Orthopedics

146 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi ameliyatlarında traneksamik asit uygulamasının kanama ve kan transfüzyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada; total kalça protezi ameliyatı planlanan hastalarda insizyondan önce uygulanacak olan traneksamik asitin (TA) kanama, kan transfüzyonu, fibrin yıkım ürünleri ve böbrek fonksiyonları üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, total kalça protezi ameliyatı geçirecek olan ASA I-III, 18-75 yaş arası 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma randomize ve çift kör olacak şekilde yürütüldü. Operasyon öncesi hastalardan hemoglobin (Hgb), hematokrit (Hct), trombosit sayısı (Plt), INR, aktive edilmiş parsiyel tromboplastin zaman (aPTT), fibrinojen, D-dimer, kan üre azotu (BUN), kreatinin çalışıldı. Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) ve spinal anestezi uygulandı. Cerrahi başlamadan önce Grup 1'e 30 mg/kg (max 2,5 g) TA verilirken Grup 2'ye 15 mg/kg (max 1,2 g) dozunda verildi. İntraoperatif ve postoperatif kanama miktarı kaydedildi. İntraoperatif ve postoperatif verilen kan ürünleri kaydedildi. Postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerde hastalardan tekrar kan örnekleri alındı. Bulgular: Demografik veriler, intraoperatif ve postoperatif kan transfüzyonu, Hgb, Hct, Plt, fibrinojen, D-dimer, kreatinin, BUN bakımından gruplar arasında fark yoktu. Grup 2'deki INR sonucu diğer gruba göre daha yüksek iken Grup 1 hastalarında aPTT 6. saatte daha yüksek bulundu. Grupiçi istatistiklere göre, her iki grupta da postoperatif 6. saatteki Hgb, Hct ve Plt değerleri preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak daha düşük tespit edildi. Grup 1'in postoperatif 6. saateki; INR ve aPTT değerleri preoperatif değerlere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Grup 2'nin postoperatif 6. saateki; INR değeri preoperatife göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Sonuç: Kalça protezi cerrahisinde kanama kontrolü sağlamada etkin olan TA'nın preoperatif 15 mg/kg ve 30 mg/kg dozlarında kullanımı postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerdeki takiplerde kanama ve kan transfüzyonu miktarını her iki grupta benzer şekilde azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalça protezi, traneksamik asit, kanama, kan transfüzyonu

HemorajilerKalçaKalça eklemi+4
Filiz Şaşmaz
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibia enfekte ve defektli psödoartroz vakalarında LRS (uzatma tipi tek eksenli eksternal fiksatör) tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Tibia enfekteve defektli psödoartroz vakalarında LRS tekniği uygulanan hastaların cerrahi tedavi sonuçlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Mustafa KemalÜniversitesiTıpFakültesiHastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde, Ocak 2012-Temmuz 2020 tarihleri arasında konjenital nedenlerdışında, çoğunlukla ateşli silah yaralanmalarına bağlı olmak üzere değişiketiyolojiknedenlerebağlıgelişmiştibia kemiğindekemikkaybıolan, tibia kemiğinde kaynamama olan ve enfekte kaynamama tanısı almış hastaların LRS(Limb Reconstructıon System) tipi monolateral eksternal fiksatör uygulanan 172 hastamız yer almaktadır. Hastaların kemik kayıpları paley psödoartroz sınıflaması ve Solomin'inuzun kemik defekti sınıflamalarına göre sınıflandırıldı. Cerrahi sonrası ortoröntgenogram ile taşıma miktarı, uzama miktarı ve oluşan kallus dokuları değerlendirildi. Ameliyat sonrası sonuçlar ASAMİ(Association for the Study and Application of the Method of Ilizarov) kriterleri iledeğerlendirildi. Bulgular: Uygun takibi olan 172 hastanın 162'si erkek, 10'u kadındı. Hastaların yaş ortalaması 33,2±11,9 (16-76) idi. 85 hastada ortalama kemik uzatma miktarı 6,5±2.2 cm idi.60 hastada ortalama kemik kaydırma miktarı 7.9±3.1 cm di. Paley psödoartroz sınıflamasına göre 172 hastanın 33 ü(%19.2) TİP A1,10 u(%5.8) TİP A2-1,7 Sİ (%4.1) TİP A2-2,37'si (% 21,5) Tip B1, 60'ı (% 34.9) Tip B2 ve 25'i (% 14.5) Tip B3 idi. Solomin uzun kemik defekti sınıflamasına göre 172 hastanın 40'ı(%23.3) A1,8'i(%4.7)A2,44'ü(%25.6)B1,12'si(%7)B3,34'ü(%19.8)C1,22'si(%12.8)C2, 12'Si (% 7) D idi. Hastaların ortalamafiksatörsüresi357,9±179,8günidi. Eksternalfiksatörindeksi (EFİ)ortalama 122 hasta da 52,9±12.9cm/gün, radyografik konsolidasyon indeksi(RCİ) ortalamasıise 122 hastada47,2±11.7cm/gün idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. ASAMİ kemik ve fonksiyonel sonuçlar:172 hasta ile yaptığımız çalışmada kemiksel sonuçlar; 87 mükemmel (50.58), 54 iyi(31.39),19 orta(% 11.04) ve 12 kötü (%6.97) sonuç olarak değerlendirildi. Hedef bölgenin kaynamadığı 5 hastamızda kötü sonuç olarak değerlendirildi. 172 hasta ile yapılan çalışmadaki fonksiyonel sonuçları sıralayacak olursak 55 mükemmel(% 31.9) 81 iyi(% 47) 26 orta(%15.1) ve 10(%5.8) tanesi de kötü sonuç olarak değerlendirildi. Sonuç: Çalışmamız oluşan komplikasyonlara ve uzayabilen eksternal fiksatör zamanına rağmen özellikle savaş cerrahisinde tibianın kemik kayıplarının, psödoartrozlarının tedavisinde LRS ile kemik taşımanın güvenli ve başarılı yöntem olarak desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Kemik defekti, kemik kaydırma, psödoartroz, LRS

CerrahiFiksasyonKemik defektleri+4
Ertan Göçer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total diz protezinde medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Total diz protezi ortopedik cerrahide en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. Ameliyat sonrası komplikasyonları en aza indirmek ve hasta memnuniyetini arttırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Amacımız diz protezinde sıklıkla kullanılan iki insizyon olan medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun patellofemoral komplikasyonlarla ilişkisini araştırmak ve hasta memnuyetini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada hastanemize 2010 - 2020 yılları arasında başvuran, osteoartrit tanısı konulmuş ve total diz protezi yapılmış olan ve takiplerine devam edilmiş olan 488 hastayı değerlendirdik. Bunlardan 242 tanesine medial parapatellar(%49.6), 246 tanesine ise subvastus insizyon (%50.4) kullanılarak total diz protezi yapılmıştı. Bu iki hasta gurubunu anterior diz ağrısı, patellar tilt, lateral retinakular gevşetme ihtiyacı, insall salvati indeksi ve womac skoru açısından karşılaştırdık. Bulgular: MPP veya SV insizyon ile total diz protezi uygulanan hastalar demografik özellikleri açısından karşılaştırıldığında iki gurup arasında yaş(p:0,186), cinsiyet(p:0,769), sigara kullanımı(p:0,607), BMI(p:0,051), eşlik eden hastalıklar (p:0,509) bakımından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Subvastus insizyonda lateral retinakular gevşetme ihtiyacının (p:0,001), insall salvati indeksinin (p:0,001) ve patellar tiltin (p:0,001) MPP insizyona göre belirgin olarak daha az olduğu saptandı. İki gurup arasında anterior diz ağrısı (p:0,087) ve WOMAC skorları(0,052) açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonlar bakımından medial parapatellar insizyona göre avantajlıdır. Fakat bu avantajlara rağmen hastaların womac skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Dolayısıyla subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonları azaltsada total diz protezinin başka komplikasyonlarını arttırmış olabilir. Bunun için iki insizyonu farklı komplikasyonlar açısından karşılaştıran çalışmalar da yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Total diz protezi, medial parapatellar insizyon, subvastus insziyon

DizDiz eklemiDiz protezi+3
Mehmet Menken
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ateşli silah yaralanmalarına bağlı açık kırıklarda intramedüller çivilemenin sonuçları

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı ateşli silah yaralanması sonrası gelişen femur, tibia ve humerus gibi uzun kemik kırıklarında erken dönemde intramedüller çivi ile yapılan tespitin kaynama üzerindeki etkisini ve gelişen komplikasyonları belirleyip bunları alternatif yöntemlerle karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2008-2020 yılları arasında ateşli silah yaralanması sonrası açık kırık meydana gelmiş ve tarafımıza başvurup tek seansta intramedüller çivi ile tespit uygulanan ve takiplerine devam etmiş 89 hasta değerlendirildi. 89 büyük kemik kırığının 48'u femur, 34'ü tiba ve 7'si humerus diafiz kırığından oluşmaktaydı. Bu hastaları kaynama zamanı, kaynamama ve enfeksiyon gelişimi açısından incelendi. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 48 femur kırığı vakasından 5'inde enfeksiyon meydana geldi, bu hastaların 2 tanesinde osteomyelit gelişti. Ortalama kaynama süresi 19 haftaydı. Üç hastada kaynamama, 6 hastada ise kaynama gecikmesi görüldü.34 tibia açık kırığı vakası içinde 6 vakada değişik derecelerde enfeksiyon görüldü, bunların 1 tanesinde osteomyelit gelişti. ortalama kaynama süresi 22 haftaydı. Üç vakada kaynamama, 5 vakada ise gecikmiş kaynama gözlendi. Yedi humerus açık kırığı vakası mevcuttu. ortalama kaynama süresi 10.1 haftaydı. Bir hastamızda yüzeyel enfeksiyon gelişti. Hiçbir vakada kaynamama ya da kaynama gecikmesi gözlenmedi. Sonuç: Ateşli silah yaralanmalarına bağlı büyük kemik açık diafiz kırıklarında, ilk seansta debridman ve eksternal fiksasyonla geçici tespitin ardından yumuşak doku iyileşmesi sonrası kalıcı intramedüller çivi uygulaması genel kabul görmüş bir metoddur. Biz seçili vakalarda antibiyotik profilaksisi ve özenli bir debridmanla birlikte ilk seansta intramedüller çivi ile internal tespitin uygulanabileceği kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Ateşli silah yaralanması, açık kırık, intramedüller çivi, internal fiksasyon

Kırık fiksasyonu-intramedüllerKırıklar-kemikOrtopedi+2
Namık Kemal Kılınçcıoğlu
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Proksimal femur ve kalça cerrahilerinde l4 seviyesinde USG rehberliğinde yapılan ESP bloğu ile spinal anestezinin etkinlik ve güvenliğinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Birçok komorbiditesi olan yaşlı hasta popülasyonunda karşılaşılan kalça kırıklarında ılımlı sedasyon altında tek başına Lomber Erektör Spina Plan bloğunu etkin ve güvenli cerrahi anestezi ve postoperatif analjezi açısından spinal anestezi ile karşılaştırmayı amaçladık. Materyal Metot: Çalışmamız için proksimal femur ve kalça cerrahisi için opere olacak 68 ASA I-III aralığında olan hasta dahil edildi. Hastalar iki eşit gruba ayrıldı. Bir gruba L4 düzeyinden USG rehberliğinde 30 mL lokal anestezik ile Erektör Spina Plan Bloğu; diğer gruba ise L4-L5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Erektör Spina Plan bloğu yapılan iki hasta yetersiz blok nedeniyle çalışmanın sonraki hesaplamalarından çıkarıldı. Hastalar perioperatif olarak cerrahi anestezi yeterliliği, vital bulgular ve postoperatif olarak da yan etki ve analjezi ihtiyacı açısından takip edildi. Bulgular: Her iki grupta demografik veriler arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Anestezi başarı skoru değerlendirilmesinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Erektör Spina Plan Bloğu yapılan hastalarda hipotansiyon insidansı anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Postoperatif ilk analjezik ilacın uygulanma zamanları spinal anestezi yapılan grupta 2,24±0,94 ve Erektör Spina Plan bloğu yapılan grupta 11,17±1,40 olarak bulunmuş ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,001). Sonuç: Kalça operasyonlarında ılımlı sedasyon altında Lomber Erektör Spina Plan bloğunun spinal anesteziye alternatif olabilecek yeterli anestezi oluşturduğu, ve düşük hipotansiyon insidansı ve uzun post operatif analjezi süresi üstünlük göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kalça kırığı, Erektör Spina Plan Bloğu, Spinal Anestezi, Postoperatif Analjezi, Hipotansiyon

AnaljeziAnesteziAnestezi-spinal+6
Muhammed Gökhan Abay
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artmış posterior tibial eğimin 18-30 yaş arası hastalarda görülen menisküs yırtıklarına etkisi

Menisküs yırtıkları, çoğunlukla atletik aktiviteler sırasında gerçekleşen ve ön çapraz bağ (ÖÇB) yaralanmaları ile birliktelik gösteren bir durumdur. Genel olarak menisküs yırtıkları için risk faktörleri intrinsik ve ekstrinsik olarak 2'ye ayrılmaktadır. Posterior tibial eğim (PTE) gibi intrinsik anatomik faktörlerin belirlenmesi, şüpheli menisküs yırtığı olan vakalarda ortopedik cerrahlara tanı koyma ve tedavi algoritmasının belirlenmesi aşamasında yardımcı olabilmektedir. Çalışmamızın amacı, menisküs yırtığı nedeni ile artroskopik olarak ameliyat edilen hastalarda ölçülen posterior tibial eğim açısının kontrol grubu ile kıyaslanarak menisküs yırtığına etkisini araştırmaktır. Çalışma 2015-2022 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na diz ağrısı şikayeti ile başvuran 190 hasta üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya Manyetik Rezonans Görüntülemede (MRG) menisküs yırtığı ve ÖÇB yırtığı olmayan bireyler ile menisküs yırtığı tanısı konulan ve artroskopik olarak ameliyat edilen hastalar dahil edildi. Medial menisküs yırtığı olanlar Grup A (n=67), Lateral menisküs yırtığı olanlar Grup B (n=31) ve kontrol grubu ise Grup C (n=92) olarak adlandırıldı. Lateral grafi üzerinden her grubun medial posterior tibial eğim açıları ve lateral posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı ve Receıver Operatıng Characterıstıc (ROC) analizleri yapıldı. Çalışmaya katılım kriterlerini sağlayan 190 hasta üzerinden menisküs yırtıkları ile posterior tibial eğim açısı arasında korelasyon varlığının olup olmadığı araştırılmıştır. Grupların ( Medial menisküs yırtığı olan, Grup A; Lateral menisküs yırtığı olan, Grup B; Normal, Grup C) Medial tibial eğim açısı ile lateral tibial eğim açı değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür (p<0,05). Grup A ve Grup B'nin normal gruba kıyasla hem medial tibial eğim açısı hem de lateral tibial eğim açısı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Medial Menisküs yırtığı olan hastalar ile kontrol grubu hastaların medial posterior tibial eğim açısının değerlendirmesinin yapıldığı ROC analizinde; medial posterior tibia eğim açısının cut-off değeri 9,2 olduğu görülmüştür. Sensitivitesi %64,18, spesifitesi ise %80,43'tür (p<0,01). Lateral menisküs yırtığı olan hastaların kontrol grubu ile lateral posterior tibial eğim açısının değerlendirmesinin yapıldığı ROC analizinde; lateral posterior tibial eğim açısının cut-off değeri 9,9, sensitivitesi %58,06, spesifitesi ise %81,52 olarak bulunmuştur (p<0,01). Artmış posterior tibial eğim açısının menisküs yırtık oluşumunda predispozan bir faktör olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte direkt grafi üzerinden ölçülen medial posterior tibial eğim açısının 9,2° üzerinde olması durumunda sensitivitesi düşük fakat spesifitesi yüksek olmak üzere medial menisküs patolojisi yönünde belirteç olarak yön göstermektedir. Aynı şekilde lateral posterior tibial eğim açısının 9,9° üzerinde olması durumunda lateral menisküs patolojisini kuvvetle desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Menisküs Yırtığı, Posterior Tibial Eğim, PTE

MenisküsOrtopediTibia+1
Musa Alperen Bilgin
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotominin posterior tibial eğim açısına etkisi

Eklem kıkırdağı ve subkondral kemik yıkımı ile yapımı arasında ilişkinin bozulması ile meydana gelen hastalığa osteoartrit (OA) denir. Tek kompartman osteoartritine en sık sebepler genel olarak mekanik aks kaynaklı sorunlardır. Varus dizlerde genellikle medial kompartman artrozu görülür ve çizilen mekanik aks eklemin medialinden geçer. Bu problemin çözülmesi için medial kompartmana binen yükü azaltmak ve yük dağılımını eşitlemek için yüksek tibial osteotomi (YTO) tekniği gündeme gelmiştir. Çalışmamızın amacı medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan hastalar posterior tibial eğim açısının değişimini incelemektir. Çalışma 2018-2023 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi ortopedi ve travmatoloji bölüme diz ağrısı nedeni ile başvuran, çekilen direk grafilerde medial kompartmanda varus deformitesi olan, bu nedenle medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan 63 hasta üzerinden gerçekleşmiştir. Lateral grafi üzerinden her grubun posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı. Medial açık kama osteotomi (MAKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 8,08 ± 3,93 ve Post-op PTEA değeri 9,26 ± 4,03 olarak bulunmuştur. Buna göre MAKO yapılan hasta grubunda ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası arasında PTEA arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Lateral kapalı kama osteotomi (LKKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 7,75 ± 3,43 ve Post-op PTEA değeri 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur (p>0,05). MAKO yapılan grubun ameliyat sonrası posterior tibial eğim açıları ortalaması 9,26 ± 4,03 iken, Ameliyat sonrası LKKO yapılan grubun PTEA ortalaması 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür p<0,05). Medial açık kama yüksek tibial osteotomi sonrası posterior tibial eğim açısının arttığı görülmüş ve bu sonucun literatür ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi sonrası ameliyat öncesi posterior tibial eğim açısı ile ameliyat sonrası eğim açısında fark olduğu ve kapalı kama yüksek tibial osteotomide eğimin azaldığı çalışmamızda gösterilmiş ve literatür ile desteklenmiştir.

Cerrahi işlemler-operatifDizDiz eklemi+4
Alperen Akyıldız
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Günübirlik ortopedik cerrahi geçirecek çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi

Araştırma, günübirlik cerrahi girişim uygulanan 0-18 yaş grubundaki çocukların ebeveynlerinin anksiyete düzeylerini değerlendirmek amacıyla, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlanmış bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, İstanbul'da T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Ağustos-Şubat 2019 tarihleri arasında, Ortopedi Kliniği'ne günübirlik ortopedik cerrahi girişim nedeniyle başvuran çocukların ebeveynleri, örneklemini ise; araştırmaya katılmayı kabul eden (91) ebeveynler oluşturdu. Verilerin toplanmasında; "Ebeveyn Bilgi Formu" ve "Durumluk ve Süreklik Kaygı Ölçeği" kullanıldı. Verilerin analizi, bilgisayar ortamında SPSS 22.00 paket programı ile tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatistikler kullanarak yapıldı. Ebeveynlerin %51,6'sının 35 yaş ve altında, %59,3'ünü annelerin olduğu, %41,8'inin ev hanımı, %94,5'inin evli, %48,4'ünün lise mezunu ve %54,9'unun çalıştığı; çocukların ise, %28,6'sının 12-15 yaş arasında olduğu, %75,8'inin okula gittiği ve %31,9'unun lisede eğitim gördüğü belirlendi. Ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği'nden aldıkları puan ortalamaları sırasıyla 54,62±8,65 ve 43,09±6,99 olduğu belirlendi. Annelerin Sürekli Kaygı puan ortalamalarının, babaların Sürekli Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu saptandı (p<0,01). Anestezi hakkında bilgilendirilen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamaları, bilgilendirilmeyen ebeveynlerin Durumluk Kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu belirlendi (p<0,01) Sonuç olarak, ebeveynlerin Durumluk ve Sürekli Kaygı puanlarına göre, orta düzeyde anksiyete deneyimledikleri belirlendi. Ebeveynlerin, günübirlik ortopedik cerrahi girişim öncesinde anksiyete düzeylerini etkileyen bazı bireysel faktörler olduğu saptandı. Bu doğrultuda, hemşirelerin günübirlik ortopedik cerrahi girişim uygulanacak ebevenlerinin anksiyete düzeylerini azaltmak amacıyla, gereksinim duydukları eğitimi planlaması, duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri destek gruplarını sağlaması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Günübirlik cerrahi girişim, ortopedi ve travmatoloji, ebeveyn, Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri, anksiyete, hemşirelik bakımı

Ana-babaAnksiyeteAyaktan cerrahi işlemler+5
Şeyma Nur Sert
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus üst uç kırıklarında konservatif tedavi seçeneklerinin klinik ve radyolojik olarak karşılaştırılması. Prospektif ve randomize kontrollü çalışma

Amaç: Proksimal humerus kırığında(PHK), konservatif tedavinin yeri gün geçtikçe artmaktadır. Buna rağmen konservatif tedavinin protokolü literatürde net değildir. Protokollerden birisi olan immobilizasyonun şekli konusu literatürde araştırılmamış, önemli bir konudur. Çalışmamızda amaç ise; kolun değişen rotasyonlarında tespit sağlayan 3 farklı omuz kol askısı çeşidinin, radyolojik ve fonksiyonel sonuçlara etkisini, prospektif randomize olarak araştırmaktır. Hastalar ve Yöntemler: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Ortopedi Birimi'ne Aralık 2020-Mart 2022 tarihleri arasında başvuran ve konservatif tedavi kararı verilen PHK hastalarına, daha önce yapılan randomizasyona göre 3 farklı omuz askısı türünden biri verilerek, bir yıl prospektif olarak takip edildi. Hastalar yaralanma sonrası 1.yıl kontrolünde; Görece Omuz Değeri (SSV), Visual Analog Skala (VAS), Amerikan Omuz ve Dirsek Cerrahları (ASES), Kol, Omuz ve El Sakatlıkları (DASH), Constant Skorlarına, eklem hareket açıklık derecelerine ve radyolojik sonuçlarına göre değerlendirildi. Bu sonuçlar, her biri farklı askı türü ile tedavi edilmiş 3 grup arasında istatistiksel olarak analiz edildi. Toplam 120 hasta ile başlanan çalışma, verileri eksiksiz toplanabilen 105 hasta ile tamamlandı. Bulgular: Velpau bandaj verilen Grup A'da 34 hasta, normal omuz kol askısı verilen Grup B'de 39 hasta, yastıklı omuz kol askısı verilen Grup C'de ise 32 hastanın verileri incelendi. Tüm hastalar için ortalama yaş 60.6 ± 15.9 yıldı ve hastaların 67'si (%63,8) kadındı. Grup A,B ve C arasında yapılan analizde; gruplar arasında Neer Sınıflaması'na ve yaşa göre homojen bir dağılım olduğu tespit edildi. Gruplar arasında; SSV,VAS,ASES,DASH Skorları ve eklem hareket açıklık dereceleri açısından anlamlı fark bulunamadı. Radyolojik olarak yapılan değerlendirmede de, 120 hastamızdan 5'inde (%4,1) kaynamama, 105 hastamızın 24'ünde (%22,9) yanlış kaynama görüldü. Kaynamama görülen 5 hasta, sonuç analizine alınmadı. Yanlış kaynama görülen hastaların gruplar arası dağılımında, istatistiksel anlamlı fark bulunamadı. Sonuçlar: Çalışmamızın sonucuna göre; konservatif tedavide kullanılan kol askısı tipi, hastaların fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarınını etkilememektedir. Konservatif tedavi edilecek PHK'larda askı tipi seçilirken, hasta konforu ve maliyete göre karar verilebilir. Standart tedavi protokollerinin geliştirilebilmesi için konservatif tedavinin her bir parametresi; iyi planlanmış, yüksek kaliteli çalışmalarla araştırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Humerus üst uç kırıkları, konservatif tedavi, omuz kol askısı

Humeral kırıklarHumerusKonservatif tedavi+4
Murat Sarıkaş
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif bakım kalitesi ve hasta memnuniyeti ilişkisinin belirlenmesi

Bu araştırma, ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif bakım kalitesi ve hasta memnuniyeti ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırma, Temmuz 2020- Kasım 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi ortopedi servisinde yatan ortopedik cerrahi uygulanan 133 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası ve Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği kullanıldı. İstatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi için p <0.05 değeri kabul edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kolmogorov-Smirnov, Shapiro Wilk testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunn testi, Spearman's rho korelasyon katsayısı, lineer regresyon analizi kullandı. Araştırmada kullanılan ölçeklerin toplam puan ortalamaları incelendiğinde, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalasının toplam puan ortalaması 147.44±14.71, Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeğinin toplam puan ortalaması ise 94.65 ± 7.73 olarak bulundu. Araştırmamızda Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası alt boyutlarından fiziksel alt boyuttan alınan puanın en yüksek (45.93±5.42) olduğu bulundu. Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası toplam puanı ile Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu saptandı. Hastaların Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası toplam puanı arttıkça Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeğinden alınan puanında arttığı belirlendi. Sonuç olarak, kaliteli perioperatif bakımın pozitif olmasının hemşirelik bakımından memnuniyeti arttırmakta etkili olduğu belirlendi. Bu nedenle kaliteli perioperatif bakım verilmesi hasta memnuniyetini arttırmada önem taşımaktadır.

Hasta bakımıHasta memnuniyetiHemşirelik bakımı+3
Tuğba Koçak
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kısa süreli ortopedik ayak operasyonları için riva'da ek turnike uygulamasının volüm düşürmede etkinliği

Amaç: Alt ekstremitede rejyonal intravenöz anestezi (RİVA), yüksek doz ve volümün oluşturduğu riskler nedeni ile yaygın olarak kullanılamamaktadır. Çalışmamızda daha düşük seviyeden kısa süreli bir ek turnike uygulayarak daha az volüm ile RİVA'nın etkinliğini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışma, elektif ortopedik ayak cerrahisi geçirmiş 40 ASA I-II-III erişkin hastanın retrospektif incelenmesini içermektedir. Hastalar iki gruba ayrıldı: Grup 20'de (n = 20) 200 mg lidokain hidroklorür, serum fizyolojik eklenerek 20 ml'ye tamamlanmış ve Grup 30'da (n = 20) 200 mg lidokain hidroklorür serum fizyolojik ile 30 ml'ye tamamlanmıştı. Grupların turnike ağrısı oluşma süreleri, peroperatif takip değerleri karşılaştırıldı. Bulgular: Demografik veriler her iki grupta benzer bulunmuştur. Grup 20'de turnike ağrısı gelişen hasta sayısı ve Grup 30'da turnike ağrısı gelişen hasta sayısı arasında anlamlı istatiksel bir fark saptanmamıştır. İki grup arasında takip bulguları arasında istatiksel anlamlı bir fark saptanmamıştır. Tartışma: Çalışmamızda tüm gruplarda etkin anestezi sağlanmış olup herhangi bir yan etki ile karşılaşılmamıştır. Kısa süreli alt ekstremite ameliyatllarında istenmeyen yan etkileri azaltmak için daha alt seviyeden ek bir turnike ile düşük volümlü RİVA uygulamasının rahatlıkla kullanılabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: RİVA, ayak cerrahisi, turnike ağrısı,

Anestezi-intravenözAnestezi-kondüksiyonAyak+4
Ergün Mendeş
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Arka çapraz bağın korunarak uygulandığı ve kesilerek uygulandığı diz protezlerinde klinik ve radyolojik sonuçların karşılaştırmalı değerlendirilmesi

Çalışmamızda bağ korunarak ve kesilerek uygulanan total diz protezlerinin retrospektif olarak uzun dönem sonuçlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Kliniğimizde Haziran 2006-2014 tarihleri arasında arka çapraz bağı koruyarak uyguladığımız 54 total diz protezli hastamızın 59 dizi ve Temmuz 2006-2012 yılları arasında bağ kesen total diz protezi uygulanan bulunan 61 hastanın 80 dizi çalışmamıza dahil edilmiştir. 54 hastamızın 51'i (%94,5) primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, geride kalan 3 hastamızın (%5,5) altta yatan romatoid artrit hastalığı vardı. Yaşları 54 ile 82 arasında değişiyordu, yaş ortalaması ise 67,4'idi. Bağ kesen grubun yaşları 42-85 arasında değişiyordu. (ortalama 65.4) 59 hasta primer osteoartrit nedeniyle opere edilirken, 1 hasta romatoid artrit nedeniyle, 1 hasta diz travması sonucu gelişen sekonder osteoartrit nedeniyle opere edildi. Hastalarımız Amerikan Diz Cemiyeti skorlama sistemine göre ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirildiler. Radyolojik değerlendirmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapılmıştır. Diz skoru bağ koruyan grupta preoperatif 48,4 (36-72) iken postoperatif 93,3 (76-100) olarak hesaplanmıştır. Bağ kesen protezde ise preoperatif değerlendirilen 61 hastanın 80 dizinde diz skoru ortalama 38-71 arasında olup ortalama 43.7 olarak hesaplanmışken postoperatif dönemde diz skoru 78-100 olarak hesaplanmıştır. Bağ koruyan protez yapılan grupta hastaların fonksiyonel skoru preoperatif 31,2 (15-60) iken ameliyat sonrası 84,8' e (60-100) yükselmiştir. Bağ kesen grupta ise fonksiyon skoru 10-60 ortalama 35.08 postoperatif 60-100 ortalama 82.2 olarak hesaplanmıştır. 1 hastamızda 5 yıl sonra geç protez enfeksiyonu olduğundan revizyon total diz protezi operasyonu yapılmıştır. Bağ kesen grupta ise 1 hastaya GÜS 'den yayılan hematojen enfeksiyon nedeniyle revizyon diz protezi uygulanmıştır. Her iki grupta da iyi sonuçlar bildirilmiştir.. Uygulanan total diz protezleri uygun hasta seçildiğinde, uygun ameliyathane koşulları sağlandığında, tecrübeli cerrahlar tarafından uygulanan, sonuçları yüz güldürücü cerrahi bir girişimdir.

Arka çapraz bağArtroplastiDiz+5
Sezgin Bahadır Tekin
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriyatrik parsiyel kalça protezi ameliyatlarında kombine spinal epidural anestezi ile psoas kompartman + siyatik sinir blokajının etkilerinin karşılaştırılması

Amaç:Parsiyel kalça protezi ameliyatlarında rejyonel teknikler giderek daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. En yaygın ve etkin rejyonel yöntem santral nöroaksiyel yöntemlerdir. Santral bloklar etkin olsalar da kendine ait spesifik yan etkileri ve kontrendikasyonları vardır. Bu yüzden alternatif rejyonel anestezi yöntemleri arayışı sürmektedir. Biz çalışmamızda periferik sinir bloklarından psoas kompartman bloğu ile siyatik sinir bloğunu kombine ederek (PCSNB) daha geleneksel bir yöntem olan kombine spinal epidural anestezi (CSE) ile intraoperatif etkinlik ve hemodinamik satbilite, postoperatif ağrı ve yan etkiler açısındankarşılaştırmayı amaçladık. Yöntem:Elektif olarak parsiyel kalça protezi yapılan 60-99 yaş arası ASA III ve altı olan PCSNB ve CSE uygulanan 50 hasta çalışmaya alındı. 25 hastaya 1mL plain bupivakain ile CSE anestezi uygulanırken 25 hastaya da PCSNB ve ilyak krest bloğu uygulandı. Grupların perioperatif olarak anestezi etkinliği, kan basıncı nabız, satürasyon değerleri, postoperatif analjezi gereksinimi ve yan etkiler açısından takip edildi. Bulgular:Demografik veriler her iki grupta benzerdi. Operasyon çıkışında ortalama arter basıncı her iki grupta da giriş değerlerine göre düşük kaydedildi;CSE grubunda PCSNB grubuna göre bu düşüş istatistiksel olarak anlamlıydı. CSEgrubunda 11 (%44), PCSNB grubunda 2(%8) hastada hipotansiyon görülmüştür. Nabız ve satürasyon değerleri açısından grup içi ve gruplar arası bir fark gözlenmedi. CSE grubunda hastaların hepsinde etkin analjezi sağlandı, 5(%20) hastada operasyonun ilerleyen dakikalarında ağrı olması üzerine epidural kateterden ek ilaç gerekti. PCSNB grubunda 15(%60) hasta operasyonu ağrısız tamamlarken 3(%12) hastaya 1 µg/kg fentanil ile yeterli anestezi elde edildi.7(%28) hastaya ise propofol infüzyonu ile sedasyongerekti. Postoperatif ilk analjezik saati PCSNB grubunda daha uzundu (1.64 ± 0.9 saat'e karşılık 4.84 ± 2.54 saat). Sonuç:Psoas kompartman, parasakral siyatik ve ilyak krest bloklarının kombinasyonu, zaman zaman bir sedasyon gerektirse bile, yaşlı hastalardaki kalça protezi operasyonlarında hemodinamik stabiliteyi koruyan, analjezisi postoperatif dönemde de süren etkin ve güvenli bir alternatiftir.

AnaljeziAnestezi-epiduralAnestezi-spinal+7
Mehmet Mustafa Özden
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Asetabulum kırıklarında açık redüksiyon internal tespitin fonksiyonel ve radyolojik sonuçları

Amaç: Bu çalışmanın amacı, asetabulum kırığı nedeniyle açık redüksiyon ve içten tespit uyguladığımız hastalarda fonksiyonel ve radyolojik sonuçlar değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Kasım 2005 ile Eylül 2015 tarihleri arasında asetabulum kırığı nedeniyle açık redüksiyon ve içten tespit yöntemi ile cerrahi tedavi uygulandığımız en az 1 yıllık takibi olan 81 hasta çalışmaya alındı. Kırıklar radyografiler ve tomografi yardımı ile Letournel ve Judet sınıflama sistemine göre sınıflandırıldı. Redüksiyon kalitesi Matta'nın redüksiyon kalitesi kriterleri kullanılarak değerlendirildi. En son kontrollerinde radyolojik değerlendirme Matta'nın Radyolojik Değerlendirme Ölçeği'ne göre ve fonksiyonel değerlendirme Modifiye Merle D'Aubigne Kriterleri'ne göre yapıldı. Bulgular: Ortalama yaş 42,9 (17-79) ve ortalama takip süresi 51,9 ay (12-140) idi. Hastaların 64'ü erkek (% 79), 17'si (% 21) kadındı. Hastaların 43'ü (% 53,1) sağ, 38'i (% 46,9) sol asetabulum kırığı mevcuttu. Ortalama başlangıç deplasman miktarı 14,7 mm (5-28) olarak ölçüldü. Ortalama cerrahiye alınma süresi 6,2 (1-45) gündü. Letournel sınıflandırmasına göre kırıkların 37'si (% 45,7) basit, 44'ü (% 54,3) kompleks tipteydi, 32'sinde (% 39,5) ilave posterior çıkık mevcuttu. Redüksiyon 54'ünde (% 66,7) anatomik ve 27'sinde (% 33,3) kötü redüksiyon elde edildi. Klinik sonuçlar 11'inde (% 13,6) mükemmel, 31'inde (% 38,3) iyi, 12'sinde (% 14,8) orta ve 27'sinde (% 33,3) kötü sonuç saptandı. Radyografik sonuçlar 15'inde (% 18,5) mükemmel, 23'ünde (% 28,4) iyi, 15'inde (% 18,59) orta ve 28'sinde (% 34,6) kötü sonuç saptandı. Erken dönem komplikasyonları; 1 hastada yüzeyel enfeksiyon, 1 hastada derin enfeksiyon, 2 hastada tespit yetmezliği, 1 hastada iyatrojenik lateral kutanöz femoral sinir yaralanması, 1 hastada derin ven trombozu ve pulmoner emboli saptandı. Geç dönemde 9'unda (% 11,1) heterotopik ossifikasyon, 23'ünde (% 28,3) posttravmatik artroz ve 8'inde (% 9,8) AVN saptandı. Asetabulum cerrahisi sonrası 14 hastaya kalça artroplastisi uygulandı. Sonuçlar: Çalışmamızda kompleks kırıklar, yaş (>40) ve redüksiyon kalitesinin kötü prognoz ile ilişkili olduğu saptandı. Bu sonuçlar ışığında, posttravmatik artriti önlemek ve kalça eklem fonksiyonlarının devamlılığı sağlamak için cerrahi olarak tedavi edilen deplase asetabulum kırıklarında anatomik redüksiyon ve stabil içten tespit sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: asetabulum kırıları, cerrahi tedavi, kırık tespiti, fonksiyonel sonuçlar

AsetabulumCerrahiKırık fiksasyonu+3
Ömer Faruk Eren
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde spinal anestezi ile kombine femoral ve siyatik bloğun; Hemodinamik etkiler ve anestezik-analjezik etkinliğinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi ile kombine femorel siyatik blok ile alt ekstermite cerrahisi geçirecek hastalarda motor ve duyu blok başlama süreleri, peropratif ve postoperatif hemodinamik parametleri, motor blok ortadan kalkma süreleri ve analjezik etkinliklerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Etik kurul ve hasta onayı sonrası ortopedik alt ekstremite cerrahisi planlanan ASA I- III, 18-65 yaş aralığında, 40 hasta, prospektif ,randomize, kontrollü olarak çalışmaya alınması planlanmıştır. Hastalar, rastgele iki gruba ayrıldı. Grup 1 (n=20) spinal anestezi grubu, Grup 2 (n=20) kombine femoral siyatik blok olarak planlandı. Birinci gruba, spinal anestezi 15 mg Heavy Bupivakain, İkinci gruba, kombine femoral siyatik blok için, %5 bupivakain + % 2 lidokain +serum fizyolojik (30,15,15 ml) solüsyonu hazırlandı. Siyatik sinir bloğu için 40 ml solüsyon, femoral sinir bloğu için 20 ml uygulandı. İşlem öncesinde rutin olarak her hastaya 0,03 mg/kg midazolam uygulandı. İşlem öncesinde, işlem boyunca ve operasyon boyunca 5 dk'lik aralıklarla KTA, SKB, DKB, OAB ve SpO2 monitörize edilip takip altına alındı. Preoperatif, 5.dk, 15.dk ve 1. saat değerleri ile postoperatif 1, 3, 6 ve 12.saatlerdeki değerler kaydedildi. Hastaların motor ve duyusal blok seviyeleri modifiye edilmiş Bromage skalası ve pin-prick testi ile değerlendirildi, VAS (0-10 cm ) ağrı değerleri ve ilk analjezik yapılma saatleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların demografik verileri gruplar arası benzer bulundu (p=>0.05) motor blok başlama zamanı kombine femoral siyatik blokta anlamlı yüksek bulundu (p=<0.05). Sistolik arter kan basıncı, diyastolik arter basıncı, ortalama arter basıncı ve nabız değerlerinde spinal anestezi grubunda anlamlı düşme gözlemlendi (p=<0.05). Postopratif kombine femoral siyatik blok grubunda ilk analjezik süreleri daha uzun, VAS ağrı değerleri daha düşük bulundu (p=<0.05). Sonuç: Femoral –Siyatik Bloklar, spinal anestezi ve diğer santral bloklara göre; hemodinamiyi daha az etkilemesi, kardiyak hastalarda daha güvenli olması, daha uzun süreli postoperatif analjezi sağlaması, katater koyulabilme ve aralıklı ilaç uygulanabilme imkanı sağlaması nedeniyle, lokal anesteziye bağlı yan etki olasılığının daha düşük olması nedeniyle, deneyimli anestezistler tarafından yapıldığı takdirde ortopedik alt ekstremite cerrahilerinde kombine femoral siyatik blok spinal anestezi' ye göre daha uygun bir yaklaşım olduğu görüşündeyiz

AnesteziAnestezi-spinalBacak+5
Akif Demirel
Yozgat Bozok University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Humerus cisim kırıklarında minimal invaziv perkutan plak osteosentezin (MİPPO) radyolojik ve fonksiyonel sonuçları

Amaç: Kliniğimizde minimal invaziv perkütan plak osteosentezi (MİPPO) ile tedavi edilen humerus cisim kırıklarının radyolojik ve fonksiyonel sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ekim 2010, Temmuz 2017 tarihleri arasında kliniğimize travma nedeniyle başvuran hastalardan, 16 yaş ve üzerinde 26 hastanın MİPPO ile tedavi edilen 27 humerus cisim kırığı retrospektif olarak değerlendirildi. Takipleri yetersiz olan 6 hasta dışlandı. Çalışmaya dahil edilen 20 hastanın demografik verileri, yaralanma şekilleri, AO sınıflaması ve bölgesine göre kırık sınıflaması, sigara içip içememesi, varsa radial sinir yaralanması kayıt edildi. Radyografik olarak 6. ayda kaynama olup olmaması ve dizilim değerlendirildi. Hastaların son kontrollerinde omuz ve dirsek hareket açıklığı ile objektif, American Shoulder and Elbow Society (ASES), University of California, Los Angles (UCLA), Shoulder Score Mayo Elbow Performance Index (MEPI), The Disability of The Arm, Shoulder and Hand (DASH) ve Constant Shoulder Score ile subjektif değerlendirme yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda ortalama yaş 31,7 (16-84)'di. Hastaların 14'ü erkek (% 70), 6'sı (% 30) kadındı. Humerusların 10'u (% 47,6) sağ, 11'i (% 52,4) sol taraftı. AO sınıflamasına göre; 1 kırık (% 4,8) 12A1, 2 kırık (% 9,5) 12A2, 10 kırık (% 47,6) 12A3, 6 kırık (% 28,5) 12B2 ve 2 kırık (% 9,5) 12C3 olarak sınıflandırıldı. Peroperatif radial sinir hasarı, implant yetmezliği, enfeksiyon yoktu. Omuzun ortalama aktif fleksiyonu 169,5°±26,4°, ortalama abdüksiyon 169,5°±26,4° idi. Ortalama dirsek hareket arkı 131,4°±19,8° idi. Ortalama ASES ve UCLA skorları sırasıyla 88,5±16,4 ve 32,1±5,2 ortalama MEPI ve DASH skoru sırasıyla 93,1±11,3 ve 11,8±20,0, ortalama Constant skoru 9,1±15,3 idi. Sonuç: Minimal invaziv perkütan plak osteosentezi (MİPPO) yöntemini humerus cisim kırıklarının tedavisinde, minimal yumuşak doku hasarı, bozulmamış omuz ve dirsek hareket fonksiyonu ile başarılı bir teknik olduğunu düşünmekteyiz.

Humeral kırıklarHumerusKemik plakları+2
Buğra Kundakçı
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tendon-kemik birleşim yeri tamirlerinde K2 vitamininin iyileşme üzerine etkilerinin histolojik ve biyomekanik olarak değerlendirilmesi

Tendon Kemik Birleşim Yeri Tamirlerimde K2 Vitamininin İyileşme Üzerine Etkilerinin Histolojik ve Biyomekanik Olarak Değerlendirilmesi Amaç: Çalışmamızda K2 vitamininin Tendon-Kemik birleşim yeri tamirlerine olan etkisini sıçan modeli üzerinde histolojik ve biyomekanik olarak göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 450-700 gr ağırlığında wistar ırkı toplam 32 adet sıçan kullanıldı. 8'er sıçanlık 4 ayrı grup oluşturuldu. Birinci ve üçüncü gruplar histolojik değerlendirme için, ikinci ve dördüncü gruplar biyomekanik değerlendirme için gruplandırıldı. Grupların tamamında aşil tendon-kemik bileşkesinden aşilotomi uygulandı. Kalkaneusta iki adet tünel açılarak tendon, kemiğe pullout yöntemiyle süture edildi ve operasyon sonlandırıldı. Üçüncü ve dördüncü gruplara 4 haftalık takip süresi boyunca haftada 5 kez gliserin ile süspansiyon haline getirilmiş 40 mcg/5ml/kg dozunda K2 vitamini (Eylul 150 tablet) gavaj yoluyla verildi. Birinci ve ikinci gruplara ilaç verilmedi. Histolojik değerlendirme yapılacak gruplardan birer denek ex oldu. 4 haftalık süre boyunca takip edilen 30 denek 4. haftanın sonunda sakrifiye edilerek histolojik ve biyomekanik değerlendirmeye alındı. Biyomekanik değerlendirme Testometric M500-50CT cihazında yapıldı. Histolojik değerlendirmede ise Bonar, Movin ve Tendon-Kemik birleşim yerinin değerlendirildiği 3 ayrı skorlama sistemi kullanıldı. İstatiksel önem düzeyi 0,025 alındı. Bulgular: Mekanik çekme testi ile değerlendirme yapılan gruplarda, ilaç verilen grubun, ilaç verilmeyen gruba göre çekme gücüne daha iyi bir direnç gösterdiği istatistiki olarak anlamlı bulundu.(p:0,015) Histolojik değerlendirmede hem tendon hem de tendon- kemik birleşkesindeki değişiklikler değerlendirildi. Bonar ve Movin skorlamalarında tenositlere, kollajen yapısına, vaskülariteye, fibril yapısı ve düzenine, çekirdeğin dizilim ve büyüklüğüne, selülarite değişikliğine ve hiyalinizasyonu bakıldı. Bonar skoru (p:0,007), Movin skoru (p:0,001) değerlendirildiğinde ilaç verilen grup lehine anlamlı istatistiki sonuç elde edildi. Tendon-Kemik bileşkesi değerlendirilirken, bileşkedeki hücre miktarı, tip2 kollajen miktarı ve düzeni, GAG içeriği ve kondrosit organizasyonu değerlendirildi. Bu değerlendirme sonucu ilaç verilen grupta anlamlı istatistiki sonuç elde edildi.(p:0,001). Histolojik değerlendirmede kullanılan 3 skorlama sisteminin kendi aralarındaki korelasyonu da çalışmamızda değerlendirildi. 3 skorlama sisteminin yüksek korelasyon gösterdiği bulundu. Sonuçlar: K2 vitamini daha önce osteoporoz ve kırık kaynaması üzerine etkileri bilinen ve deneysel ve klinik çalışmaları yapılmış bir ilaçtır. Osteoblastik aktivitenin artmasının ve osteoklastik aktivitenin azalmasının tendon-kemik birleşim yeri tamirlerindeki olumlu etkileri daha önce yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir. Çalışmamızda, bu etkiyi gösteren K2 vitamini ilk defa tendon-kemik birleşkesinde çalışılmış ve istatistiki anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışmamızı destekleyecek deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. Klinik çalışmalar neticesinde, K2 vitaminin aşil tendon tamirleri, rotator kaf tamirleri ve ön çapraz bağ rekonstrüksiyonları gibi cerrahi girişimler sonrası tedavinin başarısını arttıracağını düşünmekteyiz.

Aşil tendonuAşil tendonuBiyomekanik+7
Barış Yılmaz Atılğan
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tibianın kemik kayıplarında ilizarov eksternal fiksatör ile kemik taşıma uygulaması sonuçları

Amaç: Tibianın kemik kayıplarında İlizarov eksternal fiksatör ile kemik taşımanın sonuçlarını ve komplikasyonlarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde, Ocak 2010-Ocak 2019 tarihleri arasında tibianın kemik kaybı tanısı konulan ve İlizarov eksternal fiksatörü ile kemik taşıma yapılan 49 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Takipleri yetersiz 10 hasta dışlandı. Çalışmaya dahil edilen 39 hastanın kemik kayıpları Paley psödoartroz sınıflaması ve Solomin'in uzun kemik defekti sınıflamasına göre sınıflandırıldı. Cerrahi sonrası ortoröntgenogram ile taşıma miktarı radyolojik olarak değerlendirildi. Ameliyat sonrası sonuçlar Karlstrom-Olerud ve ASAMİ (Association for the Study and Application of the Method of Ilizarov) kriterileri ile değerlendirildi. Bulgular: Uygun takibi olan 39 hastanın 36'sı erkek, 3'ü kadındı. Hastaların yaş ortalaması 37,4±17,2 (9-75) idi. Ortalama kemik kaybı 8,1±4,3cm idi. Paley psödoartroz sınıflamasına göre 39 hastanın 15'i (% 38,5) Tip B1, 6'sı (% 15,4) Tip B2 ve 18'i (% 46,2) Tip B3 idi. Solomin uzun kemik defekti sınıflamasına göre 39 hastanın 3'ü (% 7,7) B1, 1'i (%2,6) B2, 2'si (% 5,1) B3, 13'ü (% 33,3) C1, 17'si (% 43,6) C2, 2'si (% 5,1) D2, 1'i (% 2,6) D3 idi. Hastaların ortalama takip süresi 34,6±15,9 ay idi; ortalama fiksatör süresi 452,6±182,7 gün idi. Eksternal fiksatör indeksi (EFİ) ortalama 72,3±38,6 cm/gün, radyografik konsolidasyon indeksi (RCİ) ortalaması ise 55,1±30,8 cm/gün idi. Komplikasyonlar Paley'in derecelendirilmesine göre yapıldı. Komplikasyonların 57'si sorun, 37'si engel, 54'ü gerçek major komplikasyonlardı. ASAMİ kemik sonuçları; 10 (% 25,6) mükemmel, 24 (% 61,5) iyi, 3 (% 7,7) orta ve 2 (% 5,1) kötü, fonksiyonel sonuçları; 16 (% 41) mükemmel, 13 (% 33,3) iyi, 8 (% 20,5) orta ve 2 (% 5,1) kötü sonuç elde edildi. Karlstrom-Olerud fonksiyonel sonuçları; 8 (% 20,5) mükemmel, 17 (% 43,6) iyi, 5 (% 12,8) tatmin edici, 6 (% 15,4) orta, 3 (% 7,7) kötü sonuç elde edildi. Sonuç: Yüksek komplikasyon oranına ve uzun eksternal fiksatör zamanına rağmen tibianın kemik kayıplarının tedavisinde İlizarov eksternal fiksatörle kemik taşıma başarılı tedavi yöntemidir.

Kemik defektleriKemik ve kemiklerKırık fiksasyonu-ekstramedüller+2
Tural Bakhshalıyev
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteogenezis imperfekta tanılı hastaların klinik ve genetik incelemesi, kırık tipleri ve tedavi sonuçları

Amaç: Kliniğimizde takip edilen, klinik veya genetik Osteogenezis İmperfekta tanısı alan hastaların yapılan genetik incelemesinde mutasyon tiplerinin belirlenerek; mutasyon tipleri ile kırık sayısı ve kırık tipleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak, cerrahi dışı veya cerrahi tedavi gerektiren kırıkların takip sonuçlarını değerlendirmek, elde ettiğimiz sonuçları literatürdeki verilerle karşılaştırmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'ne, Ocak 2011-Ocak 2020 tarihleri arasında başvuran klinik veya genetik olarak Osteogenezis İmperfekta tanısı alan, kırıkları nedeniyle cerrahi veya cerrahi dışı tedavi uyguladığımız 27 olgu incelenmiş olup, hasta dosyalarından ve hastane sisteminden retrospektif olarak tarama yapıldı. Bulgular: Tedavi ettiğimiz 27 hastanın, Sillence sınıflamasına göre 15 hasta tip IA (% 55,6), 3 hasta tip IB (% 11,1), 3 hasta tip III (% 11,1),1 hasta tip IVA (% 3,7), 5 hasta tip IVB (% 18,5) Osteogenezis İmperfekta tanısı aldı. Hastaların genetik analiz sonuçlarına baktığımızda ise, 18 hastada COL1A1 (% 66,7), 3 hastada COL1A2 (% 11,1), 1 hastada SERPINF1 (% 3,7), 5 hasta COL1A1-COL1A2 dışı (% 18,5) genetik mutasyon olduğu görüldü. Hastaların dokuz yıllık periyotta toplam 131 kez kırık öyküsü olduğu görüldü. Bunların 61'i femur (% 46,6), 42'si tibia (% 32), 13'ü humerus (% 10), 11'i önkol (% 8,4), 2'si dirsek çevresi (% 1,5), 2'si klavikula (% 1,5) kırığıydı. Tüm kırıkların 103 'ü alt ekstremitede (% 78,6), 28'i üst ekstremitede (% 21,4) idi. Sonuç: Sillence tip IA Osteogenezis İmperfekta tanılı hastalar en sık karşımıza çıkan hasta grubuydu. Osteogenezis İmperfekta'lı hastalarda en sık COL1A1 gen mutasyonu görüldü. En sık G>A Heterozigot alt mutasyon tipi görüldü Oİ'li hastalarda en sık alt ekstremite kırıkları görüldü, en sık kırılan kemik ve tipi ise sol femur cisim kırıklarıydı. Kırıkların tedavisinde en sık cerrahi dışı yöntemler kullanıldı.

GenetikHeterozigotlarKırıklar-kemik+4
Mehmet Yiğit Gökmen
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif hemşirelik bakım kalitesinin değerlendirilmesi

Perioperatif bakım kalitesi ilaç ve ilaç dışı uygulamaların etkililiği, ağrı giderici uygulamalar, hastanın fiziksel, fizyolojik, psiko-sosyal açıdan iyilik halinde olması ve beklentilerinin optimum düzeyde karşılanması ile mümkündür. Bu çalışma ortopedi cerrahisi geçirmiş hastalara uygulanan perioperatif bakım kalitesini değerlendirmek amacı ile yapıldı. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırmanın kapsamına olasılıksız örneklem yöntemlerinden olan amacına uygun örnekleme yöntemi kullanılarak 120 hasta alındı. Araştırmacılar tarafından hazırlanmış soru formu hastaların demografik özellikleri sorgulandı. Bununla birlikte "Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Ölçeği" kullanıldı. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Etik kurul, kurum ve hastalardan izin alındı. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 21 paket program ile gerçekleştirildi. İstatistiksel olarak %95 güven aralığı, p˂0.05 anlamlılık düzeyinde, bağımsız iki grubun ve ortalamanın karşılaştırılmasında Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testleri kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan hastaların %63,3'ü erkek, %77,5'i evli, %54,2'si ilköğretim mezunu, %30'u ev hanımı, %54,2'sinin geçmiş ameliyat deneyimi yok, %50'si el ve spor cerrahisi geçirmiş hastalardır. Bu araştırmada perioperatif bakım kalitesi en yüksek puan ortalamalarının fiziksel bakım (46.18±5.93) ve bilgi verme (21.68±4.55) alt boyutlarında, destek (14.80+9.08), saygı (14.09±2.21), hemşirelik süreci (14.80±9.08) alt boyutlarında olduğu; çevre alt boyutunda (17.97±5.93) ve toplamda alınan puanın (140.05±24.39) yüksek olmadığı belirlendi. Bu çalışmada perioperatif bakım kalitesinden duyulan hasta memnuniyet oranının orta düzeyde olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Kas-iskelet Sistemi, Ortopedik Cerrahi, Perioperatif Bakım, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası

CerrahiHasta bakımıHemşirelik bakımı+4
Kadir Sevin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi cerrahisinde kuadratus lumborum bloğunun postoperatif analjezide etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Total kalça protezi cerrahisi yapılacak hastalarda USG eşliğinde uygulanan Kuadratus Lumborum Bloğunun (QLB-3) postoperatif analjezide etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Genel anestezi altında total kalça protezi operasyonu planlanan ve anestezik öncesi değerlendirmede; 18-75 yaş arası, ASA sınıflaması Ⅰ-Ⅱ-Ⅲ olan, bilgilendirilmiş gönüllü onam formunu imzalayan 60 olgu çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize kapalı zarf yöntemi kullanılarak iki gruba ayrıldı. Gruplar, blok uygulananlar QLB grubu (n=30) ve blok uygulanmayanlar Kontrol grubu (n=30) olarak belirlendi. Olguların tamamına postoperatif fentanil içeren PCA cihazı takıldı ve infüzyon 24 saat boyunca devam etti. Hastaların preoperatif demografik verileri kaydedildi. Postoperatif takiplerinde 0., 6., 12. ve 24. saatlerde VAS değerleri, PCA ile fentanil tüketim miktarları, PCA ile bolus sayıları, kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik kan basınçları, bulantı varlığı ve ek analjezik gereksinimleri karşılaştırıldı. Bulgular: İki grubun da demografik verileri benzerdi. Postoperatif 6., 12. ve 24. saat VAS değerleri, PCA ile 24 saatlik toplam fentanil tüketimi ve bolus sayısı, ek doz analjezik ihtiyacı kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptandı. Hastaların takiplerinde kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik kan basınçları ve bulantı varlığı karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda total kalça protezi uygulanan hastalarda transmuskuler QLB'nin postoperatif ilk 24 saatte tüketilen intravenöz analjezik miktarını azalttığı, VAS değerlerini düşürdüğü saptandı. Ultrasonografi eşliğinde uygulanan QLB'nin kalça cerrahisi uygulanan hastalarda, postoperatif dönemde analjezi sağlamak ve opioid tüketimini azaltmak için alternatif, güvenli ve etkili bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz. Dolayısıyla QLB uygulaması geleneksel analjezik yöntemlere karşı bir alternatif olabilir. Ancak literatürde sınırlı hasta ve klinik çalışma olması nedeniyle hasta ve çalışma sayısının artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimler: Kuadratus Lumborum Bloğu (QLB), Postoperatif Analjezi, Kalça cerrahisi

AnaljeziKalça eklemiKalça protezi+4
Ecem Aydın Koçoğlu
Manisa Celal Bayar University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi tedavi uygulanan talus kırıklarının orta dönem sonuçları

Amaç: Sunulan çalışmanın amacı; talus kırığı nedeniyle opere edilen hastaların orta dönem klinik ve radyolojik sonuçlarının hastalar tarafından cevaplanan objektif anketler ve görüntüleme teknikleri ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Celal Bayar Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde cerrahi tedavi uygulanan talus kırıklı hastaların orta dönem takiplerinde elde edilen son radyografileri ve ayrıca klinik değerlendirme için VAS, AOFAS ve AFI skorları incelenmiştir. Ayrıca bu süreçte ortaya çıkan komplikasyonlar değerlendirilmiştir. Bulgular: Tedavide kullanılan anterolateral, anteromedial, anterolateral + anteromedial ve posterior cerrahi yaklaşımların kullanım sıklığı açısından anlamlı bir fark yoktur. Fiksasyon tipi açısından da yine fark bulunmamıştır. En sık rastlanan iki komplikasyon osteonekroz (%69,4) ve artroz (%82) olmuştur.; her ikisi de en sık boyun kırıklarında gözlenmiştir. Hastaların ağrı düzeyini değerlendiren VAS skoru ortalaması 2.6 idi. Ayağın fonksiyonelliğini değerlendirmek için uyguladığımız AOFAS testinin ortalaması 80'in üzerinde idi. AFI indeksine göre ise hastalarımızın ağrı, yetersizlik, kısıtlılık ve toplam indekslerinin tamamı 20'nin altında idi. Sonuç: Talus kırığı sonrası kliniğimizde üç farklı cerrahi yaklaşımla opere edilen hastalarımızın orta dönem sonuçları hem klinik hem radyografik olarak tatmin edicidir.

AnketlerKırıklar-kemikOrtopedi+3
Mustafa Ali Kahreman
Manisa Celal Bayar University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortopedik cerrahi geçiren hastalarda ameliyathane basınç yarası gelişiminin azaltılmasında basınç yarası bakım paketinin etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, ortopedik cerrahi girişim uygulanan hastalarda ameliyat sonrası erken dönemde uygulanan basınç yarası bakım paketinin hastaların ameliyathane basınç yarası gelişimi, ağrı, düşme korkusu ve konforu üzerine etkisinin belirlenmesine yönelik non randomize kontrollü, yarı deneysel klinik araştırmadır. Araştırmada klinik rehberler doğrultusunda hazırlanmış olan basınç yarası bakım paketi çalışma grubu hastalarına uygulandı. Bakım paketi "deri bakımı, pozisyon verme, erken mobilizasyon, beslenme ve sıvı alımı" girişimlerinden oluştu. Araştırmada önce kontrol grubu, daha sonra çalışma grubu verileri toplandı. Veri toplama amacıyla Hasta Tanıtıcı Veri Formu, 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Düşme Korkusu Ölçeği, Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu, Basınç Yarası Bakım Paketi Klinik Veri Toplama Formu, Ulusal Basınç Ülseri Danışma Paneli (National Pressure Ulcer Advisory Panel-NPUAP) (2016) Basınç Yarası Evreleme Sistemi Formu, Basınç Yarası Bölgeleri ve Evreleri İzlem Kayıt formları kullanıldı. Kontrol grubunda bulunan hastalara kliniğin rutin uygulaması yapıldı ve araştırma kapsamında geliştirilen bakım paketi uygulanmadı. Çalışma grubunda bulunan hastalara 105 gün boyunca kliniğin rutin uygulaması yanında bu çalışma için geliştirilen basınç yarası bakım paketi uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, ortalama±standart sapma, yüzde, en az-en çok değerleri hesaplandı. Araştırmada normal dağılım sergileyen ikili grupların karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem t Testi, normal dağılım sergilemeyen ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U Testi kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-Kare Testi kullanıldı. İstatistik hesaplamalar ve yorumlamalar p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmanın örneklemini kontrol grubunda 122, çalışma grubunda 68 olmak üzere toplam 190 hasta oluşturdu. Ameliyathane basınç yarası insidansı kontrol grubunda %18.4, çalışma grubunda %5.7 olarak belirlendi. Yaş, en az bir kronik hastalık varlığı özellikle hipertansiyon, tıbbı tanı özellikle kalça fraktürü, acil cerrahi müdahale, ameliyat öncesi ASA sınıfı ≥3, ameliyat öncesi klinikte geçen süre, hastanede ortalama yatış süresi (gün), 3S Ameliyathane Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçek puanı ≥19, ameliyat öncesi albümin ve hemoglobin değerlerinin düşük olması basınç yarası gelişenlerde etkili bulundu (p<0.05). Kanıta dayalı girişimlerin yer aldığı ameliyathane basınç yarası önleme bakım paketinin, ameliyathane kaynaklı basınç yarası gelişiminin önlenmesinde etkili bulunmuş olup; ayrıca hastaların ağrı algısının ve düşme korkusunun azaltılmasında, konfor düzeyinin yükseltilmesinde olumlu sonuçları olduğu belirlenmiştir. Ameliyathane kaynaklı basınç yarası gelişmesinin önlenmesinde basınç yarası bakım paketinin kullanılması önerilmektedir.

AğrıBasınç ülserleriCerrahi+5
Hatice Eğilmez
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Proksimal humerus kırıklarının postoperatif kollodiafizer açısının değerlendirilmesi

Proksimal Humerus Kırıklarının Postoperatif Kollodiafizer Açısının Değerlendirilmesi Opere humerusta birtakım anatomik değişiklikler olabileceğini düşünmekteyiz. Bizim bu projedeki amacımız; opere humerus radyografileri üzerinden humerusun proksimal parçasında kollodiafizer açı ölçümü yaparak, cerrahi sonrası anatomik ölçü farkını ortaya çıkarmak ve proksimal humerus kırık operasyonlarının anatomik kollodiafizer açıya etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi, Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğnde Aralık 2011 - Ocak 2019 tarihleri arasında cerrahi tedavi görmüş unilateral proximal humerus kırıklı 51 uygun hasta ameliyat defterinden retrospektif olarak taranıp belirlenmiştir. Hastaların anteroposterior radyografileri üzerinden ENLİL HBYS programı aracılığıyla frontal planda humerus diafizi ortasından ve collum anatomicum hattını 90 derece kesecek şekilde caput humeri merkezinden çizgiler çekilmiştir. Bu çizgiler arasındaki açı yine programdaki açı ölçer yardımıyla ölçülerek kollodiafizer açılar saptanmıştır. Hastaların yaş dağılımı 19 – 83 arası olup ortalaması 53,56 ± 16,34'tür. Çalışmaya dahil ettiğimiz 51 hastanın 27'si erkek, 24'ü kadındır. Cinsiyete bağlı travma mekanizmasına bakacak olursak; AİTK (6E,1K), ADTK (3E, 4K), BD (7E, 15K), YD (10E, 4K), MK (1E). Cerrahi tespit olarak; 46 hastaya plak vida, 2 hastaya vida, 2 hastaya intrameduller çivileme, 1 hastaya K teli uygulanmıştır. Bizim çalışmamızdaki hasta taraf kollodiafizer açı ortalaması 132,81 ± 13,83'tür. Çalışmamızda yer alan proksimal humerus kırıklı hastaların cerrahi tedavisi sırasında humerus kollodiafizer açı morfolojisine uygun ve normale yakın değerler arasında anatomik humerus bütünlüğünün sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Humerus Proksimal Kırığı, Humerus Cerrahisi, Humerus Anatomisi, Humerus Ölçümü, İntramedüller Çivileme

CerrahiHumeral kırıklarHumerus+3
Gökhan Coşkun
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2020
00

Related subjects