Platon

Bu konu başlığı altında 74 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Felsefede matematik yöntem kullanımı üzerine epistemolojik bir araştırma

Felsefede matematiksel yöntem kullanımının ve kesinlik arayışının kökenleri ve gelişimini ele alan bu araştırma, matematiksel yöntem anlayışının Pythagorasçı-Platoncu geleneğin saf matematiğe olan yaklaşımlarının etkisiyle ortaya çıktığını tespit etmektedir. Felsefede matematik yöntem kullanımı epistemolojik bir temelde araştırıldığı zaman, onun köklerinin, matematiğin özellikle kadim dönemlerdeki astroteolojik inanışların etkisiyle kutsallaştırılmasına kadar dayandığı görülür. Antik Yunan'da saf matematik alanındaki teorik kanıtlamaların kesinliğinden etkilenen Pythagorasçılar matematiği "saf matematik" disiplini haline getirmişlerdir. Pythagorasçılardan etkilenen Platon'a göre, matematik doğru düşünmenin ve kesin bilgiye ulaşmanın en önemli aracıdır. Matematiği yücelten bu yaklaşımlar felsefenin matematikle ilişkilendirilmesine neden olmuştur. Matematiksel kesinlikteki bilgiye ulaşma arzusu sadece felsefe ve bilim alanlarıyla sınırlı değildir; teoloji ve ahlak alanlarında bile kesin bilgiye ulaşmak için matematiksel yöntemin kullanıldığı örneklerin mevcut olduğunu görmek mümkündür. Felsefenin ve teolojinin matematikle ilişkili olarak ele alınması, özellikle 12. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar pek çok düşünürün matematik olmadan bilim yapılamayacağı, kesin bilgiye ulaşılamayacağı fikrini savunmasına zemin hazırlamıştır. Bu ise 17. yüzyılda Descartes'ın mathesis universalis yani evrensel matematik bilimi projesiyle ve kesin bilgiye ulaşmak için matematiksel yöntemi sunmasıyla, Spinoza'nın çoğu eserini geometrik yöntemle yazmasıyla sonuçlanmıştır. Felsefenin matematikle ilişkilendirilmesi de ve ahlakın matematiksel olarak ele alınması da en nihayetinde filozofların kesin bilgiye ulaşma çabasının bir sonucudur ve saf matematiğin yüceltilmesinin de en önemli sebebidir. Felsefe tarihinde felsefeyi, teolojiyi ve bilimleri matematikle ilişkilendiren yaklaşımların aksine bütün konuların matematikle ilişkili olarak ele alınmasına karşı çıkan düşünürler de bulunur. Aristoteles matematik ve matematiksel kesinlik konusunu gerçekçi bir bakışla inceleyerek matematiğin diğer bilimler arasındaki yerini belirlemeye çalışmıştır. O, felsefeyi matematik haline getiren yaklaşımlara karşı çıkmıştır. Francis Bacon da matematiğin saf yanının tanrısal olanla ilişkilendirilip kutsallaştırılmasına, matematik aracılığıyla tanrının ve öteki şeylerin bilinebileceğinin düşünülmesine karşı çıkmıştır. Felsefede matematik yöntem kullanılamayacağını ve bundan dolayı da ondan matematiksel kesinlik beklenemeyeceğini tespit eden düşünürlerden birisi de 18. yüzyılda Kant'tır.

AristotelesFelsefeKant, Immanuel+4
Ebru Aydın Çağlıyan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Felsefede sanat yapıtının değerlendirilmesi: Platon, Aristoteles, Heidegger ve Collingwood

"Sanat nedir?", "Güzel nedir?", "Sanat yapıtı nedir?" soruları felsefe tarihi boyunca sorulmuş sorulardır. Bu çalışmada "güzel"in, "sanat"ın, "sanat yapıtı"nın neliği üzerine dört filozofun (Platon, Aristoteles, Heidegger ve Collingwood) görüşleri ele alınacaktır.

AristotelesCollingwood, Rabin GeorgeEstetik+5
Emre Alptekin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon'da logos-mitos diyalektiği

Platon felsefesinin amacı alêtheia'nın açığa çıkartılarak, psukhe'nin mağaranın karanlığından güneşin aydınlığına çevrilmesidir. Platon mitosu bu süreçte engel teşkil ettiği gerekçesiyle eleştirmektedir. Logos ise, felsefenin temel dayanağı olarak kabul edilmektedir. Ancak Platon'un diyaloglarda logos ile birlikte sıklıkla mitosa müracaat etmesi, mitos eleştirisinin bazı kayıtlarla sınırlı olduğu; logos ve mitosun alêtheia'nın açığa çıkartılması bağlamında bazı imkânlara sahip olduğu sonucunu doğurmaktadır. Alêtheia'nın açığa çıkması bağlamında philosophia faaliyetin "diyalektik yöntem", "eros", "anamnesis" boyutları üzerinden logos ve mitosun sahip olduğu imkânların, logos-mitos arası ilişkinin mahiyetinin anlaşılması mümkün gözükmektedir.

DiyalektikFelsefeLogos+2
Hediye Yaşar
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Platon'un Politeia diyalogunda siyâsî tartışma sahnesi ve siyâsî eylem olarak felsefe

Bu çalışmada siyâsetin felsefe ile olan bağı üzerinde durularak siyasî eylemin mahiyeti irdelenmiştir. İrdelemeye başlangıç noktası olarak Parmenides'in Peri Phuseus'u seçilmiş olmakla birlikte, Peri Phuseus'un ortaya çıkış koşulları da mercek altına alınmıştır. Dolayısıyla mitler, tragedyalar ve bunların akabinde ortaya çıkan düşünce okulları da –Parmenides'in felsefesini etkilemesi bakımından- konu edinmiştir. Ancak çalışmanın merkezinde yer alan isim Platon'dur. Platon'un diyaloglarına bahusus Politeia'ya, hem siyâset ve felsefe arasındaki ilişki hem de siyasî eylemin mahiyeti ele alınırken mürâcaat edilmiştir. Çalışmayla, yeni bir Peri Phuseus ve Politeia yorumu ortaya koymak amaçlanmamakla birlikte Peri Phuseus ve Politeia'nın yeni bir okumasının yapıldığı söylenebilir. Çalışmayla amaçlanan siyâsetin kendi başına değil, felsefe faâliyetinin bir alt sahnesi olarak var olduğunu göstermektir. Siyâsetin kendi başına var olduğunu kabul eden tavır sorunsallaştırılarak, işbu tavrın açmazları anlatılmış ve bu bağlamda yeni bir tavrın geliştirilmesi gerektiği fikri üzerinde durulmuştur. Siyâsete yönelik bu yeni tavır, "siyâset, felsefe faâliyetine tâbidir" ve "siyasî eylem nazarî faâliyete taraf olmaktır" tezlerinden hareketle geliştirilmiştir. Sonuç olarak, Platon'un, Sokrates'in ağzından savunduğuna kanaat getirdiğimiz "ayrıcalıklı bir nokta-i nazarın siyâsette esas alınması gerektiği" düşüncesine göre yaşamayı arzulayan bir vatandaşın, bu görüşün kabul görmediği bir siyâset sahnesinde siyâsete katılımının, bu itibarla, ancak nazarî bir faâliyet üzerinden gerçekleşebileceği görüşü savunulmuştur.

FelsefePlatonPoliteia+1
Hayyam Celilzade
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon metafiziği ekseninde çağdaş matematik felsefesi tartışmalarının değerlendirilmesi ve Gödel'in tamamlanamazlık teoremlerinin yorumlanması

Çağdaş felsefede ontoloji, bir açıklama dilinde nelerin "var" kabul edileceğine ilişkin bir araştırma, metafizik ise şeylerin ve gerçekliğin bizzat kendisine ilişkin bir araştırma olarak anlaşılmaktadır. Çağdaş matematik felsefesinde yapılan tartışmalar, daha çok sayı ve küme gibi matematiksel nesnelerin var olup olmadığına ilişkin olarak ontolojik bir boyutta ilerlemekte, ancak bu nesnelerin metafiziksel zemini ihmâl edilmektedir. Matematiksel nesnelerin varlığını kabul eden "Platoncular", aslında belli bir dil çerçevesinde matematiksel nesnelerin var olduğunu "varsaymakta", ancak bu nesnelerin metafiziksel doğasına ilişkin bir araştırmaya girişmemektedir. Platonculuğun adını aldığı Platon'a göre, kendinde varlıklar olarak İdealar, tüm matematiksel ve fiziksel entitelerin ve inşaların zemininde yer almaktadır. Ruh, bu İdealarla önsel olarak tanışık olduğu için, bu inşaları gerçekleştirerek matematiksel nesneleri tecrübe edebilmekte ve onlar hakkında yargılar verebilmekte ve matematik yapabilmektedir. Platon'a göre ruhun İdealarla olan bu tanışıklığı, ruhun İdealarla benzer bir yapıda olmasının ve bu sayede ölümsüz olmasının da bir delilidir. Çağdaş matematik felsefesinde matematiğin temellerine ilişkin ileri sürülen görüşler, kavramların kaplamı, biçimsel tamdeyimler ve görüsel inşalar gibi çeşitli matematiksel nesnelerden bahsetmekte, ancak bunların metafiziksel zeminini sorgulamaya girişmemektedir. Tezimizde ortaya koymaya çalıştığımız gibi, Platon metafiziğine göre, ruhun kendinde varlıklar olarak İdealarla olan tanışıklığı sayesinde, çağdaş dönemde temel matematiksel nesneler olan kümeleri inşa edip matematik yapmasının mümkün olduğu öne sürülebilir. Kurt Gödel'in biçimsel dizgelerin özsel olarak tamamlanamaz olduğunu ve kendi tutarlılıklarını ispatlayamayacağını ileri süren "tamamlanamazlık teoremleri" de bu Platoncu metafizik anlayışına bir destek sunabilir ve bu anlayış ekseninde değerlendirilebilir.

Analitik felsefeDil felsefesiGödel, Kurt+6
Sinan Tanrıkulu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Platon'un khôra kavramının işaretin kuruluşu bakımından derinleştirilmesi

Platon, ilk defa Timaios diyaloğunda ortaya koyduğu khôra kavramını, metheksis problemini çözmek üzere kullanır. Akledilir olan eidoslar ile onların duyulur kopyalarının yanında üçüncü bir cins olarak konumlandırdığı khôra, duyulur olanın akledilir olan bakımından açıklanabilmesini mümkün kılar. Fakat bizim iddiamıza göre khôra, Platoncu diyalektik içinde, "Bir"le ilişkisi içinde açıklanmaz. Platon'un khôranın birliğinin zeminini açıklamaması, kendisinden sonraki düşünce tarihinin mekânla ilgili tartışmalarını da belirler. Bu bakımdan Platon'un khôrayı vazetme şekli, düşünce tarihi boyunca uzayla ilgili yapılan tartışmaların bir doğum yeridir. Fiziksel nesnelerin mekânı olarak khôranın ne olduğu sorusu bugün hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Antik Yunan'da başlayan felsefi gelenek varlığı dilin unsurlarını ve mantığını çözümleme ve buradan hareketle varlığın farklı veçhelerini seyretme (düşünceye ve bilgiye konu etme) çabası olarak da anlaşılabilir. Biz bu çalışmada, bu felsefe yapma çizgisini sürdürerek khôra kavramını, dilin en temel unsuru olan işarete yönelerek ele alıyoruz. İşaretlerin, "şeffaflaşarak" kendilerinden başka bir şeyi göstermeleri ve bu anlamda bir başka şeyin mekânı hâline gelmeleri bakımından bir khôra olarak yorumlanabileceğini ifade ediyoruz. Bu anlamda işaretlerin, insan ruhunun kendine anlamları sunarken kullandığı bir "ara yüz" ve "mekân" olduğunu ifade ediyoruz. Bu tezin temel iddiası, uzayın da Ben'in kendinde olanı kendine sunarken kullandığı bir ara yüz olduğu, bu anlamda hem işaretin hem de fiziksel nesnelerin mekânı olarak uzayın bir ve aynı fiilin iki farklı ciheti olduğudur. Dolayısıyla işaret ve özel olarak da dilsel işaretlere ilişkin bir soruşturmanın, fiziksel nesnelerin mekânı olan khôra hakkında konuşma imkânı sağlayabileceğini iddia ediyoruz.

Dil felsefesiFiziksel mekanGösterge+3
Merve Nur Yaman
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon düşüncesinde dunamis

Bu çalışma Platon düşüncesinde "dunamis"i (δύναμις) Platon'un diyaloglarından hareketle anlamaya yönelik bir girişimdir. Söz konusu terimin Platon düşüncesindeki merkezi rolünü göstermek amacıyla öncelikle mevzubahis terimi "aretê" (ἀρετή), "epistêmê" (ἐπιστήμη) ve "kosmos" (κόσμος) gibi felsefenin başlıca kavramları etrafında araştıracağız. Ardından dunamis'in en önemli kullanımının geçtiği Sofist diyaloğunu inceleyerek me on'un (μὴ ὂν) varlığının kaynağının dunamis olduğunu gösterip Sofist'in bizi yönlendirmesi ile Platon'un Parmenides ile hesaplaşmasını gündeme getirip, Platon'un dunamis terimini hem Parmenides'e karşı çıkmak için kullandığını hem de bu terimi kendi felsefe ve varlık görüşünü belirlediğini savunacağız.

EpistemeEtikFizik+5
Elif Kızıl
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon ve Freud'da insan, ruh ve uygarlık

İnsan yaşamı ve eylemleri, düşünce tarihinde her zaman önemli bir konu olarak ele alınmıştır. Öyle ki, insanın nasıl bir canlı olduğunu bilmek, toplumsal yaşamı anlamak ve insanlığın kurduğu uygarlığı ele almak bakımından elzemdir. Bu yüzden birçok düşünür, insan davranışlarını açıklayabilmek için uğraşmış ve bu bağlamda insan ruhu üzerine düşünceler üretmiştir. Platon, insanın içgüdülerine ve arzularına rağmen, toplumda uyum içinde yaşayabileceğini düşünmektedir. Freud ise insanı, doğası gereği bencil olan, hazza ulaşmaktan başka bir amacı olmayan bir canlı olarak düşünmekte; uygarlığı ise insanı sınırlayan, içgüdülerini bastırmaya zorlayan, hoşnutsuzluk veren bir yapı şeklinde tanımlamaktadır. Buna rağmen iki düşünür de insanı açıklayabilmek adına, birbirlerine oldukça yakın ruhsal yapılar oluşturmuş ve uygarlığı bir araya getiren ve gelişmesini sağlayan nedenler söz konusu olduğunda benzer açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu çalışmanın amacı, Platon ve Freud'un insan ve ruh üzerine olan düşüncelerini incelemek, benzerliklerini ve farklılıklarını saptamak ve bu görüşlere bağlı olarak ulaşılan uygarlık tasarımlarını karşılaştırmaktır.

ErosFreud, SigmundHaz+7
Mecit Gökalp Çuhacı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Felsefe - mitos ilişkisinde Platoncu izler: Hegel ve Derrida'nın Platon yorumu

Hegel temel öğesi düşünce olan felsefenin mitik öğelerden arındırılması gerektiğini belirtirken Derrida felsefenin tamamıyla logos merkezli bir etkinlik olması gerektiği düşüncesine karşı çıkar. Bu düşünceleri filozofların Platon yorumlarını belirlemiştir. Ortaya iki farklı belirlenim çıkar ve bu iki belirlenim birbiriyle çelişir. Hegel Platon'un felsefesini mitos barındırması sebebiyle kusurlu bulurken Derrida ona logos merkezli felsefe geleneğini başlatan isim olarak işaret eder. Platon'un bir yandan mitosu logosa karşı aşağı konumlandırdığını bir yandan da felsefesini mitosla beslediğini anımsadığımızda neden birbiriyle çelişen yorumlara açık olduğunu anlarız. Bu yüzden Hegel ve Derrida'nın karşıt yorumları arasında bir karar verebilmek için öncelikle Platon'un neden mitos kullandığı sorusuna yanıt vermek gerekmektedir. Bu çalışmada ilkin bu soruya bir yanıt vermek ve bu yanıt ışığında filozofların birbirine karşıt yorumlarından hangisinin Platon'u daha iyi yansıttığını belirlemek hedeflenmektedir. Nihayetinde logos ile mitosun özgün, farklı ve benzer özellikleri yadsınmadan felsefenin mitosla olan tartışmalı ilişkisi yeniden değerlendirilecektir.

Derrida, JacquesFelsefeFelsefi düşünce+4
Eda Bozkurt Kireçci
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tiyatroda temsil ve anlatının oyuncu açısından sanatsal ve yöntemsel olanakları ve bir uygulama

Bu sanat çalışması, tiyatroda temsil ve anlatı birlikteliğinin oyuncuya sunduğu olanakları araştırmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda temsil ve anlatı kavramlarının Batı tiyatrosunun kökeni olarak kabul edilen Antik Yunan'da izi sürülmüştür. Özellikle sanatta temsile dair önemli tespitleri Aristoteles'e nispeten göz ardı edilmiş iki filozof olarak Platon ve Plotinus'un yaklaşımları kapsamlı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Tiyatroda anlatı ise modern anlatıbilimin mesafe ve bakış açısı kavramları ışığında sahne - seyir yeri ve oyuncu - rol ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Geleneksel hikâye anlatıcılığı kapsamında ele alınan âşıklık icrasında, anlatı ve temsil ilişkisi, özdeşleşme-uzaklaşma ve mevcudiyet-temsiliyet kavramları çerçevesinde incelenmiş, oyuncunun sanatındaki karşılıklarıyla ele alınmıştır. Anlatı ve temsil birlikteliğinin oyuncuya açtığı sanatsal ve yöntemsel olanaklar bir sahne uygulaması kapsamında sınanmıştır. Uygulama çalışması çerçevesinde, gerçek bir hayat hikayesinin anonimleştirilmesi esasına dayalı "Viyana'da Yeşil Park" adlı orijinal metin kaleme alınmış ve kişisel hikâyenin kolektif bir anlatıya dönüşümü canlı bir tanıklık içerisinde incelenmiştir.

AnlatıAnlatıbilimAşıklar(Aşıklık geleneği)+7
Neslihan Derya Demirel
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Platon'un felsefesinde mitolojinin işlevi

Geleneksel anlayışa göre antik Yunan felsefesini karakterize eden M.Ö. 7. yüzyıl İyonya felsefesi, ilk hareket noktasını kadim Yunan şiirinde, bir kelimeyle mitik anlatılarda bulmuştur. Bu anlatılar filozofun araştırma nesnelerini belirlediği gibi, araştırma yöntemlerine de çoğu zaman nüfuz etmiş ve pek çok bakımdan metinlerin arka planı hâline gelmiştir. Bu durumu kabullenmek felsefe tarihçileri için pek kolay olmamış, özellikle kıta felsefesinde bu geleneksel anlayış egemenliğini yakın dönemlere kadar koruyabilmiştir. Fakat gerek filolojideki, gerekse bütün sosyal bilimlerdeki dramatik ilerlemenin en verimli sonuçlarından biri olarak, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa'da ortaya koyulan pek çok felsefe tarihi araştırmasında, İyonya felsefesi ve onu takip eden Yunan felsefelerinde mitin ve mitolojinin belirleyici varlığı geniş ölçüde kabul görmüştür. Bununla birlikte, bütün bir İlkçağ Yunan felsefesi tarihinde, mitin ve mitolojinin hem kurucu hem de temellendirici işlevinin en belirgin biçimde ortaya çıktığı felsefe Platon'a aittir. Bu itibarla, elinizdeki çalışmada ilk olarak mit ve mitolojinin tanımı yapılmakta ve bunların felsefî düşünce üzerindeki etkisi genel hatlarıyla ortaya koyulmakta; ardından Platon'a kadar gelen süreçte filozofların düşüncelerindeki mit ve mitoloji etkileri belli örnekler yardımıyla irdelenmekte; son olarak Platon'un felsefesinde beliren hem geçmiş felsefelerle hem de kendi doktrinleriyle ilişkili belli başlı mitik ögeler, antik Yunan dilinin verdiği imkânlardan da elden geldiğince faydalanılarak, mercek altına alınmaktadır. Bu araştırmanın nihai aşamasında, mitolojinin Platon'un felsefesindeki işlevinin yardımcı bir argüman veya alelade bir ifade yöntemi olmaktan çok, en basit örnekle "Ruhgöçü" doktrininde görüldüğü gibi, kurucu ve karakterize edici bir yönü haiz olduğu sonucuna varılmaktadır.

FelsefeFelsefe tarihiMitoloji+1
Birdal Akar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geleneksel toplumdan modern topluma etik'in sosyolojik temelleri

Geleneksel toplumlarda ve modern toplumlarda etiğin ve ahlakın nasıl temellendirildiği, nasıl bir dönüşüm geçirdiği araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Geleneksel toplumların temel dinamiklerinin anlaşılması için antik dönemdeki tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın bütünselliğinin korunması için ise güncel tartışmalara yer verilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde, Akıl'ın, Tanrı'nın, Doğa'nın ve Sözleşme'nin etiğin ve ahlakın kaynağı olarak görüldüğü anlaşılmıştır. Zamanla bu unsurların önemlerinin azaldığı; buna bağlı olarak da, bireylerin ciddi dönüşümlerle, risklerle karşı karşıya kaldığı saptanmıştır.

AhlakAntik ÇağAristoteles+6
Mustafa Solmaz
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Felsefi metinlerde zaman düşüncesi: Platon, Aristoteles, Augustinus

Zamanın ne'liği problemi yüzyıllardır süregelen ve günümüzde de tartışmalara neden olan bir konudur. Bu nedenle de zamanın ezeliliği, ölçülebilirliği, zihinsel boyutuna dair birçok soru yüzyıllardır cevaplanmaya çalışılmaktadır. Tez çalışmamız içerisinde zamana yöneltilen bu sorulara Platon, Aristoteles ve Augustinus'un görüşleri çerçevesinde cevap bulmaya çalıştık. Tez çalışmamızı üç ana bölümde ele alacağız. İlk bölüm Antikçağ'dan Aristoteles'e kadar uzanmaktadır. Bu bölüm diğer bölümlerin daha iyi anlaşılması için bir altyapı görevi görmektedir. İkinci bölüm ise tezin ana metnini oluşturmaktadır. Bu bölümde üç filozof; Platon, Aristoteles ve Augustinus'un felsefi metinlerinden hareketle zaman düşünceleri ele alınmaktadır. Bu doğrultuda Platon'da Timaios diyaloğu, Aristoteles'te Fizik kitabı ve Augustinus'un İtiraflar adlı eseri temel kaynaklarımızı oluşturacaktır. Tezimizin üçüncü bölümünde ise Platon, Aristoteles ve Augustinus'un temel metinlerinden hareketle zaman düşüncelerini karşılaştırmalı olarak inceleyeceğiz. Böylelikle bu üç filozofun zaman görüşleri bağlamında benzer yönlerini ve farklılıklarını ele almaya çalışacağız.

AristotelesAugustinusPlaton+1
Sümeyye Tepeli
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Etik-estetik bağlamda iyi ve güzel: Platon ve Kant analizi

Platon'a göre, iyi ve güzelin ayrı ideaları vardır. İyi ve güzel olmak için bu idealara katılmak gereklidir. Platon, iyiden bahsederken iyinin en yüksek varlık ilkesi olduğundan da bahseder. Platon'a göre iyi, duyulur ve düşünülür dünyanın anlaşılmasını sağlayan varlığın en temel ilkesidir. Bu salt iyi ilke, özünde güzeldir ve bu güzellik görülmeyen bir güzelliktir. Platon'a göre güzel, ilk göze çarpan, ilk fark edilendir. İyi ise görünüşe verilmemiştir. İyi ve güzel olabilmek için ruh ve beden, bu ilkeyle belirlenen ölçü ve orana uymak zorundadır. Platon, ölçü ve oran ile iyi ve güzeli ortak noktada buluştururken görünmezlik ve biçim ile birbirinden uzaklaştırmıştır. Platon, iyiliğin ve güzelliğin özünün aynı yerde olduğunu söylemiştir. İyi, en yüksek ilkenin salt iyiliği ile manevi bir güzelliğin özüdür. Nesnede güzel yalnızca biçimdedir çünkü nesneler salt biçim olan güzel ideasından pay alır. Yararlılık güzelin belirleyicisi olursa iyi ile de tanımlanabilmektedir. Platon'a göre güzel, zaten bizzat nedenin kendisi olan iyinin var olmasının bir nedeni olamaz. Çünkü neden kendisinin nedeni olamaz ancak var ettiği şeyin bir nedeni olabilir. Kant ise iyi ve güzel konusunda ilgiyi öne sürerek bir ayrım yapmıştır. İyi, daima bir ilgi barındırır. Güzel ise her türlü ilgiden arındırılmıştır. Bir şeye iyi diyebilmek için onun ne olduğunu bilmek gerekir. Bu nedenle iyi bir kavrama ihtiyaç duyar. Bir şeye güzel diyebilmek için nesnenin ne olduğunu bilmemize gerek yoktur. Güzel bu nedenle kavramada ihtiyaç duymaz. İyi daima elde edilmek istenir. Bu istek onun varlığına olan ilgiyi sürekli kılar. Güzel ise yalnız salt seyretmeden kaynaklanır. Anlamsız, yararsız olan birçok şey saf bir seyretme ile güzel bulunur ve güzel bulunduğu için hoşluk uyandırır. Kant, önce nesnenin güzel bulunduğunu hoşlanmanın ise daha sonra oluştuğunu söyler. İyi ise yasa tarafından belirlenmiş ve zorunlu bir hoşlanmanın nesnesi haline getirilmiştir. Kant, doğadaki güzeli bu ahlaki iyinin simgesi ilan etmiştir. Etik-estetik bağlamda iyi ve güzelin analizi, bu iki filozofun yaklaşımları üzerinden yapılarak benzerlikleri, farklılıkları ve ilişkileri ortaya konulacaktır.

Batı felsefesiEstetikEtik+5
Filiz Özdemir Gönüllü
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The duality of body and mind in gilgamesh and selected modern works

Now that human beings are complicated and awkward individuals both physically and psychologically, human nature is similarly hard to understand and thus, this subject has become a great issue that has been extensively discussed through long ages. Within this framework, the conflict between body and soul/ mind is examined through this thesis on the grounds of Plato's theory that explores the differences between body and soul. Moreover, main question is that which one is the determinant: body or soul. Plato justifies the supremacy of soul over body by using metaphors and strong logical views in the form of dialogue which strengthens statements. In the context of body and soul, Plato deals with matters of justice, virtue, goodness, morality and truth that all form the ideal soul for the sake of attaining philosophical knowledge. Body that is limited to illusions of the physical world is an obstacle for soul which can reach the territory of the Forms/ Ideas suggested by Plato. This theoretical framework is principally explored through Plato's Republic that contains all the terms and subjects stated above within itself. The theory of Plato is going to be applied to the works of an ancient myth, The Epic of Gilgamesh and its modern rewriting, The Transposed Heads by a German author, Thomas Mann in the perspective of a comparative study. The research question of the dichotomy between body and soul is analyzed and worked through the different natures of the main characters and their complementary characteristics like body and soul in both works. Key words: body, soul, knowledge, human nature, Plato, wisdom, morality

ReasonBodyKnowledge+6
Gözde Camkıran Düz
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

An investigation on negativity in Ancient Greek philosophy in guidance of hegelian dialectics

With its special focus on negativity the study is a (me)ontological research which investigates an early stage in the history of philosophy, i.e. the period from Parmenides to Plato. Parmenidean concept of "being" is a revolutionary invention which supposedly founded the Western tradition of ontology, metaphysics and logic. Yet remarkably the establishment of the Parmenidean being spontanously manifests itself as a radical exclusion of not-being, which created both problems and opportunities for the succeeding philosophy. Tracing those consequences the study investigates the philosophies of Parmenides, Heraclitus, Atomists, Gorgias, Socrates and Plato in their continuity, while adopting the guidance of Hegelian dialectics in order to better cope with its versatile concept of "negativity". The thesis makes use of different interpretations of various commentators, but the linguistic contributions of Charles H. Kahn come particularly into prominence, which make one grasp the less familiar connotations of the Greek "being" and "not-being". Appealing to both Hegel and Kahn the investigation detects in Plato's Sophist the manifestation of a critical stance, which in opposition to the existential ontology of the medieval-modern times can be represented as a predicative (me)ontology. The dispute between the sophists and the Socratics is an important focus of the study. Occasionally the portrayal of the conflict aims to allude to the contemporary tensions between foundationalist and antifoundationalist positions, and touches upon related problems regarding truth, universalism and freedom. Key words: Negativity, dialectics, Hegel, C.H. Kahn, Parmenides, Gorgias, Plato, meontology

Ancient GreeceDialecticGorgias+5
Murat Turan
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

Varolmak ve bilgi: Platon ve Aristoteles

This thesis investigates the establishment of the activity of knowing and its relation to being, in certain Platonic and Aristotelian texts. Beings that are said to be in many ways are displayed. The following questions are asked with regard to the different ways of being: What do these distinct ways of being signify and mean? What kind of a difference does it create to be aware of these distinct ways of being and what is the importance of distinguishing them? The question `what is being?? is asked and in order for it to be a guide to the answering of this question, the coming about of knowing is investigated. Throughout the thesis, knowing is taken as a process, and an account is being given with regard to whatever that happens in this process. Aristotle discusses in his PeriPsykhes (On the Soul) the process of knowing thoroughly and gives a detailed account of perception which has an important part in the process of knowing. Plato in his dialogue called Sophist, by means of the question concerning being, investigates the relation between being and non-being and displays that non-being also is. In another dialogue namely Theaetetus, Plato evaluates knowing as a process and gives a detailed account on how something is to be grasped thoroughly. This thesis which tries to display the back-forth relation of knowing and being, has the aim of presenting being and knowledge in Plato and Aristotle in one certain single frame.

AristotleInformationInformation philosopy+3
Lale Levin Basut
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

İsmâilîliğin yeni Eflâtuncu dönüşümü: Ebû Ya'kub es-Sicistânî örneği

2./8. yüzyılda ortaya çıkmasına rağmen Abbâsîlerin baskıları nedeniyle gizli bir şekilde davetini sürdürmeye çalışan İsmâilîliğin 3./9. yüzyılın sonlarında özellikle Horasan-Mâveraünnehir bölgesinde serbest bir ortam bularak yayılması sonucunda entelektüel bir gelişim gösterdiği, bu gelişim doğrultusunda 4./10. yüzyıl başlarında Yeni Eflâtunculuğun etkisiyle dönüşüme uğradığı kabul edilmektedir. İslam düşüncesinin gelişiminde büyük bir etkiye sahip olan Yeni Eflâtunculuğun, mistik ve batınî bir görünüm arz eden İsmâilîlik üzerinde, söz konusu mistisizmin etkisiyle daha büyük bir nüfuza ulaştığı varsayılmaktadır. İsmâilîlikteki Yeni Eflâtuncu tesirin ve bu tesir sonucunda meydana gelen dönüşümün ne seviyede gerçekleştiğinin ortaya konması adına, söz konusu dönüşümün mimarlarından Ebû Ya'kub es-Sicistânî'nin düşüncelerindeki Yeni Eflâtuncu etkinin belirlenmeye çalışılması, araştırmanın amacını teşkil etmektedir. Araştırmada, Sicistânî'nin eserleri analiz edilerek fikirleri Plotinus'un düşünceleriyle karşılaştırılmış, ikisi arasındaki benzerlik ve farklılıklar belirlenmeye çalışılmıştır. Söz konusu analiz ve bu analiz sonucunda ortaya çıkan sonuçların değerlendirilip yorumlanması, araştırmanın yöntemini oluşturmaktadır. Plotinus'ta karşılığı bulunmayan görüşleri kapsam dışı bırakan araştırma, Sicistânî'nin Tanrı ve âlem görüşleriyle sınırlanmaktadır. Araştırmanın sonucunda, İsmâilîliğin Yeni Eflâtuncu bir dönüşüm yaşadığı ve bu dönüşüm sonucunda oluşan yeni İsmâilîliğin 4./10. yüzyıldan sonra standart hale geldiği kanısına varılmıştır. Ayrıca Plotinus'un düşüncelerinden büyük oranda etkilendiği müşahede edilen Sicistânî'nin, temsil ettiği İsmâilî öğretiyi sunarken söz konusu görüşlere sadık kaldığı ve onları inanç derecesinde benimsediği de sonuç olarak savunulabilir.

Din felsefesiMezhepler tarihiPlaton+6
Yusuf Sansarkan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aristoteles ve Fârâbî'de hitabet sanatı

Felsefe tarihinde ilk olarak sözlü bir şekilde sofistler tarafından kullanılan hitabet sanatı, insanoğlunun bilgi birikimi arttıkça yazılı kurallar çerçevesinde felsefi-bilimsel bir form kazanmıştır. Hitabetin felsefi-bilimsel bir form kazanmasında hiç şüphesiz Aristoteles'in büyük bir katkısı olmuştur. Aristoteles'ten önce Platon, sofistlerin bu sanata karşı tutumlarını büyük ölçü de eleştirmiş ve onların hitabeti toplum üzerindeki iktidarlarını koruyabilmek adına kullandıklarını savunmuştur. Platon bu sanatın insanı kesin bilgiye götürmediğini iddia etmiş fakat hitabet üzerine ciddi bir çalışma yapmamıştır. Aristoteles hitabet sanatına dair ilk ciddi çalışmaları yapan filozoftur. Bu sanata dair kaleme aldığı Retorik adlı eserinde hitabetin muhtevasına dair orijinal fikirler ortaya koymuştur. O, bu sayede kendisinden sonra gelen bütün filozoflara kaynaklık etmiştir. Fârâbî de Aristoteles'i takip ederek hitabet sanatını incelemiş ve yine o da bu sanatın muhtevasına dair özgün çalışmalar yapmıştır. Fârâbî kaleme aldığı Kitâbü'l-Hatâbe isimli eserinde hitabet sanatını etraflıca incelemektedir. Hitabetin diğer kıyas sanatlarıyla ilişkisine değinmekte ve bu sanatın özgün yönlerini ortaya koymaktadır. Aristoteles ve Fârâbî'nin hitabete dair yaptıkları çalışmalar, günümüzde bu alana dair yapılan çalışmalara ışık tutmaktadırlar. Bu tezin amacı da hem Aristoteles hem de Fârâbî mantığı içerisinde önemli bir yere sahip olan hitabet sanatının sahip olduğu alt yapıyı ve muhtevayı inceleyerek hitabetin özgün yanlarını ortaya koyabilmektir.

AristotelesFarabiHitabet+4
Sinan Demir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mitos ve logos bağlamında Platon'un Anamnesis Kuramı

Bu çalışmada, öncelikle Eski Yunan'da teorik bilimin ve philosophia etkinliğinin ortaya çıkışında etki etmiş "hayret" (thaumazein) duygusunun ve "nedir?" (ti estin) sorusunun önemine değinilmiştir. Daha sonra antik medeniyetlerde önemli bir yer tutan mitosun işlevine ve bu bağlamda mitostan logosa geçiş sürecine değinilmiştir. Eski Yunan'da philosophia etkinliğinin ortaya çıkışı, Yunan insanının varolanın özüne ilişkin köklü bir düşünme gerçekleştirmesiyle olmuştur. Böylece ilk defa Eski Yunan'da mitosa dayalı düşünmeden logosa dayalı düşünme biçimine geçilmiştir. Ancak iki farklı düşünme biçimi aynı zamanda iki farklı dile getirme biçimidir. Bu bağlamda iki dile getirme biçimini de kullanan Platon'un düşüncesinde, mitosun nasıl bir yer tuttuğu açıklanmaya çalışılmıştır. Platon'da mitos ve logos arasındaki ilişki incelenmiş, anamnesis (anımsama) kuramı bağlamında açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak, anamnesis kuramının mitos mu yoksa logos mu olduğu yönündeki tartışmalara bir cevap getirilmiştir.

Anamnesis KuramıAntik YunanLogos+2
Yusuf Köse
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon ve Aristoteles'te Menon Paradoksu ve el-Fârâbî'nin bu meselede iki filozofu uzlaştırma çabası

Platon'un Menon diyalogunda yer alan Menon Paradoksu, bilgi felsefesi tarihinde araştırma ve öğrenmenin imkânını sorgulaması bakımından kadim felsefi gelenekte, ilkin doğuştancı bilgi anlayışına dayanan Platon'un Hatırlama Teorisi'nin ve ardından bu teoriye karşı Aristoteles tarafından geliştirilen duyumlamaya dayalı bilgi teorisinin inşa edilmesinde bir sıçrama tahtası rolü oynayarak öğrenmenin doğası ve epistemolojik ilerleme gibi birçok meseleye zemin hazırlamıştır. Menon'da problemin çerçevesi şu şekilde belirlenir: Bir nesneye ilişkin başarıyla sonuçlanan araştırma veya öğrenme imkânsızdır, çünkü araştırmaya giriştiğin nesneyi ya zaten bilirsin – ki bu durumda araştırmaya koyulman anlamsız ve gereksizdir – ya da bilmezsin – bu durumda da o nesneyi hiçbir şekilde araştırmaya koyulamazsın. Platon'un varsayılan çözüm önerisi, Hatırlama Teorisidir. Bu teori, epistemolojik gelişimimizin nasıl gerçekleştiğine ilişkin doyurucu bir açıklama sunmamakla birlikte, bilginin nihai olarak nasıl oluştuğu hakkında da açıklayıcı bir güce sahip değildir. Aristoteles'in problemin aşılması için öne sürdüğü asıl çözüm ise, Menon'a açık bir şekilde atıfta bulunduğu pasajlarda (İkinci Analitikler I.1 ve Birinci Analitikler II.21) yatmaz. Zira Aristoteles, bu bölümlerde tamamen farklı bir problemle uğraşır. Onun asıl çözüm önerisi, İkinci Analitikler'in ikinci kitabında (özellikle II.8) tanımın ortaya çıktığı öğrenme yolu ve tanımlanacak olan nesnenin "başlangıç bilgisini" veren tümevarım yolunda (II.19) yatar. Fârâbî, Eflatun ile Aristoteles'in Görüşlerinin Uzlaştırılması adlı çalışmasında Menon Paradoksu'nu merkeze alarak her iki filozofun "bilginin kaynağı hakkındaki görüşleri" çerçevesinde onların söz konusu probleme getirdikleri iki farklı çözümü ortak bir çözüm noktasında bütünleştirmeye çalışır. el-Cem'deki Fârâbî, bu iki çözüm önerisini hâlihazırda zihinde mevcut bulunan ön bilgilerin (tümeller) kabulü üzerinden "hatırlamak" olarak nitelediği bir öğrenme biçimi etrafında bütünleştirmeye çalışır. Bu ortak çözüm önerisinde yer alan öğrenme biçimi, herhangi bir ön varsayıma dayanmaksızın yeni bir kavramın nasıl oluştuğuna ilişkin bilginin nihai kaynağına inmediğinden Menon Paradoksu için yeterli bir çözüm üretmez.

AristotelesFarabiMenon+1
Abdussamet Özkan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Devlet ve yasalar'da Platon'un politika felsefesi

Bu tezin amacı, Platon'un politika felsefesini, Devlet ve Yasalar eserlerini karşılaştırarak anlamaya çalışmaktır. Bu amaçla Platon'un bu eserlerinde iki farklı rejime neden ihtiyaç duyduğu ve bu iki rejimin politika felsefesi açısından ne anlama geldiği araştırılacaktır. Tezin ilk bölümünde Platon'un yaşadığı dönemin siyasal ve entelektüel arka planı ve Sokrates'in, ilk politika filozofu olarak, onun felsefesi üzerindeki etkileri ele alınacaktır. Çalışmamızın ikinci bölümünde Devlet metni, Platon'un "ideal rejim"ini anlamaya yönelik incelenecektir. Üçüncü ve son bölümde ise; ilk olarak Devlet Adamı diyalogu, Devlet ve Yasalar arasında bir geçiş diyalogu olarak ele alınacaktır. Ardından Platon'un, "mümkün en iyi rejim"i serimlediği Yasalar metni temelinde, söz konusu iki rejim arasındaki ilişki tartışılacaktır. Böylece Platon'un "ideal rejim" ile "mümkün en iyi rejim"i arasındaki gelişim ve değişimlere de yoğunlaşılarak, söz konusu iki eserin onun politika felsefesinde bir bütünlük oluşturduğu gösterilmeye çalışılacaktır.

Atina demokrasisiDevletFelsefe tarihi+3
Semiha Küçük
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Platon ve Aristoteles'te erdem kavramının politik açıdan önemi

Bu çalışmada, etik ilişkiler ağının oluşturduğu toplumsal yapı içinde yer alan erdem kavramının, Antik Yunan toplumsal ve düşünsel dünyasında, nasıl bir değişim gösterdiği ve hangi anlamlara bürünerek toplumsal ya da bireysel etkilerde bulunduğu ele alınmaya çalışılacaktır. Yunan kültürünün ve politik düzeninin temelinde yer alan Homeros ve Hesiodos'un metinlerinde erdem kavramının anlam çeşitliliği analiz edilecektir. Bunun yanı sıra, felsefenin ortaya çıkışıyla birlikte, felsefe tarihinde doğa filozofları olarak adlandırılan filozoflar ile Antik Yunan kültürünün ve politik dünyasının önemli figürleri olan sofistlerin, genel anlamda politikaya ve etik alana dair düşüncelerine yer verilecektir. Sonrasında, Platon ve Aristoteles'in ideal devlet tasarımlarıyla birlikte, toplumun ve bireylerin etik normlarına dair fikirlerinin genel bir çerçevesi çizilerek erdem kavramının bu noktada nerde durduğu ve hangi işlevi yerine getirdiği incelenecektir. Sonuç olarak Antik Yunan'da temel erdemlerin neler olduğu ve bunların günümüz politikasıyla bağı olup olmadığı incelenecektir.

Ahlak felsefesiAristotelesErdem+3
Esra Türksever
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Buz ve Ateşin Şarkısı roman serisi'ne Platon ve Machiavelli üzerinden bir bakış

Bu çalışmanın amacı; George R.R. Martin'in kaleme aldığı Buz ve Ateşin Şarkısı roman serisindeki belirli karakterleri ve temaları siyasal düşünceler tarihinin iki önemli figürü, Platon ve Machiavelli üzerinden okumaktır. Bu bağlamda söz konusu çalışma, Martin'in Buz ve Ateşin Şarkısı metni ile Platon ve Machiavelli tarafından ileri sürülen siyasal argümanlar arasında bazı paralellikler bulunup bulunmadığını tartışmaya çalışacaktır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler:Taht Oyunları, Platon, Adalet, Machiavelli, Virtù,Fortuna, Hile, Komplo

AdaletHileKomplo+7
Osman Erdem Yılmazoğlu
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00

İlgili konular