Pancreatitis

68 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel pankreatit modelinde dinamik plazma thiol disülfit dengesi

Akut pankreatit pankreas bezinin iltihaplanmasıdır. Klinikte pankreatitin şiddetini belirlemede çesitli kriterler kullanılmaktadır. Geçmiş dönemde yapılmış çalışmalarda akut pankreatitte oksidatif stresin ciddi düzeyde arttığı gösterilmiştir ve bu düzeylerin hastalığın şiddeti ile alakalı olduğu gösterilmiştir. Fakat kullanılan tüm yöntemler klinik uygulaması zor ve uzun süren yöntemlerdir. Erel ve ark. tarafından geliştirilen yeni bir metodla kanda kolayca ölçülebilen thiol / disülfit düzeyleri çeşitli proliferatif ve enflamatuar hastalıklarda araştırılmış ve bu dengede olan değişikliklerin oksidan parametreler ile korele olduğu izlenmiştir. Biz çalışmamızda cerulein indüksyonu ile akut pankreatit oluşturulan ratlarda thiol / disülfit düzeylerinin değişikliklerini ilk kez tespit ederek gelecek çalışmalara öncü olmak ve hastalık izlem sürecinde bu verileri kliniğe uyarlamak amacındayız. Çalışmamızda ağırlıkları 300-350 gr arasında değişen 16 adet Wistar-Albino cinsi erkek ratlar kullanıldı. Toplam 16 rat randomize olarak her bir grup 8 rattan oluşacak şekilde 2 gruba ayrıldı. Deney grubundaki ratlara 50mcg/kg cerulein intraperitoneal (ip) olarak verildi. Kontrol grubundaki ratlara da 1cc SF intraperitoneal (ip) verildi. İşlem sonrası 30.saatte kan örneklemesi yapılarak amilaz, lipaz ve thiol /disülfit dengesine bakıldı. Yapılan değerlendirme sonrası deney grubundaki ratların kontrol grubuna göre amilaz ve lipaz değerleri anlamlı farklı çıkarken plazma thiol/disülfit dengesinde anlamlı fark saptanamadı. Yapılacak olan daha geniş kapsamlı çalışmalarla oksidatif dengeyi ortaya koyan plazma thiol / disülfit dengesini daha detaylı şekilde araştırılabilir.

DisülfitlerPankreas hastalıklarıPankreatit+4
Seyit Murat Aydın
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut bilier pankreatit hastalarında tiyol disültif dengesinin prognostik faktörler ile karşılaştırılması

Akut pankreatit pankreas bezinin iltihaplanmasıdır. Klinikte pankreatitin şiddetini belirlemede çeşitli kriterler kullanılmaktadır. Geçmiş dönemde yapılmış çalışmalarda akut pankreatitte oksidatif stresin ciddi düzeyde arttığı gösterilmiştir ve bu düzeylerin hastalığın şiddeti ile alakalı olduğu gösterilmiştir. Fakat kullanılan tüm yöntemler klinik uygulaması zor ve uzun süren yöntemlerdir. Erel ve ark. tarafından geliştirilen yeni bir metodla kanda kolayca ölçülebilen thiol / disülfit düzeyleri çeşitli proliferatif ve enflamatuar hastalıklarda araştırılmış ve bu dengede olan değişikliklerin oksidan parametreler ile korele olduğu izlenmiştir. Biz çalışmamızda akut bilier pankreatit hastalarında tiyol / disülfit düzeylerinin değişikliklerini ilk kez tespit ederek gelecek çalışmalara öncü olmak ve hastalık izlem sürecinde bu verileri kliniğe uyarlamak amacındayız. Ayrıca tiyol / disülfit dzylerinin ilk kez akut pankreatit şiddetini belirlyen prognostik faktörlerle karşılaştırarak kliniğe uyarlamayı amaçladık. Çalışmamızdaki vakaları 39 akut bilier pankreatit hastası ve 39 sağlam kontrol grubu olmak üzere iki grubu ayırdık. Kan örneklemesi yapılarak amilaz, lipaz ve thiol /disülfit dengesine bakıldı. Yapılan değerlendirme sonrası deney grubundaki hastalar kontrol grubuna göre amilaz ve lipaz değerleri anlamlı farklı çıkarken plazma thiol/disülfit dengesinde anlamlı fark saptanamadı. Ayrıca bu hastaların hastaneye yatışında 48.saatinde alınan kanları ile prognostik belirteçler hesaplandı. Prognostik belirteç olarak Ranson kriterleri, APACHE skalası, İmrei skalası, CRP ve prokalsitonin değerleri hesaplandı. Bunlar eş zamanlı tiyol / disültif düzeyleri ile karşılaştırıldı. Çalışmamızda yalnızca CRP ile tiyol /disülfit düzeyleri arasında prognostik açıdan minimal düzeyde bir anlamlı ilişki bulunmuştur. Yapılacak olan daha geniş kapsamlı çalışmalarla oksidatif dengeyi ortaya koyan plazma thiol / disülfit dengesini daha detaylı şekilde araştırılabilir. Anahtar kelimeler: Pankratit, ranson kriterleri, APACHE skalası, İmrei skalası, CRP ve prokalsitonin, tiyol / disülfi

APACHE skorlama sistemiC reaktif proteinDisülfitler+7
Doğukan Durak
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda ilk başvuru anındaki ranson skoru ile tiyol disülfid düzeylerinin korelasyonu

Giriş: Akut pankreatitin başlaması ve ilerlemesinde serbest oksijen radikallerinin rolü son zamanlarda yapılan çalışmalar ile ortaya konmuştur. Serbest oksijen radikallerinin üretimine bağlı mekanizmalar sonucu hücre içi oksidasyon redüksiyon dengesinde oksidasyon lehine artış olması sıklıkla biyokimyasal oksidatif stres olarak tanımlanmaktadır. Tiyol/disülfid homeostazı yeni bir oksidatif stres göstergesidir. Bu çalışmadaki amacımız akut pankreatitte tiyol/disülfit dengesini değerlendirmek ve Ranson skoru ile tiyol/disülfit dengesinin korelasyonunun istatiksel olarak anlamlı olup olmadığını araştırmaktır. Materyal ve Yöntem: Çalışmaya 01 Ekim 2017 – 01 Ağustos 2018 tarihleri arasında acil servise başvuran ve akut pankreatit tanısı alan 77 hasta ve kontrol grubu olarak da 58 sağlıklı kişi dahil edildi. Hasta dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hastaların yaş, cinsiyet, tam kan, biyokimya, feroksidaz ve tiyol disülfit değerleri ile nötrofil lenfosit oranları kayıt altına alındı. Hastaların başvuru anındaki Ranson skorları hesaplandı. Bulgular: Hasta grubunun %53,2'si (n=41), kontrol grubunun ise %53,4'ü (n=31) kadındı. Hasta grubunun yaş ortalaması 57 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 61 yıldı. Hasta grubunda native tiyol, toplam tiyol ve feroksidaz değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p değerleri sırasıyla <0,001; ˂0,001; 0,010). Ranson skoru ile toplam tiyolün zayıf derecede negatif yönde korelasyonu ve NLO'nun orta derecede pozitif yönde korelasyonu saptandı. Sonuç: Native tiyol, toplam tiyol ve feroksidaz; hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı. Ranson skoru ile toplam tiyolün zayıf derecede negatif yönde korelasyonu mevcut olduğu sonucuna varıldı. Böylelikle, akut pankreatit hastalarında oksidan/ antioksidan dengenin bozulduğu ve bunun prognozu öngörür Ranson skoru ile korele olduğu sonucuna varıldı. Literatürde bu konuda az sayıda çalışma olduğu için yapılacak olan daha geniş kapsamlı çalışmalar ile bu konu daha detaylı bir biçimde araştırılabilir. Anahtar Kelimeler: pankreatit, Ranson skoru, oksidan, antioksidan, tiyol/disülfid homeostazı, tiyol, disülfid, ferroksidaz

AntioksidanlarDisülfitlerHomeostaz+6
Selda Kıdak
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda cerulein ile indüklenen akut pankreatit üzerine verapamil, dantrolen ve 2-aminoetoksidifenil borat'ın etkilerinin incelenmesi

Akut pankreatit, çeşitli yakın ve uzak organ sistemlerini etkileyebilen pankreasın akut inflamasyon hastalığıdır. Safra taşları ve alkol en sık görülen sebepleridir. Akut pankreatitin etiyolojik faktörlerinin bilinmesine rağmen hastalığın patofizyolojisi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Sindirimde görev alan zimojenlerin, duodenuma ulaşmadan önce asiner hücrelerde erken aktive olması, pankreatit patogenezinde merkezi bir rol oynamaktadır. Patolojik intraasiner zimojen aktivasyonu, anormal intrasellüler Ca+2 artışı ile ilişkilidir.Ratlarda IP3R, RyR ve L-tipi voltaj kapılı kalsiyum kanalları için sırasıyla 2-APB, Dantrolen ve Verapamil gibi kalsiyum kanal blokörlerinin cerulein ile indüklenen akut pankreatiti iyileştirebileceği hipotezi üzerine yoğunlaştık. Bu amaçla, serumda amilaz ve lipaz seviyeleri, pankreatik dokuda ise tripsin, tripsinojen, TAP, PSTI ve Katepsin B seviyelerini ölçtük. Bu biyokimyasal ölçümler, histopatolojik gözlemler ile desteklendi. Sonuçlarımızda, cerulein grubunda artan amilaz, lipaz, tripsin ve TAP seviyelerinin kalsiyum kanal blokörleri ile anlamlı olarak azaldığını bulduk. Buna ek olarak, bütün gruplar arasında PSTI ve tripsinojen seviyeleri düşerken Katepsin B düzeylerinde önemli bir fark bulunmadı.Sonuç olarak, bulgularımız, cerulein indüklü akut pankreatit üzerine kalsiyum kanal blokörlerinin tedavi edici etkilerinin olabileceğini göstermektedir. Ancak, akut pankreatitte, intrasellüler kalsiyum konsantrasyonundaki anormal yükseliş ile ilişkili patofizyolojik mekanizmaların aydınlatılması için daha gelişmiş moleküler analizlere ihtiyaç duyulmaktadır.

2-aminoetoksifenil boratDantrolenPankreas hastalıkları+3
Ayşe Burçin Uyumlu
İnönü University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte serum prolidaz enzim aktivitesinin önemi

Akut PankreatitteSerum Prolidaz Enzim Aktivitesinin Önemi Amaç:Akut pankreatit tüm dünyada hastanede yatış gerektiren, mortalitesi şiddetli olan grupta %10-20'lere kadar yükselebilen en yaygın hastalıklardan birisidir.Akut pankreatithastalarının mortalite ve morbidite riski göz önüne alındığında hastaların prognozunun önceden tahmin edilebilmesioldukçaönemlidir.Yapılan çalışmalardainflamatuar vekollajenturnoverinin arttığı durumlarda prolidaz enzim aktivitesinin arttığı gösterilmiştir. Biz bu çalışmada serum prolidaz enzim aktivitesininakut pankreatiti öngörmedekiönemini, akut pankreatit şiddet skorlamalarıylaarasındaki ilişkiyi,akut pankreatittanısındaki yerini bulmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza akut pankreatit tanısı almış 84 hasta ve53 sağlıklı gönüllü alındı. Hastaların yatışı esnasında (0.saat) ve tedavileri sonrasında (yatışın 48. saatinde) serum prolidaz enzim aktiviteleri ve diğer laboratuvar değerlerine bakıldı. Hastaların Glaskow Koma Skoru, APACHE-2, Ranson, BISAP, EPIC,Balthazar, Atlanta skorlamalarıhesaplandı ve SIRS, organ yetmezliği bulguları not edildi.Skorlama sistemlerine göre hastalar hafif ve şiddetli olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile diğer laboratuvar tetkikleri ve şiddet skorlamaları gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular:Çalışmaya alınan hastaların yaş ve cinsiyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farkı yoktu (sırasıyla P=0,102 ve P= 0,858).Serum prolidaz enzim aktivitesi hastagrupta sağlıklı kontrol grubunagöre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi (P<0,001).Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatiti öngörmede kullanılıp kullanılamayacağına yönelik ROCcurve analizi yapıldı ve AUC=0,766 saptandı. Balthazar skoru şiddetli olan grupta serum prolidaz enzim aktivitesi hafif olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu(P=0,047). Diğer skorlama sistemlerinde grupların serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Hastaların 48. saat laktatdehidrogenaz değeri ile 48. saat serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptandı(r=0,355, P=0,001). Diğer laboratuvar değerleri ve skorlama sistemleriyle 0. ve 48. saat serum prolidaz enzim aktivite değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptanmadı. Sonuç:Akut pankreatit ile serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde birilişki olduğu saptandı. Ancak akut pankreatit şiddet skorlamalarıyla serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı derecede ilişki bulunamadı. Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatit tanısında yer alabileceği düşünüldü. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile akut pankreatit ilişkisine yönelik daha kapsamlı ve hasta sayısı daha fazla olan çalışmalar bu durumu daha net ortaya koyabilir. Böylelikle ilerleyen süreçte serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatitteki önemini aydınlatmak daha mümkün olacaktır. Anahtar kelimeler:Akut pankreatitte tanı, Balthazar skoru, Prolidaz.

EnzimlerPankreasPankreas hastalıkları+4
Okan Yılmaz
Hitit University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte radyolojik skorlama ile CRP/albümin indeksinin hastalığın mortalite ve morbiditesi açısından retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit (AP) hayatı tehdit eden bir hastalık olduğundan hastalığın şiddetinin belirlenmesi, prognostik takibi, morbiditeyi ve mortaliteyi öngörmek kritik öneme sahiptir. Başvuru sırasında ciddiyetin doğru tahmini ile en uygun acil tedavinin başlanması ölüm riskini ve sağlık sisteminin giderlerini azaltmaktadır. Yöntem: Çalışmaya AP tanılı 632 hasta dahil edildi. Verileri hastanemizin otomasyon sistemi olan Nukleus'tan alındı. Çalışmada AP tanısı aldıktan sonra çekilen Bilgisayar Tomografi (BT) sonuçlarına uygu Bilgisayarlı Tomografi Şiddet İndeksi (CTSİ skoru) skorlamsı yapıldı. Hastaların hastanede yatış süresi, komplikasyon gelişimi, yoğun bakım ünitesine yatışı, atak sayıları, ölüm oranı, invaziv işlem gerekliliği kaydedildi. İlk yatışta C-reaktif protein (CRP) (mg/l) ,albümin (Alb) (mg/dl), CRP/albümin indeksi ve 48. saatte bakılan CRP, Albümin, CRP/Alb oranı hesaplandı. Hastalar AP'nin şiddetine göre hafif, orta şiddetli ve şiddetli şeklinde gruplara ayrıldıktan sonrasında her grupta ayrı ayrı CRP/Alb indeksi hesaplandı. CRP/Alb indeksinin hastalığın morbidite ve mortalitesini öngörmesi açısından değerlendirmesi yapıldı. Bulgular: Hastanemizde AP tanısı alan hastalarla yapılan bu retrospektif çalışmamızda CRP/Alb indeksinin hastalığın şiddetini öngörmede radyolojik skorlama sistemi olan CTSİ ile korele olduğu saptandı. Çalışmamızda CRP/Alb oranı hem ilk yatişta hem de 48.saatte orta şiddetli ve şiddetli AP'de hafif AP'den anlamlı (p < 0.05) olarak yüksek bulundu. Komplikasyon gelişimini öngörmede komplikasyon olan hafif ve şiddetli AP hastalarında komplikasyon olmayanlardan hem ilk yatiş hemde 48.saat düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Orta şiddetli pankreatitte 48.saat CRP/Alb düzeyi komplikasyonu öngörmede anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Yoğun bakım ünitesine yatışı öngörmede hafif ve orta şiddetli pankreatitte 48.Saat CRP/Alb düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Hastande yatiş süresini öngörme açısndan bakıldığında hafif ve orta şiddetli AP olan hastalarda 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olanların hastanede yatış süresi ortalma 7 günden fazla olduğu saptandı. Şiddetli AP olan hastalarda hem ilk yatiş hem de 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olan hastalarda hastanede yatış süresi ortalama 7 günden fazla olduğu saptandı. CRP/Alb oranının hafif, orta şiddetli ve şiddetli AP olan (CTSİ skorlarına uygun) hastalarında invaziv işlem gerekliliği ve ölümü öngörmede yetersiz olduğu görüldü. Sonuç: CRP/Albümin oranın hızlı sonuçlanması, kolay yapılabilir olması, ucuz olması AP'nin şiddetini, morbidite ve mortalitesini öngörmede yardımcı bir parametre olduğunu destekler niteliktedir. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, tedavi kararı ve prognozu öngörmede yol gösterici olabilir. Anahtar sözcükler: Akut pankreatit, CTSİ skoru, CRP/albümin indeksi, Mortalite, Morbidite

AlbüminlerC reaktif proteinMorbidite+7
Sabuhı Mammadov
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte kolesistektominin pankreatit atakları üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit tüm dünyada giderek artan sıklıkta görülmekte ve mortalite riski nedeniyle tedavisi ve tekrar atak gelişmesinin önlenmesi önem arz etmektedir. Güncel kılavuzlar rekürensi önlemek için akut biliyer pankreatitli (ABP) hastalarda kolesistektomi (KS) önermektedir. İdiyopatik akut pankreatitli (İAP) hastaların ise önemli bir kısmının okkult biliyer hastalıktan kaynaklandığı ve KS'nin yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Bu çalışmada pankreatit rekürrensini önlemede KS'nin etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroentroloji Kliniğinde Akut Pankreatit tanısı ile takip ve tedavi edilen 18 yaş üstü hastalar retrospektif olarak incelenmiş ve biliyer ve idiyopatik hastalar analize dahil edilmiştir. Hastalar biliyer ve idiyopatik gruplara ayrılarak, KS geçirme öyküsüne göre atak sıklıkları değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların demografik verileri, eşlik eden ek hastalıkları ve ERCP yapılma durumları sorgulanarak kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 500 hasta dahil edildi (300 hasta ABP, 200 hasta idiyopatik). Hastalar 3 farklı gruba ayrıldı; ilk pankreatit atağını KS sonrası geçirenler, ilk atakta safra kesesi in situ olup sonrasında KS geçirenler ve ilk atakta safra kesesi in situ olup KS geçirmeyenler. ABP grubunda, ilk pankreatit atağını KS sonrası geçirenlerde atak sıklığının diğer iki gruptan daha yüksek olduğu görüldü (p = 0.018). İdiyopatik grupta ise gruplar arasında atak sıklığı açısından anlamlı fark görülmedi (p = 0.999). İlk atak sırasında safra kesesi in situ olan hastalar KS öyküsüne göre karşılaştırıldığında KS olanlar ve olmayanlar arasında hem biliyer hem de idiyopatik grupta atak sıklığında anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Hastalar KS öykülerine ilaveten ERCP yapılma durumlarına göre de farklı gruplarda karşılaştırılmıştır. ABPli grupta ERCP yapılması ilk pankreatit atağı sonrasında KS yapılan grupta atak sayısını azaltırken (p = 0.008), diğer iki grupta anlamlı bulunmadı. İAP'li hastalarda ise ERCP yapılması grupların hiçbirinde atak sayısını azaltmadığı görüldü. Sonuç: Biliyer akut pankreatitde ilk pankreatit atağını KS sonrası geçiren hastalarda atak rekürrensi yüksek iken, safra kesesi in situ olanlarda atak sonrası KS'nin tek başına yararlı olmadığı, ERCP ile birlikte riski azalttığı bulundu. İAP'li hastalarda ise KS ve ERCP'nin atak rekürrensini azaltmada etkili olmadığı bulundu. Anahtar kelimeler: Akut biliyer pankreatit, idiyopatik akut pankreatit, kolesistektomi, endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi, rekürrens

Kolanjiyopankreatografi-endoskopik retrogradKolesistektomiNüks+3
Gunel Musayeva
Bezmialem Vakıf University
2022
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda INOS geni Rs2297518 polimorfizmi bir risk faktörü mü?

Amaç: Akut pankreatit genellikle hafif seyretmesine rağmen hastaların %15-20'sinde şiddetli seyretmektedir. Etyolojisindeki nedenleri ağırlıklı olarak safra kesesi taşları ve alkoldür. Patogenezi net aydınlatılamamıştır. Nitrik Oksit Sentetaz geni ekspresyonu sonucu oluşan Nitrik Oksit inflamatuvar olaylarda önemli bir role sahiptir. Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni polimorfizmi farklı ırklarda farklı hastalıklarla ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı akut pankreatit ve Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi arasındaki ilişkiyi ve akut pankreatitte risk faktörü olup olmadığını araştırmaktı. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde vaka-kontrol çalışması olarak 99 akut pankreatitli hasta ve 99 sağlıklı bireyde Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz gen polimorfizmi real time polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi ile araştırıldı. Bulgular: Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi A allel veya AA genotip taşıyan hastalar G alel veya GG taşıyan hastalar ile kıyaslandığında daha yüksek akut pankreatit riskine sahipti, fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (P=0.06, OR=1.57 %95 (0.98-2.50) ve P=0.08, OR=2.96 %95 (0.88-9.98)). Ayrıca erkeklerde A allelini taşıyanlar anlamlı bir akut pankreatit riskine sahipti (OR =2.41; 95% 1.07-5.41, P=0.03). Ek olarak, AA genotipi taşıyan bireylerde PDW değeri diğer genotipleri taşıyanlara göre daha düşük olarak saptandı (P=0.03). Sonuç: Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi A alleli ve AA genotipi akut pankreatit riskini arttırmaktadır. Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi ile akut pankreatit arasındaki ilişkinin aydınlatılması için bağımsız çalışmaların yapılması gerekmektedir.

GenlerNitrik oksitNitrik oksit+5
Nurettin Ay
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise karın ağrısı şikayetiyle başvurup akut pankreatit tanısı alan hastalarda geliş lipaz/amilaz oranı ve immatür granülosit yüzdesinin balthazar şiddet skoru ile ilişkisi

Arka plan-hedef: Akut Pankreatit (AP) tanısı alan hastalarda hastalığın ağırlığını, prognozunu belirlemek için çeşitli kriterler belirlenip skorlamalar ve sınıflamalar yapılmaktadır. Tüm skorlamalara ve çalışmalara rağmen özellikle şiddetli vakaları öngörmek zor olabilmektedir. Çalışmamızda acil servise karın ağrısı şikâyetiyle başvurup AP tanısı alan hastaların klinik seyrinin, elde ettiğimiz laboratuvar parametreleri Balthazar Şiddet Skorlaması arasında ilişkinin olup olmadığını değerlendirmeyi ve özellikle şiddetli olan vakaları daha erken yakalayabilmeyi amaçladık. Gereç-yöntem: Araştırmamız retrospektif bir çalışma olup Ocak 2018-Ağustos 2021 arası Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi acil servisine başvuran karın ağrısı şikayetiyle başvurup ''Akut Pankreatit'' tanısı alan 300 hastadan 250 hasta çalışma kriterlerine uygun bulunup 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edilmiştir. Hastaların tüm parametreleri Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS), hasta dosyaları üzerinden taranarak kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 250 olgudan 135(%54) si kadındı ve yaş ortalamalası 56,11±16,70, ağrı skorlarının VAS'a göre hesaplanan ortalama değeri 5,71±1,515, hesaplanan Balthazar Şiddet Skorlarının ortalaması 2,43±1,525. Hastalara etiyolojik olarak bakıldığında biliyer nedenli pankreatit tanısı alan hasta sayısı 171(%68,4), alkolik nedenli pankreatit tanısı alan hasta sayısı 10 (%4).Hastaların sonlanmalarına baktığımızda ise 215 (%86) hasta servis yatmıştır. Kronik hastalığı olan 56'sı(%22,4) diyabet, 90'ı(%36) hipertansiyon ek hastalığı vardı. Çalışmamız sonucunda VAS ağrı skoruna göre yaptığımız gruplamalara göre kadın ve erkek hastalar arasında ağrı grupları bakımından fark bulunmamaktadır (p=0,202). Hesapladığımız Balthazar Şiddet Skorlarına göre hafif grupta 194(%77,6), orta grupta 52(%20,8), ağır grupta 4(%1,6) hasta tespit edilmiştir. Biliyer ve non biliyer olarak ayırdığımız gruplar arasındaki istatiksel ilişkiye baktığımızda iki grup arasında Hgb ve Htc açısından anlamlı fark bulunmakta olup ayrıca iki grup arasında nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ve platelet/lenfosit oranı (PLO) bakımından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda hasta sonlanımları ile tam kan sayımı parametreleri arasındaki ilişkiyi incelediğimizde IG% açısından yoğun bakıma yatırılanlar ile hem servis yatışı hem de taburcu olan grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p=0,006). Lipaz değeri açısından ise servis yatışları ile taburcu olan ve yoğun bakıma yatan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur ( p< 0,001). Balthazar Şiddet Skoruna göre ayırdığımız şiddet gruplarını laboratuar değerlerine göre karşılaştırdığımızda hafif ile orta-ağır şiddetli gruplar arasında tam kan sayımı parametrelerinden WBC, nötrofil, lenfosit, NLO ve PLO ayrıca LDH, Lipaz/Amilaz oranı açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p değerleri sırasıyla <0.001 ve 0.001). CRP açısından ise sonuçlar sınırda anlamlı sayılabilir (p= 0.051). NLO için cut-off 14,9082 alındığında %46,4 sensitivite, %85 spesifite, %47,2 PPV ve %84,6 NPV saptanmıştır. Lipaz/amilaz oranı için cut-off 2,2773 alındığında %69,6 sensitivite, %57,2 spesifite, %26,3 PPV ve %86,7 NPV saptanmıştır. Sonuç: Kronik hastalığı olanların çoğunluğunun hipertansiyon ve diyabet hastaları olduğu görülmüştür. Lipaz değerlerinin servis ve yoğun bakım yatışında önemli parametre olduğu tespit edilmiştir. Balthazar Şiddet Skoruna göre hafif ile orta-ağır şiddetli gruplar arasında WBC, nötrofil, lenfosit, NLO ve PLO, LDH ve Lipaz/Amilaz oranı açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. IG% değerlerinin akut pankreatit şiddetini belirlemedeki gücü istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. AP tanısında görüntülemeye ek laboratuvar bulgularını birleştirerek hastaları değerlendirmenin AP prognozu hakkında yol gösterici olabileceği görülmüştür. Anahtar kelimeler: akut pankreatit, Balthazar Şiddet Skoru, Immatür granülosit yüzdesi, lipaz amilaz oran

Acil servis-hastaneAcil tedaviAmilazlar+6
Mustafa Yorgancıoğlu
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran ve akut pankreatit tanısı alan hastalarda farklı 3 pankreatit ağırlık skorlama sisteminin prospektif olarak karşılaştırılması

Arkaplan: Ciddi akut pankreatit (severe acute pancreatitis [SAP])'i erken tanımak mortaliteyi azaltmak için çok gerekli ve önemlidir. Akut Pankreatit (AP)'in ciddiyetini ve prognozunu belirlemek için yatak başı akut pankreatit şiddet indeksi (Bedside Index Severity Acute Pancreatitis [BISAP]), Glasgow prognoz skoru (Glasgow Prognostic Score [Imrie]) ve bilgisayarlı tomografi şiddet indeksi (Computed Tomography Severity Index [Balthazar]) gibi birçok skorlama sistemi mevcuttur. Ancak bu skorlama sistemlerinin acil serviste kullanımları için elimizdeki mevcut veriler yeterli değildir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, AP tanısı alan hastalarda yukarıda bahsi geçen üç skorlama sistemini hesaplamak, karşılaştırmak ve hangisinin SAP'i daha iyi öngördüğünü bulmaktır. Materyal ve Metod: Bu ileriye dönük, gözlemsel, tek merkezli ve kesitsel olarak yapılan çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi acil servisinde 1 Nisan 2014 ve 31 Temmuz 2015 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Hastaların demografik ve klinik parametreleriyle birlikte klinik sonlanımları kaydedildi. 18 yaş üstü bütün erişkin hastalar başvurudan sonraki 30 güne kadar takip edildi. Birincil sonlanım SAP gelişmesidir. İkincil sonlanım ise hastaneye yatış, yoğun bakıma yatış, hastanede kalış süresi ve tüm nedenlere bağlı ölümdür. Skorlama sistemlerinin SAP'i öngörme gücü alıcı işletim karakteristiği (Receiver-Operating Curve [ROC]) eğrisi altında kalan alan (Area Under the Curve [AUC]) ölçülerek yapıldı. Bulgular: AP tanılı toplam 150 hasta (ortalama yaş 66.7 ± 15.8; %66.1 erkek) çalışmaya dahil edildi. Bu 150 hastanın 25 tanesi (%16.6) SAP olarak sınıflandırıldı. Eğri altında kalan alan BISAP, Imrie ve Balthazar için sırasıyla 0.868, 0.801, 0.568 olarak bulundu. BISAP skorlama sistemi için en iyi kesme değeri 2'dir (AUC 0.868, %95 confidence interval [CI], 0.784-0.952, P<.001). Imrie skorlama sistemi için en iyi kesme değeri 2'dir (AUC 0.801, %95 [CI], 0.701- 0.901, P<.001). Sonuç: BISAP ve Imrie skorlama sistemlerinin SAP'i değerlendirmede iyi bir öngörme değeri vardır, bundan dolayı bu skorlama sistemleri acil servis başvurusunun erken dönemlerinde AP'in şiddetini değerlendirmek için daha kullanışlıdır. Bununla birlikte SAP'i değerlendirmede Balthazar skorlama sistemi düşük duyarlılık ve özgüllük göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Akut pankreatit, ciddi akut pankreatit, acil servis, skorlama sistemleri

Acil servis-hastaneAcil tıpHastalık şiddeti indeksi+4
Mustafa Hayran
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte difüzyon ağırlıklı görüntüleme; BT ile korelasyon

Akut pankreatit, ödematöz yada nekrotizan pankreatit şeklinde geniş bir klinik spektrumda ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Tanıda BT hala altın standard olarak kabul görmektedir ve hastalık seyri ile ilgili BTŞİ yaygın olrak kullnılmaktadır. Bu nedenle hasta yatışı sırasında ve sonrasında, yani tanıda ve takipte çok sayıda BT çekimine ihtiyaç duyulmaktadır. Akut pankreatit tanısında çoğu merkezde olduğu gibi bizim merkezimizde de pankreasa yönelik ince kesit, i.v kontrastlı BT protokolu uygulanmaktadır. Ancak BT çekimlerinin radyasyon içermesi ve radyasyonun biyolojik dokulardaki olumsuz etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca gerek gebelerde, gerekse kontrast madde alerjisi olan ya da kontrast madde kullanımının kontrendike olduğu olgularda BT tanıda kullanılamamaktadır. Bilinen bu klasik bilgilerin yanı sıra literatürde, i.v iyotlu kontrast maddelerin pankreas dokusunun perfüzyonunu bozarak akut pankreatitli parankimde nekroza gidişi kolaylaştırdığı yönünde çalışma ve veriler bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında akut pankreatit tanısında alternatif bir tanı aracı gerekliliği var gibi gözükmektedir. Son zamanlarda bir çok konuda yetkinliği ve yeterliliği çalışmalara konu olmuş ve olan DAG ile akut pankreatit tanısının koyulabilirliğini araştırma konusu olara seçtik.Hasta grubu olarak akut ödematöz pankreatitli 20 hasta seçildi. Nekrotizan pankreatitli hastaları çalışma dışı bırakıldı. Klinik ve laboratuar tetkikleri ile akut pankreatitten şüphelenilerek BT çekilmiş olgulardan oluşan bu hasta grubunda, BT büyük oranda akut pankreatit tanısı koydururken, çok az bir grupta (3 kişide) BT negatif olarak saptanmıştır. Tüm hastalarda konvansiyonel MR sekanslarına ilave olarak b=800 lü DAG ile görüntüler elde ettik ve ADC haritaları ile pankreas baş-gövde-kuyruk bölümlerinden ayrı ayrı ölçümler yaptık. Pankreas patolojisi olmayan 20 olguyu da kontrol grubu seçerek, bu gruba da DAG yapıldı. Elde ettiğimiz hasta ve kontrol grubu ADC verileri istatistiki olarak karşılaştırıldı ancak anlamlı bir sonuca ulaşılamadı, dolayısıyla bu konuda herhangi bir eşik ADC değeri verememekteyiz. Bunun dışında, hasta grubunun ranson skorları, amilaz ve lipaz değerleri, konvansiyonel MR sekansları ile saptanabilirliği ve Balthazarın belirlemiş olduğu BTŞI verileri, teker teker ADC değerleri ile karşılaştırıldı ve istatistiki olarak anlamlı sonuçlara ulaşılamadı. Verilerin dağlım homojenitesinin sağlaması açısından BTŞI grade E olan 6 hastanın verileri çıkarılarak yapılan istatistiki değerlendirmede anlamlı ilişki tesbit edildi. Literatürde grade E olarak belirtilen grupta nekroz gelişiminin netlikle belirlenemediği yönünde olan bilgilerin varlığı, bu durumu açıklayıcı bir bilgi olarak düşünüldü.Literatürde akut ödematöz pankreatitli hastalarda DAG nin tanısal değerine değinen çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, genelde görsel değerlendirme ile difüzyon kısıtlılığından bahsedilmektedir, herhangi bir eşik ADC değeri verilmemektedir. Geniş bir spektrum içerisinde, abdominal patolojilerde, ADC ölçümlerine yer veren bir çalışmada, akut pankreatitli 3 olguda ADC verileri belirtilmiştir. Ancak bu çalışmada da diğer literatür örneklerinde olduğu gibi, daha çok pankreas kitlelerinde difüzyon kısıtlığı ve ADC ölçümleri değerlendirilmiştir.Sonuç olark DAG dan elde edilen ADC verileri ile akut pankraetit için tanısal olabililecek herhangibir eşik değer bulunmadı. Ancak E grubu dışlanarak yapılan BTŞİ- ADC kıyaslaması anlamlı bulundu. DAG ın AP kliniğinde ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemi olmamakla birlikte seçilmiş olgularda tanıyı ve prognozu öngörebilecek alternatif bir görüntüleme yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Bu konuda daha geniş olgu grupları ile yapılacak çalışmalar DAG ın enfektif pankreas patalojilerinde kullanımı ile ilgili yeni bilgiler sunacaktır.

DifüzyonManyetik rezonans spektroskopiPankreas+5
Seçil Karacan
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda sitokeratin 18 düzeyinin önemi ve apopitozisin bir göstergesi olan sitokeratin 18 düzeyi ile akut pankreatitin klinik seyri arasındaki korelasyon

Akut pankreatitin patogenez ve prognozunda pankreas asiner hücre apopitozisin önemli bir rol oynadığı yapılan birçok çalışmada gösterilmiştir. Son yıllarda yapılan çok az sayıdaki hayvan deneylerinde pankreas asiner hücre apopitozisinde sitokeratin 18 (CK18)'in salınımının önemli olduğu gözlenmiştir. Biz de bu çalışmamızda daha önceden insanlar üzerinde araştırılmamış olan CK18 düzeyi ile akut pankreatit kliniğinin seyri arasındaki korelasyonu ortaya koyabilmeyi ve CK18 düzeyinin akut pankreatitin kliniğinde olumlu bir parametre olup olamayacağını göstermeyi amaçladık.Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği'nde akut pankreatit tanısı ile takip edilmiş olan toplam 58 hasta alındı. Hastalar Ranson kriterleri göz önüne alınarak klinik olarak hafif seyirli pankreatit ve ağır seyirli pankreatit olarak 2 gruba ayrıldı. Ranson skoru 6 ve üzerinde olan hastalar klinik olarak ağır seyirli pankreatit ve Ranson skoru 6'nın altında olan hastalar klinik olarak hafif seyirli pankreatit olarak sınıflandırıldı. Tüm hastalardan hastaneye yatışlarının ilk gününde sitokeratin 18 bakılmak üzere kan örnekleri alındı ve serumları ayrılıp -80°C'de saklandı. Toplanan veriler sonucu klinik olarak hafif ve ağır seyirli olarak sınıflandırılan akut pankreatitli hastaların -80°C'de saklanan serum örneklerinden sitokeratin 18 düzeyleri çalışıldı. Hemolizli ve lipofilik kan örnekleri olan 4 hasta serumu araştıma kapsamından çıkarıldı.Hastaların 36'sı (%66,7) klinik olarak hafif seyirli, 18'i (%33,3) klinik olarak ağır seyirli akut pankreatit olan hastalar olarak belirlendi. Hastaların serum CK18 düzeylerinin gruplar arasındaki karşılaştırmasında hafif seyirli akut pankreatit grubundaki hastalarda serum CK18 düzeylerinin, ağır seyirli pankreatit grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001).Sonuç olarak, apopitozisin göstergesi olan CK18 ile akut pankreatit klinik seyri arasında korelasyon tespit edilmiş ve klinik olarak hafif seyirli akut pankreatit vakalarında apopitotik sürecin baskın olduğunu gösteren CK18 düzeyleri yüksek bulunmuşken, klinik olarak ağır seyirli olanlarda CK18 düzeyleri düşük bulunmuştur. Bu da CK18 düzeylerinin akut pankreatit seyrini önceden belirlemede bir parametre olarak kullanılabileceğini göstermektedirAnahtar kelimeler: Sitokeratin 18, Hafif seyirli pankreatit, Ağır seyirli pankreatit

ApoptozisPankreasPankreas hastalıkları+3
Hakan Özdemir
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Post ERCP pankreatit gelişiminde metabolik faktörlerin ve P22PHOX gen ekspresyonunun önemi

Pankreatit, ERCP'nin en sık karşılaşılan komplikasyonudur. Yapılan çalışmalarda hasta ve işlem kaynaklı risk faktörlerinin pankreatit oluşumunu artırdığı ve pankreatit seyrini etkilediği gösterilmiştir. Bu çalışmada diyabet, obesite ve dislipidemi gibi metabolik bozuklukların ve genetik faktörlerden p22phox gen ekspresyonunun post ERCP pankreatit ile ilişkisi araştırıldı.Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 2009 - 2010 tarihleri arasında tanı ve tedavi amaçlı ERCP yapılan hastalar alındı. Post ERCP pankreatit tanımı ve derecelendirmesi ASGE (American Society of Gastrointestinal Endoscopy) kriterlerine göre yapıldı. Çalışma süresince 1329 hasta çalışmaya dahil edildi ve 51'inde (% 3,8) post ERCP pankreatit gelişti. Çalışmada açlık kan şekeri 126 mg/ dl'nin üzerinde olan hastalar diyabetik kabul edildi. Diyabetik hastaların 16'sında (% 7,5), diyabetik olmayan hastaların 35'inde (% 3) post ERCP pankreatit gelişti ve diyabet ile post ERCP pankreatit gelişimi arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p=0.002). Hastalar işlem öncesi bakılan lipid profillerine göre iki gruba ayrıldı. Dislipidemik hastaların 22'sinde (% 5,4), dislipidemik olmayan hastaların 29'unda (% 3,2) post ERCP pankreatit gelişti. Dislipidemi olan grupta post ERCP pankreatit oranı daha fazla olmasına rağmen, istatistiksel olarak bakıldığında dislipidemi ile post ERCP pankreatit arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p=0.08). Hastalar ayrıca vücut kitle indeksi (VKİ) durumlarına göre değerlendirildi. Obez olan grupta (VKİ > 30), obez olmayan gruba göre (VKİ < 30) post ERCP pankreatit oranı daha fazla olmasına rağmen, istatistiksel olarak değerlendirildiğinde hastaların VKİ'leri ile post ERCP pankreatit arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (% 5,5 ve % 3,4 p=0.46).Çalışmanın genetik kısmında ise ERCP işlemi yapılıp pankreatit gelişen ve gelişmeyen hastalar ile tamamen sağlıklı insanlardaki p22phox gen ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldı. İstatistiksel olarak bakıldığında p22phox gen ekspresyonu ile her üç grup arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p=0.003). Alt grup analizinde ERCP sonrası pankreatit gelişen grupta p22phox gen ekspresyonu, pankreatit gelişmeyen gruba göre düşük saptandı fakat istatistiksel anlamlılık saptanmadı (p=0.98). P22phox gen ekspresyonu, sağlıklı grupta pankreatit gelişen ve gelişmeyen gruba göre düşüktü ve gen ekspresyonu açısından aralarında istatistiksel anlamlı fark olduğu saptandı (p=0.009 ve p=0.006).Bu çalışma post ERCP pankreatit gelişiminde metabolik ve genetik faktörlerin etkisini araştıran literatürdeki ilk araştırmadır ve diyabet ile post ERCP pankreatit arasında yakın bir ilişki olabileceği gösterilmiştir. Dislipidemi ve obezite bu çalışmaya göre post ERCP pankreatit riskini bir miktar artırmıştır, ancak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. P22phox gen ekspresyonunun post ERCP pankreatit gelişiminde rol oynamadığı görülmüştür. Diyabetik, dislipidemik ve obez hastalar post ERCP pankreatit için işlem sonrası daha yakın takip edilmelidir.Anahtar kelimeler: Pankreatit, Diyabet, Dislipidemi, Obesite, P22phox

Diabetes mellitusKolanjiyopankreatografi-endoskopik retrogradKomplikasyonlar+7
Taner Babacan
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel akut pankreatit modelinde erdosteinin etkileri

ÖZETAkut pankreatit kendi kendini sınırlayan hafif semptomlardan multiorgan yetmezliği ile seyreden fulminant gidişe kadar oldukça geniş klinik sunum gösterebilen bir hastalıktır.Bu çalışmada 30 adet erkek Wistar albino rat her birinde 10 adet olacak şekilde 3 gruba ayrılmıştır. Grup 1'de herhangi bir işlem yapılmamıştır. Grup 2 ve Grup 3' teki ratlara birer saat ara ile 6 kez toplam 80 ?g/kg olacak şekilde subkutan cerulein enjekte edilerek deneysel pankreatit modeli oluşturulmuş ve bu durumun teyidi için kan amilaz ve lipaz değerlerine bakılmıştır. Grup 3'teki ratlara 10 mg/kg Erdostein orogastrik yol ile verilmiştir. Bu tedaviye 2 gün daha devam edilmiş ve ratlar 3. gün sakrifiye edilmiştir. Ratlardan çıkarılan pankreas dokusunda ödem, inflamasyon, yağ nekrozu, asiner nekroz ve vakuolizasyon histopatolojik olarak araştırılmış ve 0 ile 4 arasında skorlar verilerek değerlendirme yapılmıştır.Cerulein kullanımıyla amilaz ve lipaz gibi biyokimyasal tetkiklerin sonuçları ve pankreas dokularının histopatolojik olarak incelenmesi sonucunda ratlarda akut pankreatit gelişmiş ve pankreas dokusunda ciddi boyutlarda ödem, inflamasyon, asiner nekroz, yağ nekrozu ve vakuolizasyon gözlenmiştir. Grup 3'teki ratlarda Erdosteinin beklenilen antiinflamatuar etkisi elde edilmiş ve oluşan pankreatit şiddetinin azaldığı histopatolojik olarak gösterilmiştir. Çalışmanın istatistiksel sonuçları incelendiğinde ise Erdosteinin akut pankreatit dokusunda inflamasyon, asiner nekroz, yağ nekrozu ve vakuolizasyon skorlarında anlamlı azalmalara yol açtığı ortaya çıkmıştır.Sonuç olarak Cerulein ile ratlarda ağır pankreatit oluşturulmuş ve Erdostein kullanımı ile pankreatit şiddeti azalmış olarak bulunmuştur. Erdostein ile elde ettiğimiz bu olumlu sonuçlar daha kapsamlı deneysel ve klinik çalışmalar ile desteklenebildiği takdirde Erdostein akut pankreatit tedavisinde olumlu etkileri olan yeni bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilecektir.

ErdosteinPankreatitSerulein+2
Banu Karapolat
Düzce University
2012
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Kronik pankreatit hastalarında serum amfiregülin düzeyi tayini

Kronik pankreatit, progresif parankimal fibrozis, maldijesyon, diyabetes mellitus ve ağrı ile karakterize olan pankreasın inflamatuar sendromudur. Kronik pankreatit, pankreas karsinomu için premalign bir hastalıktır ve efektif tarama metodu yoktur. Amfiregülin, epidermal growth faktör ailesi üyesidir ve EGFR?ye bağlanarak mitojenik etki gösterir. Pankreas karsinomunda da amfiregülin ekpresyonunun arttığı bilimektedir. Çalışmamızda pankreas karsinomunda, premalign lezyon olan kr pankreatitte, malignite belirteci olan serum amfiregülin düzeyinin tayini ve yüksek riskli hastalarda pankreas karsinomunun ön görülmesi amaçlanmıştır. Sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırdığımızda, kronik pankreatit hastalarında(p: 0.007) , kronik pankreatit hasta grubunda da psödokist ile komplike olan grupta, serum amfiregülin düzeyinin(p: 0.006) ve Ca 19-9 (p: 0.03) düzeyinin yüksek olduğunu tespit ettik. Ayrıca komplike olan kronik pankreatit grubunda psödokistin uzun çapı ile serum amfiregülin düzeyi (p: 0.01) ilişkisinin istatiksel olarak anlamlı olduğu saptadık. Kronik pankreatit hastalarıyla beraber, psödokist ile komplike olan kronik pankreatit grubunda, serum amfiregülin düzeyinin ve Ca 19-9 düzeyinin yüksek bulunması ve psödokistin uzun çapı ile serum amfiregülin düzeyi ilişkisinin istatiksel olarak anlamlı olması nedeniyle bu hasta gruplarının pankreas kanseri açısından daha yakın takibi gerekmektedir.

AmfiregulinKarsinomaNeoplazmlar+3
Bülent Çolak
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatit tanısıyla takip edilen çocukların retrospektif incelemesi

Akut pankreatit, farkındalığın ve laboratuvar ve radyolojik incelemelerin artmasıyla birlikte son yıllarda çocukluk çağında sıklığı artmakta olan inflamatuar bir hastalıktır. Yaptığımız çalışmada akut pankreatit tanısı alan çocuklarda demografik, etyolojik, klinik, laboratuvar, radyolojik bulgularının, hastalığın prognozunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Hastanemizde Ocak 2010- Nisan 2021 tarihleri arasında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları servisine yatırılarak akut pankreatit tanısı konulmuş ve takiplerde akut rekürren ve kronik pankreatit tanısı almış toplamda 108 çocuk hasta incelendi. International Study Group of Pediatric Pancreatitis: In search for a cure (INSPPIRE) tarafından belirlenmiş olan 3 kriterden en az 2 kriteri sağlayan hastalarda akut pankreatit tanısı konuldu ve çalışmaya dahil edildi. Akut pankreatit tanısı almış olan 108 hastanın 54'ünü erkek, 54'ünü kız cinsiyet oluşturdu. Hastaların başlangıç yaşı 2-17 yaş, yaş ortalaması 9,96 ± 4,8 olarak raporlandı. Hastalarda etyolojisi idiyopatik olanlar %19,4 oranında ve sebebi belirli olanlarda hiperlipidemi %19,4 oranında görüldü. Hastalarda en sık başvuru şikayeti kusmaydı (%60,2). Laboratuvarda amilaz ve/veya lipaz düzeylerinde 3 kat ve üzeri artış olması tanı kriteriydi. Diğer laboratuvar parametrelerinde serum reaktif protein (CRP) düzeylerindeki artış anlamlı olarak değerlendirildi. Hastalarda yapılan radyoloji incelemelerde %94,4 hastada ultrasonografi, %38 hastada bilgisayarlı tomografi, %71,3 hastada magnetik rezonans kolanjiopankreatografi sonuçları pankreatit ile uyumlu olarak raporlandı. Akut pankreatit laboratuvar ve radyolojik görüntüleme imkanlarının artmasına rağmen çocukluk çağında önemli bir inflamatuar hastalık olmaya devam etmektedir. Hastalara mayi desteği ve destek tedavisi tedavide en önemli yaklaşımı oluşturmaktadır. Hastalığın erken tanı ve tedavisiyle hastalığa bağlı morbidite ve mortalite önlenebilmektedir.

Pankreas hastalıklarıPankreatitRetrospektif çalışmalar+1
Savaş Kaan Ünsal
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte organ yetmezliğinin önemi ve prognostik belirteç sistemleri ile karşılaştırması

Akut pankreatit; pankreas bezinde inaktif halde bulunan sindirim enzimlerinin çeşitli nedenlerle aktif hale geçmesi sonucunda, pankreas bezinde, çevre dokularda ve inflamasyonun yayılmasıyla tüm vucutta sistemik bir etki gösterebilen bir klinik tablodur. Uzun yıllardır akut pankreatitin şiddetini ve prognozunu Ranson ve Atlanta gibi sınıflama sistemleriyle ölçmektedir. Yapılan birçok çalışmada akut pankreatite bağlı gelişen organ yetmezlikleri, hastalardan elde edilen laboratuvar verileri ve hastaların antropometrik özelliklerinin de hastalığın şiddeti ve prognozuyla ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Bu çalışmada akut pankreatitte ortaya çıkan organ yetmezlikleri, biyokimyasal parametrelerle ve hastalara ait antropometrik verilerle; Ranson ve Atlanta sınıflama sistemleri arasındaki ilişki ortaya konulmaya çalışıldı. Çalışmamıza akut pankreatit tanısıyla kliniğimizde takip edilen yaşları 19 ile 89 arasında değişen, ardışık 153 hasta alındı. Hastaların Ranson ve Modifiye Atlanta sınıflamaları hesaplanarak, hastalara ait laboratuvar verileri, bel çevresi, vücut kitle indeksi gibi antropometrik verileri hesaplandı ve günlük vizitlerle hastalardaki değişiklikler ve organ yetmezliği gelişenler kayıt altına alındı. Hastalarda gelişen organ yetmezlikleri (akciğer, karaciğer, böbrek, kalp ve multiorgan yetmezliği) Ranson değeri ve Modifiye Atlanta skoru yüksekliğiyle ilişkili (p<0.05) olarak bulundu. Çalışmaya alınan hastalardan 13 tanesinde (%8.4) multiorgan yetmezliği, 17 tanesinde (%11.1) SIRS gelişmiştir. Bunlardan 10 tanesinde (%6.5) erken SIRS gelişmiş, 7 tanesinde yatışından 48 saat sonra (geç) SIRS gelişmiş ve geç SIRS gelişen 7 hastanın 4 tanesinde SIRS persistan olarak devam etmiştir. 10 hastada (%6.5) exitus letalis gerçekleşti. Organ yetmezlikleri, multiorgan yetmezliği ve SIRS gelişen hastalarla ex olan hastalar arasında yapılan istatistiksel analizde p değeri (p<0.05) olarak anlamlı ilişki saptandı. Antropometrik ölçütlerden bel çevresi ve vücut kitle indeksi Ranson değeriyle ilişkili saptanmazken, Modifiye Atlanta sınıflamasıyla bel çevresi arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0.01). Laboratuvar verilerinden üre ve ALT yüksekliği, Ranson ve Modifiye Atlanta sınıflamasıyla ilişkili saptanırken (p<0.001), 0 ve 48. saatte bakılan CRP değerindeki yüksekliklerden sadece 48. saatteki CRP değeri Ranson değeriyle ilişkili olarak bulundu (p<0.05). Organ yetmezliği, MOY, SIRS, her iki şiddet skoruyla korele olmasının yanında mortalite ile de anlamlı olarak koreleydi. Bunların yanında mortaliteyle kolesterol, trigliserit ve yatış anındaki CRP düzeyiyle anlamlı korelasyon elde edilirken; kalsiyum, lipaz ve hematokrit gibi laboratuvar verileriyle anlamlı ilişki saptanmadı. Sonuç olarak akut pankreatitin şiddet ve prognozunu belirlemede ve şiddetli seyreden pankreatitlerde ortaya çıkabilecek olan organ yetmezlikleri açısından dikkatli olunmalıdır. Klasik şiddet skorlama sistemlerinin yanında hastalara ait vücut kitle indeksi, belçevresi ve kolesterol, trigliserit, ALT, CRP gibi laboratuvar verileri önemli prognostik bilgiler vermektedir. Anahtar Kelimeler: Akut pankreatit, organ yetmezliği, şiddet skorlaması

BiyobelirteçlerPankreasPankreas fonksiyon testleri+5
Deccane Düzenci
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Whey proteini izolatının deneysel kronik pankreatit modelinde koruyucu etkilerinin araştırılması

kronik pankreatit, sık görülmeyen ve pankreasta ilerleyici hasara neden olan bir hastalıktır. Toksik, obstrüktif, metabolik, genetik birçok etiyolojik nedeni olabilir. Hastalığın patogenezinde oksidatif stres ve inflamatuvar mekanizmalar önemli rol almaktadır. Mekanizması tam olarak anlaşılamamış bu hastalığın günümüzde küratif bir tedavisi mevcut değildir. Çalışmamızda, anti oksidan ve anti inflamatuvar etkileri olduğu bilinen whey proteininin kronik pankreatitten koruyucu etkisinin incelenmesi amaçlandı. Bu amaçla 49 adet erkek, sprague-dawley cinsi rat 7 gruba ayrıldı: 1. Grup: Oral yoldan whey proteini izolatı gün aşırı verildi. 14. Gün sakrifasyon uygulandı. 2. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve 14. Gün sakrifasyon uygulandı. 3. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve ratlara oral yoldan gün aşırı whey proteini izolatı verildi. 14. Gün sakrifasyon uygulandı. 4. Grup: Kontrol grubu olarak belirlendi 5. Grup: Oral yoldan whey proteini izolatı gün aşırı verildi. 28. Gün sakrifasyon uygulandı. 6. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve 28. Gün sakrifasyon uygulandı. 7. Grup: DBTC ile pankreatit modeli oluşturuldu ve ratlara oral yoldan gün aşırı whey proteini izolatı verildi. 14. Gün sakrifasyon uygulandı. Çalışma sonunda biyokimyasal değerlendirme ve MDA ölçümü için kan örnekleri, histopatolojik inceleme ve NFκB, İL-6, TGF-β, TNF-α için pankreas doku örnekleri alındı. Whey proteini tedavi grubu, 28.gün pankreatit grubu ile karşılaştırıldığında, AST, ALP, Amilaz, Lipaz gibi biyokimyasal parametrelerde; oksidatif stres belirteci olan MDA düzeylerinde; hastalık patogenezinde önemli olan NFκB ve TGF-β düzeylerinde iyileşme saptandı. Bu iyileşme istatitiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sonuç olarak çalışmamız, whey proteininin kronik pankreatitten koruyucu etkisinin olabileceğini ortaya koymaktadır. MDA, NFκB ve TGF-β düzeylerinde iyileşme oluşması whey proteininin bu etkisini anti oksidan ve antiinflamatuvar özellikleriyle gerçekleştirdiğini düşündürebilmektedir. Anahtar kelimeler: kronik pankreatit, whey proteini izolatı, oksidatif, anti-inflamatuvar

Antiinflamatuar ajanlarOksidatif stresPankreas+4
Abdullah Mübin Özercan
Fırat University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel pankreatit modelinde curcuminin etkisi

Bu çalışmada cerulein ve L-Arginin ile oluşturulan deneysel akut nekrotizan pankreatit (ANP) modelinde curcuminin pankreatitin sistemik etkileri ile pankreas dokusu üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmada ağırlıkları 300-350 gram arasında değişen 48 Sprague-Dawley cinsi rat 4 gruba ayrıldı. Grup 1 (sham, n=8), Grup 2 (curcumin , n=8), Grup 3 (ANP, n=16), Grup 4 (ANP+curcumin, n=16). Pankreatit, ratlara subcutan yolla cerulein ve intraperitoneal yolla L-Arginin verilerek oluşturuldu. Tedavi grubuna pankreatit indüksiyonundan 48 saat sonra curcumin gavaj yoluyla uygulandı. 24 saat sonra sakrifiye edilen ratlardan arteryel kan gazı, interlökin-6 (IL-6) ve biyokimyasal parametreler için kan örnekleri alındı. Bronkoalveolar lavaj (BAL) uygulanarak laktat dehidrogenaz (LDH) için örnek temin edildi. Histopatolojik inceleme ve miyeloperoksidaz (MPO) ile malonildialdehit (MDA) aktivitesi ölçümü için akciğer ve pankreas dokuları alındı. Histopatolojik inceleme gruplardan habersiz bir patolog tarafından yapıldı ve pankreas dokusunda; nekroz, ödem, perivasküler infiltrasyon değerlendirildi. Pankreatit uygulamasının serum AST, amilaz ve IL-6 değerleri ile BAL LDH, PCO2, akciğer ve pankreas dokusunda MDA, MPO değerlerini artırdığı, kan basıncını, idrar volümünü, kan gazında pH, PO2 değerlerini ise azalttığı tespit edildi. Curcumin uygulaması; serum amilaz, IL-6, BAL LDH, pH, PCO2, idrar volümü ile akciğer ve pankreasda MDA, MPO değerlerini düzeltti. Histopatolojik olarak pankreatit indüksiyonunun pankreas dokusunda ödem, perivasküler infiltrasyon ve nekrozun arttığı, curcuminin nekrozu azalttığı gözlendi. Curcuminin ratlarda oluşturulan akut nekrotizan pankreatitte yararlı etkisi vardır.

ArjininKurkuminPankreas+3
Sema Koçyiğit
Karadeniz Technical University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Resveratrol ve quercetin'in deneysel şiddetli akut pankreatitteki koruyucu etkilerinin araştırılması

ÖZET Akut pankreatit, hastalık ciddiyetiyle orantılı olarak tedaviye rağmen ciddi komplikasyonlar ve yüksek mortalite oranına sahiptir. İnflamatuvar bir hastalık olduğundan yapılmış çalışmalarda tedavide antiinflamatuvar özelliği olduğu bilinen bazı doğal bileşenler üzerinde durulmaktadır. Bu çalışmada antiinlamatuvar, antioksidan etkileri olan bitkisel kaynaklı bileşenler olan resveratrol ve quercetin 'in şiddetli akut pankreatitteki koruyucu etkilerinin araştırıldı. Çalışmada 7'şerli gruplarda toplam 42 adet dişi Wistar rat kullanıldı. Grup 1'e (n=7) (K) bazal diyet uygulandı. Grup 2'ye (n=7) (DMSO) intraperitoneal DMSO (dimetil sülfoksit) uygulandı. 3. gruba (n=7) (C) 20 mcg/kg cerulein 1 saat aralıklarla 4 kez subkutan (s.c) olarak uygulandı. Grup 4 (n=7) (C+RES); cerulein ile akut pankreatit oluşturulan grupta 30 mg/kg resveratrol+DMSO ceruleinin ilk dozundan önce intraperitoneal olarak uygulandı. Grup 5 (n=7)(C+QUE); cerulein ile akut pankreatit oluşturulan grupta 50 mg/kg quercetin cerulein ilk dozundan önce orogastrik sonda ile uygulandı. Grup 6 (n=7) (C+RES+QUE); cerulein ile akut pankreatit oluşturulan grupta cerulein ilk dozundan önce 30 mg/kg resveratrol+DMSO intraperitoneal, 50 mg/kg quercetin orogastrik sonda ile uygulandı. Çalışma protokolü tamamlandıktan sonra ratlar anastezi altında dekapite edildi. Biyokimyasal incelemeler için serum ve histopatolojik inceleme için pankreas doku örnekleri alındı. Serum örneklerinden amilaz, lipaz, AST, ALT çalışıldı. Pankreas dokusu fikse edildikten sonra hemotoksilen ve eozin ile boyanarak ödem, yağ nekrozu ve lökosit infiltrasyonu açısından değerlendirildi ve histopatolojik skorlama kriterlerine göre sınıflandırıldı. Pankreas dokusu homojenize edilerek HPLC yöntemiyle MDA, real time PCR yöntemiyle TNF alfa, COX-2, NFκB, IκB düzeyleri çalışıldı. Çalışma sonunda kontrol grubu ile karşılaştırıldığında serum amilaz düzeyleri grup 3 (C) ve grup 4'te (C+RES) anlamlı yüksek saptanırken; grup 5 (C+QUE) ve grup 6' da (C+RES+QUE) anlamlı fark izlenmedi. Serum lipaz düzeyi açısından değerlendirildiğinde kontrol grubu ile (C) grubu arasında anlamlı fark saptanırken, kontrol grubu ile 4. 5. ve 6. gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi. Serum amilaz, lipaz ve histopatolojik skorlama açısından bakıldığında grup 5 (C+QUE) ve grup 6 (C+RES+QUE) nın serum amilaz, lipaz düzeylerinde cerulein (C) grubuna göre anlamlı azalma ve histopatolojik skorlarda iyileşme sağladığı saptanmıştır. Resveratrol, quercetin ve her ikisi birlikte pankreas dokusunda MDA, TNF alfa, COX-2, NFκB düzeylerinde azalma sağladılar, IκB düzeyinde ise sadece kombine uygulamaları sonucu azalma olmasını önlediler. Sonuçta quercetin ve resveratrol quercetin kombinasyonunun biyokimyasal parametrelerde, oksidatif stres elemanları ve proinflamatuar sitokinlerde ve histolojik skorlarda akut pankreatit grubuna oranla en belirgin koruyucu etkiyi göstermiştir. Hem resveratrol hem quercetin hemde kombine olarak uygulanmaları hastalık şiddetini azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Şiddetli akut pankreatit, cerulein, resveratrol, quercetin

KuersetinPankreasPankreas hastalıkları+3
Mehmet Asoğlu
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitli hastalarda insülin direnci, abdominal obezite ve adipositokin düzeyleri ile hastalık şiddeti arasındaki ilişki

Akut pankreatit, pankreas dokusunda nekroinflamasyon ile karakterize bir klinik tablodur. Şiddetli seyretmesinden sorumlu tutulan birçok faktör vardır. Obezite şiddetli seyirden sorumlu faktörler arasındadır. Obezlerde, adipoz dokudan salgılanan çeşitli faktörlerin insülin direnci yanında inflamasyon gibi patogenetik olaylarla da ilişkileri olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmada akut pankreatitli hastalarda obezite, adipoz doku, insülin direnci ve adipostikinler arasındaki ilişkinin çalışılması hedeflendi.Çalışmamıza akut pankreatit tanısı alan 18-85 yaşları arasında olan 45 hasta ile bel çevresi, VKİ, HOMA-IR, yaş ve cinsiyetleri uyumlu 40 sağlıklı gönüllü alındı. Adiponektin, resistin, TNF-? ve leptin düzeyleri elisa yöntemi ile hasta gurubunda 1. ve 4. günler, kontrol gurubunda ise bir kez ölçüldü.Resistin değerleri AP grubunda kontrol grubuna göre 1. ve 4. günlerde istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0.001) . Resistin değerlerinde 1.ve 4. günler arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Adiponektin değerleri 4. günde 1. güne göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0.001). 4. gündeki TNF-? değerlerinde ise 1. güne göre istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma saptandı (p<0.001). Leptin değerlerinde AP ve kontrol grubu arasında ve yine birinci ve dördüncü günler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı.Sonuç olarak, çalışmamızda akut pankreatitli hastalar VKİ,bel çevresi ve HOMA-IR ölçümü ile kontrol grubuna göre obez hastalardı ve kontrol grubuna göre hastalarımızda insülin direnci vardı. Resistin düzeyleri, kontrol grubuna göre anlamlı yüksek saptandı. Adiponektin, leptin ve TNF-? düzeylerinde kontrol gurubuna göre istatistiksel olarak fark saptanmadı. Resistin seviyesinin hastalık şiddeti ile birliktelik göstermese de anlamlı yüksek seyretmesi dikkate değerdi ,hastalık şiddeti ile ilişkisinin araştırılması için çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: akut panreatit, obezite, adiponektin, leptin, resistin, TNF-?

AdiponektinLeptinObezite+4
Ramazan Toksay
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel olarak L-arginin ile oluşturulan akut pankreatit modelinde sildenafil sitratın etkileri

Akut Pankreatit günümüz tıpdaki tüm gelişmelere rağmen önemli bir morbidite ve mortalite kaynağı olarak yerini korumaktadır. Bu hastalığın nedenine yönelik olarak birçok araştırma yapılmasına rağmen fizyopatolojisi tam olarak aydınlatılamamıştır. Dolayısı ile Akut Pankreatit ve komplikasyonlarının tedavisinde günümüzde halen kullanılabilecek spesifik ve etkili bir farmakolojik ajan bulunamamıştır. AP'in kliniği değişken olup, hafif karın ağrısından çoklu organ yetmezliğine ve ölüme kadar değişen geniş bir klinik tabloyu kapsamaktadır. Ülkemizde pankreatitin insidansı ile ilgili bir çalışma yapılmamakla birlikte ABD'de yapılan bir çalışmada; ABD'de her yıl AP bağlı olarak yaklaşık 4000 kişinin hayatını kaybettiği, AP ve komplikasyonlarına bağlı yaklaşık 2 milyon dolar tedavi masrafının yapıldığı tespit edilmiştir.1998 yılından itibaren erektil disfonksiyonların tedavisinde yaygın olarak kullanılan farmakolojik ajan olan Sildenafil Sitrat;fosfodiesteraz Tip 5 (PDE 5) inhibitörü olup,son zamanlarda yapılan deneysel çalışmalarda iskemi-reperfüzyon hasarına karşı güçlü bir kardiyoprotektif etkisinin olduğu yine serbest oksijen radikallerinin (SOR) inhibisyonu ile güçlü bir antienflanmatuar etkisinin olduğu gösterilmiştir.Bu çalışmada Sildenafil Sitrat'ın akut pankreatit üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlandı.Çalışmada; ağırlıkları 185-230 gr arasında değişen, Wistar-Albino cinsi 21 adet erkek rat 3 eşit gruba bölündü.Grup1(n=7)'e intraperitoneal %0,9 NaCL enjeksiyonu yapıldı. Grup2 (n=7) ve Grup3(n=7)'e birer saat aralıklar ile iki kez 100 mg/100 gr dozunda intraperitoneal L-Arginin verilerek akut pankreatit oluşturuldu.Grup3 (n=7)'e akut pankreatit oluşturulduktan 30 dakika ve 12 saat sonra Sildenafil Sitrat 10mg/kg/gün olacak şekilde iki eşit doz halinde intraperitoneal olarak verildi. Tüm ratlar 24 saat sonra genel anestezi altında karınları ve thoraksı açı lıp pankreas ve akciğer dokusu çıkarılıp, Hemotoksilen-Eozin ile boyanıp, histopatolojik incele?me yapıldı. Kan alınarak serum amilaz, AST, ALT, LDH, IL-1ß,IL-6,TNF-?, NO ve ADMA düzeylerine bakıldı.Tedavi grubunda biyokimyasal paramaterelerden Amilaz, AST, ALT, LDH, IL-1ß, IL-6,TNF-? ve NO ile histopatolojik olarak pankreas ve akciğer dokusunda ödem, perivasküler enflanmasyon düzeyi çalışma grubuna göre belirgin olarak düşük izlendi(p<0,001).ADMA düzeyi ise tedavi gubunda kontrol ve çalışma grubuna göre anlamlı derecede artmış olarak bulundu. Tedavi grubunda asiner hücre nekrozu ve hemoraji izlenmendi. Ancak çalışma grubunda asiner hücre nekrozu ve hemoraji yeterli düzeyde oluşturulamadığı için aradaki fark anlamlı kabul edilmedi.Sonuç olarak; Sildenafil Sitrat akut pankreatitin erken döneminde kullanıldığında bazı biyokimyasal ve histopatolojik değişiklikleri belirgin şekilde gerileterek pankreatik dokuyu korumaktadır.Anahtar kelimeler: Akut pankreatit, L-Arginin, Sildenafil

ArjininPankreasPankreas hastalıkları+2
Barış Gültürk
Fırat University
2010
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pankreatitte hastalığın şiddetini belirlemede plasma ghrelin ve obestatin seviyelerinin yeri

Akut Pankreatit (AP) tıptaki gelişmelere rağmen önemli bir morbidite ve mortalite kaynağıdır. Kliniği değişken olup, etyolojisi bilinmekle birlikte patogenezi tam olarak anlaşılamamıştır. Tanısında ve şiddetinin belirlenmesinde günümüzde halen kullanılabilecek özgül bir biyokimyasal parametre yoktur.Tedavide hastalığın şiddetine göre davranılmaktadır. Şiddeti belirlemek amacıyla günümüzde en çok Ranson, Glasgow ile APACHE-II skorlaması kullanılmaktadır.1999'da keşfedilen Ghrelin'nin antiinflamatuar özellik dâhil birçok etki gösterdiği bilinmektedir. Ghrelin'le aynı genin ürünü olan Obestatine'nin ise zıt etki ettiğine dair çalışmalar vardır ancak bu durum henüz net değildir. Bu çalışmamızdaki amaç AP'nin tanısında ve şiddetini belirlemede ghrelin ve obestatinin yerini araştırmaktır.Çalışmaya; AP tanısıyla kliniğimizde yatarak tedavi görmüş 30 kişilik hasta grubu ve 25 kişilik sağlıklı gönüllülerden oluşan kontrol grubu dâhil edildi. Hastalar 1992 yılında tanımlanan Atlanta kriterlerine göre hafif ve şiddetli AP olmak üzere iki gruba ayrıldı. Deneklerden başvuru esnasında ve rejim açıldıktan sonra kan örnekleri alınarak ghreline ve obestatine düzeylerine bakıldı.Hafif ve şiddetli AP'li hastaların ghrelin ve obestatin değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı.Kontrol grubuyla pankreatitliler karşılaştırıldığında, ikisinde de açlık açil-ghrelin ve des-açil-ghrelin seviyelerinin arttığı izlendi. Oral alım açıldıktan sonra ise kontrol grubunda seviyenin azaldığı ancak pankreatitlilerde değişmediği görüldü. Obestatin açısından kıyaslandığında ise başvuru anında ve rejim açıldıktan sonrada obestatin seviyesi AP'lilerde yüksektir.Sonuçta; AP tanısında; başvuru anında ghrelin düzeyinin yeri saptanamamıştır. Yalnız klinik yatıştıktan sonra ghrelin düzeyinin hala yüksek seyretmesi tanı için destekleyici olabilir. Obestatinin ise hastaların başvuru anında da yüksek olması tanı için daha önemli olabilir. Ancak bu iki hormonun AP'nin şiddetiyle olan ilişkisi ortaya konulamamıştır.Anahtar kelimeler: Akut pankreatit, Obestatin, Ghrelin

GhrelinObestatinPankreas+1
Burhan Hakan Kanat
Fırat University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel olarak geliştirilen akut pankreatitte probiotik kullanımı ve enemanın septik komplikasyonların azaltılmasındaki yeri

Bu çalışmanın amacı, akut pankreatitte lavman, probiotik ajan Saccharomyces boulardii ve bu iki ilacın birlikte kullanımının bakteriyel translokasyon, pankreatit şiddeti, TNF-alfa serum düzeyleri ve pankreastaki TNF-alfa ekspresyonları üzerine etkisini ve bu faktörlerin birbiri ile ilişkisini araştırmaktır.Çalışmamızda her birinde 8'er rat olan 5 deney grubundan birincisine sham laparotomi yapıldı (Grup 1). Kalan 4 gruba laparotomi yapılarak biliopankreatik duktustan %3,5'luk taurokolat verildi ve bu yolla pankreatit oluşturuldu. Kontrol grubuna (Grup 2) tedavi uygulanmadı. Üçüncü gruba laparotomi sonrası 6 ve 24. saatlerde lavman uygulandı. Dördüncü gruba yine aynı saatlerde probiotik verildi. Beşinci gruba aynı saatlerde hem probiotik hem lavman uygulandı. Hayvanlar 48. saatte sakrifiye edilerek doku kültürü yapılması, pankreasın histopatolojik incelemesi ve pankreas dokusundan TNF-alfa ekspresyonu çalışmak için doku örnekleri alındı. Amilaz ve serum TNF-alfa düzeyleri ile kan kültürü çalışılması için kan örnekleri alındı.Bütün pankreatit gruplarında amilaz düzeyleri, sham grubuna göre anlamlı biçimde yüksek çıktı (p<0,05). Mezenterik lenf nodlarında üreme olan rat sayısı lavman grubunda bütün gruplara göre anlamlı biçimde fazlaydı (p<0,05). Probiotik grubu ile probiotik+lavman gruplarında duodenum ve pankreas dokularında hiç üreme olmadı ve diğer gruplarla bu iki grup arasında bu açıdan anlamlı fark vardı (p<0,05). Pankreas dokusundaki TNF-alfa ekspresyon düzeyleri kontrol grubunda sham grubuna ve diğer çalışma gruplarına göre anlamlı biçimde yüksekti (p<0,05). Sham grubu, probiotik ve probiotik+lavman grupları arasında pankreas dokusundaki TNF-alfa düzeyleri açısından anlamlı fark yoktu.Çalışmamızda akut pankreatitin enfeksiyöz komplikasyonlarının tedavisinde boşaltıcı lavmanın bakteriyel translokasyonu önlemediği; aksine arttırdığı gösterilmiştir. Probiyotik ajan S. boulardii'nin ise akut pankreatitte enfeksiyöz komplikasyonların engellenmesinde yaralı bir ajan olduğuna dair bulgular elde edilmiştir. Akut pankreatittte probiotik ve lavman kullanımının pankreas dokusundaki TNF-alfa ekspresyonunu hangi mekanizma ile azalttığının ve bunun tedavideki öneminin ise ileri çalışmalarla araştırılması gerekmektedir.

LavmanlarLavmanlarPankreatit+3
Bahadır Osman Bozkırlı
Gazi University
2009
10

Related subjects