Socio-cultural life
74 theses under this subject heading
XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadın
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadınların toplumdaki yeri ve önemini tespit etmek amacıyla bu çalışmaya gerek duyulmuştur. Bu çalışma ile 1850-1900 yılları arasında Diyarbakır'da yaşayan kadınların sosyo-ekonomik yaşantısı, hukuki alandaki etkinliği ile eğitim hayatındaki yeri ve önemini ortaya çıkararak topluma, bilime ve bu konudaki araştırmalara katkı sağlamak hedeflenmiştir. Tarihte kadının konumunun öğrenilmesi bir toplumun tarihinin anlaşılması noktasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmayı yapmamızı sağlayan önemli faktör, toplumun tarihinin anlaşılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunabilmektir. Çalışma, ikinci el kaynaklar ışığında Diyarbakır'daki kadınlarla ilgili arşiv belgelerinden yararlanılarak tespitler yapılması açısından özgündür. Diyarbakır tarihinin yanı sıra ele alınan dönemde Diyarbakır'da kadının ailede, hukuki alanda, sosyo-ekonomik hayat ve eğitim hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgiler içermesi açısından önemlidir. Neticede, sanılanın aksine özellikle taşrada varlığını sürdüren köylü kadınların gündelik işlerin bir parçası olarak hem ekonominin hem de Osmanlı Devleti içerisindeki kültürel ve sosyal hayatın önemli bir parçası oldukları görülmüştür.
İslamiyeti kabul etmeden önceki Uygurların sosyokültürel hayatı
Tezimizde, İslamiyet'i kabul etmeden önce Gök Tanrı dinini ardından Maniheizm ve Budizm'i benimseyen Uygurların Göktürk Devleti'ni yıkarak kurdukları Orhun Uygur Devleti sonradan Koçu, Kansu devletleri ve yaşadıkları coğrafyadaki sosyokültürel hayatı incelenmiştir. Uygurlara ait edebiyat, sanat, din ve kültür eserleri XX. yüzyılın başından itibaren kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılmıştır. Uygurlar bu eserlerini şehirciliğe verdikleri önem ve yazıyı kullanmak gibi medenî hayatın olmazsa olmazlarını, kültürel uğraşlar ile tamamlamıştır. Çalışmamızda yine çeşitli yazı sistemlerini kullanarak, tarihi süreçlerinde farklı dinleri benimseyerek arkalarında kültürel öneme sahip birçok yazılı eser bırakmış olan Uygurların siyasi tarihi de sırasıyla ele alınmıştır. Uygurlar yaşadıkları coğrafyada Murtuk, Bezeklik, Turfan, Sengim, Karabalgasun ve Kızıl gibi pek çok şehri sanat merkezi haline getirmiştir. Uygurların yaşadıkları çeşitli bölgelerde yapılan kazılarda Uygur kültürüne ait pek çok heykel, duvar resmi, mimari yapı ve belgeler gün ışığına çıkartılmıştır. Çalışmamızda, dönemin siyasi ve tarihî kaynaklarının yanında Uygurca yazılmış çok sayıda metin de ana kaynak olarak kullanılmıştır. Tezimizde, öncelikle üç ayrı bölüm halinde yer alan Orhun Uygur Devleti, bu devlet yıkıldıktan sonra kurdukları Koçu, Kansu devletleri ve Uygurların sosyokültürel hayatı açıklanmıştır. Açıklamaların ardından bu süreçlerdeki siyasi tarihin analizi, din, edebiyat, sanat ve kültür alanlarındaki katkıları ve etkileri ortaya konularak Uygurların eski inançlarıyla yaşam kültürü, bütünlük içinde verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Öncesi Dönem; Sosyokültürel Yapı; Uygurlar
Evliya Çelebi Seyahatnâmesine göre Azerbaycan şehirlerinde sosyo-kültürel hayat
Evliya Çelebi'nin on ciltlik eseri olan Seyahatnâme, XVII. yüzyıl Osmanlı coğrafyasında ve komşu devletlerin coğrafyalarında gezdiği şehirlerin tarihî, mimarî, halkın etnik özellikleri, yerel halkın giyim-kuşamı, inancı, yiyecekleri ve dil gibi özelliklerini içermektedir. Osmanlı topraklarının birçok yerine seyahat etmiş ve bununla da kalmamış komşu ülkeleri de gezmiştir. 1646 ve 1655'te olmak üzere iki kez Azerbaycan coğrafyasına gitmiştir. 1646'daki seyahat Erzurum'dayken Defterzâde Mehmed Paşa tarafından Tebriz'e elçi olarak gönderilmesiyle gerçekleşirken, ikinci seferi ise Van Beylerbeyi Melek Ahmed Paşa tarafından 1655'te tekrar Tebriz'e gönderilmesiyle gerçekleşmiştir. Bu seferleri sonucunda birçok yeri dolaşma imkânı bulmuştur. Bu çalışmada Seyahatnâmede geçen Azerbaycan şehirlerinin sosyo-kültürel yapısı incelenecektir.
Göreve yeni başlayan öğretmenlerinin yaşadığı sosyal kültürel ve mesleki sorunlar
Bu çalışma, göreve yeni başlayan sınıf öğretmenlerinin sosyal, kültürel ve mesleki hayatta karşılaştıkları sorunları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada desen olarak iç içe geçmiş tek durum deseni kullanılmıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu Şanlıurfa ilinde görevli 30 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Çalışma grubunda yer alan 10 göreve yeni başlamış, adaylık süreci tamamlanmamış öğretmenin görev yaptığı sınıflarda gözlem yapılmıştır. Araştırmanın verileri, yarı yapılandırılmış görüşmelerle elde edilmiştir Göreve yeni öğretmenlerin yaşadıkları sorunlar; meslek öncesi eğitim, mesleğe başlama ve çevresel sorunlar olarak üç aşamada incelenmiştir. Bu çalışma, göreve yeni başlamış öğretmenlerin lisans öğrenimlerinde; sınıf öğretmenliği öğretim programında yer alan bazı derslerin, ilkokul 1-4. sınıfların eğitim öğretim programında yer almayışı sonucu ortaya çıkan sorunlar ile lisans programında mevzuat ve resmi yazışmalara yönelik ders içeriğinin olmayışından kaynaklı yaşanan sorunları ortaya çıkarmaktadır. Aday öğretmenlerin mesleğe başlama süreci ile ilgili; yönetici ve rehber öğretmenlerden gerekli rehberliği alınamadıkları, sınıf yönetiminde ve eğitim-öğretim sürecinde yetersiz kaldıkları, İstenmeyen davranışlarla baş edememe gibi sorunlar yaşadıkları görülmüştür. Aday öğretmenlerin çevre ile ilgili olarak, çevreye sosyal, kültürel uyum ve görev yapılan kurumun yapısı kaynaklı sorunlarla karşılaştıkları tespit edilmiştir. Bu sorunlar aday öğretmenlerin kendisinden, aldığı eğitimden, velilerden, çevreden ve kurum yapısından kaynaklanmaktadır.
19. yüzyılda İngilizce yazılmış seyahatnamelere göre Anadolu'da sosyal kültürel ve ekonomik hayat
Tez çalışmasında 19.yüzyılda çeşitli nedenlerle Anadolu coğrafyasını ziyaret eden seyyahların İngilizce yazılmış ya da farklı dillerden İngilizceye çevrilen seyahatnameleri incelenmiş ve onların gözünden Türkler ile gayrimüslim tebaanın sosyal, kültürel ve ekonomik özellikleri ile bu alanlarda gerçekleştirdikleri faaliyetler hakkında bilgi verilmiştir. Bilinmeyeni keşfetme arzusuyla yola çıkan kâşifler, inançlarını farklı kıtalarda yaymak isteyen misyonerler, mesleki çalışmalar yapmak için diyar diyar gezen bilim adamları ve savaş ortamında görevleri gereği yola koyulan askerler, 19.yüzyıl genelinde olmakla birlikte özellikle ikinci çeyreğinden itibaren Osmanlı coğrafyasına rağbet göstermişlerdir. İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan ve farklı milletlerden birçok seyyah, ülkelerinin Türkiye ile olan ilişkileri ve dini inançlarını da göz önünde bulundurarak bazen objektif olamasalar da, bu çalışmada 115 seyyahın verdiği bilgiler dâhilinde çoğu konu üzerinde genellemeler yapmak mümkün olmuştur. Seyyah ve seyahatnameler üzerine notlar ile seyyahların biyografileri tezin birinci bölümünü oluştururken, seyyahların Anadolu'ya gelme süreci, deneyimleri ve halkın kendilerine karşı sergiledikleri tutumlara ikinci bölümde yer verilmiştir. Toplamda beş bölümden oluşan tezin diğer bölümlerinde ise sosyal kültürel ve ekonomik hayat başlıkları altında Anadolu'daki durum, seyyahların gözünden yansıtılmaya çalışılmıştır.
Kütahya'da Cumhuriyet dönemi siyasi, iktisadi ve sosyo-kültürel hayat (1923-1950)
Kuruluş ve kurtuluşun merkezi Kütahya, geçmişten günümüze Anadolu coğrafyasının önemli bir yerleşim birimi olmuştur. Sahip olduğu mümtaz coğrafi özellikleri yanı sıra, engin tarihi geçmişi, Türk hakimiyeti öncesi ve sonrasında özellikle idari merkez konumunda olması, bu kadim şehri her daim değerli kılan unsurlar olmuşlardır. Şehrin sahip olduğu bu zenginlikleri, gerek iktisadi gerekse sosyo-kültürel yönlerden ele alan pek çok araştırma yapılmış, genel ve spesifik çalışmalar ortaya konmuştur. Yine de, Kütahya'nın Cumhuriyet Dönemi tarihçesine ilişkin yazılmış eserlerin kısıtlı bir vaziyette olduğu görülmüştür. Zaruri bir ihtiyaç halini aldığı düşünülen bu konu, alandaki boşluğu doldurması temel hedefiyle seçilmiştir. Çalışma, bu amaca hizmet etmesi açısından değerlidir. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişle birlikte, şehirde mülki idari alanda bir geçiş süreci yaşanmış ve şehrin mülki taksimatı konusunda bazı köyler için Cumhuriyet'in ilk yıllarında, nakil kararları alınmıştır. Tek Parti Dönemi, Kütahya'da görev yapmış valiler ile belediye başkanları ayrı ayrı ele alınarak faaliyetleri işlenmiştir. İçişleri Bakanlığı Arşivinden elde edilen bilgi ve belgeler, şehrin idari yapısının yeniden yazılabilmesine katkı sağlamıştır. Kütahya'da, bu dönemdeki siyasi partilerden olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin Kütahya il teşkilatı, ağırlıklı olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Arşivi (BCA) belgelerine dayanılarak ele alınmış; bu partinin şehirdeki teşkilat yapısı, teftiş raporlarından da yola çıkılarak bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Kütahya'nın iktisadi yapısı, Osmanlı'dan süregeldiği üzere, ziraat üzerine kurulmuştur. Tarım alanında tahıl üretimi önemli yer tutarken; hayvancılık konusunda küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık ön plana çıkmıştır. Şehirde, ziraatla bağlantılı olarak, sanayi kolları gelişim göstermiş; toprak sanayi ve unsurları, şehrin en önemli sanayi kollarını oluşturmuştur. Bu sanayi kollarını orman ve maden sanayi takip etmiştir. Ziraat ve sanayinin olmazsa olmazı olan ticari kurumlardan Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası(KUTSO)nın önemi bu vesile ile ortaya çıkmıştır. Odanın sahip olduğu çok değerli arşivi bu çalışma ile tanıtılma fırsatı bulurken, şehrin iktisadi kronolojisinin oluşturulmasındaki yadsınamaz önemi de belirginleşmiştir. Ticaret unsurları olan limitet ve anonim şirketler ile bankalar, çalışmada ele alınan diğer iktisadi konular olmuşlardır. Şehirde, eğitim-öğretim konusunda ilkokul ve ortaokulların yanı sıra, Türkiye'nin sayılı liselerinden biri bu dönemde açılmıştır. Örgün eğitim-öğretim, Tek Parti Dönemi'nin sonlarına doğru, Kız Meslek Enstitüsü ve Erkek Sanat Okulu gibi eğitim kurumlarıyla zenginleşmiştir. Yaygın eğitim-öğretim alanında, Halk Dershaneleri; Millet Mektepleri; Ulus Okulları ve Halk Okuma Odaları şeklinde bir devinim söz konusu olmuştur. Şehrin kültürel hayatı ele alınırken, matbaa, gazete ve dergiler ile kütüphane ve müzeler üzerinde durulmuş; Kütahya Halkevi konusu, yerel basından elde edilen verilerle derinlemesine incelenebilmiştir. Sonuç olarak; Kurtuluş Savaşı'nın kazanıldığı topraklarda, Cumhuriyet'e geçişle birlikte yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler, aktif sosyal yaşam, bu eser ile akademik düzeyde derinlemesine araştırılmıştır. Çalışmada ağırlıklı olarak birinci el belgeler kullanılmıştır. Günümüzde, şehir ile ilgili problemlerin çözüme kavuşturulmasında, bu çalışmanın katkı sunacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kütahya, Tek Parti Dönemi, CHP Kütahya İl Teşkilatı, Kütahya Halkevi, KUTSO.
Sosyokültürel ve dinî boyutlarıyla Midyat Yezidileri
Mezopotamya bölgesinin kadim halklarından olan Yezidiler bazı noktalarda birçok dinden izler taşıyıp bazı noktalarda kendine has özellikleriyle göze çarpan dini bir gruptur. Yezidilik inancı ve bu inanca mensup Yezidiler hakkında geçmişe oranla son yıllarda daha fazla araştırma yapılmıştır. Ancak Midyat Yezidileri ve Müslümanlar arasındaki sosyokültürel ilişkilere dair bir araştırmanın yapılmamış olması bizi böyle bir çalışma yapmaya yönlendirmiştir. Yezidiler Midyat'ta birçok dinden insanla ilişki kurdukları gibi Müslümanlarla da sosyal ilişkiler kurmuşlardır. Bu ilişkilerin farklı dönemlerde nasıl bir boyut kazandığı merak edilmiştir. Bu çalışmada; bölgede yaşanan sıkıntıların, Yezidilerin yaptığı zorunlu göçlerin, iki gurubun da dini yapısının ilişkilere nasıl yansıdığının anlaşılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle literatür taraması yapılıp Yezidilik ve Yezidi tarihine yer verilmiştir. Midyat Yezidileri ve Müslümanlarla ilişkileri konusunda literatür taramasına ek olarak görüşme, katılımlı gözlem yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışma 40 Yezidi ve 7 Müslüman ile yapılan görüşmeler sonucu elde edilen bilgiler esas alınarak hazırlanmıştır. Bu bilgiler ışığında Midyat'ta Yezidilerin uzun yıllar boyunca kendilerine has kültürel yapılarıyla dini inançlarını, bayramlarını, örf ve adetlerini yaşadıkları, burada yaşanan ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlardan bölgedeki diğer insanlar gibi etkilenmeleriyle birlikte azınlık durumda olmaları ve inançlarına yönelik ön yargılardan dolayı toplumsal açıdan daha fazla sıkıntı yaşadıkları görülmüştür. Bunlardan kaynaklı belli dönemlerde Yezidi ve Müslümanlar arasında büyük sorunlar yaşandığı gibi olumlu ilişkilerin kurulduğu, günümüzde geçmişte yaşanan problemlerin unutulup daha iyi ilişkiler kurulmaya çalışıldığı sonucuna varılmıştır.
Fâtımîler döneminde Kâhire'de sosyo-kültürel ve dini hayat
Fâtımî Devleti, Orta Çağ'da Şiî Müslümanların kurduğu önemli devletlerden biridir. Sahip oldukları toprakların coğrafi konumu ve insan çeşitliliği sayesinde zengin bir sosyo-kültürel ve dini yapı oluşturmuşlardır. Bu manada başkent Kâhire Fâtımîlerin sosyo-kültürel ve dini yaşantılarını sergiledikleri şehir olarak ön plana çıkmıştır. Nitekim Kâhire'de resmi anlamda milli ve dini pek çok merasim gerçekleştirmişlerdir. Bu merasimler tarihi süreç içerisinde pek çok Müslüman devleti etkilemiştir. Keza günümüzde dahi Müslüman coğrafyalarda etkileri devam etmektedir. Ayrıca Fâtımî Devleti Yahudi ve Hıristiyanlığa mensup kişilerin sosyal ve dini faaliyetlerini serbestçe yerine getirmelerine izin vermiştir. Böylece farklı milletlere ve dinlere mensup olan Kâhire toplumu zengin bir kültürel yapı ortaya çıkarmıştır. Çalışmamız sosyo-kültürel ve dini açıdan Fâtımî Devleti'nin Kâhire'daki dönemini ele almakta ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Fâtımîlerin Mısır'ı fethetmesi ve Kâhire şehrini inşa etme süreci ele alınmıştır. Birinci bölümde Kâhire toplumunun etnik yapısı ve toplumdaki sosyal sınıflar incelenmiş; farklı etnik menşe ve tabakalara ait olan kişi ve toplumlarının yaşantıları ve birbirleri ile olan münasebetleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Birinci bölümün devamında Kâhire'deki kültürel hayat konu edilmiş; çeşitli kutlama, eğlence ve oyunlar üzerinden kültürel durum ile yönetim ve halkın kültürel hayattaki rolleri aktarılmaya ve değerlendirilmeye çalışılmıştır. İkinci ve son bölümde ise Kâhire'deki dini durum aktarılmıştır. Bu çerçevede toplumda var olan dini gruplar, bu grupların Fâtımî yönetimi ve birbiri ile olan ilişkileri, kendilerine özel mabetleri, dini kutlama ve bayramları aktarılmaya çalışılmıştır.
Batılı seyyahların gözüyle 19. yüzyılda Şırnak ve çevresi
Mezopotamya, insanlığın varoluşundan beri farklı kültür ve milletlere ev sahipliği yapmış kadim bir coğrafyadır. Kuzey Mezopotamya'da yer alan Şırnak ili ve çevresinin, kuzey-güney ve doğu-batı yollarının kesiştiği stratejik bir konumda yer alması, bu coğrafyayı, transit geçişlerde ziyaret edilen yerlerden biri haline getirmiştir. Şırnak ili ve çevresi tarihi süreçte Babil, Asur, Med, Pers, Part, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi güçlü devlet/medeniyetlerin hâkimiyeti altında kalmıştır. Batıdan doğuya doğru yapılan seyahatlerin uğrak noktalarından biri olan Şırnak ili ve çevresi hakkında bazı Batılı seyyahlar dikkate değer izlenimlerini seyahatnamelerine not ederek kayıt altına almışlardır. 1810-1910 yılları arasındaki bir asırlık süreçte bazı Batılı seyyahlar farklı amaçlar doğrultusunda, yaptıkları gezilerinde özellikle Cûdî dağı ve çevresinde bazı bilgi ve belgelere ulaşmışlardır. Seyyahlar, Cûdî dağında yer alan Şah ve Hassana köylerinde Asur kaya rölyeflerini keşfetmişlerdir. Ayrıca, Kasrik ve Finik bölgelerinde Part dönemine ait kaya rölyeflerine, Cizre'nin güneybatısında yer alan Babil köyünde ise Asur stellerine seyyahlarca ulaşılarak eldeki bilgiler dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Seyyahlar, 19. yüzyıl içerisinde bölgenin etnik ve dini yapısı, siyasi ve iktisadi durumu, tarihi ve coğrafyası hakkında izlenimlerini aktarmışlardır. Bu bağlamda 1810-1910 tarih aralığında bazı Batılı seyyahların eserleri temel alınarak Şırnak ili ve çevresinin genel bir durum tablosu ortaya konmaya çalışılmıştır.
Geçmişten günümüze Siverek Karakeçilileri: Tarihleri, sosyal hayatları ve kültürleri
Bugün Anadolu'nun farklı yerlerine dağılmış olan Karakeçililer, kendilerini 24 Oğuz boyu içerisinde yer alan Kayı Boyu'na dayandırmakta ve Ertuğrul Gazi ile Anadolu'ya geldiklerine inanmaktadırlar. Anadolu'nun farklı yerlerine dağılmış bu aşiretin önemli yerleşim yerlerinden biri de Şanlıurfa Siverek ilçesidir. Bu bölgede yaşayan Karakeçililerle ilgi en eski bilgiler XV. yüzyıla dayanmaktadır. Özellikle Osmanlı Devleti'nde konar-göçer halde yaşayan aşiret, yüzyıllar boyunca yaylak ve kışlak olarak Siverek, Viranşehir ve Berriye arasında konup-göçmüş ve Siverek-Viranşehir arasında Diyarbekir Eyaletine bağlı bir idari birim olarak boy(aşiret) varlığını muhafaza etmiştir. Aşiretin hem bölgede bulunan yerel halkla hem de kendileri gibi konar-göçer olan aşiretlerle münasebetleri olduğu gibi bölgedeki devlet görevlileri ile de sürekli ilişkileri olmuştur. Bu çalışmada bugün hala Siverek bölgesinde yaşayan Karakeçili aşiretinin özü ve asli unsuru olan Mirekî oymağının bey ailesi üzerinden aşiretin bölgedeki geçmişine, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına bakmaya çalışılacaktır.
Çin'de yaşayan Salarların sosyo-kültürel yapıları üzerine bir araştırma
Bu araştırmada, günümüzdeki Çin topraklarında 800 yıldır yaşayan Salarların sosyo-kültürel yapıları, inançları, kimlik algıları ve kendilerini hâkim grup içerisinde nasıl gördükleri ele alınıp incelenmiştir. Salarlar bir Türk topluluğu olmasına rağmen, Türkiye'de Salarları konu alan çalışmalar ve Salarlar üzerine araştırma yapan araştırmacı sayıca azdır. Bu sebeple, Salarların sosyo-kültürel yapıları araştırılmış, kimlik algıları ile diğer kültürler ile olan temas süreçleri incelenmiştir. Böylece, literatürde eksik olduğu düşünülen Salar kültür araştırmalarına katkı sağlanmıştır. Araştırma Çin'in Çinghay Eyaleti'ne bağlı Şunhua Salar Özerk İlçesinde 18 katılımcılının katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, (i) Salarların İslam inancına ilişkin yaşam biçimlerini kabul ettikleri ve bunu güncel hayatlarında da devam ettirdikleri, (ii) tarihsel süreçler içerisinde birçok farklı kültürel grup ile temas ettikleri ve bu temasların sonucunda birçok grup ile kültüre etkileşime girdikleri, (iii) kendilerini müslüman ve Çin vatandaşı olarak tanımladıkları, (iv) Çin kültürü ile olan kültürel temaslarına bağlı olarak başta dil olmak üzere bir çok alanda Çin kültüründen etkilendiklerine ilişkin bulgulara ulaşılmıştır.
Yazılı kaynaklara göre Hititler devrinde kadın ritüelleri
Çalışmanın konusu olan kadınlar, tarihin başlangıcından bu yana birçok sosyal statüye sahip olmuşlardır. Antik dünyada, geldikleri topluma bağlı olarak kadınlara farklı davranılmış ve çoğu toplumda dezavantajlı hukuki kurallar konmuştur. Kadının sosyal statüsü ne kadar yüksek olursa, sahip olduğu ayrıcalıklar o kadar fazla olmuştur. Eski Anadolu medeniyetlerinde kadının statüsünü anlamamıza yardımcı olan olgulardan birisi de onlarla ilgili olan ritüellerdir. Tezimiz, Anadolu'da kadının gerçekleştirdiği ritüeller, büyü, dini metinler, tıp, doğum, cenaze ve bayram törenlerindeki rolü ve önemini beş bölümde incelemektedir. Birinci bölümde Asur Ticaret Kolonileri devrinde kadının yeri ve önemi, ikinci bölümde Hititlerde ritüel ve büyü kavramlarında kadının işlevi, üçüncü bölümde Hititler Devrinde dini metinlerde kadının temsili, dördüncü bölümde Hititlerde tıp ve doğum ritüellerinde kadının katılımı, beşinci bölümde ise Hititlerde cenaze ve bayram törenlerinde kadının gerçekleştirdikleri ritüeller irdelenmektedir. Çalışmamızda ritüellerin yapılış amacı, nasıl uygulandığı ve bu uygulama esnasında kadınların pozisyon ve rolleri hakkında bilgiler verilecektir. Ritüellerin, kadınların sosyoekonomik ve kültürel hayatında ne derece önemli olduğu da tespit edilmeye çalışılacaktır. Zamanla ritüel kavramı hangi şekilleri almıştır. Hitit toplumunda ritüellerin önem derecesi nedir? Ritüeller ne şekilde kullanılmıştır. Ritüel nedir? Bu kavramlar ilk hangi tarihte ortaya çıkmıştır? Bunlara değinilecek ve bahsedilen dönemde hayatın nasıl vazgeçilmez bir parçası olduğu kavranmaya çalışılacaktır. Bulunduğu coğrafyanın yaşam tarzına uygun olarak nasıl ve neden kullanıldığı incelenecektir. Netice olarak kadının sosyal statüsü, dini ve kültürel hayattaki yeri ve önemi gibi daha birçok alanda bilgiler verilmeye çalışılacak olup, kadının hem günlük hayattaki hem de ritüeller esnasında büründükleri rollere göre yaşayış tarzları farklı bir bakış açısıyla sunulacaktır. Yapılan ritüeller günümüzde olmasa da bahsedeceğimiz zamanın ne kadar önemli bir parçası olduğu ortaya konulacaktır. Hamilelikten doğuma, kraliçeden büyücü kadına kadar Hitit siyasi, sosyal, ekonomik ve dinsel hayatında yer alan her statüdeki kadının yeri ve önemi açıklanmaya çalışılacaktır. Tüm bu bağlamlar temel alınarak ritüeller çerçevesinde ele alınacak ve detaylıca incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Eskiçağ, Anadolu, Hitit, Kadın, Ritüel
Cumhuriyet Dönemi'nde Çorum'a dış göçler ve sosyo-kültürel izleri
Göç; bölgelerin demografik yapılarını değiştiren unsurların başında yer almaktadır. Farklı nedenlerle gerçekleşen göçler gönüllü olabildiği gibi zorunlu da olabilmektedir. Göçler sonucu gelenlerin yerleştirilmesi iskân politikaları kavramı altında yer almaktadır. Anadolu, binlerce yıllık tarihi boyunca göç kavramının şekillendirdiği coğrafyaların başında gelmiştir. Bu coğrafyanın bir parçası olan Çorum da dönem dönem göç hareketlerini karşılayan mekânlardan birisi olmuştur. Osmanlı Devleti'nin toprak kayıplarının arttığı 19. yüzyılın ortalarından itibaren Anadolu'ya geçekleşen Müslüman-Türk göçleri Çorum'u da etkilemiştir. Bu nüfus akışı Çorum'un demografik yapısını yeniden şekillendirmiştir. Cumhuriyet Dönemi'ne gelindiğinde Türkiye'ye gerçekleşen dış göçler sonucunda uygulanan iskân politikaları ulus devlet oluşumu sürecinde etkili olmuştur. Yeni Türk Devleti'nin iskân politikaları, Çorum'da da uygulanmış ve kent tarihindeki yerini almıştır. Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Türkiye'ye gerçekleşen diğer dış göçler ile gelenler Çorum'da iskân edilmiştir. Bu tezde mübadiller için emval-i metrukeden yararlanılması, göç edenler için yeni köylerin kurulması ve mevcut köylerde göçmenler için göçmen evlerinin inşası gibi politikalar Çorum'un Akpınar, İkipınar ve Kadıkırı köyleri üzerinden değerlendirilmiştir. Bu köylerde bu göçün izleri, köylere göre farklılık göstermekle beraber, toplumsal yaşamda sosyo-kültürel ve ekonomik olarak günümüzde dahi varlıklarını devam ettirmektedir.
الحياة الفكرية والثقافية في مدينة القدس في عصر المماليك البحرية (1250-1382)
This thesis deals with the development of the intellectual and cultural movement in Jerusalem during the Mamluk period between 1250 and 1382, which is an important subject of cultural history. The study explains the role of the Mamluk sultans in the development of the intellectual and cultural movement in Jerusalem. As a matter of fact, they valued science and scholars and built schools and cultural institutions. Thus, Jerusalem has become an attractive place for scholars and students from all over the world. In addition, since the city of Jerusalem had a religious importance, it had many schools and madrasahs. This idea and educational institutions; It was supported by the Mamluk Sultans and philanthropists.
Hatay'da sosyo-ekonomik ve kültürel hayat (1960-1971)
Hatay, insanlık tarihine ilişkin ilk yerleşim alanlarından biri olup, tarih boyunca farklı din ve etnik kimliğe mensup toplumların çekişme sahası olmuştur. Farklı toplumların Hatay'da egemenlik kurma düşüncelerinin altında ise şüphesiz ki sahip olduğu konumu, iklimi ve iklimine bağlı olarak verimli tarım arazileri ile tarihî arka planı önemli bir etken olmuştur. Toplumsal yapısı, farklılıklar üzerine kurulan Hatay, zaman içinde ev sahipliği yaptığı her kültürden kendi hazinesine kattığı değerler sayesinde farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü hoşgörü ve barış kenti hüviyeti kazandırmıştır. İnceleme dönemimiz olan 1960-1971 yılları arasındaki süreçte Hatay toplumundaki çeşitliliğin devam ettiği ve farklı din ve kimliklere sahip gruplar arasında herhangi bir problemin olmadığı gözlemlenmiştir. Hatay, diğer Anadolu şehirleri gibi 1960 Darbesi ve 1971 Askerî Muhtırası'ndan etkilenmiş olmakla beraber olayların fazla büyümediği ve kayıpların daha az olduğu bir şehir panoroması çizmiştir. Hatay, sıcak iklimi ve verimli toprakları sayesinde Türkiye Cumhuriyeti'ne katılan son toprak parçası olmasına rağmen kısa süre içinde yapılan reformlar ve yatırımlar sayesinde ekonomisini canlandırmış ve gerek ülke ekonomisiyle ve gerekse uluslararası ekonomiyle entegre olmayı başarabilmiştir. Kültürel hayatı da oldukça renkli ve bu bağlamda faaliyetlerin yoğun yaşandığı Hatay, 1960'lı yılların başından itibaren yatırım yaptığı öncelilikli alanların başında eğitim ve sağlık gibi hayati alanlar olmuştur. 1970'li yıllara gelindiğinde Hatay, eğitim ve sağlık gibi insan hayatı açısından elzem olan alanlardaki yatırımlarını yapabilmiş ve kendi nüfusuna yetecek bir hale getirmeyi başarabilmiştir.
Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı (1204-1461)
"Trabzon İmparatorluğu'nun Sosyal, Ekonomik ve Kültürel Hayatı (1204-1461)" adını verdiğimiz bu çalışmamız giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan meydana gelmektedir. Giriş bölümünde konuya bütünlük kazandırmak amacıyla Trabzon İmparatorluğu'na adını veren Trabzon şehrinin adı, fizikî coğrafyası hakkında bilgi verilip, tezimizde kullanmış olduğumuz dönemin kaynakları tanıtılmıştır. Birinci bölümde, Trabzon İmparatorluğu'ndaki idari yapı ele alınmıştır. Birinci bölümün ikinci kısmında ise bölgedeki demografik yapı ve bu demografik yapıdaki değişim süreci incelenmiştir. Sosyo-ekonomik tarih araştırmalarının temelinde yatan nüfus olgusu özenle incelenmesi gereken bir unsur olduğu için Trabzon İmparatorluğu'nda yaşayan halkın nüfus miktarı ve nüfusun yapısında yaşanan değişimler dönemin kaynaklarının verdiği bilgiler dâhilinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezimizin ikinci bölümünde ise; Trabzon İmparatorluğu'nun ekonomisi ve bu ekonomiye etki eden faktörler ele alınmıştır. Buradan hareketle bölgenin ticari bakımdan önemi, Türklerin Karadeniz ticaretine dâhil olma süreçleri ve Trabzon İmparatorluğu ile ilişkileri incelenerek; Venedik ve Ceneviz'in Karadeniz ticaretindeki rolleri, Moğolların Karadeniz ticaretinde nasıl rol aldıkları, Trabzon'dan İran'a uzanan seyahat güzergâhı ve ticarî boyutları değerlendirilmiştir. Trabzon İmparatorluğu'nun özellikle XIII. yüzyılın ikinci yarısında demografik yapısında görülen değişim ve bu değişimle birlikte ortaya çıkan ekonomik faaliyetlerdeki canlanma incelenmiştir. Üçüncü bölümde; bölgede yaşanan yoğun ticari ilişkiler neticesinde kültürel alandaki etkileşimler değerlendirilerek, bölgedeki kültürel etkileşimin mimariye etkileri incelenmiştir. Sonuç olarak; XIII. ve XV. yüzyıllarda Doğu Karadeniz Bölgesi'nde hüküm süren Trabzon İmparatorluğu'nun sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerindeki gelişmeler imparatorluğun çevresindeki Türklerle ilişkileri ekseninde incelenmiş ve kaynakların imkân verdiği ölçüde detaylı bir şekilde ortaya konmaya çalışılmıştır.
Demokrat Parti döneminde sinema (1950-1960)
Sinema ortaya çıktığı yıllardan itibaren tarih ile yakın bir ilişki içerisinde olmuştur. Bu ilişki ile beraber seyirci ile etkileşimde olan sinema yoğun kültürel ögeler kazanmaya başlamıştır. Ticari kaygının ötesinde olan bu kazanımlar sinema üzerinden sosyolojik gözlem yapabilmemize olanak tanımaktadır. Toplumun seyrettiği ve ilgisinin olduğu filmler günümüzde incelendiğinde yayınlandığı dönemde dikkat edilmeyen birçok farklı tarihsel, siyasi, kültürel olayların algılanış biçiminde yeni bulgular görmemize neden olmaktadır. Bu anlamda 1950'li yılların sinemasını ve dönemin kültürel hayatını disiplinlerarası bir şekilde incelemek çalışmamız açısından önem kazanmaktadır. 1950-1960 yılları kültür politikalarında yeni bir sanat anlayışının benimsendiği dönem olmuştur. Demokrat Parti'nin 1950 yılında iktidar olması ile önceki yıllardaki modernleşme aracı olarak görülen Batılılaşma ve bu düşünce ile oluşturulan politikalar ile sanat alanındaki tek seslilik, çok partili hayata geçildiğinde liberal bir ortama kavuşmuştur. Türk sineması 1950'li yıllarda ABD ile ilişkilerin gelişmesi ve artan komünizm düşmanlığından büyük ölçüde etkilenerek yeni bir döneme girmiştir. 1950'li yıllarda Türk sinemasında sağlanan maddi iyileştirmeler ile film yapımı karlı bir sektör halini aldığında önceki yıllarda görülmeyen bir şekilde film sayıları giderek artmaya başlamıştır. Türkiye'ye giren yabancı yapımlar da bu ortamı çeşitlendirmiştir. Bu bağlamda dönemin kültürel hayatına nüfuz edilerek çalışmamız için önemli görülen filmler incelenerek yorumlanmıştır.
1932-1950 yılları arası Afyon Halkevi Taşpınar Dergisinin incelemesi
Afyon Halkevi, 19 Şubat 1932'de ilk açılan on dört halkevinden biridir. Kapanışına kadar Afyon'da kültürel ve sosyal hayatta etkili olmuştur. Şehrin ve ülkenin gündemini sıcağı sıcağına takip etmiştir. Çalışmamız giriş ve dört ana bölümden oluşmaktadır. Girişte çalışmamızın temelini oluşturan Halkevleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. Kuruluşuna zemin hazırlayan Türk Ocaklarının faaliyetleri, kapanışı sonrasında halkevlerinin kuruluşu, faaliyetleri ve şubeleri hakkında geniş bilgiler yer almıştır. Birinci bölümde, Afyon Halkevi'nin kuruluşu, faaliyetleri ve şubeleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Afyon Halkevi yayın organı olan Taşpınar Dergisinin şekil özellikleri, derginin adı, çıkış amacı, dergide yer alan konular, yayına başlaması ve periyodu, imtiyaz sahibi/neşriyat müdürleri ve yazar kadrosu hakkında bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Taşpınar Dergisinin içerik analizi yapılmış ve halkbilimi ile folklor dışı konular başlıklarıyla tasnif edilmiştir. Dördüncü bölümde, Taşpınar Dergisinin 161 sayısının bibliyografyası yer almıştır. Ekler kısmında ise, Derginin kapak tasarımları, iç kısımlardan çeşitli örnekler ile yer alan bazı fotoğraflara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Afyon, Halkevi, Taşpınar Dergisi
Sosyokültürel etkinlikler üzerine öğrenci görüşleri
Bu çalışma dokuzuncu sınıf öğrencilerinin sosyal etkinliklere bakış açılarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanında yapılan bu çalışmada liselerde yapılan sosyal etkinliklerin öğrencilere etkisi araştırılmıştır. Bu saptama yapılırken bölgenin, yörenin, kurum imkanlarının, kurumun bulunduğu bölgenin sosyoekonomik düzeyleri dikkate alınmıştır. Öğrencilerin etkinliklere bakış açıları, etkinliklere katılma dereceleri, ailelerinin sosyoekonomik düzeyleri, bulundukları yerleşim yerinin demografik yapısı gibi kriterlerin dikkate alındığı bu çalışmada öğrencilerin sosyokültürel etkinlikleri ile akademik benliklerinin arasındaki korelasyon ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma grubu olarak seçilen okullarda yapılan çalışmalar anket yoluyla toplanmış, bu çalışmaların öğrenci ve örgüt üzerine etkileri incelenmiş, aradaki farkın anlamlılığı irdelenmiştir.
Cumhuriyet Döneminde Mardin (1923-1960)
Türkiye'de modern devletin ve modern toplumun yaratılmasına yönelik çalışmalar her ne kadar 1920'li yıllarda başlasa da asıl olarak 1930'ların başından itibaren yoğunlaşmaya başlamıştır. Cumhuriyet'in kuruluşundan 1930'lu yılların başına kadar Mardin'de kent yaşamının modernleşmesiyle ilgili büyük dönüşüm gerçekleşmemiştir. Modernleşme sürecinin yavaş ilerlemesine neden olan en önemli sorun bütçe yetersizliğiydi. Bu yıllarda öncelik verilen konuların başında sınırdaki kaçakçılık sorunu, bulaşıcı hastalıkların yaygınlığı ve susuzluk gelmekteydi. Mardin'e su tesisatlarının döşenmesi ancak 1950'lerin sonuna kadar aşamalı ve farklı tarihlerde mümkün olabilmişti. Mardin bölgesinde hayvan yetiştiriciliği ve üretimi çok fazla olması sebebiyle, bulaşıcı hastalıkların Türkiye'ye yayılması mümkündü. Hastalıklara anında müdahale edilmesi için 1926 yılında Mardin Serum Laboratuvarı kurulmuştu. Ayrıca Suriye ile yapılan anlaşmalara, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi konusunda maddeler de eklenmişti. Böylece Türkiye geneline yayılması muhtemel olan salgınların önüne geçilmişti. Mardin kenti, sınır ve güvenlik merkezi olması sebebiyle, devlet otoritesinin ve kontrolünün yoğun biçimde uygulandığı bir alandı. Valilerinin bir bölümü aynı zamanda belediye başkanlığı görevini üstlenmişti. Valiler, sınır güvenliğinin sağlanması ve kaçakçılığın önlenmesi konularında bir araya gelen Türkiye-Suriye ve Türkiye-Irak Komisyonlarında görev alma yetkisine sahiptiler. Valiler ayrıca halkın okur-yazarlık seviyesinin yükseltilmesi amacıyla Millet Mektepleri, Türk Ocakları, Halkevleri ve Türk Dilini Yayma Cemiyetleri'nin çalışmalarına destek vermekteydiler. Mardin'in üretim ve ihracat kapasitesinde en fazla etkili olan sektörler, tarım ve hayvancılık idi. Ülke ekonomisine önemli katkısı olan bu üretimlere devlet desteği verilmekte ve burada yapılan faaliyetler Ankara tarafından denetlenmekteydi. Dokumacılık, kuyumculuk, telkâri (gümüş işlemeciliği), taş oymacılığı vb. alanlarda da üretim yapılmaktaydı. Mardin kentinde 1930'lu yıllarda başlayan modernleşme ve üretim hareketleri asıl olarak 1950'lerden itibaren etkili olabilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Kent Tarihi, Mardin, Modernleşme, Kentleşme.
Emevîler Döneminde caminin sosyo-kültürel ve siyasî hayatla ilişkisi
İslam tarihinde bir dönüm noktası olarak nitelendirilebilecek olan Emevîlerin cami ile olan ilişki biçimi, söz konusu ilişki şeklinin sebebi, seyri ve sonuçları hakkında sağlıklı bilgilere ulaşmak ve bunu bilim dünyasıyla paylaşmaktır. Zira İslam kültür- medeniyetinde, günümüze kadar gelmiş doğru ya da yanlış birçok bilgi ve uygulama, Emevîler döneminde yönetim ile cami arasındaki ilişki şeklinin bir sonucudur. Bu dönemdeki iktidarın cami ile olan ilişkisinin sebep ve şeklinin doğru tespit edilebilmesi, kaynağını bu dönemden alan fıkhî, siyasî, sosyal ve kültürel bilgilerin doğruluk derecesinin belirlenmesine imkân sağlayacaktır.Araştırma sonucunda, camilerin ilk dönemlerde olduğu gibi Emevîler döneminde de Müslümanların sosyal ve siyasî hayatlarında merkezî bir öneme sahip olduğu, bu mekânlarda yoğun olarak ilmî ve kültürel faaliyetlerin gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra dönemin camileri iktidar karşıtları için de önemli bir buluşma ve organize merkezi olmuştur.
Karakalpak Türkleri halk kültürü tarihi
Karakalpaklar, asıl olarak Peçeneklerin içinden gelen bir Türk Kavmi olarak tarihi kaynaklarda ortaya çıkmaktadır. Karakalpaklar, tarihçi Reşidüddin'in eseri olan Câmiu't-Tevârîh'de "Kavm-i Külâh-i Siyah", Arap kaynaklarında "Karabörklü" ve eski Rus kaynaklarında ise "Çorniye Klobki" adlarıyla anılmaktaydılar. Karakalpak adının verilmesi bu kavmin daha çok yaşam ve giyim yöntemlerinden kaynaklanmaktadır. Çoğunlukla Harezm ve Aral Gölü civarlarında yaşamaktaydılar. Karakalpaklar yaşadıkları coğrafya itibariyle başta Ruslar olmak üzere Araplar ve diğer Türk Kavimleriyle sık sık siyasi ve askeri mücadele içerisinde yer almışlardır. Askerlik sanatında usta olan bu Türk Kavminin yeri geldiğinde Rus Knezliklerinin güvenliği sağlamak maksadıyla Rus Ordusu tarafında da savaştığı tarihî kaynaklarda görülmektedir. Türkistan hanlıkları, Rus İmparatorluğu tarafından işgal edilmesiyle birlikte uzun bir dönem Rus hâkimiyeti altında yaşamak durumunda kalmışlardır. 1917'de Rus Çarlığının yıkılmasıyla bir dönem Kazak Sovyet Cumhuriyeti içerisinde özerk olarak yaşamışlardır. Ardından doğrundan SSCB'ye bağlı özerk bir cumhuriyet haline gelmişler ve son olarak 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Özbekistan Cumhuriyeti içerisinde Karakalpak Özerk Cumhuriyeti adı altında yaşamaya başlamışlardır. Çoğu Karakalpak Türkü günümüzde bu özerk cumhuriyette yaşamaktadır. Geriye kalanlar ise Türkistan Türk Cumhuriyetleri'nde ve Rusya Federasyonu'nda bulunmaktadır. Tez yazımında nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Literatür taramasının ardından ilgili kaynaklar taranarak veri analizi yapılmış ve ardından yazım aşamasına geçilmiştir. Tezde Türkçe, Rusça ve Özbek Türkçesine ait kaynaklar kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmayla birlikte Karakalpak Türklerinin kısa tarihine değinildikten sonra sosyal yaşamları, dinî hayatları, inanç sistemleri, edebiyat, dil ve sözlü kültür gibi konular ayrıntılı olarak aktarılmıştır. Tezin tamamlanmasıyla birlikte Karakalpak Türkleri hakkında kapsamlı bir çalışma tarih literatürüne kazandırılmış olacaktır.
Anadolu Selçuklu Devleti'nde kadının sosyal, dini ve kültürel hayata etkisi (XI - XIV. yüzyıl)
Tarihte Türkler İslam öncesi ve İslami dönemde pek çok devlet kurmuştur. Kurulan devletlerin içinden en önemlilerinden biri de 1075 yılında Süleyman Şah tarafından kurulan Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti'dir. Anadolu'nun Türk vatanı haline gelmesinde ve Anadolu'ya Türk kültürünün taşınmasında, yerleşmesinde en büyük katkı Anadolu Selçuklu Devleti'nindir. Siyasi olarak büyük bir güç haline gelen bu devlet Anadolu'da ilmî ve kültürel hayatın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Selçuklu Sultanları ilmi çalışmaları teşvik ederek ilim adamlarını desteklemiş, mimari alanda inşa ettikleri yapılarla günümüze önemli eserler bırakmışlardır. Anadolu Selçuklu Sultanlarına ek olarak ilmi ve kültürel hayata destek verenlerin önemli bir kısmını kadınlar oluşturmaktadır. Bahsedilen kadınların birçoğunu Selçuklu melikeleri ve Selçuklu Sultanlarının hanımları oluştururken, diğer kısmını da devrin ileri gelen ilim adamlarının eşleri, kızları ve gelinleri oluşturmaktadır. Taşrada yaşayan kadınların ise ilgili alanlardaki etkileri hakkında kaynaklar yetersiz olduğu için bilgi bulmak mümkün değildir. Anadolu Selçukluları döneminde kadınların ilmi ve kültürel alanlarda etkilerinin yanı sıra kadınların sosyal alan içindeki yeri ve etkisini incelemeyi amaçlayan bu çalışmada kadınların ilgili dönemde yaptıkları meslekler, kurdukları meslekî zümreler ve sosyalleşme alanları da ele alınmıştır. Son olarak kadınların sanat alanındaki etkilerine değinilmiştir. Şiir yazan, raks ve müzik alanıyla ilgilenen ve ressamlara destek veren kadınlar çalışmanın son bölümünü oluşturmaktadır.
Türk mitolojisinde temel inançlar (kozmogoni, astroloji, renkler)
Türkler çok eski dönemlerden itibaren Orta Asya'da kendilerine ait bir kültür sistemi ortaya çıkarmış ve bunu da çeşitli unsurlar ile diğer nesillere aktarmıştır. Bu kültür ögeleri ise farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Kimi zaman arkeolojik kazılarla kimi zaman sözlü edebiyatla kimi zaman da inanç sistemleriyle. Türklerde önemli bir yere sahip olan defin geleneği, kişinin eşyaları ile gömülmesini sağladığından, dönemin kültürel varlığı hakkında bizleri bilgi sahibi yapan en önemli unsurların başında gelmektedir. Yine mitolojik birçok figür eski dönem Türk inanç, yaşayış ve kültürel hayatı hakkında bizlere birçok bilgi sağlamaktadır. O dönemki inanışların nasıl ve neden ortaya çıktığı ve gündelik hayatta ne anlama geldiği bu figürler sayesinde açıklanmaktadır. Yapılan bu çalışma ile eski Türk kültürünün maddi ve mitolojik unsurlar üzerinden ne tür bilgiler elde edilebileceği ve bu unsurların nasıl ortaya çıktığı anlatılmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Arkeoloji, evren, kültür, mitoloji, nazar, Türkler