Pankreatit
Bu konu başlığı altında 74 tez
Akut pankreatit tanılı olgularda laboratuvar parametrelerinin hastalık prognozunu belirlemedeki etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada SII, PLR, NLR, RDW, BUN/ALB oranı, Monosit/HDL oranı, CRP/ALB oranı gibi invaziv olmayan parametrelerle akut pankreatit şiddetinin önceden tahmin edilmesi ve buna göre uygun tedavi düzenlemeleri ile morbidite ve mortalitenin azaltılması, çalışma sonucu elde edilen verilerle literatüre katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışma retrospektif çalışmadır. Süleyman Demirel Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda tanımlayıcı çalışma olarak tasarlandı. Çalışmaya 18 yaş üstü akut pankreatit (AP) tanılı (malignite , romatolojik hastalık ve kronik enfeksiyon tanıları olanlar hariç) olgular dahil edildi. Akut pankreatit tanılı hastalara ait veriler Süleyman Demirel Üniversitesi Otomasyon Sistemi, hasta dosyalarından toplandı, sosyo-demografik bilgiler yanı sıra hastaların özgeçmiş bilgileri, eşlik eden dâhili hastalıkları, başvuru şikâyetleri, başvuru anındaki vital bulguları, biyokimyasal değerleri, başvuru anında ve takibinde çekilen bilgisayarlı tomografi bulguları, hastane yatış süresi ve mortalitesi değerlendirildi. Çalışma sonucunda akut pankreatitli hasta grubunda prognozu etkileyen etmenlerin araştırılması için bazal veriyi sağlamak hedeflendi. Çalışmaya 01.01.2018 ile 01.12.2023 tarihleri arasındaki 153 AP tanılı olgu dahil edildi. Tüm istatistiksel analizler için SPSS 26 (IBM, Armonk, NY, USA) paket programı kullanıldı. P < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda AP olgularında yaş ortalaması 64.7 ± 18'di, olguların 77 (%50.3)'si erkek, 76 (%49.7)'sı kadındır. Olguların 105 (%68.6)'inde hafif akut pankreatit, 48 (%31.4)'inde ciddi akut pankreatit olduğu görüldü. Olguların 24 (%15.7)'ünün Balthazar Skorlaması (0-1), 96 (%62.7)'sının Balthazar Skorlaması (2-3), 28 (%18.3)'ünün Balthazar Skorlaması (4-6), 5 (%3.3)'inin Balthazar Skorlaması (7-10)'dur. Olguların 56 (%36.6)'sı 7-10 gün, 51 (%33.3)'i 10 günden fazla, 43 (%28.1)'ü 4-6 gün hastane yatışına sahiptir. Olguların 13 (%8.5)'ünde yoğun bakım yatışı vardır, 8 (%5.2) olgunun ise mortaliteyle sonuçlandığı görüldü. AP olgularında SII düzeyi (p=0.001) ve CRP/ALB düzeyi (p=0.009) hastane yatış süresi uzun olan hastalarda kısa süreli yatanlardan anlamlı olarak yüksektir. Ciddi AP'si olan hastalarda hafif AP'si olan hastalara göre ve Balthazar skorlaması yüksek olan olgularda hastane yatış süresi anlamlı olarak daha uzundur ve YB yatışı anlamlı olarak daha fazladır (p<0.001). BUN/ALB düzeyi yoğun bakım yatışı yapılan hastalarda yatış yapılmayan hastalardan anlamlı olarak yüksektir (p=0.012). Mortaliteyle sonuçlanan olguların BUN/ALB düzeyleri (p=0.032) ve CRP/ALB düzeyleri (p=0.040) sağ kalanlardan anlamlı olarak yüksektir. Ciddi AP'si olan hastalar hafif AP'si olanlara göre anlamlı olarak daha fazla mortal seyretmiştir (p<0.001). Ex olanlarda sağ kalanlara göre Balthazar Skorlaması anlamlı olarak yüksektir (p<0.001). Hastane yatış süresi uzun olan olgular (p=0.005) ve YB'de yatan olgular (p<0.001) daha mortal seyretmiştir. Ciddi AP'si olan olgularda RDW (p=0.005), SII (p<0.001), BUN/ALB (p=0.001) ve CRP/ALB (p=0.035) düzeyleri hafif seyirli AP'si olan olgulara göre anlamlı olarak yüksektir. Balthazar skorları arttıkça SII düzeyleri (p=0.007), BUN/ALB düzeyleri de artmaktadır (p=0.024). Sonuç: AP olgularının %8.5'inde YB yatışı mevcuttur ve olguların %5.2'si mortal seyretmiştir. Bu mortal seyirde AP ciddiyetinin yanında hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik özelliklerinin farklılığı ve eşlik eden komorbiditelerinin de etkisinin olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Yaş hem prognoz tayininde hem de AP'li olguların klinik seyrinde önemli bir parametredir. SII, CRP/ALB düzeyleri hastane yatışının uzamasıyla ilgili bulunmuştur. BUN/ALB düzeyleri YB yatışı üzerinde etkili bulunurken, BUN/ALB ve CRP/ALB düzeyleri mortalite üzerine etkili bulunmuştur. Ranson ve Balthazar skorları yüksek olan olgularda hastane yatışı uzamış, YB'ye yatan olgular daha mortal seyretmiştir. Ranson ve Balthazar skorlarına göre olguların ciddiyetinin belirlendiği bilinmekte olup , literatürdeki çalışmalar ve mevcut çalışmamızdan yola çıkılarak benzer şekilde RDW, SII, BUN/ALB, CRP/ALB düzeylerinin ciddi AP olgularında hafif AP olgularına göre anlamlı olarak yüksek seyrettiği söylenebilmektedir.
Çocukluk çağı pankreatı̇t hastalarının tanı, tedavı̇ ve klı̇nı̇k ı̇zlem sonuçları
Pankreas hastalıklarının fizyopatogenezinin anlaşılması, tanısal yöntemler konusunda kaydedilen gelişmeler ve hekimlerin artmış farkındalığına bağlı son yıllarda pankreatit tanısı alan hasta sayısı giderek artmaktadır. Akut pankreatit (AP) vakaları genellikle komplikasyon gelişmeden düzelirken, bazı AP vakalarında tekrarlayan pankreatit atakları (akut rekürren pankreatit-ARP) görülüp, kronik pankreatit (KP) gelişimine neden olabilmektedir. Bu çalışmada 01.01.2016 ile 01.09.2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji-Hepatoloji ve Beslenme, Çocuk Cerrahisi, Çocuk Acil Polikliniği'ne başvuran ya da Genel Pediatri Servisi'nde takip edilen AP, ARP, KP tanılı hastaların retrospektif olarak demografik, etiyolojik, klinik ve laboratuvar özelliklerinin, klinik izlem sonuçlarının ve prognozunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya pankreatit tanısı alan 33'ü (%63,5) kız, 19'u (%36,5) erkek 52 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %44,3'ü AP, %38,4'ü ARP, %17,3'ü KP'dir. Hastaların tanı yaşları 1-17 yıl (ort. 9,1±4,9 yıl) arasında değişmektedir. Pankreatit türüne göre etiyolojik nedenler gruplandırılmıştır. AP'li hastalarda %30 sıklıkta ilaç kullanımı pankreatit atağından sorumlu bulunmuştur. ARP'li hastalarda en sık neden pankreatikobiliyer sistem anomalisi (pankreatik divisum, pankreatikobiliyer birleşim anomalisi) (%45), KP'nin en sık nedeni genetik mutasyonlar (%44) olarak saptanmıştır. Hastaların en sık başvuru şikayeleri karın ağrısı (%94) ve bulantı/kusma (%67) olarak saptanmıştır. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde 1-5 yaş grubunda bulantı/kusma, ishal ve ateş şikayeti 6-17 yaş grubu ile karşılaştırıldığında artmış sıklıkta görülürken, istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Tanı anındaki laboratuvar bulgularına bakıldığında ortalama serum amilaz değeri 656±663,2 U/L (136-2953 U/L), serum pankreatik amilaz değeri 524,2±559,8 U/L (83-2764 U/L), serum lipaz değeri 1182±1447,3 U/L (83-4932 U/L) olarak saptanmıştır. Ortalama C-reaktif protein (CRP) değeri 3,24 ± 6,64 mg/dL olup, 33 (% 63,5) hastada yüksek saptanmıştır. CRP yüksekliği olan hastaların hastanede kalış sürelerinin CRP değeri normal olan hastalara göre daha uzun olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,01). Komplikasyon gelişen hastaların CRP değerleri komplikasyon gelişmeyenlere göre daha yüksek olup, istatistiksel anlamlı saptanmamıştır (p>0,05). Genetik tetkikler değerlendirildiğinde 10 (%20) hastaya genetik mutasyon analizi yapılıp KP'li dört hastada KFTR mutasyonu, ARP'li bir hastada SPINK-1 mutasyonu saptandığı görülmüştür. Radyolojik tetkikler değerlendirildiğinde hastaların %94'ünün ultrasonografi (US), %36,5'inin bilgisayarlı tomografi (BT), %82,6'sının manyetik rezonans kolanjiyopankreatografi (MRKP), %30,7'sinin endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi (ERKP) ile tetkik edildiği görülmüştür. MRKP ve ERKP yapılma sıklığı ARP'li hastalarda AP'li hastalara göre istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Pankreatit atağı sırasında en sık kullanılan ağrı kesici parasetamol olup, opioid kullanım sıklığı tüm hastalarda %9,6 olarak saptanmıştır. Antibiyotik verilme sıklığına bakıldığında tüm hastaların %61,5'inin tekli ya da çoklu, %42'sinin çoklu antibiyotik tedavi aldığı görülmüştür. En sık kullanılan antibiyotikler sulperazon (%62), amikasin (%51,4), ornidazol (%28,8) olarak saptanmıştır. Pankreatit atağı sırasında verilen idame mayi miktarına bakıldığında hastaların %54'üne 2000 cc/m2/gün ve üzeri hacimde mayi verildiği görülmüştür. 1500 cc/m2/gün mayi alanlar ve 2000 cc/m2/gün ve üzeri mayi alan hastalar hastanede kalış, amilaz ve lipaz değerinin normal seviyeye gelme süreleri ile komplikasyon gelişme riski açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Enteral nutrisyon (EN) verilmeyen izlem süresi tüm hastalar için ortalama yedi gün (1-30 gün) olarak bulunmuştur. EN'ye 72. saatten sonra başlanan hastaların hastanede kalış süresi EN 72. saatten önce başlanan hastalara göre anlamlı olarak daha uzun bulunmuştur (p=0,01). Pankreatit hastaları her yaş grubunda tanı almakta ve başvuru şikayetleri yaş grubuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Başvuru anında bakılan laboratuvar bulguları ve radyolojik görüntülemeler pankreatit ayırıcı tanısında ve hastalığın prognozu konusunda ipucu vermektedir. ARP ve KP hastalarının hastalık yükü nedeniyle akut dönemde tanı konulması ve rekürren atakların önlenmesi önem taşımaktadır. Hastaların tedavisi konusunda standart yaklaşım oluşturulması prognozu iyileştirici etkide bulunacaktır.
Gebelik döneminde akut pankreatit geçiren hastalarda etyoloji ve prognoz
Giriş ve Amaç: Çalışmamız Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji bölümünde 2019-2022 tarihleri arasında gebelik döneminde AP tanısı alan hastalar çalışmaya dahil edildi. Bu çalışmada gebelikte AP tanısı alan hastalarda etyoloji, prognoz ve fetüs üzerine olan etkileri incelendi. Materyal-Metod: Hastaların verileri prospektif olarak toplandı. Hastalara AP tanısı; karın ağrısı, serum amilaz ve lipaz testlerinin normalin üç katının üzerinde olması, ultrason veya manyetik rezonans görüntülemelerinde karakterize pankreatit bulguları olmak üzere üç kriter değerlendirildi ve üç kriterden iki tanesi pozitif olan hastalara akut pankreatit tanısı konuldu. Modifiye Atlanta kriterlerine göre AP hafif, orta ve şiddetli olarak sınıflandırıldı. Bulgular: Median yaşı 28 (19-45 yıl) olan toplamda 20 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların median VKİ: 28.5 kg/m2 (20-39.1) idi. AP geçirdikleri median gebelik haftası 28 ( Bir hasta 1.trimester, yedi hasta 2. trimester, on iki hasta 3. trimester, en düşük 8. hafta, en yüksek 39. hafta) idi. 5 (%25) hastanın gebe kalmadan önce de AP öyküsü mevcuttu. 8 hasta ilk gebeliklerinde AP atağı geçirdi. Hastaların 15'inde (%75) neden biliyer pankreatit, 3 (%15) hastada hipertrigliseridemiye bağlı pankreatit, 1 (%5) hastada akrep sokmasına bağlı pankreatit, 1 (%5) hastada ERCP sonrası pankreatit mevcuttu. Doğumu gerçekleştirilen hastaların 9'una (%50) normal doğum, 9'una (%50) sezaryen doğum yapıldı. Bu yazının yazıldığı zaman 2 hasta halen gebeydi. Doğumdan sonra hastaların 9'una kolesistektomi operasyonu yapıldı. Fetusların 14'ünün (%70) cinsiyeti erkek, 6'sının (%30) ise kız idi. Median doğum ağırlıkları 2975 gr (2250-3800 gr), median APGAR skoru 9 idi. Fetusların 16'sında doğumda anomali yok idi, bir yenidoğan omfalit nedeniyle yoğun bakımda takip edildi. Hastaların 18'i (%90) hafif, 1 hasta (%5) orta ağır AP idi. Hipertrigliseridemiye bağlı ağır AP geçiren 1 hasta (%5) gebeliğin 35. haftasında abortus sonrası exitus oldu. Sonuç: Bizim çalışmamızda gebelikte geçirilen AP'nin en sık nedeni biliyer pankreatit, ikinci sıklıkta hipertrigliseridemiye bağlı pankreatittir. Gebelikte geçirilen akut pankreatit atağı ciddi IX morbiditeye ve bizim bir hastamızda olduğu gibi hem anne hem fetusta mortaliteye neden olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelikte pankreatit, akut pankreatit
Portal hipertansiyonu olan ve portal hipertansiyonu olmayan hastalarda post ERCP komplikasyonlarının mukayeselı değerlendirilmesi
Portal hipertansiyonlu (PHT) hastalarda ERCP sonrasında teorik olarak lökopeni ve lökosit fonksiyon bozukluğu nedeniyle enfeksiyon (kolanjit, asit enfeksiyonu vb), trombositopeni ve trombosit fonksiyon bozukluğu nedeniyle kanama [endoskopik sfinkterotomi (ES) kanaması, dilatasyon sonrası kanama], efektif kan volümü azlığı nedeniyle post ERCP pankreatit (PEP) ve mevcut gastroözofageal varislerde kanama riski artabilir. Bu çalışmanın amacı PHT olan hastalarda post ERCP komplikasyon sıklığının artıp artmadığının saptanmasıdır. Ocak 2018-haziran 2021 tarihleri arasında ERCP yapılan PHT'u olan 31 hastaya [12 K, 45.5±14.7 yıl, 10 PSC, 8 portal kolanjiopati, 13 çeşitli etyolojilere bağlı parankimal siroz, ortalama MELD:12 (6-20), 13 Child A, 17 Child B ve 1 Child C] yapılan 71 işlemin verileri, hastaneye yatarak ERCP işlemi yapılan PHT'u olmayan 71 hastaya (39 K, 56.9±16.4 yıl yaş) yapılan 77 ERCP işlemi ile retrospektif/prospektif olarak kıyaslandı. Vaka grubunda lökosit (ortancası 4900 /μL x 7600 /μL), trombosit (ortancası 116000 /μL x 227000 /μL) değerleri daha düşükken, INR (ortancası 1.2 x 1.09) daha yüksekti. Her iki grupta da çoğunlukla midazolam + meperidin anestezisi ile işlem yapıldı. İşlem öncesinde vaka grubunda 3 hastaya trombosit desteği, 2 hastaya TDP desteği verildi. Kontrol grubunda antikoagülan/antiagregan kullanan 11 hastanın ilaçları uygun sürede kesildi. 'Naive' papillası olan hastalarda işlem öncesi 100 mg rektal indometazin ve işlem süresince ve sonrasında Ringer Laktat infüzyonu yapıldı. Pankreas kanalı kanülize edildi ise pankreatik stent takıldı (1 ve 5 hasta). Kanülasyon başarısı (30/31 x 71/71) benzerdi. ES kontrol grubunda daha fazla yapıldı (% 22.6 x % 60.6, p=0.001; diğer hastalar zaten ES'li idi). Papilla dilatasyonu (% 19.3 x % 14, p=0.55), biliyer dilatasyon (% 22.6 x % 9.9, p=0.11), taş çıkartılması (% 38.7 x % 53.5, p=0.246 ), stent takılması (% 64.5 x % 42.3, p=0.064) oranları farklı değildi. Toplam komplikasyon (% 9.7 x % 12.7) ve ES kanaması (%0 x % 1.1), PEP (% 3.2 x % 4.2) ve kolanjit (% 6.5 x % 7) açısından fark yoktu (total komplikasyon: p=1.000, komplikasyon türü: p=0.264). İşlem sayı ve komplikasyon varlığı (31 hasta/71 işlem, %11.3 komplikasyon oranı, 71 hasta/77 işlem, %13 komplikasyon oranı, p=0.946) açısından değerlendirildikte de gruplar arasında fark yoktu. Hiçbir hastada varis kanaması ve işleme bağlı ölüm olmadı. Çalışmamızın sonuçları, ileri evre parankimal sirozu olan hasta sayımız az olmakla beraber, gerekli tedbirler alındığında portal hipertansiyonun post ERCP komplikasyon sıklığını belirgin olarak artırmadığını göstermektedir.
Akut pankreatit hastalarında serum SuPAR (Çözünür ürokinaz plazminojen aktivatör reseptör) düzeyi ile hastalık şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Akut pankreatit (AP) şiddetli karın ağrısına, pankreatik nekroza ve çoklu organ disfonksiyonuna neden olabilen, %1-5'lik bir mortalite oranına sahip, pankreasın yaygın inflamatuar bir hastalığıdır. Hafif AP (MAP), organ yetmezliği olmaması ve lokal veya sistemik komplikasyon olmaması ile karakterizedir. Orta şiddetli AP (MSAP), geçici organ yetmezliği (48 saat içinde düzelir) ya da lokal, sistemik komplikasyonların olmasıdır. Şiddetli AP (SAP) bir veya daha fazla organı tutabilen kalıcı organ yetmezliği (48 saatten uzun süren) gelişmesidir. SuPAR proteini hücre yüzeyinden ayrıldıktan sonra kanda ve diğer organik sıvılarda bulunur. Hücre adezyonu, migrasyon, kemotaksis, proteoliz, immün aktivasyon, doku yeniden şekillenmesi, invazyon ve sinyal transdüksiyonu dahil olmak üzere çeşitli immünolojik fonksiyonlarda yer alır. Çalışmamızda AP hasta grubu şiddetine göre sınıflanıp, serum SuPAR düzeyi ile AP şiddeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız 30.10.2021 ve 30.06.2022 tarihleri arasında hastanemize başvuran 18-80 yaş arası 130 akut pankreatitli ve 50 sağlıklı gönüllü ile yapılmıştır. Hastalar demografik özellikleri, hastalığın etiyolojisi, laboratuvar parametreleri ve Atlanta sınıflamasına göre gruplandırıldı. Akut pankreatitli hastalar MAP, MSAP ve SAP olarak sınıflandırıldı. Hasta ve kontrol grubu serum SuPAR düzeylerine göre değerlendirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular: Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan bu çalışmaya 130 AP hastası ve 50 sağlıklı birey dahil edildi. Hastaların %53,1'i (n=69) kadın, %46,9'u (n=61) erkekti. Kontrol grubunun %54'ü (n=27) kadın, %46'sı (n=23) erkekti. AP hastalarının yaş ortalaması 55,53 ± 18,01 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 51,20 ± 6,6 yıl olarak tespit edildi. AP hastalarında etiyolojik sebepler incelendiğinde %76,9 (n=100) ile safra taşı ilk sırada yer almaktaydı. AP hastalarının %20'sinde (n=26) AKI (Akut Kidney Injury) geliştiği saptandı. AKI saptanan hastaların %84,6'sı (n=22) evre 1 olarak bulundu. AP grubunda hematolojik parametrelerden lökosit, nötrofil, RDW (Eritrosit dağılım genişliği) değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek (p<0,001); lenfosit, hematokrit (Hct), platelet (PLT) değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük tespit edildi (p değerleri sırasıyla; p<0,001, p=0,011, p=0,038). Evreden bağımsız olarak SuPAR düzeyi AP hasta grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek tespit edildi. Hasta grubunda NLR (Nötrofil Lenfosit Oranı), PLR (Platelet Lenfosit Oranı), SII İndeks (Sistemik İmmun İnflamasyon İndeks), SIRI (Sistemik İnflamatuar Yanıt İndeksi) değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi (p<0,001). Hasta grubunda CRP (C reaktif protein), AST (Aspartat Transaminaz), ALT (Alanin Transaminaz), LDH (Laktat dehidrogenaz), amilaz, lipaz, glukoz değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi (p<0,001). Hastaların %51,6'sında (n=67) hafif şiddette AP, %44,6'sında (n=58) orta şiddetli AP, %3,8'inde (n=5) SAP saptandı. Hafif, orta ve şiddetli AP karşılaştırılmasında yatış süresi, lökosit, nötrofil, monosit, CRP, kreatinin, kalsiyum, SuPAR değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p değerleri sırasıyla; p<0,001, p=0,006, p=0,021, p=0,016, p=0,015, p=0,014, p=0,026, p=0,028). SuPAR ile Ranson skoru arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespit edildi (r=0,183, p=0,037). SuPAR ile Bısap skoru arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespit edildi (r=0,193, p=0,028). SuPAR ile Atlanta sınıflaması arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespit edildi (r=0,263, p=0,002). SuPAR ile AKI arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı (r=0,288, p=0,001). SuPAR ile yatış süresi arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon tespit edildi (r=0,183 p=0,037). SuPAR'ın SAP'ı öngörmedeki yerini belirlemek için ROC eğrisinin altında kalan alan hesaplandı; AUC=0,687, p=0,15 olarak sonuçlandı. İnflamatuar biyobelirteç olarak SuPAR düzeyinde hastalık şiddeti ile artış tespit edildi ancak istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edilemedi. Sonuç: Çalışmamızda AP şiddeti ile artan serum SuPAR düzeyleri, SuPAR'ın AKI ile korelasyonu umut vadedicidir. Ancak çalışmamızda hasta sayısı sınırlı olup daha geniş hasta popülasyonunun yer aldığı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Akut pankreatit kliniğinin şiddetini öngörmek üzere bilgisayarlı tomografide visseral ve subkutan yağ ölçümü tekniği kullanımının bir inflamatuar belirteç olarak nötrofil lenfosit oranı ile birlikte değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit pankreasın inflamasyonu ile ilişkili bir durumdur. Obezite, vücut yağ dokusunun artışı ile birlikte olan ve inflamasyonun arttığı klinik bir durumdur. Pankreatitin kötü seyri ile komplikasyonların gelişimi açısından potansiyel risk faktörüdür. Nötrofil lenfosit oranı bir inflamatuar belirteç olarak yaygın kullanılmaktadır. Çalışmamızda akut pankreatitin şiddeti ile; abdomen bilgisayarlı tomografi ile ölçülen subkutan ve visseral yağ doku oranları, nötrofil / lenfosit oranı ve diğer klinik, laboratuvar parametreler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Gereç Yöntem: Çalışma kapsamında 15.04.2019 ile 15.04.2022 tarihleri arasında Balıkesir Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Kliniğine akut pankreatit tanısı ile yatışı yapılan hastalar geriye dönük olarak taranmış ve yatışı müddetince abdomen bilgisayarlı tomografi tetkiki uygulanmış olan 79 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Seçilen hastaların; demografik verileri, laboratuvar bulguları, Revize Atlanta Kriterlerine göre pankreatit sınıflamaları, yandaş hastalıkları, akut pankreatit etiyolojileri, Adobe Photoshop CS5 programı kullanılarak abdominal bilgisayarlı tomografide L2-L3 vertebra düzeyinde visseral ve subkutan yağ dokusu ölçümü verileri kayıt altına alınıp SPSS 25.0 programına kaydedilmiştir. Tüm istatistiksel analizlerde p değeri 0,05'in altında anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma grubunda 45 erkek (%57) ve 34 kadın (%43) yer almaktadır. Hastalar Revize Atlanta sınıflamasının görüntülemeye dayalı bir alt grubunu tanımlayan, ödematöz interstisyel pankreatit ve nekrotizan pankreatit grubu olmak üzere iki kısımda incelendi. Ödematöz pankreatitli hasta sayısı 59 (%74,7), nekrotizan pankreatitli hasta sayısı 20 (%25,3) olarak saptanıldı. Bilgisayarlı tomografi tetkikinde L2 - L3 vertebra düzeyinden alınan kesit üzerinden ölçülen, subkutan yağ doku alanının, toplam doku kesit alanına bölünmesi ile elde edilen değerin (sub/t), pankreatit şiddeti ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p═ 0,443). Aynı şekilde subkutan + visseral yağ doku alanı / toplam doku kesiti alanı arasındaki oran da pankreatit şiddeti ile anlamlı bir değişkenlik göstermemiştir (p═ 0,710). Nötrofil lenfosit oranı nekrotizan pankreatit grubunda 19,235 ± 21,58, ödematöz pankreatit grubunda 10,588 ± 12,03 olarak tespit edilmiş olup aradaki fark anlamlıdır (p═ 0,029). Sonuç: Çalışmamız neticesinde, subkutan ve visseral yağ doku oranları ile Atlanta Sınıflamasına göre elde edilen pankreatit tipleri arasında anlamlı bir ilişki saptanılmadı. Nötrofil lenfosit oranı ise nekrotizan pankreatit grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu. NLO'nun pankreatit şiddetinin değerlendirilmesinde kullanılabileceği öngörüldü. Vücut yağ oranını hesaplamaya dayalı yöntemlerin literatüre katkı sağlayacak prospektif, geniş katılımlı ve çok merkezli çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Akut pankreatit tanısı alan hastalarda NRL, PLR, CPR/albumin oranı gibi biyokimyasal parametrelerin hastalığın şiddetini öngörmedeki yerinin retrospektif olarak incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, Nötrofil/Lenfosit Oranı, Platelet/Lenfosit Oranı, CRP/Albumin, LDH/Albumin ve RDW gibi rutin kan tetkikinden elde edilebilecek belirteçlerin akut pankreatit geliş Ranson ve BİSAP skorları ile hastalığın şiddetini öngörmedeki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Pamukkale Üniversitesi Acil Servisi'ne başvuran ve akut pankreatit tanısı alan hastaların verileri Probel Hastane Bilgi Yönetim Sistemi Üzerinden 31.08.2022 tarihinden itibaren geriye doğru incelenerek %95 güç elde edecek şekilde 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Her hasta için NLR, PLR, CRP/Albumin, LDH/Albumin ve RDW değerleri belirlendi ve geliş Ranson ve BİSAP skorları hesaplanarak hastalığın şiddeti ile korelasyonu değerlendirildi. Bulgular: Akut pankreatit tanısı alan hastaların %56,2'si kadın ve 43,8'i erkektir. Pankreatit nedeni olarak biliyer kaynaklı tanı konulan hastalar %84,8 ile çoğunluktaydı. Çalışmaya dahil edilen 18 ile 96 yaş aralığındaki hastaların ortalama yaşları 62,40'dı. Hastaların NLR değer ortalaması 13,03, PLR değer ortalaması 263,09, RDW değer ortalaması 14,21, CRP/ALB değer ortalaması 0,20, LDH/ALB değer ortalaması 9,96 olarak bulundu. Ranson skor ortalaması 1,07 ve BİSAP skoru ortalaması 1,04 olarak bulundu. Ranson skoruna göre 21 hasta şiddetli ve BİSAP skoruna göre ise 16 hasta şiddetli kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 16'sı yoğun bakım yatışı alırken mortalitesi olan 8 hasta vardı. Ranson skoru ile NLR ,PLR ve LDH/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p=0,001, p=0,002). BİSAP skoru ile NLR, CRP/ALB ve LDH/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p=0,01). Yoğun bakım yatışı öyküsü ile NLR ve CRP/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p<0,01). Mortalite ile CRP/ALB arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur(p<0,001). BİSAP skoru ile yoğun bakım yatışı ve mortalite arasında korelasyon mevcutken (p<0,001) Ranson skoru ile yoğun bakım yatışı ve mortalite korele bulunmadı(p>0.05). Ranson skoruna göre anlamlı bulunan verilerin ROC analizi sonuçlarına göre NLR cut-off ≥11,87 değerinde ≥ AUC:0,74, sensitivite %71,4 ve spesifite %68,8, PLR cut-off ≥240,28 değerinde ≥ AUC:0,65, sensitivite %66,7 ve spesifite %62,4, LDH/ALB cut-off ≥11,13 değerinde ≥ AUC:0,82, sensitivite %81 ve spesifite %77,2 elde edildi. BİSAP skoruna göre anlamlı bulunan verilerin ROC analizi sonuçlarına göre NLR cut-off ≥12,02 değerinde ≥ AUC:0,74, sensitivite %75 ve spesifite %69,1, CRP/ALB cut-off ≥0,34 değerinde ≥ AUC:0,71, sensitivite %68,8 ve spesifite %65,5, LDH/ALB cut-off ≥9,68 değerinde ≥ AUC:0,67, sensitivite %68,1 ve spesifite %63,9 elde edildi. Sonuç: Çalışmamıza göre NLR ve LDH/ALB her iki şiddet skoru ile anlamlı bulunmuştur. CRP/ALB ise BİSAP, yoğun bakım yatışı ve mortalite ile anlamlı bulunmuştur. Bu sebeple akut pankreatit tanısı alan hastaların başvuru anında yapılacak rutin kan tetkikleri ile elde edilecek NLR, LDH/ALB ve CRP/ALB verilerinin birlikte kullanımının hastalığın şiddetini ve prognozunu öngörmedeki yeri oldukça yüksektir. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, Ranson, BİSAP, NLR, CRP/ALB, LDH/ALB
Ratlarda deneysel pankreatit modelinde dinamik plazma thiol disülfit dengesi
Akut pankreatit pankreas bezinin iltihaplanmasıdır. Klinikte pankreatitin şiddetini belirlemede çesitli kriterler kullanılmaktadır. Geçmiş dönemde yapılmış çalışmalarda akut pankreatitte oksidatif stresin ciddi düzeyde arttığı gösterilmiştir ve bu düzeylerin hastalığın şiddeti ile alakalı olduğu gösterilmiştir. Fakat kullanılan tüm yöntemler klinik uygulaması zor ve uzun süren yöntemlerdir. Erel ve ark. tarafından geliştirilen yeni bir metodla kanda kolayca ölçülebilen thiol / disülfit düzeyleri çeşitli proliferatif ve enflamatuar hastalıklarda araştırılmış ve bu dengede olan değişikliklerin oksidan parametreler ile korele olduğu izlenmiştir. Biz çalışmamızda cerulein indüksyonu ile akut pankreatit oluşturulan ratlarda thiol / disülfit düzeylerinin değişikliklerini ilk kez tespit ederek gelecek çalışmalara öncü olmak ve hastalık izlem sürecinde bu verileri kliniğe uyarlamak amacındayız. Çalışmamızda ağırlıkları 300-350 gr arasında değişen 16 adet Wistar-Albino cinsi erkek ratlar kullanıldı. Toplam 16 rat randomize olarak her bir grup 8 rattan oluşacak şekilde 2 gruba ayrıldı. Deney grubundaki ratlara 50mcg/kg cerulein intraperitoneal (ip) olarak verildi. Kontrol grubundaki ratlara da 1cc SF intraperitoneal (ip) verildi. İşlem sonrası 30.saatte kan örneklemesi yapılarak amilaz, lipaz ve thiol /disülfit dengesine bakıldı. Yapılan değerlendirme sonrası deney grubundaki ratların kontrol grubuna göre amilaz ve lipaz değerleri anlamlı farklı çıkarken plazma thiol/disülfit dengesinde anlamlı fark saptanamadı. Yapılacak olan daha geniş kapsamlı çalışmalarla oksidatif dengeyi ortaya koyan plazma thiol / disülfit dengesini daha detaylı şekilde araştırılabilir.
Akut bilier pankreatit hastalarında tiyol disültif dengesinin prognostik faktörler ile karşılaştırılması
Akut pankreatit pankreas bezinin iltihaplanmasıdır. Klinikte pankreatitin şiddetini belirlemede çeşitli kriterler kullanılmaktadır. Geçmiş dönemde yapılmış çalışmalarda akut pankreatitte oksidatif stresin ciddi düzeyde arttığı gösterilmiştir ve bu düzeylerin hastalığın şiddeti ile alakalı olduğu gösterilmiştir. Fakat kullanılan tüm yöntemler klinik uygulaması zor ve uzun süren yöntemlerdir. Erel ve ark. tarafından geliştirilen yeni bir metodla kanda kolayca ölçülebilen thiol / disülfit düzeyleri çeşitli proliferatif ve enflamatuar hastalıklarda araştırılmış ve bu dengede olan değişikliklerin oksidan parametreler ile korele olduğu izlenmiştir. Biz çalışmamızda akut bilier pankreatit hastalarında tiyol / disülfit düzeylerinin değişikliklerini ilk kez tespit ederek gelecek çalışmalara öncü olmak ve hastalık izlem sürecinde bu verileri kliniğe uyarlamak amacındayız. Ayrıca tiyol / disülfit dzylerinin ilk kez akut pankreatit şiddetini belirlyen prognostik faktörlerle karşılaştırarak kliniğe uyarlamayı amaçladık. Çalışmamızdaki vakaları 39 akut bilier pankreatit hastası ve 39 sağlam kontrol grubu olmak üzere iki grubu ayırdık. Kan örneklemesi yapılarak amilaz, lipaz ve thiol /disülfit dengesine bakıldı. Yapılan değerlendirme sonrası deney grubundaki hastalar kontrol grubuna göre amilaz ve lipaz değerleri anlamlı farklı çıkarken plazma thiol/disülfit dengesinde anlamlı fark saptanamadı. Ayrıca bu hastaların hastaneye yatışında 48.saatinde alınan kanları ile prognostik belirteçler hesaplandı. Prognostik belirteç olarak Ranson kriterleri, APACHE skalası, İmrei skalası, CRP ve prokalsitonin değerleri hesaplandı. Bunlar eş zamanlı tiyol / disültif düzeyleri ile karşılaştırıldı. Çalışmamızda yalnızca CRP ile tiyol /disülfit düzeyleri arasında prognostik açıdan minimal düzeyde bir anlamlı ilişki bulunmuştur. Yapılacak olan daha geniş kapsamlı çalışmalarla oksidatif dengeyi ortaya koyan plazma thiol / disülfit dengesini daha detaylı şekilde araştırılabilir. Anahtar kelimeler: Pankratit, ranson kriterleri, APACHE skalası, İmrei skalası, CRP ve prokalsitonin, tiyol / disülfi
Akut pankreatitli hastalarda ilk başvuru anındaki ranson skoru ile tiyol disülfid düzeylerinin korelasyonu
Giriş: Akut pankreatitin başlaması ve ilerlemesinde serbest oksijen radikallerinin rolü son zamanlarda yapılan çalışmalar ile ortaya konmuştur. Serbest oksijen radikallerinin üretimine bağlı mekanizmalar sonucu hücre içi oksidasyon redüksiyon dengesinde oksidasyon lehine artış olması sıklıkla biyokimyasal oksidatif stres olarak tanımlanmaktadır. Tiyol/disülfid homeostazı yeni bir oksidatif stres göstergesidir. Bu çalışmadaki amacımız akut pankreatitte tiyol/disülfit dengesini değerlendirmek ve Ranson skoru ile tiyol/disülfit dengesinin korelasyonunun istatiksel olarak anlamlı olup olmadığını araştırmaktır. Materyal ve Yöntem: Çalışmaya 01 Ekim 2017 – 01 Ağustos 2018 tarihleri arasında acil servise başvuran ve akut pankreatit tanısı alan 77 hasta ve kontrol grubu olarak da 58 sağlıklı kişi dahil edildi. Hasta dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hastaların yaş, cinsiyet, tam kan, biyokimya, feroksidaz ve tiyol disülfit değerleri ile nötrofil lenfosit oranları kayıt altına alındı. Hastaların başvuru anındaki Ranson skorları hesaplandı. Bulgular: Hasta grubunun %53,2'si (n=41), kontrol grubunun ise %53,4'ü (n=31) kadındı. Hasta grubunun yaş ortalaması 57 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması ise 61 yıldı. Hasta grubunda native tiyol, toplam tiyol ve feroksidaz değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p değerleri sırasıyla <0,001; ˂0,001; 0,010). Ranson skoru ile toplam tiyolün zayıf derecede negatif yönde korelasyonu ve NLO'nun orta derecede pozitif yönde korelasyonu saptandı. Sonuç: Native tiyol, toplam tiyol ve feroksidaz; hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı. Ranson skoru ile toplam tiyolün zayıf derecede negatif yönde korelasyonu mevcut olduğu sonucuna varıldı. Böylelikle, akut pankreatit hastalarında oksidan/ antioksidan dengenin bozulduğu ve bunun prognozu öngörür Ranson skoru ile korele olduğu sonucuna varıldı. Literatürde bu konuda az sayıda çalışma olduğu için yapılacak olan daha geniş kapsamlı çalışmalar ile bu konu daha detaylı bir biçimde araştırılabilir. Anahtar Kelimeler: pankreatit, Ranson skoru, oksidan, antioksidan, tiyol/disülfid homeostazı, tiyol, disülfid, ferroksidaz
Akut pankreatit hastalarının CRP-albumin oranı, nötrofil-lenfosit oranı ve glukoz -lenfosit oranı ile hastalığın şiddeti, hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde akut pankreatit tanısıyla hospitalize edilen hastalarda hastaneye başvuru anında bakılan CRP-Albumin oranı , Nötrofil-Lenfosit oranı ,Glukoz-Lenfosit oranının hastalığın şiddeti,hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresini öngörmede rolü araştırılmıştır. Bakılan bu parametrelerin birbirine üstünlüklerinin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak yürütülmüştür. Çalışmaya Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde 1 Ocak 2012- 1 Ocak 2022 tarihleri arasında hastaneye yatış yapılan 200 akut pankreatit hastası dahil edilmiştir. Gebe hastalar, aktif malignitesi olan hastalar ve 18 yaş altı hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastaların başvuru anındaki CRP-albumin oranı, Nötrofil-lenfosit oranı(NLR), Glukoz-lenfosit oranı(GLR) ile hastalığın şiddeti hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresi arasındaki ilişkinin incelenmesi planlanmıştır. Akut pankreatit şiddetini derecelendirebilmek için 2012 yılında yayınlanan revize Atlanta sınıflaması ve Abdominal bilgisayarlı tomografiye dayalı Balthazar Şiddet skoru kullanılmıştır. Hastaların ölçülmüş verileri hastane bilgi sisteminden ve hasta dosyalarından kaydedilmiştir. Verilerin analizi ve istatistiksel değerlendirme SPSS versiyon 26.0 programı ile yapılmıştır. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 80 (%40) erkek 120 (%60) kadın olmak üzere toplam 200 akut pankreatit tanılı hasta dahil edildi. Kadın hastaların yaş ortalaması 66,93±17,88 erkek hastaların yaş ortalaması 59,41±19,38 yıldı. 126 (%63) hasta 60 yaş ve üzerindeydi. Ek hastalıklar incelendiğinde 93 (%46,5) hasta sayısıyla en sık hipertansiyon(HT) görüldü. 68(%34) hastanın ek hastalığı yoktu. Etiyolojik incelemede non-biliyer akut pankreatit olan hasta sayısı 89 (%44,5), biliyer akut pankreatit olan hasta sayısı 111 (%55,5) olarak saptandı. Revize Atlanta Sınıflamasına göre 52(%26) hasta hafif, 79(%39,5) hasta orta şiddetli, 69(%34,5) hasta şiddetli; Balthazar Şiddet Skoruna göre ise 150(%75) hasta hafif, 38(%19) hasta orta şiddetli, 12(%6) hasta şiddetli akut pankreatit olarak değerlendirildi. Lokal komplikasyonu olan hasta sayısı 137(%68,5), sistemik komplikasyonu olan hasta sayısı 27(%13,5), organ yetmezliği olan hasta sayısı 42(%21) olarak saptandı. Hastaların hastanede ortalama 9,9±7,6 gün yattığı ve 16 (%8) hastanın exitus olduğu görüldü. CRP/Albumin, NLR, GLR ile Atlanta sınıflaması (p<0,001) ve Balthazar Şiddet skoru (p<0,001; p<0,001; p=0,012) arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu. Atlanta sınıflamasına göre şiddetli AP olanları orta ve hafif şiddetli AP olanlardan ayırt etmede CRP/Albumin (p<0,001), NLR (p<0,001), GLR (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı bulundu. ROC analizine göre CRP/Albumin değeri için %79,7 duyarlılık ve %83,5 özgüllük, NLR değeri için %76,8 duyarlılık ve %64,9 özgüllük, GLR değeri için %71 duyarlılık ve %51,9 özgüllük değerleri elde edildi. Balthazar şiddet skoruna göre şiddetli AP olanları orta ve hafif şiddetli AP olanlardan ayırt etmede CRP/Albumin (p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı bulunurken NLR ve GLR istatistiksel olarak anlamsızdı. ROC analizine göre CRP/Albumin değeri için %75 duyarlılık ve %85,1 özgüllük oranı elde edildi. Ölen hastaların CRP/Albumin ve NLR düzeyleri yaşayanlardan anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p<0,001; p=0,027). GLR ile hastane içi mortalite arasında ise anlamlı ilişki saptanmadı. ROC analizine göre CRP/Albumin değeri için %68,8 duyarlılık ve %79,9 özgüllük, NLR değeri için %87,5 duyarlılık ve %57,6 özgüllük elde edildi. CRP/Albumin, NLR, GLR ile hastanede kalış süresi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptandı (p<0,001; p=0,003; p=0,015). Hastanede yatış süresi arttıkça CRP/Albumin, NLR ve GLR değerlerinin arttığı görüldü. Sonuç: Çalışmamız sonucunda CRP/albümin değeri Atlanta Sınıflaması ve Balthazar şiddet skoruna göre şiddetli akut pankreatit hastalarını orta ve hafif şiddetli akut pankreatit hastalarından ayırmada, hastane içi mortalite ve hastanede kalış süresini öngörmede istatistiksel olarak NLR ve GLR ye üstün bir biyobelirteç olarak saptanmıştır. (p<0,001). Kolay ulaşılabilen, ucuz ve basit hesaplanabilen bu parametrelerin akut pankreatit hastalarında hastalığın morbidite ve mortalitesini öngörmede kullanılabileceğini düşünüyoruz. Yapılacak daha kapsamlı, prospektif ve çok merkezli çalışmalar hastalık prognozunu öngörmede yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, CRP-Albümin Oranı, Nötrofil-Lenfosit Oranı, Glukoz-lenfosit Oranı, Atlanta Sınıflaması, Balthazar Şiddet Skoru, Mortalite, Hastanede Kalış Süresi v
Ratlarda cerulein ile indüklenen akut pankreatit üzerine verapamil, dantrolen ve 2-aminoetoksidifenil borat'ın etkilerinin incelenmesi
Akut pankreatit, çeşitli yakın ve uzak organ sistemlerini etkileyebilen pankreasın akut inflamasyon hastalığıdır. Safra taşları ve alkol en sık görülen sebepleridir. Akut pankreatitin etiyolojik faktörlerinin bilinmesine rağmen hastalığın patofizyolojisi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Sindirimde görev alan zimojenlerin, duodenuma ulaşmadan önce asiner hücrelerde erken aktive olması, pankreatit patogenezinde merkezi bir rol oynamaktadır. Patolojik intraasiner zimojen aktivasyonu, anormal intrasellüler Ca+2 artışı ile ilişkilidir.Ratlarda IP3R, RyR ve L-tipi voltaj kapılı kalsiyum kanalları için sırasıyla 2-APB, Dantrolen ve Verapamil gibi kalsiyum kanal blokörlerinin cerulein ile indüklenen akut pankreatiti iyileştirebileceği hipotezi üzerine yoğunlaştık. Bu amaçla, serumda amilaz ve lipaz seviyeleri, pankreatik dokuda ise tripsin, tripsinojen, TAP, PSTI ve Katepsin B seviyelerini ölçtük. Bu biyokimyasal ölçümler, histopatolojik gözlemler ile desteklendi. Sonuçlarımızda, cerulein grubunda artan amilaz, lipaz, tripsin ve TAP seviyelerinin kalsiyum kanal blokörleri ile anlamlı olarak azaldığını bulduk. Buna ek olarak, bütün gruplar arasında PSTI ve tripsinojen seviyeleri düşerken Katepsin B düzeylerinde önemli bir fark bulunmadı.Sonuç olarak, bulgularımız, cerulein indüklü akut pankreatit üzerine kalsiyum kanal blokörlerinin tedavi edici etkilerinin olabileceğini göstermektedir. Ancak, akut pankreatitte, intrasellüler kalsiyum konsantrasyonundaki anormal yükseliş ile ilişkili patofizyolojik mekanizmaların aydınlatılması için daha gelişmiş moleküler analizlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Akut pankreatitte serum prolidaz enzim aktivitesinin önemi
Akut PankreatitteSerum Prolidaz Enzim Aktivitesinin Önemi Amaç:Akut pankreatit tüm dünyada hastanede yatış gerektiren, mortalitesi şiddetli olan grupta %10-20'lere kadar yükselebilen en yaygın hastalıklardan birisidir.Akut pankreatithastalarının mortalite ve morbidite riski göz önüne alındığında hastaların prognozunun önceden tahmin edilebilmesioldukçaönemlidir.Yapılan çalışmalardainflamatuar vekollajenturnoverinin arttığı durumlarda prolidaz enzim aktivitesinin arttığı gösterilmiştir. Biz bu çalışmada serum prolidaz enzim aktivitesininakut pankreatiti öngörmedekiönemini, akut pankreatit şiddet skorlamalarıylaarasındaki ilişkiyi,akut pankreatittanısındaki yerini bulmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza akut pankreatit tanısı almış 84 hasta ve53 sağlıklı gönüllü alındı. Hastaların yatışı esnasında (0.saat) ve tedavileri sonrasında (yatışın 48. saatinde) serum prolidaz enzim aktiviteleri ve diğer laboratuvar değerlerine bakıldı. Hastaların Glaskow Koma Skoru, APACHE-2, Ranson, BISAP, EPIC,Balthazar, Atlanta skorlamalarıhesaplandı ve SIRS, organ yetmezliği bulguları not edildi.Skorlama sistemlerine göre hastalar hafif ve şiddetli olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile diğer laboratuvar tetkikleri ve şiddet skorlamaları gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular:Çalışmaya alınan hastaların yaş ve cinsiyet açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farkı yoktu (sırasıyla P=0,102 ve P= 0,858).Serum prolidaz enzim aktivitesi hastagrupta sağlıklı kontrol grubunagöre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edildi (P<0,001).Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatiti öngörmede kullanılıp kullanılamayacağına yönelik ROCcurve analizi yapıldı ve AUC=0,766 saptandı. Balthazar skoru şiddetli olan grupta serum prolidaz enzim aktivitesi hafif olan gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu(P=0,047). Diğer skorlama sistemlerinde grupların serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Hastaların 48. saat laktatdehidrogenaz değeri ile 48. saat serum prolidaz enzim aktiviteleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptandı(r=0,355, P=0,001). Diğer laboratuvar değerleri ve skorlama sistemleriyle 0. ve 48. saat serum prolidaz enzim aktivite değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde korelasyon saptanmadı. Sonuç:Akut pankreatit ile serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı düzeyde birilişki olduğu saptandı. Ancak akut pankreatit şiddet skorlamalarıyla serum prolidaz enzim aktivitesi arasında istatiksel olarak anlamlı derecede ilişki bulunamadı. Serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatit tanısında yer alabileceği düşünüldü. Serum prolidaz enzim aktivitesi ile akut pankreatit ilişkisine yönelik daha kapsamlı ve hasta sayısı daha fazla olan çalışmalar bu durumu daha net ortaya koyabilir. Böylelikle ilerleyen süreçte serum prolidaz enzim aktivitesinin akut pankreatitteki önemini aydınlatmak daha mümkün olacaktır. Anahtar kelimeler:Akut pankreatitte tanı, Balthazar skoru, Prolidaz.
Deneysel akut pankreatit modelinde adalimumabın tedaviye olan etkinliği
Akut pankreatit pankreasın ve peripankreatik dokunun inflamatuar bir hastalığıdır. Tümör nekrotize edici faktör alfa (TNF-alfa), hastalığın patogenezinde ve sistemik komplikasyonların gelişiminde anahtar role sahiptir. Bu çalışmanın amacı, ratlarda oluşturulmuş şiddetli akut nekrotizan pankreatit modelinde bir TNF-alfa inhibitörü olan Adalimumab'ın etkinliğinin araştırılmasıdır.METOD70 adet Wistar albino cinsi dişi rat çalışmaya dahil edilmiştir. Ratların ortalama ağırlıkları 250 gramdır. Ratlar Grup 1: SHAM laparatomi, Grup 2: SNP (şiddetli nekrotizan pankreatit) grubu, Grup 3: SNP ve intraperitoneal (İP) salin, Grup 4: Adalimumab (ADA) 2mg/kg İP ve SNP, Grup 5: ADA 4mg/kg ve SNP, Grup 6: ADA 2mg/kg ve Grup 7: ADA 4mg/kg olarak herbir grupta 10'ar adet olmak üzere gruplandı. SNP; ortak safra ve pankreas kanalınının duodenuma girmeden henüz önce bağlanması, insizyon suture edilmeden 50 mikrogram/kilogram cerulein İP verilmesi ile oluşturuldu. Denekler 24. Saatte sakrifiye edildi. Serum pankreatik amilaz ve pankreas dokusunda ödem, nekroz, inflamasyon, yağ nekrozu ve kanama parametreleri değerlendirildi..SONUÇLARAdalimumabla her iki dozda da pankreatik amilaz değerlerinde anlamlı düşüş saptanmamıştır (SNP, 13160±3208,9; SNP+ADA 2mg/kg, 13946±1393,1; SNP+ADA 4mg/kg, 12298±2133,8 U/L; p>0,5). Total histopatolojik skorda her iki dozda da adalimumab ile istatistiksel anlamlı iyileşme saptanmıştır (SNP, 18,5±1,2; SNP+ADA 2mg/kg, 12,3 ±1,2; SNP+ADA 4mg/kg, 8,3±5,5; p<0,005). Adalimumab belirtilen dozlarda tek başına pankreatit indüksiyonu yapmamaktadır (kontrol, 1833,2±233,6; ADA 4mg/kg 1337,5±204,3; ADA 2mg/kg 1498±82,2; p=1).KARARSonuç olarak, Adalimumabın özellikle 4 mg/kg uygulaması ile ödem, nekroz, inflamasyon, yağ nekrozu, kanama ve total patoloji skorlarında anlamlı düzelme elde edilmiş ancak muhtemelen uyguladığımız pankreatit modelinin ağırlığı nedeniyle benzer etki serum pankreatik amilazı düzeyinde gözlenmemiştir. Çalışmamızın verileri ışığında gelecekte Adalimumab'ın akut pankreatit tedavisinde kullanımıyla ilgili ümit verici sonuçlar elde edilmekle birlikte bu amaca yönelik benzer hayvan çalışmaları ancak farklı modeller ve ADA dozlarıyla sonuçlarımızın doğrulanması gerektiğini düşünmekteyiz.?
Akut pankreatit sonrası diyabetes mellitus gelişim riski ve prognostik faktörlerle ilişkisi
Amaç: Çalışmamızda Ankara Şehir Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji kliniğinde hospitalize edilerek takip edilen 513 akut pankreatit tanılı hasta içerisinde tip 2 diyabet tanılı olanların oranının tespiti ve başvuru anında diyabet tanısı olmayan hastaların takiplerinde prediyabet veya diyabet gelişme durumlarının tespiti planlanmaktadır. Ayrıca akut pankreatit ile başvuran hastalarda yaş, cinsiyet, süre, etiyoloji (biliyer/non-biliyer), tutulum şekli (ödematöz/nekrotizan), BİSAP skoru, NEU/LYM ve CRP/Alb değerlerinin taburculuk sonrası takiplerinde prediyabet veya diyabet gelişmesi ile ilişkisine bakılarak; akut pankreatit sonrası diyabet gelişimde risk faktörü ve prediktif değer olup olmadığının tespiti hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak dizayn edilmiş, çalışmaya Ankara Şehir Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji kliniklerinde Şubat 2019 – Şubat 2021 tarihleri arasında hospitalize edilerek takip edilen 513 akut pankreatit tanılı hasta dahil edilmiştir. 18 yaş altı hastalar, tip 1 diyabetes mellitus tanılı hastalar ve aktif gastrointestinal malignitesi olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastaların yatış anında rutin görülen lenfosit, nötrofil, glukoz, CRP (c-reaktif protein) ve albümin değerleri kaydedilmiştir. Ayrıca yaşları, BUN değerleri, Glaskow Koma Skalası puanları, plevral efüzyon ve SIRS varlığı bilgileri kullanılarak BİSAP skorları hesaplanmıştır. Ağustos 2022 tarihine kadar görülmüş olan ardışık açlık kan glukoz değerleri prediyabet ve diyabet gelişimi açısından dökümente edilmiş; bu durumun diğer incelenen parametreler ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Hastaların ölçülmüş olan parametreleri hastane bilgi sistemi ve Sağlık Bakanlığı e-nabız sistemi kullanılarak retrospektif olarak kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 17.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Yapılan istatistiksel analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 254 (%49,5) erkek 259 (%50,5) kadın olmak üzere toplam 513 akut pankreatit tanısı ile hospitalize edilerek takip edilen hasta dahil edilmiştir. Hastaların yaş ortalamaları 55,57±18,24 yıldır. 219 (%42,6) hasta 60 yaş ve üzerindedir. BİSAP skorlamasına göre 400 (%78) hasta hafif akut pankreatit, 113 (%22) hasta ciddi akut pankreatit olarak değerlendirilmiştir. Etiyolojik incelemede iv non-biliyer akut pankreatitli 147 (%28.7), biliyer akut pankreatitli 366 (%71.3) hasta saptanmıştır. 407 (%79.3) hastanın akut pankreatit tanısı aldığı anda diyabet tanısı mevcut değildir. 106 (%20.7) hasta akut pankreatit tanısı aldığı anda diyabet tanısına da sahiptir ve bu hastalar prognostik faktörlerle olan karşılaştırmalara dahil edilmemiştir. 407 hastanın takip eden süreçteki ardışık açlık kan glukoz değerleri tarandığında; 173 (%42,5) hastanın diyabet veya prediyabet tanı kriterlerini karşıladığı, 234 (%57,5) hastanın ise normoglisemik seyrettiği görülmüştür. 407 hasta cinsiyet dağılımına göre incelendiğinde bunlardan 198 (%48,6) hastanın erkek, 209 (%51,4) hastanın kadın olduğu görülmüştür. 407 hastadan nekrotizan pankreatiti olan 31 hastanın 21'inde (%67,7) prediyabet ya da diyabet gelişmişken, ödematöz pankreatiti olan 376 hastanın 152'si (%40,4) normoglisemik seyretmiştir. Nekrotizan pankreatitli hastalarda prediyabet ya da diyabet gelişme insidansı ödematöz pankreatitlilere göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Prediyabet veya diyabet gelişen hastalar ile normoglisemik seyreden hastaların BİSAP skorları karşılaştırıldığında prediyabet ya da diyabet gelişen hastalarda BİSAP skorunun normoglisemik gruba göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,001). Ayrıca her iki grubun yaş, cinsiyet, süre, etiyoloji (biliyer/non-biliyer), NEU/LYM ve CRP/Alb parametreleri diyabet gelişimi açısından karşılaştırılmış ancak aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız sonucunda akut nekrotizan pankreatitli hastalarda prediyabet ya da diyabet gelişme insidansı ödematöz pankreatitlilere göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Prediyabet ya da diyabet gelişen hastaların BİSAP skorları normoglisemik grupla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Bu risk faktörlerine sahip hastaların akut pankreatit sonrası dönemde yakın takip edilmesinin diyabetin erken tanısına olanak sağlayacağı kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, Nekrotizan Pankreatit, Ödematöz Pankreatit, Diyabetes Mellitus, BİSAP Skoru
Böbrek nakli öncesi immünsupresif tedavinin nakil sonrası medikal komplikasyonlara etkisinin retrospektif değerlendirilmesi
Böbrek nakli son dönem böbrek hastalığı için tercih edilen tedavi yöntemlerinden birisidir. Hastaların nakil sonrası süreçte yoğun immünsupresif tedavi ile yakın takip edilmeleri gerekmektedir. Ancak immünsupresif tedavinin enfeksiyon, kardiyovasküler hastalık, diyabet, osteoporoz, malignite gibi çeşitli yan etkileri olabilmektedir. Başta glomerülonefritler olmak üzere böbrek yetmezliğinin etiyolojisine göre nakil öncesi dönemde de immünsupresif rejimler tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı nakil öncesi immünsupresif tedavi alan hastaların almayan hastalara göre nakil sonrası dönemde medikal komplikasyonlar açısından daha riskli olup olmadığının değerlendirilmesidir. Eylül 1999-Mayıs 2018 tarihleri arasında böbrek nakli yapılmış 1000 hasta içerisinden nakil öncesi immünsupresif tedavi alan hastalar (50 hasta) belirlendikten sonra; demografik özellikleri benzer olacak şekilde nakil öncesi immünsupresif tedavi almamış hasta grubu (50 hasta) oluşturularak toplamda 100 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Alıcı ve vericilerin demografik özellikleri, alıcının diyaliz ve nakil bilgileri, eşlik eden hastalıklar, immünsupresif tedavi, gelişen medikal komplikasyonlar, nakil sonrası döneme ait laboratuvar test sonuçları medikal kayıtlardan elde edildi. Nakil öncesi immünsupresif tedavi alan ve almayan hastalar arasında bazal kreatinin değerleri, rejeksiyon oranları, sitomegalovirüs (CMV), üriner enfeksiyon, herpes zoster, BK virüs, hepatit, pankreatit, osteoporoz, osteonekroz, kardiyovasküler hastalık, polisitemi, paratiroidektomi ve malignite gelişimi açısından anlamlı fark saptanmadı. Yeni başlayan diyabet nakil öncesi immünsupresif alan grupta anlamlı olarak daha yüksekti. Komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastalarda toplam immünsupresif tedavi süreleri değerlendirildiğinde ise sitomegalovirüs, üriner enfeksiyon, herpes zoster, BK virüs, hepatit, diyabet, osteonekroz, kardiyovasküler hastalık, polisitemi, paratiroidektomi ve malignite gelişimi açısından anlamlı fark saptanmadı. Hem osteoporoz hem pankreatit gelişenlerde toplam immünsupresif tedavi zamanının gelişmeyenlere göre daha uzun olduğu görüldü. Sonuç olarak, nakil öncesi uzun süre immünsupresif tedavi alan hastaların almayan hastalara göre komplikasyon gelişimi açısından daha riskli konumda olabileceği unutulmamalıdır. Mevcut bulguların desteklenmesi için daha geniş hasta popülasyonlu çalışmalara ihtiyaç vardır.
Acil serviste akut pankreatit tanısı alan hastalarda USG aracılığı ile vena cava inferior ve aort çapı ölçülerek değerlendirilen vücut sıvı hacminin hastanede kalış süresi ve mortalite ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Akut pankreatit, gelişmiş ülkelerde hastaneye akut başvuru gerektiren en yaygın gastrointestinal hastalıktır. Üçüncü boşlukta sıvı ekstravazasyonuna neden olabilen ve hipovolemi, hipoperfüzyon, organ yetmezliği ve nihayetinde ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Acil servise akut pankreatit ile başvuran hastaların yatış, taburculuk süreleri ve mortalite riskini saptamak için kullanılan altın standart bir skala ve/veya tetkik bulunmamaktadır. Son yıllarda, intravasküler hacim durumunu değerlendirmek ve sıvı resüsitasyonuna rehberlik etmek için inferior vena cava (IVC) çapının sonografik değerlendirmesi acil servislerde popülerlik kazanmaktadır. Çalışmamızda acil servise akut pankreatit ile başvuran hastalarda, IVC ve aort çapının ultrasonografi (USG) ile görüntülenmesinin yatış, taburculuk ve mortalite üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Çalışmaya 01/01/2021 ile 01/03/2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi acil servisine başvuran 18 yaş üstü akut pankreatit tanısı alan 83 hasta dahil edilmiştir. Hastaların inferior vena cava (IVC) ve aort çapları ultrason (USG) kullanılarak prospektif olarak kaydedilmiştir. Hastalara ait demografik ve klinik özellikler, laboratuvar ve görüntüleme raporları da kaydedilmiştir. Hastaların yatış durumu, yatış süresi ve 30 gün içerisindeki sağ kalım durumları sistem üzerinden takip edilmiştir. Elde edilen veriler 30 günlük mortalite, kollapsibilite indeksi (KI) ve yatış durumuna göre farklı gruplara ayrılarak istatistiksel olarak incelenmiştir. Bulgular: 30 gün içerisinde ölen hastaların yaş ortalaması sağ kalanlara göre yüksek bulunmuştur (p= 0.004), ancak iki grup arasında KI ve aort çapları karşılaştırıldığı zaman istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Akut pankreatitte kullanılan BISAP (The Bed Side Index for Severity in Acute Pancreatitis) ve Glasgow- IMRIE skorlarının mortalite ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir (p=0.001 ve p=0.04). Sağ kalan hastalarda KI ve hastanede kalış süresi arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (r2=0,37 ve p=0.001). Aynı zamanda hastalar KI' ne göre iki gruba ayrıldığı zaman indeksi yüksek olan grupta hastanede kalış süresinin arttığı gözlenmiştir (p<0.05) Yoğun bakıma yatırılan hastaların servise yatırılan hastalara göre IVC (ins) çap ölçümleri daha düşük bulunmuştur (p=0,04). Sonuç: Bu çalışmadaki verilere göre hastaların intravasküler sıvı durumunu yansıtan ve USG ile belirlenebilen IVC çapı (ins-exp), KI ve aort çapının mortaliteyi öngörmek üzerine etkisi olmadığı gözlenmiştir. Ancak KI'nin hastanede kalış süresini, IVC (ins) çapının da yoğun bakım yatışını öngörmede faydalı olabileceği anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Akut pankreatit, vena kava inferior çapı, aort çapı, vena kava kollapsibilite indeksi, mortalite
Akut pankreatit hastalarında bisap skoru ve CRP, CRP/albümin, RDW, nötrofil/lenfosit, platelet/lenfosit düzeylerinin akut pankreatit ciddiyetini belirlemedeki prediktif değerlerinin karşılaştırılması
Akut Pankreatit Hastalarında BİSAP Skoru ve CRP, CRP/Albümin, RDW, Nötrofil/Lenfosit, Platelet/Lenfosit Düzeylerinin Akut Pankreatit Ciddiyetini Belirlemedeki Prediktif Değerlerinin Karşılaştırılması Amaç: Çalışmamızda Ankara Şehir Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji kliniğinde hospitalize edilen 500 akut pankreatit hastasında hastaneye başvuru anındaki BİSAP skoruna göre retrospektif olarak incelenen CRP, CRP/albümin, nötrofil/lenfosit (NLR), platelet/lenfosit (PLR) ve RDW değerlerini karşılaştırarak bu parametrelerin hastalık şiddetini belirlemedeki prediktif değerlerini saptanmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak dizayn edilmiş, çalışmaya Ankara Şehir Hastanesi İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji kliniklerinde Şubat 2019 – Mart 2020 tarihleri arasında hospitalize edilen 500 akut pankreatit hastası dahil edilmiştir. 18 yaş altı hastalar, gebe hastalar ve aktif malignitesi olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastaların hastaneye başvuru anındaki BİSAP skoruna göre CRP, CRP/albümin, RDW, NLR, PLR değerlerinin karşılaştırılması planlanmıştır. Hastaların ölçülmüş olan parametreleri hastane bilgi sisteminden retrospektif olarak kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 17.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Yapılan istatistiksel analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza 247 (%49,4) erkek 253 (%50,6) kadın olmak üzere toplam 500 akut pankreatit tanısı almış olan hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalamaları 55,68±18,30 yıldı. 215 (%43) hasta 60 yaş ve üzerindeydi. BİSAP skorlamasına göre 388 (%77,6) hasta hafif akut pankreatit, 112 (%22,4) hasta ciddi akut pankreatit olarak değerlendirildi. Non-biliyer akut pankreatit olan 139 hasta, biliyer akut pankreatit olan 361 hasta saptandı. Diyabetes mellitus (DM) tanılı hasta sayısı 103 (%20,6), hipertansiyon (HT) tanılı hasta sayısı 183 (%36,6), Koroner arter hastalığı (KAH) tanılı hasta sayısı 74 (%14,8), diğer hastalıklar grubundaki hasta sayısı ise 151 (%30,2) olarak bulundu. Bütün hastalar incelendiğinde 23 (%4,6) hastanın hayatını kaybettiği görülmektedir. Ciddi akut pankreatit grubunda olanların hafif akut pankreatit grubunda olanlara göre yaş, WBC, nötrofil (NEU), NLR, PLR, RDW, CRP ve CRP/Alb değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek iken, platelet (PLT), lenfosit (LY) ve albümin (Alb) değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0,001). ROC analizinde CRP için %70,54 sensitivite, %70,10 spesifite, CRP/Alb değeri için %71,43 sensitivite, %70,88 spesifite, RDW için %80,36 sensitivite, %30,30 spesifite, NLR için %75,00 sensitivite, %43,98 spesifite, PLR (PLT/LY) değeri için %55,36 sensitivite, %38,51 spesifite değerleri elde edilmiştir. Biliyer akut pankreatit grubunda non-biliyer akut pankreatit grubuna göre yaş, lenfosit (LY) (p<0,001), nötrofil (NEU) (p=0,006), NLR (p<0,001), PLR (p<0,001) değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek iken, albümin (Alb) değeri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olarak bulunmuştur (p<0,001). Biliyer akut pankreatit grubunda non-biliyer akut pankreatit grubuna göre 60 yaş ve üzeri olma ve kadın hasta oranları (p<0,001) anlamlı şekilde yüksekti. Ek olarak hipertansiyon oranı (p=0,024), mortalite oranı (p=0,010), BUN>25 (p=0,008) ve plevral effüzyon kriterlerini karşılama oranı (p<0,001) bu grupta anlamlı şekilde yüksek iken komorbiditelerden diğer hastalıklar oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük olarak saptandı (p=0,017). Sonuç: Çalışmamız sonucunda BİSAP skorlamasına göre ciddi akut pankreatit hastalarında hafif akut pankreatit hastalarına göre CRP, CRP/albümin, PLR, NLR ve RDW değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Yapılan ROC analizinde ölçülen bu parametrelerin tamamının hastalık ciddiyetini belirlemede prediktif değerinin yüksek olduğu, kolayca ulaşılabilen ve basit bir şekilde hesaplanabilen bu parametrelerin akut pankreatit hastalarında hastalık ciddiyetinin belirlenmesinde kullanılabileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akut Pankreatit, CRP, CRP/Albümin Oranı, RDW, Platelet-Lenfosit Oranı, Nötrofil-Lenfosit Oranı, BİSAP Skoru
Akut pankreatitte radyolojik skorlama ile CRP/albümin indeksinin hastalığın mortalite ve morbiditesi açısından retrospektif değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit (AP) hayatı tehdit eden bir hastalık olduğundan hastalığın şiddetinin belirlenmesi, prognostik takibi, morbiditeyi ve mortaliteyi öngörmek kritik öneme sahiptir. Başvuru sırasında ciddiyetin doğru tahmini ile en uygun acil tedavinin başlanması ölüm riskini ve sağlık sisteminin giderlerini azaltmaktadır. Yöntem: Çalışmaya AP tanılı 632 hasta dahil edildi. Verileri hastanemizin otomasyon sistemi olan Nukleus'tan alındı. Çalışmada AP tanısı aldıktan sonra çekilen Bilgisayar Tomografi (BT) sonuçlarına uygu Bilgisayarlı Tomografi Şiddet İndeksi (CTSİ skoru) skorlamsı yapıldı. Hastaların hastanede yatış süresi, komplikasyon gelişimi, yoğun bakım ünitesine yatışı, atak sayıları, ölüm oranı, invaziv işlem gerekliliği kaydedildi. İlk yatışta C-reaktif protein (CRP) (mg/l) ,albümin (Alb) (mg/dl), CRP/albümin indeksi ve 48. saatte bakılan CRP, Albümin, CRP/Alb oranı hesaplandı. Hastalar AP'nin şiddetine göre hafif, orta şiddetli ve şiddetli şeklinde gruplara ayrıldıktan sonrasında her grupta ayrı ayrı CRP/Alb indeksi hesaplandı. CRP/Alb indeksinin hastalığın morbidite ve mortalitesini öngörmesi açısından değerlendirmesi yapıldı. Bulgular: Hastanemizde AP tanısı alan hastalarla yapılan bu retrospektif çalışmamızda CRP/Alb indeksinin hastalığın şiddetini öngörmede radyolojik skorlama sistemi olan CTSİ ile korele olduğu saptandı. Çalışmamızda CRP/Alb oranı hem ilk yatişta hem de 48.saatte orta şiddetli ve şiddetli AP'de hafif AP'den anlamlı (p < 0.05) olarak yüksek bulundu. Komplikasyon gelişimini öngörmede komplikasyon olan hafif ve şiddetli AP hastalarında komplikasyon olmayanlardan hem ilk yatiş hemde 48.saat düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Orta şiddetli pankreatitte 48.saat CRP/Alb düzeyi komplikasyonu öngörmede anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Yoğun bakım ünitesine yatışı öngörmede hafif ve orta şiddetli pankreatitte 48.Saat CRP/Alb düzeyi anlamlı (p < 0.05) yüksek saptandı. Hastande yatiş süresini öngörme açısndan bakıldığında hafif ve orta şiddetli AP olan hastalarda 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olanların hastanede yatış süresi ortalma 7 günden fazla olduğu saptandı. Şiddetli AP olan hastalarda hem ilk yatiş hem de 48.saat CRP/Alb oranı yüksek olan hastalarda hastanede yatış süresi ortalama 7 günden fazla olduğu saptandı. CRP/Alb oranının hafif, orta şiddetli ve şiddetli AP olan (CTSİ skorlarına uygun) hastalarında invaziv işlem gerekliliği ve ölümü öngörmede yetersiz olduğu görüldü. Sonuç: CRP/Albümin oranın hızlı sonuçlanması, kolay yapılabilir olması, ucuz olması AP'nin şiddetini, morbidite ve mortalitesini öngörmede yardımcı bir parametre olduğunu destekler niteliktedir. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, tedavi kararı ve prognozu öngörmede yol gösterici olabilir. Anahtar sözcükler: Akut pankreatit, CTSİ skoru, CRP/albümin indeksi, Mortalite, Morbidite
Akut pankreatitte kolesistektominin pankreatit atakları üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: Akut Pankreatit tüm dünyada giderek artan sıklıkta görülmekte ve mortalite riski nedeniyle tedavisi ve tekrar atak gelişmesinin önlenmesi önem arz etmektedir. Güncel kılavuzlar rekürensi önlemek için akut biliyer pankreatitli (ABP) hastalarda kolesistektomi (KS) önermektedir. İdiyopatik akut pankreatitli (İAP) hastaların ise önemli bir kısmının okkult biliyer hastalıktan kaynaklandığı ve KS'nin yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Bu çalışmada pankreatit rekürrensini önlemede KS'nin etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroentroloji Kliniğinde Akut Pankreatit tanısı ile takip ve tedavi edilen 18 yaş üstü hastalar retrospektif olarak incelenmiş ve biliyer ve idiyopatik hastalar analize dahil edilmiştir. Hastalar biliyer ve idiyopatik gruplara ayrılarak, KS geçirme öyküsüne göre atak sıklıkları değerlendirilmiştir. Ayrıca hastaların demografik verileri, eşlik eden ek hastalıkları ve ERCP yapılma durumları sorgulanarak kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 500 hasta dahil edildi (300 hasta ABP, 200 hasta idiyopatik). Hastalar 3 farklı gruba ayrıldı; ilk pankreatit atağını KS sonrası geçirenler, ilk atakta safra kesesi in situ olup sonrasında KS geçirenler ve ilk atakta safra kesesi in situ olup KS geçirmeyenler. ABP grubunda, ilk pankreatit atağını KS sonrası geçirenlerde atak sıklığının diğer iki gruptan daha yüksek olduğu görüldü (p = 0.018). İdiyopatik grupta ise gruplar arasında atak sıklığı açısından anlamlı fark görülmedi (p = 0.999). İlk atak sırasında safra kesesi in situ olan hastalar KS öyküsüne göre karşılaştırıldığında KS olanlar ve olmayanlar arasında hem biliyer hem de idiyopatik grupta atak sıklığında anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Hastalar KS öykülerine ilaveten ERCP yapılma durumlarına göre de farklı gruplarda karşılaştırılmıştır. ABPli grupta ERCP yapılması ilk pankreatit atağı sonrasında KS yapılan grupta atak sayısını azaltırken (p = 0.008), diğer iki grupta anlamlı bulunmadı. İAP'li hastalarda ise ERCP yapılması grupların hiçbirinde atak sayısını azaltmadığı görüldü. Sonuç: Biliyer akut pankreatitde ilk pankreatit atağını KS sonrası geçiren hastalarda atak rekürrensi yüksek iken, safra kesesi in situ olanlarda atak sonrası KS'nin tek başına yararlı olmadığı, ERCP ile birlikte riski azalttığı bulundu. İAP'li hastalarda ise KS ve ERCP'nin atak rekürrensini azaltmada etkili olmadığı bulundu. Anahtar kelimeler: Akut biliyer pankreatit, idiyopatik akut pankreatit, kolesistektomi, endoskopik retrograd kolanjio pankreatografi, rekürrens
Akut pankreatitli hastalarda INOS geni Rs2297518 polimorfizmi bir risk faktörü mü?
Amaç: Akut pankreatit genellikle hafif seyretmesine rağmen hastaların %15-20'sinde şiddetli seyretmektedir. Etyolojisindeki nedenleri ağırlıklı olarak safra kesesi taşları ve alkoldür. Patogenezi net aydınlatılamamıştır. Nitrik Oksit Sentetaz geni ekspresyonu sonucu oluşan Nitrik Oksit inflamatuvar olaylarda önemli bir role sahiptir. Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni polimorfizmi farklı ırklarda farklı hastalıklarla ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı akut pankreatit ve Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi arasındaki ilişkiyi ve akut pankreatitte risk faktörü olup olmadığını araştırmaktı. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde vaka-kontrol çalışması olarak 99 akut pankreatitli hasta ve 99 sağlıklı bireyde Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz gen polimorfizmi real time polimeraz zincir reaksiyonu yöntemi ile araştırıldı. Bulgular: Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi A allel veya AA genotip taşıyan hastalar G alel veya GG taşıyan hastalar ile kıyaslandığında daha yüksek akut pankreatit riskine sahipti, fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (P=0.06, OR=1.57 %95 (0.98-2.50) ve P=0.08, OR=2.96 %95 (0.88-9.98)). Ayrıca erkeklerde A allelini taşıyanlar anlamlı bir akut pankreatit riskine sahipti (OR =2.41; 95% 1.07-5.41, P=0.03). Ek olarak, AA genotipi taşıyan bireylerde PDW değeri diğer genotipleri taşıyanlara göre daha düşük olarak saptandı (P=0.03). Sonuç: Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi A alleli ve AA genotipi akut pankreatit riskini arttırmaktadır. Indüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz geni rs2297518 polimorfizmi ile akut pankreatit arasındaki ilişkinin aydınlatılması için bağımsız çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Acil servise karın ağrısı şikayetiyle başvurup akut pankreatit tanısı alan hastalarda geliş lipaz/amilaz oranı ve immatür granülosit yüzdesinin balthazar şiddet skoru ile ilişkisi
Arka plan-hedef: Akut Pankreatit (AP) tanısı alan hastalarda hastalığın ağırlığını, prognozunu belirlemek için çeşitli kriterler belirlenip skorlamalar ve sınıflamalar yapılmaktadır. Tüm skorlamalara ve çalışmalara rağmen özellikle şiddetli vakaları öngörmek zor olabilmektedir. Çalışmamızda acil servise karın ağrısı şikâyetiyle başvurup AP tanısı alan hastaların klinik seyrinin, elde ettiğimiz laboratuvar parametreleri Balthazar Şiddet Skorlaması arasında ilişkinin olup olmadığını değerlendirmeyi ve özellikle şiddetli olan vakaları daha erken yakalayabilmeyi amaçladık. Gereç-yöntem: Araştırmamız retrospektif bir çalışma olup Ocak 2018-Ağustos 2021 arası Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi acil servisine başvuran karın ağrısı şikayetiyle başvurup ''Akut Pankreatit'' tanısı alan 300 hastadan 250 hasta çalışma kriterlerine uygun bulunup 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edilmiştir. Hastaların tüm parametreleri Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS), hasta dosyaları üzerinden taranarak kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 250 olgudan 135(%54) si kadındı ve yaş ortalamalası 56,11±16,70, ağrı skorlarının VAS'a göre hesaplanan ortalama değeri 5,71±1,515, hesaplanan Balthazar Şiddet Skorlarının ortalaması 2,43±1,525. Hastalara etiyolojik olarak bakıldığında biliyer nedenli pankreatit tanısı alan hasta sayısı 171(%68,4), alkolik nedenli pankreatit tanısı alan hasta sayısı 10 (%4).Hastaların sonlanmalarına baktığımızda ise 215 (%86) hasta servis yatmıştır. Kronik hastalığı olan 56'sı(%22,4) diyabet, 90'ı(%36) hipertansiyon ek hastalığı vardı. Çalışmamız sonucunda VAS ağrı skoruna göre yaptığımız gruplamalara göre kadın ve erkek hastalar arasında ağrı grupları bakımından fark bulunmamaktadır (p=0,202). Hesapladığımız Balthazar Şiddet Skorlarına göre hafif grupta 194(%77,6), orta grupta 52(%20,8), ağır grupta 4(%1,6) hasta tespit edilmiştir. Biliyer ve non biliyer olarak ayırdığımız gruplar arasındaki istatiksel ilişkiye baktığımızda iki grup arasında Hgb ve Htc açısından anlamlı fark bulunmakta olup ayrıca iki grup arasında nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ve platelet/lenfosit oranı (PLO) bakımından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda hasta sonlanımları ile tam kan sayımı parametreleri arasındaki ilişkiyi incelediğimizde IG% açısından yoğun bakıma yatırılanlar ile hem servis yatışı hem de taburcu olan grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p=0,006). Lipaz değeri açısından ise servis yatışları ile taburcu olan ve yoğun bakıma yatan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur ( p< 0,001). Balthazar Şiddet Skoruna göre ayırdığımız şiddet gruplarını laboratuar değerlerine göre karşılaştırdığımızda hafif ile orta-ağır şiddetli gruplar arasında tam kan sayımı parametrelerinden WBC, nötrofil, lenfosit, NLO ve PLO ayrıca LDH, Lipaz/Amilaz oranı açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p değerleri sırasıyla <0.001 ve 0.001). CRP açısından ise sonuçlar sınırda anlamlı sayılabilir (p= 0.051). NLO için cut-off 14,9082 alındığında %46,4 sensitivite, %85 spesifite, %47,2 PPV ve %84,6 NPV saptanmıştır. Lipaz/amilaz oranı için cut-off 2,2773 alındığında %69,6 sensitivite, %57,2 spesifite, %26,3 PPV ve %86,7 NPV saptanmıştır. Sonuç: Kronik hastalığı olanların çoğunluğunun hipertansiyon ve diyabet hastaları olduğu görülmüştür. Lipaz değerlerinin servis ve yoğun bakım yatışında önemli parametre olduğu tespit edilmiştir. Balthazar Şiddet Skoruna göre hafif ile orta-ağır şiddetli gruplar arasında WBC, nötrofil, lenfosit, NLO ve PLO, LDH ve Lipaz/Amilaz oranı açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. IG% değerlerinin akut pankreatit şiddetini belirlemedeki gücü istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. AP tanısında görüntülemeye ek laboratuvar bulgularını birleştirerek hastaları değerlendirmenin AP prognozu hakkında yol gösterici olabileceği görülmüştür. Anahtar kelimeler: akut pankreatit, Balthazar Şiddet Skoru, Immatür granülosit yüzdesi, lipaz amilaz oran
Acil servise başvuran ve akut pankreatit tanısı alan hastalarda farklı 3 pankreatit ağırlık skorlama sisteminin prospektif olarak karşılaştırılması
Arkaplan: Ciddi akut pankreatit (severe acute pancreatitis [SAP])'i erken tanımak mortaliteyi azaltmak için çok gerekli ve önemlidir. Akut Pankreatit (AP)'in ciddiyetini ve prognozunu belirlemek için yatak başı akut pankreatit şiddet indeksi (Bedside Index Severity Acute Pancreatitis [BISAP]), Glasgow prognoz skoru (Glasgow Prognostic Score [Imrie]) ve bilgisayarlı tomografi şiddet indeksi (Computed Tomography Severity Index [Balthazar]) gibi birçok skorlama sistemi mevcuttur. Ancak bu skorlama sistemlerinin acil serviste kullanımları için elimizdeki mevcut veriler yeterli değildir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, AP tanısı alan hastalarda yukarıda bahsi geçen üç skorlama sistemini hesaplamak, karşılaştırmak ve hangisinin SAP'i daha iyi öngördüğünü bulmaktır. Materyal ve Metod: Bu ileriye dönük, gözlemsel, tek merkezli ve kesitsel olarak yapılan çalışma, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi acil servisinde 1 Nisan 2014 ve 31 Temmuz 2015 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Hastaların demografik ve klinik parametreleriyle birlikte klinik sonlanımları kaydedildi. 18 yaş üstü bütün erişkin hastalar başvurudan sonraki 30 güne kadar takip edildi. Birincil sonlanım SAP gelişmesidir. İkincil sonlanım ise hastaneye yatış, yoğun bakıma yatış, hastanede kalış süresi ve tüm nedenlere bağlı ölümdür. Skorlama sistemlerinin SAP'i öngörme gücü alıcı işletim karakteristiği (Receiver-Operating Curve [ROC]) eğrisi altında kalan alan (Area Under the Curve [AUC]) ölçülerek yapıldı. Bulgular: AP tanılı toplam 150 hasta (ortalama yaş 66.7 ± 15.8; %66.1 erkek) çalışmaya dahil edildi. Bu 150 hastanın 25 tanesi (%16.6) SAP olarak sınıflandırıldı. Eğri altında kalan alan BISAP, Imrie ve Balthazar için sırasıyla 0.868, 0.801, 0.568 olarak bulundu. BISAP skorlama sistemi için en iyi kesme değeri 2'dir (AUC 0.868, %95 confidence interval [CI], 0.784-0.952, P<.001). Imrie skorlama sistemi için en iyi kesme değeri 2'dir (AUC 0.801, %95 [CI], 0.701- 0.901, P<.001). Sonuç: BISAP ve Imrie skorlama sistemlerinin SAP'i değerlendirmede iyi bir öngörme değeri vardır, bundan dolayı bu skorlama sistemleri acil servis başvurusunun erken dönemlerinde AP'in şiddetini değerlendirmek için daha kullanışlıdır. Bununla birlikte SAP'i değerlendirmede Balthazar skorlama sistemi düşük duyarlılık ve özgüllük göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Akut pankreatit, ciddi akut pankreatit, acil servis, skorlama sistemleri
Akut pankreatitte difüzyon ağırlıklı görüntüleme; BT ile korelasyon
Akut pankreatit, ödematöz yada nekrotizan pankreatit şeklinde geniş bir klinik spektrumda ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Tanıda BT hala altın standard olarak kabul görmektedir ve hastalık seyri ile ilgili BTŞİ yaygın olrak kullnılmaktadır. Bu nedenle hasta yatışı sırasında ve sonrasında, yani tanıda ve takipte çok sayıda BT çekimine ihtiyaç duyulmaktadır. Akut pankreatit tanısında çoğu merkezde olduğu gibi bizim merkezimizde de pankreasa yönelik ince kesit, i.v kontrastlı BT protokolu uygulanmaktadır. Ancak BT çekimlerinin radyasyon içermesi ve radyasyonun biyolojik dokulardaki olumsuz etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca gerek gebelerde, gerekse kontrast madde alerjisi olan ya da kontrast madde kullanımının kontrendike olduğu olgularda BT tanıda kullanılamamaktadır. Bilinen bu klasik bilgilerin yanı sıra literatürde, i.v iyotlu kontrast maddelerin pankreas dokusunun perfüzyonunu bozarak akut pankreatitli parankimde nekroza gidişi kolaylaştırdığı yönünde çalışma ve veriler bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında akut pankreatit tanısında alternatif bir tanı aracı gerekliliği var gibi gözükmektedir. Son zamanlarda bir çok konuda yetkinliği ve yeterliliği çalışmalara konu olmuş ve olan DAG ile akut pankreatit tanısının koyulabilirliğini araştırma konusu olara seçtik.Hasta grubu olarak akut ödematöz pankreatitli 20 hasta seçildi. Nekrotizan pankreatitli hastaları çalışma dışı bırakıldı. Klinik ve laboratuar tetkikleri ile akut pankreatitten şüphelenilerek BT çekilmiş olgulardan oluşan bu hasta grubunda, BT büyük oranda akut pankreatit tanısı koydururken, çok az bir grupta (3 kişide) BT negatif olarak saptanmıştır. Tüm hastalarda konvansiyonel MR sekanslarına ilave olarak b=800 lü DAG ile görüntüler elde ettik ve ADC haritaları ile pankreas baş-gövde-kuyruk bölümlerinden ayrı ayrı ölçümler yaptık. Pankreas patolojisi olmayan 20 olguyu da kontrol grubu seçerek, bu gruba da DAG yapıldı. Elde ettiğimiz hasta ve kontrol grubu ADC verileri istatistiki olarak karşılaştırıldı ancak anlamlı bir sonuca ulaşılamadı, dolayısıyla bu konuda herhangi bir eşik ADC değeri verememekteyiz. Bunun dışında, hasta grubunun ranson skorları, amilaz ve lipaz değerleri, konvansiyonel MR sekansları ile saptanabilirliği ve Balthazarın belirlemiş olduğu BTŞI verileri, teker teker ADC değerleri ile karşılaştırıldı ve istatistiki olarak anlamlı sonuçlara ulaşılamadı. Verilerin dağlım homojenitesinin sağlaması açısından BTŞI grade E olan 6 hastanın verileri çıkarılarak yapılan istatistiki değerlendirmede anlamlı ilişki tesbit edildi. Literatürde grade E olarak belirtilen grupta nekroz gelişiminin netlikle belirlenemediği yönünde olan bilgilerin varlığı, bu durumu açıklayıcı bir bilgi olarak düşünüldü.Literatürde akut ödematöz pankreatitli hastalarda DAG nin tanısal değerine değinen çok az çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda, genelde görsel değerlendirme ile difüzyon kısıtlılığından bahsedilmektedir, herhangi bir eşik ADC değeri verilmemektedir. Geniş bir spektrum içerisinde, abdominal patolojilerde, ADC ölçümlerine yer veren bir çalışmada, akut pankreatitli 3 olguda ADC verileri belirtilmiştir. Ancak bu çalışmada da diğer literatür örneklerinde olduğu gibi, daha çok pankreas kitlelerinde difüzyon kısıtlığı ve ADC ölçümleri değerlendirilmiştir.Sonuç olark DAG dan elde edilen ADC verileri ile akut pankraetit için tanısal olabililecek herhangibir eşik değer bulunmadı. Ancak E grubu dışlanarak yapılan BTŞİ- ADC kıyaslaması anlamlı bulundu. DAG ın AP kliniğinde ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemi olmamakla birlikte seçilmiş olgularda tanıyı ve prognozu öngörebilecek alternatif bir görüntüleme yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Bu konuda daha geniş olgu grupları ile yapılacak çalışmalar DAG ın enfektif pankreas patalojilerinde kullanımı ile ilgili yeni bilgiler sunacaktır.