Subject

62 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessEN

From ethics oriented politics to power oriented politics in 21st century: A discussion on introducing Dyadic Power Theory approach to political thought

Politics has been moralized since modern societies took place in the relations of power. Thus, it has become impossible to think politics without ethics or moral that limit our perspective towards it. However, the power is the missing point in the most of social science analysis. Its nature is so different that the will to power helps people to overpass material conditions. The willingness to power can be classified a kind of materialism as much as spiritualism. The point is that Foucauldian relations of power or Nietzschean will to power cannot be reduced to regular philosophical school. Indeed, they are the base of an alternative school in philosophy that we named it power first approach in politics. Ethics is a power technic that castrates people will to power by re-producing them as moral subject. Thus, ethics is tasked to fix fluidity of power here. How the process of subjectivation of people is going on also an important part of this research. Dyadic Power Theory is also studied because of its originality to re-think of power outside of social and ethical norms. Furthermore, the intensification of relations of power made us see the psychological character of power that reduce ethics role in politics. Thus, it is necessary to re- think of every social form from the power perspective and to initiate a debate over a post-society concept. This thesis consists of review of western political philosophy, it is a theoretical study at the basis of descriptive analysis. KEY WORDS: Politics, Ethics, Power, Subject, Self, Post-Society, Dyadic Power Theory, Psychopower, Psycho-politics

Dyadic Power TheoryPowerModern idea+5
Muhammet Ali Yunus
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalizm ve korku

Bu çalışma kapitalist toplumda üretim ve tüketim alanındaki öznenin, Marx, Foucault ve Lacan'nın özne üzerine tartışmalarından hareketle korku ve kaygı üzerinde temellenen nasıl bir öznellik geliştirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzde kapitalist sistem devamlılığını sağlarken, insanı da kendisiyle birlikte dönüştürmektedir. Üretim ilişkileriyle kendisine bağladığı insanı gün geçtikçe çeşitlenen tüketim ürünleriyle de kendisine bağlamaktadır. Diğer taraftan kapitalizm dünyayı tehdit eden risklerin küresel düzeyde artmasıyla insanları korku durumlarını çoğaltan bir sistemdir. Bu çalışma kapitalist sistemin ilerlemesiyle birlikte insanların genel kaygı ve korku düzeylerinin arttığını, çalışmanın hayatta kalmak için zorunlu para kazanma kaynağı haline dönüşmesiyle, insanların üretim ilişkilerine mecburen eklemlenmesi sonucu yaşadığı korku ve kaygı durumlarını tartışmaktadır. Burada üretim ilişkilerinin bir egemenlik ilişkisine dönüşürken, çalışmanın bir statü halini alması, statü endişesini oluştururken, esnek üretime geçmeyle birlikte iş güvencesizliğinin getirdiği korku ve kaygıya değinildi. Diğer taraftan tüketimin artık bir ihtiyacı karşılamak yerine bizzat kendisinin bir ihtiyaç halini almasıyla tüketim toplumuna girdiğimizi ilan eden Baudrillard?dan hareketle, insanın salt kendisi istediği için değil, kendine ?rasyonel? diye sunulan davranışları yapmak, ürünleri tüketmek zorunda hissetmesiyle birlikte bu uyumlulaştırma sürecinin modern insanda açtığı korku ve kaygının varlığı ortaya konulmaya çalışıldı. Öznenin kapitalist toplumda artık nesneler, göstergeler ve resmin şiddetine maruz kaldığını tespit ettik. Büyüsü bozulan dünyada gösteri toplumu her şeyi temsile bırakıp kaçarken öznenin nasıl anlamsızlık dünyasında kaldığına ulaşıldı. Marx bize sosyalizm fikrini sunarken onu istememiz ve sosyalizmi kurmamızın en büyük nedenlerinden birisi olarak insanın kendi değerini kendi belirlemesi olarak ortaya koyar. Tüketim ve üretim ile çevrilmiş toplumun hiçbir zaman kendi değerini kendinin biçemediği, artık tükettikçe yok olan, sahip oldukça var olduğu yanılsaması yaşayan bir öznenin olduğu tespit edildi. Öznenin kendi değerini bulduğunu sandığı nesneler ve gösteri dünyası, yaşamanın anlamı gibi görünen üretim ilişkileri, öznenin kendisini kaybederek kendini gerçekleştirdiği, kendi hakikati olabilmek için başkası haline geldiği bir ortam olduğunun altı çizildi. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, Korku, Kaygı, Marx, Baudrillard, Tüketim, Üretim, Gösteri Toplumu, Özne, Öznellik, Debord, Tüketim Toplumu

Baudrillard, JeanKapitalizmKorku+7
Olkan Senemoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hasan Ali Toptaş'ın romanlarına Foucault'nun özne kavramları çerçevesinde bir yaklaşım

XX. yüzyıl düşünürlerin önde gelen felsefecilerinden ve kuramcılarından olan Michel Foucault (1926-1984) özne kavramına yönelik dile getirdiği eleştiri ve araştırmalarıyla modern felsefede özgün bir yer edinmiştir. Öznenin tarihsel gelişimi, kurumu ve tahribatına yönelik kullandığı kavramlarla modern ve postmodern felsefede öne çıkmıştır. Foucaultcu özne arayışlarında tarihsel bağlamın, iktidar çözümlemelerin, söylemsel pratiklerin sonucu oluşan öznellik deneyimi düşünceleri incelenmiştir. Bu bağlamda da delilik, cinsel/lik,entelektüel, belirleyen ve belirlenen öznellik deneyimleri çözümlenmiştir. Bu kavramların dil, edebiyat vb. alanlarda araştırılmasına ve romanlarda uygulanmasına yönelik farklı yorumlamalara ve bakış açılarına olanak sunmuştur. Bu çalışmamızda Foucault'nun özne arayışları çerçevesinde postmodern Türk edebiyatının önemli yazarlarından Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler, Sonsuzluğa Nokta, Bin Hüzünlü Haz, Uykuların Doğusu, Kuşlar Yasına Gider, Kayıp Hayaller Kitabı,Heba romanlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmamız yedi ana başlık altında yapılmıştır. 'Gölgesizler'de Özne Arayışı' adlı birinci bölümde Foucault'nun özne tanımı esas alınarak romandaki özneler irdelenmiştir. 'Sonsuzluğa Nokta'da Özne Arayışı' adlı bölümde de özne arayışları, 'Bin Hüzünlü Haz'da Özne Arayışı' bölümünde de yine öznelerin arayışı üzerinde durulmuştur. 'Uykuların Doğusu'nda Özne Arayışı' adlı bölümde özne arayışları incelenmiştir. 'Kuşlar Yasına Gider' de Özne Arayışı' adlı bölümde özne arayışları sürdürülmüştür. 'Kayıp Hayaller Kitabı'nda Özne Arayışı' adlı bölümde özneler bulunmaya çalışılmıştır. 'Heba'da Özne Arayışı' isimli de bölümde öznelerin varlığı incelenmiştir. Foucault'nun özne anlayışından hareketle romanlarda özne kavramı incelenip romanlardaki karakterlere uygulanmıştır. Anahtar kelimeler: Hasan Ali Toptaş, Michel Foucault, Postyapısalcılık, Özne Arayışı.

Foucault, MichelPostyapısalcılıkRoman+3
Uğur Çako
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Leyla Erbil'in eserlerine Lacancı özne merkezli bir yaklaşım

Bu çalışmada Leyla Erbil'in romanlarındaki ve anlatılarındaki özneleri oluşturan dinamikler ele alınmıştır. Bu öznelerin hem bireysel hem toplumsal düzeyde özne olma durumları incelenmiştir. Öznelerin oluşmasını sağlayan yapılar sadece içerik değil; anlatım teknikleri, edebi tür, kullanılan dilin çözümlenmesi gibi metni oluşturan öğelerin çözümlenmesiyle de tetkik edilmiştir. Çalışmanın kuramsal temeli, Jacques Lacan'ın özne kuramına ve bu kuramı oluşturduğu düşünülen kavramlara dayanmaktadır. Bunun sebebi ise Leyla Erbil'in eserlerindeki eksik ve arzulayan öznelerin, Lacan'ın simgesel düzeninde yer alan devlet, aile, toplum, dil, kültür, aşk, öteki, milliyet, din, cinsellik, siyaset gibi yapılar içerisinde konumlanmalarıdır. Lacan'ın negatif öznesinin izleri, Leyla Erbil'in Tuhaf Bir Kadın, Karanlığın Günü, Mektup Aşkları, Cüce, Kalan, Tuhaf Bir Erkek adlı eserlerinde aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde özne kavramının tarihi gelişimi, Lacan'ın özne kuramı ve Leyla Erbil'in edebi hayatına ve eserlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, adı geçen eserler içerik, anlatım teknikleri ve dil kullanımına göre Lacancı Özne Kuramının çeşitli kavramlarına göre değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Leyla Erbil, Lacan, Özne, Psikanalitik Edebiyat Kuramı

Edebi eserlerErbil, LeylaLacan, Jacques+6
Ayşe Özkan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Muzaffer İzgü'nün öyküleri örnekleminde Türkçede özne türleri

Bu çalışmanın konusu, Muzaffer İzgü'nün öyküleri örnekleminde özne ve özne türleridir. Çalışma; Giriş, Kuramsal Açıklamalar ve İlgili Çalışmalar, Yöntem, Bulgular, Sonuç ve Öneriler olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, önemi ve sınırlılıkları ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. Kuramsal Açıklamalar ve İlgili Çalışmalar bölümünde özne kavramının tanımına, araştırmacıların özne ile ilgili düşüncelerine ve özne türleri ile ilgili tartışmalara yer verilmiştir. Bu düşünceler ışığında Muzaffer İzgü'nün öykülerinde özne türleri; çatı ilişkisi bakımından, durum ekleriyle ilişkisi bakımından ve göstergebilim bağlamında olmak üzere üç başlık altında ele alınmıştır. Çalışmada nicel ve nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bulgular bölümünde Muzaffer İzgü'nün üç öykü kitabından hareketle özne türleri incelenmiş ve örnekleri verilmiştir. Muzaffer İzgü'nün öykülerinde sık kullanılan özne türleri tespit edilmiştir. Sonuç ve Öneriler bölümünde incelenen bulgularla ilgili sonuçlara ve özne ile ilgili araştırmalar için önerilere yer verilmiştir.

Türkiye TürkçesiÖzne
Açelya Yurdagül
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İlişkisel sosyoloji bağlamında Suriyeli göçmen gençlerin özneleşme süreçlerinde mekan: Gaziantep örneği

Göç olgusunun son yıllarda hem dünyada, hem de Türkiye'de bir çok akademik disiplin açısından bir çalışma alanı olarak dikkat çektiği söylenebilir. En önemli toplumsal hareket biçimlerinden biri olarak göçün nedenleri, sonuçları, göç edenlerin gittikleri yeni mekâna uyumları, yeni toplumsal yapı ile ilişkileri, cevabı aranan sorulardan başında gelmektedir. 2012 yılında Suriye iç savaşı ile birlikte, kitlesel bir göç hareketi başlamış ve uzun sınır komşusu olan Türkiye dört milyona yakın göçmen gelmiştir. Bu nedenle Türkiye Suriye savaşı sonrası en çok göç alan ülke olarak konumlanmıştır. Suriye ile sınır olan illerden biri olan Gaziantep'te bulunan göçmen sayısı 13 Aralık 2019 resmi rakamlarına göre 453.379'dur. Gaziantep'e gelen göçmen gençlerin, göç etmeden önce içinde bulundukları ekonomik, sosyal ve kültürel düzeylere uygun bir biçimde yerleştikleri; kimlik oluşturma ve bir özne olarak var olma süreçlerinin de bu unsurlarla ilişkisel olarak gerçekleşmekte olduğu söylenebilir. Bununla birlikte göçmenlik durumundan kaynaklanan özel bir yoksunluk durumu da göz önünde bulundurulmalıdır. Ekonomik, sosyal ve kültürel olarak yoksunluk içinde olan gençlerin, bir kimlik var edebilme ya da özneleşme süreçlerinden bahsetmek pek mümkün görünmemektedir. Genel olarak kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortamda bulunma imkanı bulmuş olan göçmenlerin, bu süreçleri daha az hasarla atlatabildikleri, coğrafi olarak bulunduğu yeri ve kendisini çevreleyen toplumsal mekanı deneyimlemeleri mümkün olmuşsa, mekanla ilişkili bir özneleşme sürecinden bahsedilebilmektedir. Gaziantep her ne kadar göçmenlere kucak açan bir şehir olsa da kaçınılmaz bir şekilde yabancı olduklarını sürekli hatırlatabilecek, bir çok argümanı da içinde barındırabilecek kültürel koda sahip bir şehir olarak değerlendirilebilir.

GençlerGöçmenlerKimlik+7
Fatma Eminoğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kitle animasyon film anlatısında öznenin sunumu: Arabalar ve Wall-E örneği

Yapılan çalışmada, geniş kitlelere seslenerek kitle sineması haline gelen animasyon film anlatılarında öznenin sunumu incelenmektedir. Bu film anlatılarını; toplumsal, kültürel ve ideolojik bir bağlam içinde çözümlemek ve kahraman olarak özne üzerinden incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kahraman olarak öznenin izlencesini nasıl kurduğu, hangi söylemsel yapılar içinde yer aldığı ve animasyon film anlatısında nasıl inşa edildiği ortaya konulmuştur. A. J.Greimas'ın ?Eyleyensel Örnekçesi?, ?Dörtlü Şema? ve ?Göstergebilimsel Dörtgen? kuramı bağlamında çalışmanın örneklemini oluşturan Arabalar ve Wall-E adlı filmlerden kesitler alınarak filmler, varsayımlar ışığında çözümlenmiştir. Sonuç olarak kitle animasyon sinemasının, anlatısını inşa ederken geleneksel anlatı sinemasının kodlarını kullandığı, özelliklerini sergilediği, tasarladığı öznelerle ana akım film özneleri arasında büyük bir benzerlik olduğu, ayrıca egemen konumdaki kültürel, toplumsal ve ekonomik yapılarla yakın bir ilişki içinde kalarak Amerikan kültürünün ve ideolojisinin yayılmasına aracılık ettiği tespit edilmiştir.

ArabalarCanlandırmaFilm+5
Burak Medin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet, totem, totalitarizm, utopya ve distopya

Devletin araştırıldığı bu tezde; devletin tanımları değil, kendisi araştırma konusu edilmiştir. Meşruiyet atfedilmesi, devleti yaratan temel olması, araştırmayı, insan zihnine yönlendirmiştir. İnsan zihni üzerinde yapılan araştırmada; insanın mevcut donanımı ile bilgi diye tanımladığı şeye sahip olmasının mümkün olmadığı, fakat inanmasının mümkün olduğu, insanın bilgi sandığı inançlara sahip olduğu, bunun hem sebebi, hem de bir sonucu olarak; kendisini düşünen özne olarak tanımlayan insanın, kendisi ile özdeş bir özne olamadığı (zaten bunun mümkün de olmadığı), doğada bir nesne veya bir etki ile özdeş bir özne olabildiği, bunun sonucu olarak totemizm içinde varlığını sürdürdüğü, devletin totemizmin bir sonucu olduğu, totemizmin doğası gereği totalitarizm devlet için bir zorunluluk olduğu, tarihsel süreçte değişimin, totemin biçimsel değişiminden ibaret olduğu tespit edilmiştir.

ArayüzlerDevletDistopya+4
Arif Suat Güllü
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Özne ve cinsiyet tartışmaları üzerine postmodern feminizm ve Kuir Kuramı

Bu çalışma, özne ve cinsiyet kavramları üzerine son dönemde yoğun bir biçimde tartışılan kuir kuramını incelemektedir. Bu çalışmanın temel tezi postmodern feminizm ve kuir kuramı arasında bir süreklilik ilişkisi olduğudur. Postmodern feminizmin Aydınlanma eleştirisi, geleneksel epistemolojiye karşı çıkışı, farklılıkları yüceltmesi, evrensel bir kadın kategorisi yerine kesişimselliği savunması, farklılıkları nesnel gerçeklikler olmaktan ziyade söyleme indirgemesi kuir kuramına kuramsal bir zemin hazırlamıştır. Kuir kuramı ayrıca Foucault'dan destek alarak cinsel kimliklerin bir söylemin ürünü olduğunu savunmaktadır. Kuir kuramının ortaya çıkışıyla birlikte biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrım silikleşmeye başlamıştır. Bu ayrımın silikleşmesi biyolojik cinsiyeti bağlamında kadın olanlar ve trans kadınlar arasındaki ayrımı ortadan kaldırmaya dönük politik bir harekete dönüşmüştür. Cinsiyetin tekrara ve performatif eyleme indirgenmesi, kadınların kadın olmaktan kaynaklı yaşadıkları deneyimlerin ve sorunların söyleme indirgenmesi tehlikesini de içinde barındırmaktadır. Bu sorunlar ışığında postmodern feminizmin geleneksel epistemolojiye ve Batı felsefesi tarihine yönelik eleştirileri haklı bulunmakla birlikte hem postmodern feminizmi hem de kuir kuramını kadınları feminizmin öznesi olmaktan çıkarmasına itiraz edilmektedir.

A Capital gazetesiA Clergyman's DaughterA dergisi+7
Didem Çimen
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş sinemada özne

Bu tez çalışmasının amacı, 1990-2007 yılları arasında Çağdaş Hollywood Sinemasında temsil edilen öznelerin türdeş olmayan özellikler gösterdiğini, farklı kuramsal yaklaşımlara dayanarak betimlemektir.Çalışmada 1990-2007 yılları arası Hollywood Sinemasından seçilen 17 adet filmde özne, ?Oidipal film Anlatılarında Özne?, ?Simgesel Sistem içinde Özne?, ?İdeolojik Özne?, ?İktidarın Öznesi? ve ?Öznellikten Kaçış? başlıkları altında toplanarak, Sigmund Freud, Jacques Lacan, Louis Althusser, Michel Foucault ve Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin öznellik kuramlarından oluşan kavramsal çerçeve aracılığı ile analiz edilmiştir.Yapılan analiz sonucunda Çağdaş Hollywood sinemasında öznelerin, hem oluşum süreçleri bakımından, hem benimsedikleri özne konumları ve de bilgi nesneleri bakımından farklı özellik taşıdığı gözlemlenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Özne2.Çağdaş Sinema

Özne
Sezen Gürüf
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
11
Master'sOpen AccessTR

Sanatta yabancılaşma ve yeniden üretim

Tezde " Yabancılaşma Teriminin Sanata Olan Etkisi " araştırma konusu olarak seçilmiştir. Araştırma çalışmaları yapılırken toplumsal hareketler, özne kuramları, sanat ve yabancılaşma etrafında değerlendirilmiştir. "Kişinin toplumdan neden uzaklaştığı ? ", " sanatsız toplum olur mu? ", "sanatın geçmişten günümüze tarihte nasıl bir rol oynamıştır ? " vb. soruların yanıtları aranmıştır. Resmin başlangıcı, yapısal olarak değişimi ve gelişimi hakkında genel bilgi verilmiştir. Bu bağlamda gelişen resim teknikleri anlatılmış olup teknoloji ve gelişen endüstrinin sanatı geliştirip geliştirmediği de tartışma konusu olmuştur. Çalışmanın amacı dünya sanatında yabancılaşmanın sanata olan etkisidir. Kişinin özne kaybı ele alınmış olup yetiştiği toplumun üzerinde bıraktığı etkiler ve toplumsal hareketlerden aldığı aksiyonlar tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sanat, özne, toplumsal hareket, yabancılaşma

Resim sanatıSanatSosyal hareketler+3
Mahmut Candeğer Aydın
Doğuş University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Latife Tekin romanlarında maduniyet

İktidar tahakkümünü dayandırdığı hakikat bilgisini üreterek, toplumsal dışlanmanın ya da toplumsal olarak içerilmenin sınırlarını belirler. Bu söz konusu sınırlar hakikat rejiminin işlevselliği çerçevesinde bir kural olarak işler ve iktidar tarafından farklı kılınmanın rasyonalitesi kurulmuş olur. Böylelikle iktidar tahakkümünü, bir özneleşme hattında sürekli olarak yeniden kurar ve özneleşme pratiği beraberinde bir ötekilik pratiğini de üretmiş olur. Tez çalışmamızın amaçlarından biri, söz konusu ötekiliğin toplumsal dışlanmışlık şeklinde tarif ettiği toplumsal konumlarını irdelemek ve maduniyet kavramsallaştırmasının karşılık bulduğu farklılık hattını ortaya çıkarmaktır. Ancak madun kavramı farklılık olgusunun içerilmesinden çok daha fazlasıdır ve iktidarın imkânlarına erişimden uzak toplumsal konumlarla ilgili olarak ele alınır. Hem politik hem de ekonomik düzlemde farklılığın üretilmesinin ve hayatı öteki olarak deneyimlemenin getirdiği yoksunluk duygusunun nasıl bir dilsizleşme biçimini sunduğu üzerinde durulur. Aynı zamanda maduniyetin görünebilirlik, tanınabilirlik alanlarının dışında bırakılmanın işaretlediği Temsilsizlik boyutu, hükümran öznenin inşası ve yeniden üretimi ile ilişkili olarak ele alınır. Bu bağlamda Gayatri Chakravorty Spivak' ın "Madun Konuşabilir mi?" çalışması esas alınır ve maduniyetin kuramsal arka planı açığa çıkarılarak maduniyet döngüsünü aşabilmenin metodu üzerinde durulur. Çalışma böylece, roman analizlerini Spivak'ın kuramı ile ilişkisellik içerisinde ele alarak, yazarın edebi bir dille inşa ettiği maduniyet görünümlerini siyasal bir duyarlılıkla kavrama amacındadır. ANAHTAR KELİMELER: Farklılık, Dilsizlik, Temsilsizlik, Hükümran Özne, Madun

DilsizlikFarklılıklarMadun+6
Nazlı Kaya
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessAR

التقابل اللغوي بين اللغات العربية والتركية والكردية على صعيدي المسند والمسند إليه / et-Tekâbülü'l-lugavî beyne'l-lügâti'l-Arabiyye ve't-Türkiyye ve'l-Kürdiyye alâ sa'îdeyi'lmüsnedi ve'l-müsnedi ileyhi

This research aims to contrast between the Arabic, Turkish and Kurdish languages, with respect to subjects and predicate The importance of the research lies in its taking into account three languages belonging to different language families. The first is the Arabic language, which belongs to the family of Hamitic Semitic languages. The second is the Turkish language, which belongs to the Ural-Altaic family of languages. The latter is the Kurdish language, which belongs to the Indo-European family of languages. The Research follows a contrastive methodology, thus, it describes the subjects and predicate in the Arabic, Turkish and Kurdish languages from the perspective of linguistic contrastive. Then it establishes the similarities and differences with regards to the subject and predicate in every language. The information gained especially the description of the subjects in the three languages leads to many contrastive which can be summarized as follows: The Arabic, Turkish and Kurdish languages agree that the subject and predicate are the main elements in each language on the same importance, thus it is not possible to dispense of in it any manner. The study concludes with some recommendations and research proposals that may pave the way for researchers to find modern research topics related to teaching and learning Arabic as a second language.

Muhammed Çiçek
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Roland Barthes: Yapısalcılıktan postyapısılcılığa bir serüven

Bu tez, esas olarak, Roland Barthes'ın tüm entelektüel gelişimi boyunca değişik teorik etkilerden geçerek nasıl kendisi olduğunu ortaya koymayı ve bunun sosyal bilimler açısından ne anlama geldiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, onun eserlerinin kronolojik sırasını takip ederek betimleyici bir yöntem kullanacağız. Barthes işe önce Saussure'ün yapısalcılığını benimseyerek başlar, ardından dikkatini Derrida'nın post-yapısalcılığına çevirir ve son olarak da bu düşünürlerle bağını kopararak kendi teorisini geliştirir. Yapı ve özne belirlenimleri altında geçen bu iki dönemden sonra Barthes, hiçbir teorinin kapsayamayacağı iddia edilen tekil bir varoluş formu olarak kişiye doğru, daha belirlenimsiz bir merkeze çekilmektedir. Böylelikle, tam da sosyolojinin nesnesi olan toplum bir belirlenimden ziyade bir kurgu olarak görülmeye başlamaktadır. Tezimizin son bölümünde, sosyolojiyi nesnesiz bırakmada sonlanan bu durum tartışılmakta ve bu tartışmadan hareketle de Roland Barthes'ın fikirlerinin bir eleştirisi geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Barthes, RolandDilGösterge bilim+3
Mehmet Akay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tiyatro oyuncularında borderline ve narsisistik kişilik özelliklerinin optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarısı ile ilişkisi

Bu araştırma tiyatro oyuncularının, Borderline, Narsisistik kişilik özellikleriyle optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarıları arasındaki ilişkilere odaklanmaktadır. Bu amaçla araştırma içerisinde Sosyo Demografik Form, Borderline Kişilik Ölçeği, Narsisistik Kişilik Envanteri, Optimal Performans Duygu Durum Ölçeği ve Öznel Kariyer Başarısı Ölçeği İstanbul Şehir Tiyatrosu'ndan seçilen 100 kadın ve 100 erkek olmak üzere toplamda 200 katılımcıya uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS 25.0 programında analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yalnızca Narsisistik kişilik özellikleri ile öznel kariyer başarısı arasında ve optimal performans duygu durum ile öznel kariyer başarısı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca Borderline kişilik özellikleri ile medeni durum arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Borderline ve Narsisistik kişilik özellikleri, optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarısı ile yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, çocuk sahipliği ve yaşam ortamı arasında anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Narsisistik kişilik özellikleri, optimal performans duygu durum ve öznel kariyer başarısı ile medeni durum arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Elde edilen bulgular alanyazın kapsamında tartışılmıştır.

DuygudurumNarsisizmNarsist Kişilik Envanteri+6
Nilgün Tuna
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Foucault'da özne ve iktidar

İnsanı anlama üzerine tarihsel süreçte ortaya konulan düşünceler Foucault ile birlikte farklı bir boyuta taşınmıştır. İnsanı anlamak için sorulan

Foucault, MichelÖzneİktidar+1
Tahir Aslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul Türkçe ders kitaplarındaki hikâye edici metinlerde çocuk özneler

Türkçe eğitiminde öğrencilerin okuma, yazma, konuşma ve dinleme becerilerini geliştirmek amacıyla ders kitapları birer araç olarak kullanılmaktadır. Çocuklar, ders kitaplarındaki metinlerde karşılaştıkları kahramanlarla -özellikle de kendi yaş grubuna yakın olan çocuk kahramanlarla- özdeşim kurmaktadırlar. Bu çalışmada, 2020 – 2021 eğitim öğretim yılı ortaokul Türkçe ders kitaplarındaki "çocuk özneler (çocuk kahramanlar)" öğrencilerin çeşitli özellikleriyle ele alınmış, incelenmiştir. Çocuk kaç yaşında olursa olsun okuduğu metindeki kahraman(lar)la özdeşlik kurar. Türkçe ders kitabı hazırlayıcıları metin seçiminde bu duruma dikkat etmelidirler. Bu bağlamda, çalışmamızda 2020 – 2021 eğitim-öğretim yılında ortaokullarda (5-8. sınıflar) okutulan Türkçe ders kitaplarında yer alan hikâye edici metinlerdeki çocuk öznelerin çeşitli yönlerden özellikleri incelenmiş; bu kapsamda çocuk öznelerin tipik özellikleri/temsil ettikleri değerler/kavramlar, metinlerde cinsiyetlere göre dağılımları, olaylar/durumlar/çatışmalar karşısındaki 'etkin'likleri/'edilgin'likleri, problem çözme becerileri, yaşadıkları mekânlar, birincil//ikincil/figüratif kişi olma durumları, gerçekçi/olağanüstü karakter olma durumları ile ders kitaplarında çocuk öznelere yönelik gerçekleştirilen etkinlikler/sorular/yönergeler incelenmiştir. Türkçe öğretiminde dört temel dil becerisini geliştirmenin yanı sıra değerler eğitimi de son derece önemlidir. Metinler (özellikle de kahramanlar/çocuk özneler) üzerinden değerler eğitimi de yapılmaktadır. Bu bakımdan çocuk öznelerin taşıdıkları özellikler/temsil ettikleri değerler bakımından da incelenmesi Türkçe ders kitabı hazırlayıcılarına yol gösterecektir. Bu doğrultuda "Türkçe ders kitabında yer verilen hikâye edici metinlerdeki çocuk öznelerin başlıca özellikleri nelerdir?" sorusundan da yola çıkılarak yapılan araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden "doküman analizi" kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda elde edilen bulguların analizi üzerinden ortaokul Türkçe ders kitaplarındaki metinlerde bulunan çocuk öznelerin taşıdıkları özellikler belirlenmiş ve Türkçe ders kitapları, metin seçimi ve kullanımı bakımından değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, elde edilen veriler tablolar hâlinde sunulup yorumlanmıştır. Türkçe ders kitaplarında yer verilen hikâye edici metinlerdeki çocuk öznelere yönelik değerlendirmeler ve ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda Türkçe ders kitapları ve metin seçimi ve kullanımı ile ilgili çeşitli noktalara dikkat çekilmiş, öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: kahraman, hikâye edici metin, çocuk özne, başkahraman, Türkçe ders kitabı.

Ders kitaplarıHikaye edici metinKahramanlar+5
İpek Ilgın
Başkent University · Institute of Educational Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Heidegger'in batı metafiziğine yönelik tedirginliği ve modern özne eleştirisi

Heidegger'e göre klasik özne, Varlık'a sadece teorik bilme edimiyle yönelen, dolayısıyla kendini de eksik ve yanlış yorumlayan bir öznedir. Heidegger'in özneye yönelik eleştirisi, batı felsefesinin Platon'la başlayan, oluş sorusunun hak ettiği derinliği görmezden gelen, epistemolojik bir kesinlik arayan, bu nedenle de bağlamdan kopan bir metafizik düşüncede buluşan geleneksel programı hedef alır. Heidegger'e göre batı felsefesinin, Varlık'ı bir bütün olarak ve akış halinde kavramaktan uzak, epistemolojik kesinliklere tutturmak isteyen tavrı ve bu nedenle kaçınılmaz olarak bağlamdan kopuk bir izlekte seyretmesi temel bir hatadır. Dolayısıyla, kendimiz ve dünya hakkındaki kavrayışımızın da hatalı olarak belirlenmesine yol açar. Bu bağlamda, tüm felsefi sorunlar, esaslı bir ontolojik açılımla yeniden ele alınmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu, Heidegger'in tüm felsefesine ağırlığını koyan temel argüman (fundemental ontoloji) olup, onun modern özne değerlendirmesinin de karakteridir. Bu çalışmada, öncelikle geleneksel metafiziğin özne algılayışına yönelik Heidegger'ci eleştiri, ardından da bu eleştiriyi olanaklı kılan temel gerekçeler araştırılacaktır. Sonuç olarak, Heidegger'in modern özne eleştirisi ve Dasein kavrayışı ile, modern özneyi alt etme projesinin başarılı olduğu iddiası ve buna karşılık Heidegger'in yeni bir özne anlayışı geliştirdiği iddiası karşılaştırılarak tartışılacaktır.

Heidegger, MartinMetafizikÖzne+1
Banu Tümkaya
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İktidar alanının yeniden üretim aracı olarak yönetimsellik: Adalet ve Kalkınma Partisi örneği

Bu çalışma iktidar alanının yeniden üretiminde yönetimselliğin oynadığı rolü incelemektedir. Bu kapsamda, nüfusları ve diğer tüm toplumsal süreçleri ilgilendiren idare tekniklerinin yönetim pratikleri, bilgi-iktidar ilişkisi ve iktidar söylemleri üzerinden okunabileceğinden söz edilmektedir. Böyle bir okuma, iktidarın yeniden üretiminin sadece baskı ile sağlanamayacağını, söz konusu denkleme özne ve iktidar arasındaki ortaklığın da eklenebileceğini öne sürmektedir. Hristiyanlığın bir Kilise olarak kurumsallaşması ile beraber bireylerin yönetimi konusu, iktidar pratiklerinin temel konularından biri olmuştur. Hristiyan Kilise'sinin pastöründen ismini alan bu pastoral iktidar tekniği XV. ve XVI. yüzyıllarda bir kriz dönemine girer. Modern çağda devlet olarak tanımlanan iktidar rejimi, Hristiyan Kilise'sinin yaşadığı bu yönetim krizlerini, devlet aklı ekseninde yönetmeyi amaçlamıştır. Hristiyan Kilisesi ve modern devletin yönetim rejimleri arasındaki ilişkiyi pastoral iktidar ve yönetimsellik olarak adlandıran bu çalışma, 3 Kasım 2002'den bu yana Türkiye'de iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendi iktidarlarını nasıl ürettiğini, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin önde gelen siyaset icracılarının pastoral ve yönetimsel söylemlerinden yola çıkarak analiz etmektedir. Böylece, yönetilenlerin de yönetenlerle beraber iktidarın yeniden üretimine katkıda bulundukları vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yönetimsellik, Özne ve İktidar, Söylem, İktidar Alanı, Habitus, Adalet ve Kalkınma Partisi

Adalet ve Kalkınma PartisiHabitusSiyasal söylev+5
Mehmet Parlak
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sinema ve psikanaliz-Sinema, film ve seyirciye psikanalitik yöntem açısından bir yaklaşım denemesi

Psikanaliz ve sinema 19. yüzyılın sonunda doğdu ve bugüne kadar varlıklarını sürdürdü. Psikanalizin temel ilgi noktasında yer alan unsur birey-öznedir. Psikanaliz kuramı bu özneyi bir bütün olarak değil, kendisine yabancılaşmış olarak kavrar. Onu birbirleriyle çatışan parçalar olarak değerlendirir. Böylelikle Aydınlanma düşüncesinin ortaya koyduğu bir bütün olarak özne kavramına son verir. Yabancılaşma olgusu, bireyin kültürel düzene, toplumsal yaşama girerken, özellikle erotik arzularını başarması ile ilgilidir. Klasik Anlatı Sinemasında da karakter-özne bir bütün olarak ele alınır, onun kendisine yabancılaşmış olduğu gösterilmez. Oysa Modernist sinemanın temel ilgisi, psikanalize benzer bir biçimde, bireyin yabancılaşmış olmasıdır. Yabancılaşma üzerine yapılan bu vurgu, yitirilmiş olanın tekrardan kazanılması yönünde bir girişimdir. Ancak bu erotik olmayanın tam bir kavranılmasının dolayımı ile gerçekleşir.

ArzuErotizmFilm+4
Burak Bakır
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Tiyatroda grotesk anlatım ve Türk oyun yazarlığına katkıları

Groteskin, 'uncanny' (tekinsizlik) duygusu yaratma, büyüsel olana ilgi, abartma ve karikatürleştirme, oyunsallık, çeşitli derecelerde gülme ve korkunun ayrışmazlığı, normalden sapma/çirkinlik gibi etki ve eğilimlere sahip olduğu belli başlı kuramcıların tanımlarından anlaşılmaktadır. Ancak bedensel düzey yitimi ve kategorik geçişim, grotesk olanı daha kapsamlı niteleyebilecek öğeler olarak değerlendirilmiştir. Kategoriler arasındaki sınırlan ve mübadele ilişkisini bozan ara bedenler (soytarı, cüce, zenne, kambur, budala v.b.) iktidar ilişkilerinin üretim ve yeniden üretim döngüsüne katılmayan grotesk figürler olarak özellikle karnavalesk grotesk yazın örneği olan geleneksel Türk tiyatrosunda yer alır. Arkaik düşünce / inanç biçimlerinde yaşam ve ölüm, gülme ve ağlama, beden ve dil ayrışmazlığı, grotesk yapıta karşı tepkilerimizin anındalığını ve grotesk düşüncenin arka plandaki yapılarını açıklayabilecek önemli birliktelikler olabilir. Bedensel düzey yitimi ve kategorik geçişimin ön plana alınması, insanı özneleşme süreciyle ele alan psikanaliz ve tarihsel maddeciliğin, sırasıyla bilinçdışı/dil ve praksis kavramlarına genel bir bakışı gerektirmiştir. Karnavalesk grotesk yazında Bakhtin'in muzaffer halk gülüşü düşüncesinin yanı sıra, korku bileşeninin baskın olduğu modem groteskin özellikle makineleşme / biyomekanik ve yabancılaşma kavramları ile bağlantısına yer verilmiştir. Türk oyun yazarlarının grotesk teknik / biçemle yazdıkları yapıtlarına karşı tutum ve konumlarına göre ağırlıklı olarak üç ayrı odakta kümelenebileceği düşünülmüştür: karnavalesk coşkuyu taşıyanlar, yapıtları ile aralarına siyasi uzaklık koyanlar ve kendilerini bir çeşit ara beden sayanlar. Sonuç olarak groteskin Türk tiyatro yazar, tasarımcı, oyuncu ve kuramcıları için farklı bakış açılan kazandırma potansiyelinden söz edilmiştir.

GroteskOyun yazarlarıTekinsiz+3
Nil Ünlü Aycıl
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

70'lerin beden sanatında özne olarak kadın

Tarih öncesinden günümüze ataerkil düzen ile birlikte kadın kimliği birçok toplumda ikinci bir cins olarak kabul edilmiştir. Kadın kimliğinin 'özne' olarak kendisini arayışı ve tanımlanışı bu ataerkil düzenin izin vermiş olduğu sınırlar dâhilinde, erkeğin gölgesinde yaşamını sürdürmeye çalışmış ve oluşmuştur. 18. Yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başında gelişen kentler, Sanayi devrimi ile birlikte yaşanan sosyal hareketlerle kadın kimliğinin sorgulanması ve savunusunu destekleyen eylemler dönemin farklı sosyal kesimlerinden kadın öncüler tarafından geliştirilmiş ve feminist hareket oluşmuştur. Kadınların özgürleşebilmeleri adına, eğitim ve cinsiyet eşitliği adı altında boy göstermeye başlayan sosyal, siyasi eylemlerle feminist hareket gelişmiştir. Çağdaş sanatta 'feminizm' kavramı ve feminist hareket' modern dönemden günümüze kadın sanatçıların çalışmalarına ve üretimlerine yansımıştır. Feminist hareketin içerisinde yer alan birçok kadın sanatçı, kendi kimliklerini oluşturabilmek ve bedenlerini özgürleştirebilmek adına, çalışmaları aracılığı ile kendi varlıklarını ortaya koymaya çalışmışlardır. 70'li yıllarda gerçekleşmeye başlayan performans sanatı ile birlikte birçok kadın sanatçı, kendi bedenlerini sanatın nesnesi olarak kullanmışlardır. Gerçekleşen performanslarda kendi bedenlerini kullanmaları ve aynı zamanda bedenleri aracılığı ile kadın kimliğinin yeniden sorgulanması ve eyleme dönüşen beden üzerinden gerçekleşen özneleşme süreci, performans örnekleri eşliğinde incelenmeye çalışılacaktır.

BedenFeminist sanatFeminizm+6
Sibel Alemdar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nesnenin sanattaki yeri ve özneyle ilişkisi

Nesne nedir? Nesnelerin sanattaki anlamı nedir? Sanat eserlerinde nesneler ne anlama gelmektedir? Gibi çeşitli sorular sanatçıların hayatında yer alan nesnelerin ne olduğunun anlaşılması açısından önemli bir yer kaplamaktadır. Nesnenin en kapsamlı tanımı, insanların işini gören, yapmak istediklerine aracı olan, bilinçte anlamlarıyla beraber yer tutan ve daha çok elle tutulabilen her şeye nesne demekteyiz. Günümüze kadar şekillenmiş bu objeler sanat alanında önemli bir yere sahiptir. Bu tez çalışmasında Rönesans'tan günümüze sanatçıların eserlerinde görülen objeler ele alınarak anlamlar biçilmiş, hem kendi kişisel sorunları hem de toplumsal sorunları nesneleri kullanarak nasıl dile getirdikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Sanatçıların düşüncelerinde taht kuran bu objeler birer sembol haline gelmiştir. İnsanların davranışlarını, duygularını, hayat şartlarını, savaşın yıkıcı izlerini, özgürlük, zafer ve umut temalarını kendi eserlerinde göstererek her farklı nesneye birer anlam yüklemişlerdir. Tez kapsamında incelenecek bu eserler ilham kaynağı olarak kendi eserlerimde sergilemekteyim. Bu tez çalışmamla figürün nesnelerle olan ilişkisi ve sembolik anlamı ele alınarak hem bireysel hem de toplumsal sorunları dile getirmekteyim. Aynı nesne farklı zihinsel gelişme sahip olan bu insanlar tarafından çok farklı anlamlara gelebilir. Bu anlamlar doğrultusunda figürün nesnelerle olan ilişkileri bu tez çalışmamda ütopik bir bakış açısıyla dile getirmeye çalıştım. Gerçek hayatla bağlantısı olan bu hikayeler nesnelerin günümüzdeki anlamıyla hayat bularak bir kurgu oluşturmaktayım.

NesneSanatSanat objeleri+2
Yunus Tilen
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
20
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında 1974 Barış Harekatı öncesi Kıbrıs olaylarını konu alan filmlerde ideoloji ve özne

Kıbrıs Adası ve adada yaşayan Türkler 1950'li yılların ortalarından bu yana Türkiye'nin başlıca gündem maddelerinden birisi olagelmiştir. Türk sinemasının adaya ve ada Türklerine ilgi göstermeye başlaması ise 1950'lerin sonlarına rastlar. Kıbrıs olaylarına değinen ilk film 1959 yılında Nişan Hançer tarafından çekilen Kıbrıs Belası Kızıl Eoka (Nişan Hançer-1959) olur. Onu Kıbrıs Şehitleri (Behlül Dal-1960), Hancı'nın Kızı (Ergün O. Nuri-1963), On Korkusuz Adam (Tunç Başaran-1964), Kıbrıs Volkan'ı (Ural Ozan-1965), Severek Ölenler (Osman Fahri Seden-1965), Dişi Düşman (Nejat Saydam-1966), Fırtına Beşler (Aram Gülyüz-1966), Fedailer (Kayhan Arıkan-1966), Göklerdeki Sevgili (Remzi Jöntürk-1966), Severek Dövüşenler (Adnan Saner-1966), Fedai Komandolar Kıbrıs'ta (Nejat Okçugil-1967), Komandolar Geliyor (Nejat Okçugil-1967) gibi filmler izler. Söz konusu filmler bir yandan ada Türklerinin sorunlarını Türkiye gündemine taşırken diğer yandan da kamuoyunun Kıbrıs adasına yönelik gerçekleştirilecek olası bir harekata hazırlanmasına yardımcı olur. Bu çalışmada Kıbrıs olaylarının ve burada yaşayan Türk toplumunun sorunlarının Türk sinemasına nasıl yansıdığı ve Kıbrıs'a yönelik olası bir savaşa dair ideolojik üretimin nasıl gerçekleştirildiği, Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde çekilen filmler arasından amaçlı örnekleme metodu ile seçilen Kıbrıs Şehitleri, On Korkusuz Adam ve Göklerdeki Sevgili filmlerinin çözümlenmesi ile ortaya konulmuştur. Yapılan analizler sonucunda tamamı Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesi öncesinde çekilen filmlerde çok güçlü bir milliyetçi ideolojinin hakim olduğu, bu ideoloji içerisinde Rum karakterlerin olumsuz özelliklerle donatılarak katıksız kötüler olarak sunulurken Türk karakterlerin tamamen olumlu özellikler taşıdığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Barış Harekatı, On Korkusuz Adam, Göklerdeki Sevgili, Kıbrıs Şehitleri, İdeoloji ve Sinema

Görsel-işitsel medyaKıbrıs SavaşıKıbrıs sorunu+6
Erdal Kara
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects