise; İnebolu ev mimarisi hakkında değerlendirme yapılarak sonuca yer verildi. Anahtar Kavramlar: Kastamonu, İnebolu, Aşı Boyalı Türk Evi
Alaca Höyük'te Hitit İmparatorluk Dönemi yerleşim modeli ve mimarisi
Alaca Höyük Hitit İmparatorluk Dönemi Yerleşim Modeli ve Mimarisi" adlı bu çalışmada Çorum İli Alaca İlçesi Alaca Höyük Köyü sınırları içerisinde yer alan Alaca Höyük'ün 2. yapı katı (Hitit İmparatorluk Dönemi) mimarisi incelenmiştir. Bu bağlamda eski yıllarda açığa çıkarılmış olan yapıların çizimleri revize edilmiş ve dijital ortamda (AutoCAD) çizimleri tekrar yapılmıştır. Yeni dönem kazılarında açığa çıkarılan yapıların çizimleri ile beraber değerlendirilip topografik haritada kent modeli oluşturulmuştur. Hitit İmparatorluk Dönemi'nde Alaca Höyük'te açığa çıkarılan yapılarda kullanılan malzemeler ve bu malzemelerin temini araştırılmıştır. Mimaride kullanılan yapı öğeleri ve mimari yapım teknikleri ışığında dönemin yapıları tek tek değerlendirilmiştir. Yapılar değerlendirilirken; planı, kullanılan yapı malzemeleri, çıkan buluntu konteksi ve yapım teknikleri ışığında yapıların işlevi tespit edilmeye çalışılmıştır. Dönemin mimari yapıları Hitit çekirdek bölgesindeki merkezler ile karşılaştırılmıştır. Alaca Höyük kent dışı yapılarının özellikleri, işlevleri araştırılmış ve yapıların kent ile bağlantısı, diğer merkezler ile karşılaştırma yapılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Alaca Höyük'ün yerleşim olarak seçilmesinin nedenleri Coğrafi Bilgi Sistemleri ışığında; iklimsel yapısı, coğrafyası, jeolojik yapısı ve hidrojeolojisi gibi birçok faktör açısından araştırılmış, yerleşimin tercih edilme sebepleri tespit edilmiştir. Yazılı belgeler ışığında dönemin şehircilik anlayışı araştırılmıştır. Diğer merkezlerle karşılaştırmalar yapılarak Alaca Höyük kentinin özellikleri belirlenmiştir. Bütün bu çalışmalar sonucunda Alaca Höyük Hitit İmparatorluk Dönemi mimarisi ve kentin yerleşim planı hakkında edinilen bilgilerle sonuca ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alaca Höyük, Hitit İmparatorluk Dönemi, Mimari, Kent
Osmanlı müelliflerinin kaleminden Ayasofya'nın inşaşı
Dünya tarihinin önemli miraslarından biri Ayasofya'dır. Bu önemli miras, tarihin değişik dönemlerinde ilgi odağı olmuş, tarih ve daha pek çok ilim dallarında araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Bu çalışmada Ayasofya hakkında Fatih dönemiyle birlikte meydana getirilen Osmanlı Türkçesi eserlerden bazıları incelenerek ilim camiasının tartışmasına sunulmuştur. Kendine has özeliklere sahip olan Ayasofya'nın yapımına ilk defa 360'lı yıllarda başlanmış, 415'te ikinci defa inşa edilmiş, Justinianus devrinde ise üçüncü ve son yapımına ulaşmıştır. Ayasofya her dönemin gözbebeği olmuş, siyasi iradenin değişmesiyle niteliği de değişmiştir. Kilise olarak meydana getirilen Ayasofya, Latin istilasında yağmalanmaktan kurtulamamıştır. Osmanlı imparatorluğu hâkimiyetinde camiye dönüştürülmüş gördüğü onarım ve güçlendirme çalışmalarıyla günümüze ulaşmış günümüzde müze olarak canlılığını devam ettirmektedir. Yüksek lisans tezi olarak yaptığım bu çalışma Fatih dönemi yazmalarından Şemseddin Karamanî'nin "Haze Tarih-i Beyanı Bina-yı Ayasofya-i Kebir" eseri çerçevesine oluşturulmuş, Fatih dönemi ve sonrası Ayasofya Tarihi ile ilgili diğer Osmanlıca eserlerle birlikte değerlendilmiştir. Bu çerçevede eserlerden elde edilen bilgi ve bulgulardan yola çıkarak Ayasofya inşasının aşamaları safhalarıyla incelemiş ve bilim dünyasının tarttışmasına sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ayasofya, İgnatios, Agnadyus, Ustuyanoş, (Justiniaus) Mimar, Karamanî, Abdulkayyum, Ayasofya Tarihi
Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi
Bu çalışmada, Erken Tunç Çağı'ndan Roma Dönemi'ne kadar uzanan Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi ele alınmıştır. Höyükte Erken Tunç Çağı'nın yanı sıra Orta Tunç Çağı, Akhaemenid, Hellenistik ve Roma Çağlarına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.Seyitömer Höyük'ün mimari özellikleri ve gelişimini değerlendirebilmek için, her bir kültür katını en iyi temsil eden konut ve atölyelerden birer sivil yapı örneği seçilerek malzeme, inşa teknikleri, plan özellikleri ve kullanım amaçları açısından incelenip yerleşimin kendine has özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.Yerleşimler bir sur veya teras-sur duvarlarıyla çevrelenmiştir. Yerleşimlerde anıtsal nitelikteki yapılara rastlanmamıştır. Özellikle Erken ve Orta Tunç Çağlarında konut tipi yapıların yanı sıra atölye/işlik ve depo olabilecek nitelikte mekânlar da görülmektedir.Erken Tunç Çağı'nda megaron planlı bir yapıya rastlanması, bu yerleşimin Batı Anadolu kültürel etki alanına girdiğini göstermektedir. Orta Tunç Çağı'nda ise daha ziyade Orta Anadolu etkisi ağırlık kazanmaktadır.Höyüğün en yoğun ve en geniş sınırlarına Erken ve Orta Tunç Çağı'nda ulaştığı; daha sonraki dönemlerde yerleşim alanının küçüldüğü ve daha az bir nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Seyitömer Höyük'ün özellikle Erken ve Orta Tunç dönemlerinde seramik ve maden üretiminde, ayrıca Anadolu'nun Doğusu ve Batısı arasındaki ticarette önemli bir rol üstlendiği açıktır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem mimari kalıntıları genellikle konutlardan oluşmaktadır. Dönemi karakterize eden yapı türlerine rastlanmaması ve daha ziyade yerel mimari özelliklerin görülmesi, höyüğün bu dönemde bir taşra yerleşimi niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Mimari, Konut, Atölye, İşlik.
Arkeolojik veriler ışığında Orta Fırat bölgesinde Orta ve Yeni Assur varlığı
Yayılmacı bir siyasi yapıya sahip olan Assur Devleti, imparatorluk dönemi olarak bilinen Yeni Assur Döneminde egemenlik alanını oldukça geniş bölgelere ulaştırmış olup döneminin en güçlü imparatorluğu olmuştur. Orta Assur Devleti dönemin'in başlarından itibaren Orta Fırat Bölgesi Assur'un ilgisini çeken önemli bir bölge olmuştur. Orta Fırat Bölgesinde siyasi ve kültürel etki alanı doğal sınırların'ın çok ötesine çıkan Assur Devleti bu önemli toprakları hâkimiyeti altına alırken birçok arkeolojik veri bırakmış olsalar da Assur'un Orta Fırat Bölgesinde varlığı ile ilgili aydınlatılmamış birçok konu bulunmaktadır. Bu sebeple bölgedeki her iki dönemin varlığını göz önüne serecek arkeolojik belge ve veriler değerlendirilip bölgenin her iki dönem içinde ne kadar önemli olduğu araştırılmıştır. Çalışma kapsamında Orta ve Yeni Assur Kralları'nın Orta Fırat Bölgesine ne zaman ilgi duymaya başladıkları, yayılım alanlarının sınırlarını, bölgedeki yayılım politikaları, bölgeye yapılan siyasi seferler, yapılan yatırımlar, Assur'un bölge üzerindeki kültürel etki alanını arkeolojik veriler sunularak değerlendirilmiştir. Orta Fırat Bölgesinde Assur varlığını gösteren yerleşim yerlerinin yerleşim model ve stratejileri, yerleşmelerde ele geçen yazılı belgeler, mimari öğeler, çanak-çömlek grupları, küçük buluntu ve metaryeller, kabartma-steller gibi arkeolojik veri ve malzemelerden hareket edilerek incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Orta Fırat Bölgesinde Orta Assur ve Yeni Assur varlığının izlerini taşıyan 16 yerleşim yeri mevcuttur.
Orta Fırat bölgesi Kalkolitik dönem konut mimarisi
Orta Fırat bölgesindeki Kalkolitik Çağyerleşim yerlerinde çok sayıda Kalkolitik Çağ'a ışık tutacak bulgular açığa çıkartılmıştır. Orta Fırat bölgesinde Kalkolitik Dönem arkeolojik kazılar sayesinde döneme ait birçok yerleşim yeri tespit edilmiştir. Bu tez kapsamında bölgedeki konutların diğer bölgelerdeki konutlarla benzer ve farklı yönlerini, konutlarda kullanılan malzeme özelliklerinin neler olduğu, Orta Fırat bölgesindeki Kalkolitik Çağ konutlarının bölgeyle olan ilişkisi farklı boyutlarda araştırılıp değerlendirilmiştir. Orta Fırat Bölgesi'nin kapsamlı bir şekilde araştırma imkânı sunarak buradaki yerleşim yerlerinin keşfetme yolunu açmıştır. Tezin kapsam alanını özellikle de bölgenin, Kalkolitik Çağ'da Halaf, Ubeyd ve Uruk konut mimarisinin gelişimi ve bölge açısından ne gibi özellikler gösterdiği ele alınıp bölgenin mimari dokusu açıklanmaya çalışılmıştır. Orta Fırat bölgesindeki höyüklerde elde edilen mimari öğeler dönemin konut mimarisi açısından ele alınıp incelenecektir.
17.-19.yy'larda İstanbul'da caminin kentsel ve simgesel dönüşümü
Çalışma kapsamında 17.yüzyıldan 19.yüzyıla geçiş sürecinde Osmanlı dini mimarisinin en önemli öğesi olan `cami'nin fiziksel ve simgesel dönüşümünün incelenmesi amaçlanmıştır. Osmanlı coğrafyasında , müslüman tebaanın yaşadığı alanların temel belirleyicisi ve kentsel mekanın yönlendirici öğesi olan caminin kentsel dönüşümü ve simgesel önemi , bu değişimlerin ışığında okunmaya çalışılacaktır.Çalışmanın giriş bölümünde , Osmanlı Mimarisi'nin 17.yüzyıl öncesi durumu açıklanmış ve çalışmanın çerçevesini oluşturan 17.yüzyıl-19.yüzyıl dönemlerinin arka planını oluşturan gelişmeler kısaca anlatılmıştır.İkinci bölümde ise , İstanbul kenti ve mimarisi , çalışmanın dönemsel çerçevelerini oluşturan , 17.yüzyıl , 18.yüzyıl ve 19.yüzyıl dönemleri özelinde incelenmiştir. Bu yüzyıllarda İstanbul'un sosyal , kültürel ve mimari bir kesiti verilmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde , 17.yüzyıl , 18.yüzyıl ve 19.yüzyıllarda inşa edilen ve çalışma kapsamında seçilmiş camilerin kataloğu hazırlanmıştır. Bu kataloglardan edinilen bilgiler ışığında her yüzyıla ait camiler: plan , cephe , bezeme ve kentsel konum açısından incelenmişlerdir. Bu bölümün son alt başlığında caminin bu süreçte değişen simgesel anlamı irdelenmiştir.Sonuç bölümünde ise , 17.yüzyıldan 19.yüzyıla kadar geçen süreçte seçilen camilerin fiziksel, kentsel ve simgesel değerlendirmeleri yapılmış ve varılan sonuçlar açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler: Cami , 17.yüzyıl , 19.yüzyıl , Simge , İstanbul , Dönüşüm
VI-XI. yüzyıllar arasında Kapadokya'da hıristiyan dini mimarisi ve koruma metodolojisi
Kapadokya mimari mirasında önemli bir yer tutan dini yapılar hakkında yapılmış olan çalışmalar, dini mimariyi bütünüyle değerlendirmekten çok kaya oyma kiliseler ile duvar resimleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu araştırmada, Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Kapadokya'da yer alan, VI-XI. yüzyıllar arasına tarihlenen, günümüze ulaşabilmiş kagir kiliseler tespit edilerek, tarihsel ve mimari özellikleri açısından değerlendirilmesine ve koruma sorunlarının belirlenmesine çalışılmıştır.Tez, 1. Giriş bölümü dışında dört ana bölümden oluşur.2. Bölüm'de bölgenin Antik dönem, Kappadokia Krallığı ve Roma İmparatorluğu dönemi ile Ortaçağ'daki tarihsel gelişimi; bölgede Hıristiyanlığın yayılması ve coğrafi özellikleri incelenmiştir.3. Bölüm'de kiliseler mevcut plan şemaları dikkate alınarak sınıflandırılmış; konum, tasarım ve yapım özellikleri, bozulma ve koruma durumu ana başlıkları altında irdelenmeye çalışılmıştır. Bölüm sonunda kiliselerin yapı malzemeleri ve yapım sistemleri değerlendirilmiştir.4. Bölüm'de, kiliselerde tespit edilen bozulma nedenleri; yapım sistemi ve malzeme ile insana ve doğal olaylara bağlı bozulmalar olarak ortaya konulmuştur.5. Bölüm'de, yapıların konumları ve içinde bulundukları koşullar göz önüne alınarak, 4. Bölüm'de saptanan bozulmalara karşı ne tür müdahaleler uygulanabileceği saptanmıştır.6. Bölüm'de Sonuç metni olarak, kiliselerin plan, cephe, yapım sistemi ve koruma sorunlarına yönelik genel değerlendirmeler yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kapadokya, kilise, mimari, Bizans, koruma.
Batılılaşma dönemi mimarisinde, yapım teknolojisindeki değişim ve gelişim
ÖZET Osmanlı Devleti'nde, 18. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Batı uygarlığına karşı bir açılım başlamış ve bu Batılılaşma olgusu, Tanzimat dönemiyle birlikte devlet ve toplum yapısındaki köklü bir yenileşme hareketine dönüşmüştür. Bu değişimin kent fizyonomisine yansıması ise, yeni mekan organizasyonları, yeni yapı türleri, tasarım kalıpları ve biçimlenme ilkeleri ile birlikte yapım teknolojisi alanında da gelenekselden çağdaş mimariye geçiş olmuştur. Modernleşme sürecinde, Batı mimarlığından model alınan kagir yapım teknolojileri kullanılarak inşa edilen yapılar, günümüzdeki yapı potansiyelinin de büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Döneminin sosyal ve kültürel yapısı, mimari anlayışı ve ekonomik eğilimlerini belgeleyen bu yapılar, taşımış oldukları bu değerler ile korunması gerekli birer kültür varlığıdır. Yapım teknolojileri de, dönemin endüstriyel ortamı, teknik imkanları ve standartlarını belirleyen verileri ile korunması gerekli bu yapıların, kültürel kimliğine değer kazandıran faktörlerin farklı bir yönünü oluşturmaktadır. Bu çalışmada da, Batılılaşma dönemi mimarlığı yapım teknolojilerinin taşımış oldukları kültürel misyonun boyutları çizilerek, koruma bilincinin bu kapsama kadar indirgenmesi ve dönem yapılarının yeniden değerlendirilmesine yön verecek teknolojik veri ve standartların tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçlar doğrultusunda, Batılılaşma sürecinde modernleşme hareketlerinin ortaya çıkardığı toplumsal, ekonomik, teknolojik ve mimari yapıdaki dönüşümler, devletin siyasi, kurumsal ve yasal düzenlerindeki değişim ve bunların yanı sıra Batı uygarlığı ile olan ilişkilerin yapım teknolojisi gelişim sürecinin biçimlenmesine olan etkileri irdelenmiştir. Ayrıca, kent dokusu içinde taşımış oldukları mimari değerler ile simgesellik ifade eden dönem yapıları arasından örnekler seçilerek, görsel belgelerle desteklenen bir anlatım içinde yapım malzemesi ve teknolojilerinin kullanım biçimleri tespit edilmiştir. Bu değerlendirmeden elde edilen veriler ile Batılılaşma dönemi mimarlığı yapım malzemesi ve teknolojilerinin tarihsel süreç içersindeki değişim kriterleri ve gelişim profillerinin saptandığı bir araştırma ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Batılılaşma Dönemi, Kagir Yapı, Yapım Teknolojisi, Yapım Malzemesi.
Mimaride güç ve iktidarın kullanımı
İnsanlığın evrimi yöneten yönetilen ilşkileri ile süregelmiştir. Yönetenler yani iktidar sahibi olanlar ise konumlarını ve ayrıcalıklarını arttırarak sürdürmek istemişler ve yönettikleri sınıftan farklı algılanmayı arzulamışlardır. Bu farklılık talebi temel insani ihtiyaçlardan biri olan barınmada da karşılığını bulmaktadır. İktidarın, sınıflandırmasını yapıp tarihçesini inceldiğimizde ise, kullanılan güç ve iktidar her ne olursa olsun, iradesini yansıtacak mekanlara etkisinin olduğunu görmekteyiz. Din adamları, krallar, diktatörler, desantralize olmuş yönetimlerin karar vericileri, çok uluslu şirketler, hatta medya, güç alanını arttırdıkça, iktidarının etkisini sürdürmek için, kendini seçkinleştirici yöntemleri benimsemiştir. Ayrıcalıklı bir saray, konut, parti merkezi, ezici bir kilise, ulu bir cami, yeniden yapılanan kentlerin kuvvetli aksları bir güç gösterme aracı olarak hissedilmektedir. Mimarın tasarımcı ve yapımcı rolüyle anlatılan ilişkiler içinde önemli bir yeri vardır. Mimar hizmet ettiği iradeyi yeteneği ve mesleki becerileri ile kuvvetlendirebilmekte, iktidarı ayrıcalıklı kılabilmektedir. Diğer taraftan mimar, özgürce yaratma işlevini iktidarın isteklerine uygun hale getirmek zorunda kalabilmektedir. İktidarın gücü ve mimarın yaratıcı becerisi ortaya çıkması zor eserlere yaşam şansı sağlayabilmektedir. Zaman zaman da iddialı meslek adamlarının kariyerlerini sona erdirebilmiştir. Ancak her ne olursa olsun iktidar ve mimari sıkı bir etki tepki ilişkisi sürdürür, iktidarın gücünü sürdürmek için mimariye, Mimarinin hayata geçmesi için güç ve iktidara ihtiyacı vardır. Bunlardan yola çıkarak tezin birinci bölümünde iktidar kuramlarından bahsedildi ve konu ile ilgilenmiş kuramcıların fikirlerinden yararlanıldı, ikinci bölümde iktidarın mimariyi etkilemesi üzerinde durularak örneklerle sınıflandırma yapıldı. Üçüncü ve son bölümde ise tüm anlatılanlar toparlanarak mimarın nasıl iktidardan pay alabileceği tartışıldı.
Başlangıcından Tunç Çağlarının sonuna kadar Anadolu'da savunma sistemleri mimarisi
Bu tezin amacı Neolitik Dönemden başlayarak Geç Tunç Çağının sonuna kadar Anadolu'da var olan yerleşim yerlerindeki savunma olgusunun mantığını ve gelişimini takip etmektir. Bu konu bağlamında yerleşmeler tek tek incelenirken bölgesel özellikleri ve çevresel koşullar gibi olguların savunma sisteminin oluşumunda nasıl bir rol oynadığı da irdelenmiştir. En başından beri insanların neden kendilerine savunma hattı çektikleri ve bu savunma hattı gerçekten de yerleşmeyi savunmak için miydi? gibi sorulara cevap bulmak ilk bölümün ana mantığını oluşturmaktadır.Diğer bölümler ile beraber yavaş yavaş şekillenip belli bir düzene oturmaya başlayan savunma sistemlerinin merkezler arasında değişen teknik anlayışları ile beraber kullanılan farklı materyallerin savunma sistemi üzerinde nasıl bir etki yarattığını tespit etmek asıl hedef olacaktır.Çalışmanın sonlarına doğru ise Anadolu'da değişen dengelerin savunma mimarisine nasıl katkı sağladığına vurgu yapılacaktır. Bu dönem içinde Anadolu'da bir güç olan ve geniş bir bölgede egemenlik kuran Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşa ile beraber ondan pek de aşağı bir öneme sahip olmayan diğer Hitit yerleşimlerinin savunma sistemlerini ve bunların Anadolu mimarlığına kattığı yenilikler takip edilmeye çelışılacaktır.
Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürler (1077-1308)
Türk Mitolojisinde ve inanç sisteminde önemli bir yeri olan Şamanizm'in öyküsü antik çağlara kadar uzanmaktadır. Anadolu'daki uzantısı Asya kökenli olan, içerisinde mistik unsurlar taşıyan, Tanrıyla, yeraltındaki ve yerüstündeki ruhlarla iletişim kurulabilen, hastalıkları tedavi eden kısaca halkın en önemli manevi ihtiyaçlarını gidermeye gayret eden şamanın bağlı olduğu inanç biçimi olan Şamanizm, varlığını ve etkilerini günümüzde de sürdürmektedir. Tez konumuzu "Anadolu Selçuklu Mimarisindeki Şamanist Figürler (1077-1308)" olarak belirleme amacımız, kadim bir inanış olan Şamanizm'in gerek dini gerek sosyal ve gerekse mimari alanda, tarihin sonraki dönemlerine önemli etkilerde bulunduğunu tespit etmemiz ve bu izlerin Anadolu Selçuklu Dönemi Türk İslam Mimarisindeki yansımalarını ortaya koymayı hedeflememizdir. Çalışmamızda ele aldığımız eserler, Anadolu Selçuklu Devletinin ve bu devlete bağlı Beyliklerin hakimiyet kurduğu 1077-1308 yılları arasında inşa ettikleri eserlerdir. Orta Asya topraklarından Anadolu'ya ulaşan Türklerin bu topraklarda inşa ettikleri eserlere baktığımızda, bu yapılarda stilize edilmiş ve çeşitli zihinsel altyapılarla üsluplaştırılmış pek çok Şamanist figürün var olduğu gördük. Bu figürler bazen yapıların dış cephelerinde bazen yapıyı süsleyen çinilerde bazen de yapıların iç mekanlarında karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız bu motifler ve figürleri Şamanizm'de var olan inançlarla temellendirmeye, yorumlamaya ve değerlendirmeye gayret ettik. Bu sayede Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürleri ortaya koymuş olduk. ANAHTAR KELİMELER: Anadolu Selçuklu, Şaman, Şamanizm, Figür, Motif.
Urartu mimarisi
Adına ilk kez Asur kaynaklarında rastladığımız Urartu Krallığı, M.Ö. 13. yüzyılın ilk çeyreğinden M. Ö. 6. yüzyılın başlarına kadar tarih sahnesinde varlığını korumuştur. M. Ö. 8. yüzyılın başlarından itibaren ise, çekirdeğini Van Gölü ve çevresinin oluşturduğu, batıda Fırat, kuzeyde Kars Platosu-Sevan Gölü, Doğu'da Urmiye Gölü ve güneyde Toros Dağlarının çevrelediği bölgede hızlı bir gelişim göstermiştir. Urartu Krallığı, egemenlikleri altında olan bölgelerde kültürlerinin kalıcı eserlerini bırakmışlardır. Hâkim oldukları bölgenin zorlu coğrafyasına rağmen inşa ettikleri mimari yapıların kalıntıları, günümüze kadar gelmeyi başarmış, krallığın yaşamını canlandırmamıza yardımcı olmuştur. Bölgenin coğrafi yapısındaki sorunlara, adeta bir çözüm niteliğinde inşa edilen Urartu kaleleri, bölgenin stratejik kilit noktalarını kontrol altında tutacak biçimde inşa edilerek, aynı zamanda askeri bir üs görevi görmektedir. Urartu Krallığı, ele geçirdiği bölgelerde güçlü bir savunma sistemi oluşturarak, sürekli ve özgün bir mimari gelişim sergilemiştir. Bu mimari gelişim Urartu yaşamının her alanında kendini göstermektedir. Bu çalışmada Urartu mimari yapıları, askeri, dini ve sivil mimari başlıkları altında gruplandırılarak konum, işlev ve plan bakımından değerlendirilmiştir. Böylece yapı grupları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır.
Sokullu Mehmet Paşa'nın bani kimliği ve inşa ettirdiği üç menzil külliyesi: Lüleburgaz, Havsa, Payas
Başarılı bir devlet adamı, dirayetli bir komutan ve iyi bir yönetici olan Sokullu Mehmet Paşa, üç padişah zamanında veziriazamlık görevinde bulunan önemli bir şahsiyettir. Siyasî ve askeri alandaki başarılarıyla bir döneme adını veren Sokullu Mehmet Paşa'nın bilim ve sanat hamiliği ile bani kimliği geri planda kalmıştır. XVI. yüzyılda sanatı ve sanatçıyı korumak Osmanlı yöneticilerinde aranan önemli vasıflar arasındadır. Sokullu Mehmet Paşa da sanatçıları himaye etmiş, dönemin kültür hayatını büyük ölçüde etkilemiştir. Baki, Nakkaş Osman, Seyyid Lokman gibi birçok sanatçıyı himayesi altına almıştır. Yeni eserlerin üretilmesine destek vermiş, devrin "en nefis" eserleri kendi adına ithaf edilmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti'ndeki dizi padişah portreciliği geleneğinin başlamasında en büyük etken olmuştur. Sokullu Mehmet Paşa'nın banisi olduğu yapılar camiden kiliseye, medreseden kervansaraya, köprüden darüşşifaya, hisara ve iskeleye kadar çok farklı işlevdedir. Balkanlar'dan Anadolu'ya, Anadolu dışından Arap coğrafyasına kadar uzanan yapıların sayıları 2.000'i aşmaktadır. Sokullu Mehmet Paşa vakfiyesi ışığında, bulunduğu yere, türlerine ve işlevlerine göre ele alınarak tasnif edilmiştir. Sokullu'nun banisi olduğu 12 külliyeden Lüleburgaz, Havsa ve Payas külliyeleri detaylı olarak ele alınmıştır. Tez kapsamında ele alınan Lüleburgaz, Havsa ve Payas'taki külliyeler ücra yerlerde inşa edilmeleri ile hem Sokullu Mehmet Paşa'nın hem devletin gücünü simgelemekte, büyük boyutları ve donanımlı olmaları ile ön plana çıkmaktadır. Mimar Sinan tarafından inşa edilmesi ile de ayrıcalıklı konuma sahiptir. Söz konusu külliyelerin özgün durumları ve tarih içinde geçirdiği değişimler irdelenmiş, külliyeleri oluşturan birimlerin nitelikleri ve ortak özellikleri ortaya konmuştur.
Osmanlı döneminde Konya-Adana-Belen arası hac ve ticaret yolları ile güzergâh üzerindeki hanlar ve kervansaraylar
Çalışma, Osmanlı döneminde Anadolu sağ kol yolunun Konya- Adana- Belen arasındaki bölümünü ve bu güzergâh üzerinde inşa edilen han ve kervansarayları konu edinmektedir. Hacıların ve diğer yolcuların kullandığı yolun Konya- Adana- Belen bölümü kervan yürüyüşüyle 114 saat sürmektedir. Konya- Karapınar- Ereğli- Ulukışla- Pozantı- Sarıışık- Kuzoluk Hanı- Çakıt Hanı- Adana- Misis- Kurtkulağı- Payas- İskenderun- Belen üzerinden Suriye, Mısır ve Hicaz'a ulaşmaktadır. Tezin ilk bölümünde Konya- Belen güzergâhının tespitine çalışılmıştır. Konya platosunu aşan yol, dik ve sarp Gülek Geçidinden sonra Çukurova'ya inmekte ve ardından Akdeniz sahiline ulaşmaktadır. İskenderun'dan Belen'e kadar olan bölümde ise eğim değeri çok yüksektir. Farklı jeolojik özelliklere sahip olan bölümleri ayrı ayrı ele alınmış, her bölümde yolculuğun zorluklarına yer verilmiştir. Kaynaklar bu yol üzerinde çok sayıda konaklama yapısı inşa edildiğini göstermektedir. Çalışma sürecinde Konya - Ulukışla arasında 11, Ulukışla- Adana arasında 30, Adana- Belen arasında 5 olmak üzere toplam 46 tane konaklama yapısı tespit edilmiştir. Bunlardan 14 kadarının günümüze ulaştığı, 5 tanesinin restorasyonunun yapıldığı, bir tanesinin ise koruma altına alındığı belirlenmiştir. Bu çalışma günümüze ulaşan ve ulaşmayan yapıların tamamını içermektedir. Yapıların Türk sanatı ve mimarlık tarihi açısından önemi üzerinde durulmuş, ayrıca konumu, plan ölçüleri, yapısal özellikleri değerlendirilmiş, seyyahların gözlemlerine yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: Kervansaray, Han, Hac Yolu, Konya, Adana, Kervan yolu.
Erken cumhuriyet dönemi ilkokul yapıları: Adıyaman, Gaziantep, Malatya örnekleri üzerinden değerlendirmeler ve sonuçlar
Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle beraber birçok alanda köklü değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Eğitim ve mimarlık değişimlerin hızla yaşanmış olduğu alanların başında yer almaktadır. Eğitim, halkın bilinçlenmesi bakımından önemli bir role sahipken; mimarlık ise modernitenin mekânsal temsili bakımından kritik bir öneme sahip olmaktadır. Bundan dolayı, Erken Cumhuriyet döneminde eğitim yapılarının birçok açıdan önemli misyonlara sahip olduğunu söylemek yanlış olmamaktadır. Temel eğitimin verilmiş olduğu ilkokullar ise; diğer kademelerdeki eğitim kurumlarından daha öncelikli bir şekilde değerlendirilmiştir. Halkın büyük bir kısmı henüz okuma-yazma bilmiyor olması sebebiyle; hızlı bir biçimde okur-yazar oranının arttırılması hedeflenmiştir. Bununla beraber; Cumhuriyet ilkelerine bağlı ilköğretim okullarının yaygın hale getirilerek herkesin ilkokul eğitimi almış olması hedeflenmiştir. Bu kapsamda; kasabalarda, kentlerde ve köylerde yeni okul binaları tasarlanarak inşa edilmiştir. Gaziantep, Adıyaman ve Malatya'daki erken Cumhuriyet dönemi ilkokul yapıları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarının mimari ve kültürel özelliklerini yansıtan tarihi eserler olarak değerlendirilmektedir. Bu yapılar, koruma altında olmayan statüleri nedeniyle çeşitli müdahalelere maruz kalmış olmakla birlikte, ilgili şehirlerin tarihî hafızasında önemli bir yer tutmaktadır. Fiziksel yapılar olmanın ötesinde, mekânsal ve kültürel sürekliliğin bir parçası olan bu binaların korunması ve özgün özelliklerinin muhafazası giderek artan bir önem arz etmektedir. Bu doğrultuda araştırmada, Erken Cumhuriyet dönemine ait eğitim yapılarının mimari özellikleri, kullanılan malzemeler, mimarlık akımlarının etkileri ve tarihsel değerleri üzerinde durulması ve bununla birlikte de aynı zamanda bu yapıların günümüze kadar olan süreçte maruz kaldıkları değişimler, özellikle doğal afetler sonrası yaşanan dönüşümler ele alınmıştır. Bu doğrultuda yapılar arasında 6 Şubat 2023 depreminin ardından hasar görenler de ayrıca değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mimari, İlkokul, Eğitim, İlkokul Yapıları, Erken Cumhuriyet Dönemi.
Batı Anadolu sahil şeridi Kalkolitik Çağ mimarisi ve yerleşim modelleri
Bu çalışmada Batı Anadolu sahil şeridinde, kazısı yapılan Kalkolitik Çağ merkezlerinin mimarisi stratigrafik düzen içerisinde değerlendirilerek yapıların inşasında kullanılan malzeme, teknik, yapı tipleri ve yerleşim modelleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ege Denizi boyunca, kuzeyde Çanakkale?den güneyde Muğla?ya kadar Batı Anadolu sahil şeridi içerisinde bereketli tarım ovaları üzerine kurulan Kalkolitik Çağ merkezlerinin birçoğu, Büyük ve Küçük Menderes, Bakır Çay, Gediz Çayı ve kollarının oluşturduğu alüvyon dolguları altında kalmıştır. Yeterince araştırılmayan ve içerisinde kronoloji sorunları bulunduran Kalkolitik Çağ, yaklaşık olarak M.Ö. 6000-3000 yılları arasında; Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç dönem içeren uzun bir kültür sürecidir. Kullanılan malzeme, teknik ve yapı tipleri yerleşim yerleri içerisinde küçük farklılıklar olmasına rağmen genel olarak bir bütünlük arz eder. Yapıların inşasında kullanılan malzemeler, taş, ahşap, çamur harç, dal, saz ve otsu bitkilerden oluşmaktadır. Teknik olarak ise dal-örgü ve çamur-harç, taş temel üzeri kerpiç ve kerpiç duvar tekniği kullanılmıştır. Dal-örgü ve çamur-harç ve taş temel üzeri kerpiç mimari teknikleri tüm Kalkolitik Çağ boyunca kullanılmışken, kerpiç duvar tekniği Erken ve Geç Kalkolitik Çağ içerisinde kullanılmıştır. Bu tekniklerle inşa edilen, dikdörtgen, apsidal, ızgara, çukur ve dairesel planlı yapıların Kalkolitik Çağ merkezleri içerisinde farklı dönemlerde yoğun olarak kullanıldığını görmekteyiz. Dikdörtgen planlı yapılar, Kalkolitik Çağ?ın tüm evrelerinde kullanılırken Çukur ve dairesel planlı yapılar Orta ve Geç Kalkolitik Çağ içerisinde, apsidal ve ızgara planlı yapılar ise Batı Anadolu sahil şeridinde sadece Geç Kalkolitik Çağ içerisinde kullanılmıştır Batı Anadolu sahil şeridi Kalkolitik Çağ yerleşim modelleri, yetersiz mimari kalıntılardan dolayı birkaç merkez dışında tam olarak anlaşılamamıştır. Bu merkezlerden elde edilen mimari veriler ışığında, yerleşim yerleri; sokak veya açık işlik alanlarıyla ayrılmış açık bir yerleşim modeli sunmaktadır. Anahtar Sözcükler 1 Kalkolitik 2 Mimari 3 Yerleşim modelleri 4 Batı Anadolu 5 Yapı teknikleri
Ankara Yahudi Mahallesi Birlik Sokak ta bulunan Ankara Sinagogu ile Albukrek ve Araf konutlarının 19.yy Osmanlı batılılaşması bağlamında incelenmesi
Avrupa?da 18. yüzyılın sonunda Sanayi Devrimi ile başlayan reformist hareketler, farklı etnik kökenlere sahip toplulukların yönetici halkla eşit haklara sahip olması ile sonuçlanmıştır. Aynı dönemde Avrupa?ya denk bir gelişimin gözlenemediği Osmanlı Devleti?nde ise; Batı?nın baskısından çok devletin kendi iç dinamiklerinin zorunlu kıldığı, geleneğin yanında batılı modellerin tercih edildiğiBatılılaşma olgusu ortaya çıkmıştır. Pazar arayışında olan Avrupa?nın gerileyen Osmanlı?nın iç işlerine karışabilmek için öne sürdüğü eşitlik ilkesi, yayınlanan fermanlar ile uygulanmaya başlamış ve zaten Millet Sistemi ile özerk olarak yaşayan azınlık gruplar Müslümanlar ile eş haklara sahip olmuştur. Bu bağlamda 19. yüzyıl, Avrupa ve Osmanlı?da azınlık olarak yaşayan Yahudilerin, kazandıkları hakları mimari alanda da ifade edebilecekleri önemli bir dönem olmuştur. Çalışmanın amacı, Batılılaşma olgusu ile değişen sosyo-ekonomik, kültürel ve demografik verilerin mekana olan yansımalarının, 19. yüzyılda yapılan Ankara Sinagogu ile karşısındaki Araf ve Albukrek konutları üzerinden okumaları yapılarak, Ankara?da yaşayan Yahudi Cemaatinin Osmanlı Batılılaşması veya Batılı etkenlere karşı nerede konumlandığının tespit edilmesi olmuştur. Bu bağlamda çalışma kapsamında, tarihsel bir süreklilik içerisinde tanımlanan Yahudi Kimliği ile sınıflandırılan Yahudi Mimarlığının oluşturduğu genel çerçevede Ankara Sinagogu ve karşısındaki konutlar, Osmanlı ve Batı?daki örnekler ile karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında sonuç olarak, 19. yüzyıl sonunda Ankara?da yaşayan Yahudi cemaatine ait mimari eserlerde, kentle kurulan ilişki, cephe düzeni ve bezeme özellikleriyle batı etkisinin; koruduğu mekânsal nitelikler ve mekân örgütlenmesi ile gelenekçi bir tutumun varlığı tespit edilmiştir. Ankara Yahudilerinin bu tutumu, hızla Batılılaşan diğer gayrimüslim toplulukların tavrından farklılaşmakta ve Osmanlı?nın daha çok Müslüman tebaası için geçerli olan ihtiyatlı batılılaşma olgusuna yakın bir duruş sergilediğine işaret etmektedir.