Motherhood
93 theses under this subject heading
Sosyal medyadakı kültürel kimliklerin dönüşümü odaklı "blogger anne" kimliklerinin incelenmesi
Bu araştırmanın konusu, sosyal medyadaki kültürel dönüşüm odaklı 'blogger anne' kimliklerinin incelenmesidir. Bu konu çerçevesinde anne kimliği ile blog ortamında bulunan ve kendini 'blogger anne' olarak tanımlayan 8 kullanıcıyla derinlemesine görüşme yapılmıştır. Görüşmeler betimsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Görüşmenin yanı sıra 27 blog sitesinin her birinin son 7 paylaşımı içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, katılımcıların blog ortamında annelik kimliklerini nasıl sundukları ve kültürel anlamda annelik kimliğindeki dönüşümler ortaya konulmuştur. Bunun sonucunda sosyal medya aracılığı ile geleneksel annelik kimliğinde çözülmeler olduğu ancak toplumun geleneksel kültürel alt yapısının anne kimliği üzerinde etkisinin devam ettiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kültür, kimlik, kültürel kimlikler, kadın kimliği, anne kimliği,toplumsal cinsiyet, sosyal medya, blog
Eski Anadolu Türkçesinde kadın ile ilgili sözvarlığı
Kadın teriminin işlevlerinden biri biyolojik cinsiyeti ifade etmek ise de kadınlık bir bakıma her şeyden önce toplumsal bir statüye işaret eder. Kadınlık, insanlığın ve toplumun her alanında, yüzyıllar boyunca varlığını hissettiren bir olgu olma niteliğini sürdüregelmiştir. Kadın gerek günümüzde gerek tarihî metinlerde çeşitli açılardan tanımlanmış ve hatta sınıflandırılmıştır. Kadına dair hemen her olguyu çeşitli metinsel türler içinde tanıklamak mümkündür ve kadın için toplum tarafından gerek olumlu veya olumsuz anlam içerikleriyle gerek yansız içeriklerle çeşitli adlandırmalar, tanımlamalar yapılmıştır. Çok farklı sınıflarda şekillenen kadına yönelik sözvarlığı unsurları kadını çeşitli düzeylerde farklı yaklaşımlarla ifade etmekte, tanımlamakta veya nitelendirmektedir. Türkoloji alanında, kadın kavram alanına ait sözvarlığına dair çeşitli araştırma ve inceleme çalışmaları mevcuttur. Genel itibarıyla 13. ve 15. yüzyıllar arasını kapsayan Eski Anadolu Türkçesi döneminden günümüze ulaşmış pek çok eser türde ve içerikte eser bulunmakta olup bu eserler üzerine de yapılan birçok araştırma bulunmaktadır. Ancak bilhassa Türkiye Türkçesini de özel olarak ilgilendirmesi yönüyle Türkçenin en önemli tarihî dönemlerinden biri durumundaki bu dönemde kadın temasını odağına alan sözvarlığı düzeyindeki araştırma ve inceleme faaliyetleri oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, ilgili dönemin belirlenen eserleri "kadın" temasına yönelik sözvarlığı yönleriyle ele alınmış olup kadını tanımlayan dil unsurları ve ayrıca kadının her yönünün dile etkisi araştırılarak kadına ait sözvarlığı derlenmiştir. Bu çalışma kapsamında taranmış eserler üzerinden ulaşılan verilerle, kadın temasını doğrudan veya dolaylı olarak belirten 13 ayrı kategori altında pek çok başlık tasarlanmıştır. Kadın kavram alanıyla ilişkili olarak tespitedilen sözcük ve öbekler başta olmak üzere her türlü sözvarlığı unsuru sesbilgisel, biçimbilgisel veya sözdizimsel düzeylerde temel incelemeye tabi tutulmuştur. Bunların yanı sıra, tanıklanan sözvarlığı unsurlarıyla ilgili sosyolojik ve gerektiğinde varoluşsal değerlendirmeler, yorumlamalar sunulmaya, aktarılmaya çalışılmıştır. Böylelikle, Eski Anadolu Türkçesinde verilmiş eserler üzerinden ilgili dönemde kadının ve kadınlığın nasıl değerlendirildiği, kadına nasıl yaklaşıldığı gibi hususlar irdelenmiş, ayrıca ilgili sözvarlığının nasıl sınıflandırılacağına yönelik çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Tüm bunlarla, 13-15. yüzyıllar arasında, Eski Anadolu Türkçesinin yazıldığı coğrafyada kadın olgusunun ve kadınlıkla ilgili pek çok hususun gerek toplum nezdinde gerek eserlerde nasıl bir yer bulduğu, bunların metinlere ve yaşayışa nasıl yansıdğı, o dönemin kadın algısıyla ilgili ipuçlarının neler olabileceği gibi çeşitli noktalarda veriler sunulmaya çalışılmıştır. Bu sayede, elde edilen tüm bu verilerin farklı disiplinler kapsamında da işlenip değerlendirilebilecek malzemeye dönüşme potansiyeli taşıması da bu çalışmayla amaçlananlar arasındadır. Böylelikle bu çalışma, genel olarak Türk toplumunda ve yaşantısında, daha geniş ölçekte Türk sosyolojisinde kadına ve kadınlığa yönelik ayrıntıların ortaya çıkarılmasında ufak bir katkı sağlamış olacaktır. Anahtar Kavramlar: Eski Anadolu Türkçesi, kadın, sözvarlığı. Bilim Kodu: 30103
Göç bağlamında çalışan kadınların annelik deneyimleri: Ankara örneği
Geçmişten günümüze kadar gelen, toplum tarafından kadına atfedilen pek çok yakıştırmalardan biri de annelik kavramıdır. Kadınların içselleştirdiği annelik olgusu ile çalışma hayatının getirdiği eşitsizliklere bir de göçün zorlukları eklendiğinde durum karmaşık bir hal almaktadır. Bu araştırmada; göç bağlamında çalışan kadınların annelik deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada annelik deneyimlerini ortaya çıkarmak için nitel araştırma desenlerden biri olan fenomenoloji (olgubilim) deseni kullanılmıştır. Katılımcıların tümü bir arada olmadığı için araştırmanın katılımcılarına kartopu örneklem tekniği ile ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında sahaya inilerek yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak veriler elde edilmiştir. 03/09/2022 tarihinde katılımcılar ile görüşmeler yapılmaya başlanmış, 06/11/2022 tarihinde görüşme süreci tamamlanmıştır. Araştırma sırasında katılımcıların talebi üzerine ev, iş yeri ve kafe tarzı yerlerde görüşmeler yapılmıştır. Özellikle Suriye, Irak ve Afganistan'dan göç ederek Ankara'ya gelen farklı kadın gruplarının annelik algıları ve deneyimlerinin bu araştırmada yer alması sağlanmıştır. Katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri içinde yer alan annelik olgusuna bakış açıları ile çalışan anne olmanın getirdiği sorumlulukların neler olduğu, anne olma kararlarının alınmasında etkinliklerinin olup olmadığı ve bu konuda toplumsal bir etkinin varlığının sürüp sürmediği irdelenmeye çalışılmıştır. Bu araştırma için kartopu tekniği ile 22 kadın ile yüz yüze görüşme sağlanmıştır. Araştırma sonucu kadınların göç ettikten sonra çalışma hayatı ve aile yaşamı içindeki annelik deneyimlerinde değişikliklerin yaşandığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Annelik Deneyimleri, Çocuk, Toplumsal Cinsiyet, Göçmen Kadın.
Rivayetler ışığında kadının aile içindeki yeri ve önemi
Bu çalışmada Peygamberimizin rivayetleri göz önünde bulundurularak, kadının, aile içinde eş ve anne olarak dikkat edeceği hususlardan çocuk terbiyesine, aile içerisindeki sırlardan mahremiyet kurallarına, çocuklar arasında ayrım yapılmamasından kız çocuklarının eğitimine, çocukların ihmal edilmemesinden sosyal hayatta konum alınmasına kadar pek çok görev ve sorumlulukları bulunan kadının aile içindeki yeri ve önemi ele alınmıştır. Bu çalışmada Peygamberimizin rivayetleri göz önünde bulundurularak, kadının, aile içinde eş ve anne olarak dikkat edeceği hususlardan çocuk terbiyesine, aile içerisindeki sırlardan mahremiyet kurallarına, çocuklar arasında ayrım yapılmamasından kız çocuklarının eğitimine, çocukların ihmal edilmemesinden sosyal hayatta konum alınmasına kadar pek çok görev ve sorumlulukları bulunan kadının aile içindeki yeri ve önemi ele alınmıştır. İlk insanın yaratılmasından itibaren kadın, gerek yaratılış, gerekse konumu açısından daima kendisinden bahsedilen bir varlık olarak tarihteki yerini almıştır. Modernleşme ve teknolojik gelişmelerle birlikte kadının toplum içerisindeki görev ve sorumlulukları giderek artmaktadır. Müslüman bireyin hayatının hiçbir alanında boşluk bırakmayan İslâm dini, nesillerin yetiştirilmesi konusunda merkezi bir konuma sahip olan kadının aile içindeki görev ve sorumluluklarıyla ilgili çeşitli düzenlemeler getirmektedir. Müslüman kadının aile içindeki yeri ve önemi konusunda en güzel örnek ise Hz. Peygamberin Kur'ânî bir yaşam tarzı sunan sünnetinin rehberliğidir. Zira insanlık tarihinde hiçbir kişi veya öğreti kadına Hz. Peygamberin "Cennet annelerin ayakları altındadır" hadîsinde kendisini bulan kutsal bir konum vermemiştir. Bundan dolayı modern düşüncenin kadına biçtiği rol ve feminist düşüncenin bu durumdan kendisine çıkardığı vaziyetten farklı olarak, İslâm Peygamberinin rivayetleri bağlamında kadının aile içindeki yerinin ne olduğunu anlamaya çalışmak, kadının yaratılış gayesinin gerçekliğine doğru yol almak olacaktır.
Annelik deneyimlerinin nesiller arası karşılaştırılması: Manisa örneği
Çalışmanın amacı Manisa ilinde yaşayan aynı aileden üç nesil anne olan kadın görüşmecilerin annelik ile ilgili algı, tutum ve deneyimlerini karşılaştırmaktır. Böylelikle bu çalışmada kadınların nesiller arasında annelik deneyimlerini nasıl edindiği, deneyimlerinin zaman içerisinde farklılaşıp farklılaşmadığı ve anneliğe bakış açılarının anlaşılması amaçlanmıştır. Bunu yapmak için; kadınların kaç yaşında evlendikleri ve çocuk sahibi oldukları, emzirme süreçleri, anne olduktan sonraki sosyal hayatları, anneliğe yükledikleri anlam, annelik ile ilgili bilgi edinmeleri, annelik deneyimlerindeki güçlü ve zayıf yönleri, çocuklarıyla ilişkisi, kendi anneleriyle olan ilişkileri, çocuk bakımında zorlandıkları konular ve kimlerden destek aldıkları üç kuşak anne arasında benzerlikleri ve farklılıkları analiz edilmiştir. Araştırmada olasılıklı olmayan örneklem yöntemlerinden kartopu örneklem tekniği ile belirlenen 15 genç kuşak, 15 orta kuşak ve 15 yaşlı kuşak anne olmak üzere toplam 45 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizinde MAXQDA 2022 ve SPSS 20 programları kullanılmıştır.
Kuşaklararası annelik anlatılarında süreklilik ve değişim: Ankara örneği
"Kuşaklararası Annelik Anlatılarında Süreklilik ve Değişim: Ankara Örneği" konulu sözlü tarih çalışmamızın amacı; kuşaklararası aktarılan annelik deneyimlerinde benzerlikler ve farklılıklar üzerinde durarak anneliğin tarihsel sürecine ışık tutmaktır. Araştırmanın ilk bölümünde üç farklı kuşaktan annenin hamilelik, doğum, lohusalık ve emzirme süreçlerine dair deneyimleri ele alınarak, bu süreçlerde annelerin, sağlık hizmetlerine erişim sağlayıp sağlayamadığı, emzirme pratikleri ve lohusalık döneminde yaşadığı zorluklara ışık tutulmuştur. Devamında annelerin anneliğe hangi anlamlar yüklediği, ideal annelik algıları, anneliğin kadına sağladığı ayrıcalıklar ve kadını kısıtladığı yönler ele alınmıştır. Son olarak da kuşaklar ekseninde annelerin çocuk yetiştirme deneyimleri, annelerin anneliği öğrenme kaynakları, çocuk bakımı ve yetiştirmede anne-baba rolleri, çocuk yetiştirmede gözetilen cinsiyet farkı, annelerin pişmanlıkları gibi konular işlenmiştir. Üç farklı kuşaktan her biri diğerinin akrabası olan Anneanne- kız- torun olmak üzere 27 farklı annenin anlatımları ile ortaya konulan çalışma bütün bu konuları araştırmak için kadınların annelik deneyimlerine odaklanmaktadır. Bu çalışmanın ana amacı; geçmişten geleceğe annelik değerlerinin ve pratiklerinin aktarımına dair süreklilikleri ve değişimleri feminist bir metodoloji ile ele alarak incelemektir. Doğum tarihleri kabaca 1940-1950, 1960-1970 ve 1980-1990 arası yıllara tekabül eden aynı aileden üç farklı kuşaktan yirmi yedi (27) anne ile gerçekleştirilen olan sözlü tarih çalışması kapsamında annelik deneyiminin takriben 1960 – 2000'li yıllar arasında geçirdiği evrimin haritasını çıkarmak araştırmanın en önemli amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, annelik deneyiminin hangi açılardan aynı kaldığı ve hangi açılardan dönüştüğü ve hangi açılardan tamamen kırılmaya uğradığı araştırmanın en önemli sorularını oluşturmaktadır. Üç farklı kuşak üzerinde gerçekleştirilen bu sözlü tarih araştırması ile aynı zamanda 1960 – 2000'li yıllar arasında annelik deneyimindeki değişim ve dönüşümün sebepleri de mercek altına alınmıştır. Toplumdaki tarihsel dönemlere göre değişen kültürel değerler ve sistem, annelik ve kadınlık söylemlerini çeşitli iktidar mekanizmaları aracılığıyla kuşatır ve sürekli olarak yenilemektedir. Klasik aile yapısından uzaklaşılarak geleneksellikten kopuş yaşanmaya başlanmıştır. Küreselleşme olgusu ile birlikte anneler tamamen kültürel değerlerden, örf ve âdetlerden yararlanarak çocuk yetiştirmek ile yetinmeyip alternatif annelik deneyimleri sürecine girdikleri gözlemlenmiştir. Kadınların yaptığı bu annelik pratiklerinin değişim ve dönüşüm içerisinde olması gelecek nesilleri de etkileyeceği aşikârdır.
Adıyaman il merkezindeki gebelerin gebelik ve anneliğe uyumlarının karşılaştırılması
ÖZET Nurten ÖZÇALKAP, Adıyaman İl Merkezindeki Gebelerin Gebelik ve Anneliğe Uyumlarının Karşılaştırılması, Hemşirelik Programı Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep, 2018. Araştırma Adıyaman il merkezindeki gebelerin gebelik ve anneliğe uyumlarının belirlenmesi ve karşılaştırılması amacıyla ilişki arayıcı, kesitsel ve tanımlayıcı tipte planlanmıştır. Araştırma örneklemini 24 Aralık 2016- 28 Şubat 2017 tarihleri arasında Adıyaman ili Halk Sağlığı müdürlüğüne bağlı 17 Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran ve araştırma kriterlerine uyan farklı yaş grubundaki 308 gebe oluşturmuştur. Araştırmada veriler "Gebe Tanıtım Formu" ve "Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak toplanmış uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan gebelerin %62' sinin 21-30 yaş arasında, %54.2' sinin ilköğretim mezunu, %89.9' un çalışmadığı, %57.8'inin sosyal güvencesinin olduğu saptanmıştır. Gebeliklerin %94.5'inin istenen gebelik olduğu, %31.5'inin ise ilk gebelik olduğu ve %47.7'nin üçüncü trimesterde olduğu belirlenmiştir. Gebeliklerin çoğunluğunun planlı ve istenen gebelikler olduğu, gebelik ve annelik ile ilgili duygularının olumlu olduğu, sosyal destek ve bilgiyi en çok ailelerinden aldığı, plansız ve istenen gebeliklerinin gebelik ve annelik uyumunun arttırdığını, kadınların, annelik ve gebelik rol kabulünün orta seviyede olduğu, kadınların sosyal desteği ve bilgi seviyesi artıkça annelik ve gebelik rol kabulünün arttığı, sağlık profesyonellerinden bilgi alan gebe sayısı orta seviyede olmasına karşın gebelik ve annelik uyumunu arttırdığı belirlenmiştir. Annelerin yaş gruplarına göre gebeliğe uyumlarının benzerlik gösterdikleri saptanmıştır. Sonuç olarak ailelerin uygun gördüğü kişi ile evlenenlerin, plansız gebeliklerin, gebeye verilen bilgi ve sosyal desteğin gebelik ve annelik uyumlarını artırdığı, Adıyaman il merkezindeki gebelerin gebelik ve anneliğe uyumlarının benzerlik gösterdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, annelik, uyum ve hemşirelik.
Gebelerin sağlık denetim algıları annelik beklentileri mutluluk ve prenatal bağlanma düzeylerinindeğerlendirilmesi
Bu araştırma, gebelerin sağlık denetim algıları annelik beklentileri mutluluk ve prenatal bağlanma düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma 15 Mart 2020- 15 Mart 2021 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi polikliniklerine başvuran gebe kadınlar, örneklemi ise 393 gebe oluşturmuştur. Çalışma için etik kurul onayı, hastaneden izin ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Anne Karnındaki Bebek Sağlık Denetim Odağı Ölçeği, Doğum Öncesi Bağlanma Envanteri, Karşılıklı Mutluluk Ölçeği, Doğum Öncesi Annelik Beklentileri Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 24 paket programında analiz edilmiştir. Kritik anlamlılık değeri p<0,05 olarak alınmıştır Gebelerin yaş ortalamasının 27,33±5,90 olduğu, %31,8'inin ilkokul/altı eğitim düzeyinde olduğu, %69,0'ının gebeliğinin planlı olduğu ve %47,1'inin doğumla ilgili kaygı hissettiği belirlenmiştir. Doğum öncesi anne beklentileri toplam puanı ile karşılıklı mutluluk, gerçekçi olmayan olumlu beklenti ve gerçekçi olmayan olumsuz beklenti puanları arasında pozitif yönde, sırasıyla zayıf/yüksek/orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Bağlanma envanteri ile karşılıklı mutluluk, gerçekçi olmayan olumlu beklenti, gerçekçi olmayan olumsuz beklenti ve doğum öncesi anne beklentileri toplam puanları arasında pozitif yönde, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Anne karnındaki bebek sağlık denetim odağı toplam puanları ile içsel, şansa bağlı ve güçlü değerlerine bağlı puanları arasında pozitif yönde, orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, gebelerin sağlık denetim algıları annelik beklentileri mutluluk ve prenatal bağlanma düzeylerinin değerlendirilmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gebe, denetim algısı, karşılıklı mutluluk, bağlanma, annelik beklenti.
Primipar gebelere son trimesterde farklı iki yöntem (yüzyüze/webtabanlı) ile verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisi
Prenatal dönemde başlayıp, doğum sonu ilk bir yılda annelik kimliğinin oluşması ile tamamlanan süreç annelik rol kazanımı olarak belirtilmektedir. Mercer, bu rolün kazanılabilmesi için annenin gebeliğine ve doğumuna sadece fizyolojik yönden bakmayıp doğum sonrasındaki ilk bir yıl boyunca annenin desteklenmesi ve annelik rolüne hazırlanması gerektiğini belirtmektedir. Ülkemizde şu ana kadar primipar gebeler ve lohusalarla ilgili ölçeklerin bulunmasına karşın, annelik rolü ile ilgili bir ölçek bulunmamaktadır. Çalışmanın amacı ilk kez anne olacak olan gebelere son trimesterde farklı iki yöntem (yüzyüze/ web tabanlı) ile verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisini belirlemektir. İki aşamalı olarak gerçekleştirilen çalışma Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde bulunan 2 Aile Sağlığı Merkezi (ASM)'nde ve Özel Dr Tuncay Yüce Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde, primipar gebeler ile 2021 Mayıs ve 2022 Haziran ayları arasında gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada Annelik Rolü Ölçeği geliştirilmiş, ikinci aşamada ise son trimesterde bulunan gebelere eğitim verilerek, verilen eğitimin annelik rolünü kazanmalarına etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında 402 anne örnekleme alınmıştır. Ölçeğin geçerlilik ve güvenirliğinin belirlenmesi için rastgele örnekleme yoluyla seçilen 139 anneye r-test uygulanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında Web Tabanlı Eğitim Grubuna 42, Yüz Yüze Eğitim Grubuna 44 ve Kontrol Grubuna 47 gebe örnekleme alınmıştır. Eğitim öncesi Annelik Rolü Ölçeği uygulanmıştır. Gebelere 3 modülden oluşan 3'er haftalık eğitim verilmiştir. Gebelere doğum sonu 40. günde Annelik Rolü Ölçeği tekrar uygulamıştır. Çalışmamızın sonucunda Annelik Rolü Ölçeği, annelerin annelik rolünü belirlemede geçerli ve güvenilir olan bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. 3 alt boyutu bulunan,5'li likert tipinde, 26 maddelik bir ölçek elde edilmiştir. Primipar gebelere verilen yüz yüze eğitimin annelik rolü kazanmada web tabanlı eğitime göre daha etkili olduğu bulunmuştur.
Gebe kadınların gebelik algıları ve sağlık gereksinimlerinin belirlenmesi
Bu araştırma, gebe kadınların gebelik algıları ve sağlık gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 10 Kasım 2020-01 Şubat 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. İki aşamada gerçekleştirilen araştırmanın ilk aşaması metodolojik kısmını oluşturmaktadır. Çin popülasyonunda geliştirilen "Maternal Health Needs Scale''in Türk toplumunda geçerlik ve güvenirliği 230 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı kısmını oluşturan ikinci aşama ise 01 Ağustos 2021-01 Şubat 2022 tarihleri arasında 372 gebe ile yürütülmüştür. Tanımlayıcı aşamanın evrenini, ilgili hastaneye başvuran 3000 gebe oluşturmaktadır. Örneklem büyüklüğü evreni bilinen yaklaşım üzerinden hesaplanmıştır. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu 2", "Maternal Sağlık Gereksinimleri Ölçeği " ve "Gebelerin Kendini Algılama Ölçeği " ile toplanmıştır. Toplanan veriler, IBM SPSS Statistics 25.0 ve AMOS 25 programları ile analiz edilmiştir. Türkiye için uyarlanan Maternal Sağlık Gereksinimleri Ölçeği geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Maternal Sağlık Gereksinimleri Ölçeği toplam puan ortalaması 94,48±7,59, Gebelikte Kendini Algılama Ölçeği-Annelik Algısı alt boyutu puan ortalaması 24,06±2,78 ve Beden Algısı alt boyut puan ortalaması 11,77±2,56 bulunmuştur. Maternal sağlık gereksinimleri ölçeği toplam puanı ile eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, gebelik sayısı ve gebeliği isteme durumu değişkenleri arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). Gebelikte Kendini Algılama Ölçeği-Annelik Algısı alt boyutu puan ortalaması ile gebeliği isteme durumu ve sağlık sorunu yaşama durumu değişkenleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Gebelerin Beden Algısı alt boyutu puan ortalamaları ile yaş, eğitim durumu, çalışma durumu, gebelik trimesteri, gebelik sayısı, gebeliği isteme ve sağlık sorunu yaşama durumu değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda, gebelerin maternal sağlık gereksinimlerinin yüksek, annelik algılarının olumlu, beden algılarının hafif düzeyde olumsuz olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Gebelik, sağlık gereksinimleri, annelik algısı, beden algısı, geçerlik, güvenirli
Anne çocuk oyun etkileşimine bağlı olarak annelik algısının incelenmesi
Bu çalışmada 3-6 yaş aralığındaki çocukları ile beş dakikalık serbest oyun etkileşiminde, çoğunlukla istendik ifadeleri kullanan ve çoğunlukla istenmedik ifadeleri kullanan annelerin, anneliği bilişlerinde nasıl temsil ettiklerinin yarı yapılandırılmış görüşme tekniği olan repertuar ağı tekniği ile incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma çoklu nicel vaka analizi çalışmasıdır. Serbest oyun etkileşimleri ev ortamında video kayıt altına alınmıştır. Ardından annelerin oyun esnasında kullandıkları ifadeler Anababa Çocuk Oyun Kayıt Kodlama Formu'na kodlanmış ve çoğunlukla istendik ve çoğunlukla istenmedik/uygunsuz ifadeleri kullanan anneler belirlenmiştir. Repertuar ağı tekniğinde elementler; "bir anne olarak ben", "çocuğuma göre bir anne olarak ben", "eşime göre bir anne olarak ben", "anneme göre bir anne olarak ben", "kayınvalideme göre bir anne olarak ben", "ideal anne", "ideal olmayan anne", "ne yazık ki nasıl bir anne olmak durumunda bırakıldım", "tanıdığım örnek-iyi bir anne" ve "tanıdığım örnek olmayan bir anne" olarak belirlenmiştir. Elementler üçlü karşılaştırılarak annelerin kişisel yapılarına ulaşılmıştır. Son olarak her element, kişisel yapılara dayalı olarak 1 ve 5 arasında derecelendirilmiştir. Veriler idiogrid 2.4 programına girilerek analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde annelerin serbest oyun etkileşimlerinde çoğunlukla istenmedik/uygunsuz ifadeler kullandıkları görülmüştür. En çok kullanılan istendik ifade "çocuğun isteklerine uyma", en sık kullanılan istenmedik/uygunsuz ifade "emir verme"dir. Elde edilen diğer bir bulgu "ideal anne" ve "bir anne olarak ben" elementleri arasındaki uzaklık katsayısından ulaşılan özdeğerdir. Oyun etkileşiminde istendik ifadeleri daha sık kullanan annelerin, istenmedik ifadeleri daha sık kullanan annelere göre çoğunlukla özdeğerlerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Yine oyun etkileşiminde istendik ifadeleri daha sık kullanan annelerin, istenmedik ifadeleri daha sık kullananlara göre kendilerini daha çok olumlu yapılarla ilişkilendirdikleri görülmüştür. Her iki grupta bulunan anneler; "ne yazık ki nasıl bir anne olmak durumunda bırakıldım", "çocuğuma göre bir anne olarak ben", "eşime göre bir anne olarak ben", "anneme göre bir anne olarak ben" ve "kayınvalideme göre bir anne olarak ben" elementlerini çoğunlukla kendileriyle yakın ilişkilendirmişlerdir. Oyun etkileşimlerinde istendik ifadeleri daha sık kullanan anneler "ideal olmayan anne" elementine kendilerini uzak konumlandırırken, çoğunlukla istenmedik/uygunsuz ifadeleri kullanan anneler kendilerini bu elemente uzak ve orta derecede konumlandırmışlardır. "Tanıdığım örnek-iyi bir anne" elementine ise istendik ifadeleri çoğunlukla kullanan anneler kendilerini yakın ve orta derecede konumlandırırken, "tanıdığım örnek olmayan bir anne" elementine uzak ve orta derecede; istenmedik ifadeleri çoğunlukta kullananlar, "tanıdığım örnek bir anne" elementine kendilerini orta ve uzak derecede konumlandırmışlardır ve "tanıdığım örnek olmayan bir anne" elementine ise kendilerini uzak, orta ve yakın konumlandırmışlardır.
Birinci basamak sağlık çalışanlarının annelik hüznü ile ilgili bilgi ve uygulamaları
Amaç: Bu araştırmada birinci basamak sağlık çalışanlarının annelik hüznü konusundaki bilgi ve uygulamalarını belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem Araştırma tanımlayıcı tipte olup, Manisa il merkezindeki aile sağlığı merkezleri ve toplum sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarıyla yürütülmüştür (N:252). Araştırmada herhangi bir örnek seçme yöntemi kullanılmadan evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmıştır (n:214). Araştırmanın verileri ilgili literatür doğrultusunda araştırmacılar tarafından hazırlanan 37 soruluk anket formu ile toplanmıştır. Sağlık çalışanlarının annelik hüznü konusundaki bilgi durumları 11 soru ile her doğru yanıta bir puan verilerek toplam bilgi puanı (toplam 32 puan) üzerinden değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 15.00 programı kullanılarak sayı, yüzde dağılımı, MannWhitney U testi ve Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma grubunu oluşturan sağlık çalışanlarının %68,7'si Aile Sağlığı Merkez'inde görev yapmaktadır. Araştırma grubunun %41,1'ini hekimler, %37,4'ünü ebeler, %16,8'ini hemşireler, %4,7'sini acil tıp teknisyenleri oluşturmuştur. Hekimlerin %33,0'ı, ebe/hemşire/ATT'lerin %93,7'si kadındır. Hekimlerin %19,3'ü, ebe/hemşire/ATT'lerin %38,1'inin annelik hüznünü duymadığı, hekimlerin %27,3'ü ve ebe/hemşire/ATT'lerin %51,6'sının annelik hüznü konusunda hiç eğitim almadıkları belirlenmiştir. Hekimlerin toplam bilgi puanı ortalamaları 18,70±6,28, ebe/hemşire/ATT'lerin ise 15,56±6,62 olarak bulunmuştur. Hekimlerin %63,2'sinin, ebe/hemşire/ATT'lerin %47,1'inin meslek hayatı boyunca en az bir kez annelik hüznü yaşayan anne tespit ettikleri belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarının bilgi puanları ile meslek, eğitim ve daha önce 2. basamakta görev yapmış olma, annelik hüznünü duyma ve annelik hüznü konusunda bilgi alma değişkenleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Birinci basamak sağlık çalışanlarından hekimlerin annelik hüznü bilgi puanları ortalamanın üstünde, ebe/hemşire/ATT'lerin ise ortalamanın altındadır. Doğum sonu izlemlerden sorumlu olan ebe/hemşire/ATT'lerin neredeyse yarısı annelik hüznünü hiç duymamıştır. Bu nedenle sağlık çalışanlarının annelik hüznü konusundaki eğitim ihtiyacının giderilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Annelik hüznü, Sağlık çalışanları, Birinci basamak
Doğum şeklinin, doğum memnuniyetine ve doğum sonu annelik davranışına etkisinin belirlenmesi
Doğum Şeklinin, Doğum Memnuniyetine ve Doğum Sonu Annelik Davranışına Etkisinin Belirlenmesi Bu araştırma, doğum şeklinin, doğum memnuniyetine ve doğum sonu annelik davranışına etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırma 15 Kasım 2021-15 Mayıs 2022 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Mut Devlet Hastanesinde doğum yapan postpartum 336 kadın ile yapılmıştır. Araştırmanın evrenini ilgili hastaneye başvuran ve doğum yapan kadınlar oluşturmuştur. Örneklem sayısı G*power 3.1.9.6 programı kullanılarak priori power analizi ANOVA (tek yönlü) yaklaşımıyla hesaplanmıştır. Verilerin toplanmasında, "Kişisel Bilgi Formu", "Vajinal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği", "Sezaryen Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği" ve "Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği' ölçekleri kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Veriler, IBM SPSS Statistics 24.0 programında analiz edilmiştir. İstatistik anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği puan ortalaması vajinal doğum, planlı sezaryen ve acil sezaryen olanlarda sırasıyla 123±17.09, 116±14.23, 120,99±10.85 olarak bulunmuştur. Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği puan ortalamaları ise vajinal doğum, planlı sezaryen ve acil sezaryen olanlarda sırasıyla 4.32±1.86, 5.06±1.19, 5.05±1.25 olarak bulunmuştur. Doğum şekli ile Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0.05), Doğum şekli ile Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırma sonucunda, vajinal doğum yapan ve acil sezaryen olan kadınların doğumda memnuniyet düzeylerinin yüksek, planlı sezaryen olanların ise düşük olduğu, doğum şeklinin annelerin doğum memnuniyetini etkilemediği ancak, annelerin doğum sonu ebeveynlik davranışını etkilediği, sezaryen ile doğum yapan kadınların vajinal doğum yapanlara göre daha olumlu ebeveynlik davranışına sahip oldukları belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Doğum şekli, doğum sonu, memnuniyet, annelik davranışı
Yerli televizyon dramalarında annelik rollerinin yeniden üretimi: Kadın" dizisi örneği
Melodram türü, uzun yıllar sinemada izleyiciyi etkileyen filmlere kaynak oluşturmuştur. Kitleleri yıllar boyu, eğitici ve eğlendirici kimliğiyle meşgul eden sinema, zaman içerisinde etkisini kaybederek yerini televizyona bırakmıştır. Sinemadan aldığı mirasla, melodram türünün devamlılığını yerli dramalar aracılığıyla sağlayan ve kitle iletişim araçlarının tümü gibi hâkim ataerkil ideolojinin korunarak pekiştirilmesine yardımcı olan televizyonun da ataerkil ideolojinin zorunlu kıldığı, toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden tesis edilmesini desteklediği görülmüştür. Günümüz televizyon dünyasında yerli dramalar kadınlara, annelik rolleri ile ilgili bilindik göstergeler sunmaya devam etmektedir. Çalışma kapsamında, yerli dramalarda annelik rolleri "Kadın" dizisi özelinde, söylem analizi yapılarak araştırılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Melodram, Türk Sineması, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, Yerli Dramalar, Kadın, Annelik Rolleri
Toplumsal cinsiyet bağlamında kadının annelik rolü: Elisabeth Badinter ve eleştirel annelik teorisi
Toplumsal yaşantımızın önemli bir parçası olan annelik, tarih boyunca hem toplumsal cinsiyet bağlamında hem de feminist teori bağlamında tartışmalı bir konu olmuştur. Kadınların biyolojik olarak doğurma özelliğine sahip olması, annelik içgüdüsüne sahip oldukları fikrine ve uzun yıllar boyunca bu fikre sorgulamadan inanılmasına yol açmıştır. Toplumsal cinsiyet bağlamında ise annelikle ilgili sorumluluklar kadınlara atfedildiği için kadınlık ve annelik kavramları uzun yıllar boyunca eş anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bu alanda toplumsal cinsiyet perspektifinden akademik çalışma eksikliği ve Fransız feminist ve filozof Elisabeth Badinter'in Türkiye çapında yeteri kadar tanınmaması, bu çalışmanın doğmasında etkili olmuştur. Bu çalışmada Elisabeth Badinter'in Annelik Sevgisi ve Kadınlık mı, Annelik mi? kitapları çerçevesinde annelik içgüdüsünün olmadığını, annelik inşasının tarihsel ve toplumsal süreçle birlikte gerçekleştiğini ve kadınlık ve annelik kavramlarının eş anlamlı olarak algılanmaması gerektiğini göstermek amaçlanmıştır. Çalışma sırasında elde edilen sonuçlara, Badinter'in yukarıda sözü edilen ve aralarında yaklaşık otuz yıl bulunan iki kitabının daha çok teorik bağlamda karşılaştırmalı okunması yöntemiyle ulaşılmıştır.
Kuşaktan kuşağa annelik: Gaziantep örneği
Kuşaktan kuşağa kadının ve anneliğin nasıl bir değişim süreci geçirdiğinin ve annelik pratiklerinin bu değişimden nasıl etkilendiğinin irdelendiği bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında, saha araştırması için Gaziantep'te yaşayan orta ve üst sosyo-ekonomik gelir düzeyinde18 anne ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışma genelinde ön plana çıkan toplumsal cinsiyet kavramı ile başlayarak, anneliğin yeniden üretimi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda kadınların tarihsel süreç içerisinde toplumsal yapıda meydana gelen değişimlere bağlı olarak ikincil konumları ele alınmıştır. Çalışmada, yaşanan bu değişimlerin daha iyi anlaşılabilmesi için Osmanlıdan Cumhuriyete evrilen süreçte, toplumsal cinsiyet çerçevesinde annelik rolüne ilişkin literatür tartışılmıştır. Bununla birlikte 1980 sonrası dönemde neoliberal politikalarla birlikte özellikle yeni söylemlerin merkezinde yer alan annelik söylemi ele alınmıştır.
Kadınların farklı dönemlerdeki kadınlık algıları ve etkileyen faktörler
Bu çalışmanın amacı; kadınların menstürasyon, gebelik, annelik, üreme sağlığı ile ilgili yaşanan hastalık ve menapoz dönemi gibi farklı dönemlerde beden ve kadınlık algısının nasıl bir değişim gösterdiğinin araştırılması ve bu algıları etkileyen faktörlerin toplumsal cinsiyet bakış açısı ile irdelemesidir. Araştırma, Adana Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları Servisinde yatan 39 kadın katılımcı ile yapılmıştır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak; Yarı yapılandırılmış nitel görüşme formu, demografik özellikleri belirleyen bilgi formu, Self-Esteem ölçeği ile Oxford Mutluluk ölçeği, Coopersmith Benlik Saygısı Envanteri faktörleri ile belirlenmiştir. Araştırma sonucuna göre; katılımcıların kadın oldukları için çoğu zaman pişmanlık duygusu yaşadığı, bununla birlikte kadınların yaşamlarındaki en önemli başarıyı iyi bir anne ve eş olma olarak tanımladıkları görülmüştür. Kadınlar menstürasyon dönemine girdiklerini etrafındakiler ile daha az paylaşırken, menapoz dönemine girdiklerini daha yüksek oranda paylaşmaktadırlar. Buna karşılık mentürasyon dönemine girmek kadınlık açısından üretkenlik, kadın olma hali olarak tanımlanırken menapoz dönemine girmek erkekleşme, kadınlıktan uzaklaşma hali olarak tanımlanmaktadır. Eğitim ve ekonomik düzeyin artması kadınların benlik saygısı, psikolojik sağlamlılık düzeyi ve mutluluk düzeyini arttırmaktadır. Şiddet yaşaması, erken yaşta evlilik ve gebelik yaşaması ise kadınların benlik saygısı, psikolojik sağlamlılık düzeyi ve mutluluk düzeyini azaltmaktadır. Elde edilen sonuçlar, kadınların farklı dönemlerinde farklı algılar içinde olduğunu göstermektedir. Özellikle fizyolojik kadınlık halleri, toplumsal cinsiyet rollerine dayalı kalıpyargılar ile doğru orantılı olarak kadınların kendileri tarafından bile kirli, kötü ve eksik olarak algılandığı görülmektedir. Bu dönemlere özgü algı durumları dikkate alınarak psikosoyal destek verilmesi yarar sağlayacaktır.
Şiddete maruz kalan kadınların, annelik deneyimlerinin incelenmesi
Bu araştırmada; şiddete maruz kalan kadınların annelik deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi desenlerinden biri olan olgu bilim araştırması olarak yürütülmüştür. Araştırmanın katılımcılarını, Hatay ili Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi (ŞÖNİM) 'ne başvuruda bulunan ve şiddete maruz kalan kadınlar oluşturmuştur. Söz konusu bu çalışma katılımcıların can güvenliği için gizlilik esasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Başvuruda bulunmuş kadınların Hatay ilinin farklı bölgelerinden olması katılımcı seçiminde önemli bir göstergedir. Mevcut araştırmaya 10 kadın katılımcı dahil edilmiştir. 23.08.2021 tarihinde katılımcılar ile görüşmeler yapılmaya başlanmış ve 24.09.2021 tarihinde süreç tamamlanmıştır. Araştırmacı veri toplama süreci öncesinde, kadınların ŞÖNİM'deki mevcut dosya bilgilerini incelemiş, Aile Bilgi Sistemi ve ŞÖNİM hizmet başvuruları veri tabanından faydalanmıştır. Araştırmanın veri toplama sürecindeki görüşmeler iki bölümde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde kişisel bilgi formu kullanılarak katılımcı profilinin tanınması, katılımcılar hakkında bilgi toplanması amaçlanmıştır. İkinci bölümde yarı yapılandırılmış görüşme formunun içeriğinde; şiddete maruz kalan kadınların geçmişlerinde yaşadıkları veya kendi ailelerindeki şiddet süreci, kendi anneleri ile olan ilişkileri, annelerinin şiddet öyküsü, anneliklerine dair deneyimler, şiddet yaşantısı ile ilgili bilgiler ve çocukları ile olan ilişkilerini soran sorular yer almıştır. Görüşme sonucu elde edilen görüşme formları üzerinde betimsel ve içerik analiz yapılmıştır. Araştırmada, katılımcı annelerin annelik tanımlamalarının, anne olmadan önce, gebelik süreci ve doğum sonrası süreçlere göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Anne olmadan önce anne olmak ile ilgili "hiçbir şey bilmiyordum" ya da "güzel bir duygudur" ifadelerini kullandığı görülen katılımcıların, gebelik sürecinde anneliğe dair karmaşık duygular yaşadıkları ve doğumdan sonra anneliğe dair çocuklarına duyulan derin bir sevgi ile birlikte bakım kaygısı yaşadıkları görülmüştür. Katılımcıların çoğunluğunun kendi isteği dışında gebe kaldığı görülmüştür. Ayrıca çoğunun öncesinde olduğu gibi gebeyken de şiddete maruz kaldığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan katılımcı annelerin çoğunluğunun çocuk çağlarında yaşadıkları şiddetin 'anne'leri tarafından gerçekleştirildiği bulgusuna ulaşılmıştır. Şiddet uygulayan annenin yaşattığı olumsuzlukların altında annelerinin haklı sebepleri olduğuna dair inanışlar olduğu görülmüştür. Annelerin okul öncesi çağında olan çocuklarının da şiddete tanıklık ettikleri görülmüştür. Anlık şiddet olaylarına tanıklık eden çocukların genel olarak ağlama davranışı sergiledikleri ve tepkilerinin korku ya da üzüntüden dolayı anneye sarılmak olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca annelerin maruz kaldıkları şiddet türü ne olursa olsun, şiddettin davranışlarına yansıdığı ve öfkelerini kontrol edemedikleri için çocuklarına bağırma davranışı sergiledikleri saptanmıştır. Şiddete maruz kalan annelerin çocuklarının da şiddete maruz kalıp kalmadıkları, kaldılar ise onları nasıl koruduklarına ilişkin bulgular incelendiğinde; annelerin ifadelerinde, çocuklarının da şiddete maruz kaldıkları ve onları korumaya yönelik sadece 'araya girme, uzaklaştırma ve avutma' gibi eylemlerde bulundukları görülmektedir. Bununla birlikte katılımcıların şiddete maruz kaldıkları süreçte; resmi ve resmi olmayan sosyal destek ağları olduğu ya da şiddet sürecinde herhangi bir eylemde bulunmadıkları tespit edilmiştir. Resmi olmayan sosyal destek mekanizmalarının aile ve çocukları olduğu, resmi sosyal destek ağlarının ise çoğunlukla kolluk kuvvetleri ya Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi olduğu görülmüştür. Son olarak araştırma kapsamında görüşme yapılan şiddete maruz kalmış annelerin; sosyal alanda var olma, sosyal destek alma ve haklarını aramaya yönelik düşüncelerini belirttikleri ifadelerinde, özellikle şiddete maruz kalan kadınların haklarını aramak için geç kalmamaları ve cesur olmalarına yönelik önerilere ulaşılmıştır. Annelik, annelik deneyimleri, anne-çocuk ilişkileri, şiddet, ŞÖNİM.
Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarında anne-mekan algısı
Bu çalışmamızda Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarında anne ve mekan algısını açımlamaya çalıştık. Çözümleme aşamasını ise anne ve mekan başlıkları olmak üzere iki ana bölümde inceledik.Çalışmamızı oluştururken esas amacımız fiziksel mekanlar değil, dişileşen/anneleşen mekanların psikolojik ve sosyolojik süreçleri şekillendirmedeki rolünün bireysel boyutuyla değerlendirilmesidir. İmge olarak annenin/kadının ilkel imgeden modern imgeye geçiş süreci, değişimin boyutları ve bunu algılama süreçleridir. Bu süreçler Halit Ziya Uşaklıgil'in yayımlanmış sekiz romanı esas alınarak sunulmuştur.
The relationship between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psyhological well-being
Although many studies have elaborated the relationships between early maladaptive schemas, perceived maternal parenting style and psychopathology regarding Young's Schema Theory, few researches examined the relations of these dynamics with emotion regulation difficulties. Therefore, the purpose of the present study was (1) to examine possible effects of demographic variables on schema domains, maternal parenting style, emotion regulation difficulties and psychological symptoms; (2) to investigate the relationships between perceived maternal parenting style, schema domains, difficulties in emotion regulatory processes and psychological distress level; (3) to determine predictive factors of schema domains, emotion regulation difficulties and psychopathology. The sample of the study consisted of 372 individuals who were mostly recruited from the Doğuş University (285). Young Schema Questionnaire- Short Form 3 (YSQ-SF3), Young Parenting Inventory (YPI), Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS) and Brief Symptom Inventory (BSI) were administered to participants. In order to investigate the research question, a separate set of MANOVAs, ANOVAs, t- tests, bivariate correlation and hierarchical regression analyses were conducted. Results of MANOVA yielded that females had lower scores in Disconnection schema domains while they obtained higher score in Clarity subscale of DERS than males. Besides, younger participants had higher scores in this Clarity subscale, compared to older ones. The zero order correlations indicated a number of significant correlations between measures of the study, which was consistent with the previous findings. The hierarchical analyses revealed that negative maternal parenting behaviors were significant predictor of all schema domains. Regarding Goal subscale of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy positively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors during negative emotional state, whereas Disconnection was negatively predicted difficulties in engaging goal-directed behaviors. In terms of Strategy and Impulse subscales of DERS, the negative maternal parenting and Impaired Autonomy were positively associated with difficulties in using effective strategies and controlling impulsive behaviors when experiencing negative affect, Impaired Limits appeared as negatively associated factor for Strategy and Impulse subscale. The significant predictor of Non-Acceptance subscale of DERS was found as Impaired Autonomy. Regarding Clarity and Awareness subscales, Disconnection was positively predicted difficulties in being clear and aware of negative emotions, whereas Other-Directedness was negatively predicted difficulties in Clarity and Awareness subscales. Finally, perceived negative maternal parenting style, Impaired Autonomy and Disconnection schema domains were positively associated with psychological symptoms, while Impaired Limits was negatively associated with psychological distress level. On the contrary of expectations, emotion regulation difficulties were not appeared as significant predictors of general psychological disturbances in spite of the fact that the zero-order correlation analyses found significant association between them. These results were discussed regarding potential limitations and future suggestions. Keywords: Early maladaptive schemas, perceived maternal parenting styles, emotion regulation difficulties, psychological symptoms.
Sosyal medyada kusursuz anneliğin temsili: Instagram örneği
Gündelik yaşamımızın büyük bir kısmında yer edinmiş olan sosyal medya kanalları her gün biraz daha gelişmekte ve kullanıcı sayısını arttırmaktadır. Önceleri sadece gençler tarafından bilinen ve kullanılan sosyal medya zamanla her yaş grubundan kullanıcıya sahip olmuştur. Kültürümüzün en temel yapı taşı olan aile kavramı da sosyal medyadan büyük oranda etkilenmiştir. Çalışma içeriğinde aile kavramını oluşturan bireylerden annelerin sosyal medya kullanımları üzerinde durulmuştur. Ülkemizde çok yaygın olarak kullanılmakta olan instagramın, anneleri ne şekilde etkilediği ve instagramda yer alan kusursuz anneliğin temsili niteliğinde olan anne profilleri irdelenmiştir. Annelerin instagram üzerinden bebek ve çocuk bakımı sürecine ilişkin birçok başlıkta paylaşım yaptığı ve diğer anneleri de bu konu başlıkları altında topladığı görülmüştür. İnstagramda birbirlerine tavsiye niteliğinde paylaşım yapan anneler hamileliğin duyurulmasından doğum hikâyelerinin anlatılmasına, emzirme deneyimlerinden uyku problemlerine kadar birçok konuda paylaşımda bulunmuşlardır. Nitel araştırma yönteminin benimsendiği bu çalışmada instagramdaki kusursuz anneliğin temsili konumunda olan anne profilleri üzerinden anneliğin geçirmiş olduğu değişimler ve günümüzde geldiği konum değerlendirilmek istenmiştir.
Annelerin paylaşan ebeveynlik (Sharenting) eylemlerini inceleyen ölçek geliştirme çalışması
Bu çalışmada annelerin paylaşan ebeveynlik (Sharenting) eylemlerini inceleyen bir ölçek geliştirmek ve ardından paylaşan ebeveynlik eylemlerini çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşmalarını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın öncelikli hedefi literatürdeki paylaşan ebeveynlik eylemleri ve bireylere etkisini ölçen ölçüm aracı eksikliğine katkı sağlamaktır. Ölçek geliştirme sürecinde başlıca kapsamlı bir literatür taraması yapılmıştır ve ilgili alanyazın doğrultusunda 31 maddelik bir madde havuzu oluşturulmuştur. Havuzdaki maddeler uzman görüşüne sunulmuş ve gerekli düzenlemeler sonucunda 22 maddelik formun 125 katılımcı ile pilot uygulaması gerçekleştirilmiştir. Pilot uygulama sonrasında yapılan incelemeler neticesinde 17 maddeli form ortaya çıkmıştır. 342 katılımcı anne üzerinde yapılan açımlayıcı faktör analiziyle 4 faktörlü varyansın % 71,2'sini açıklayan 17 maddeli bir yapı elde edilmiştir. Bu 4 faktör sırasıyla "Paylaşım Davranışı", "Sosyal Karşılaştırma Davranışı", "Olumlu Geri Bildirim Etkisi" ve "Olumsuz Geri Bildirim Etkisi" olarak isimlendirilmiştir. Ölçek formunun açımlayıcı faktör analizi sonucunda elde edilen son hali 338 katılımcı üzerinden doğrulayıcı faktör analizi ile değerlendirilmiş ve model doğrulanmıştır. Ölçeğin güvenirlik analizi için ise, Cronbach Alfa iç tutarlılık değeri incelenmiştir (α=.73). Açımlayıcı faktör analizi, güvenirlik analizleri ve ilişkisel analizler için SPSS 21.0, doğrulayıcı faktör analizi için SPSS Amos 25.0 programları kullanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda paylaşan ebeveynlik ölçeğinin (PEÖ) annelerde uygulanması için yeterli geçerlik ve güvenirliğe sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca PEÖ'nün alt boyutlarından biri olan olumsuz geri bildirim etkisi puanları, annelerin eğitim durumuna ve çocuk sayısına göre anlamlı düzeyde farklılaşmıştır.
Gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Çalışmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Obstetri Polikliniği'ne başvuran gebeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem büyüklüğü, G power programında evreni bilinmeyen modele göre kolerasyon=0.2, α=0.01 ve power (1-β) = 0.95 güç ile belirlenen 452 gebe oluşturmaktadır. Veriler; Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Anlamsal Farklılık Ölçeği-Anne Olarak Ben Ölçeği (AOBÖ) ve Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) formlarıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Varyans Analizi, Pearson korelasyon, Mann Whitney U testi ve lojistik ve çoklu lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaşı 29.25±4.88, gebelik haftası 29.20±5.95, gebelik sayısı; 1.88±1.05 evlilik süresi 5.21±4.29 ortalama değerdedir. Gebelerin anne olarak ben (annelik rolü algısı) ölçeği toplam puan ortalaması 60.64±8.48; evlilikte uyum toplam puan ortalaması ise 46.04±8.51 saptanmıştır. Gebelerin evliliğinin uyumlu olma oranı %70.4 uyumsuz olma oranı %29.6'tir. Gebelerin evlilikte uyum ölçeği puan ortalaması ile anne olarak ben ölçeği toplam puan arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır (r= 0.288, p=0,000). Gebelerin anne olarak ben ölçeğindeki her "bir birimlik" artışın, evlilik uyumunu 1.044 kat artırdığı saptanmıştır. Gebelikte evliliğin uyumlu olma durumu; gebelik boyunca kendi ruh sağlığının "iyi" düzeyde algılayanlarda 3.88 kat, kayınvalide, kayınpeder desteğini "iyi" algılayanlarda 2.66 kat daha fazla saptanmıştır (sırasıyla OR= 3.88, p= 0.036; OR= 2.66, p= 0.015). Sonuç olarak; bu çalışmada gebelerin annelik rolü algısı ile evlilik uyumu arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Gebelerin annelik rolü algısının ve evlilik uyumunun artırılması için ebe ve hemşireler; aile danışmanlığı, evlilik danışmanlığı, prekonsepsiyonel ve antenatal bakım gibi üreme sağlığı hizmetlerini kadın ve eşi ile birlikte, zamanında ve nitelikli sunması gerekmektedir.
Women's empowerment in Leni Zumas's Red Clocks and Christina Dalcher's Vox
The 21st century is marked by the boom of feminist dystopian writing because of the social, cultural, and political movements which paved the way for feminist writers' exploring the concerns for women's rights. Feminist dystopian writing, which portrays a society where women are suppressed, stresses the importance of ongoing efforts to achieve equality and solidarity in society. By focusing on women's reproductive rights and autonomy, these narratives delve into mothers' devalued roles and ongoing struggles in patriarchal society. Leni Zumas's Red Clocks (2018) and Christina Dalcher's Vox (2018) deal with women's restricted role in society and the loss of control over their bodies. Both authors present a world where women's worth is reduced to their ability to bear children. Women characters in both novels are subjected to oppression such as forced pregnancies and reproductive surveillance. Both novels explore socially constructed roles of mothers, the patriarchal oppression women suffer from, women's resilience and empowerment against marginalization within a dystopian context. Zumas's Red Clocks is a networked and fragmented narrative where the plot revolves around five different women living in a small Oregon town and with the outlaw of abortion and fertilization by the Personhood Amendment. Since women have no options, they try to flee the country or follow illegal and lethal abortion procedures in secret. Dalcher's Vox, in the same way, focuses on women's restricted roles in a religious, totalitarian regime. Women are confined within the realm of their houses, and they lose most of their rights in a very short time such as working, travelling, and reading books except Bible. Women are also fitted, with bracelets that prevent them from speaking more than 100 words a day. However, contrary to the essentialist ideology that imprisons women within gender roles, women in both novels find an alternative way of experiencing their motherhood and employ their maternal roles as an act of resistance against the male-dominated society. In addition, both novels show that through solidarity and unity between women and men, the power to challenge the patriarchal order may be attained. Keywords: Motherhood, Matricentric Feminism, Feminist Dystopian Writing, Resistance