Perceived social support
283 theses under this subject heading
Afet yaşayan bireylerde sosyal destek algısının kaynak ve işlev temelli ölçülmesi: Bir ölçek geliştirme çalışması
Afet yaşayan bireylerde sosyal desteğin nasıl ölçüleceği, psikometri literatüründe çözüm bekleyen bir sorun olarak kalmaktadır. Mevcut araçların büyük çoğunluğu, afet bağlamında işlevsel açıdan kritik olan kaynak (kimden?) ve işlev (nasıl/ne zaman?) boyutlarını birlikte ele almaktan uzak kalmaktadır. Bu çalışma, 2023 Kahramanmaraş depremi mağdurlarını hedef kitle olarak belirleyerek afetlerde algılanan sosyal destek yapısını kaynak ve işlev temelli çok boyutlu bir model üzerinden ölçen yeni bir psikometri aracı geliştirmeyi amaçlamaktadır. Ölçek geliştirme araştırması iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada sistematik literatür taraması, uzman değerlendirmesi (Delphi tekniği), bilişsel görüşmeler ve pilot çalışma aracılığıyla 43 maddelik bir ön havuz oluşturulmuştur. İkinci aşamada, 8 ilde depremden doğrudan etkilenen 607 katılımcıdan yüz yüze, kâğıt-kalem formatında veri toplanmıştır. Elde edilen veriler; keşfedici faktör analizi, keşfedici graf analizi, doğrulayıcı faktör analizi, keşfedici yapısal eşitlik modellemesi, ölçüm değişmezliği, güvenirlik, yapı geçerliği, madde tepki kuramı ve ağ psikometrisi analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular, beş faktörlü 28 maddelik bir yapıyı tutarlı biçimde desteklemiştir. İç tutarlık ve bileşik güvenirlik kabul edilebilir sınırlar içinde kalmış; yakınsak ve ıraksak yapı geçerliği sağlanmış; madde tepki kuramı analizleri yüksek madde ayırt ediciliğini ortaya koymuş; ağ psikometrisi boyutsal tutarlılığı doğrulamıştır. Ortak yöntem varyansı anlamlı bir alternatif açıklama olarak değerlendirilemeyeceği görülmüştür. Geliştirilen Afetlerde Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (AASDÖ-28), kaynak ve işlev boyutlarını eş zamanlı olarak ele alan, güçlü psikometrik özelliklere sahip bir araç olarak afet sonrası psikososyal değerlendirme literatürüne katkı sunmaktadır.
Fiziksel aktivite programının özel gereksinimli çocukların gelişimi, erken okuryazarlık becerileri, çalışma belleği ve ebeveynlerin algıladıkları sosyal destek üzerindeki etkileri
Bu araştırmada, fiziksel aktivitenin özel gereksinimli bireylerin erken okuryazarlık becerilerine, çalışma belleği performanslarına ve genel gelişim düzeylerine olan etkisi ile fiziksel aktiviteye katılan özel gereksinimli bireylerin katılımcı ebeveynlerinin algıladıkları sosyal destek düzeyi üzerindeki etkisini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada tek grup ön test-son test deseni kullanılmıştır. Katılımcı çocuklara Erken Okuryazarlık Testi (EROT), Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ); katılımcı ebeveynlere Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) uygulanmıştır. Araştırmada dokuz çocuk katılımcı, dokuz ebeveyn katılımcı yer almıştır. Çocuk katılımcıların özel gereksinimlilik durumları Yaygın Gelişimsel Bozukluk, Down Sendromu, Gelişimsel Dil Bozukluğu şeklindedir. Testler sonrasında bulgular istatistiksel analiz edilmiştir. Analiz sonuçları araştırmada uygulanan ebeveyn katılımlı fiziksel aktivitenin katılımcı çocukların genel gelişimine ve dil-bilişsel gelişim alanlarına; erken okuryazarlık becerilerine, sesbilgisel farkındalık düzeylerine, alıcı ve ifade edici dildeki sözcük bilgisi düzeyine; çalışma belleği, sözel bellek, sözel kısa süreli bellek, görsel bellek, görsel çalışma belleği performanslarına olumlu yönde büyük etki düzeyinde katkı sağladığını göstermiştir. Katılımcı ebeveynlerin algılanan sosyal destek düzeylerinde herhangi bir değişim saptanmamıştır. Elde edilen veriler alan yazını ışığında tartışılmıştır. Özel gereksinimli çocukların hayatına fiziksel aktivitenin erken çocukluk döneminden itibaren dahil edilmesi için çalışmaların artırılması önerilmiştir
Prolonged grief and posttraumatic growth following the loss of a relative from COVID-19: Role of pandemic grief risk factors, ruminations, and perceived social support
The present study explored COVID-19-caused bereavement outcomes of individuals. Correspondingly, the predictor roles of pandemic grief risk factors (PGRF), intrusive rumination, deliberate rumination, perceived social support and its subfactors (i.e., support from family, friends, and significant other) on prolonged grief (PG) symptoms and posttraumatic growth (PTG) were investigated. The potential buffering role of perceived social support on PTG was also investigated. The sample consisted of 144 bereaved people living in Turkey who had lost their loved ones due to COVID-19, reached through purposive and snowball sampling methods on social media. Data collections tools were the Demographic Information Form, the Pandemic Grief Risk Factors (PGRF) Inventory, the Event-Related Rumination Inventory, the Multidimensional Scale of Perceived Social Support, the Prolonged Grief Disorder-13, and the Post Traumatic Growth Inventory. First, a confirmatory factor analysis was performed for the Turkish-adapted PGRF inventory. The obtained data were then analyzed by performing hierarchical regression analyses and moderated mediation analyses. Findings indicated the predictor role of traumatic perception of loss, PGRF, and friends support on PG symptoms, the predictor role of age and deliberate rumination on PTG, and finally, the moderator role of family support on PTG. Within the framework of the literature, findings were discussed.
Beyin tümörü tanısı konmuş bireylerin fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destek sistemlerinin yaşam kalitesi üzerine etkileri
Aksoy, E. Beyin Tümörü Tanısı Konmuş Bireylerin Fonksiyonel Değerlendirilmesi ve Algıladıkları Sosyal Destek Sistemlerinin Yaşam Kalitesi Üzerine Etkileri, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2018. Araştırma, beyin tümörü tanısı konmuş bireylerin fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destek sistemlerinin yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma evrenini; 01 0cak 2015-30 Eylül 2015 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde beyin tümörü tanısı konan 135 hasta oluşturdu; ancak araştırmaya dahil edilme kriterlerine uymayan ve araştırmaya katılmaya istekli olmayan 15 hasta çalışma kapsamı dışında tutuldu. Çalışmaya 01 Ocak – 30 Eylül 2016 tarihleri arasında araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 120 hasta alındı. 20 hastayla anket ve ölçeklerin anlaşılırlığı kontrol edilmek üzere pilot çalışma yapıldı ve bu hastalar çalışma dışı tutuldu. Örneklemi ise 100 hasta oluşturdu. Veriler; hasta tanılama formu, beyin kanseri tedavisinin fonksiyonel değerlendirme ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 24.0 istatistik paket programı ile frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra, normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmalarında Mann Whitney U testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ikiden fazla grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmalarında Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında Sperman korelasyon ve regresyon analizi uygulandı. Sonuçlar %95 güven aralığında, ±%5 örnekleme hatası ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılan bireyler, ortalama 50±15,93 yaş aralığında, %54'ü kadın idi. Hastaların ''yaşam kalitesi'' ortalamasının 0,597±0,346; ''günlük sağlık durumu'' ortalamasının 65,400±19,250 olduğu saptandı. Hastaların fonksiyonel durumu değerlendirildiğinde, en düşük puanın "duygusal durum alt boyutu" 15,540±5,235, en yüksek puanın ise "ilave durumlar alt boyutu" 45,870±15,73 olduğu saptandı. Hastaların sosyal destek sistemleri değerlendirildiğinde en düşük puanın "arkadaştan algılanan sosyal destek alt boyutu" 23,490±3,948, en yüksek puanın ise "aileden algılanan sosyal destek alt boyutu" 24,220±3,341 olduğu saptandı. Araştırma bulguları, hastaların fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destekler arttıkça, yaşam kalitesinin de arttığını gösterdi. Çalışma bulgularına göre; bakım vermekte olan hemşirelerin, hasta ve yakınlarının gereksinim duyduğu sosyal desteğin sağlanmasında anahtar rol oynamaları nedeniyle, hemşirelik bakımını planlarken hastaların fonksiyonel durumlarını dikkate alarak yaşam kalitesinin yükseltilebilmesi için gerekli girişimleri yapmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Beyin Tümörü, Fonksiyonel Değerlendirme, Sosyal Destek Yaşam kalitesi
Perception of social support and compliance with treatmen in hypertensive patients
This study was planned to investigate the relationship between perception of social support and compliance with treatment in patients with hypertension. Between January 2016 and January 2017, 285 patients who were admitted to the Internal Medicine Outpatient Clinic and Internal Medicine Department of Marmaraereğlisi Public Hospital, followed up with the diagnosis of hypertension and accepted to participate in the study constituted the sample of the study. Data were collected by using the Patient Information Form, Multidimensional Scale of Perceived Social Support (MSPSS) and Medication Adherence Self-Efficacy Scale (MASES). The data were analyzed by parametric tests because the research data were suitable for normal distribution. Independent group t-test analysis was used for comparison of binary groups and ANOVA test was used for comparison of multiple groups. In order to test the relationship between the research variables, Pearson correlation analysis was performed. The mean age of the patients was 64.26±11.08 years, 64.2% were women, 81.1% were married and 67.7% were secondary and high school students. The mean total score of the patients in the Multidimensional Scale of Perceived Social Support was 81.65±21.81 and the total score obtained from the Medication Adherence Self-Efficacy Scale was 70.61±11.2. The mean scores were higher than the intermediate level. In the study, it was determined that compliance with treatment was affected by factors such as marital status, education, income level, the person he / she lived with, frequency of blood pressure measurement, tea-coffee consumption and diet (p<0.05). Also it was determined that social support was affected by factors such as education, how to drink antihypertensive drugs, frequency of blood pressure measurement, frequency of hypertension controls (p<0.05). According to research results, there was no significant correlation between perception of social support and compliance with treatment in patients with hypertension. Keywords: Hypertension, compliance with treatment, social support
Genç Erkeklerin Bigoreksiya Düzeyine; Beden Algısı, Sosyal Fizik Kaygı ve Algılanan Desteğin Etkisi
Bu çalışmada genç erkeklerin bigoreksiya düzeyine; beden algısı, sosyal fizik kaygı ve algılanan sosyal desteğin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel analitik tipteki bu çalışma, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni, üniversitedeki 15 fakülteden herhangi birinde lisans düzeyinde eğitim alan 15 890 erkek öğrencidir. Evrendeki birey sayısı (N): 15 890, sıklık (p): 70/120, hata payı (α): %5, desen etkisi 1 alınarak OpenEpi programında 366 hesaplanmış, %5 daha eklenerek, fakültelere göre tabakalama ve yuvarlama yapıldığında 386 olarak belirlenmiştir. Veriler, tabakalı basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 386 erkekten hibrit olarak toplanmış; SPSS 22.0 programında yüzde, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, ki-kare ve t testi, Pearson korelasyon ve lojistik regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni, MDDI puanına göre belirlenen bigoreksiya durumudur. Sosyodemografik, egzersiz, beslenme, ergojenik destek ürünü kullanımı gibi özelliklerin yanında; beden algısı (BAÖ), sosyal fizik kaygı (SFKE) ve algılanan sosyal destek (ÇBASDÖ) durumları incelenmiştir. Araştırma grubunda bigoreksiya %18,9; düzenli egzersiz %58,8 ve ergojenik destek ürün kullanımı %19,4 sıklığa sahipti. Kendi evinde kalanlarda; apart, yurt veya akraba evinde kalanlara göre bigoreksiya sıklığı 0,5 kat daha azdı (p=0,017). Sportif performans için ergojenik destek ürün kullananlarda, kullanmayanlara göre bigoreksiya sıklığı 4,8 kat daha fazlaydı (p<0,001). Dış görünüşten duyulan kaygı (SFKE puanı) arttıkça; bigoreksiya riski 1,3 kat artmaktaydı (p<0,001). Beden algısı memnuniyet düzeyi (BAÖ puanı) ve algılanan sosyal destek düzeyi (ÇBASDÖ puanı) arttıkça, bigoreksiya düzeyi (MDDI puanı) azalmaktaydı (sırasıyla r=-0,011, p=0,832, r= -0,152, p=0,003). Aile veya arkadaş kaynaklı algılanan sosyal destek düzeyi arttıkça, bigoreksiya düzeyi (MDDI puanı) azalmaktaydı (sırasıyla r= -0,150, p=0,003 ve r= -0,148, p=0,004). Sonuç olarak, bu çalışmada yaklaşık beş genç erkekten birinde, yani oldukça yüksek bir sıklıkta, bigoreksiya varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca genç erkeklerdeki beden algısının, sosyal fizik kaygının ve algılanan sosyal desteğin bigoreksiyada etkili faktörler olduğu görülmüştür.
Primpar ve multipar annelerin destek ihtiyaçlarının emzirme öz yeterlilik algılarının ve maternal bağlanma düzeylerinin karşılaştırılması
Doğum sonu dönem, primipar ve multipar annelerin deneyimlerinin ve gereksinimlerinin farklılaştığı; algılanan sosyal destek düzeyi, emzirme öz-yeterlilik algısı ve maternal bağlanmanın ön plana çıktığı önemli bir süreçtir. Bu çalışma, annelerin destek ihtiyaçlarının, emzirme öz-yeterlilik algısı ve maternal bağlanma düzeyinin primipar ve multipar annelerde karşılaştırılmasını incelemek amacıyla tanımlayıcı ve karşılaştırmalı türde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Aralık 2024- Haziran 2025 tarihleri arasında bir tıp fakültesi hastanesinin çocuk polikliniklerine başvuran, 3-12 aylık bebeğe olan sahip 330 anneden oluşmuştur. Veriler Kişisel Bilgi Formu-Primipar Anneler , Kişisel Bilgi Formu-Multipar Anneler , Doğum Sonrası Destek Ölçeğinin "İhtiyacın Önemi " bölümü (DSDÖ), Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Form (EÖYÖ-KF) ve Maternal Bağlanma Ölçeği (MBÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Primipar annelerin toplam doğum sonrası destek puanları multipar annelere göre anlamlı düzeyde yüksekti (p<0.05). Primipar anneler özellikle bilgilendirme desteği ve karşılaştırma alt boyutlarında anlamlı düzeyde multipar annelere göre daha yüksek puan aldı (p<0.05). Emzirme öz-yeterlilik düzeyi ise multipar annelerde anlamlı biçimde daha yüksek idi (p<0.05). Primipar ve multipar annelerin maternal bağlanma düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Bu sonuçlar, doğum sonrası dönemde primipar annelerin daha fazla sosyal desteğe ihtiyaç duyduğunu, multipar annelerin ise emzirme konusunda daha yüksek öz-yeterliliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, doğum sonu dönemde ebelik hizmetlerinin primipar annelerin duygusal gereksinimlerini ve bilgi ihtiyaçlarını hedefleyecek biçimde yapılandırılmasının, annelik sürecine uyumu destekleyici bir rol üstlenebileceğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, multipar annelerde emzirme sürecine ilişkin kazanılmış deneyimlerin ebe danışmanlığı aracılığıyla pekiştirilmesi, emzirme öz-yeterliliğinin devamlılığı açısından önem taşımaktadır.
Doğum sonrası depresyon belirtileri ile sosyal destek ve duygulanım arasındaki ilişkilerin nicel ve nitel açıdan incelenmesi
Klinik gözlem ve prognozun tıp alanında kullanılmaya başlamasından itibaren sağlıkla ilgili metinlerde farklı tanımlarla doğum sonrası ruh hali değişimlerine değinilmektedir. En güncel haliyle Doğum Sonrası Depresyon (DSD), genellikle doğumu takip eden 4-6 hafta ile 1 yıl içerisinde görülen, çökkün duygudurum, haz yitimi, düşük enerji, yavaşlama, uykuda ve iştahta değişiklikler, cinsel isteksizlik ve intihar düşünceleri ile karakterize bir bozukluktur. DSD hem annenin hem de bebeğin fiziksel ve ruhsal sağlığını etkiler ve olumsuz sonuçlara yol açabilir. DSD'ye etki eden temel faktörlerden biri olan sosyal destek kavramı, önceki çalışmalardan farklı olarak bu çalışmada; sosyal desteğin türü, kaynağı ve içeriği ile birlikte ele alınmış, sosyal destek ve DSD ilişkisinde duygulanımın rolü araştırılmıştır. Çalışma, Türkiye'de yaşayan ve çocuğunu son bir yıl içerisinde dünyaya getirmiş olan 226 anne ile yürütülmüştür. Veri toplama amacıyla; Demografik Bilgi Formu, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Sosyal Destek Davranışları Ölçeği ve Bilgiye Dayalı Sosyal Destek ve Duygulanım Formu kullanılmış, nicel verilerin analizi için IBM Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı 26.0 versiyonu ve Process eklentisinden, nitel verilerin analizi için içerik analizi yönteminden yararlanılmıştır. Bulgular; alınan ve algılanan sosyal desteğin doğum sonrası depresyon belirtilerini yordadığını, bu ilişkide sosyal destek kaynağının ve sıklığının düzenleyici etkisi bulunmadığını göstermiştir. İhtiyaç duyulan ve alınan sosyal destek arasındaki nicel ve nitel farklar analiz edilmiş, ihtiyaç duyulan sıklıkta sosyal destek alamamanın doğum sonrası depresyon belirtileri ile ilişkili olduğu, çevreden alınan ve ihtiyaç duyulan sosyal desteğin nitelikleri kıyaslandığında ise içeriklerinin tematik açıdan farklılaştığı bulunmuştur. Alınan sosyal desteğe yönelik yetersizlik, suçluluk, tiksinti, hayal kırıklığı, kaygı, üzüntü ve sakinlik duygularının ideal ve gerçek duygulanım düzeyleri arasındaki farkın doğum sonrası depresyon belirtileri ile ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Sonuçlar alanyazın ışığında tartışılmış, çalışmanın klinik ve sosyal politikalara yönelik doğurguları, sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler Doğum sonrası depresyon, alınan sosyal destek, algılanan sosyal destek, sosyal destek kaynağı, duygulanım
Kadın okul yöneticilerinin sosyal destek algıları ile iş yaşam dengeleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı kadın okul yöneticilerinin sosyal destek algıları ile iş-yaşam dengeleri arasındaki ilişkiyi bazı değişkenlere göre incelemektir. Nicel ilişkisel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırma Ankara ili Keçiören, Çankaya, Altındağ ilçelerinde kamu kurumlarında 2021-2022 eğitim öğretim yılında yöneticilik yapmakta olan 207 kadın okul yöneticisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma da kadın okul yöneticilerinin sosyal destek algılarını yordamak amacıyla Zimet ve ark. (1998) tarafından geliştirilen, faktör yapısı, geçerliliği ve güvenirliliği Eker, Arkar ve Yaldız (1995) tarafından incelenen "Çok Boyutlu Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Kadın okul yöneticilerinin iş-yaşam dengelerini incelemek için ise, Apaydın (2011) tarafından geliştirilen "İş Yaşam Dengesi Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin güvenirlik sonuçları kabul edilebilir düzeyde bulunmuş ve veriler SPSS 22 kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, Tek Yönlü Varyans analizi, Pearson Korelasyon yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda kadın okul yöneticilerinin sosyal destek algılarının yüksek olduğu, sosyal destek algıları ile medeni durumları, eğitim durumları, mesleki kıdemleri, sahip oldukları çocuk sayısı ve yaş değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Sosyal destek algısı ile iş yaşam dengesi ve alt boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde, aile sosyal destek algısı arttıkça iş yaşam dengesinin de artacağı söylenebilmektedir. Arkadaş sosyal destek algısının artması iş yaşam dengesini kurmayı kolaylaştırmaktadır. Özel biri alt boyutu da sosyal destek algısını pozitif yönde etkilemektedir. Sosyal destek algısı ile iş yaşam dengesi arasında anlamlı ve pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulunmuştur. Kadın okul yöneticilerinin sosyal destek algısının iş yaşam dengelerinin anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Pandemi sürecinde yetişkin bireylerde yaşamda anlamı yordayan değişkenlerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı COVID-19 pandemisinde 18-65 yaş arası yetişkin bireylerde yaşamda anlamın psikolojik kırılganlık, otantiklik ve algılanan sosyal destek ve COVID-19'un yaşam kalitesine etki düzeyleri ile ilişkisini incelemektir. Araştırmanın diğer bir amacı COVID-19 pandemisinde çeşitli sosyodemografik değişkenlere göre yaşamda anlam düzeylerinde anlamlı bir fark olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubu uygun örnekleme yöntemiyle ulaşılan 396 yetişkin bireyden (%51 kadın, %47.8 erkek) oluşmaktadır. Veri toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Yaşamda Anlam Ölçeği, COVID-19'un Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği, Otantiklik Ölçeği, Psikolojik Kırılganlık Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, bağımsız örneklemler için t testi, tek yönlü ANOVA, Tukey testi, Games-Howell testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi yöntemleriyle, SPSS 22 kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yaşamda anlamın alt boyutlarından anlam arayışında cinsiyete göre anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Algılanan sosyoekonomik düzeye göre anlam varlığı ve anlam arayışında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi sonucunda otantikliğin alt boyutlarından biri olan kendine yabancılaşmanın, psikolojik kırılganlığın ve COVID-19'un yaşam kalitesine etkisinin negatif yönde, otantikliğin alt boyutlarından otantik yaşamın anlamın varlığını pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Kendine yabancılaşma, psikolojik kırılganlığın, aileden alınan sosyal desteğin ve COVID-19'un yaşam kalitesine etkisi değişkeninin anlam arayışını anlamlı ve pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Elde edilen bulgular ilgili literatüre göre tartışılmıştır.
İnme geçiren hastalarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin fiziksel bağımlılık, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek ile ilişkisinin incelenmesi
İnmenin yol açtığı psikososyal ve psikiyatrik tablolara yönelik literatür incelendiğinde, çalışmalarda depresyona odaklanıldığı görülse de inme gibi ani gelişen klinik tabloların travma sonrası stres bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada inme geçiren bireylerde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin; sosyodemografik ve tıbbi veriler, bağımlılık düzeyi, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ankara ilindeki Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tanı ve tedavi için başvuran inme hastaları (n=218) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; Sosyodemografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek, Modifiye Barthel İndeksi, Travma ile Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'dir. Ölçeklerden elde edilen puanlar, yaş ve inme sonrası geçen süre değişkenleri arasındaki ilişki, Pearson Sıra Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan tüm ölçeklerin skor puanları ve yaş, cinsiyet, inme sonrası geçen süre ve psikolojik destek ihtiyacı duyma değişkenlerinin Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek üzerindeki yordayıcılığı ise Çoklu Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre inme geçiren hastaların %63,3'ü Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçeği'nden kesim noktasının üzerinde puan almıştır. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise çok boyutlu algılanan sosyal destekte aile alt faktörü, travma ile başa çıkabilme algısında travma alt faktörü, cinsiyet ve psikolojik destek ihtiyacı duyma durumu değişkenleri; travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin %46,8'ini açıklamaktadır. İnme vakalarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin taranması, riskli grupların göz önünde bulundurulması önerilmektedir.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları, varoluşsal kaygı, algılanan sosyal destek ve depresif belirtiler arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Mevcut çalışmada, üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve depresif belirtiler arasındaki ilişkide varoluşsal kaygı, varoluşsal kaygı alt boyutları ve anlamlılığın aracı rollerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte algılanan sosyal desteğin hem varoluşsal kaygı, alt boyutları ve anlamlılık olarak belirlenen aracı değişkenler ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide hem de çocukluk çağı travmalarının belirtilen aracı değişkenler vasıtasıyla depresif belirtilerle kurduğu dolaylı ilişkideki düzenleyici rolünün incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın örneklemi 316 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Varoluşsal Kaygı Ölçeği, Hayatın Anlam ve Amacı Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri uygulanmıştır. Aracı değişken modellerinin analiz edilebilmesi için PROCESS Macro Model 4 kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, çocukluk çağı travmaları ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide varoluşsal kaygı toplam puanı, tüm varoluşsal kaygı alt boyutları ve hayatın anlamlılığı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kısmi aracılık göstermektedir. Koşullu dolaylı etki modellerinin test edilebilmesi için PROCESS Macro Model 14 kullanılmıştır. Ulaşılan bulgulara göre algılanan sosyal destek hem varoluşsal kaygı toplam puanı, anlamsızlık kaygısı ve anlamlılık aracı değişkenleri ile depresif belirtiler arasındaki ilişkide; hem de çocukluk çağı travmalarının bu aracı değişkenler vasıtasıyla depresif belirtilerle kurduğu dolaylı ilişkide düzenleyici rol oynamaktadır. Son olarak, çalışmanın bulguları alanyazın kapsamında tartışılıp çalışmanın klinik doğurgalarına ve sınırlılıklarına değinilerek gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Onkoloji hastalarında umudu yordamada algılanan sosyal destek ve spiritüel bakım gereksinimlerinin rolü
Bu tanımlayıcı kesitsel araştırma onkoloji hastalarında umudu yordamada algılanan sosyal destek ve spiritüel bakım gereksinimlerinin rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde onkoloji hastalarının takip ve tedavilerinin yapıldığı onkoloji ve dahili/cerrahi servisler ile kemoterapi-radyoterapi tedavi ünitelerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 134 onkoloji hastası dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Tanıtıcı Veri Formu", "Herth Umut Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Spiritüel Bakım Gereksinimleri Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, Pearson Korelasyon Analizi ve çoklu doğrusal adımsal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan onkoloji hastalarının umut ve algılanan sosyal destek puan ortalamalarının ölçekten alınabilecek orta puanın üzerinde, spiritüel bakım gereksinimleri puan ortalamalarının ise orta puanın altında olduğu belirlenmiştir. Umut ve algılanan sosyal destek arasında pozitif yönde; umut ve spiritüel bakım gereksinimleri arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Algılanan sosyal desteğin umudun %11,7'sini açıkladığı ve algılanan sosyal destek puanındaki bir birimlik artışın umut puanında ortalama 0,344 birimlik artışa sebep olduğu saptanmıştır. Spiritüel bakım gereksinimlerinin ise umudu yordamada anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, onkoloji hastalarında umudu artırmaya yönelik müdahalelerde sosyal destek algısının geliştirilmesi, sosyal destek kaynaklarının fark ettirilmesi ve dolaylı etkisi olabileceğinden spiritüel bakım gereksinimlerinin de planlamalara dâhil edilmesi önerilebilir.
Üniversite öğrencilerinde travmatik yaşantı türü ve travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde travma sonrası bilişler ve algılanan sosyal desteğin aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmada travma türü (insan ve doğa kaynaklı) ve travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde travma sonrası bilişler ve algılanan sosyal desteğin aracı rolünün gösterilmesi hedeflenmiştir. Araştırma, geçmişte en az bir travmatik yaşantısı olan, 18 yaş ve üzeri, 216'sı kadın (%70), 91'i erkek (%30) olmak üzere 307 üniversite öğrencisi ile yürütülmüştür. Çalışmada katılımcılara "Demografik Bilgi Formu", "Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği (TSSTÖ)", "Travma Sonrası Bilişler Envanteri (TSBE)" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin Gözden Geçirilmiş Formu (ÇBASDÖ)" uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkiyi incelemek için korelasyon analizi uygulanmıştır. Ayrıca değişkenlerin travma türüne (insan kaynaklı ve doğa kaynaklı) göre incelenmesi amacıyla MANOVA uygulanmış ve değişkenlerin aracı etkisi, aracı değişken analizi (PROCESS) ile çalışılmıştır. Çalışma boyunca travma sonrası bilişler travmatik yaşantı sonrası sahip olunan olumsuz düşünceleri ifade etmektedir. Analiz sonuçlarına göre, travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası olumsuz bilişler arasında pozitif yönde bir ilişki varken, travma sonrası stres belirtileri ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişki negatif yöndedir. Benzer şekilde travma sonrası olumsuz bilişler ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişki de negatif yöndedir. Değişkenler travma türüne göre incelendiğinde, travma sonrası stres belirtileri ve algılanan sosyal desteğin travma türüne göre farklılaşmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, travma türünün travma sonrası olumsuz bilişlere etkisi anlamlıdır ve insan kaynaklı travmatik yaşantılarda travma sonrası olumsuz bilişler (benlik hakkında bilişler ve kendini suçlama alt boyutları) daha yüksektir. Travma türü ve travma sonrası stres belirtileri arasında, yani bağımsız ve bağımlı değişkenler arasında, anlamlı ilişki çıkmamıştır fakat Hayes (2009)'in önerdiği gibi aracı değişken analizi uygulanmıştır. Buna göre, insan kaynaklı travmatik yaşantı ve travma sonrası stres belirtileri ilişkisine travma sonrası olumsuz bilişlerin dolaylı bir etkisi olduğu söylenebilir. İnsan kaynaklı travma yaşamak travma sonrası olumsuz bilişleri etkilemekte ve travma sonrası olumsuz bilişler de algılanan sosyal desteği etkilemektedir. Fakat algılanan sosyal desteğin aracı rolü gösterilememiştir ve travma türünün travma sonrası stres belirtilerine olan toplam etkisi de anlamlı değildir. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır. Travma türünün travma sonrası bilişler açısından önemli bir değişken olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca insan kaynaklı travmatik yaşantıların algılanan sosyal desteği etkileyiş yolu da bu çalışmada gösterilmiştir. Anahtar Sözcükler Travma Türü, Travma Sonrası Stres Belirtileri, Travma Sonrası Bilişler, Algılanan Sosyal Destek
Mesleki ve teknik eğitim kurumları öğrencilerinin internet kullanım alışkanlıkları ile algıladıkları sosyal destek arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumları öğrencilerinin demografik değişkenlere ve internetle tanışma zamanı, internette ve sosyal ağlarda geçirilen süre gibi bazı unsurlara göre internet kullanım alışkanlıklarını ve algıladıkları sosyal destek derecesini belirlemektir. Çalışmada ayrıca internet kullanım alışkanlıkları ile algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya İstanbul ili Anadolu yakasındaki meslek liselerinde okuyan 456 öğrenci katılmıştır. Çalışmada, araştırma grubunun kişisel özellikleri ile ilgili bilgi sahibi olmak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", internet kullanım alışkanlıklarını tespit etmek amacıyla "İnternet Kullanım Ölçeği" (Ekinci, 2014) ve algılanan sosyal desteği ölçmek amacıyla da "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" (Eker, Arkar ve Yaldız, 2001) uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programında istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre öğrencilerin internet kullanım alışkanlıkları; cinsiyet, sınıf düzeyi, anne eğitim düzeyi, internette geçirilen günlük süre, sosyal ağlarla tanışma zamanı, sosyal ağlarda geçirilen günlük süre, sosyal ağları güvenli bulma derecesi, internet tabanlı oyunlarla tanışma zamanı ve internet tabanlı oyunlarda geçirilen günlük süreye göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Öğrencilerin algıladığı toplam sosyal destek ise; ailenin ekonomik düzeyi, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, akademik başarı, bilgisayar sahipliği, internet sahipliği, internetle tanışma zamanı, internette geçirilen günlük süre, sosyal ağlarda geçirilen günlük süre, sosyal ağları güvenli bulma derecesi ve internet tabanlı oyunlarda geçirilen günlük süreye göre anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Öğrencilerin internet kullanım alışkanlıkları ile algıladıkları sosyal destek arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Algılanan sosyal desteğin alt boyutları açısından ise; internet kullanım alışkanlıkları ile aileden algılanan sosyal destek arasında anlamlı düzeyde negatif yönde ilişki olduğu bulunurken; arkadaştan ve özel kişiden algılanan sosyal destek ile internet kullanım alışkanlıkları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Internet kullanım alışkanlıkları, algılanan sosyal destek, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumu
Sınıf öğretmenlerinin maruz kaldıkları yıldırma davranışları, algıladıkları sosyal destek ve mesleki iş doyumları arasındaki ilişki
İş hayatında faal olarak çalışanları etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Bu etkenlerden işyerinde yıldırma, iş doyumu ve algılanan sosyal destek her örgütte görev yapan bireyler üzerinde etkili olmaktadır. Okullarda görev yapan öğretmenler de zaman zaman etkileşimde bulundukları insanların kasıtlı, sistemli olumsuz davranışlarına maruz kalmaktadırlar. Okullarda yıldırmaya maruz kalan öğretmenlerin, üretkenlik ve yaratıcılık yeteneklerinin olumsuz etkilendiği, mağdur öğretmenlerin işlerine yoğunlaşamadıkları düşünülmekte ayrıca yıldırma sonrasında öğretmenler, sağlık sorunları, ekonomik ve sosyal sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedirler. Bu araştırmada birçok araştırmaya konu olan yıldırma, sosyal destek algısı ve iş doyumu kavramları aynı çerçevede ele alınmış olup, aralarındaki ilişkinin bulunup bulunmadığı araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Araştırma tarama modelindedir. Araştırma evrenini, 2013-2014 eğitim-öğretim yılında MEB'e bağlı ve İstanbul ilinde bulunan resmi ilkokullarda görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde Random yöntemi kullanılmıştır. İlden 30 okul seçilmiş, bu okullarda ulaşılan 580 gönüllü personele anket uygulanmıştır. Bu anketlerden 153 tanesi geçersiz olduğu için 427 tanesi kullanılmıştır. Bu araştırma için gerekli verilerin toplanması amacıyla araştırmacı, alan yazını taramış ve yabancı ülkelerde konu ile ilgili yapılan araştırmaları incelemiştir. Bu inceleme sonunda, çeşitli kaynaklardan yararlanarak anket şeklinde bir veri toplama aracı hazırlanmıştır. Araştırmada verileri toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Mobbing Ölçeği, İş Doyum Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmanın bağımsız değişkenleri yıldırma davranışları, sosyal destek algıları ve bağımlı değişkeni iş doyumudur. Uygulama alanındaki bireylerin anketlere verdiği cevaplar SPSS programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Anketin güvenilirlik düzeyini saptamak amacıyla Cronbach's Alpha güvenilirlik ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, araştırmanın amacı doğrultusunda çeşitli istatistik analizler (Korelâsyon, t testi, ANOVA ) kullanılarak ve konuya ilişkin uzman desteği alınarak yorumlanmıştır. Bulgular, sosyal destek ile yıldırma davranışı arasında negatif bir ilişki ortaya çıktığını göstermektedir. İş doyumu ve sosyal destek arasında pozitif anlamlı bir ilişki vardır. Öğretmenlerin iş doyumlarında sosyal destek ve yıldırmanın belirleyici rol oynadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler 1. Yıldırma 2. İş doyumu 3. Sosyal destek 4. Öğretmen 5. Eğitim
Kanser hastası yakınlarının algıladığı sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, kanser hastası yakını olan kişilerin algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada; hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek (aile, arkadaş ve özel kişi desteği) ile umutsuzluk (geleceğe ilişkin duygu, motivasyon kaybı, beklenti) düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini; İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ayaktan Kemoterapi Servisinde kemoterapi tedavisi alan 130 hastanın yakını oluşturmaktadır. Araştırmada kanser hastası yakınlarının sosyodemografik bilgilerini öğrenebilmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen " Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek düzeyi Zimet ve arkadaşlarının geliştirdiği, Eker ve Arkar'ın 1995'te Türkçeye uyarladığı " Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS)" ile ölçülmüştür. Hasta yakınlarının umutsuzluk düzeyi ise Seber'in 1991 yılında Türkçeye uyarladığı " Beck Umutsuzluk Ölçeği" ile değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuç; kanser hastası yakınlarının algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmasıdır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek arttıkça umutsuzluk düzeylerinin azaldığı yapılan istatistiksel analizlerle bulunmuştur. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler; kanser, sosyal destek, umutsuzluk, sağlık-hastalık, hasta-hasta yakını, aile
Üniversite öğrencilerinde benlik saygısı algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Toplumsal etki, bireysel gelişimin en önemli parçasıdır. Aile ve sosyal çevre, bireylerin hayata karşı direngenliğini, kendini algılayışını, zorluklarla baş edebilme düzeyini önemli ölçüde belirlemektedir. Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinde, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki araştırılacaktır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili, Üsküdar ilçesinde bulunan vakıf üniversitelerinin öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan grubun %75.8'i (n:113) kadın, % 24.2' si (n:36) erkek olmak üzere toplam 148 kişidir. Katılımcıların % 96,6 sının (n:144) medeni durumunun bekar olduğu, %92,6 sının (n:138) eğitim durumunun lisans düzeyinde olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılanların %25,5 i (n:38) psikiyatrik veya psikolojik tedavi görmüşler, bunların %3.4'ü (n:5) düzenli, %2 si (n:3) ara sıra ilaç kullanmaktadır. Geri kalan %15,4'ü (n:23) ise geçmişte ilaç kullandığını ifade etmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, algılanan sosyal destek ölçeği, psikolojik sağlamlık (ego sağlamlığı) ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada, tüm değişkenler arasındaki korelasyonlara bakılarak; benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsiyete göre, Rosenberg ölçeğinin alt boyutlarının ortalama puanları bağımsız örneklem t testi ile karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak fark elde edilememiştir. Cinsiyete göre, benlik saygısı, kendilik kavramının sürekliliği, insanlara güven duyma, eleştiriye duyarlılık, depresif duygulanım, hayalperestlik, psikosomatik belirtiler, kişilerarası ilişkilerde tehdit hissetme, tartışmalara katılabilme derecesi, ana-baba ilgisi, babayla ilişki ve psişik izolasyon puanları arasında bir fark bulunamamıştır. Yaşa göre bakıldığında, hayalperestlik ve psikosomatik belirtiler, alt boyutları dışında diğer alt boyutların ortalamaları arasında istatistiksel olarak bir fark elde edilememiştir. Hayalperestlik ölçeğinde en yüksek ortamla 21 yaşındaki bireylerde, en düşük ortalama ise 24 yaş ve üstü bireylerdedir. Yaşa göre, psikolojik sağlamlık ölçeği ve algılanan sosyal destek ölçeğinin alt boyutlarının ortalama puanları bağımsız örneklem t testi ile karşılaştırılmış ve istatiksel olarak fark elde edilememiştir. Bu araştırmada psikolojik tedavi görenlerin, tedavi görmeyenlere göre psikolojik sağlamlık puanlarının ortalaması daha düşük bulunmuştur. Psikolojik tedavi görme durumuna göre benlik saygısı, görmeyenlerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark elde edilememiştir. Psikolojik tedavi görme ve psikiyatrik ilaç kullanımına göre algılanan sosyal destek ölçeğinin alt boyutlarının ortalama puanları bağımsız örneklem t testi ile karşılaştırılmış ve alt boyutlarının ortalamalarında istatistiksel olarak bir fark elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Benlik Saygısı, Psikolojik Sağlamlık, Algılanan Sosyal Destek.
Algılanan ebeveyn tutumu, algılanan sosyal destek ve benlik saygısının ergenlerin akran zorba davranış eğilimi ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, ergenlerin akran zorba davranış eğilimi ile algılanan ebeveyn tutumu, algılanan sosyal destek ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma örneklemini 14-19 yaşları arasında 206 ergenden oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan gönüllü bireylere Demografik bilgi formu, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Anne Baba Tutumları Ölçeği, Zorbalık Davranış Eğilimi Ölçeği ve Benlik Saygısı Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilere uygulanan istatistiksel analizler sonucu kız ergenlerin anne ve babasından algıladıkları kontrol/denetleme düzeylerinin erkek ergenlerden daha yüksek olduğu, eğlence amaçlı zorbalık ve duygu zorbalığı eğilim düzeylerinin erkek ergenlerde kız ergenlere oranla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Anne babası boşanmış veya ayrı olan ergenlerin anne ve babasından algıladıkları psikolojik özerklik düzeylerinin anne babası evli olan ergenlerden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Babasının eğitim durumu ilkokul olan ergenlerin fiziksel ve sözel zorbalık eğilimi düzeylerinin babasının eğitim durumu lise olan ergenlerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Değişkenler arası ilişki incelendiğinde algılanan aile desteği düzeyi yüksek olan ergenlerin zorbalık eğilimi düzeylerinin düşük olduğu bulunmuştur. Anne baba tutumları ölçeği alt boyutlarından kontrol/denetleme düzeyi yüksek olduğunda sözel zorbalık, eğlence amaçlı zorbalık ve duygu zorbalığı eğilim düzeylerinin düşük olduğu, kabul/ilgi düzeyi yüksek olan ergenlerde ise duygu zorbalığı eğilim düzeyinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Benlik saygısı düzeyi yüksek olan ergenlerde zorbalık davranış eğilim düzeylerinin düşük olduğu sonucuna varılmıştır.
Lisanslı spor yapan ve yapmayan ergenlerin mental iyi oluş, benlik saygısı, sosyal görünüş kaygısı ve algılanan sosyal destek açısından karşılaştırılması
Bu tez çalışmasının temel amacı, lisanslı spor yapan ve yapmayan ergenlerin benlik saygısı, algılanan sosyal destek, sosyal görünüş kaygısı ve mental iyi oluş açısından karşılaştırılmasıdır. Tezin bu konu hakkında bilgi sağlaması ve literatüre katkı yapması hedeflenmiştir. Bu çalışmanın örneklemini 14-18 yaş aralığında 160 lisanslı spor yapan ve 160 spor yapmayan olmak üzere toplam 320 ergen oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan ergenlere, Algılanan Sosyal Destek, İki Boyutlu Benlik Saygısı, Sosyal Görünüş Kaygısı ve Mental İyi Oluş ölçekleri uygulanmıştır. Çalışmanın temel bulgularında, lisanslı spor yapan ergenlerin mental iyi oluş, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ölçeklerinden aldıkları puanların, spor yapmayan ergenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, lisanslı spor yapan ergenlerin, algılanan sosyal destek, benlik saygısı, mental iyi oluş ve sosyal görünüş kaygısı puanları antrenörleri ile ilişkilerine göre, anlamlı farklılık göstermezken, alınan puanların takım arkadaşları ile ilişkiye göre farklılaştığı bulunmuştur. Buna ek olarak, lisanslı spor yapan ergenler ile lisanslı spor yapmayan ergenler okul başarısı, öğretmenleri ile ilişkileri, karşılaştıkları sorunlarda yardım gördüklerini düşündükleri sosyal çevre ve yakın arkadaş sayısı değişkenleri açısından anlamlı farklılık göstermemektedir. Lisanslı spor yapan ergenlerin spor yapma nedenlerine bakıldığında, en fazla oranın popülerliği arttırmak için olduğu ortaya çıkmıştır.
Üniversite öğrencilerinde psikolojik iyi oluşun psikososyal yordayıcılarının sosyal bilişsel kariyer kuramı açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde psikolojik iyi oluşu etkileyen çeşitli psikososyal faktörleri belirlemektir. Bu doğrultuda, algılanan sosyal destek, algılanan ebeveyn tutumları, kariyer kararı öz-yeterliği ve mesleki sonuç beklentilerinin psikolojik iyi oluş üzerindeki doğrudan ve dolaylı yordayıcı etkileri incelenmiştir. Araştırmanın katılımcılarını, 2013-2014 akademik yılında İstanbul Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde öğrenimlerine devam eden 304'ü (%71,5) kız ve 121'i (%28,5) erkek olmak üzere toplam 425 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrencilerin yaşları 17-68 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 21,13 (SS= 4,78)'tür. Katılımcılara ölçüm araçları olarak Psikolojik İyi Olma Ölçekleri, Sosyal Provizyon Ölçeği, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği, Kariyer Kararı Yetkinlik Beklentisi Ölçeği ve Mesleki Sonuç Beklentileri Ölçeği uygulanmıştır. Doğrudan ve dolaylı yordayıcı etkileri analiz etmek amacıyla, sırasıyla çoklu doğrusal hiyerarşik adımsal regresyon analizi ve doğrusal hiyerarşik aracı regresyon analizi yürütülmüştür. Psikolojik iyi oluşun doğrudan yordayıcılarına ilişkin bulgular, açıklanan toplam varyansa katkılarına göre sırasıyla algılanan sosyal destek, kariyer kararı öz-yeterliği ve anne için algılanan reddedici tutumun psikolojik iyi oluşun anlamlı yordayıcıları olduğunu ortaya koymuştur. Bu değişkenlerin tamamının toplam varyansın % 50,3'ünü açıkladığı belirlenmiştir. Aracı etki analizlerine dair bulgulara göre ise, algılanan sosyal destek, baba için algılanan reddedici tutum ve hem baba hem de anne için algılanan duygusal sıcaklık ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide hem kariyer kararı öz-yeterlik düzeyinin hem de mesleki sonuç beklentileri düzeyinin kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür. Ancak anne için algılanan reddedici tutum ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide sadece mesleki sonuç beklentileri düzeyinin kısmi aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Araştırmanın bulguları, ilgili literatür ışığında tartışılmış ve gelecekteki araştırma ve uygulamalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Sağlık çalışanlarında erken dönem uyumsuz şemalar, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stratejilerinin tükenmişlik düzeyini yordayıcı etkisi
Bu araştırmada sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri üzerinde erken dönem uyumsuz şemalar, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stratejilerinin yordayıcı etkisi araştırılmıştır. Araştırma İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan ve 19-64 yaşları arasında yer alan 226 sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 63 erkek, 163 kadın sağlık çalışanı gönüllü olarak katılım göstermiştir. Araştırma bulguları elde edilirken kişisel bilgi formu, Tükenmişlik Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 'den yararlanılmıştır. Veri analizinde SPSS 24 programı kullanılmıştır. Gerçekleştirilen korelasyon analizleri sonucunda; duygusal tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması ve zedelenmiş otonomi şema alanı arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Zihinsel tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması, kopukluk ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Fiziksel tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması arasında pozitif yönde orta ölçüde bir korelasyon vardır. Tükenmişlik ile kopukluk şema alanı, sosyal izolasyon/güvensizlik şeması ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Sosyal destek aile alt boyutundan alınan destek ile duygusal yoksunluk şeması ve kopukluk şema alanı arasında negatif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Sosyal destek arkadaş alt boyutundan alınan destek ile duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon/güvensizlik, terkedilme şemaları ve kopukluk şema alanı arasında negatif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Araştırmadaki değişkenlerin tükenmişlik üzerindeki yordayıcı etkisini ölçmek için hiyerarşik regresyon modeli uygulanmıştır. Analiz sonucunda tükenmişlik yordama oranının en yüksek olduğu değişken erken dönem uyumsuz şemalar olarak bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemalardan ise en büyük yordayıcı negatif etkiye sahip olan yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı bulunmuştur. Yani yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı arttıkça tükenmişlik oranının azaldığı ifade edilebilmektedir.
COVID-19 pandemi sürecinde obsesif inançların açıklanmasında psikolojik sağlamlık, algılanan sosyal destek ve bilişsel duygu düzenlemenin rolü
Bu araştırmanın amacı Covid-19 pandemi sürecinde kişilerin obsesif inançlarının açıklanmasında psikolojik sağlamlık, algılanan sosyal destek ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerin rolünü incelemektedir. Bunun yanında Kişisel Bilgi Formu aracılığı ile elde edilen demografik özelliklerin obsesif inançlar ile ilişkilerinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 18-65 yaş aralığında 328'i kadın, 161'i erkek katılımcı olmak üzere toplamda 489 kişi oluşturmaktadır. Katılımcılara sırasıyla Bilgilendirilmiş Gönüllü Formu, Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Obsesif İnanışlar Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Anova, Korelasyon Analizi ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre algılanan sosyal destek ve obsesif inançlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden olan kendini suçlama ve felâketleştirme sorumluluk/tehlike beklentisi, mükemmeliyetçilik/ kesinlik ve önem verme/düşünceyi kontrol etme alt boyutlarını yordamaktadır. Bununla beraber düşünceye odaklanma/ruminasyon stratejisi, sorumluluk/tehlike beklentisi ve mükemmeliyetçilik/kesinlik alt boyutunu; diğerlerini suçlama stratejisi ise sorumluluk/tehlike beklentisi ve önem verme/düşünceyi kontrol etme alt boyutunu yordamaktadır. Katılımcıların yaşlarına ve cinsiyetlerine göre obsesif inançlar alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşma görülmemiştir. Gelir düzeyine göre sorumluluk/tehlike beklentisi alt boyutunda farklılaşma görülürken öğrenim düzeyine göre sorumluluk/tehlike beklentisi ve önem verme/düşünceye odaklanma alt boyutlarında farklılaşma olduğu görülmüştür. Kişilerin Covid-19 tanısı almalarına göre obsesif inançlarda anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Mevcut çalışmadan elde edilen sonuçlar literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörleri ve koruyucu faktörler
Postpartum depresyon, doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde en sık rastlanan duygudurum bozuklarındandır ve annenin, bebeğin ve eşin üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, postpartum depresyonunun sıklığını, postpartum depresyonun gelişimindeki risk faktörlerini ve koruyucu faktörleri tespit etmektir. Araştırma kapsamında, İstanbul Eğitim ve Araştırma hastanesine başvuru yapmış, bebeği 1 ila 12 ay arasında değişen, 168 anneye ulaşılmıştır. Katılımcılara, Edinburgh Postnatal Depresyon Ölçeği (EPDÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSES), Genel Öz Yetkinlik İnancı Ölçeği (GSE), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ) uygulanmıştır. Katılımcıların %35'inde postpartum depresyon geliştirme riski olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda daha önce depresyon geçirmenin, ilk defa gebe olmanın ve son doğumu dışında yaşayan çocuğa sahip olmamanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselttiği bulunmuştur. Ayrıca ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının ve hamilelikte çalışmış olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini azalttığı bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, öz saygı, genel öz yetkinlik inancı, aileden, arkadaştan, özel insandan algılanan sosyal destek ve toplam algılanan sosyal destek, bakım hizmetinin kalitesi, kadınların kişisel özellikleri, doğum sırasında yaşanan stres ve toplam doğum memnuniyeti arttıkça postpartum depresyon belirtilerinin azaldığı bulunmuştur. Yapılan lojistik regresyon analizleri sonucunda, psikolojik özelliklerden depresyon geçmişine sahip olmanın postpartum depresyon geliştirme riskini yükselten bir risk faktörü olduğu, yüzsek öz saygıya sahip olmanın ise postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren bir koruyucu faktör olduğu tespit edilmiştir. Sosyoekonomik özelliklerden hamilelikte çalışma ve ailenin gelir durumunun gider durumundan fazla olmasının; gebelik süreçleri ve psikolojik özelliklerden gebeliğin planlı olmasının, doğum sırasında yaşanan stresin az olmasının, genel öz yetkinlik inancının yüksek olmasının ve aileden gelen sosyal desteğin yüksek olarak algılamasının postpartum depresyon geliştirme riskini düşüren koruyucu faktörler olduğu tespit edilmiştir. Postpartum depresyon gelişimini arttıran risk faktörleri ve azaltan koruyucu faktörleri tespit etmek, postpartum depresyona isabetli müdahale stratejilerini geliştirebilmek için ilk adım olduğu düşünülmektedir.