Minority rights
66 theses under this subject heading
Soğuk savaştan günümüze Kuzey Makedonya'daki Türklerin hakları ve siyasete katılımları (1945-2023)
Kuzey Makedonya Cumhuriyeti çok uluslu, çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli bir devlettir. Avrupa Birliği üyeliği için ülkede yaşayan toplulukların haklarının eşit bir şekilde gözetilmesi ve uygulanması gereklidir. Kuzey Makedonya'da yıllardır yaşayan Türkler, Yugoslavya döneminde Makedonya'nın cumhuriyet statüsü kazanmasında mücadele etmişlerdir. Türkler ülkenin kurucu unsurları arasında yer almaktadır. Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Anayasası, yasalar ve uluslararası anlaşmalar çerçevesinde bu haklar garanti altına alınmıştır. Ülkenin kurucu unsuru olan Türkler yasal olarak ülke siyasetinde temsil edilme hakkına sahiptirler. Bu tezde Türklerin Yugoslavya döneminden günümüze sahip olduğu haklar ve siyasete katılımı incelenecektir. Kuzey Makedonya'daki görüşmelerden elde edilen verilerle de Türklerin Kuzey Makedonya Anayasası, yasaları ve ülkenin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar çerçevesinde hangi haklara sahip olduğu, bunlardan uygulamada ne düzeyde yararlanabildikleri ya da yararlanmadıkları, yaşadıkları problemler ele alınacaktır. Siyasal katılımı da incelenerek Türklerin problemlerinin çözümüne ilişkin öneriler sunulacaktır. Kurucu unsur olan Türklerin Kuzey Makedonya'daki tüm topluluklar ile eşit bir şekilde haklarından üst düzeyde yararlanarak yaşamaları için neler yapılabileceği incelenecektir. Eşitliğin ve üst düzey faydanın sağlanması hem Türk toplumu ve diğer topluluklar için hem de Kuzey Makedonya'nın gelişimi için önemlidir. Türk toplumunun haklarının iyileştirilmesi Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Makedonya Cumhuriyeti ilişkilerine de olumlu yansıyacaktır.
Batı Trakya azınlığın sivil toplum örgütleri bağlamında Türkiye ve Yunanistan dış politikalarına etkileri
Batı Trakya, Balkan coğrafyasında Türklerin M.Ö. yerleştikleri bir coğrafi bölgedir. Tarihsel süreçte Kuzey'den sıcak denizlere Güneye ulaşmak isteyen Rusya için Boğazlar ile Dedeağaç Limanı ticaretin ve denizlere ulaşmanın iki önemli seçeneğidir. Bu dönemde Osmanlı hâkimiyeti yüzyıllar boyunca adil yönetim anlayışı içinde her tebaaya ve inanca özgürlük getirmiştir. İslam dini ve Türk kimliğinin Balkanlar'da her daim adalet ile anılması başka dinlere mensup halkların ilgisi ile karşılanmıştır. Böylece İslam ve Türklük beraber anılmaya başlanmış ve bütün olarak algılanmıştır. Fakat değişen koşullar ve hâkimiyet Balkan coğrafyasında birlik içinde yaşamanın zorluklarını etnik kimlik ve dini mücadeleye bırakmıştır. Türklerin Balkan coğrafyasındaki gücü zayıflamaya başladığından itibaren "Küçük Asya" olarak adlandırılan Anadolu topraklarından dahi sürülmek için planlar Türkler üzerine yapılmıştır. Türklerin kurtuluş savaşı ile birlikte gösterdikleri var oluş mücadelesi sonucu kurdukları yeni Cumhuriyet, Avrupa'nın Balkanlar üzerinde tekrar hesap yapmasına neden olmuştur. Yaşanan gelişmeler neticesinde Batı Trakya, Türklerin Avrupa'ya açılan üssü konumuna gelmiştir. Fakat bu coğrafya aynı zamanda etnik kimliği ve dini inançları farklı olan insanlara yapılan haksızlıklarla anılmaya başlamıştır. Tarihin hiçbir döneminde hukuk dışı yollara yönelmeyen Türkler, bu bölgede maruz kaldıkları baskı ve zulümleri duyurmak için örgütlü olarak, aynı zamanda hukuk dışına çıkmadan var olma mücadelelerini tüm dünyaya anlatmak zorunda kalmışlardır.
6-7 Eylül olayları'nda basının rolü ve azınlıklara karşı tutumunun değerlendirilmesi
Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler; 1955 yılında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklara karşı girişilmiş baskı, şiddet ve talan hareketidir. Olaylar 6 ve 7 Eylül tarihlerinde meydana geldiği için siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçmiştir. Bilindiği üzere 20. yüzyıl başlarında imparatorluklar devri kapanmaya başlamış, yıkılan imparatorluklar yerini ulus-devletlere bırakmışlardır. 20. yy. ilk yarısında yıkılan imparatorluklardan biri de Osmanlı İmparatorluğuydu. Osmanlı İmparatorluğu Anadolu, Balkanlar, Ortadoğu coğrafyasında uzun yıllar hüküm sürmüş çok kültürlü ve çok uluslu bir devletti. 1. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın yanında yer alan Osmanlı İmparatorluğu İttifak Devletleri'nin savaşı kaybetmesiyle dağılma sürecine girdi. 1. Dünya Savaşı'nın galipleri masa başında yaptıkları planlarla Anadolu'yu paylaşmak istediler ve işgallere başladılar. İşgallere karşı Anadolu insanının verdiği kurtuluş mücadelesi zaferle sonuçlandı ve yıkılan imparatorluğun yerine bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti imparatorluk bakiyesi üzerine kurulan bir devlet olduğundan, sınırları içerisinde çok farklı etnik ve kültürel toplulukları barındırmaktaydı. Bunlardan bazıları olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler Lozan Antlaşmasıyla azınlık statüsüne kavuşmuş ve bazı haklar elde etmişlerdi. Ulus-devlet temelinde yükselen genç Türkiye Cumhuriyeti zaman zaman azınlıkların ve farklı etnik unsurları tek potada eritme amaçlı girişimlerde bulunmuştur. Siyasi tarihimize 6-7 Eylül Olayları olarak geçen hadiseler, bu girişimlerin şiddet ve kanla sonuçlandığı olaylardır. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde yaşayan ve çoğunluğunu Rumların oluşturduğu azınlıklar baskı ve şiddete maruz kalmış, bazıları hayatını kaybetmiş, ibadethaneleri yağmalanmış ve birçoğunun iş yeri talan edilmiştir. 6-7 Eylül Olayları'nın hemen öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs Sorunu kaynaklı bir dizi kriz iki ülke arasındaki ipleri fazlasıyla germişti. Bu gerginlik en ufak bir olayın bile karşı taraf aleyhine propaganda malzemesi yapılabileceği bir noktaya ulaşmıştı. İşte böyle bir ortamda 6 Eylül 1955 günü İstanbul Expres Gazetesi Atatürk'ün Atina'da doğduğu eve bomba atıldığı (bunun bir ses bombası olduğu ve evin sadece bir camının kırıldığı sonradan öğrenilecektir.) haberini yıldırım baskı ile manşetten okuyucularına ulaştırmıştır. Bu haberlerin etkisiyle galeyana gelen halk Beyoğlu Bölgesi'nde Rum ve diğer azınlıklara ait ev ve işyerlerini yağmalamaya başladı. Olaylar o kadar hızlı yayıldı ki; diğer semtlerde ve Ankara, İzmir gibi şehirlerde yaşayan azınlıklar da bu yağma girişiminden nasibini aldı. 6-7 Eylül 1955 tarihinde çıkan bu hadiselerden sonra ortaya çıkan tablo vahimdi. Azınlıklara karşı birçok ev, işyeri, okul ve ibadethane yakılmış, yıkılmış, birçok kişi yaralanmış ve bazıları da hayatını kaybetmiştir. Bu elim olaylardan sonra azınlıkların büyük bir kısmı yıllardır yaşadıkları ve kendi öz vatanları saydıkları Türkiye'den göç etmek zorunda kalmışlardır. 6-7 Eylül Olayları'nın öncesinde Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorunu yaşanmış ve başta Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere basının büyük bir kısmı Kıbrıs meselesinin kamuoyunun gündemine girmesini sağlayan yayınlar yapmışlardır. Yapılan bu yayınlarda çoğu zaman Yunan halkını ve Türkiye'de yaşayan Rum azınlığı rencide edici ifadeler yer almıştır. Rum azınlık karşısında kullanılan bu tahrik edici üslup, kitlelerin öfkesinin giderek artmasına neden olmuş ve bu şekilde 6-7 Eylül Olayları'nın taşları döşenmiştir. Yapılan bu çalışmada basının "nefret söylemi" içeren yayınlar yaptığında kitlelerin psikolojisini etkileyerek büyük toplumsal felaketlere yol açabileceği 6-7 Eylül Olayları üzerinden anlatılmış Anahtar Kelimeler: 6-7 Eylül Olayları, Azınlıklar, Kıbrıs Sorunu, Basının Rolü
حقوق الأقميات بين الفقو الإسلامي والقانون الع ا رقي د ا رسة مقارنة
Minority Rights is an important subject of scientific research and a great number of people do not have sufficient information about them. Islamic law gives many rights to non-Muslim minorities. However, most people do not know what rights these minorities can enjoy in the Islamic countries where they are based. The constitution and the laws follow the method of Islamic law. The human constitutions, laws and regulations in Islamic countries have given a wide place to the rights of non-Muslim minorities, but there are great differences between them and Islamic law. Although there are many scientific researches and analysis on issues that explain the rights of non-Muslim minorities in the market, this study is fundamentally different from all the studies in the market, because this study puts the rights of non-Muslim minorities in a comparative reading of the current humanitarian constitution, regulation and laws in Iraq. In addition, this comparative study reveals the major differences between the current Iraqi laws on minority rights and Islamic law. In addition, our study does not merely compare the two legal systems, but also deals with many important issues that must be addressed. This study consists of the preface, introduction, three chapters and one conclusion. In the Preface, the importance of the subject has been clearly pointed out, the problems of the subject, the difficulties that have risen during the study and the reasons for choosing this subject. In the introduction; the definition and the meaning of the right in accordance with the fiqh and applicable laws have been written about. The meaning of fiqh in dictionary and fukaha has been emphasized, as well as the meanings of the dictionary in terms of current laws and in use. Then the meaning of the concept of minority in the dictionary and term in fiqh and laws has been highlighted. In the first part, the concept of minority and its synonyms in the Qur'an and Hadith has been examined as well as the concept, definition and scope of minority in applicable laws. The second part is devoted to concrete examples of the treatment of minorities in Islamic law. These examples, Hz. Muhammad (saas), Hulefa-i Rashidin, the Companions and the treatment of minorities until the last centuries. In the second part, the minority rights in Islamic law and Iraqi laws has been examined in detail. In the third part, the views of the Islamic scholars on the rights of non-Muslim minorities have been examined. the views of the ulama on this issue according to 4 sects has been highlighted in detail. Comparison of minority rights in Islamic law and the laws in force in Iraq. This issue has been discussed in detail because of its importance. the rights granted to minorities in Islamic law has been chattered, how these rights are protected and in what ways they are different from the laws in force. Subsequently, how these rights were handled in Iraqi law. In this section, the superiority of Islamic law in the protection of human rights in general and in the protection and implementation of minority rights in particular, and the fact that no legal system in this respect can be compared to Islamic law have been tried to be revealed. In the conclusion part, trying to reveal the importance of this study has been attempted and it can be concluded as following; Contribution to this scientific research has been a great privilege and fortunate. Finally, during the course of my study, worthy to say, genuine support and assistance of my supervisor has been provided by Assoc. Dr. Selim ASLAN. It is also a responsibility and a debt of gratitude to thank everyone who has helped me throughout my work.
Göçmen hukuku bağlamında 2011 sonrası Türkiye'deki gayrimüslim göçmenlerin durumu
Türkiye, 2011 yılı ve sonrasında komşu ülkelerden gelen kitlesel göçe maruz kalmıştır. Bu göçün büyük bir kesimini Müslüman ülke vatandaşları oluştursa da azımsanmayacak derecede Gayrimüslim azınlık da Türkiye'ye sığınmıştır. Bu araştırma temel olarak 2011 yılı ve sonrası göç eden Gayrimüslim azınlıkların Türkiye'deki durumlarını hukuken sorgulamak ve konuyla ilgili Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara ne derece uyduğunu araştırmak üzerine şekillenmiştir. Göçmen hukuku bağlamında gayrimüslim azınlıkların haklarının ve hukuki statülerinin incelendiği bu araştırmanın birinci bölümünde; konuya dair ön bir bilgi sağlamak adına göç, göçmen, mülteci ve sığınmacı terimleri ile azınlık kavramları açıklanmıştır. Ayrıca, göçmen açısından göç ettiği yerde dini değerlere saygı; haklar itibariyle de özgür hissetme ve temel haklardan yararlanabilme durumları göç- din ilişkisi ve göç-hukuk ilişkisi ekseninde değerlendirilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde, göçmen hukuku ana başlığı altında ulusal ve uluslararası mevzuat açıklanmıştır. Burada amaç, uluslararası mevzuatta yapılan sözleşmelerin ve düzenlemelerin ulusal mevzuattaki karşılığını ortaya koymaktır. Üçüncü bölümde, Türkiye'de yaşayan Müslüman olmayan azınlıkların hukuki durumları ve sahip oldukları dini kimlikleri ile bu kimliklerin Türkiye toplumuna yansımaları üzerinde durulmuştur. Araştırmanın son bölümünde ise, 2011 yılı sonrası Müslüman olmayan azınlıklara yönelik yapılan yasal düzenlemelere, Türkiye'nin AB ile uyumu neticesinde yürüttüğü entegrasyon politikalarına ve Türkiye'nin Müslüman olmayan göçmenlere yönelik yürüttüğü politikasına karşı AB'nin tutumuna değinilerek; 2011-2019 yılları arasındaki AB ilerleme raporları incelenmiştir.
İnsan ve azınlık hakları çerçevesinde Avusturya'daki Türk kökenli göçmenlerin hakları
"İnsan ve Azınlık Hakları Çerçevesinde Avusturya'daki Türk Kökenli Göçmen-lerin Hakları" başlıklı bu doktora tez çalışmasında; Avusturya'da yaşayan Türk göç-menlerin siyasi, iktisadi, sosyal, kültürel, dini ve dilsel alanlarda sahip oldukları hakla-rın yeterlilik düzeyleri, insan ve azınlık hakları açısından, diğer göçmen azınlık grupla-rın da sahip oldukları haklar ile karşılaştırılmak suretiyle değerlendirmeye tabi tutul-muştur. İnsan ve Azınlık haklarının neler olduğuna dair literatür taramasıyla başlayan tezin birinci bölümünde, farklı uzman görüşler çerçevesinde hak tanımlamalarına yer verilerek, insan hakları ve özellikle de üçüncü kuşak haklar kapsamındaki kolektif hakların bileşenlerine ve BM, AGİT, Avrupa Konseyi ve AB gibi uluslararası nitelikli örgütlerin onayladıkları azınlık hakları sözleşmelerine odaklanılmıştır. İkinci bölümde ise, göç olgusunun tarihi, Avusturya'nın maruz kaldığı göç dalgalarının tarihsel seyri, Avusturya devletinin göçmenlere tanınan haklar bağlamında uyguladığı politikalar mercek altına alınmıştır. Farklı ülkelerden gelen göçmenlere yönelik tek tip bir devlet politikası yerine, göçmenlere tanınan haklar açısından çok katmanlı devlet siyasetinin yarattığı dikotomiye dikkat çekilmiştir. Avusturya'da yaşayan tüm göçmenlerin siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, din-sel ve dilsel haklarının neler olduğu açıklanmaya çalışılırken, ilgili göçmen gurupları-nın hangi haklardan mahrum kaldıkları ve özellikle de hangi sebeplerle, bu haklara erişimlerinin engellendiği tüm boyutlarıyla analiz edilmeye çalışılmıştır. Tezin son bölümünde, Türk göçmenlere tanınan haklar ve bu hakların insan ve azınlık hakları açısından yeterlilikleri sorgulanmış, diğer göçmen gruplara tanınan hak-lar ile karşılaştırmalar yapılarak sorun alanları tespit edilmiştir. Avusturya vatandaşlığını elde etmek husussundaki şartların ağır olması gibi göçmenlere yönelik engeller vurgulanmıştır. Bu gibi sorunların zamanla katlanarak nasıl büyüdüğüne ve sürekliliğine değinilmiş, bunların çözümüne yönelik öneriler kap-samında birlikte yaşama ve ötekine saygı gibi değerlere yönelik bilincin arttırılması hususuna vurgu yapılmıştır. Avusturya'nın; AB'nin kuruluş aşamasındaki temel normlar olarak kabul edilen demokrasi, insan hakları, hak, hukukun üstünlüğü ve adalet gibi değerlere bağlı kal-ması gerektiğine, aksi takdirde Avusturya'da yaşayan tüm kesimlerin bu süreçten zarar görebileceğine dikkat çekilmiştir. Avusturya'nın; Avusturya yerlileriyle birlikte tüm göçmenlerin evi olduğuna, Avusturya'da yaşayan halkın karşılıklı dayanışma, fayda ve yarar çerçevesinde hareket ettikleri takdirde tüm kesimlerin refah seviyeleri-nin yükselebileceğine vurgu yapılmıştır.
Türkiye'nin azınlık politikası ve Türkiye'deki azınlıkların durumuna dair bir inceleme
Osmanlı Devleti uzun yıllar boyunca farklı etnik, dini ve kültürel grupları içinde barındırmaktaydı. Osmanlı'nın bu mirası Türkiye Cumhuriyeti'nde de varlığını korumuş ve hala korumaya devam etmektedir. Bu etnik, dini ve kültürel grupların bazıları Türkiye Cumhuriyeti'nde azınlık grupları olarak tanımlanmaktadır. Bu gruplar zamanla Türkiye Cumhuriyeti'nin de ulus kurma hedefiyle yürütülen politikalarla kaynaşarak yeni bir yapının içinde kısmen de olsa yer almıştır. Ulusun bir parçası haline gelmiş olsa da genel itibari ile bu gruplar hala azınlık statüsünde yer almaktadır. Dolayısıyla çalışmanın amacı toplumsal, bölgesel ve küresel bağlamlarda etkileri olan azınlık kavramını tarihsel gelişimi ile birlikte inceleyerek, Lozan Barış Antlaşması'nda azınlık statüsünde kabul edilen gayrimüslim azınlıkların durumunu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihi olan 1923 yılından günümüze dönemsel olarak incelemek, Türkiye'de bu yöndeki uygulanan politikalara ve yaşanan olaylara dair bir değerlendirme sunmaktır. Konunun tarihsel ve kavramsal arka planı oldukça geniştir. Dolayısıyla yöntem olarak mevcut kaynaklar incelenip, tarihsel ve kronolojik düzlemde ele alınarak, elde edilen verilerin günümüzdeki durumları ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın soruları şu şekilde sıralanabilir: Azınlık kavramı neyi ifade etmektedir, Türkiye'nin azınlık politikası nedir, bu politika neye/nelere dayanmaktadır, bir azınlık grubunu kimler oluştur, bu azınlıkların ülkedeki durumu ve konumu nedir? Bu çerçevede, azınlıklarla ilgili çalışmalarda görülen farklı uçlara savrulmadan, bu çalışmada azınlıklara dair toplumsal düzeydeki çeşitli sorunlara rağmen bunun sistemli bir politik dışlamaya erişmediği ve hukuki çerçevenin temel unsurları içerdiği sonuçlarına varılmıştır.
Irak'ta azınlık medyası: Türkmen basının tarihsel gelişimi
Azınlık kavramının kesin bir tanım verilmemiş ancak içerdiği anlam zaman içinde hızla genişlemiş ve yeni özellikler eklenmiş. Azınlık kavramı sosyolojik, hukuksal, siyasal farklı yorumlar yapılmıştır ancak batı litaratünde etnik, dini, dilsel ve kültürel faktörlerin etkisiyle ele alınırken osmanlı başta olmak üzere bazı toplumlarda din temel belirleyici faktördür. Dolayısyla azınlık kavramı içeriği ve kapsam konusunda kesin bir uzlaşma yoktur. Azınlık kavramı hukuksal ve sosyolojik yönden değerlendirilir; azınlık türleri ise etnik azınlık,dini azınlık, dil azınlığı ve ulusal azınlık olarak türlere ayrılır.azınlıklar için kitle iletişim araçları çok önemlidir çünkü kendi kültürel ,dinsel,dilsel ve etnik yapıların korunması özerk iletişimsel alanların yaratılması yolu ile olur ve varoluşların anlamladırmasında büyül role sahiptir .Azınlık olarak Türkmenlerin basın faaliyetlerin ise Irak'ın kuruluşundan günümüze kadar var olma mücadelesi vermiştir. kraliyet döneminde yayın yapan üç gazete var Kerkük gazetesi, İleri gazetesi ve Afak gazetesidir.Cumhuriyet döneminde ise (1958 -2003) Beşir gazetesi ,Kardeşilk dergisi,Tükmeneli gazetesidir.2003 işgal sonrası dönem ise yayını gümüze kadar devam eden gazeteler şöyledir;(Türkmeneli,Aksu,İnci Diyale,TEBA).devam eden dergiler ise (Kardeşlik,Elfanar,Kurtuluş,Muharip,Elkatip Altukmanı).ancak kısa dönem yayın yapan sonra kapatılan gazeteler ise,Kerkük,Altın Köprü,karar,Alsadık,Almesir,Meclis, ufuk ,Almizan,Türkmen Times,zahab El Esvet,Ayna,Tercüman,El-wefa,babagürgür,şafa babagürgür,El-Beşir,Kale).
Uluslararası hukuk ve Çin'in Doğu Türkistan siyaseti
Doğu Türkistan, Çin'in, özerkliğini kabul ettiği beş bölgesinden birisidir. 1955 yılından itibaren Çin Komünist Partisi hükûmeti tarafından Doğu Türkistan bölgesinin tamamı için "Sincan Uygur Özerk Bölgesi" tanımlaması yapılmış, bölgenin özerkliği kabul edilmiş ve bu isimle anılmaya başlanmıştır. Bölgenin siyasi ve kültürel anlamda gerçek sahibi olan Uygur Türkleri ise Çin tarafından azınlık olarak tanımlanmıştır. Uluslararası barışın ve güven ortamının sağlanması ve devamlılığı açısından azınlıklar oldukça önemlidir. Bu kapsamda birçok kurum, kuruluş ve örgüt tarafından azınlıkların korunması ve azınlıklara birtakım haklar sağlanması konusu gündeme taşınmış, bu bağlamda çalışmalar yürütülmüştür. Azınlık oldukları resmi olarak kabul gören Uygur Türkleri de doğal olarak bunlardan yararlanma hakkına sahiptir. Çalışmanın temel hipotezi Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin uluslararası hukukun özerk devletlere tanıdığı birtakım haklardan, Uygur Türklerinin de hem uluslararası hukuk hem de uluslararası belgeler ile güvence altına alınan insan haklarından ve insan haklarının bir boyutunu oluşturan azınlık haklarından mahrum bırakıldığı ve Doğu Türkistan'da hak ihlallerinin gerçekleştiğidir. Bölgede gerçekleşen bu hak ihlallerinin temelinde Çin Hükümeti'nin bölgeye ve bölge halkına yönelik yürüttüğü faaliyetler yatmaktadır. Bu çalışma kapsamında öncelikle Çin'in Uygur Türklerine yönelik uyguladığı nüfus, göç, eğitim, ekonomi gibi sosyal ve siyasal politikaları incelenecektir. Ardından yukarıda verilen iki hipotez birincil ve ikincil kaynak kullanımına dayalı betimsel veri analizi yöntemi ile test edilmeye ve tespit edilen hak ihlalleri ortaya koyulmaya çalışılacaktır.
Türk Ticaret Kanunu madde 360 kapsamında anonim şirket yönetim kurulunda temsil edilme hakkı
Günümüzde pek çok kilit alanda ekonomik açıdan son derece önemli ve etkili bir şirket tipi olan anonim şirketler, sermaye esasına dayalı olarak kuruldukları için oy çoğunluğu esasına göre yönetilirler. Anonim şirketlerin bu şekilde çoğunluk esasına göre yönetilmesi şirket idaresinde söz sahibi olamayan grupların ve azınlığın menfaatleriyle çatışabilir. İşte bu menfaat çatışmalarını azaltmaya aracılık eden ve TTK m.360 ile yasal zemine kavuşmuş olan temsil hakkı uyarınca, esas sözleşmede belirtilmiş olması halinde; belirli pay gruplarına, özellik ve niteliği bakımından belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azınlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı verilebilir. Çalışmamızda 6102 sayılı kanundan önce grup imtiyazı olarak anılan ve ilk kez TTK m.360 ile normatif düzenlemeye kavuşan bu temsil hakkı incelenecektir.
6 and 7 September 1955 incidents, an anthropological case analysis in the context of the collective memory and media
The research focuses on how the Rum community in Turkey perceives the incidents, although a long time has passed since the 6 and 7 September 1955 Istanbul incidents, and how the Democratic Party government used the media tools collaboratively as a state apparatus to create a new and national collective memory. The D.P government's aim could be accepted to change the minorities' native-ness, displacement, and acquiescence stages after the 6 and 7 September 1955 Istanbul Incidents. This research analyses the collected data from fieldwork through ethnographic methods such as ethnographic interviews, participant observation, and focus groups. 6 and 7 September 1955 İstanbul incidents can be read as a unique example to understand how the D.P government quickly destroyed the right of minorities through an incident.
Ethnocultural freedom and equality: Being a member of the Muslim minority in Canada
Ethnocultural freedom and equality in light of Kymlicka's multicultural citizenship theory, which provides a liberal framework for the just and fair treatment of minority ethnocultural groups. Kymlicka divides minority ethnocultural groups into two basic categories: national minorities or indigenous peoples and polyethnic or immigrant groups. According to this categorization, whereas national minorities or indigenous peoples deserve self-government rights, polyethnic groups deserve cultural rights to maintain their ethnocultural particularity and establish an equal and fair relationship with the Anglophone majority. Conducting qualitative analysis, I have arrived at several important findings. These include findings related to ethnocultural freedom and equality of Canadian Muslims and the impacts of Islamophobia on them. First, the Canadian Muslim community is quite diverse, consisting of different ethnocultural backgrounds. This is the natural result of Canada's immigration policy. Second, this diversity has not avoided them developing three main common polyethnic demands, which are freedom to pray, eat halal and wear hijab. This study shows that these polyethnic demands have been fairly accommodated by the Anglophone majority. Third, Canada is not immune to global surge in anti-Muslim hate crimes and this trend is very likely to undermine Canadian Muslims' ethnocultural equality and freedom to exercise the mentioned polyethnic demands.
Anonim şirketlerde azınlık hakları ve azınlığın korunması
Bir tür sermeye şirketi olan anonim ortaklıklara hakim olan ilke çoğunluk ilkesidir. Halka açık anonim ortaklıklarda birçok ortak vardır. Bu nedenle pay sahiplerinin genel kurul toplantılarına olan ilgisi azalır ve gerekli teknik bilgiye sahip olmayan küçük ortaklar genel kurul toplantılarına katılmaz. Bu durumda, şirketlerde bir güç boşluğu vardır. Çoğunluğun kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi halinde azınlık hakları da ihlal edilebilir. Bu nedenle çalışmamız, çoğunluk hissedarlarına karşı azınlık hissedarlarının korunması için tanınan hakları inceleyecektir. TTK'ye göre azınlık hakları herhangi bir sınıflandırmaya tabi değildir. Çalışmamızda azınlık hakları doktrinin olumlu ve olumsuz azınlık yorumuna göre incelenecektir.
Anonim şirketlerde azınlık hakları
Anonim şirketler kural olarak çoğunluk ilkesine göre yönetilir ve kararlar genel kurulda çoğunluğun olumlu oyu ile alınır. Bu durum azınlığın ve şirketin menfaatlerini çoğunluğun gölgesi altında bırakır. Bu sorunun çözümü için azınlığa bir takım haklar tanınmış ve azınlık çoğunluğun baskısından korunmuştur. Halka açık olmayan anonim şirketlerde sermayenin %10'una sahip hissedarlar ile halka açık anonim şirketlerde sermayenin %5'ine sahip hissedarlar azınlığı oluşturur. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun azınlığa tanıdığı hakların kullanılabilmesi için pay sahibi ya da pay sahiplerinin şirketin türüne göre belirtilen orana ulaşması gerekir. 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda azınlığa kimi haklar tanınmıştır fakat 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile uygulamada azınlığın karşılaştığı sorunlara ilişkin çözümler getirilmiş ve azınlığa daha geniş haklar tanınmıştır. Bu çalışmada 6102 Sayılı Kanun'da azınlığa tanınan haklar olumlu azınlık hakları ve olumsuz azınlık hakları başlığı altında incelenmiştir.
Batı Trakya Müslüman Türk azınlığın din ve eğitim sorunları
Tez çalışmasında, Yunanistan'da yaşayan Müslüman Türk Azınlığının din eğitimi faaliyetlerini yürüten örgün ve yaygın eğitim kurumlarının durumu ve sorunları konu edinilmiştir. Çalışmada, azınlığın örgün eğitim tarihi ve güncel durumu, yaygın din eğitiminde Kur'an kursu programları, amaç ve hedefleri hakkında bilgilere yer verilmiş ve azınlık eğitim sorunlarının tespiti gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Batı Trakya'da anaokul sorunu, azınlık ilkokullarının kapatılması, orta ve lise öğretim kurumlarının yetersizliği sebebiyle eğitim konusunda birtakım problemler vardır. Azınlık toplumunun Müftülük sorunu, din eğitimi imkânlarının örgün eğitimdeki eksikliği ve yaygın eğitim destekli ilerleyişi, devlet tarafından atamaları kabul etmeyen azınlığın desteklediği seçilmiş müftülük kurumlarının yapısı ve toplumun tamamına hitap eden din eğitimi faaliyetlerine yer verilmiştir. Devletin azınlığa ait atlaşmalardan doğan özerk eğitim hakkının iadesi, azınlığın kendi okullarını kurarak, yönetim ve denetiminin azınlığa bırakılması, güncel eğitim sorunlarının Batı Trakya'nın etnografyasına uygun bir metotla çözülmesi adına talep ve istekleri ele alınmıştır. Sorunların çözümü konusunda eğitim politikasının temelinde yer alan milli kimlik inkârı, ekonomik darboğazlık, vakıf sorunu, dini özgürlükler konusundaki kısıtlamalar irdelenmiştir. Azınlık toplumunun bilinçlenmesi, sorunlar konusunda farkındalık yaratma ve eğitim desteği sunan sivil toplum örgütlerinin durumu kapsamında, azınlığın en temel sorunlarından hareketle atılan adımların eğitim yapısının şekillenmesi ve tanınması açısından üstünde durulmuş ve eğitim sorunlarının ortaya konulması bakımından önem arz eden bir çalışma olduğu ifade edilebilir.
Kosova Türklerinin azınlık hakları (1974-2008)
Sırp tarih anlayışında büyük bir travmayı temsil eden 1389 tarihli Kosova Savaşı ile birlikte Kosova, Osmanlı Devleti tarafından idare edilmeye başlanmıştır. Anadolu'dan bölgeye iskân ettirilen Türk nüfus doğrultusunda bölgede Türk varlığı kalıcı hale gelmiştir. Balkan Savaşları ile birlikte Osmanlı Devleti'nden ayrılan Kosova'dan Müslüman/Türk nüfusun göçü başlamış geride kalan Türk nüfus azınlık konumuna düşerek Sırp Krallığı topraklarında Müslüman azınlıklar olarak yer almıştır. Sırp egemenliği döneminde, Osmanlı Devleti dönemini esaret olarak tanımlayan Sırp tarih anlayışı doğrultusunda, Müslümanlara yönelik baskılar söz konusu olmuştur. Bunun yanı sıra Arnavut-Sırp etnik uyuşmazlığının ana merkezi olan Kosova'da azınlık olarak bulunmak Türkleri diğer Balkan Türklerinden farklı bir konuma yerleştirmiştir. Çalışmada, Kosova'daki Türk azınlığın durumu, siyasi, hukuki statüsü Balkan Savaşları sonrası süreçten bağımsızlığa uzanan çizgide mercek altına alınmıştır. Bu kapsamda ilk olarak azınlığa ilişkin teorik açıklama yapılmış ardından tarihsel gelişmeler doğrultusunda Kosova Türklerinin durumu, hakları analiz edilmiştir.
Human rights violations and the failure of the democratic transition in Myanmar
This thesis examines the practices of human rights violations in terms of democratic transition in Myanmar. This study argues that the democratic transition of Myanmar is ruptured through the violations of human rights, with the oppression over the opposition and ethnicity politics, predominantly occurred after the military has seized the power as coups (d'état) two times in 1962 and on the 1st February 2021. The coup ends up with a civil war, the rejection of the democratic election results, and disclaiming of the minority's rights. The study problematizes the challenges Myanmar encounter in democratic transition evident by the human rights violations, in the case of Rohingya Muslims. Rohingya Muslims are remained stateless according to 1982 citizenship law and Rohingyas were not recognized as a minority in Myanmar. These facts make Rohingya pretty fragile to human violations. The research employs qualitative research design in a descriptive way and aims at mapping the violation of the human rights and practices minorities rights in Myanmar as the region witnesses an ongoing democratic transition in which dreadful challenges led to political uncertainty. Struggling political crises mainly show up as consecutive military coups, causing humanitarian crises with a lack of deliberation, which is a requirement of a democratic regime. Keywords: Democracy, Human Rights Violations, Myanmar, Military, Minority Rights. Rohingya,
The discourse of the justice and development party on the Kurdish and minority issues
The Justice and Development Party (JDP) administration during the 13 years in government developed a new political discourse for solution of ethnic issues in Turkey and started a new series of reform policies known as 'initiatives' which started as 'Kurdish Initiative' and it has been continuing for other ethnic and religious questions. The main purpose of this thesis is exploring the transformation of state discourse on Kurdish and Armenian questions after the ruling period of the JDP. The exploring the approaches of two mainstream political movements, Turkish Nationalism and Political Islam, on the ethnic and religious questions in a historical context is another important purpose of this thesis. Although Kurdish and Armenian questions are different social problems of Turkey, these questions are chosen as research areas. This study aims to examine the discursive similarities and differences on these two "apparently and historically different" ethnic problems to understand the approaches of 'conservative-democrats' on ethnic issues. The analysis of the JDP's discourse on these questions provides convenience in understanding the JDP's motivations, priorities and limitations in the 'Project of National Unity and Fraternity'. Perceptions of JDP administrations on different identities, the historical narratives and approaches of the JDP on the violence incidents are focal points to analyze the political discourse of the JDP.
Makedonya Cumhuriyeti'nin azınlık politikası ve eğitime etkisi
Makedonya Cumhuriyeti çok etnili, çok dilli, çok dinli bir toplumsal yapıya sahiptir. Buna rağmen yıllarca tek uluslu devlet yapısı üzerinde örgütlenmiştir. Son derece demokratik bir anayasaya sahip olan Makedonya'da, pratikte bu anayasanın işleyişinde aynı demokratik anlayış sergilenememiştir. Azınlıklara karşı, üstü kapalı da olsa dışlayıcı bir politika izlenmiştir. Bu da azınlıkların memnuniyetsizliğini artırmış, 2001 yılında Makedon ve Arnavutlar arasında beliren küçük çaplı bir krizle doruğa ulaşmış ve sonrasında uluslararası baskı sonucu `Ohri Çerçeve Anlaşması'nın imzalanmasıyla çözümlenmiştir. Ohri Çerçeve Anlaşması toplulukların devlet kamu kurum ve kuruluşlarında `hakça temsili ilkesi' çerçevesinde düzenlenmiştir.Bu çalışmanın amacı da anayasa ile verilen hakların pratikte nasıl işlev gördüğünü göstermektir. Bu doğrultuda Makedonya Cumhuriyeti'nin Ohri Çerçeve Anlaşması'ndan önce ve sonra yürüttüğü azınlık politikası ele alınmıştır. Daha detaylı olarak da bu politikanın eğitim alanındaki etkilerine değinilmiştir. Bu yapılırken, bu değişimin tarih yazımında ve tarih ders kitaplarındaki etkisine de yer verilmiştir. İlkokul tarih ders kitaplarından örnekler sunularak bu anlamda Makedonya'daki durum ortaya konmaya çalışılmıştır.Bugün varılan noktada görülen odur ki, Ohri Çerçeve Anlaşması'nın hakça temsil ilkesi sadece Arnavutlar için geçerli olmuştur. Ana dilinde eğitim ilkesi slogan düzeyinde kalmakta, devlet tarafından gerçek anlamda pratikte uygulanması için hiçbir özel çaba gösterilmemektedir. Makedonya gibi çok dinli, çok dilli, çok etnili toplumlarda tarihyazımı farklı gruplar arası hoşgörüyü, saygıyı, birlikte yaşamayı destekleyecek şekilde olmalıdır. Oysa Makedonya'da hâlâ geleneksel milliyetçi söylemler çerçevesinde ve hatta kendi vatandaşlarını ?ötekileştiren? bir tarihyazımı ve tarih öğretimi mevcuttur.
Uluslararası azınlık hakları bağlamında Uygur Türkleri'nin durumu:(Türkiye, Kırgızistan ve Doğu Türkistan örneği)
Bu çalışma, Çin'in 1949 yılında Doğu Türkistan'da gerçekleştirdiği işgal sonucunda azınlık durumuna düşen Uygur Türklerinin Doğu Türkistan, Kırgızistan ve Türkiye'deki durumunu analiz etmektedir. Çin istila sonrası bazı Uygur Türkleri kültürlerini, inançlarını, dilini serbest şekilde devam ettirmek amacıyla Doğu Türkistan'dan hicret etmişlerdir. Meydana gelen göç hareketleri çok sayıda Uygur Türkünü farklı ülkelere gitmesine sebep olmuştur. Bu çalaşma özellikle Kırgızistan, Türkiye ve Doğu Türkistan'daki Uygur azınlıklar üzerinde durulmuştur. Doğu Türkistan'da kalan Uygurlar, çok zor ve ağır şartlar altında yaşamlarını sürdürmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan'daki Uygurlar üzerinde Çin yönetiminin işgal ve baskısı hala devam etmekte olup Türk-İslam varlığını silebilmek için farklı yöntemler uygulanmaktadır. Doğu Türkistan kültürel değerleri, dini inançları, tarihi geçmişi, jeopolitik ve jeostratejik açıdan, Türk-İslam dünyasının önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihte deniz yollarının keşfedilmediği dönemde Avrasya kıtasında önemli bir noktadır. İpek yolu ile Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan Doğu Türkistan bölgesi, bir köprü vazifesini görmüştür. Çalışmada, öncelikle Uygur Türklerinin tarihi, yaşadıkları coğrafiya, kurdukları devletler ve cumhuriyetler açıklanmıştır. Daha sonra Azınlık kavramı ve tanıtımına yer verilerek uluslararası azınlık hakları bağlamında çeşitli belgeler kronolojik olarak incelenmiştir. Doğu Türkistan'da çeşitli hak ihlallerine maruz kalan Uygur Türkleri detaylı olarak incelenmiştir. Son olarak Kırgızistan ve Türkiye'ye göç eden Uygur azınlıkların günümüzdeki durumu ortaya konmaya çalışılmıştır.
Uluslararası azınlık hakları bağlamında Ahıska Türklerinin durumu (Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan örneği)
Stratejik önemi olan Ahıska ve çevresinin Rus Çarlığı tarafından işgali sonrası Ermeni nüfusun bölgeye yerleştirilmesi, Ahıska Türkleri için o dönem başlayıp günümüze kadar devam eden çeşitli sorunlara neden olmuştur. Bölgeyi iyice egemenliğine alan Ruslar, bu kez Sovyetler döneminde 14 Kasım 1944'te, Ahıska Türklerini yaşadıkları yurtlarından, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a sürgüne göndererek onları azınlık durumuna düşürmüştür. 1956'da başlattıkları haklarını geri kazanma mücadeleleri arzu ettikleri şekilde sonlanmasa da bugün yaklaşık 10 farklı ülke de hayatlarını devam ettiren Ahıskalıların durumu uluslararası bir boyut kazanmıştır. Bilindiği gibi son yıllarda azınlık, göç ve sürgün kavramları uluslararası siyasetin ve uluslararası hukukun gündeminde çokça yer almaktadır. Günümüzde azınlık durumunda yaşayan Ahıska Türkleri hem Sovyetler Dönemi öncesi hem de sonrası sayısız ayrımcılıkları yaşamış ve en temel insani haklardan faydalanamamışlardır. Bu çalışmada sürgüne uğrayan Ahıska Türklerinin günümüzde yaşadıkları Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan örnekleri üzerinden bu ülkelerdeki uluslararası azınlık haklar çerçevesinde güncel konumları değerlendirilmiştir. Ahıska Türkleri bugün azınlık olarak yaşadıkları Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan'da sosyal hayatlarıyla ilgili eğitim, demografik yapı/nüfus, din/inanç durumu, ekonomi, sosyal yaşam ve siyaset gibi konular ışığında değerlendirildiğinde bu ülke vatandaşlarının sahip olduğu hakların büyük çoğunluğuna sahip oldukları anlaşılmıştır. Ahıska Türklerinin 76 yıl önce yaşamış oldukları sürgünün bugün uluslararası bir niteliğe bürünmesi ve azınlık olarak bazı hakları elde etmiş olmalarına rağmen yaşadıkları bu ülkelerdeki ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitimle ilgili sıkıntıları devam etmektedir.
Anonim ortaklıklarda azınlık ve azınlık hakları
Bilindiği üzere, anonim ortaklıklar kural olarak çoğunluk ilkesi uyarınca yönetilen tüzel kişiliklerdir. Uygulama göstermiştir ki; anonim ortaklıklardaki çoğunluk ilkesi çerçevesinde, çoğunluğu elinde bulunduran kişi veya kişiler, ortaklığı diledikleri gibi yönetebilmektedirler. Bu bağlamdan hareketle, anonim ortaklıklardaki baskın çoğunluk ilkesinin yumuşatılması ama-cıyla kanun koyucu, belirli miktarlardaki hisselere sahip paydaşların korunması için bir takım düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemeler sayesinde, azınlık denilen ve kanunumuzda kural olarak kapalı anonim ortaklıklarda yüzde on, halka açık anonim ortaklıklarda yüzde beşe teka-bül eden hisseye sahip paydaşların, çoğunluk karşısında korunması sağlanmıştır. Özellikle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanundaki azınlıklara ilişkin düzenlemelerin ardın-dan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile azınlık ve çoğunluk dengesi yeniden şekillenmiş ve azınlıklara önemli hak ve yetkiler tanınmıştır. Eski Ticaret Kanununda bulunmayan halka kapa-lı anonim ortaklıklarda hisse senedi (pay senedi) basılmasını talep hakkı, anonim ortaklığın haklı sebeple feshini isteme hakkı, yönetim kurulunda temsil edilme hakkı, finansal tabloların görüşülmesini erteleme, 6102 sayılı Ticaret Kanunumuzda yerini almıştır. Anahtar Kelimeler: 6102 Sayılı Ticaret Kanunu, Olumlu ve Olumsuz Azınlık Hakları, Anonim Ortaklıklar, Çoğunluk ilkesi.
Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Makedonya'daki azınlıkların hukuki durumu
Dünyada kurulan her devlette azınlıklar ve azınlık hakları sorunu her zaman güncelliğini korumuştur ve korumaya da devam edeceğe benzemektedir. Özellikle 1990 sonrası dünya gelişmeleri sonucu hem coğrafi açıdan genişleyen hem de nitelik bakımından çok derinleşen ve güçlenen azınlık hakları, bugün devletlerin görmezlikten gelip, reddedemeyecekleri bir boyuta erişmiştir. Bu tezde de içinde birçok farklı etnik gurubun yaşadığı Balkan coğrafyasında azınlık sorunun en derinden yaşandığı Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Makedonya incelenmiştir.Her devlet azınlık haklarını taraf olduğu anlaşmalarla tanımlar ve hukuki yükümlülükler de bu metinlere dayanılarak belirlenir. Ayrıca, her devlet içinde bulunduğu sosyal, coğrafi, tarihi ve siyasi koşulları dikkate alarak farklı ?azınlık? tanımlamaları yapmaktadır. Ülkeler incelenirken ilk olarak genel bir coğrafi ve tarihsel bilgiler verilmiştir. Ardından da ülkelerin azınlıklara yönelik politik, sosyal ve hukuki uygulamaları ile bu uygulamaların uluslararası boyutu incelenmiştir. Bunun yanında her ülke içindeki farklı azınlık guruplarının sorunları ayrı ayrı değerlendirilmiştir.Günümüzde bu ülkelerde mevcut azınlık sorunlarında özellikle 1990 öncesi döneme göre bir takım olumlu gelişmeler yaşandığı, ancak bu gelişmelerin sınırlı bir seviyede olduğu görülmektedir.Anahtar Sözcükler:1. Azınlık Hakları2. Azınlıkların Sorunları3. Balkanlar4. Azınlıkların Korunması5. Etnik Çatışmalar
Avrupa Birliği azınlık politikalarının Türkiye'nin birliğe üyelik sürecine etkileri
Geçmişi 16. yüzyıla dayanan azınlıklar meselesi günümüzde de önemini korumakta ve hem devletler iç siyaseti bazında hem de uluslararası platformda tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Söz konusu sorunsal hal uluslararası hukukta kesin bir azınlık tanımı yapılamamış olması ve ulus devletlerin egemenlik kaygılarına bağlı olarak şekillenmektedir.Bu çalışmada, Birliğe katılım sürecinde müzakerelere devam eden Türkiye'nin azınlık hakları uygulamaları ile Avrupa Birliği Kopenhag siyasi kriterlerinin bir ayağını oluşturan azınlık haklarına saygı koşulunun ne derecede örtüştüğü İlerleme Raporları ekseninde değerlendirilecek; Birliğin azınlık politikalarının ve azınlık haklarına ilişkin beklentilerinin Türkiye'nin üyelik sürecine etkileri, ülkenin konu ile ilgili mevcut durumu göz önünde bulundurularak yorumlanacaktır.Çalışmanın ilk bölümünde, azınlıklar konusunun tarihi arka planı ele alınarak kavramsal tanımlaması yapıldıktan sonra uluslararası kuruluşlar nezdinde azınlık haklarının gelişimi ve dünyadaki önemli güçler açısından konu ile ilgili genel çerçeve ortaya konmaya çalışılacak; ikinci bölümde Avrupa Birliği'nde azınlıklar konusunun gündeme gelişi ve Birliğin esas aldığı belgeler incelendikten sonra genel ölçekte ve Kopenhag kriterleri kapsamında azınlık politikaları değerlendirilecek; son bölümde ise Türkiye'deki azınlık hakları konusunun hukuki dayanağı belirtilerek, müzakere aşamasında yayınlanan İlerleme Raporlarında Birliğin öne sürdüğü beklentilerin karşılanma kapasitesine bağlı olarak azınlık meselesinin Türkiye'nin Birliğe katılımına etkileri yorumlanarak ortaya konmaya çalışılacaktır.