Energy consumption
180 theses under this subject heading
Enerji tüketimi ile seçili makroekonomik göstergelerin analizi: Türkiye örneği
Enerji, ülke ekonomilerinin sürdürebilirliği için temel taşıyıcılardandır. Dünyada enerji tüketimi nüfuz artımı, ülkelerin gelişimi ve diğer faktörlerden dolayı giderek artmaktadır. Artan tüketimin karşılanması için ülkeler gerekli enerji yatırımlarına önem vermelidir. Bu tezde dünyanın genel enerji sistemi, enerji politikaları ve enerji yatırımları gözden geçirilerek ekonomik büyümeği etkileyen diğer makroekonomik faktörlerle olan ilişkileri üzerine yapılan çalışmaları incelemek, bunun yanı sıra ülkemiz için bu tür bir çalışmanın uyumlu olup olmadığını test etmek amaçlanmıştır. Tezde ülkemizin enerji tüketimi, enflasyon (TÜFE) ve ekonomik büyüme göstergesi olan GSYİH gibi makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkinin analizi yapılmaktadır.
Türkiye ekonomisinde yenilenebilir enerji tüketimi ve ekonomik büyüme ilişkisi: Bir zaman serisi analizi
Son zamanlarda ekonomik büyüme literatüründe ön plana çıkan konular arasında yenilenebilir enerji kaynakları yer almaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı, yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi teorik ve ampirik açıdan araştırmaktır. Tezin uygulama kısmında, Türkiye ekonomisinde yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ampirik olarak 1970-2016 dönemi itibariyle zaman serileri yardımıyla araştırmaktadır. Değişkenlerin birim kök analizlerinde PP ve Ng-Perron testleri kullanılmaktadır. Değişkenlerin birim kök analizlerinde ayrıca Lee-Strazicich çift yapısal kırılmalı testi de kullanılmaktadır. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisinin varlığı, ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Uzun ve kısa dönem katsayıları, ARDL modeli bağlamında EKK tahmincisi yardımıyla tahmin edilmektedir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri, Granger nedensellik testi kullanılarak test edilmketedir. Analizlerden elde edilen bulgular, degişkenlerin birinci farkında durağan olduğunu ortaya koymaktadır. ARDL sınır testi sonucları, değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığını göstermektedir. Yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir ilişki sçz konusudur. Nedensellik testi sonuçlarına göre, yenilenebilir enerji tüketimi ile ekonomik büyüme arasında bir nedensellik söz konusu değildir.
Enerji tüketimi ve büyüme ilişkisi üzerine bir panel veri analizi
Bu çalışmada 33 OECD ülkesi için enerji tüketimi ve ekonomik büyüme ilişkisi üzerine 1995-2015 yılları arasındaki veri setini kullanarak panel veri analizi gerçekleştirilmiştir. LLC, IPS ve Fisher ADF–PP birim kök testleri kullanılarak serilerin durağanlığı sınanmıştır. Breusch Pagan testi ile birimler arasında yatay kesit bağımlılığı tespit edildiği için Pesaran CADF testi ile durağanlık durumu araştırılmıştır. Pedroni eşbütünleşme testi ile iki değişkenin uzun dönemde birbirleriyle anlamlı ilişki içinde oldukları saptanmıştır. Uzun ve kısa dönem tahmin modelleri için PMG ve MG tahmin yöntemleri doğrusal model ve doğrusal olmayan model üzerine kurulmuştur. Ampirik analiz neticesinde 33 OECD ülkesi için geri bildirim hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Enerji tüketimi ve ekonomik büyüme değişkenlerinin birbirlerinden etkilendikleri tespit edilmiştir.
Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin temel belirleyicileri: Bir zaman serisi analizi
Bu tezin temel amacı, Türkiye ekonomisinde enerji tüketiminin belirleyicilerini ampirik olarak analiz etmektir. Çalışma 1975-2015 zaman serisi verilerini kullanarak ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimi üzerindeki etkisi üzerinde durmuştur. Serilerin birim kök analizleri için ADF, PP, DF-GLS, KPSS ve Ng-Perron testleri kullanılmıştır. Ayrıca, birim kök analizleri için Lee-Strazicich tek yapısal kırılmalı testi de kullanılmıştır. Seriler arasındaki eşbütünleşmeyi araştırabilmek için ARDL sınır testi tercih edilmiştir. Seriler arasındaki nedensellik ilişkilerinin belirlenmesinde Granger ve Toda-Yamamoto nedensellik testleri uygulanmıştır. Yapısal kırılmalı birim kök analizinden elde edilen sonuçlar değişkenlerin düzeyde ya da birinci farkında durağan olduğunu ortaya koymuştur. Bu birim kök sonuçları ARDL sınır testi yaklaşımının kullanılmasına imkan sunmuştur. ARDL sınır testi sonuçları her üç modelde de değişkenler arasında bir uzun dönem ilişkisinin varlığını tespit etmiştir. Uzun dönem tahmin sonuçları; ekonomik büyüme, finansal gelişme, sermaye, endüstrileşme ve ticari dışa açıklığın enerji tüketimini artırdığı bulgusuna ulaşmıştır. Nedensellik analizi sonuçlarına göre; ticari dışa açıklık ve finansal gelişmeden enerji tüketimine doğru işleyen tek yönlü nedensellikler belirlenmiştir. Tezden elde edilen sonuçlar, enerji politikaları ile ilgili önemli öneriler sunabilecektir.
Çevresel Kuznets Eğrisi bağlamında ekonomik büyüme ve enerji tüketiminin CO2 salınımı üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı Türkiye ekonomisinde karbon salınımı ile gelir düzeyi arasındaki ilişkiyi ampirik olarak incelemektir. Bu amaçla 1960 ile 2017 yılları arasında veriler kullanılarak karbon salınımı, enerji tüketimi ve kişi başına düşen gelir arasındaki ilişki Çevresel Kuznets Eğrisi kapsamında incelenmiştir. Çalışmada değişkenlerin durağanlık derecelerinin tespiti için ADF ve PP birim kök testleri kullanılmıştır. Analiz sonuçları, değişkenlerin fark durağan olduklarını fakat aralarında eşbütünleşme ilişkisi olduğunu göstermektedir. Bu ilişkinin tespiti için Engle- Granger eşbütünleşme yöntemi kullanılmıştır. Regresyon analizi sonucunda, enerji tüketiminin karbon emisyonunu arttırdığı belirlenmiştir. Ayrıca kişi başına düşen gelir ile karbon emisyonu arasında ters U şeklinde ilişki olduğu sonucuna varılmış ve bu sonuca göre Türkiye ekonomisinde Çevresel Kuznets Eğrisinin geçerli olduğu söylenebilir. Gelir ile karbon emisyonu arasındaki ilişkinin yönünü değiştiren değer 15.994 TL olarak hesaplanmıştır. Ayrıca değişkenler arasındaki ilişki Eşik Değerli regresyon model ile tahmin edilmiş ve analiz sonucunda Çevresel Kuznets eğrisini hipotezinin geçerli olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çevresel Kuznets Eğrisi, Ekonomik Büyüme, Enerji Tüketimi
Yenilenebilir enerji tüketimi, finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisi : Türkiye ekonomisi için asimetrik bir analiz
Türkiye'de 1960-2017 dönemi için yenilenebilir enerji tüketimi, finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi araştırmak için yıllık veriler kullanılmıştır. Yenilenebilir enerji ve finansal gelişmenin yanı sıra teorik ve ampirik literatür dikkate alınarak sermaye oluşumu, işgücü ve ticari dışa açıklık değişkenleri de ekonomik büyüme modeline dahil edilmiştir. NARDL eş bütünleşme sonuçları hem t-istatistiği hem de F istatistiğine göre değişkenler arasında bir asimetrik yada doğrusal olmayan bir eş bütünleşme ilişkisinin varlığını tespit etmiştir. Bu sonuca göre; yenilenebilir enerji tüketimi, finansal gelişme, sermaye oluşumu, işgücü, ticari dışa açıklık ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde asimetrik bir ilişkinin varlığı söz konusudur. NARDL uzun dönem tahmin sonuçlarına göre; uzun dönemde yenilenebilir enerji tüketiminde meydana gelen artışların ekonomik büyümeyi arttırdığı yine aynı şekilde finansal gelişmede meydana gelen artışların da ekonomik büyümeyi arttırdığı sonuçları elde edilmektedir. Ticari dışa açıklıkta uzun dönemde pozitif yönde meydana gelen artışlar ekonomik büyümeyi azaltırken negatif yönde meydana gelen şoklarda ekonomik büyümeyi azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ticari dışa açıklık + katsayısı ticari dışa açıklık – katsayısından büyük olduğu için + katsayının etkisi yorumlanır. Bu durumda uzun dönemde ticari dışa açıklığın ekonomik büyümeyi azalttığı sonucuna varılmıştır. Uzun dönemde sermaye artışları ile işgücü artışları da ekonomik büyümeyi arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Toda-Yamamoto nedensellik testi sonuçlarına göre ekonomik büyümeden sermayeye tek yönlü nedensellik bulunmuştur. Finansal gelişme ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümeden yenilenebilir enerji tüketimine, ekonomik büyümeden toplam nüfusa doğru tek yönlü nedensellik bulunmuştur. Bu nedensellikler anlaşılacağı gibi doğrusal yada simetrik nedenselliklerdir. Hatemi-J asimetrik nedensellik sonuçlarına göre; sermayenin negatif şoklarından ekonomik büyümenin negatif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümenin negatif şoklarından finansal gelişmenin hem pozitif hem de negatif şoklarına asimetrik nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Ekonomik büyümenin pozitif şoklarından iş gücünün pozitif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümenin pozitif şoklarından ticari dışa açıklığın negatif şokuna, ekonomik büyümenin negatif şoklarından ticari dışa açıklığın pozitif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ticari dışa açıklığın negatif şoklarından ekonomik büyümenin negatif şoklarına asimetrik nedensellik bulunmuştur. Ekonomik büyümenin pozitif şoklarından kişi başına düşen yenilenebilir enerjinin negatif şoklarına, ekonomik büyümenin negatif şoklarından yenilenebilir enerjinin pozitif şoklarına doğru asimetrik nedensellik bulunmuş olup yenilenebilir enerjinin bütün şoklarından ekonomik büyümenin bütün şoklarına doğru asimetrik nedensellik bulunamamıştır.
Seçilmiş yüksek-orta gelirli ülkelerde yenilenebilir enerji ve yenilenemeyen enerji tüketiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Bir saklı eşbütünleşme yaklaşımı
Enerji, yaşamın sürekliliği ve tüm canlılar için hayati önem taşıyan önemli bir faktördür. Hali hazırda temel ihtiyaçlarımızı karşılaması için gerekli ve ihtiyaç duyulan temel yaşam kaynaklarından biridir. Sanayi devrimi etkisiyle ve artan nüfusla birlikte enerji gerçeğinin farkına varılmıştır. 1973 ve 1979 yıllarında yaşanan petrol kriziyle enerji kavramının önemi artmış ve birçok konuyla ilişkilendirip akademik çalışmalara konu olmuştur. Sürdürülebilir büyümenin temel kaynaklarından biri olan enerji, geleneksel ekonomi akımları tarafından dikkate alınmayarak bir üretim girdisi olarak görülmemiştir. Ancak 1970 yılından sonra yeni bir ekonomi teorisi olan ekolojik iktisat yaklaşımı iktisatçıları enerjiyi ekonomik büyümenin birincil kaynağı olarak görmüşlerdir. Meydana gelen petrol krizleriyle birlikte ekonominin her sektörü için önemli olan yenilemeyen enerji kaynaklarının tükenebilir olması ve ekolojik dengeyi bozması nedeniyle ülkeler enerji politikalarında değişime gidirek tükenemeyen temiz, ucuz ve çevre dostu olan yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmişlerdir. Bu çalışmada yenilenebilir, yenilenemeyen enerji tüketimi ve ekonomik büyüme arasındaki asimetrik ilişki Türkiye, Çin, Peru, Endonezya, Tayland, Kolombiya, Ekvator, Brezilya ve Meksika gibi seçilmiş orta-yüksek gelirli ekonomilerde 1965-2018 dönemi itibariyle analiz edilmiştir. Değişkenlerin logaritmik değerlerinin DF-GLS, KPSS ve Ng-Perron birim kök analizleri yapılmış ve değişkenlerin birinci farkında durağan olduğu tespit edilmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisi yeni nesil testlerden biri olan saklı eşbütünleşme testi kullanılarak analiz edilmiştir. Uzun dönem katsayıları FMOLS tahmincisi kullanılarak, nedensellik ilişkileri de saklı hata düzeltme modeline dayalı asimetrik nedensellik testi ile incelenmiştir. Ampirik analizlerden elde edilen sonuçlar Türkiye ve diğer benzer ekonomiler ile karşılaştırmalı olarak verilmiş, uygun politika önerileri sunulmuştur.
An empirical study on the determinants of renewable energy consumption in African countries: Evidences from panel data analaysis
Renewable energy has a vital role in tackling the issue of energy poverty in Africa. The adoption of renewable energy systems can provide people with several important services, which in turn can enhance their quality of life and help alleviate poverty. The thesis dwells on the impact of various factors, including growth, FDI, financial development, natural resources, and trade, on the consumption of renewable energy in 15 African countries from 1980 to 2018. The study utilizes different panel techniques., such as CSD and CADF tests. The findings of the study suggest a positive long-term link among growth, FDI, and openness with renewable energy use. However, financial development and natural resources have a negative effect on the use of renewable energy. Additionally, the study's causality results indicate a bidirectional relationships between the series.
Enerji tüketimi ve finansal gelişme ilişkisi: Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri üzerine ampirik bir çalışma
Bu çalışmada 19 adet Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Fas, Filistin, Mısır, Irak, İran, Katar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Suriye, Suudi Arabistan, Tunus, Türkiye, Umman ve Ürdün,) enerji tüketimi ile finansal gelişme arasındaki ilişki araştırılmaktadır. Çalışmada kullanılan veriler 2001-2019 dönemine ait yıllık verileri kapsamaktadır. Ekonometrik modelde finansal gelişme göstergesi olarak özel sektöre verilen yurtiçi krediler ve piyasa kapitalizasyonu değişkenleri, enerji tüketimini temsilen ise kişi başına kg petrol eşdeğeri alınmıştır. Ayrıca modele dışa açıklık yani ihracat ve ithalat toplamının GSYH'ye oranı ve ekonomik büyümeyi temsilen kişi başına düşen GSYH dahil edilmiştir. Finansal gelişmenin enerji kullanımı üzerindeki etkisini tahmin etmek üzere panel veri modellerinden yararlanılmıştır. Ampirik sonuçlara göre finansal gelişme göstergesi olarak kredilerin GSYH içindeki payı alındığında Huber, Eicker ve White ile Discroll ve Kray tahmincisine göre kredilerin GSYH içindeki payındaki artışın enerji tüketimini artırdığı görülmektedir. Benzer şekilde kişi başına düşen milli gelirdeki bir artışın enerji tüketimini artırdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ekonomik büyüme göstergesi olarak alınan kişi başına düşen milli gelirlerdeki artışın enerji tüketimi üzerindeki etkisinin finansal gelişme göstergesi olarak alınan kredilerin enerji tüketimi üzerindeki etkisinden daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Finansal gelişme göstergesi olarak kapitalizasyon oranı alındığında Huber, Eicker ve White ile Discroll ve Kray tahmincisine göre kapitalizasyon oranının enerji tüketimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Benzer şekilde, tahmin sonuçlarına göre dışa açıklık değişkeninin enerji tüketimi üzerinde bir etkisinin olmadığı ortaya çıkmıştır.
Yenilenebilir enerji tüketiminin işsizlik ve CO2 emisyonu üzerindeki etkileri: OECD ülkeleri örneği
Geçmişte olduğu gibi bugün de insan yaşantısının en temel gereksinimlerden birisi enerjidir. Özellikle endüstrileşmenin zirve yaptığı ve insan yaşantısının merkezi haline geldiği bu sanayileşme çağında enerji kullanım alanlarının geniş ölçekte çeşitlilik göstermesi enerjiyi sosyo-iktisadi hayatın vazgeçilmez bir unsuru haline getirmiştir. Bununla birlikte enerji kaynaklarına erişim, devletlerin sosyo-iktisadi gelişimleri açısından oldukça önemli olduğu görülmüştür. Bu bağlamda enerjinin yeterli ve uygun fiyatlı bir şekilde temin edilememesi, endüstriyel üretim ve tüketim faaliyetlerinin azalmasına, istihdamın kaybedilmesine ve ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olduğu aşikârdır. Ayrıca, kullanılan enerji türlerinden ötürü çevresel sorunların giderek artması ve bu sorunları (sera gazı emisyonları, İklim değişikliği, doğal afetler ve su kaynaklarındaki azalmalar vs.) minimize etmek için ekstra harcamaların yapılması iktisadi kayıpları da beraberinde getirmiştir. Bunun önünün alınması noktasında uluslararası alanda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Bilhassa yenilenemez enerji kaynaklarının kullanım alanlarını azaltacak projeler uygulamaya koyulurken diğer yandan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı endüstrileşme faaliyetleri yürütülmektedir. Ancak her iki durumda da insanlığın enerjiye olan ihtiyacı giderek artmaktadır. Artan enerji ihtiyacı, beraberinde sosyo-iktisadi değişkenlikleri beraberinde getirmektedir. Bu değişkenlikler, pek çok araştırmaya konu olmakla birlikte hala anlamlandırılamayan ve incelenmesi zaruri olan meseleleri beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada OECD Ülkeleri üzerinden yenilenebilir ve yenilenemez enerji tüketiminin makroekonomik etkileri irdelenmiştir. Bu kapsamda yenilenebilir enerji ile işsizlik arasındaki bağıntı incelenmiştir. Yapılan incelemelerde yenilebilir enerjinin işsizlik oranlarını üzerinde azaltıcı etkisi olduğu ampirik olarak kanıtlanmıştır. Bununla birlikte çalışmanın önemli bir amacını teşkil eden yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonu üzerindeki etkisinin ne olduğu sorgulanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonunu üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır.
Elektrikli araçların detaylı enerji tüketimini dikkate alan dinamik gezgin satıcı problemi
Elektrikli araçlar, konvansiyonel araçlara oranla çevreye daha az zarar verdiklerinden son yıllarda özellikle şehir içinde lojistik operasyonlarda sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Hem araç teknolojilerindeki gelişim, hem de bilgi teknolojilerindeki ilerleme sayesinde araçlardan anlık olarak elde edilen veriler, araç rotalaması yapılırken daha verimli ve daha az maliyetli dağıtım planlarının oluşumuna temel oluşturmuştur. Bu çalışmada ilk olarak seyahat esnasında araç hızlarının dinamik olarak değişebildiği varsayımıyla ele alınan deterministik batarya tüketimi altında dinamik Gezgin Satıcı Problemi için dinamik programlama tabanlı ve bağlantı eleme yöntemine dayalı bir algoritma geliştirilmiştir. Büyük ölçekli problemlerin çözümü için önerilen algoritma 90 problem üzerinde uygulanmış ve bu problemlerin 51 tanesinde önerilen algoritmanın Kısıtlı Dinamik Programlama algoritmasından daha iyi sonuçlar ürettiği gözlenmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan trafik yoğunluğunun belirsizliği nedeniyle batarya tüketim hızının kesin olarak bilinmemesi probleminde, belirsiz batarya tüketimi altında dinamik Gezgin Satıcı Problemi için dinamik programlama tabanlı ve Prim algoritması destekli sezgisel bir algoritma önerilmiştir. Önerilen yaklaşım ile trafik yoğunluğunun ve ihtiyaç duyulan batarya miktarının önceden kesin olarak bilinmediği, her ikisinin taşıma süreci içinde değişiklik gösterdiği durumlarda şehir içi trafik yoğunluğunun, CO2 salınımlarının ve elektrikli araç sürücülerinin menzil kaygılarının (range anxiety) azaltılmasına katkı sağlayacak taşıma planlarının elde edilmesi amaçlanmıştır. Büyük ölçekli 270 problem üzerinde yapılan analizler, önerilen algoritmanın Kısıtlı Dinamik Programlama algoritmasına göre, toplam enerji tüketimi açısından ortalama %6,87 daha iyi performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Detaylı enerji tüketimini dikkate alan her iki karar destek modeli de kısa mesafeli yük taşımacılığında karşılaşılan büyük ölçekli rotalama problemleri için dağıtım planlarının oluşturulmasında kullanılabilir.
Türkiye'de enerji bağımlılığının cari işlemler açığı üzerine etkisi
Enerji bir ülkenin kalkınmasında rol oynayan en önemli unsurlardan bir tanesidir. Türkiye ekonomisi ve Türkiye ekonomisine benzer yapıda enerji yoğun şekilde gelişen ülkelerde büyüme, cari açık ve nüfus unsurları enerji faktörünü etkileyen kilit etmenlerdir. Bu etmenlerin neler olduğuna dair bilimsel çalışmalar referans gösterilerek analizler yapılmıştır. Bu çalışmanın ikinci bölümünde enerji'nin tanımı yapılarak enerji kaynaklarının tarihsel süreç boyunca ekonomi üzerine etkileri incelenmiştir. Dünya ve Türkiye'deki enerji kaynakları bu enerji kaynaklarının ekonomi üzerine etkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde makroekonomik sorunlar ve ödemeler dengesi ve enerji açığı ve fazlası veren ülkelerin durumları analiz edilmiştir.4.bölümde Türkiye'deki enerji tüketimi ve ekonomik büyüme ilişkisi ekonometrik model ile analiz edilmiştir. Enerji tüketimi nüfus ve cari açık yıllık olarak 1970-2014 dönemi verisi temel alınarak analiz edilmiştir. Enerji tüketimi, nüfus ve cari açık arasındaki ilişkiler Granger nedensellik analizi, birim kök testi ve hata düzeltme modelleri kullanılarak incelenmiştir. Granger nedensellik testi sonucunda cari açık enerji tüketimi arasında çift yönlü nüfus cari açık arasında tek yönlü nüfus enerji tüketimi arasında 'da yine tek yönlü nedensellik ilişkisi saptanmıştır.
Endüstriyel arıtma çamurlarından enerji kazanılması
Bu çalışmada; öncelikle Adana Organize Sanayi Bölgesinden (AOSB) çıkan endüstriyel atıkların arıtma tesislerinde arıtılması sonucunda açığa çıkan atık çamuru miktarının tespiti yapılmıştır. Sonrasında yıllık miktarı belirlenen atık su çamurunun kimyasal içeriği analiz edilmiş ve kalorifik ısıl değeri hesaplanmıştır. Elde edilen veriler ve analiz sonuçları baz alınarak, mevcut durumda ağaç kabuğunun ek yakıt olarak kullanıldığı tesiste atık su çamurunun ek yakıt olarak kullanılması durumunda elde edilecek enerji ve sistem maliyetleri hesaplanmıştır. Kurutma sistemi olarak döner tamburlu termal kurutucu sistem seçilmiştir. Dekantör girişinde %2,2, dekantör çıkışında %20 kuruluk oranına sahip endüstriyel atık çamurun %80 kuruluk oranına çıkarmak ve özel dizayn kazanda yanma prosesine hazırlamak için tasarlanmış olan döner tamburlu termal kurutucu sistemin enerji hesapları da yapılarak maliyet analizi yapılmıştır. Tasarımı yapılmış olan 80 ton/gün kapasiteye sahip döner tamburlu termal kurutucu sistem hareketli ızgaralara sahiptir. Kurutucu sistemin iç çapı 2500 mm, uzunluğu 26000 mm ve eğimi %3 olarak belirlenmiştir.
Karbon salınımı (CO2), çerçevesinde yenilenebilir enerji tüketimi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki; Türkiye örneği
İnsanların ihtiyaçları sürekli büyürken, insanlar tüketim sınırlarını aşmakta ve gelecek nesilleri düşünmeden bugünü yaşamaktadır. Bu alışkanlıklardan dolayı insanoğlu Dünyanın Ekosisteminin üretebileceğinden daha fazlasını tüketmekte ve kendi geleceğini yok etmektedir. Hâlbuki insanlar ihtiyaçlarını giderirken gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını yok etmeden sürdürebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda ekonomik ve sosyal gelişimini inşa edebilir. Enerji sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik ve çevresel boyutlarını etkileyen önemli kaynaklardan biri olarak ortaya çıkmıştır. Ülkelerin enerji ihtiyacı ekonomik büyüme ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Enerjinin fosil yakıtlardan karşılanıyor olması, Fosil yakıtların yanması sonucu atmosfere salınan zararlı gazlardan dolayı sürdürülebilir bir çevreyi tehdit etmektedir. Ayrıca enerjide dışa bağımlılık ülkelerin sürdürülebilir kalkınma ve sosyo-ekonomik gelişiminin önünde engel olarak durmaktadır. Ülkemizin enerjide dışa bağımlılık oranına bakıldığında 1990 yılında %52, 2000 yılında %68, 2011 yılında %72, 2018 yılında ise %73'dür ve bu bağımlılık oranı her geçen gün artmaktadır. Bu enerji ihtiyacının sürdürülebilir ve güvenli bir şekilde karşılanması ve dışa bağımlılığın azaltılması ülkemizin önde gelen politikalarındandır. Bu politikalar doğrultusunda Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarını daha da önemseyerek ekonomik büyümesini arttırması gerekmektedir. Bu nedenle, çalışmada 1990-2015 döneminde Türkiye'de hem sürdürülebilir bir çevre hem de sürdürülebilir bir kalkınma için karbon salınımı (CO2) çerçevesinde ekonomik büyüme ile yenilenebilir enerji tüketimi arasındaki ilişkinin varlığı ve yönü araştırıldı. Bu çalışmada kullanılan yöntemler, Engle-Granger ve Gregory-Hansen eşbütünleşme testleri ile "Toda-Yamamoto" nedensellik testidir. Bu çalışmanın sonucunda Ekonomik büyümeden yenilenebilir enerji tüketimine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur.
Enerji etkin bina tasarım modeli
Enerji tüketiminin yarısına yakınının binalardan kaynaklanması ve küresel enerji darboğazı, yapı sektöründe enerji etkin tasarımı gittikçe önemli kılmaktadır. Buna yönelik, enerji analiz süreci, dünyanın her yerinde artan düzenlemelerle tasarım sürecinin erken aşamasına dâhil edilmektedir. Bina Bilgi Modellemesi-BIM araçları, tasarımcıların, nihai tasarım çözümlerini uygulamaya başlamadan; enerji etkin binaların elde edilmesine, projenin farklı tasarım alternatiflerinin deneyimlenmesine, zamanın ve maliyetin etkin kullanılmasına olanak sağlayan dijital süreçlerdir. Yapılarda enerji tüketiminin denetlenebilmesi için bu süreçlerin kullanımının yaygınlaşması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında; erken tasarım aşamasında binanın belirlenen enerji etkin tasarım parametreleri doğrultusunda tasarlanması ve bu aşamada binaya enerji etkin sistemlerin entegre edilmesiyle, enerji tüketim miktarında sağlanacak tasarruf oranının ortaya konulması amaçlanmıştır. Aynı zamanda BIM ve Bina Enerji Modellemesi-BEM süreçlerinin tasarıma dâhil edilmesinin sağladığı faydalar belirtilmiştir. Enerji etkin tasarım parametreleri; kullanıcıya, dış çevreye ve binaya ilişkin parametreler olmak üzere üçe ayrılarak incelenmiştir. Pasif ve aktif sistemler olmak üzere enerji etkin sistemler belirtilerek yapılarda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, belirlenen enerji etkin tasarım parametreleri ve enerji etkin sistemler ışığında sıcak-nemli iklim tipi için bir uygulama örneği üzerinden enerji etkin bina tasarımı modellenmiştir. Model kapsamında, enerji etkin tasarlanan alternatifi ile enerji tüketim miktarlarının karşılaştırılması için bir referans bina oluşturulmuştur. Referans bina üzerinden, binanın enerji performansını etkileyecek parametrelerin farklı alternatifleri değerlendirilmiştir. Bu alternatifler arasından enerji tüketimini minimuma indirecek kombinasyon oluşturularak enerji etkin bina oluşturulmuştur. Modellemede pek çok parametreden sadece en çok etki edenler incelenmiş ve program kısıtlamalarıyla hareket ederek çalışılmak zorunda kalınmıştır. Modelleme süreci oluşturulmasında BIM yazılımı Autodesk Revit kullanılmıştır. Model, enerji performans analizlerinin yapılması ve tasarım alternatiflerinin değerlendirilmesi için Green Building Studio-GBS'ye aktarılmıştır. Bu şekilde, modelin BEM süreci tamamlanmıştır. GBS, Revitle entegre bir şekilde çalışan ve kullanımı gittikçe yaygınlaşan web tabanlı bir enerji modelleme yazılımıdır. Aynı zamanda enerji etkin bina özelinde, uygun tasarım kararlarının alınmasında yol gösterici olarak Autodesk Insight yazılımından da yararlanılmıştır. Yapılan enerji performans analizleri sonucu, enerji etkin tasarım kararlarının uygulanması ile referans binaya göre; elektrik tüketiminde %56,7, yakıt tüketiminde ise %89 oranında iyileşme sağlanmıştır. Bu sonuçlar, iklim tipine uygun olacak şekilde tasarlanmış enerji etkin binanın, enerji tüketim miktarında yaşam döngüsü boyunca önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlayabileceğini göstermektedir.
Baz istasyonları enerji ihtiyacının yenilenebilir enerji kaynakları ile karşılanması
Dünyamızda ana gündem maddesi olan ve uzun yıllar daha gündemde kalacak olan enerji, dünya için olduğu gibi ülkemiz için de çok önemli bir sorundur. Ülkemiz, enerjide büyük oranda dışa bağımlı olarak her yıl milyarlarca dolar harcayarak enerji ithal etmektedir. Ülkemizin fosil enerji kaynakları bakımından yetersiz olması ülkemizi yeni enerji kaynakları arayışına zorlamıştır. Fosil yakıtlar, karbon salınımı ve çevre kirliliği açısından doğa dostu olmadığı aşikârdır. Araştırmacılar, mevcut enerji kaynaklarının daha verimli kullanılması için çalışmalar yaparken bir yandan da yenilenebilir enerji kaynaklarında da çözüm arayışları için özveriyle çalışmaktadırlar. Yenilenebilir enerji kaynaklarından olan güneş enerjisi, ülkemiz için hidroelektrik ile birlikte en baskın enerji üretim kaynakları arasındadır. Ülkemiz, coğrafi konumu bakımından çok yüksek güneş enerjisi potansiyeline sahiptir. Avrupa Birliği ülkelerinin büyük bir kısmı, tüketicileri güneş enerjisinden elektrik enerjisi üretiminde bilinçlendirme çalışmaları yaparak birçok teşvik mekanizmalarıyla çeşitli imkânlar sunmakta ve yaygınlaştırılmasını sağlamaktadır. Ülkemizde de bu tür teşvik ve bilgilendirme çalışmalarına son dönemde hız verilmiştir. Bu çalışmada güneş enerjisi ile beslenen örnek bir baz istasyonu sistemi tasarımı yapılmıştır. Isparta ili sınırları içinde Yalvaç/Tokmacık kırsal alanda kurulacak GSM baz istasyonunun güç ihtiyacını karşılanması için PV sistemi tasarımı yapılmıştır. Sistemin akü kapasitesi ve panel sayısı belirlenerek maliyet analizi yapılmıştır.
Binalarda enerji tüketiminin ısıl modellenmesi için meteorolojik verilerin çıkarılması
Yaşamın devamlılığını sağlayan enerji, dünya genelinde önemli bir sektör haline gelmiştir. Nüfus artışı ve teknolojik ilerlemeler enerji tüketimini arttırırken öte yandan kısıtlı kaynak erişimi, enerji fiyatlarının artışı, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri, ülkeleri enerji ihtiyacı karşılama konusunda endişeye düşürmektedir. Bu nedenle enerjinin etkin kullanımı gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Günümüzde artık ülkelerin gelişmişlik göstergelerinden biri de enerjiyi verimli kullanmak olmuştur. Bu nedenle enerji verimliliği üzerine başlatılan çalışmalar halen devam etmekte olup binalarda tüketilen enerjinin, enerji tüketiminin üçte birini oluşturduğunu göstermektedir. Bu nedenle binalarda enerji verimliliği konusunda çalışmalar ivme kazanmaktadır. Enerji verimliliğini arttırmak için yapılan çalışmalarda binalarda enerji tüketiminin doğru hesaplanması gerekmektedir. Dünya genelinde binalarda enerji tüketiminin doğru hesaplanması için standartlar ve yönetmelikler oluşturulmuştur. Bu standartlarda binaların ısıtma yükü net enerji ihtiyacı değerinin hesaplanması için kullanılan yöntemler yer almaktadır. Böylece binaların ısıtılması için kullanılan enerji miktarı sınırlandırılmaktadır. Hesaplama yöntemi olarak üç ayrı yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemler aylık/mevsimsel hesaplama yöntemi, basit saatlik hesaplama yöntemi ve detaylı benzetim hesaplama yöntemidir. Aylık/mevsimsel statik hesaplama yönteminde ısıtma enerji ihtiyacı aylık/mevsimsel hesap aralıkları ile hesaplanmakta olup binanın gerçek ısıl davranışı hesaba katılmamaktadır. Basit saatlik dinamik hesaplama yöntemi direnç-kapasite (R-C) modeli ile binanın saatlik ısıl davranışını gerçeğe yakın şekilde yansıtabilmektedir. Detaylı dinamik benzetim hesaplama yönteminde ise binanın ısıtma-soğutma yükünü hesaplamak için binanın ısıl koşullarının, veriminin matematiksel analizi yapılarak yıl içinde tüketeceği enerji miktarı saptanmaktadır. Türkiye'de de binalarda enerji tüketiminin azaltılmasına yönelik olarak ısı yalıtımının kurallarını belirleyen TS 825 standardı "Binalarda Isı Yalıtımı Kuralları" ve binaların ısıtılması ve soğutulması için enerji kullanımının hesaplanmasını içeren TS EN ISO 13790 standardı "Binaların Enerji Performansı" ilgili bakanlık tarafından kabul edilmiştir. Ancak bir bina yönetmeliklere uygun olsa da enerji etkin olmadığı durumlar söz konusu olmaktadır. Yönetmelikler deneysel formüllere dayalı ifadelerden oluşmaktadır ve binanın dinamik olarak enerji performansını saptamaktan uzak kalabilmektedir. Özellikle geçiş mevsimlerinde gerçeğe göre sapmalar gözlenmektedir. Bu nedenle bina enerji performansı hesaplamak için yeni yöntemler geliştirilmektedir. Bina enerji performansı hesaplamalarında iklimsel veriler ve iç kazançlar hesaplamaların temelini oluşturmaktadır. Kullanılan verilerin gerçeği yansıtması hesaplamaların doğru sonuç vermesi için önemlidir. Fakat ölçüm istasyonlarından elde edilen meteorolojik verilere ulaşmakta bölge ve dönem açısından güçlükler olabilmektedir. Bina enerji performansı hesaplamalarında kullanılan iç kazançlardan biri de güneş kazançlarıdır. Ancak güneş ışınımı verilerine ulaşmakta zorluklar ve imkânsızlıklar olmaktadır. Her bölgede ölçüm istasyonu bulunmaması gibi nedenlerden dolayı güneş ışınımını hesaplayarak elde etme ihtiyacı doğmaktadır. Bu çalışmada da düşey düzleme gelen güneş ışınımı şiddeti hesaplama yöntemi kullanılarak, oluşturulan enerji tüketimi ısıl modelleri üzerinde uygulanması amaçlanmıştır. Çalışmada Türkiye'de kullanılan mevcut standartlar kısaca açıklanmış ve karşılaştırılmıştır. Binalarda ısıtma enerjisi ihtiyacını dinamik analiz yöntemi ile hesaplamak için önceden geliştirilmiş olan iki farklı yeni yöntem düzenlenerek ele alınmış ve yapılan kabuller eşliğinde detaylı olarak matematiksel ifadelerle açıklanmıştır. İlk yöntemde toplam kütle yaklaşımı ile bina ve bina içi farklı iki kontrol hacmi olarak ele alınarak enerji korunumu denklemine dayanan diferansiyel denklem sistemleri oluşturulmuştur. Diferansiyel denklem sisteminin çözümü ile zamana bağlı olarak bina iç sıcaklığını ve bina dış duvar sıcaklığını veren denklemler elde edilmiştir. Böylece dış ortam sıcaklık dağılımı bilindiği takdirde, ele alınan binanın iç ortam ve dış duvar sıcaklıkları istenilen zaman adımları için dinamik olarak hesaplanmaktadır. İkinci yöntemde parabolik ısı denklemi kullanılarak ısıl model oluşturulmuştur. Bina dış kabuğu için sınır şartlar belirlendikten sonra uygun çözüm yöntemi kullanılarak diferansiyel denklem sistemi çözülmüştür. Böylece bina dış ortam sıcaklığına ve zamana bağlı olarak binanın iç ortam ve dış duvar sıcaklıklarını veren matematiksel ifadeler elde edilmiştir. Isıl modellerde kullanılması için bilinmesi gereken güneş ışınımı hesaplama yöntemi bu çalışmada anlatılmıştır. Bu sebeple güneş ışınımı ile ilgili gerekli açıklamalar ve bağıntılar açıklanmıştır. Yeryüzünde yatay ve eğik düzlemlere gelen anlık ve günlük güneş ışınımını veren bağıntılar, açıklanarak anlatılmıştır. Böylece konumu bilinen bir yerde herhangi bir yöne konumlandırılmış bir binaya gelen anlık güneş ışınımı şiddetini hesaplamak mümkün olmaktadır. Çalışmada bina ısıtma enerjisi ihtiyacının hesaplanması için basitten karmaşığa doğru giden bir yöntem izlenerek, oluşturulan ısıl modeller anlatılmıştır. Isı kaybı ve kazancının yalnızca dış duvar ve pencerelerden olduğu varsayımı ile ele alınan örnek bir oda için ısıl model oluşturulmuş ve sonlu farklar yöntemi kullanılarak bir boyutlu ısı geçişi denklemi çözülmüştür. Direnç-kapasite yönteminin kullanıldığı çalışmada başlangıçta yalnız dış duvardan oluştuğu kabul edilen modellere dış duvar ve pencereden oluşan karma paralel duvar yapısı eklenmiştir. Ayrıca dış duvar ve pencerelere eşit güneş ışınımı akısı gelmesi durumu eklenerek modeller geliştirilmiştir. Güneş ışınımı hesaplamak için oluşturulan Excel programından elde edilen veriler burada kullanılmıştır. Böylece dış duvarın, dış duvarın iç ve dış yüzey sıcaklıklarının istenilen zaman adımları için hesaplanması mümkün olmaktadır. Son olarak TS EN ISO 13790 standardında yer alan hesaplama yöntemine göre çözüm yapılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmada duvar sıcaklığı, dış duvarın iç yüzey sıcaklığı ve enerji kaybı sonuçlarının yüzde beşin altında olduğu görülmüştür. Yapılan çalışmada sunulan yöntemlerle bulunan çözümlerin binalarda ısı kaybı hesaplamalarında referans olarak alınabileceği önerilmiştir. Buna ek olarak burada yer alan çözüm yöntemine dayanarak daha esnek bir modelin geliştirilebileceği önerilmektedir. Yine çalışmada yer alan eğik düzleme gelen anlık güneş ışınımının hesaplanması yöntemi ile oluşturulan program diğer güneş enerjisi sistemlerinin tasarımında kullanılabilir. Böylece ölçüm istasyonu bulunmayan veya veri ulaşımının güç olduğu yerler için de yüzeylere gelen anlık güneş ışınımı şiddeti hesaplanarak elde edilen sonuçların kullanılması önerilmektedir. Ayrıca değişken dış sıcaklık için TS EN ISO 13790 standardında yer alan yönteme göre yapılan çözümlemenin, hangi sınırlar içinde kullanılacağı doğru belirlenerek güneş ışınımının etkisi eklenerek geliştirilmesi önerilmiştir. Binalarda enerji tüketimin doğru hesaplanması ile enerji kayıplarının önüne geçilmesi sağlanmaktadır böylece enerji verimliliği konusunda ilerleme sağlanmaktadır. Aynı zamanda yeni yapılan binaların ilk yatırım maliyetlerinin en uygun şekilde belirlenmesini ve kullanım sürecinde giderlerinin azalmasını sağlayacak bir sistem oluşturularak ekonomik anlamda kazanç sağlanması mümkün olmaktadır. Böylece hem çevresel hem de ekonomik anlamda kazanç elde edilmesi mümkün olmaktadır.
Türkiye'nin farklı derece-gün bölgelerinde yer alacak örnek bir konut için uygun mekanik tesisat sisteminin tayini
Dünya nüfusunun artması ve insanların refah seviyelerinin değişmesi sonucu enerji ihtiyacı her geçen yıl artış göstermektedir. Uzun dönem, artan enerji ihtiyacı tükenebilir kaynaklardan ve fosil yakıtlardan karşılanmış, bunun sonucunda atmosfere yapılan yoğun karbon emisyonuyla ekosisteme ciddi zararlar verilerek insanoğlu küresel ısınma tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum dünyada enerji politikalarının gözden geçirilmesine neden olmuş, tüm ülkeleri enerji tasarrufu ve enerjiyi verimli kullanmaya dair tedbirler almaya mecbur kılmıştır. Gerek dünyada gerekse ülkemizde insanların yaşam alanlarını oluşturan binalar en önemli enerji tüketen kalemler arasında yer almaktadır. Ülkemizde son yıllarda hızlı bir gelişim gösteren inşaat sektörü kapsamında, büyük şehirler başta olmak üzere bir çok şehirde konut inşaatı sayısı artış göstermiştir. Farklı bölgelerde hızla yapılan konutlarda gerekli enerji tasarrufu ve verimliliği tedbirleri düşünülerek, sürdürülebilir yapılar yapılmasına yoğunlaşıldığında önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlanarak ülkemizin enerjide dışa bağımlılığı azaltılabilecektir. Yapının sürdürülebilirliğinde en önemli paremetrelerden birisi uygun mekanik tesisat sisteminin seçilmesidir. Mimari anlamda enerji verimli stratejilerin uygulanması tek başına yeterli olamayacağı için mimariye ve iklime uygun mekanik tesisat sisteminin belirlenmesi, yapının sürdürülebilirliğinde pay sahibi olup, önemli ölçüde enerji tasarrufu elde edilmesini sağlayacaktır. Tez çalışmasında, Türkiye'nin beş derece-gün iklim bölgesi için seçilen örnek bir konutta uygun mekanik tesisat sisteminin tayini saatlik simülasyon programı ile irdelenmiştir. Bu kapsamda ele alınan konut, beş iklim bölgesinde standartlarca belirlenen minimum bina kabuğu şartlarını sağlayacak şekilde modellenip ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu hazırlanması işlemlerinde kullanılmak üzere üç farklı mekanik tesisat sisteminin yıllık enerji tüketimleri, yıllık CO2 emisyonları ve geri dönüş süreleri her iklim bölgesi için hesaplanıp karşılaştırılmıştır. Bina modellemesi simülasyon programında yapılarak, tüm bina elemanları, iç kazançlar ve aydınlatma yükleri programa tanımlanmıştır. Simülasyonlarda incelenen mekanik tesisat sistemlerinden, referans olarak alınan sistemde ısıtma ve kullanım sıcak suyu ihtiyacının duvar tipi kombi ile, soğutma ihtiyacının ise multi split klima ile karşılandığı düşünülmüştür. Bu sistemlere alternatif olarak ısıtma, soğutma ve kullanım sıcak suyu ihtiyacını karşılamak üzere hava kaynaklı ve yatay serme toprak kaynaklı ısı pompalarının yıllık enerji tüketimleri simülasyon programıyla hesaplanmıştır. Hesaplamalar sırasında, hava kaynaklı ısı pompasının farklı dış hava sıcaklıklarında ve kısmi kapasitelerdeki elektrik tüketimleri ile, toprak kaynaklı ısı pompasının toprak devresinde farklı mevsimlerde oluşan farklı su giriş sıcaklıklarında ve kısmi kapasitelerde elektrik tüketim verileri programa işlenmiştir. Hesaplanan enerji tüketimlerinden yola çıkılarak, birim tüketilen enerji başına atmosfere salınan CO2 miktarı Excel programına işlenerek, karşılaştırılan iklimlendirme sistemlerinin her derece-gün bölgesinde yıllık CO2 emisyonları hesaplanmıştır. Mekanik tesisat sistemlerinin her bölgedeki yıllık enerji faturaları, tüketilen enerjinin birim maliyetinin simülasyon programına işlenmesi sonucu simülasyon programının çıktısı olarak elde edilmiştir. Simülasyonlar sonucunda beşinci iklim bölgesi dışındaki tüm bölgelerde ısı pompası alternatiflerinin ikisi de binanın yıllık enerji harcamalarını ve CO2 emisyonlarını önemli ölçüde düşürmüştür. Geri ödeme süreleri düşünüldüğünde birinci ve ikinci iklim bölgelerinde hava kaynaklı ısı pompası referans iklimlendirme sistemine alternatif olarak kullanılabilmektedir. Üçüncü iklim bölgesinde, hava kaynaklı ve toprak kaynaklı ısı pompalarının geri ödeme süreleri birbirine yakın olduğundan, enerji tüketimi ve CO2 emisyonlarında toprak kaynaklı ısı pompası daha büyük oranda bir düşüş sağladığı için üçüncü bölgede toprak kaynaklı ısı pompası daha iyi bir alternatif olarak göze çarpmaktadır. Dördüncü ve beşinci iklim bölgelerinde ısı pompası sistemlerinin geri ödeme süreleri yüksek olduğundan söz konusu sistemlerin bu bölgelerde ekonomik bir çözüm olmadıkları tayin edilmiştir.
The impact of energy independence and security act of 2007 on renewable energy consumption in The United States
In recent years, global warming, climate change, increase in CO2 levels in the atmosphere, fluctuations in oil prices and countries' reliance on imported energy resources have increased the number of studies in the renewable energy field. Recognition of renewable energy sources as the main energy source coincided with the 1970s, and the number of studies carried out in this area is steadily increasing. In the literature, there are several studies in relation to the association between renewable energy consumption and economic growth. Differently, from other studies, the contribution of existing empirical study to the economic literature addresses the effectiveness of implemented sustainable energy policies. This study examines the impact of the Energy Independence and Security Act of 2007 (EISA 2007) on renewable energy consumption in the US. The results obtained from this study are important for the countries that support renewable energy investments such as Turkey, India, China and aims to provide guidance for future studies. In this study, independent variables GDP, oil price and CO2 emissions which affect renewable energy consumption were introduced. Then our control variable which is EISA(2007) was explained. A set of time series consisting of total renewable energy consumption and CO2 emissions were chosen from the Energy Information Agency (EIA), and real GDP and oil prices were obtained from the Federal Reserve Economy Database (FRED). This dataset covers the first quarter of 1990 and the last quarter of 2017. First, to test the stability of these time series, ADF, PP, DF-GLS stationarity tests were employed and according to the obtained results it was understood that the series were stationary at their first differences. After the Johansen Cointegration test was performed, the model was estimated with Dynamic OLS and Fully Modified OLS estimators. According to the results obtained from both estimators, EISA (2007) positively and statistically significantly affects renewable energy consumption from 2008 to 2017 in the US.
Tenis sporunda aerobik güç ve kalp atım değerlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; üniversite takımı düzeyinde tenis oynayan genç erkek tenisçilerin oyun öncesi ve sırasındaki fiziksel özellikleri ve fizyolojik cevaplarının incelenmesidir. Araştırmaya yaş ortalamaları 22,29±2,79 yıl olan ve üniversite takımında tenis oynayan 14 erkek gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada tüm sporcuların oyun öncesi fiziksel özelliklerinden boy (boy skalası 0,1cm hassasiyet), vücut ağırlığı(baskül Tech-Fit marka 0,01kg), deri altı yağ kalınlıkları (Holtain marka, 0,2mm hassasiyet), çevre ölçümleri (mezura 0,1cm hassasiyet), kemik genişlik ölçümleri (kayan kaliper Lafayette marka, 0,1cm hassasiyet) yapılmış olup elde edilen verilerden yüzde yağ, yağ ağırlığı, yağsız beden ağırlığı, somatotip özellikleri hesaplanmıştır. Aerobik dayanıklılıklarının tespiti için 20 metre mekik koşu testi (Multi-Stage Shuttle Run Test) yapılmış ve MaxVO2 değerleri ml/kg/dk cinsinden hesaplanmıştır. Sporcuların relatif kuvvetini değerlendirmek için pençe kuvveti testi, esnekliklerini değerlendirmek için otur uzan testi (Baseline) kullanılmıştır. Oyun öncesi ve sırasında fizyolojik cevapların tespiti için Zephry marka kalp atım sayısı monitörü kullanılmıştır. Sporcuların tenis oyunu boyunca kalp atım hızları, vücut ısısı, solunum frekansı monitorize edilmiş olup ortalama, minimum ve maksimum değerler alınmıştır. Oyunda harcanan kalori değerleri, fizyolojik, mekanik, antrenman yükleri kaydedilmiştir. Tenis müsabakası sırasındaki eşleştirmeler Uluslararası Tenis Federasyonunun, ITN (International Tennis Number, Uluslararası Tenis Seviyesi) oyuncu seviyesi belirleme testine göre yapılmıştır. Müsabaka başlamadan önce sporculara kalp atım sayısı monitörü takılmış, 5 dakika ısınma yaptırılmıştır. Her müsabaka bir setten oluşmuş ve 23-34 dakika arasında sürmüştür. Örneklem grubunun tespitinde G*Power 3.1.9.4 T-Test ailesinden Point Biserial model analiz yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS Statistics 24 kullanılmıştır. Tüm verilerin tanımlayıcı istatistikleri (ortalama, minumum, maksimum) çıkarıldıktan sonra bulgular arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi için için Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır (p<0,01 ve p<0,05). Teniscilerin ortalama somatotip değerleri endomorf, mezomorf ve ektomorf için sırasıyla 3,14, 4,68 ve 2,47 olarak bulunmuştur. Maksimal Oksijen Kullanımı ortalama değerleri 44,38 ml/kg/dk, oyun sırasındaki kalp atım hızı ortalama değerleri 154,36 atım/dk, vücut ısısı ortalama değerleri 37,71°C olarak tespit edilmiştir. Sporcuların solunum frekansı ile aktif oyun yüzdeleri arasında yüksek derecede pozitif ilişkiye rastlanmıştır. Anahtar kelimeler: Tenis, Kalp Atım Hızı, MaxVO2, Fiziksel Özellikler
Öncü makroekonomik göstergelerin enerji tüketimin üzerine etkisi: Türkiye örneği
Enerji tüketimi, makroekonomik açıdan büyük bir öneme sahiptir. Yapılan araştırmalar, enerji tüketiminin makroekonomik göstergeleri etkilediğini ve aynı zamanda makroekonomik göstergelerin enerji tüketimini etkilediğini göstermektedir. Bu çalışmada, literatürdeki genel eğiliminin aksine makroekonomik göstergelerin enerji tüketimi üzerindeki etkisini ele almaktadır. Makroekonomik göstergeler olarak gayri safi yurtiçi hâsıla, ithalat, ihracat ve doğrudan yabancı yatırımlar ve belirlenmiştir. Türkiye'nin 1970 ve 2022 yılları arasındaki yıllık verileri kullanılarak, fosil enerji tüketimi ve yenilenebilir enerji tüketimi olmak üzere iki ayrı model oluşturulmuş, geleneksel birim kök sınaması yöntemlerinden ADF testi, yapısal kırılmalı birim kök testlerinden Perron ve Zivot-Andrew testleri uygulanmıştır. Durağanlık test sonuçlarına göre ARDL yöntemi ile eşbütünleşme ilişkisi belirlenmiş ve son olarak sonra Toda-Yamamoto testi ile nedensellik ilişkileri incelenmiştir. Sonuç olarak iki modelin de eşbütünleşme ilişkisine sahip olduğu ve ülkenin GSYİH'nın fosil enerji ve yenilenebilir enerji tüketimi üzerinde negatif etkisi olduğu görülmüştür. Bu durum fosil yakıt tüketimi için ülkede enerji verimliliğinin arttığı ve üretimin enerji tasarrufu sağlayan bir yapıya dönüştüğünü gösterebilirken yenilenebilir enerji tüketimi için üretimin hala fosil yakıtlardan sağlandığı gerçeğini işaret etmektedir. Ayrıca yenilebilir enerji tüketiminin GSYİH, ihracat ve doğrudan yabancı yatırımlar ile çift yönlü; ihracat değişkeni ile enerji tüketiminden ihracata doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Ancak ihracat ile fosil enerji tüketimi arasında çift yönlü ve fosil enerji tüketiminden doğrudan yabancı yatırımlara doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi görülmüştür.
Farklı çevre koşullarının ve klima kullanımının elektrikli bir aracın enerji tüketimine ve menziline etkilerinin incelenmesi
Günümüzde kullanımı giderek yaygın hale gelen elektrikli araçların tercih edilmesinde en önemli etkenler arasında enerji tüketimi ve kat edebileceği menzil gelmektedir. Farklı çevre koşulları ve klima kullanımı elektrikli araçların enerji tüketimine ve dolayısıyla kat edebileceği menzile doğrudan etki etmektedir. Bu çalışmada, Uluslararası Uyumlu Hale Getirilmiş Hafif Araçlar Test Prosedürü (WLTP) ve Gerçek Sürüş Emisyonları (RDE) test prosedürü kullanılarak tamamen elektrikli bir otomobilin enerji tüketimi ve menzili, farklı ortam sıcaklığı (5°C, 20°C, 35°C) altında araç kliması açık ve kapalıyken incelenmiştir. 5°C ortam sıcaklığında klima kullanımının enerji tüketimini %58 artırdığı ve aracın menzilini %37 düşürdüğü, 35°C ortam sıcaklığında ise klima kullanımının enerji tüketimini %84 artırdığı ve aracın menzilini %46 düşürdüğü görülmüştür. Ayrıca, 20°C ortam sıcaklığında klima kullanımının enerji tüketimini %4 artırdığı ve aracın menzilini %4 azalttığı gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra, klima kullanımı ile araç içerisindeki havayı soğutmaya çalışmanın, ısıtmaya çalışmaktan daha fazla enerji tüketimine yol açtığı görülmüştür.
Elektrikli araçların belirsiz batarya kullanımı varsayımıyla bir toplama ve dağıtım problemi
Lojistik faaliyetler tedarik zincirinde ürünlerin zamanında teslimi ve üretim/hizmet süreçlerinin başarılı bir şekilde uygulanması açısından önemli bir yere sahiptir. Kent merkezlerinde gerçekleştirilen yük taşımacılığı faaliyetlerinde fosil yakıtlı araçlar yerine elektrikli araçların kullanılması lojistik operasyonların karbon ayak izini azaltmak için iyi bir alternatiftir. Fakat, elektrikli araçlar için batarya değişim/şarj istasyonları konusunda önemli altyapı eksiklikleri mevcuttur. Bu durum, elektrikli araçların seyahat rotalarının optimizasyonunu daha önemli ve karmaşık hale getirmektedir. Öte yandan elektrikli araçların lojistik faaliyetlerde kullanılması bazı önemli riskleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle şehir içi taşımacılık faaliyetlerinde araç hızı günün farklı saatlerindeki trafik yoğunluğuna bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir. Araç hızlarındaki belirsizlik durumu aynı zamanda enerji tüketimindeki belirsizliği de arttırmaktadır. Bu yüzden lojistik planlamalarda hız ve enerji tüketimindeki belirsizlik durumunun ele alınması önemlidir. Ayrıca, araçların planlanan rotayı tamamlamadan bataryalarının tükenmesi ihtimali sürücülerin menzil kaygısını arttırmakta ve firmalar için ek ceza maliyetlerine sebep olabilmektedir. Bu çalışmada, araç rotalama problemlerinin bir varyantı olan çoktan-çoğa toplama ve dağıtım problemi ele alınmıştır. Literatürde bu problem tipini ele alan diğer çalışmalardan farklı olarak, bu çalışmada dağıtım planlaması yapılan filoda elektrikli araçlar bulunmaktadır ve araçların hareket ettiği noktalar arasında tüketeceği enerji miktarları belirsizdir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada, elektrikli araçların kullanıldığı çoktan çoğa toplama ve dağıtım problemi için bir Kuadratik Şans Kısıtlı Karma Tam Sayılı Programlama modeli ve sezgisel bir çözüm yaklaşımı önerilmiştir. Yapılan sayısal analizler enerji tüketimini detaylı tahmin etmenin ve batarya tüketimindeki belirsizliği ele almanın önemini vurgulamaktadır. Sayısal analizler, enerji tüketimi belirsizliğinin dağıtım planlarını ve araçların rota boyunca harcadığı enerji tüketimi miktarını etkilediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca enerji tüketimindeki belirsizliğin dikkate alınması, sürücülerin menzil kaygısını azaltarak aracın yolda kalması ve ürünlerin zamanında teslim edilememesi gibi beklenmeyen maliyetlerin oluşmasının önüne geçmektedir.
Water supply systems for post-earthquake situation
Natural disasters have the capacity to severely damage all kinds of man-made structures. An earthquake is also one of the most destructive and cruel of them. One of the biggest damages that earthquakes will cause in modern cities is to damage infrastructure systems and make it difficult for disaster victims to access water resources in post-earthquake scenarios. For this reason, it is of great importance to create usable water resources for disaster victims after the disaster. Since seawater is easily accessible for Istanbul province, disinfection and desalination of seawater can be used to provide a quick solution to disaster victims. In this study, it is aimed to evaluate the cost and applicability by comparing the cases of disinfection of seawater using UV rays, ozone and chlorine disinfection methods. Not only disinfection of water, but also desalination of seawater, such as reverse osmosis method, should be provided to ensure that the disinfected water is potable. This study was conducted to approximate the costs of using and desalinating water through possible scenarios, proceeding from certain admissions. Professionals in the light of regional-specific experiments and scientific data that the government and its bodies will conduct will obtain the most accurate result.