Fiziksel aktivite
Bu konu başlığı altında 626 tez
Trakya Üniversitesi tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencilerinin fiziksel aktivite durumlarına göre algılanan stres ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmamızda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeylerinin algılanan stresleri ve psikolojik sağlamlıkları üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan 238 son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Kronik hastalık öyküsü, psikiyatrik hastalık öyküsü, fiziksel aktivite yapılmasına engel olabilecek bir durum ve ya düzenli ilaç kullanım öyküsü olan kişiler çalışmaya dahil edilmemiştir. Çalışma, dahil edilme kriterlerine göre 154 öğrenci ile gerçekleşmiştir. Katılımcılara sosyodemografik sorulardan oluşan ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği 'nin de aralarında bulunduğu toplam 43 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Katılımcıların 72'si (%46,8) erkek, 82'si (%53,2) kadın olup çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 24,33±1,13 saptanmıştır. Katılımcıların %14,3' ü inaktif, %54,5' i minimal aktif, %31,2' si çok aktif tespit edilmiştir. Erkek katılımcıların daha aktif olduğu görülmüştür. Katılımcıların Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı 27,39±8,12 olup kadınların algılanan stresleri anlamlı olarak yüksek tespit edilmiştir. Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği toplam puanı ise 19,86±4,61 olarak saptanıp, erkeklerin psikolojik sağlamlıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca maddi zorluk yaşamayanların ve tıp fakültesini isteyerek seçenlerin psikolojik sağlamlıklarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmamızın sonucunda, katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleriyle, algılanan stresleri ve psikolojik sağlamlıkları arasında anlamlı bir korelasyon gözlenmemiştir. Bu bulgular, çalışmanın kapsamının genişletilmesi, gelecekteki araştırmalarda daha derinlemesine analiz yapılması veya farklı değişkenlerin dikkate alınarak yeni bakış açıları elde edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Edirne il merkezindeki postmenopozal kadınların fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesine etkisi
Kadınların yaşam sürelerinin önemli bir kısmını menopoz sonrası dönemde geçirmesi, bu dönemde yaşam kalitesinin artırılmasını toplum sağlığı açısından önemli bir hedef haline getirmiştir. Bu araştırma, 50–65 yaş arası postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi, sosyodemografik özellikler ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcılara Birinci Basamakta Fiziksel Aktivite Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu-Türkçe ve sosyodemografik özellikleri içeren bir anket uygulanmıştır. Daha yüksek eğitim ve gelir düzeyi, evli olma ve çalışma hayatına katılım yaşam kalitesini olumlu etkilerken; yüksek beden kitle indeksi, bel çevresi, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı ve fazla doğum sayısı yaşam kalitesini olumsuz etkilemiştir. Yapılan regresyon analizinde; eğitim düzeyi, kronik hastalık varlığı, doğum sayısı ve fiziksel aktivite düzeyinin fiziksel sağlık puanını; bel çevresi, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin psikolojik sağlığı; medeni durum, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin sosyal sağlığı; medeni durum, mesleki durum ve fiziksel aktivitenin ise çevresel sağlığı anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Katılımcıların büyük kısmı hareketsiz grupta yer almış, fiziksel aktivite düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin tüm alanlarında anlamlı artış saptanmıştır. Sonuçlar, düzenli fiziksel aktivitenin postmenopozal dönemde yaşam kalitesini artırdığını göstermekte olup, bu doğrultuda fiziksel aktiviteyi teşvik eden, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen birinci basamak programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: postmenopozal kadın, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite
12-14 yaş fazla kilolu ve obez bireylerde uygulanan tabata egzersiz protokolünün fiziksel ve fizyolojik bazı özelliklere etkisi
Bu çalışma, fazla kilolu ve obez çocuklarda Tabata protokolüne göre uygulanan egzersizlerin fiziksel ve fizyolojik etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya gönüllü katılım sağlayan 12-14 yaş aralığındaki toplam 24 (Erkek=12, Kadın=12) katılımcı deney grubu (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak gruplarda erkek ve kadın sayıları eşit olacak şekilde yansız atama yöntemi kullanılarak iki gruba ayrılmıştır. Deney grubunda yer alan katılımcılara 8 hafta süre ile haftada 3 gün Tabata protokolüne göre hazırlanmış egzersiz programı uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan katılımcılar ile herhangi bir antrenman yapılmamıştır. Deney ve kontrol gurubunda yer alan katılımcıların boy, vücut ağırlığı, VKİ, vücut yağ oranı, istirahat kalp atım sayısı ve VO2Max ölçümlerinin ön test ve son test uygulama verileri alınmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Denek sayısının az olması sebebi ile verilerin istatistiksel analizlerinde Non-Parametrik testler kullanılmıştır. Grup içi farklılıkların tespit edilebilmesi için Wilcoxon İşaretlenmiş Mertebeler Testi, gruplar arası farklılıkların tespit edilebilmesi için Kruskal Wallis-H ve Mann Whitney-U testleri uygulanmıştır. İstatistiksel işlemlerde değişkenler arası farklılıkların tespitinde 0,05 anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Tabata protokolüne göre uygulanan 8 haftalık egzersizin deney grubunda vücut ağırlığı, VKİ, vücut yağ oranı ve istirahat kalp atım sayısını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşürdüğü, VO2Max skorlarını istatistiksel olarak anlamlı derecede yükselttiği tespit edilmiştir (p<0,05). 8 haftalık sürede kontrol grubunun vücut ağırlığı ve vücut yağ oranlarında anlamlı derecede yükseliş tespit edilmiştir (p<0,05). Deney grubu ve kontrol grubu ön test – son test verileri arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak fazla kilolu ve obez çocuklarda 8 hafta süre ile uygulanan Tabata protokolüne göre hazırlanmış egzersizlerin vücut ağırlığı, VKİ, vücut yağ oranı ve istirahat kalp atım sayısını düşürerek bireylerin sağlık durumlarını olumlu olarak etkileyebileceği ve VO2Max skorlarını arttırarak aerobik dayanıklılığı da olumlu olarak etkileyebileceği söylenebilir.
Beslenme ve fiziksel aktivitenin COVID-19 tanılı hastalarda hastane yatış süresi ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Bu çalışmada; yetişkin bireylerde beslenme ve fiziksel aktivitenin Covid-19 tanılı hastalarda hastane yatış süresi ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Bursa Şehir Hastanesi Enfeksiyon Kliniği'nde yatan 18 yaş üzerinde olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllüler dâhil edilmiştir. Çalışmada bireylere sosyodemografik özelliklerini, besin tüketim sıklıklarını, fiziksel aktivite durumlarını ve biyokimyasal parametrelerini içeren bir anket formu uygulanmıştır. Çalışmada 65 kadın, 82 erkek hasta olmak üzere toplam 147 hasta değerlendirilmiştir. Günlük alınan enerji ve makro besin ögelerinden protein, bitkisel protein, tekli doymamış yağ, diyet posası ve çözünmez diyet posasından gelen yüzdeler ile hastanede kalış süresi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışmaya katılan kişilerin BKİ sınıflamasına göre yoğun bakımda kalma ihtiyacının istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olmadığı tespit edilmiştir. Biyokimyasal parametrelerden sedimantasyon ve prokalsitonin parametrelerinin hastanede kalış süreleri ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu araştırmanın sonucunda; bireylerin enerji ve bazı makro besin ögeleri alımlarının hastane yatış süresini olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir. BKİ ve fiziksel aktivitenin ise hastane yatış süresi ile arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarının ve fiziksel aktivite düzeylerinin obeziteyi önlemedeki etkisi
Obezite, olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili, multifaktöriyel bir hastalıktır. Hatalı beslenme ve fiziksel aktivite azlığının sebep olması, önlenebilir olduğunu düşündürmektedir. Polikliniğimize başvuranların sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi ve tutumları ile fiziksel aktivite düzeylerini belirleyerek obeziteyle ilişkisini ortaya çıkarmayı hedefledik. Nisan - Eylül 2022 tarihlerinde 176 kadın, 125 erkek toplam 301 gönüllüye sosyodemografik bilgiler, beslenme ve fiziksel aktivite özelliklerini sorgulayan anket sorularına ilaveten Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form'u kullanılarak toplam 63 soruluk anket yüz yüze uygulanmıştır. Katılımcıların %20,3'ü obezdir. Katılımcılarımızın %33,9'unun inaktif ve %19,3'ünün ise çok aktif olduğu gözlenmiştir. SBİTÖ toplam puan ortalaması 77,8±11,6 olup, yüksek düzeydedir. Fiziksel aktivite seviyesi yüksek olanların daha düşük BKİ ve bel çevresine sahip olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda, obezlerin normal kilolulara göre daha olumlu beslendikleri bulunmuştur. BKİ arttıkça beslenme bilgisi azalmış ve SBİTÖ puanlarının artmıştır. Özetle, çalışmamızda obez bireylerin daha olumlu beslendiklerini, ve fiziksel aktivite seviyelerinin düşük olduğunu tespit ettik. Aile hekimleri, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları açısından konusunda önemli bir konumdadırlar. Aile hekimliğinde, nüfusumuzun sağlığının geliştirilmesinde bu konumumuzu güncel bilgiler ışığında, beceri ve deneyimlerimizi kullanabilmekteyiz. Fiziksel aktivite ve beslenme danışmanlığı sadece obeziteden korunma ve tedavisinde değil, sağlıklı kişilerin iyilik halinin sürdürülmesinde oldukça önemli ve maliyet etkin bir uygulamadır. Anahtar kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite
Lise öğrencilerinin dijital oyun oynama motivasyonu ile fiziksel aktiviteye katılım motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma lise öğrencilerinin dijital oyun oynama motivasyonları ve fiziksel aktiviteye katılım motivasyonları arasındaki ilişkinin incelemesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma evrenini 2022-2023 eğitim öğretim yılında İstanbul İl Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı 10 okuldaki lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 786 gönüllü öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan katılımcıların demografik bilgilerini belirlemek amacıyla kullanılan "Kişisel Bilgi Formu", "Dijital Oyun Oynama Motivasyonu Ölçeği", "Fiziksel Aktiviteye Katılım Motivasyonu Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 Paket programından yararlanılmıştır. Parametrik olmayan fark testleri olarak Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. İlişki testleri için ise parametrik testlerden Pearson korelasyonu ve Spearman sıra korelasyonu uygulanmıştır. Bulgular, dijital oyun oynama motivasyonunun ve fiziksel aktiviteye katılım motivasyonunun bireyin yaş, cinsiyet, lise türü ve anne babanın eğitim düzeyi gibi değişkenlerden etkilendiği görülmüştür. Dijital oyun oynama motivasyonu ile fiziksel aktiviteye katılım motivasyonları kendi alt boyutları yüksek korelasyonlar gösterirken, genel olarak iki ölçek arasında anlamlı ama düşük bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler : Fiziksel Aktivite, Dijital Oyun, Motivasyon
Kent parklarında insansız hava araçları (IHA) ile kullanıcı etkinliğinin belirlenmesi, Isparta örneği
Bu çalışmada, Isparta kent merkezinde yer alan üç farklı park alanı Yeni Şehir Parkı, Kule Park ve Mahir Göker Parkı örneklem olarak seçilmiş, insansız hava aracı (İHA) kullanılarak bu parklardaki kullanıcı davranışları detaylı bir şekilde gözlemlenmiştir. Katılımcıların yaş, cinsiyet ve fiziksel hareket biçimleri temel alınarak, gerçekleştirdikleri aktiviteler, kullandıkları mekânlar ve zaman geçirme alışkanlıkları analiz edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında kullanıcı yoğunluğu, mekânsal dağılım, erişilebilirlik düzeyi ve hareketlilik desenleri gibi unsurlar, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli analizlerle değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, geleneksel gözlem yöntemlerine kıyasla daha kapsamlı, sistematik ve objektif sonuçlar sunmaktadır. Araştırma, kullanıcı odaklı mekânsal tasarımların geliştirilmesine, parkların etkin yönetimine ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden müdahale stratejilerinin oluşturulmasına katkı sağlamaktadır. Ayrıca, İHA teknolojisinin peyzaj mimarlığı disiplinine entegrasyonu, mesleki uygulamalarda dijital dönüşüm sürecine ivme kazandırarak, bilimsel ve pratik açıdan uygulanabilir bir model ortaya koymaktadır.
Ergenlerde fiziksel aktivite, serbest zamanda sıkılma algısı ve internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma farklı lise türlerinde öğrenim gören öğrencilerin katılımı ile ergenlerde fiziksel aktivite, serbest zamanda sıkılma algısı ve internet bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Öğrencilerin lise türlerine göre serbest zaman ve internet bağımlılığı farklılık göstermektedir. Bundan dolayı farklı lise türlerinde okuyan öğrencilerin serbest zamanda sıkılma algısı, fiziksel aktivite ve internet bağımlılığı arasında farklılık olacağı beklenmektedir. Yapılacak ölçümlerle lise türlerine göre öğrencilerin serbest zamanda fiziksel aktivite ile internet bağımlılığı arasındaki farklılıkları hakkında bilgi sahibi olabileceklerdir. Bu çalışmanın ülkemizde örnek bir çalışma olarak literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
Akut koroner sendrom tanılı bireylerin uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, akut koroner sendrom (AKS) tanılı hastaların AKS tanısı ile hastaneye yatmadan önce son bir hafta içindeki uyku kalitesi, yorgunluk, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeylerini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini hastane acil servisine başvurup AKS tanısı alan hastalar oluşturdu. Çalışmaya AKS tanılı 42 hasta ve 42 sağlıklı birey dahil edildi. Yaşam kalitesi, MacNew Kalp Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Anketi (MacNew); fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-KF); anksiyete ve depresyon durumu, Hastane Anksiyete Depresyon Skalası (HADS); uyku problemleri, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ); yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda AKS tanılı hastalar ile kontrol grubunun; Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Formunun (UFAA-KF) tüm alt parametreleri ve toplam MET değerleri benzerdi (p>0,05). Ancak AKS grubunun düzenli fiziksel aktivite yapma alışkanlığı kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). AKS tanılı hastaların; MacNew anketine ait tüm puanları kontrol grubundan daha düşüktü ve yaşam kalitelerinde azalma olduğu saptandı (p<0,001). Kontrol grubunda HADS anksiyete ve depresyon puanlarının AKS grubundan daha düşük olduğu bulundu (p<0,001). PUKİ sonuçlarına göre AKS grubunda; öznel uyku kalitesi, uyku latansı, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği ve uyku bozukluğu daha kötü; uyku ilacı kullanımı ile gündüz işlev bozukluğu daha belirgindi (p<0,05). YŞÖ puanları dikkate alındığında; yorgunluğun AKS tanılı hastalarda sağlıklı kontrollerden daha fazla olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; AKS tanılı hastalarda yaşanan AKS olayından önce yakın dönemde uyku kalitesinde bozulma, yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomları ortaya çıktığı ve yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiği saptandı. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom; Depresyon; Yaşam kalitesi; Yorgunluk; Uyku kalitesi
Gebelerde fiziksel aktivite düzeyi ve postürün, lumbopelvik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Gebe kadınların yarısından fazlası gebeliklerinin herhangi bir döneminde bel ağrısından yakınmaktadır. Ağrı hafif rahatsızlık hissiyle başlayıp, dizabiliteye neden olabilecek kadar farklı şiddetlerde olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı gebelik dönemlerinde gebelerin fiziksel aktivite düzeyi ve postüründeki değişimin lumbopelvik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışma Ağustos 2020 – Eylül 2021 tarihleri arasında yürütülen yaşları 18-41 yıl arasında değişen 60 gebe kadın ile tamamlandı. Sosyodemografik ve obstetrik öyküleri kayıt edildi. Gebelerin Fiziksel aktivite seviyesinin tespiti için; Hamilelik Fiziksel Aktivite Anketi (PPAQ), Posturü değerlendirmek için; New York Postür Değerlendirme Testi (NYDP), Lumbopelvik ağrı değerlendirmek için: Bel ve Pelvis Ağrısı Değerlendirme Formu (Oswestry Bel Ağrısı Sorgulama Formu), Yaşam kalitesini değerlendirmek için; Nottingham Sağlık Profili Formu (NSPF) kullanıldı. Verilerin analizinde normal dağılım varsayımının sağlandığı durumlarda niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ölçüm zamanları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığı tekrarlı ölçümlerde ANOVA ile; normal dağılım olmadığı durumlarda ise Friedman testi kullanıldı. Her üç trimesterde de bel ağrısı ile Nottingham Sağlık Profili birinci ve ikinci bölüm arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,01: r=0,330). Her üç trimesterde bel ağrısı ile New York Postür Değerlendirmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (p>0,01: r=0,062). Her üç trimesterde toplam aktivite ile Oswestry bel ağrısı ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir(p>0,01: r=0,179).Toplam Aktivite (PPAQ) ile Nottingham Sağlık Profili birinci bölüm ve ikinci bölüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. (p>0,01: r=0,104). Her üç trimesterde toplam aktivite ile postür değerlendirme ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (p>0,01: r=-0,117). Sonuç olarak gebelik sürecinin ilerlemesiyle fiziksel inaktivite, postüral problemler, lumbopelvik ağrı artmaktadır. Bu olumsuz değişiklikler gebelerin yaşam kalitesini azaltmaktadır. Konu ile ilgili daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler : Gebelik; Fiziksel Aktivite Düzeyi; Postür; Lumbopelvik Ağrı; Yaşam Kalitesi.
Kronik obstrüktif akciğer hastalarında (KOAH) pandemi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite düzeyi ve yorgunluk düzeyinin etkileri
Bu çalışma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde devam eden Covid-19 pandemisi sürecinde depresyon, anksiyete, fiziksel aktivite ve yorgunluk düzeyini belirlemek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Araştırmanın evrenini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen hastalar oluşturdu. Çalışmaya KOAH tanılı 20 hasta ve 21 sağlıklı birey dahil edildi. Depresyon, Beck Depresyon Ölçeği; anksiyete, Beck Anksiyete Ölçeği; yorgunluk semptomu, Yorgunluk Şiddet Ölçeği; fiziksel aktivite düzeyi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi UFAA kısa form (International Physical Activity Questionnaire IPAQ) testi ile değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Yapılan analizlerin sonuçlarına göre; KOAH tanılı hastaların Beck Depresyon Ölçek (BDÖ) puanlarının kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) puanları yönünden KOAH tanılı hastalar ile sağlıklı kontrol grubu benzerdi (p>0,05). Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) skorlarının KOAH grubunda anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formunun (UFAA-KF) oturma süresi dışındaki tüm alt parametre MET değerleri benzerdi. Ancak KOAH tanılı hastaların oturma süresi, kontrol grubunda anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Sonuç olarak KOAH tanılı hastalarda pandemi sürecinde yorgunluk, anksiyete ve depresyon semptomlarının daha yoğun yaşandığı saptandı.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığında (KOAH) uyku kalitesi ile fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı tanılı hastaların uyku kalitelerinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteleri arasındaki ilişkiyi açıklamak amacıyla yapıldı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışmaya Eylül 2020 - Ekim 2021 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde KOAH tanısı ile izlenen, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalamaları 62 yıl olan, 45 hasta dahil edildi. Tüm hastaların solunum fonksiyon testi, KOAH Değerlendirme Testi (CAT), Modified Medical Research Council (mMRC) Dispne Skalası, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), 30 Saniye Kalk-Otur Testi ve El Kavrama Kuvveti ölçümleri yapıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. İstatiksel analizler sonucunda; hastalarımızın %68,9'u kötü uyku kalitesine sahipti. Hastalarımızın %84,4'ü düşük seviye aktivite grubundaydı. PUKİ alt parametrelerinin tamamının, KOAH risk gruplarına göre anlamlı fark göstermediği bulundu (p>0,05). Yaş ile ve 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001). mMRC dereceleri ile 30 Saniye Kalk-Otur Testi Sayısı arasında anlamlı farklılık gösterdiği saptandı (p<0,05). Düşük risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile 6DYT mesafesi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Yüksek risk KOAH'lılarda PUKİ skoru ile IPAQ toplam MET değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,031). Sonuç olarak KOAH'lı hastaların büyük çoğunluğunun kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı. Kötü uyku kalitesinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasiteyi olumsuz etkileyebileceği sonucuna ulaşıldı. Rehabilitasyon hedefleri arasında kötü uyku kalitesinin iyileştirilmesi ve KOAH'lı bireylerin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasitelerini artırmak rehabilitasyonun başarı oranını artıracaktır.
Engelli çocuklar ile engelli olmayan çocukların annelerinin fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasitelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, engelli çocuğu olmayan annelerin, zihinsel engelli çocuğu olan annelerin ve fiziksel engelli çocuğu olan annelerin fiziksel aktivite, fonksiyonel kapasite ve depresyon düzeylerini değerlendirmek amaçlandı. Bu araştırma Ocak 2020-Kasım 2021 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmaya Gaziantep ilinde yaşayan engelli çocuğu olmayan 35 anne, zihinsel engelli çocuğu olan 35 anne ve fiziksel engelli çocuğu olan 35 anne olmak üzere toplam 105 kadın dahil edildi. Gönüllülerin yaşları 23-59 yıl arasında değişmekteydi. Sosyodemografik veriler kaydedildi. Araştırmaya katılan annelerin fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi- Kısa Form (IPAQ); fonksiyonel kapasiteleri 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT); depresyon düzeyleri Beck Depresyon Envanteri (BDE) ile değerlendirildi. Verilerin analizi için IBM SPSS Statistics 24.0 paket programı kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda; engelli çocuğu olmayan anneler ile zihinsel engelli çocuğu olan anneler ve fiziksel engelli çocuğu olan anneler IPAQ toplam MET değerleri yönünden benzerdi (p>0.05). 6DYT yürüme mesafeleri yönünden gruplar arasında anlamlı farklılık bulunamadı (p>0.05). BDE toplam puanları karşılaştırıldığında; engelli olmayan çocuğa sahip annelerin depresyon puanları, Fiziksel veya zihinsel engelli çocuğu olan annelerden anlamlı düzeyde daha düşüktü(p<0.05). Sonuç olarak; fiziksel veya zihinsel engelli çocuk annelerinin depresyona düzeyleri yüksektir. Engelli çocuk annelerinin fiziksel aktivite, fonksiyonel kapasite ve depresyon düzeylerini değerlendiren daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Engelli Çocuk Annesi; Fiziksel Aktivite Düzeyi; 6 Dakika Yürüme Testi; Depresyon.
Üriner inkontinans şikayeti olan aşırı kilolu veya obez kadınlarda üriner inkontinans ile yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, üriner inkontinans şikayeti olan aşırı kilolu veya obez kadınlarda üriner inkontinans ile yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışmaya Nisan 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Obezite Polikliniği'nde obezite tanısı ile izlenen ve üriner inkontinans şikayeti olan, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalamaları 52 yıl olan, 44 hasta dahil edildi. Tüm hastalara Incontinence Quality of Life Questionnaire (I-QOL), Ürogenital Distress Inventory (UDI-6), Incontinence Impact Questionnaire (IIQ-7), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) değerlendirme ölçekleri uygulandı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. İstatiksel analizler sonucunda hastaların %77,3'ü kötü uyku kalitesine sahipti. Katılımcılarımızın %68,2'si inaktif gruptaydı. BKİ ile IPAQ toplam MET değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001). Menopozal durum varlığı ile IIQ-7 toplam skor değeri arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0,014). Menopoz sonrası ağırlık değişimi ile UDİ-6 toplam skoru arasında ilişki bulunamadı (p>0,05).I-QOL toplam skoru ile PUKİ uyku kalitesi grupları arasında anlamlı fark bulundu (p=0,003). Sonuç olarak üriner inkontinans şikayeti olan aşırı kilolu veya obez kadınlarda üriner inkontinans ile yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı ilişkiler bulundu.
COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenler
Bu çalışma COVID-19 geçiren kişilerde performansı etkileyen değişkenleri incelemek amacıyla planlandı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışma Şubat 2022 ile Mayıs 2022 tarihleri arasında göğüs hastalıkları polikliniğinde COVID-19 tanısı almış dâhil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalaması 27,19y olan 31 kişi dâhil edildi. Tüm kişilerin testi negatife döndükten sonraki 1. Ayda( erken) ve 3. ayda (geç) solunum fonksiyonu solunum fonksiyon testi, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UAFAA-KF), aerobik kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), alt ekstremite kassal kuvvet ve endurans 30 Saniye Kalk-Otur Testi, el kavrama kuvveti El Kavrama Kuvveti Ölçüm Testi, el kavrama statik enduransı El Kavrama Statik Endurans Ölçüm Testi ve COVID-19 salgınına yönelik algı ve tutumları COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçekler ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 25 programı kullanıldı. Solunum fonksiyon test değerlerinin, Vücut Kitle İndeksi'nin ve El Kavrama Kuvvet Testi ölçümünün erken ve geç dönemde yapılan değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). El Kavrama Statik Endurans Testi ölçümü, 30 Sn Kalk- Otur Test sayısı ve 6 DYT mesafesinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış gösterdiği bulundu(p=0,012 p=0,001), (p=0,001), (p=0,004). COVID-19 Salgınına Yönelik Algı ve Tutumları Değerlendiren ölçeğin alt paremetrelerinin skorlarında ve UAFAA-KF toplam MET değerinde erken ve geç dönemde anlamlı bir artış göstermediği bulundu(p>0,05). 6 DYT mesafesi ile 30 Saniyede Kalk-Otur Testi sayısı arasında erken dönemde pozitif ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki varken(p=0,026), geç dönemde anlamlı bir ilişki olmadığı bulundu. Geç dönemde 6 DYT mesafesi ile El Kavrama Statik Endurans Dominant Olmayan Skoru arasında anlamlı bir ilişki bulundu(p=0,035). COVID-19 geçiren kişilerin performansını etkileyen değişkenlerinin 1. ayda ve 3. ayda değişiklik gösterdiği ve egzersiz performansının olumsuz etkilendiği belirlendi. Erken dönemde bu olumsuz sonuçların performans testlerine yansıdığı düşünüldü. COVID-19 geçiren kişilerin 3. aylarındaki enduranslarında, kassal kuvvetlerinde ve el kavrama statik enduranslarında artış olduğu ancak sağlıklı kişilerin norm değerlerine tam olarak ulaşamadıkları saptandı. Sonuç olarak; COVID-19 geçiren kişilere yönelik planlanan pulmoner rehabilitasyona, bireyin egzersiz enduransına, kassal kuvvet ve enduransını arttırmaya yönelik egzersiz programlarının eklenmesinin sağlığın erken kazanımı açısından önemli olacağı görüşü kabul edildi. Anahtar kelimeler: COVID-19; egzersiz performansı; fiziksel aktivite; algı ve tutum.
Nöromusküler hastalığı olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenin psikososyal durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma nöromusküler hastalık (NMH)'a sahip olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenlerinin psikososyal durumu arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla 8-18 yaş aralığındaki 54 NMH tanısı almış çocuk ve çocukların bakım verenleri dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalığa ait ayrıntılı bilgileri kaydedildi. Çocukların motivasyon düzeyi Pediatrik Motivasyon Ölçeği (PMÖ), fiziksel aktivite düzeyi Çocuklar İçin Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C), fiziksel aktivitelerine etki eden faktörler ve fiziksel aktiviteye ilgileri Çocukların Fiziksel Aktivite İlişkileri Anketi (CPAC); bakım verenlerin anksiyete, depresyon, stres düzeyi Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21), bakım yükü Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NHP) ve aile etkilenim düzeyi PedsQL™ Aile Etki Modülü (PedsQL™: FIM) ile değerlendirildi. Değerlendirme sonuçlarının istatistiksel analizinde SPSS (ver. 23) programı kullanıldı. Katılımcı çocukların yaş ortalamaları 10,93±2,64 olarak bulundu. PMÖ ile DASS-21, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). CPAC ile DASS 21 Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). PAQ-C ile Zarit Bakıcı Yük Ölçeği ve PedsQL™: FIM arasında negatif yönde ve farklı kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Çalışma sonuçları, NMH'li çocukların egzersize uyum ve motivasyonunda bakım verenin psikososyal durumunun (anksiyete, depresyon, stres düzeyinin, bakım yükünün, yaşam kalitesinin ve aile etkilenim düzeyinin) önemli bir etken olabileceğini göstermektedir.
"REGICOR Kısa Fiziksel Aktivite Anketi" Türkçe versiyonunun geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışma, yetişkinlerde fiziksel aktiviteyi değerlendirmek üzere REGICOR Kısa Fiziksel Aktivite Anketi'nin Türkçe uyarlaması ile kültürel adaptasyonunu sağlamak, geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla yapıldı. İkincil olarak anketin yüz yüze ile çevrimiçi uygulamasının karşılaştırılması amaçlandı. Çalışmaya 18-65 yaş arasında 273 sağlıklı birey (126 erkek, 147 kadın) dahil edildi. Anketin çeviri ve kültürel adaptasyonu standart ve kabul edilmiş bir prosedür sürecine uygun olarak yürütüldü. Çalışmada bireylerin demografik bilgileri kaydedildi, ardından anket uygulayıcı eşliğinde yüz yüze ve çevrimiçi formlarda bireylere uygulandı. Anketin eşzamanlı geçerlilik çalışması için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA-KF) kullanıldı. Güvenilirlik çalışması için ise test-tekrar test yöntemi ile anket bir hafta sonrasında katılımcılara yeniden uygulandı. Anket; hafif, orta ve şiddetli fiziksel aktivitede orta düzeyde (ICC=0,618; 0,686; 0,620), toplam fiziksel aktivede ise iyi düzeyde (ICC=0,711) güvenilirlik gösterdi. Anket ve UFAA-KF arasında; hafif ve toplam fiziksel aktivitede orta düzeyde (r=0,527; 0,564, p<0,05), şiddetli fiziksel aktivitede zayıf düzeyde pozitif ilişki bulundu (r=0,331, p<0,05). Orta yoğunluklu fiziksel aktivitede ise herhangi bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Çalışmanın ikincil amacı doğrultusunda çevrimiçi uygulama yapılan katılımcılarda ise; anket orta ve şiddetli fiziksel aktivitede iyi düzeyde (ICC=0,801; 0,752), hafif ve toplam fiziksel aktivitede mükemmel düzeyde güvenilirlik gösterdi (ICC=0,956; 0,931). Geçerlilik çalışmasında ise hafif, şiddetli ve toplam fiziksel aktivitede orta düzeyde pozitif ilişki bulundu (r=0,446; 0,442; 0,505 p<0,05). Orta yoğunluklu fiziksel aktivitede herhangi bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Bu sonuçlar anketin fiziksel aktivite değerlendirmesinde güvenilir bir araç olarak kullanılabileceğini ve anketin uygulanma yönteminin geçerlilik ve güvenilirlik üzerinde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak anketin geçerliliğinin zayıf ve orta düzey ile sınırlı kalması nedeniyle, anketin kullanımı esnasında sonuçlar dikkatle yorumlanmalıdır.
Erişkin immün yetmezlik hastalarının işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırılması kapsamında değerlendirilmesi
Primer immün yetmezlik, immün sistemin hücresel/moleküler bileşenlerinde niteliksel/niceliksel eksiklikler sebebiyle meydana gelen klinik, genetik ve immünolojik bakımdan farklılık gösteren bir hastalık grubudur. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması (ICF) bireylerin sağlık durumlarını ve günlük yaşamlarındaki engelleri biyopsikososyal açıdan tanımlayan bir sınıflandırmadır. Çalışmamızın amacı; erişkin immün yetmezlik (İY) hastalarının vücut yapı ve fonksiyon, aktivite ve katılım kısıtlılıklarını ICF çerçevesinde değerlendirmek ve vücut yapı fonksiyon, aktivite ve katılım limitasyonlarını sağlıklı kişilerle karşılaştırmaktı. İkincil amacımız ise; erişkin İY hastalarında vücut yapı fonksiyon, aktivite ve katılım kısıtlılıkları arasındaki ilişkileri değerlendirmekti. Çalışmaya 20 erişkin İY tanılı hasta ve 20 sağlıklı birey dahil edildi. ICF b alanı (vücut fonksiyonları): el kavrama kuvveti, bir dakika otur-kalk testi (1STS), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PSQI), Yorgunluk Şiddet Ölçeği (FSS), Kısa-Form 36 Anketi (SF-36); s alanı (vücut yapıları): Corbin postür analizi ve biyoelektriksel impedans analizi ile vücut kompozisyonu; d alanı (aktivite ve katılım): Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Lawton Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Skalası (IADL) ve e alanı (çevresel faktörler) değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda erişkin İY tanılı hastaların sağlıklı bireylere göre 1 STS skoru ve dominant el kavrama kuvvetinin anlamlı olarak azaldığı (p<0,001), egzersiz sırasında daha yüksek dispne (p=0,016), genel ve bacak yorgunluğu algılamalarının (p<0,001) olduğu, FSS skorlarının anlamlı olarak daha yüksek (p<0,001) ve IPAQ-toplam skorlarının benzer (p=0,901) olduğu bulundu. Aynı zamanda erişkin İY tanılı hastalarda ve sağlıklı kişilerde Corbin postür puanı benzerken (p=0,802); vücut yağ oranı daha düşük (p<0,001), visseral yağ oranı (p=0,758) ve kas kütlesi (p=0,865) benzer bulundu. Erişkin İY tanılı hastalarda IADL skalası puanı sağlıklı kişilere göre daha düşük bulunurken (p=0,007); SF-36 fiziksel (p<0,001) ve emosyonel limitasyon (p=0,005), fiziksel ve sosyal fonksiyon, genel sağlık (p<0,001) puanları belirgin şekilde daha düşük ve PSQI toplam skoru (p=0,027) ise daha yüksekti. 1 STS skoru ile IADL skalası puanı arasında pozitif (rho=0,576) yönde bir ilişki bulundu. SF-36-sosyal fonksiyon puanı; PSQI-uyku bozukluğu (rho=- 0,520) ve FSS skoru (rho=-0,746) arasında negatif yönde; SF-36-fiziksel fonksiyon puanı ile FSS skoru arasında da (rho=-0,502) negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Sonuç olarak; erişkin İY hastalarında periferik kas kuvveti ve egzersiz kapasitesi azalmakta, yorgunluk şiddeti artmakta, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi düzeyi olumsuz etkilenmektedir. Erişkin İY tanılı hastalarının değerlendirme ve tedavi planı oluşturulmasında ICF çerçevesinin kullanımının tüm sağlık profesyonelleri için faydalı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: İmmün yetmezlik, fizyoterapi ve rehabilitasyon, ICF, egzersiz kapasitesi, fiziksel aktivite, yaşam kalitesi.
Fiziksel olarak aktif bireylerde titreşimli foam roller uygulamasının gastroknemius kas pasif mekanik özellikleri, gecikmiş kas ağrısı ve fonksiyonları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı fiziksel olarak aktif bireylerde gastroknemius kasına yapılan iki farklı foam roller uygulamasının kas pasif mekanik özellikleri, gecikmiş kas ağrısı ve fonksiyonları üzerine olan etkilerini araştırmaktı. Çalışmaya fiziksel olarak aktif 15 erkek, 15 kadın olmak üzere 30 sağlıklı birey (ort yaş±ss: 23,29±1,12 yıl) dahil edildi. Çalışmaya katılan bireylerin demografik bilgileri ve ilk ölçümleri (egzersiz öncesi) alındıktan sonra 30 tekrar ve 5 setten oluşan eksentrik topuk yükseltme egzersizi yapmaları istendi. Bu egzersiz ile bireylerin her iki bacağında da gastroknemius gecikmiş kas ağrısı (GKA) oluşturmak hedeflendi. Egzersizden sonra ölçümler tekrarlandı (egzersiz sonrası). Bireylerden 48 saat sonra tekrar değerlendirmeye gelmeleri istendi. 48 saat sonra değerlendirmeye gelen bireylere önce ölçümler tekrarlandı (foam roller öncesi), sonra titreşimli foam roller (VFR)'ın uygulanacağı kas (sağ veya sol gastroknemius) randomizasyon ile belirlenerek uygulama yapıldı, diğer kasa ise titreşimsiz foam roller (NVFR) uygulaması yapıldı. Uygulamalar sonrası son ölçümler alındı (foam roller sonrası). Kasın pasif mekanik özellikleri Myoton-3 cihazı ile, gecikmiş kas ağrısı Görsel Analog Skalası (GAS) ile, kas kuvveti el dinamometresi ile, eklem hareket açıklığı (EHA) ağırlık aktarmalı hamle testi ile ve dinamik denge Y-Denge Testi ile değerlendirildi. Foam roller uygulaması sonrasında foam roller öncesine kıyaslandığında ayak bileği eklem hareket açıklığındaki, kas kuvvetindeki ve anterior yönlü dinamik dengedeki artış NVFR'ye göre VFR'de daha fazlaydı (Sırasıyla p<0,001, p=0,04, p=0,01). VFR ve NVFR uygulamalarının her ikisi de gecikmiş kas ağrısını, kas tonusunu ve sertliğini azaltmak, kas kuvvetini, EHA'yı ve dinamik dengeyi arttırmak amacıyla kullanılabilir. Öte yandan titreşimli foam roller uygulamasının egzersiz sonrası toparlanma sürecinde kas kuvvetini, EHA'yı ve dinamik dengeyi daha fazla arttırdığı düşünüldüğünde egzersiz sonrası toparlanma sürecinin hızlandırılması amacıyla kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: vibrasyon, kas kuvveti, egzersiz, denge, ayak bileği
Akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı ve solunum kas enduransının değerlendirilmesi
Kanser ve kanser tedavilerinin sonucunda, ciddi semptom ve yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Çalışmamızda amacımız, akciğer kanserli hastalarda ikili görev performansı, solunum kas kuvveti ve enduransı, interkostal kas oksijenizasyonu, yorgunluğu, kognitif durumu, dispne ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmektir. Çalışmaya 25 akciğer kanserli hasta (64.00 yıl (58.50-64.00)) ve 25 kontrol grubu birey (60.00 yıl (55.00-63.00)) dahil edildi. Bireylerin değerlendirmesinde solunum kas kuvveti testi, solunum kas enduransı testi ve ikili görev performansı testi uygulandı. Kas oksijenizasyonu yakın kızılötesi spektroskopi (NIRS) cihazı ile değerlendirildi. Kognitif durum Montreal Bilişsel Değerlendirme (MOBİD) Ölçeği, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği, dispne Modifiye Medical Research Council (MMRC) Dispne Skalası ve yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırmaları ve Tedavileri Organizasyonu (EORTC) QLQ-C30 Anketi ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda akciğer kanserli bireylerin solunum kas kuvvet ile endurası değerleri ve ikili görevin bilişsel parametresi kontrol grubu bireylere göre düşüktü (p<0,05). Kas oksijenizasyonu değerlerinden test boyunca total hemoglobin değişimi arasında anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin MMRC dispne skalası puanları daha yüksekti (p<0,001). MOBİD, yorgunluk şiddet ölçeği skorları ve IPAQ toplam puanı arasında fark yoktu (p>0,05). IPAQ yürüme puanı ve QLQ-C30 anketinin semptom skorlarında kontrol grubu lehine anlamlı fark vardı (p<0,05). Akciğer kanserli bireylerin bilişsel görev performansları, solunum kas kuvvetleri ile enduransları, yaşam kaliteleri ve dispne seviyeleri olumsuz etkilenmiştir. Akciğer kanserli bireylerin rehabilitasyonunda bu parametrelerin rehabilitasyon programına eklenmesi akılda tutulmalıdır.
COVID-19 hastalık şiddetini belirleyici faktörler olarak fiziksel aktivite düzeyi ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, Covid-19 hastalık şiddetini belirleyici faktörler olarak fiziksel aktivite düzeyi ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesidir. Araştırmaya 18-64 yaş arası, Covid-19 test sonucu pozitif olan 955 birey (%77,7 kadın) dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan veri toplama formu ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF) kullanılmıştır. Katılımcılar Google e-formlar üzerinden oluşturulan araştırma bağlantısıyla çalışmaya katılım sağlamıştır. Verilerin analizinde, sayısal değişkenler iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya Mann-Whitney U testi ile kategorik değişkenler ise Ki-Kare testi, Fisher'in kesin testi ya da Fisher-Freeman-Halton testi ile karşılaştırılmıştır. Covid-19'dan hastaneye yatış durumunu etkileyen faktörleri değerlendirmek için lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Covid-19 sebebiyle hastaneye yatan bireylerin yatmayanlara göre fiziksel aktivite enerji harcaması (MET-dk/hf) daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Hastaneye yatanlar (%87,5) yatmayanlara (%53,6) göre daha yüksek oranda düşük aktivite (<600 MET-dk/hf) düzeyine sahiptir (p<0,001). Ayrıca düşük fiziksel aktivite düzeyinin, orta ve yüksek fiziksel aktivite düzeyine göre Covid-19'dan hastaneye yatışı 5,31 kat arttırdığı bulunmuştur (p<0,05). Haftalık orta ile yüksek şiddetli fiziksel aktiviteye katılım süresi 150 dk'dan az olanlar ile 150 dk ve daha yüksek olanların hastaneye yatış oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Düşük-orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım sıklığı kategorileri arasında Covid-19 sebebiyle hastaneye yatış oranları açısından anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Düşük-orta şiddetli aktivitelere katılım sıklığı "nadiren/hiç" olanların oranı, hastaneye yatış yapanlarda (%40) yapmayanlara (%19,7) göre daha yüksektir. Yüksek şiddetli fiziksel aktivitelere katılım sıklıkları arasında hastaneye yatış oranı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Covid-19 hastalığı öncesinde ya da sırasında besin takviyesi kullanan ve kullanmayanların hastaneye yatış oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları daha yüksek fiziksel aktivite düzeyi ve sıklığına sahip bireylerde Covid-19 hastalığı sebebiyle hastaneye yatış oranlarının daha düşük olabileceğini gösterirken besin takviyesi kullanım durumunun hastalık şiddeti üzerinde anlamlı etkisi bulunmadığını ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: Covid-19, hastalık şiddeti, bağışıklık, fiziksel aktivite, besin takviyeleri
COVID-19 pandemisi'nin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeylerine etkisinin saptanması
Çalışmanın amacı COVID-19 pandemisinin üniversite çalışanlarının beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri üzerine etkisini incelemektir. Çalışmanın örneklemini Türkiye'deki üniversitelerde çalışmakta olan 22-65 yaşları arasındaki 54 erkek ve 157 kadın olmak üzere 211 gönüllü birey oluşmuştur. Araştırma verileri genel bilgiler, pandemi döneminde besin hazırlama durumu, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri olmak üzere 4 bölümünden oluşan anket ile online planlanmıştır. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğu bilgileri bireylerin kendi beyanı ile alınmıştır. Pandemi kısıtlamalarında ve olağan dönemde bireylerin günlük tükettikleri besinlerin porsiyon miktarları bilgisi alınmış enerji ve besin ögesi alımları hesaplanmış ve gereksinmeyi karşılama durumu değerlendirilmiştir. Pandemi kısıtlamaları ve olağan dönem için fiziksel aktivite düzeyi hesaplanmıştır. Tüm bireylerde 3 ana öğün tüketimi pandemi kısıtlamalarında 2 ana öğüne düşmüş ve çoğunlukla öğle öğününü atlanmıştır (p<0,05). Bireylerin tükettikleri günlük ara öğün sayısı pandemi kısıtlamaları ile artmıştır (p<0,05). Beslenme alışkanlıkları COVID-19 pandemisinden etkilenen bireyler yüksek oranla (%69,7) vücut ağırlık arttışı bildirmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde tüm besin gruplarındaki besinlerin günlük tüketilen porsiyon miktarı ortalamalarının olağan dönem sırasındaki tüketimden yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde günlük enerji ve besin ögesi alımları, su, siyah çay, yeşil çay, Türk kahvesi ve filtre kahve tüketimi artmıştır (p<0,05). Pandemi kısıtlamaları döneminde uyku ve uzanarak yapılan işlere ait harcanan süre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Sonuç olarak COVID-19 pandemisi ile bireylerin beslenme alışkanlıkları değişmiş, besin tüketimi artmış ve fiziksel aktivite düzeyleri azaltmıştır. Sağlığın korunması ve beslenme ile ilintili hastalıkların azaltılabilmesi için bireyler her koşul için yeterli-dengeli beslenme ve fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması konusunda teşvik edilmeli ve bu konuda plan ve politikalar geliştirilmelidir.
Okul öncesi dönem serebral palsili çocuklarda motor fonksiyonun geliştirilmesine yönelik "telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı uygulamalarının" fonksiyonel durum, aktivite ve katılıma olan etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmeti alan, okul öncesi dönem Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda rutin fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmetine ek olarak telerehabilitasyon temelli yapılandırılmış ev programı (TT-YEP) uygulamalarına dahil edilen çocuklar üzerinde gerçekleştirildi. Her iki grupta fonksiyonel durum, aktivite ve katılım oranlarının İşlevsellik, Yeti yitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF-CY) kapsamında karşılaştırması yapıldı. Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (KMFSS) göre fonksiyonel seviyeleri I-V arasında değişen okul öncesi yaş grubunda, ortalama yaş 4,66 yıl [SD 1,08 yıl] olan 43 SP'li çalışma ve kontrol gruplarından birine rasgele dağıtıldı. Aktivite seviyeleri (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü, Üst Ekstremite Kalitesi Becerileri Testi, Segmental Assessment of Trunk Control Test, Üst Ekstremite Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILHAND-KIDS], Yürüme Becerileri Değerlendirme Ölçeği [ABILOCO KIDS], Goal Attainment Scale (GAS]) kullanılarak, katılım durumları ise (Yaşam Alışkanlıklar Anketi [LIFE-H], Kanada Aktivite Performans Ölçümü [KAPÖ], Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI) ile ölçüldü. Çevresel ve kişisel faktörler (Avrupa Çocuk Çevre Anketi [AÇCA], Serebral Palsili Çocukların Ebeveynlerinin Ev Programına Uyumlarını Değerlendirme Ölçeği [EPUDO], Depresyon Anksiyete Stres Skalası [DASS-21]) kullanılarak tespit edildi. Değerlendirmeler çalışmadan önce, 12 hafta sonra ve 12 haftalık takip döneminin sonunda yapıldı. Rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona ek olarak uygulanan TTYEP hem terapiden hemen sonraki dönemde hem de takip döneminden sonra rutin fizyoterapi ve rehabilitasyona göre, aktivite, katılım, çevresel faktörler bakımından daha etkin bulundu. Sonuç olarak fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarına ek olarak uygulanan TT-YEP'in okul öncesi dönem SPli çocuklarda aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörleri iyileştirmek amacıyla kullanılabileceği düşünülmüştür.
Pelvik organ prolapsusunda vücut imajı ölçeği'nin kültürel adaptasyonu, güvenirlik-geçerliği ve vücut imajının farklı parametrelerle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Pelvik Organ Prolapsusu (POP)'na özgü vücut imajını sorgulayan ''Pelvik Organ Prolapsusunda Vücut İmajı Ölçeği'' (POPVİÖ)'ni Türk kültürüne adapte etmek, güvenirlik-geçerliğini araştırmak ve POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya evre 2 ve üzerinde POP'u olan 150 birey dahil edildi. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri ve tıbbi özgeçmişleri sorgulandıktan sonra, vücut imajı POPVİÖ ve ''Kadın Genital Organ İmajı Anketi (KGOİA)'' ile değerlendirildi. POP ile ilişkili semptomatik rahatsızlık düzeyi ve semptomların yaşam kalitesine etkisi sırasıyla ''Pelvik Organ Prolaps Distres Envanteri-6 (POPDE-6)'' ve ''Pelvik Organ Prolapsusu Etki Anketi-7 (POPEA-7)'' ile değerlendirildi. Fiziksel aktivite düzeyi ''Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA-Kısa Form)'' ile ve POP'a yönelik bilgi düzeyi ''Prolaps İnkontinans Bilgi Anketi-POP (PİBA-POP)'' ile değerlendirildi. POPVİÖ'nün güvenirlik ve geçerliği; iç tutarlılık, test-tekrar test, kriter ve yapı geçerliği analizleri ile incelendi. Çalışma sonuçlarına göre POPVİÖ'nün iç tutarlılığının (Cronbach's α=0,918) ve ölçek maddelerinin test- tekrar test güvenirliğinin (0,538˂r˂0,828) yüksek olduğu bulundu. POPVİÖ'nün; KGOİA (r=-0,450; p˂0,05), POPDE-6 (r=0,321; p˂0,05) ve POPEA-7 (r=0,377; p˂0,05) skorları ile ilişkisine dayanarak kriter geçerliği ortaya konuldu ve 2 faktörlü yapı geçerliği doğrulandı. Semptomatik POP'u olan bireyler ile asemptomatik POP'u olan bireylerin POPVİÖ skorlarının farklı olduğu ortaya konuldu (p=0,015). POP'a özgü vücut imajı ile fiziksel aktivite düzeyi ve POP'a yönelik bilgi düzeyi arasında ilişki olmadığı bulundu (p>0,05). Türkçe POPVİÖ, POP'a yönelik vücut imajını değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir ölçektir. POPVİÖ'nün konservatif yaklaşımlar başta olmak üzere çeşitli tedavilere duyarlılığını araştıran ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.