Peace
Bu konu başlığı altında 103 tez
Sufilerde huzurlu yaşam ve ahlaki olgunluk
Bu çalışmanın amacı, önce, Ruhzârî tarikatına mensup olan bireylerin ahlaki olgunluk ve huzur düzeylerini etkileyen faktörleri incelemek ve bu faktörler ile ahlaki olgunluk ve huzur arasında nasıl bir ilişki olduğunu ortaya koymaktır. Sonra, Ruhzârî tarikatı katılımcılarının ahlaki olgunluk ve huzur düzeyleri betimsel açıdan tespit edilerek, bu düzeyleri etkilediği varsayılan bazı demografik değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki ilişki düzeylerini incelemektir. Buna göre, konuyla ilgili 40 hipotez geliştirilmiş ve araştırma sonucu ulaşılan bulgulardan hareketle söz konusu hipotezler test edilmiştir. Araştırmanın örneklemi 23 yaş ve üzeri Çorum, Kırıkkale, Ankara ve İstanbul illerinde yaşayan 5 yıl ve üzeri süredir Ruhzârî tarikatı katılımcısı olan 740 erkek katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan demografik özelliklerin bulunduğu "Kişisel Bilgi Formu", katılımcıların ahlaki olgunluk ve huzur düzeylerini belirlemeye yönelik 5'li Likert tipi "Ahlaki Olgunluk" ve "Huzur Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda demografik değişkenler ile ahlaki olgunluk, demografik değişkenler ile huzur arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık ve ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, her iki yöntemle elde edilen bulgulara göre; katılımcıların ahlaki olgunluk düzeyi ile huzur düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişkinin bulunduğu ve ahlaki olgunluk ile huzur arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkinin olduğu ve ahlaki olgunluğun huzurdaki varyansın % 9'unu açıkladığı saptanmıştır. Bulgular ahlaki olgunluğun huzurun anlamlı bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir. Tarikat ritüellerini yerine getirmenin örneklem tarafından sıklıkla kullanıldığı ve bu ritüelleri yerine getirmenin katılımcıların ahlaki olgunluk ve huzur düzeyleri üzerinde pozitif yönlü katkısının olduğu da araştırmanın bulguları arasındadır.
Sürdürülebilir barış çerçevesinde BM barış koruma güçlerinin yapısal ve fonksiyonel dönüşümü
Uluslararası İlişkiler disiplini, 20. Yüzyılın başlarında temel olarak savaş ve barış kavramları üzerine kurulmuş bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıç yıllarında disiplinin temel amacı, Birinci Dünya Savaşı'na neden olan devletlerarası uyuşmazlıkların ve sorunların barış çerçevesinde çözüme kavuşturulması için yol haritasının belirlenmesi olmuştur. Ancak ortaya konulan çabalar İkinci Dünya Savaşı'na engel olamamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ise uluslararası barış ve güvenliğin temini için Birleşmiş Milletler hayata geçirilmiştir. BM, kuruluşundan itibaren uluslararası düzeni oluşturan birey, toplum, grup ve devletler arasında ortaya çıkan uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden uyuşmazlıkların tarafı olmaktadır. BM taraf olduğu uyuşmazlıkların çözümü için BM Antlaşması'nda yer alan barışçıl ve müdahaleci yöntemleri kullanmaktadır. Müdahaleci yöntemlerden en çok başvurduğu yöntem ise doğrudan BM Antlaşmasında lafzı geçmeyen barış koruma operasyonlarıdır. 1948 yılından günümüze kadar uluslararası barış ve güvenliği yeniden tesis etmek için pek çok barış koruma operasyonu icra edilmiştir. İcra edilen barış koruma operasyonları farklı unsur ve görevlerle icra edilmektedir. Barış koruma operasyonlarının farklı unsur ve görevlerle icra edilmesinin birden çok nedeni olmasına rağmen bu nedenlerin başında BM gündemine sürdürülebilir barış kavramının alınması yer almaktadır. Sürdürülebilir barış kavramı devam eden barış operasyonlarını ve yeni başlatılacak barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümüne neden olmuştur. Bu bağlamda bu çalışmanın konusu ve temel amacı sürdürülebilir barış çerçevesinde barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümünün ortaya konulmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşacak şekilde planlanmıştır. İlk bölümde barış kavramının kavramsal ve kuramsal altyapısı irdelenerek sürdürebilir barış kavramının tanımı ortaya konulmaktadır. Müteakiben BM barış koruma operasyonlarının oluşturulma süreci, yetkileri, görevleri ve yapısı ele alınarak barış koruma operasyonları çok yönlü irdelenmektedir. Üçüncü bölümde ise BM'nin barış koruma operasyonu icra ettiği Kıbrıs, Haiti ve Mali uyuşmazlıkları üzerinden BM barış koruma güçlerinin sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal dönüşümü incelenmektedir. Üçüncü bölümde irdelenen barış operasyonlarında askeri unsurların yanında polis ve sivil unsurların da görevlendirildiği, asker sayılarının azaldığı, barış koruma güçlerine sosyo-ekonomik düzenin tesis edilmesi, demokrasinin yayılması, gençlere yönelik faaliyetlerin yapılması gibi görevlerin verildiği tespit edilmiştir. Yine barış operasyonlarında geleneksel barış anlayışından farklı olarak sadece silahlı çatışma boyutu için adımların atılmadığı, sürdürülebilir barış anlayışının tesis edilmesi maksadıyla çatışmaya neden olan kültürel, yapısal, ekonomik ve sosyal nedenlerin çözümü için de görevler yüklenmiştir. Bu tespitler doğrultusunda çalışmada barış operasyonlarının sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal olarak dönüşüm geçirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Arabuluculuğun zamanlaması: Suriye iç savaşı'nda karşılıklı zarar veren çıkmaz ve ötesi
Bu çalışmanın amacı, Suriye İç Savaşı'nı, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz teorileri bağlamında ele almaktır. Söz konusu teoriler, literatürde uzun süren iç savaşları açıklamak için kullanılmaktadır. Bu tez, teorik nosyonları Suriye İç Savaşı ile test ederek bir vaka çalışması sunmaktadır. Çalışma ana hatlarıyla 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Olgunluk ve Karşılıklı Acı Veren Çıkmaz kavramlarının teorik çerçevesi çizilmiştir. İkinci bölümde, Suriye İç Savaşı tarihsel bağlamda incelenmiş ve güncel durum aktarılmıştır. Üçüncü bölümde, barış adına yapılan girişimler ve görüşmeler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise savaş, teoriler bağlamında ele alınmış ve çözüm önerileri sunulmuştur. Sonuç olarak çatışmanın, tarafları karşılıklı olarak acı veren bir çıkmaza sürükleyerek olgun bir ana ulaştığı görülmektedir. Çalışma, bu sonucu teorik nosyonlar ile ispatlamıştır. Literatürde Suriye İç Savaşı barış çalışmaları kapsamında ele alınsa da, söz konusu teoriler ile alakalı bir vaka çalışması bulunmamaktadır. Çalışma, literatürdeki bu açığı azaltmayı ummaktadır.
Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Harekatları ve Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP)
Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması Birleşmiş Milletler'in (BM) en temel görevidir. Bu çalışmamızda, BM'nin uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne katkı sağlamak için geliştirdiği Barışı Koruma Harekâtları çerçevesinde günümüzde devam eden BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP) uygulaması incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, BM Barışı Koruma Harekâtları kavramı ile ortaya çıkış süreci etraflıca incelenmiş, günümüze kadar olan süreçte edinilen tecrübelere değinilmiştir. Harekâtların uluslararası hukuktaki yeri ile temel ilkelerinden ayrıca bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise, yüzyıllardır var olan Kıbrıs sorununun soykırım ve katliama dönüşerek zirveye ulaştığı 1963 yılında, Kıbrıs Adası'nda barış ve güvenliğin tehlikeye düşmesini engellemek adına kurulan BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü'nün (UNFICYP) varlığı incelenmiştir. Sonuç'ta ise, Kıbrıs Sorunu'na çözüm arayışları içinde UNFICYP'nin geleceği hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.
Birleşmiş Milletler barış misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü: UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMISörnekleri
BM örgütünün en temel görevi; uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumaktır. Bu görevi doğrultusunda, uluslararası güvenliği tehdit eden durumlarda çeşitli yöntemlerle soruna müdahale etmektedir. BM barış gücü misyonları, BM'nin çatışma çözümü yöntemleri arasında önemli bir yere sahiptir. BM Güvenlik Konseyi'nce görevlendirilen barış gücü misyonları, çatışan taraflar arasında konuşlandırılan çok taraflı güçlerdir. Fakat her çatışma alanında faaliyetleri ve sorunun çözümüne etkileri aynı olmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; BM barış gücü misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolünü araştırmaktır. Çalışmada, BM barış güçlerinin uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü, üç örnek olay çerçevesinde incelenmiştir. UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMIS örneklerinin karşılaştırılarak BM barış gücü misyonlarının hangi durumlarda daha etkin olduğu açıklanmıştır. Çalışmada varılan sonuç ise bir barış gücü misyonunun başarısını etkileyen en önemli unsurların, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların desteğine sahip olmasıdır. Nitekim UNIIMOG, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların ortak barış isteği ile oluşturulmuş, bahsi geçen diğer örneklere kıyasla daha başarılı olmuştur.
Kent müzelerinde barış kültürü: Adalar Müzesi örneği
Kent ya da kentleşme olgusu günümüze kadar çeşitli dönüşümlerden geçmiştir. Günümüzde kentlere olan göç hızla devam etmektedir ve bu da birtakım ihtiyaçları beraberinde getirmektedir. Kentler kendi kimliklerini keşfetmeye ve nereye gittiklerini anlamaya gereksinim duyarlar. Kent müzesi, kent kimliğini ve kentlilik bilincini geliştiren, kentte yaşayan farklı etnik, dinsel, kültürel, toplumsal gruplar arasında karşılıklı anlayış, karşılıklı saygı ve ortak yaşam kültürünü güçlendiren bir müze türüdür. "Kent Müzelerinde Barış Kültürü; Adalar Müzesi Örneği" adlı tez çalışmasının amacı, barış kültürünün gelişiminde kent müzelerinin önemini ortaya koymak ve Adalar Müzesi'ni bu bağlamda incelemektir. Tezde kentlilik kimliği altında, insanların birbirini anlamaya çalıştığı, ön yargılardan uzak durulmasını sağlayan, kentlerin vazgeçilmez özelliği olan çok kültürlü toplumsal uzlaşının sağlanmasında -dolayısıyla barış kültürünün gelişimine katkısında- kent müzelerinin rolünün ne olduğu ve bunun önemi üzerinde durulmuştur. 2010 yılında kent müzesi olarak açılan Adalar Müzesi'nin, barış kültürüne olan katkısının irdelenmesi ve barış kültürüyle kent müzeleri ilişkisini araştırmak amacıyla gerçekleşmiştir. Bu bağlamda çağdaş bir kent müzesi olarak açılan Adalar Müzesi, kuruluş çalışmaları ve yürüttüğü iletişim çalışmaları (sergileme ve eğitim faaliyetleri) açısından incelenmiştir. Bu çalışmanın ana problemi, Adalar Müzesi, kuruluş ve müzenin iletişim işlevleri ile ilişkili çalışmalarında, çok kültürlü toplumsal uzlaşının sağlanmasına ya da diğer bir ifade ile barış kültürünün gelişimine yönelik faaliyetler yürütmüş müdür? Yöntem olarak da tezin ana sorusuna yönelik veri toplamak amacıyla iki ayrı çalışma yapılmıştır. 1. Müzenin vizyon, misyon ve temel politika belgeleri ile temel iletişim çalışmaları olan sergilerinin ve eğitim programlarının değerlendirilmesi. 2. Adalar Müzesi yetkilileriyle gerçekleştirilen görüşmeler. Araştırma sonunda, Adalar Müzesi'nin, Adalar'ın yaşam biçimindeki ve düzenindeki değişim ve gelişmelerin araştırılmasını, bölgenin diğer çevrelerle ilişkisini ve var olan kimliklerin, dil, din, ırk ve inanç ayrımı gözetmeksizin müze içinde yer almasını kuruluş aşamasının başından itibaren ortaya koyduğu, Müze'nin özellikle geçici sergilerinde Adalar'daki çok kültürlülüğün ve "Adalılık" kimliği-kültürü içinde sürdürülen dayanışmanın ve barışçıl yaşamın vurgusuna dikkat çekildiği tespit edilmiştir.
Pandemi hastanesinde görev yapan sağlık çalışanlarının psikolojik dayanıklılık, huzur düzeyleri ve ilişkili faktörler
Araştırma, pandemi hastanesinde görev yapan sağlık çalışanlarının psikolojik dayanıklılık, huzur düzeyleri ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 2021 Nisan-Haziran tarihleri arasında bir şehir hastanesinde çalışan ve 217 sağlık çalışanı ile gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri, "Sağlık Çalışanı Tanıtım Formu", "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği", "Huzur Ölçeği" ile elde edildi. Araştırma verileri, güvenirlik Cronbach Alfa analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, ANOVA Varyans analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Lineer Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada, sağlık çalışanlarının ortalama 35.47 yaşında, %79.7‟sinin kadın, %71.9‟unun hemşire, haftada ortalama 40.09 saat çalışmaktadır. Araştırmada, sağlık çalışanlarının %76.5‟inin mesleği kendi isteğiyle seçtiği, %85.7‟si mesleğini sevdiği, %64.1‟i mesleği yapmaktan ve %56.2‟sinin çalıştığı kurumdan memnun olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada sağlık çalışanlarının PDÖ‟nden ortalama 58,39±9,68 puan Huzur Ölçeği‟nden ortalama 27.82±5.22 puan aldığı saptanmıştır. Araştırmada, sağlık çalışanlarının PDÖ toplam puan ortalaması ile Huzur Ölçeği toplam puan ortalaması arasında anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur (r=0.537; p<0.001). Araştırmada, bazı demografik ve mesleki özelliklerin psikolojik dayanıklılığı ve huzur düzeyini etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak; araştırmada, sağlık çalışanlarının psikolojik dayanıklılık ile huzur düzeyinin ilişkili olduğu ve psikolojik dayanıklılığındaki artışın, huzuru yükselttiği belirlenmiştir. Konu ile ilgili daha kapsamlı araştırma yapılabilir. 2022, ix + 59 sayfa. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, hastane, Covid-19 pandemisi, psikolojik dayanıklılık, huzur.
Barış eğitimi üzerine: Almanya ve Türkiye arasında karşılaştırmalı bir çalışma
Günümüzde ''Barış'' kavramından söz ederken her kişinin barış kavramıyla ilgili farklı tanımlamasının olduğunu görebiliriz. Bütün ülkelerde, bir günün bile cinayetsiz, işkencesiz, şiddetsiz geçmediği görülmektedir. Şiddetin, zarar vermek için pek çok çeşidi vardır. Bunların sebebi 'Barışın yoksunluğudur'. Dünya tarihi 'Barış' kavramının insanlık adına ne kadar önem taşıdığını anlatmaktadır. Şiddetsiz bir gelecek için ‚Barış Eğitimi'nin bir gereksinim olduğu görülmektedir. 'Barış' kendi başına dünya üzerinde her bölgede var olması gereken önemli bir unsurdur. Bu nedenle özellikle okullarda barış eğitiminin verilmesi zorunlu hale getirilmelidir. Buna bağlı olarak Barış Eğitimi bilinçli bir şekilde aktarılmalı ve böylelikle büyük ölçeklerde olumlu sonuçlar doğuracağı da ortaya çıkartılmalıdır. 'Barış Eğitimi' nedir, nerede ve ne zaman bir gereksinime dönüştüğü gibi sorular, bu alanın temel sorularıdır. Bu çalışma sadece kuramsal bilgiler üzerine kurulmamakta, aynı zamanda proje uygulanmış ve özellikle Türkiye ve Almanya arasında kıyaslamalar yapılmıştır. Bu anlamda ‚Friedenspädagogik im Paradigmenwechsel' (Barış Eğitimin Paradigma Değişikliği) konu başlığı altında Volker Buddrus ve Gerhard W. Schneitmann (1991) tarafından yazılmış olan kitabın içerdiği uygulamaların sonuçlarından bahsedilecektir. Buna bağlı olarak Barış Eğitiminin Avrupa'da yaygın bir şekilde yüzyıllardır araştırılıp geliştirilirken Türkiye'de neden daha yeni bir alan olmasınada değinilmiştir. Bu çalışmanın amaçlarından biri Barış Eğitimi'nin Türkiye ve Almanya´daki yerini ortaya koymak, yapılan uygulamaların verdiği sonuçları incelemek ve Türkiye'de bu kavramın nasıl daha yaygın hale getirebileceğini saptamaktır. Anahtar kelimeler: Barış, savaş, barış eğitimi, şiddet, şiddetsizlik.
The relation between humanitarian assistance and peace building
Humanitarian aid considered as independent domain following humanitarian principles and deliver aid neutrally to people in need in different crisis –both natural and conflict born crisis – based on needs only without any linkages or ties to the political, military and peacebuilding/peacekeeping missions till the end of cold war in the nineties. After the end of the cold war and the establishment of the new political order and new war and context, two principal doctrines raised about the way of delivering humanitarian assistance. First doctrine says that humanitarian assistance should have drastic reformation and adapt to the new global context and being linked to the peacebuilding and political agendas to have more permanent solution for the conflict even with compromising on humanitarian principles including neutrality while the other doctrine says that humanitarian assistance should stick to the humanitarian principles and the roots and fundamentals of humanitarian assistance focusing on the vital role of humanitarian assistance in saving lives rather than serving political agendas. This study reviews both doctrines in different contexts and provides recommendations on which doctrine make more sense and should be followed.
50 yıllık iç savaştan barış görüşmelerine giden mücadele: FARC ve Kolombiya örneği
Terörizmle mücadele içerisinde olan devletler, Soğuk Savaş döneminin bitimine kadar mücadele yöntemi olarak çoğunlukla askeri unsurlara odaklanmışlardır ve terörizme etki eden diğer unsurları görmezden gelmişlerdir. Bu nedenle terörizmle mücadele konusunda başarıya ulaşmada zorlanmışlardır. Diğer bir ifadeyle, terörizmle mücadelede başarıya ulaşılabilmesi için halk-askeri mücadele-siyasi iradenin birlikte uyum içerisinde çalışması gerektiğinin göz ardı edilmesi Kolombiya örneğinde olduğu gibi diğer pek çok ülkede de terör sorunun yıllarca sonlandırılamamasına neden olmuştur. Bu çalışma içerisinde öncelikle savaş ve güvenlik kavramları tanımsal olarak ele alındıktan sonra tezin teorik yapısını oluşturmak adına kuramsal olarak savaşın değişen yapısı, özellikle Soğuk Savaş dönemi ve sonrası dönem içerisinde değişen güvenlik ve tehdit algısı incelenecektir. Daha sonra ise terör, gerilla, azınlık konularına yönelik genel bir çerçeve çizilecek olup, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri(FARC) ve Kolombiya örneğinde yaklaşık 50 yıldır süren iç çatışma sürecini ve Kolombiya'nın bu örgütle olan mücadelesine odaklanılarak hem çatışma sürecini hem de son dönemde başlayan barış görüşmelerini etkileyen faktörler incelenecektir. Bu çerçevede, hem devlet başkanlarının rolü gibi iç faktörlerin hem de uluslararası örgütler ve diğer devletler gibi dış faktörlerin Kolombiya ve FARC arasında süren bu çatışmaya ve son dönem barış görüşmelerine ne derece etki ettiği konusu incelenecektir. Kolombiya'da 1600'lü yıllarda ortaya çıkan ayrımcılık, ötekileştirme sorununun 1900'lere gelindiğinde öncelikle siyasi yaşamın sonrasında ise sosyal ve ekonomik hayatın istikrarsız bir hal almasına ve bunların neticesinde terör sorunun ortaya çıkmasına ortam hazırladığı fakat bu sorunun çözüm süreçlerinde hem iç hem de dış faktörlerin önemli rol oynadığı savunulabilir. İç faktör olarak, yönetime gelen devlet adamlarının çatışma sürecinin sonlandırılması adına ilk başlarda izlediği sadece askeri unsurlarla ülke içindeki sorunları sonlandırma çalışmaları FARC'ın ortaya çıkmasına neden olduğu gibi, son dönemde çatışma sürecini sonlandırma adına anayasal çalışmalar gibi daha demokratik çözüm yollarının devlet adamlarınca tercih edilmesi bugünkü barış görüşmelerine gelinmesi hususunda önemli katkı sağlamıştır. Dış faktör olarak ise, küreselleşen dünya nedeniyle hem çatışma sürecinin ortaya çıkması ve devam etmesi hem de çözüm sürecinin başarılı şekilde devamı için sadece uluslararası sisteme egemen olan devletler değil aynı zamanda bölge devletleri de bu sorunun çözümünde önemli unsur oluşturmaktadır. Buna ek olarak uluslararası örgütler ve devletler Soğuk Savaş sonrası değişen güvenlik algısı ve yeni tehdit unsurları karşısında, var olan çatışma sürecinin sonlanmasına ve barış görüşmeleri sürecinin kesintisiz olarak devamında ve de kalıcı barışın oluşması adına önemli bir unsur olarak görülmektedir.
Türk Ceza Kanununda kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu
Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu, insanların manevi varlığını, huzur ve sükûnet içerisinde hayat sürmesini teminat alan suç tanımıdır. Dolayısıyla bu suç tanımıyla hem kişilerin manevi varlıkları koruma altına alınmakta, hem de toplumsal düzenin korunmasında fayda sağlanmış olmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 123. maddesinde, düzenlenen bu suç tanımı, seçimlik hareketlerle işlenmektedir. Telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışla fiillerde bulunulması, söz konusu suçun seçimlik hareketlerini oluşturmaktadır. Hukuka aykırı başka bir davranışta bulunması ibareleri, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ve belirlilik ilkelerine aykırı düşmektedir. Başka bir ifadeyle bir suç tanımı yapılırken, yoruma açık bir şekilde genişletilmeye müsait olmamalı, suçun unsurları açık ve net olmalıdır. Bu şekilde kişilerin temel hak ve hürriyetleri güvence altına alınmış olmaktadır. Çalışmanın amacı, söz konusu suç tanımıyla ilgili ceza hukuku açısından değerlendirilmesinin yapılması ve teori ve uygulamada eleştiri konusu olan hususlara çözüm önerileri getirilmesidir. Bu yapılırken de öğretide yer alan düşüncelere ve yüksek mahkeme kararlarına yer verilmiştir.
5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanunun vergi affı kapsamında mali açıdan değerlendirilmesi
Tarih boyunca af kavramı bütün hukuk sistemlerinde yerini almış, kesin bir tanımı yapılmamakla beraber sürekli olarak uygulanmıştır. Vergi affı kavramının da vergi hukukunda dolayısıyla uygulamadaki vergi kanunlarında tanımı tam olarak yapılmamış ancak vergi affı ülkemizde Cumhuriyet' in ilanından bugüne kadar sık sık uygulanmıştır. Devletler giderlerini karışılmak amacıyla kaynak oluşturmak için her zaman değişik isimler altında gerçek ve tüzel kişileri vergilendirmek suretiyle vergi geliri elde etmişlerdir. Vergilendirmeye ilişkin usul ve esaslar vergi kanunlarında belirtilişmiş buna mukabil belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişilere cezalar öngörülmüştür. Vergi affı, devletin öngörülen cezalar ile tahsil edilmesi hedeflenen vergi alacaklarının bir kısmının ya da tamamının tahsilinden vazgeçmesidir. Vergi affı aynı zamanda kayıt dışı bulunan ve ekonomik dolaşıma kazandırılmak istenen varlık ve kazanç sahiplerine varlık ve kazançlarını kayıt altına almaları durumunda kolaylık sağlanması amacıyla da çıkarılmıştır. Bu tür vergi afları uygulamada "Varlık Barışı" olarak adlandırılmıştır. Ülkemizde 2014 yılında kadar başka hükümler yanında vergi affı hükümlerinin de yer aldığı ya da sadece vergi affı hükümlerinin yer aldığı 33 adet kanun çıkarılmıştır. Vergi afları genellikle değişik isimler altında ve çeşitli sebeplerle yasalaştırılarak uygulamaya konulmuştur. Düzenlenen vergi affı kanunlarının gerekçelerine bakıldığında bu kanunlar daha çok ekonomik, mali, teknik ve idari sebeplerle çıkarılmıştır. Sadece 1960 ve 1980 yılları arasında çıkarılan af kanunların düzenlenmesinde ise siyasi ve ekonomik nedenler öne çıkmış devlet toplumu rahatlatmak amacıyla alacaklarından kısmen veya tamamen vazgeçmiştir. Yaşanan ekonomik ve siyasi krizler nedeniyle ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesiyle beraber bu olumsuzluklar neticesinde vergisel yükümlülüklerini yerine getiremeyen mükelleflere yükümlülüklerini yetire getirmeleri amacıyla bir şans verilmesi ve vergi idareleri ve vergi yargısı üzerindeki iş yükünün azaltılması açısından vergi affı genellikle savunulmuştur. Buna mukabil vergi ahlakını bozması vergilendirme de adalet ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle de hep eleştirilmiş bir nevi dürüst mükelleflerin cezalandırıldığı savunularak vergi affına karşı çıkılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Affı, Varlık Barışı
Peace, security and economic development: An empirical analysis on ECOWAS countries
After independence, the imperialism idea of Europeans became dominant and countries like France and Great Britain showed interest in Africa's natural and mineral resources. Their arrival brought about different conflicts, such as colonial impositions, socio-economic disruptions and identity challenges which were the product of the ideas of the European settlers to control and influence the economic development of their colonies. Those conflicts were encouraged by the first colonialists in order to control and influence the economic development of their colonies. Due to the lack of harmony, stability and safety among countries, the concept of peace and security became critical for the economic development of colonized countries. In this study, the relationship between peace and security, which is considered to be a driving force for development, and economic development was examined. In this manner, the effect of peace and security on the economic development of ECOWAS countries for the period 2008-2018 will be revealed by using dynamic panel data analysis. The result of the analysis demonstrates that there is a positive relationship between peace, security and the economic development in ECOWAS countries. Keywords: Security, the Economic Community of West African States (ECOWAS), peace, economic development
Feminizm ve terör: Kolombiya barış sürecini feminist teori çerçevesinde değerlendirmek
Kolombiya'daki iç çatışmalar neredeyse yarım asırdan fazla sürmüştür. Çatışmaların başlamasından barış görüşmelerine kadar milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, yerlerinden edilmiş ve insan hakları ihlalleri yaşanmıştır. Bu süreçten en fazla etkilenen gruplardan birisi olan kadınlar, bu iç çatışma sürecinde hem aktör hem de mağdur konumunda olmuşlardır. Bu çatışmalarda yaşanan gelişmeler, çatışmaların siyasal, sosyolojik, ekonomik ve ideolojik kökenleri, barış sürecinde hangi evrelerden geçildiği, kimlerin dahil olduğu ve kadınların sürece olan etkisi araştırma konusu olmaktadır. Çatışmalar boyunca çeşitli işkencelere, cinsel şiddete ve ayrımcılığa maruz kalan kadınlar, barış sürecinde etkin rol oynamışlardır. Kolombiya'da gerçekleşen başarısız barış görüşmelerinin ardından 2012'de başlayan müzakerelerin ardından 2016'da Kolombiya hükümeti ile FARC arasında nihai barış anlaşması imzalanmıştır.
Hizmet sektöründe gelir unsurunun iş motivasyonuna ve aile içi huzura etkisi: Kastamonu Üniversitesi örneği
Bir hizmet sektörü kuruluşu olan üniversitelerde görev yapan akademik ve idari personelin gelirlerinin çalışanların iş motivasyonuna ve aile içi huzurlarına etkisini ölçme amacıyla gerçekleştirilen anket çalışmasına, Kastamonu Üniversitesi akademik ve idari personelinden 350'si katılmıştır. SPSS istatistik programı kullanılarak istatistik çözümlemeleri yapılan verilerin sonuçlarına göre, demografik değişkenlerden eğitim ile iş motivasyonu arasında anlamlı bir farklılık bulunmuş, ancak çalışanların iş motivasyonu ile cinsiyet, yaş, mesleki deneyim, personel statüsü ve ücret düzeyi arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Yine eğitim ve gelir değişkenleri ile çalışanların maaş yetersizliği yaşamalarının oluşturduğu olumsuz durumlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Araştırmaya katılan personelin büyük çoğunluğunun 26-45 arasında olduğu, eğitim düzeylerinin yine %91 gibi bir oranla lisans düzeyi ve üstünde olduğu görülmüştür. Anket çalışmasının verileri öncelikle SPSS 22 istatistik programında analize tabi tutulmuştur. Verilerin analizinde araştırmada kullanılan demografik özellikler için frekans tabloları ve diğer değişkenler için ise parametrik olmayan Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U test teknikleri uygulanmıştır. Ayrıca veriler faktör analizi ve güvenirlik analizlerine de tabi tutulmuştur. Dört faktör altında toplanan araştırma sonuçlarına göre araştırmaya katılan personelin genel olarak kurumsal politikaların ve işleyişin iş motivasyonu üzerinde yüksek derecede etkisi olduğu, çalışanların gelirlerinde meydana gelebilecek düşüşlerin ailevi huzuru pek fazla etkilemediği, maaşa ek olarak verilecek ekonomik ödüllerin (prim, ikramiye vb.) çalışanın iş motivasyonunu arttırdığı, çalışanların yaptıkları işe göre aldıkları ücretin yetersiz bulunduğuna dair buna benzer bulgulara ulaşılmıştır.
Conflict transformation through peace education: The case of West African network for peace building- Ghana (WANEP-Ghana)
Peace education is recognized as one of the effective ways to promote peace. Peace education as a concept and practice has emerged as central force in peacebuilding and conflict transformation. This study focuses on the West Africa Network for Peacebuilding-Ghana WANEP- Ghana, and its quest to promote peace and transform conflict through peace education in the Ghanaian context. The study seeks to answer the research question: "How peace education at WANEP-Ghana is operationalized and applied as part of conflict transformation approach and peacebuilding mechanism in Ghana? 'To answer this question, qualitative research approach is applied to gather both primary and secondary data. Semi-structured interviews were practiced/applied to ascertain the perception and perspective of key informants of the organisation understudy. The study highlights specific programs and activities as peace education approaches with which the network used to promote peace in Ghana. The findings of the study indicate that peace education at WANEP-Ghana is largely focused on the non-formal aspect, thus the educational initiatives and programs of the organisation that occurs outside formal school system and structure. The study gathered that the delay of court cases at the law courts of Ghana awaiting final determinations and the problems of funding are mainly the challenges militating against the organisation and its quest to transforming conflict. The study also maintains that despite the challenges confronting the organisation, it continues to play active role in the area of conflict transformation and peace promotion in Ghana. Keywords: Peacebuilding, Education, Peace Education, Conflict Resolution, Civil Society Organisation
Post-truth on Twitter and its influence during the campaign for the rejection of the peace agreements in Colombia in 2016
Post-truth is a term that gained popularity around the world due to the electoral results of Brexit, the election of Donald Trump as president of the United States and the plebiscite for Peace in Colombia in 2016. This concept, although it was not born with these events, it has been studied and investigated since then. Along with the post-truth also the role of social networks, in these electoral days, has been the subject of research by different academics. This work sought to show and analyze the influence of post-truth on Twitter during the campaign for the rejection of the peace agreements in Colombia. For the development of this research, the context of the Colombian conflict was briefly presented and how the peace agreements with the FARC guerrillas were reached. Then, different approaches to the phenomenon of post-truth were presented and the concept was defined. The evolution of the internet until the arrival of web 2.0 and how social media have become an important source of information was presented as well. It was shown why social media platforms facilitate the dissemination of post-truth and how this phenomenon has been used in political campaigns. To finalize and fulfill the objective of this research, the two most influential politicians from each of the campaigns for the plebiscite in Colombia were selected: Former president and then senator Alvaro Uribe Velez, for the NO campaign, and President Juan Manuel Santos, for the YES campaign. Using the TWINT data extraction tool, the tweets produced by them in the month prior to the voting were recovered and the Power BI artificial intelligence tool was used to process the information to be analyzed under the light of post-truth. After conducting the analysis, it was found that for the NO campaign, specifically for Uribe, Twitter was an important tool to disseminate information, while for the yes campaign it was not. It was found that of the information shared by Uribe on his Twitter account, at least 21% contained post-truth and that these tweets had 214% more influence on Twitter users, compared to the tweets published by Santos and related to the plebiscite.
A comparative analysis of peaceful contiguous dyads
In this study, it has been focused on dyads of contiguous states that are characterized by stable pacific relationships. These have been given less scholarly attention compared to war-prone dyads, which creates a gap in our understanding of dyadic conflict dynamics. To address this gap, this research focuses here on the dynamics of variables that foster conflict within pacific dyads in order to locate what differentiates them from war-prone dyads. This study also seeks to locate variables that can help explain why these dyads are pacific. In line with this objective, it was examined a random sample of eight contiguous dyads among the thirty-three peaceful dyads that have avoided fighting an interstate war with one another within the duration of their interaction. These case studies have been analysed by applying a 'model of structured, focused' comparative analysis that provides an opportunity for an extensive evaluation to clarify the common and different aspects of contiguous dyads. The findings of this study demonstrated that an asymmetric dyadic distribution of military capabilities in a dyad plays an important role in decreasing the possibility of war occurrence, even in the presence of a territorial dispute. Furthermore, joint membership in international organizations also reduces the war-proneness in a dyad, which increases the positive interaction between them. Lastly, a common colonial history is associated with dyads of ex-colonies avoiding military conflict with each other. The findings indicate the importance of increased scrutiny in the characteristics of pacific dyads in addition to that of dangerous dyads. Keywords: Dyadic Level of Analysis, Dangerous Dyads, Pacifism, Interstate Peace, Peaceful Contiguous Dyads.
The impact of Rosenberg's nonviolent communication approach on peace education
The motivation to write this dissertation comes from the dream of a violent free, peaceful and compassionate world from the perspective of social, economical, political, technological, scientific, legal and environmental. This dissertation seeks and presents whether acknowledging and adopting Rosenberg's simple, practical, sustainable and robust approach of Nonviolent Communication may contribute to peace education or not only from the intrapersonal level to the international level. It may serve the continuous development of conflict transformers, peace educators, peace workers, international mediators, and all who aim to contribute to peace and social change. To achieve an understanding of the Nonviolent Communication approach and its impact, this thesis first presents its potential impact on peace education by reviewing existing knowledge. Then, it presents the analysis and findings of the field study conducted by using participant observation method and one-on-one interviews with sixteen 3rd, and 4th-year of undergraduate international NVC trained students studying in the field of International Relations and Political Science, coming from nine different nations in the Peace and Conflict Studies class at Üsküdar University, Istanbul, Turkey. The results demonstrate that Rosenberg's Nonviolent Communication approach has a positive impact on peace education. Key Words: Peace Education, Conflict Transformation, Nonviolent Communication
Mechanisms behind the expansion of the last insurgency organization ELN despite the peace agreement of Colombia
This thesis aims to explore the sufficient causal explanation for the expansion of the last leftist insurgency organization, Ejército de Liberación Nacional (ELN), despite the Colombia Peace Agreement. It has already been four years since the government signed the Peace Agreement and the largest insurgency organization in Colombia, Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia (FARC). Following the primary articles of the Peace Agreement, the FARC disarmed and got the right of political representation and took its place in the political sphere of Colombia; the rural economic reforms have started to be implied, countering to drug trafficking has accelerated, the transitional justice policies have been already welcomed. However, the remaining last leftist insurgency organization, the ELN, now with the most extended history, has continually expanded in Colombia as well both across the border of Ecuador and Venezuela. On the other hand, in 2017, the ELN accepted the formal peace talks with the Colombian government as similar to previous peace talks that began in the 1980s. However, one more time, the peace talks were ended because of the disagreements with the newly elected government and the ELN's car bombing at a police academy in Bogotá, 2019. Followingly, under the conditions of the Peace Agreement, which ended the armed conflict with the largest insurgency organization, ELN continues to expand throughout the new presence with a more significant number of members. Either this question or even the ELN itself is still not well-scoped and inquired in the literature. In this thesis, the implicit interacting causal mechanisms, the ideology of ELN, the organizational strategies during its existence, and popular support for the ELN are observed by the causal process tracing. In the end, through the evidence of these causal mechanisms and the causal relations among them, the sufficient explanation for the expansion of the ELN despite the Peace Agreement provides more details than before in the literature.
Obstacles on women's participation in peace processes: Case of Nagorno-Karabakh
Purpose – this study aims to find which kind of obstacles stand in the way of women's participation in peace processes and how they can be eliminated. The focus of the research will be on peace as well as post-conflict reconstruction processes. Design/methodology/approach – this study was conducted by using mixed (qualitative and quantitative) research methods for analyzing Nagorno-Karabakh conflict case study. A web survey method with open-ended questions was chosen to conduct the research of the selected case study. Consequently, more than 50 organizations in Azerbaijan and Armenia were contacted for cooperation requesting the participation of their members in this survey. Consequently, 30 online questionnaires with members of active non-governmental organizations in Armenia and Azerbaijan were received between January and February 2021. Findings – The research has confirmed feminist claims about the role of women in conflict, peace, and peacebuilding. Since various feminist studies show how women's participation positively affects the achievement and maintenance of peace, this study tried to investigate the reasons for the small participation of women in the peace processes of Karabakh conflict, which is still at the stage of negative peace. Consequently, the results of this study showed that the main barriers to the women`s participation and inclusion in peace processes are the patriarchal nature of the societies, the neutrality of international organizations, women`s low access to resources and power, as well as the impossibility to participate in the official negotiations. Accordingly, for the elimination of these obstacles gender equality education, promotion of the women`s contribution to peace processes, financial and other support to women`s civil organizations and female activists and creating opportunities to share experiences among women organizations and official structures are needed. Originality/value – this study contributes to the literature because it has examined the barriers to women's participation in the peace process of the Nagorno-Karabakh conflict and tries to find recommendations for the elimination of these obstacles.
A study of the United Nations' peace initiatives on the Palestinian- Israeli issues
Considering the historical background and purpose of the United Nations, it is a historical duty for the United Nations to take steps to resolve the Palestinian-Israeli conflict. Indeed, although the United Nations has made a breakthrough with many resolutions and diplomatic efforts in this direction, the United Nations has focused on how to ensure security in the region for Israel. Therefore, the United Nations seems to have turned a blind eye to the Palestinian-Israeli conflicts. On the other hand, Israel has known to turn the privileged structure bestowed on itself in favour and expand the occupation areas in the Palestinian region. The complicated layout in Palestine became more complex, and most of Palestine began to fall under the hegemony of Israel. Subsequently, an ineffective United Nations has emerged in Palestine and remained behind Israel's dominant position. At the same time, this situation caused the United Nations to be passive toward Israel in Palestine territory. Thus, Israel has led the way in the peace process to be long-lasting peace process by not complying with the many initiatives like resolutions and diplomatic efforts made by the United Nations for the peace process. Indeed, Israel had done its best to ensure these initiatives were unsuccessful. Of course, this was not the only reason, but Israel was one of the main reasons blocking the peace process for solving Palestinian-Israeli issues. At this point, the thesis will investigate the main structure of the United Nations in the shadow of the Palestinian Israeli issues. In this context, special resolutions, which are 194(II), 242, 338, and 478, and diplomatic efforts for peace will be examined, and the background behind their failure will be revealed.
Absence of peace and stability between domestic conflicts and foreign interferences in Yemen
Yemen is one of the countries that has suffered a lot of wars and conflicts throughout history, ancient and modern. The current war that is taking place these days since its outbreak in 2014 is evidence. Therefore, this thesis aims to shed light on the dilemma of the continuity and prolongation of wars. The study dealt with the 1962 and 2014 wars literature to identify the causes and motives that contributed to the perpetuation of conflicts, based on the perspective of conflict resolution theory, using the qualitative approach, and benefiting from history through the historical method. Data was collected from secondary sources that addressed the two wars. They were analyzed and interpreted to deduct the joint manifestations between them. The data analysis demonstrated that the overlapped and contradictory political relations, economic interests, and expansionist ambitions of the external actors involved in the military intervention directly (Saudi, UAE, and Iran) and indirectly (US, Britain...) that have seriously contributed to the wars' prolongation and hampered peace efforts. And the transformation of the Yemeni civil wars from internal conflict to regional and international combat. In addition, the direct military interventions in the two wars led to the perpetuation of warfare. Further, findings show that many peace settlements and agreements have not contributed to conflict resolution but exacerbated the wars. It is noteworthy that if all forms of foreign military intervention ceased, it probably takes part in conflict resolution and end the war.
The philosophy of Yunus Emre; his contribution to peace education area in Turkey
The field of Peace Education is relatively new in Turkey. Peace Education has generally been a field dominated by the Eurocentric Ideas. Recently, the need for the field of Peace Education in Turkey has increased. Peace education seeks to identify the underlying causes of events and to prevent conflicts from escalating. This study concentrated on Yunus Emre's philosophy and the creation of an inclusive peace model based on his principles. The study's overarching goal is to determine whether or not a Turkish-specific peace model can be developed. The following research issue is addressed in this thesis: Can a Turkish-specific inclusive peace education approach based on Yunus Emre's Philosophy be suggested? In this study, a qualitative research method was used to collect primary and secondary data. Studies were carried out in accordance with this method. The study evaluates Yunus Emre's Philosophy and Principles based on his own works. The findings of the study revealed that Yunus Emre's philosophy has applicable principles and that a Turkey-specific peace education model can be built. Furthermore, this study underlined the acceptance and application of the peace education model that NGOs could also put forward. This study also suggests actions that can be taken to adopt this model. Keywords: Peace Education, Peace Building, Yunus Emre's Philosophy, Peace, Tolerance