Ottoman law
91 theses under this subject heading
Klasik Dönem Osmanlı Miras Hukukunda kadının yeri
Başlangıçta, İslam miras hukukunun ve örfi miras hukukunun kuramsal çerçevesi hakkında bilgi verildi. Osmanlı Devleti'nde kadının İslam miras hukukundaki durumunu kolay bir şekilde anlayabilmek için, tereke kayıtları ve fetva örnekleri belirli formatlarla aktarıldı. Tereke kayıtlarında incelenen paylaşımların büyük bir kısmının fıkıh kitaplarında yer alan oranlar ile uygunluk gösterdiği görüldü. İslam miras hukuku hükümlerine uygun düşmeyen paylaşımlar için getirdiğimiz yorum, varislerin mirası rızai taksime göre paylaşmaları oldu. Bu paylaşımların bir kısmı kadın lehine bir kısmı ise kadın aleyhine gerçekleşmektedir. Örfi miras hukukundaki genel durumu anlamak için, miri arazi ve örfi miras hukukuna tabi vakıfların intikalinde yaşanan dönemsel değişimler yakından irdelendi. Bunların yanında, incelenen birçok vakıfnamede, evlatlık vakıf kuran kişilerin vakıf mallarından yararlanma usulünü, İslam miras hukuku hükümlerini değiştirecek şekilde belirleyebildiği görüldü. Gayrimüslim kadınlar zaman ve mekan bakımından istikrar gösterecek düzeyde İslam miras hukuku hükümlerine göre pay almışlardır. Kadınlar için, muris ve varis olma bakımından reaya askeri sınıf ayrımı yoktur. Osmanlı'da kadının vela mirasçılığı da kabul edilmektedir. Müçtehitler arasında farklı görüşlerin mevcut olduğu durumlarda, seçilen bir görüşün devamlı surette uygulandığı görülmektedir. Kadının miras payına hukuksuz bir müdahalede gerçekleşirse, kadının hakkı devlet tarafından korunmaktadır. Anahtar Kelimeler: İslam miras hukuku, Osmanlı hukuku, kadının hukuki statüsü.
II. Abdülhamid Döneminde basın hürriyeti
Hukuk tarihi ve genel kamu hukuku ilkeleri nazara alınarak hazırlanan bu çalışmada II. Abdülhamid döneminde basın hürriyeti incelenmiştir. Çalışmada, dönemin gazete, dergi ve kitaplarından ve o devirde yapılan mevzuat düzenlenmelerinden yararlanılmıştır. Ayrıca literatür taraması yapılmıştır. Kendi döneminin özellikleri göz önünde tutularak ve yer yer anakronizme düşmeden günümüz ile karşılaştırmalar yapılarak ortaya konan çalışma, konuyu hukukî bir bakış açısıyla ele almak suretiyle farklılık arz etmektedir. Gerek Avrupa'da gerek Amerika'da matbaanın ülkeye girişi ile devletlerin basına ve basın hürriyetine ilişkin müdahaleleri olmuş ve devlet aleyhine yayın yapanlara yönelik idama varan cezalar öngörülmüştür. Tanzimat sonrası, Osmanlı Hukuku açısından yerli ve iktibas edilen kanunların bir arada bulunduğu ve bu nedenle mevzuat karmaşasının yaşandığı bir dönem olmuştur. Osmanlı Devleti'nin ise basın ve basın hürriyetine yönelik oluşturduğu gelenek, izin sistemi üzerinden kurulmuştur. Basın faaliyetleri için ön görülen izin şartı, II. Abdülhamid döneminden önce süregelen ve bu dönemde de devam eden bir içtihat haline gelmiştir. II. Abdülhamid döneminde basın organlarının kurulması ve geliştirilmesi desteklenmiş, yayın faaliyetlerinin yapılmasına müsaade edilmiştir. Nitekim bu dönemde yayıncılık faaliyetlerinin artması ve çeşitlenmesi, basın hürriyeti açısından olumlu gelişmelerdir. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı uygulamada basın hürriyetine sınırlamalar getirilmiş ve gazete, dergi, kitap gibi yayınların kontrolünü ve denetimini yapan memurların düzensiz, keyfi ve maksadı aşan tutumları basın hürriyetini olumsuz etkilemiştir.
İslam ceza hukukunda para cezası ve Osmanlı uygulaması
İslam ceza hukukunda suçlu için çeşitli cezalar öngörülmüştür. Bu cezaların bazıları Şari' (Allah) tarafından belirlenmiş olmakla beraber pek çok ceza ve uygulaması ise Kur'an ve sünnette kesin bir şekilde açıklanmamıştır. Bu durumun başlıca sebepleri zamanın geçmesi ile maslahatlarda ve mefsedetlerdeki değişimler ve Yüce Allah'ın suç ve cezalarla ilgili bırakmış olduğu bilinçli boşluklardır. Yüce Allah tarafından bırakılan bu bilinçli boşluklar İslam hukuk tarihinde devlet başkanları veya hakimler tarafından belirlenen çeşitli kanun ve nizamnameler çerçevesinde doldurulmaktadır. İslam ceza hukukunda devlet başkanı tarafından belirlenen suç ve cezalar için "ta'zir" kavramı kullanılmaktadır. Elinizdeki çalışmada biz ta'zir cezalarından sayılan para cezaları üzerinde durmaya çalıştık. Para cezalarının klasik dönemde ve Osmanlı döneminde uygulanması çeşitli farklılıklar arz etmektedir. Bazı fıkıh âlimleri para cezalarının İslam hukukunda meşruiyet kaynağının Kur'an ve sünnet olduğunu kabul etmekle birlikte; Ebu Hanife, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî ve çoğu Hanefî fakihi para cezalarını meşru olarak kabul etmemişlerdir. Bunun yanı sıra Ebu Yusuf gibi bazı Hanefî âlimleri, çeşitli Malikî ve Hanbelî âlimleri mali cezaların ve bu arada para cezasının İslam hukukunda uygulanabileceğini savunmuşlardır. Osmanlı devleti ceza uygulamasında ise para cezaları büyük önem arz etmiş ve pek çok suçta cezai yaptırım olarak kabul edilmiştir. Elinizdeki çalışmada bunun örnekleri kanunnameler üzerinden incelenerek değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Anahtar Kavramlar: Para cezası, Cürüm, Ta'zir bi'l mal, Garâmet
Kütahya şer`iye sicilleri 72 numaralı defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
II ÖZET Çalışma konusu olarak seçtiğimiz 72 Numaralı Kütahya Seriye Sicili Defteri, Hicrî 1322- 1323 / Milâdî 1904-1905 yıllarına ait Kütahya ve çevresinde hukuka intikal etmiş mahkeme kayıtlarını ihtiva eder. Çalışmamızda, tezkire, müzekkire, miras-tereke, resmi yazışmalar, vakıflar, Naiblik müessesesi, Kassamlık müessesi, vekil tayini gibi mahkeme kayıtlarının transkripsiyonu, değerlendirilmesi ve tasnif edilmesi yer almaktadır. Bilindiği gibi şer'iye sicilleri mahkeme kararları demektir. Osmanlı döneminden günümüze kadar intikal eden bu kararlar, toplumun sosyal siyasi ve ekonomik yapısı hakkında bize bilgi verirler. Örneğin, sicillere kaydedilmiş bilgilere bakarak halkın sosyal yapısını ve ikili ilişkilerini, miras ve tereke kayıtlarına bakarak ekonomik yapıyı, merkezden gönderilen kararnamelere bakarak merkezi idare ile taşra arasındaki ilişkilerin muhtevasını öğrenebiliriz. Bu belgeler üzerinde daha fazla çalışılması ve bu çalışmaların kamuoyuna sunulması, Osmanlı toplumundaki bilinmeyen ya da eksik kalan konulara açıklık getirecektir. Defterde Kütahya ve çevresinden mahkemeye intikal eden olayların her biri müspet ya da menfi bir karar halinde sonuçlanmıştır. Sonuçlanan bu kararların bir çoğunun altında "Şuhûdü'l- hâl" denilen ve o bölgenin ileri gelenleri arasından seçilen, aralarında önemli hukukçuların da yer aldığı şahitlerin olması bahsedilmesi gereken önemli bir konudur. Ayrıca cinayet ve hırsızlıkla ilgili kayıtların olmaması ya da çok az olması, halkın o dönemde bu konulardaki titizliğini göstermektedir.
Osmanlı İmparatorluğunda Askeri Ceza ve Disiplin Hukuku
Osmanlı İmparatorluğunda Askeri Ceza ve Disiplin Hukukunun varlığı, geçirdiği süreç, buna bağlı olarak da askeri yargının ortaya çıkışı ve gelişim aşamaları inceleme konusu yapılmıştır. Çalışmamızın mahiyeti dikkate alınarak, özellikle Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulmasıyla birlikte oluşturulan ve askeri yargıyı ilgilendiren kanunnameler ele alınmıştır. Şu ana kadar Osmanlı İmparatorluğunda Askeri Ceza ve Disiplin Hukukunun tarihsel gelişimi çok fazla ve derinlemesine olarak inceleme konusu yapılmamıştır. Osmanlı İmparatorluğunda Askeri Ceza/Disiplin Hukukunun ve askeri yargının tarihsel gelişimini ve bugünkü durumunu daha iyi değerlendirebilmek, tespit edebilmek için öncelikle bu kuralların geçmişteki uygulama şekillerinin bilinmesinde fayda olduğu değerlendirilmiştir.
Osmanlı Hukuk-i Aile kararnamesinin fıkhi mezhepler bağlamında değerlendirilmesi
İslam hukuku toplumsal yapının temeli olan aileye ve aile ile ilgili düzenlemelere önem vermiştir. Çünkü aile sosyal ve ahlaki bir kurum niteliğindedir. Bu önemine binaen evlilik akdi ve sonuçları gibi geniş bir alan ihtiva ettiğinden dolayı aile hukuku, İslam hukuku kitaplarında müstakil bir bölüm olarak ele alınmıştır. Daha sonra müstakil eserler de kaleme alınmıştır. Ne var ki Osmanlı Devleti, tebaasının genişliğinden ve zenginliğinden dolayı aile hukukunu resmi bir zemine oturtmak istemiştir. Bunun üzerine 1917 yılında Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesini bir heyet ile hazırlamıştır. Kararname'nin etkisi büyük olmuştur ama bir buçuk gibi kısa bir sürede yürürlükte kalabilmiştir. Ancak hala birçok ülkede etkisini sürdürmektedir. Kararnamenin hazırlanmasında dört mezhepten de istifade edilmiştir. Yeri gelince dört mezhebin de dışına çıkılarak farklı içtihatlardan da istifade edilmiştir. Biz de bu çalışmamızda kararnamenin hazırlanırken Müslümanlar ile ilgili maddelerin hangi mezhepten veya hangi görüşten istifade edildiğini tespit etmeye çalışacağız.
XVIII. yüzyıl Adana Şer'iyye sicilleri özelinde Aile Hukuku
XVIII. Yüzyılda Adana mahkemelerinde kayıt altına alınan 72 şer'iyye sicili defteri, klasik fıkıh eserleri ve dönemin fetva mecmuaları çerçevesinde hazırlanan bu çalışma, aile hukuku uygulamalarını ele alarak karşılaşılan problemleri ve bu problemlere sunulan çözüm yollarını göstermeyi ve bilimsel/doğru verilerden hareketle Osmanlı aile yapısıyla ilgili isabetli sonuçlara ulaşmayı amaçlamaktadır. Giriş, sonuç ve üç bölümden meydana gelen bu çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, yöntemi, kaynakları ve Adana'nın kısa tarihçesi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Adana'nın idari, sosyal ve hukukî hayatı ele alınmış, mülki yapılanması, mahalleleri, demografik yapısı hakkında bilgi verilerek Adana'da XVIII. yüzyılda görev yapmış kadılar, müftüler ve nakibü'l-eşraflar hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ailenin teşekkülü, üçüncü bölümde ise evliliğin sona ermesi Adana şer'iyye sicillerinden tespit edilen uygulamalar çerçevesinde ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir.
418 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi: 1327-1328/1909-1910
Osmanlı hukuku ``şer?î nâslara ve ülu?l-emr?? denilen devlet başkanının şeriata aykırı olmayacak şekilde çıkardığı kanunlara dayanır. Şer?iyye sicillerinde de hem şer?î hem de örfi hukukun uygulamalarını görmek mümkündür. Siciller, şer?î mahkemelerde kadılar tarafından tarih sırası ile tutulurdu. Bu kayıtlar içerisinde ilâm, hüccet, mürâsele gibi belgeler yanında devlet merkezinden gönderilen fermanlar, hükümler, emirler ve tebliğatlar yer alırdı. Şer?iyye sicillerindeki kayıtlar hakların güvence altına alınmasının teminatıdır ve bu kayıtlar yerel tarihçilik açısından çok önemlidir. Şer?iyye sicillerinden yola çıkarak şehir tarihî ile ilgili pek çok mesele çözüme kavuşturulabilmiştir. Şer?iyye sicilleri, söz konusu dönemin askerî, siyasî, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukukî durumunu yansıtır. Şer?iyye sicilleri, dönemi anlamamız için tarihî kaynakların en önemlilerinden biridir. Bu çalışmada, ?418 Numaralı Manisa Şer?iyye Sicil Defteri? incelenmiştir. Defter Manisa?ya bağlı Kula kazasına aittir. Kula kazasına ait ayrı sicil kataloğu bulunmadığından bu kazanın sicilleri Manisa şer?iyye sicilleri içerisinde yer almıştır. Osmanlının son dönemlerinde şer?iyye defterleri dava konusuna göre tutulmuştur. İncelediğimiz bu defter de Kula kazasına ait vekâlet defteri olarak tutulmuştur. Çalışmamız, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Kula kazasının coğrafi ve tarihî durumu ele alınmaktadır. Birinci bölümde Osmanlı hukuku ve mahkemeleri hakkında genel bilgi verilmiştir. İkinci bölümde sicil defterinin transkribi, üçüncüsünde belge özetleri, dördüncü bölümde sicilin genel değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışma bir Sonuç ve Kaynakça ile son bulmaktadır.
438 Numaralı Siverek Şer'iyye Sicili'nin (H.1283?1284- M.1866?1867) transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Tarihi kaynaklar içerisinde ana kaynak olarak belirtilen Şer'iyye Sicilleri Osmanlı Devletinin hukuk başta olmak üzere sosyal, ekonomik ve idari yapısı hakkında önemli bilgiler içermektedir. Dönemin ticari hareketliliğini, paranın alım gücünü, devletin ekonomik durumunu, sosyal hayat içerisindeki yapıyı, aile unsurunu, şer'i mahkemelerin işleyişini bu belgelerle bulmak mümkündür. Çalışılan 438 numaralı Siverek sancağına ait Şer'iyye Sicili transkripsiyonu sayesinde Miladi 1866?1867 yılında Siverek ile ilgili özellikle sosyo-ekonomik yapı hakkında önemli bilgilere ulaşılmıştır. Ulaşılan bu bilgilerin Osmanlı tarihine birazda olsa ışık tutacağı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Şer'iyye Sicili, Siverek.
Osmanlı Ceza Hukukunda yaptırım türü olarak teşhir
Teşhir, bir suçun karşılığı olarak, toplumun bilgilendirilmesi amacıyla/kastıyla, işlenmiş olan bir suçun ve suçu sabit görülmüş olan failin ve/veya bu faile verilmiş olan cezanın ve/veya bu faile verilmiş olan herhangi bir cezanın infazının topluma duyurulması amacıyla gerçekleştirilen ve mahkeme tarafından verilmiş olan bir yaptırımdır. Teşhir yaptırımı ikiye ayrılmalıdır: Doğrudan teşhir, Dolaylı Teşhir. Toplumun bilgilenmesi, ceza olarak uygulanıyorsa doğrudan teşhir; yapılan işlem ve/veya verilen hüküm, toplumun bilgilenmesi sonucunu doğruyorsa dolaylı teşhir söz konusudur. Tazir, had, tekmili, tebei ve nefsi ceza olarak uygulanan Teşhir, Osmanlı Devletinde güvenlik tedbiri, disiplin cezası ve idari yaptırım türü olarak da uygulanmıştır. Kural olarak kanunilik ilkesi ile bağdaşır şekilde uygulanan teşhir yaptırımı, ayırım yapılmadan herkese uygulanmıştır. Tek istisna yeniçerilere teşhir yaptırımının uygulanmak istenmemesidir. Teşhir yaptırımı, caydırıcı olması, doğru bilginin halka sunulması, devletin egemenliğini göstermesi, toplumun merak hissinin giderilmesi, toplumsal otokontrola destek, infazda aşırılığın veya hafifletilmenin önüne geçmesi amaçları ile uygulanmıştır. İslamiyet öncesi Türk Devletlerinde kızgut ifadesi teşhir yaptırımı için kullanılmıştır. Osmanlıda bu yaptırım sokakta dolaştırma, kafasına zil geçirme, münadilerin nidaları ile çarşı pazarda gezdirme şeklinde olabildiği gibi cesedin kesik başın teşhiri şeklinde de olmuştur. Tespit ettiğimiz kadarıyla Osmanlı Devletinde pezevenklik, yalancı şahitlik ve yalancılık, yan kesicilik veya yol kesme suçu, devlete isyan, toplumsal ahlaka yönelik suçlar, dini vecibelerin yerine getirilmemesi, hırsızlık, devlet tekeline müdahale ve gümrük kurallarına uymama, müessir fiil, içki içme, askerî suçlar ve çevre temizliği ihlali suçlarına bu ceza verilmiştir. 1851 tarihli Ceza Kanununda ise hükmün alenen infazı şeklinde teşhir yaptırımı vardır. 1858 tarihli Ceza Kanunun 3 ve 19 `uncu maddelerinde doğrudan teşhirden bahsedilmektedir. Bu yaptırımının yürürlükten kalkması şifahi bir emir ile olmuştur. Günümüzde bu ceza emniyet genel müdürlüğü ve bazı bakanlıklar tarafından uygulanmaktadır.
Ahmet Cevdet Paşa Ve İslam hukukuna katkıları (Risâletü'l-Vefâ örneği)
Bu çalışmanın temel gayesi, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde yetişen, tarih, hukuk, edebiyat gibi birçok alanda çalışmalar yapmış ve eserler vermiş, ender şahsiyetlerden biri olan kanunlaştırma dönemi hukukçularından Ahmet Cevdet Paşa'yı ve İslam Hukukuna katkılarını Risâletü'l-vefâ isimli eseri ışığında incelemektir. Osmanlı Devleti'nde, Tanzimat'tan sonra girişilen kanunlaştırma çalışmalarının öne çıkan isminin Ahmet Cevdet Paşa olduğu, şüphe götürmez bir gerçektir. Ahmet Cevdet Paşa, Fransa'nın kanunlarının tercüme edilip alınması yönündeki kanaatlerin bütün şiddetiyle baskın olduğu bir dönemde, bu durumun; "bir milletin hukuk yoluyla istilâ edilmesi ve tamamen teslim olup, yok olması anlamına geleceğini" söyleyerek, bu fikirde olanların karşısına çıkmış, onlarla yaptığı çetin mücadeleler sonunda onları ikna etmeyi başarmış ve İslam Hukuku'nun kanunlaştırılması olan Mecelle'nin hazırlanmasına karar verilmesini sağlamıştır. Ne var ki iş bununla bitmemiş, Ahmet Cevdet Paşa, başkanı olduğu Mecelle'yi hazırlama sürecinde de içerden ve dışardan bu fikre muhalif olanların sürekli hile ve entrikalarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Ahmet Cevdet Paşa, sonunda adının tarihe altın harflerle yazılmasına vesile olan, Türk İslam Medeni Hukuku Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'nin hazırlanmasını başarmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Cevdet Paşa, Kanunlaştırma, Risâletü'l-vefâ
Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme başlangıcı
Bu çalışmada Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme başlangıcı incelenmiştir. Ceza muhakemesinin modernleşmesi olgusu, dünyada 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu (Code d'instruction criminelle) ile oluşturulmuştur. Türkiye'de ise diğer kıta Avrupası ülkelerinde olduğu gibi, adı geçen kanunun bazı değişikliklerle 1879 tarihinde Usûl-i Muhâkemât-ı Cezâiye Kânûn-ı Muvakkati adıyla kabul edilmesiyle bu modernleşme süreci başlamıştır. Kıta Avrupası'nın ceza muhakemesinin gelişimi ve modernleşmesi birden olmamış, zamanla ve diyalektik bir süreçle ortaya çıkmıştır. Çalışmada bu süreç, 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu'na gidilen yol olarak ifade edilmiş ve bu yolların aşamaları belirtilmiştir. Antik Roma'daki ceza muhakemesi uygulamaları, Cermen kavimlerinin ceza muhakemesi pratikleri ve Roma Katolik kilisesi merkezinde Kanon hukuku çevresinde şekillenen engizisyon usulü, kıta Avrupası'nın ceza muhakemesi gelişiminde etkili adımlar olmuştur. Engizisyon usulünün, maddi hakikati arama yolunda sanığı hukuki güvencelerinden yoksun bırakması ve işkenceyi bir araç olarak kullanarak insan haklarını sistematik şekilde ihlal eden mekanizmaları saat gibi işletmesi, zamanla eleştirilere muhatap olmasına ve Fransız İhtilali döneminden sonra bu eleştirilerin kuvveden fiile çıkmasıyla yeni bir ceza muhakemesi sistemi arayışına vesile olmuştur. Bu yolun adı tüm kıta Avrupası ceza muhakemesi hukukunu doğrudan etkileyen Code d'instruction criminelle'dir. Modernleşme süreci Avrupa için bu kanunla başlamıştır. Türk ceza muhakemesi hukukunun modernleşme süreci, Avrupa ceza muhakemesinin iç dinamiklerinden farklı bir çerçevede gerçekleşmiştir. Bu kapsamda, Türk ceza muhakemesi hukukunun gelişimi, zamana, coğrafyaya, sosyal yaşam koşullarına ve siyasi yapıya bağımlı olarak şekillenmiştir. Bu bağlamda klasik öncesi dönemdeki Türk ceza muhakemesi hukuku, göçebe hayatın getirdiği pratik bir karakter taşırken klasik dönemde İslam hukukunun kurumsallaşmasıyla daha sistematik bir paradigmaya geçmiştir. Tanzimat Fermanı sonrası yapılan hukuk reformları çerçevesinde ceza muhakemesi hukukunun iyileştirilmesi için Fransız hukukunda Code d'instruction criminelle'in büyük oranda iktibas edilmesi Türk ceza muhakemesi hukukunu yeni bir paradigmaya dahil etmiştir. Bu yeni paradigma modern ceza muhakemesidir.
317 Numaralı Midyat Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (Hicri 1328-1334 / Miladi 1910-1916)
Şer'iyye sicilleri tarihi araştırmalarda en önemli kaynaklardandır. Barındırdıkları belge ve bilgilerden dolayı özellikle Osmanlı tarihinin aydınlatılmasında yazıldığı dönem ile ilgili sosyal, ekonomik, idari ve askeri bilgileri ihtiva ederler. 317 numaralı Midyat şer'iyye sicili tarihçilere Midyat ile ilgili sosyal, idari ve iktisadi bilgiler sunmaktadır. 317 Numaralı Midyat şer'iyye sicili 1910 – 1916 arasında Osmanlı mahkemelerine ulaşan davaları kapsamaktadır. 317 numaralı Midyat şer'iyye sicilinde mahkemeye ulaşan evlenme, boşanma ve miras gibi konularda Osmanlı hukukunun yaklaşımları konusunda bizlere bilgiler vermektedir. Şer'iyye mahkemelerinde sadece Müslümanlar değil gayrimüslimler de haklarını aramışlardır. Bundan dolayı mahkeme kayıtları o dönemi aydınlatan en önemli yazılı kaynaklardandır. Anahtar Kelimeler: Midyat, Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı Hukuku, Şer'i Mahkeme, Midyat Şer'iyye Sicili
Osmanlı Ceza Hukukunda tekerrür
Suçta tekerrür, ceza hukuku alanında eski dönemlerden beri gelişmeye devam eden bir kurumdur. Tekerrürün niteliği hakkında birçok teori ortaya konulmuş, tekerrür türleri belirlenmiş ve tekerrürün cezaya nasıl etki edeceği hakkında sistemler oluşturulmuştur.Bu tez çalışması suçta tekerrürün, Osmanlı Ceza Hukuku'ndaki gelişimini içermektedir. Bu gelişim, Osmanlı'da suçta tekerrür hâlinde verilen cezalar, Klasik dönem kanunnamelerinde ve Tanzimat Dönemi ceza kanunlarında yer alan düzenlemeler ve uygulamayı yansıtan arşiv belgeleri ile beraber incelenmiştir. Batı hukukunun Osmanlı'daki kanunları ne kadar etkilediğini göstermek amacıyla Fransa, Almanya ve İtalya ceza kanunlarındaki düzenlemeler ele alınmıştır.Suçta tekerrür yakın bir zamana kadar cezada ağırlaştırma sebebi olarak kabul edilmiş, kanunlarda bazen genel, bazen de belirli suçlar bakımından düzenleme alanı bulmuştur.Anahtar Kelimeler1.Tekerrür2.İtiyat3.İslam Ceza Hukuku4.Osmanlı Ceza Hukuku5.Ceza Kanunu
H.1249-1253 (M. 1833-1837) tarihli Şer`iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve tahlili (Midilli Adası)
Osmanlı adlî teşkilatının temel taşı olan kadı, bulunduğu yerin hem hâkimi, hem belediye başkanı, hem de emniyet âmiridir. Kadı, aynı zamanda görev yaptığı mahallin mülkî âmiridir de. Bu nedenle kadıların tutmuş oldukları kayıtlar olan Şer`iyye Sicilleri, kadının görevlerinin çeşitliliği sebebiyle, zengin kaynaklar olma özelliğine sahiptirler.Bu çalışmada, nüfusunu Müslümanların ve gayrimüslimlerin oluşturduğu Midilli Adası'nın, 1833-1837 tarihleri arasındaki hukukî, iktisadî, sosyal, askerî ve kültürel yapısı, tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda bir adet şer`iyye sicili transkripsiyon edilerek, elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi yoluna başvurulmuştur.Transkripsiyondan elde ettiğimiz hukukî bilgiler, bize gerek gayrımüslim halkın gerek müslüman halkın, hukukî sorunlarının giderilmesi noktasında Osmanlı adaletine güvendiklerini göstermektedir. Buna ek olarak, söz konusu dönemde devletin, iktisadî ve askerî konularda merkezileşme çabaları içerisinde olduğunu ve bütün ada halkının kendi inançları çerçevesinde vakıf müessesesi kurduklarını, kurulan bu vakıflardan istifade etme noktasında milliyet ve din ayrımı yapılmadığını gördük.Anahtar Sözcükler1.Midilli2.Kadı3.Mahkeme4.Adalet5.Şer`iyye sicilleri
Osmanlı vergi sisteminde öşür
Osmanlı Devleti kalıcılığını uygulamalarda gösterdiği hukuk sistemi, toprak sistemlerini ve bu sistemlerin doğal uzantısı olan vergilendirmelerle sağlamıştır. Örfi hukukla idare edilen devletler genel itibariyle örf ve geleneğe, devleti yönetenlerin emir ve buyruklarına, içtihatlara, devletin önde gelenlerinin oluşturduğu bir kurul/heyet veya meclisin yasama çalışmalarına dayanan bir sistemle yönetilir. Şeri hukukun ise öncelikle faydalandığı kaynak Kuran'dır. Kuran'dan sonra dayandığı ikinci kaynak ise sünnet adı verilen, İslam dini Peygamberi Hz. Muhammet'in sözleri ve davranışlarıdır. Osmanlı Devleti'nin arazi sistemi incelendiğinde, toprak sisteminin temelinde İslam arazi hukukunun olduğu görülmektedir; ancak devletin güçlenmesi ile birlikte fethedilen topraklar artmış ve bu artışla birlikte, Osmanlı'dan önce hüküm süren Anadolu Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Beylikleri ve Bizans İmparatorluğu toprak yönetim modellerinin de Osmanlı İmparatorluğu toprak modeline etki ettiği ve Osmanlıların tüm bu toprak modellerinden kısım kısım yararlanarak topraklarının taksimatını yaparak, yönettikleri bilinmektedir. 16. yüzyıl Osmanlısında vergiye bakış, devletin amme giderlerini karşılamak amacıyla vatan topraklarında yaşayan herkesin özel varlıkları (mal, mülk) üzerinden aldığı pay şeklindedir. Osmanlı hukukunda vergilerin Müslümanlardan ve gayri Müslimlerden alınan vergiler şeklinde de sınıflandırıldığı görülebilir. Öşür vergisi de Müslüman halkın zirai ürün mahsullerinden 1/5 ila 1/10 nisbetinde zekatın alınması şeklinde tanımlanabilir. Öşür vergisi Osmanlı devletinde ayrıntılı olarak tahsilat zamanı ve tahsilat oranı da üzerinde ayrıca durulmuş mevzulardır. Anahtar Kelime: Osmanlı vergi sistemi, Öşür, Aşar,
Sadreddin Efendi'nin Hukuk-ı Aile Kararnamesine ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi
Osmanlı Devleti, kurulduğu dönemden itibaren İslam'ın koruyuculuğunu üstlenmiş ve bu yolda mücadele etmiştir. Geniş bir coğrafyada söz sahibi olmuştur. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nde gerçekleşene hukukla alakalı çalışmalar büyük bir bölgede etkili olmuştur.Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'tan sonra başlayan kanunlaştırma hareketlerinden biri 8 Muharrem 1336 (25 Ekim 1917) tarihli Hukuk-u Aile Kararnamesidir. Osmanlı Devleti'nde yaklaşık bir buçuk yıl yürürlükte kalmasına rağmen önemli bir etkiye sahip olmuştur.Çalışmamız, Osmanlının son dönemlerinde hukuk alanında gelinen noktada yapılan bazı kanunlaştırma çalışmalarına yöneltilen eleştiri, bunun sebeplerini ve bunların değişik açılardan değerlendirilmesi şeklinde olacağından, o dönemde yapılan hukuki çalışmalarda nelerin etkili olduğunu, bunların nasıl ve ne şekilde bir tepkiyle karşılandığını görmemizi sağlayacak olması açısından önemlidir.Tanzimat sonrası hukuk alanındaki çalışmalardan biri olan Hukuk-i Aile ve Usul-i Muhakemat-ı Şer'iyye Kararnameleri'ne değişik taraflardan, muhtelif sebepler dolayısıyla eleştiriler yöneltilmiştir. Özellikle İslamcılık fikrine sahip âlimler tarafından yapılan eleştiriler Kararnamelerin ilgasında büyük etkiye sahiptir.Biz çalışmamızda bu eleştirileri ve özellikle Sadreddin Efendi'nin yapmış olduğu eleştirileri İslam hukuku açısından değerlendirdik ve müellif hakkında bilgi vermeye çalıştık.
Transcription and evaluation of the numbered 173 Ankara Religion Record (H. 1198/M. 1783-1784)
The numbered 173 Ankara religion record consists of the documents recorded in book, sent from other authorities and the suit records heard in Ankara law court through 26th November 1783 – 15th September 1784. Thanks to the suit records and the allocation book, we may find opportunity to make the data analysis with the statistical information produced in the fields such as the management mechanism, the historical geography of Ankara, running of the Ottoman law system, demographical structure, cultural signs, social, economic and religious living of public, the production-consumption capacity for agriculture, husbandry and commercial ways in city. In this study in context of time and place it is tried to contribute to some extent to literature in the usability points of the ottoman archive resources and the Ottoman law system in the subject context with the administrative and socio-economic history of Ankara.
239 numaralı Ankara Şer'iyye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H.1252-1253/m.1836-1837)
239 numaralı Ankara Şerʻiyye Sicili Hicri 9 Muharrem 1252 – 1 Muharrem 1253 tarihleri arasında Ankara mahkemesinde görülen dava kayıtları ve başka makamlardan gönderilip deftere kaydedilen belgelerden oluşmaktadır. Dava kayıtları ve tevzi defteri sayesinde Ankara'nın yönetim mekanizması, tarihî coğrafyası, Osmanlı hukuk sisteminin işleyişi, demografik yapı, kültürel izler, halkın sosyal, ekonomik ve dinî yaşantısı, şehirde tarım, hayvancılık ve üretim-tüketim kapasitesi vb. alanlarda üretilen istatistiki bilgilerle veri analizi yapma imkânı bulabilmekteyiz. Bu çalışmada zaman ve mekân bağlamında Ankara'nın idari ve sosyoekonomik tarihi ile konu bağlamında Osmanlı hukuk sistemi ve Osmanlı arşiv kaynaklarının kullanılabilirliği noktalarında literatüre katkı sağlanmaya çalışılmıştır. Şehirde farklı etnik unsur ve dinlere mensup kişilerin (Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Türk, Ermeni) farklı mahallelerde huzur ve güven içinde yaşadığı belirlenmiştir. Sicil toplam 50 varak ve 200 adet belgeden oluşmaktadır. Bu belgeler alım-satım, borç, miras, nafaka, mehir, vakıf, atama ve azil gibi konuları içermektedir. Bu açıdan sicilin sosyal tarih araştırmaları için önemli bir kaynak olduğu düşünülmektedir.
Osmanlı'da yalancı şahitlik ve 1872 (1289) tarihli Tezkiye Mazbata Defteri
Bu çalışmada birinci el kaynaklar ele alınarak Osmanlı ilmiye teşkilatının en önemli unsurlarından biri olan şeyhülislamın huzûrunda görülen davaların bulunduğu bir "tezkiye defteri"nin transkripsiyonu yapılmıştır. Bu metnin ışığında görülen davaların içerikleri, mahkemede bulunan görevliler, şahitlerin meslekleri, şahitlerin davalara göre gizli veya açık şahitlikleri gibi konular ele alınarak detaylı bir araştırma yapılmıştır.
Osmanlı Türk Anayasalarında hükümet sistemleri: 2007 sonrası sistem tartışmaları
Osmanlı Türk Anayasalarında hükûmet sistemleri ve 2007 sonrası sistem tartışmaları adını alan Yüksek Lisans Tezi, Osmanlı-Türk siyasî hayatında uygulanan hükûmet sistemlerinin, tarihî gelişim ve seyri içerisinde geçirdiği değişim ve dönüşümü, bu kapsamda yaşanan tartışmaları, bir süreç analizini de içerisine alacak şekilde incelemiştir. Hükûmet sistemlerinin Türk Anayasalarında ele alınış biçimi, yapılan anayasa değişiklikleri, sisteme yapılan eleştirileri ve konunun muhatapları tarafından değerlendirilmesi siyasî, hukukî ve sosyal gelişmeler göz önünde tutularak ele alınmıştır. Hükûmet sistemi tartışma ve arayışlarının netice olarak ABD tipi Başkanlık hükûmet sistemi bağlamından Türk Tipi bir Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi perspektifine dönüşmesini, yapılan anayasa değişikliklerini ve getirilen anayasal kurumların yeni sistemde konumlanmasını, işleyişini ve dezavantajlarını hukukî ve siyasî boyutlarıyla inceleyen çalışmanın, önümüzdeki birkaç dönem daha sürecek gibi görünen hükûmet sistemi tartışmaları ve çalışmalarına bu anlamda katkı sağlayacağını umut etmekteyim.
Muhammed Sürûrî'nin Ahkâmu't-Talâk adlı eseriyle Hukûk-ı Aile Kararnamesi'nin mukayesesi
Sivaslı kadı müşaviri Muhammed Sürûrî, İslam hukuku alanında eserler telif eden bir fıkıh alimidir. Ahkâmu't-Talâk, aile hukukunda önemli bir yer tutan boşanma mevzusunu içermesi bakımından yazarın en önemli eserleri arasında görünmektedir. Hukuk-u Aile Kararnamesi, Osmanlı Devleti tarafından yasalaştırılan ilk aile kararnamesidir. Kısa bir süre yürürlükte kalmasına rağmen hem Osmanlı devletinde hem de Osmanlı'ya bağlı devletlerde önemli bir etki bırakmıştır. Üzerine birçok çalışmanın yapıldığı bu kararname ile Ahkâmu't-Talâk adlı eseri, tezimizde mukayese edilmiştir. Girişte tezin konusu, önemi, amacı, yöntemi ve konuyla ilgili kaynaklarla ile birlikte çalışmaya katkı sağlayacağını düşündüğümüz çeşitli kavramlara değindik. Birinci bölümde Osmanlı hukukuna, ikinci bölümde müelliflerimizden Muhammed Sürûrî'nin hayatı ile eserlerine ve Hukûk-ı Âile Kararnamesi hakkında bilgilere yer verdik. Üçüncü bölümde eserlerimizin sistematik açıdan mukayesesini gerçekleştirdik. Eserde bulunan ortak ve farklı konuları birer başlık altında inceleyerek benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymaya çalıştık. Sonuç bölümünde eserlerin mukayesesiyle ulaştığımız hususları ifade ettik.
I. Meşrutiyetin ilanı ve ilk Osmanlı Meclis-i Mebusanı
The Ottoman Empire had been govern with autocracy from establishment to the year 1876. The important characteristic for this type of governing are difference between state Legal structure and political organization. According to the legal regulation the moslem law (Şeriat), in other words the Koran, is accepted as it is without any change. However the political order and organization had been influance by the old Turkish states political systems. The state abonded autocracy and accepted parliamenter regime on 23 rd of December 1 876 withdeclaration of first constitutional Monarhy (Meşrutiyet). The establishment of the first Turkish parliament had been affected by Young Ottoman's period of Struggle. Intellectuals like Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi published their opinion about democracy and freedom wile they had been living in Europe. Mithat Paşa, a young stateman who supported constitutional Monarchy, cooperated with the Young Ottomans. H. Avni Paşa, Mütercim Rüştü Paşa, Mithat Paşa who cooperated with Ahmet Paşa from Kayseri, supported the others to bring down the SuLtan from the throne. Sultan V. Murat who replaced Sultan AbdUlaziz was also brought down from the throne because of his illnesses. The crown prince AbdUlhamit replaced him. The Sultan II AbdUlhamit had promised to declare the constitutional Monarchy (Meşrutiyet). The new draft constitution was inspired by the French and Belgium Constitutional, which was prepared by Mithat Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal and others in the comitee. However the Sultan made changes on the draft constitution than an announcement was made on 23 rd December 1876.IV In this way a new period of time had begun in the Ottoman Empire. The first Parliament (Meclisi - Umumi) was opened with a cerenomy on 19 th Monch 1877 at which the sultan was present. There were 1 15 members in this first parliament which was operated untill 28th June 1877. Sultan II. Abdiilhamit closed the parliament because he was not happy with the result of the work. The second terms work had been done between 13 Dec 1877 to 13 Feb 1878 in the assembly. These second term members of Parliament were elected with the temporary instructions (Talimat-ı Muvakkate) like the first elections due to not having the election law. in the second term the numbers of the parliament were reduced and stayde 96. While the war between Ottomans and Russia were intense in the second term Parliament 1877-1878 (Meclisi Mebusan) opened and had to struggle with the important problems. In the Assembly, the members of parliament had agreed that the government and the Sultan were resonsible for the bad course of the war. At the end the Sultan II Abdtilhamid with the authority of the Basic law, (Kanun-ı-Esasî) closed down the Parliament and the constitution was not used for some time (13 th Feb 1878).
607 nolu Diyarbakır Şer'iyye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H.1255-1257/M.1839-1841)
Şer'iyye sicilleri, Osmanlı tarihçiliği açısından temel başvuru kaynakları olup kendi dönemlerine ayna tutan kaynaklardır. Osmanlı döneminin sosyal, iktisâdî, kültürel, idârî ve teşkilat yapısına dair birinci elden belgelerdir. 80 sayfadan ibaret olan 607 Nolu Diyarbekir Şer'iyye Sicili, Hicri 1255-1257/ M. 1839-1841 yılları arasında ve ekseriyetle Amid'de meydana gelen çeşitli konulardaki hadiselere dair belgeleri içermekte olup bu çalışmanın esasını teşkil ediyor. Bu çalışmada, öncelikli olarak Osmanlı şer'î mahkemeleri ile bu mahkemelerin tarihi seyri ve görevlileri hakkında kısaca bilgiler verilip burada alınan kararları ihtiva eden sicil kayıtları ile ilgili hususlar özet halde verilmiştir. Daha sonra Diyarbekir Eyâleti merkez kazası Amid mahkemesi'nde tutulan 607 numaralı şer'iyye sicilinin transkripsiyonu yapılmıştır. Son kısımda ise bu defterde yer alan bilgiler esas alınarak bir değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler Osmanlı Devleti, Diyarbakır, Kadı, Şer'iyye Sicili, Şer'iyye Mahkemesi