Platelet rich plasma

74 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Mezenkimal kök hücre üretiminde in vitro temelli metabolomik ve analizler

Çalışmamızda MKH'ler FBS, PL, PPP ve KİP varlığında ve ayrıca LPS varlığında inflamatuvar ortama maruz bırakılarak farklı eklentilerin etkisi araştırılmıştır. Eklentilerinin MKH proliferasyonu, farklılaşma özelliklerine etkileri, hücrelerin ve kültür ortamının metabolomik profili çalışılmıştır. Analizler sonucunda 479 metabolit anlamlı değişmiş, intrasellüler 242 metabolit tanımlanmıştır. Besiyerleri ve hücre kültürleri süpernatanlarında 605 ekstrasellüler metabolit saptanmış, bunların 116'sı tanımlanmıştır. PL içeren ortamda MKH'lerin daha çok glikolitik metabolizmaya yöneldiği, glutamin tüketiminin yüksek olup hücrelerin glutaminolizise yöneldiği ve inflamasyon durumunda bu yolakların rolü olabileceği, MKH'lerin PL ortamında daha immünsupresif, antiinflamatuvar ve senesensi önleyici özelliğe sahip olabileceği düşünülmüştür. FBS içeren besiyeri ortamında genel olarak amino asit seviyeleri diğer eklentilere göre daha yüksek bulunmuş, metionin, treonin ve alaninin FBS ortamında, glutamik asit ve aspartik asitin ise PL ortamında daha fazla tüketildiği saptanmıştır. Hücrelerin immünolojik özelliklerini belirlemede önemi gösterilmiş olan LysoPC PL'ta, LysoPE FBS'de daha yüksek bulunmuş, bu eklentilerle çoğaltılan hücrelerin immünmodulatuvar özelliklerinin farklı olabileceği düşünülmüştür. LPS uyarımı sonucu elde edilen bulgular da bunu desteklemiştir.

Kök hücrelerMetabolomiklerTrombositten zengin plazma+2
Tülay Karaağaç Akyol
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

PRP tatbikinin timpanik membran iyileşmesi üzerine etkisinin rat modeli üzerinde incelenmesi.

Platelet Rich Plasma (PRP) tıpta çeşitli alanlarda yara iyileşmesini arttırıcı özelliklerinden dolayı başarıyla kullanılan trombosit konsantresidir. Farklı çalışmalarda yara iyileşmesi ve doku rejenerasyonu üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Literatürde bu yönde çalışma sayısı kısıtlı olduğu için çalışmamızda topikal PRP'nin kulak zarı iyileşmesine etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma için 10-12 haftalık, sağlıklı, ortalama 250-300 gram ağırlığında 24 erkek Albino Wistar sıçanı kullanılmıştır. Anestezi sonrası deneklerden iki ml intrakardiyak kan alınmıştır. Alınan kandan santrifügasyon yoluyla PRP hazırlanmıştır. Cerrahi mikroskop altında deneklerin her iki kulağında malleus posterioruna pick yardımıyla subtotal perforasyon oluşturulmuştur. Perforasyon kenarları % 10 Gümüş Nitrat solüsyonuyla işlenmiştir. Elde edilmiş PRP içinde gelfoamlar beş dakika bekletilmiş ve deneklerin sol kulağındaki perforasyon kum saati şeklinde kapatılmıştır. Kontrol tarafı olan sağ kulak için jelfoam serum fizyolojik solüsyonunda beş dakika bekletildikten sonra aynı şekilde perforasyon kapatılmıştır. İşlem sonrası denekler düzenli aralıklarla mikroskopik incelemeye tabii tutulmuştur ve bu süreçte her hangi bir enfeksiyon sürecine rastlanmamıştır. Denekler 2. ve 4. haftalarda sakrifiye edilerek kulak zarları ekstrakte edilmiş ve histopatolojik incelemeye tabii tutulmuştur. Kulak zarındaki perforasyonun kapanma zamanları belirlenmiş olup deney grubunda ortalama sekiz gün, kontrol grubunda ortalama dokuz gündür. Bu fark istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlıdır (p=0.01). Kulak zarı perforasyonu kapanma oranları karşılaştırıldığında deney grubunda 21 (% 87.5), kontrol grubunda 15 (% 62.5) kulakta iyileşme oranı saptanmış olup istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı fark yoktur (p=0.07). Histopatolojik incelemede lamina propriya iyileşme oranları karşılaştırıldığında deney grubunda 19 (% 92.9), kontrol grubunda dokuz (% 57.1) kulakta iyileşme saptanmış olup istatistiksel olarak karşılaştırıldığında anlamlı fark yoktur(p=0.063). İstatistiksel fark olmamakla birlikte, PRP kullanılan deney grubunda, hem perforasyon iyileşme oranı hem de lamina propriya oluşma sıklığının daha iyi olduğu görülmektedir. Literatürdeki bilgiler ve çalışmamızdaki bulguların ışığında topikal PRP'nin yara iyileşmesindeki etkinliği, belirgin yan etkilerinin olmaması ve maliyetinin düşük olmasından dolayı hem sağlıklı hem de çeşitli nedenlerden ve ek hastalıklardan dolayı yara iyileşmesinin bozuk olduğu hasta populasyonunda kullanımı önerilebilir.

Hayvan deneyleriSıçanlarTimpanik membran+2
Kamran Zeynallı
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

PRP uygulanmış diz osteoartritli hastalarda fizyoterapinin ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; PRP enjeksiyonu yapılmış olan diz osteoartritli (OA) kadın hastalara uygulanan fizyoterapinin ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesine etkisini incelemekti. Diz OA'i nedeniyle PRP enjeksiyonu yapılmış yaşları 46-65 yıl arasında değişen 28 kadın hasta, tabakalı randomizasyon yöntemiyle PRP+fizyoterapi grubu ( n=14 ortalama yaş: 55,00 ± 4,81 yıl) ve PRP (kontrol) grubu ( n=14 ortalama yaş: 55,35 ± 6,19 yıl) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. PRP+fizyoterapi grubundaki hastalara, haftada 2 gün olacak şekilde 6 hafta boyunca diz çevresi gergin yapılara manuel gevşetme uygulamaları, patellar mobilizasyon ve fizyoterapist eşliğinde bireysel egzersiz programı uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ilave bir tedavi verilmedi. Tüm hastalar başlangıçta (PRP enjeksiyonundan 3 gün sonra) ve 6. hafta sonunda değerlendirildi. Aktivite, dinlenme ve uyku sırasındaki ağrı şiddeti Görsel Analog Skala (VAS) ile; fiziksel fonksiyon Western Ontario ve McMaster Universities Osteoartritis Index (WOMAC) ile; fonksiyonel performans süreli kalk yürü (SKY) testi, merdiven çıkma ve inme testleri ile; kuadriseps femoris ve hamstring kas kuvvetleri izokinetik kas kuvvetleri 90°/sn ve120°/sn hızlarda Biodeks System 3® (Biodex Corp, Shirley, NY) ile ve sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri SF-36 kısa form ile değerlendirildi. Hastaların fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Formunun kısa versiyonu (IPAQ-SF) kullanılarak sorgulandı. Çalışmanın sonucunda PRP + Fizyoterapi grubunda 6 haftanın sonunda incelenen tüm parameterlerde anlamlı gelişmeler bulunurken, kontrol grubunda SKY testi ve yaşam kalitesinin enerji/yorgunluk ile sağlık değişimi parametrelerinde gelişme olduğu tespit edildi (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada aktivitedeki ağrı şiddeti, kas kuvvetleri, fiziksel fonksiyon puanları, basamak inme ve çıkma testleri süreleri, yaşam kalitesi toplam puanı ve fiziksel aktivite düzeylerinde PRP + fizyoterapi grubu lehine anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Bu çalışma ile diz OA'lı hastalarda PRP enjeksiyonu sonrası fizyoterapinin ağrı, kas kuvveti, fiziksel fonksiyon, fonksiyonel performans, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi üzerine olumlu etkileri gösterildi. Tedavinin başarısını arttırmak için PRP enjeksiyonu yapılan diz OA'lı hastaların fizyoterapiste yönlendirilmesi ve yapılandırılmış bireysel egzersiz programına dahil edilmesi büyük önem taşımaktadır.

AğrıDiz eklemiEgzersiz+6
Sibel Bozgeyik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trombosit zengin plazma (PRP) ve deksametazon enjeksiyonunun vokal kord hasarı sonrası skar oluşumuna etkilerinin tavşanlarda karşılaştırılması

Vokal kord skarının tedavisi zorlu ve maliyetlidir. Vokal kord hasarı oluşturulan hayvan deneylerinde pek çok molekülün ve biyomateryalin yara iyileşmesine etkileri araştırılmaktadır. Trombosit Zengin Plazma (PRP), farklı klinik disiplinlerde rejenerasyonu ve iyileşmeyi arttırıcı etkileri nedeniyle son yıllarda oldukça popüler olarak kullanılmakla birlikte; vokal kord hasarı sonrası iyileşme sürecine etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir. Vokal kord hasarı sonrası skar oluşumunun engellenmesinde deksametazon enjeksiyonu klinik pratikte sıkça kullanılmasına rağmen elde edilen sonuçlar tartışmalıdır. Bu çalışmada, vokal kord hasarı sonrasında skar oluşumunun engellenmesinde PRP enjeksiyonunun; deksametazon enjeksiyonundan histopatolojik olarak daha fazla katkı yapıp yapmayacağını araştırmak üzere bir hayvan deneyi planlandı. Toplam 12 adet Yeni Zelanda tavşanının sağ ve sol vokal korduna elektrokoterle hasar oluşturuldu. Sağ vokal korda tavşanların kendi kanlarından elde edilen PRP, sol vokal korda deksametazon enjeksiyonu yapıldı. 8 hafta sonra deney hayvanlarına ötenazi yapıldı ve histopatolojik değerlendirmede enflamatuar hücre infiltrasyonu, vaskülarizasyon, kolajen, elastin, hiyalüronik asit seviyeleri karşılaştırıldı. Elde edilen histopatolojik verilerin istatistiksel karşılaştırılmasında; plazma hücresi infiltrasyonu, vaskülarizasyon, ödem, fibrozis içerisinde vaskülarizasyon parametrelerinde PRP grubu lehine istatistiksel anlamlı sonuçlar alındı. PRP ve deksametazon enjeksiyonu sonrasında yabancı cisim reaksiyonu ve nekroz gibi komplikasyonlar izlenmedi. Vokal kord skar iyileşmesinde kritik öneme sahip kolajen ve elastin molekülleri arasında bulunan fark; PRP lehine daha olumlu olsada istatistiksel değerlendirmede anlamlı sonuç bulunmadı. Sonuç: Vokal kord hasarı oluşturulan tavşanlarda PRP enjeksiyonu, yara iyileşmesi fazında gerçekleşen reaksiyonları düzenleyerek skar oluşumunun engellenmesinde en az deksametazon kadar faydalı bir moleküldür. Yapılan karşılaştırmada vokal kordun hasar almış bölgelerinde belli dozlarda sağlıklı doku oluşumuna olumlu etki edebileceğine dair histopatolojik sonuçlar vardır. Vokal kord hasarı sonrası PRP enjeksiyonu yapılması deksametazondan daha fazla anti-enflamatuar yanıt elde edilmesini sağlamıştır. Ancak bu etki, vokal kord skar oluşumunda rol oynayan başlıca moleküller olan kolajen ve elastin seviyelerinde beklenildiği kadar büyük bir etki yaratmamıştır. Vokal kord hasarı sonrası PRP'nin farklı dozlarda ve zamanlarda uygulandığı ve vokal kord hasar oluşumu fazında görev alan farklı moleküllere olan etkilerinin de sorgulandığı yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

DeksametazonHayvan deneyleriSkar+5
Görkem Dündar
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eklem kıkırdak defektlerine hücreden arındırılmış insan plasentası, mezenkimal kök hücre ve PRP kombinasyonlarının uygulanması ile histolojik iyileşmenin değerlendirilmesi - sıçan modeli-

Eklem kıkırdağı hiyalin kıkırdak yapısında olup hasar gördüğü zaman iyileşme kapasitesi oldukça düşük bir dokudur. Henüz optimal bir tedavi yöntemi tanımlanmış olmasa da doku mühendisliği çalışmaları kıkırdak defektleri tedavisinde umut vaat etmektedir. Bu amaçla hücreden arındırılmış insan plasentasının kıkırdak defektlerinin iyileşmesinde etkili bir biyoçatı olabileceği hipotez edilmiştir. Bu etkinin mezenkimal kök hücre ve PRP eklenmesi ile arttırılacağı öngörülmüştür. Etik kurul onayı alınarak çalışmamız sıçan modeli olarak tasarlandı. Denekler her grupta 7 hayvan olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Bütün gruplarda her iki dize troklea bölgesine 2mm çapında osteokondral defekt oluşturuldu. Kontrol (K) grubuna herhangi bir işlem uygulanmadı. P grubuna sadece hücreden arındırılmış insan plasentası biyoçatısı, PK grubuna plasenta biyoçatısı ile birlikte 10⁶ mezenkimal kök hücre, PP grubuna plasenta biyoçatısı ile birlikte PRP, PKP grubuna ise plasenta biyoçatısı,10⁶ mezenkimal kök hücre ve PRP birlikte uygulandı. Sıçanlar 12 hafta takip sonrası ötenazi edilerek iyileşme International Cartilage Repair Score-2 skorlama sistemi kullanılarak histolojik olarak incelendi. Veriler istatistiksel olarak incelendiğinde tüm deney gruplarının skorları kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.05). PKP grubunun skorları deney grupları arasında en yüksek olsa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Elde ettiğimiz sonuçlara göre kıkırdak defektleri iyileşmesinde hücreden arındırılmış insan plasentası etkili bir biyoçatıdır. Plasenta biyoçatısının etkinliği mezenkimal kök hücre ve PRP eklenmesi ile artırılabilir. En fazla etki plasenta biyoçatısı ile birlikte mezenkimal kök hücre ve PRP eklenmesi durumunda görülebilir.

EklemlerKök hücrelerKıkırdak hastalıkları+4
Erdi Özdemir
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çift taraflı atrofik mandibulada otojen blok greft ve zenginleştirilmiş kemik greft matriksi ile augmentasyonun radyolojik ve histomorfolojik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Tedavisi hekimler açısından zorlayıcı olan ve tedavi sonuçları tahmin edilemeyen atrofik mandibulanın augmentasyonunda halen altın standart olarak kabul edilen otojen blok kemik greft materyaline alternatif oluşturmak ve çadır tekniğiyle birlikte uygulanan zenginleştirilmiş kemik greft matriksi olan 'yapışkan kemik' materyalinin kemik kazanımı ve yeni oluşan kemik doku yönünden tedaviye etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi AD'na başvurmuş, çift taraflı atrofik mandibulaya sahip ve dental implant talebinde bulunan 13 hasta ile yürütülmüştür. Bu prospektif çalışmada, bir tarafta enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (E-TZF) ile elde edilen zenginleştirilmiş kemik greft matriksi olan 'yapışkan kemik' (çalışma grubu), bir tarafta ise otojen blok kemik greft materyaliyle (kontrol grubu) kemik augmentasyonu gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın belirleyici değişkeni, E-TZF uygulaması ve gruplar arasındaki farklılıklardır. Buna göre, çalışmamızda, birincil olarak, gruplar arasındaki kemik yapımı ve hacmi değerlendirilmiş ve ikincil olarak, kemik örnekleri üzerinde yeni kemik, greft materyali ve bağ dokusu içeriği karşılaştırılmıştır. Bir diğer değişken olarak çalışma gruplarındaki komplikasyon oranları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, bilgisayara aktarılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Bu prospektif çalışma, 11 hasta (7 kadın, 4 erkek; yaş ortalaması 50,92) ile tamamlanmıştır. Klinik bulgular değerlendirildiğinde komplikasyon oranları açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). Test ve kontrol grupları radyolojik bulgular yönünden karşılaştırıldığında, dikey yönde kemik kazanımı kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Farklı olarak, yatay yöndeki kemik kazanımı, iki grupta benzer oranda gözlenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Histolojik olarak, canlı kemik doku oranı test grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek gözlenmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Greft materyali oranı ise test grubunda, kontrol grubuna göre düşük gözlenmiş ve bu değer, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Otojen blok kemik greft materyali, augmentasyon cerrahisinde altın standart olarak kabul edilmekle birlikte travmatik bir işlem olması nedeniyle hasta konforunu olumsuz etkilemektedir. Ek olarak kemik greft materyalleri aracılığıyla gerçekleştirilen augmentasyon cerrahileri özellikle yatay yöndeki kemik kazanımlarında alternatif sunmaktadır. Bu materyallerin trombosit konsantreleriyle birlikte kemik yapımına katkı sağladığı histolojik analizde gözlenmektedir. Bu çalışma doğrultusunda, zenginleştirilmiş kemik greft matriksi ile nitelikli sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Atrofik mandibula; Kemik augmentasyonu; Otojen blok kemik grefti; Trombosit konsantreleri; Çadır tekniği; Yapışkan kemik

AtrofiKemik nakliMandibula+1
Gözde Işık
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçan over dokusu vitrifikasyonunda plateletten zengin plazma (PRP) eklenmiş dondurma solüsyonunun etkilerinin histolojik olarak incelenmesi

Kanser veya kanser dışı nedenlerle gonadotoksik tedavi alacak özellikle prepubertal çağdaki hastalar ve fertilite arzusunu ertelemek isteyenlerde doğurganlığın korunabilmesi günümüz şartlarında mümkündür. Gelişen tedavi protokolleri ile bazı kanserlerde kür sağlanmakta ancak alınan kemoterapötik ilaçlar ve/veya radyoterapi sonrası ovaryan disfonksiyon kaçınılmaz olmaktadır. Fertilitenin korunması için oosit ve embriyo kriyoprezervasyonu gibi yöntemler seçenekler arasında bulunmaktadır ancak bu işlemlerde önceden stimülasyon protokollerine ihtiyaç duyulmaktadır. Hızlıca kemoradyoterapi başlanması gereken hastalarda ovaryan stimülasyon işlemlerine vakit kalmamaktadır. Söz konusu durumlarda ovaryan kriyoprezervasyon alternatif bir tedavi seçeneği sunmaktadır. Günümüzde over doku kriyoprezervasyonu sonucu sağlıklı gebelikler bildirilmiştir. Over doku kriyoprezervasyonu işleminin başarılı örnekleri literatürde mevcut olmakla birlikte hala deneysel çalışma olarak nitelendirilmekte ve prosedürlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kriyoprezervasyon ve kriyoprotektan ajanlardan kaynaklanan hücresel hasarın azaltılmasında çeşitli maddeler denenmiş ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Kriyohasarı azaltmak amacıyla plateletten zengin plazmanın kullanılabilirliği çalışmamıza konu olmuştur. Plateletten zengin plazma (PRP), plateletlerin yoğunlaştırılmasıyla elde edilen bir kan ürünüdür. İçeriğindeki zengin büyüme faktörleri sayesinde rejeneratif tıpta oldukça fazla kullanım alanı bulmuştur. Besiyerlerine eklenen hücresel fonksiyonlarda destekleyici görev gören fetal sığır serumunun (FBS) alternatifi olarak PRP kullanılması ile hayvansal maddelerin veya enfeksiyöz patojenlerin geçişi elimine edilmektedir. Ayrıca PRP'nin otolog kullanılması nedeniyle immün reaksiyon ihtimali azalmaktadır. Kriyoprezervasyon tekniklerinin geliştirilmesi adına literatürde ilk defa sıçan bütün over doku kriyoprezervasyon işleminde vitrifikasyon solüsyonuna PRP eklenerek dokular dondurulmuştur. Dokular kontrol (Grup 1), vitrifikasyon solüsyonuna PRP eklenerek dondurulan PRP eklenmiş (Grup 2) ve vitrifikasyon solüsyonuna FBS eklenerek dondurulan PRP eklenmemiş (Grup3) olarak gruplandırıldı. Çözme sonrası dokular histokimyasal, immünhistokimyasal ve immünfloresan boyama yöntemleri ile boyanarak incelendi. Histokimyasal boyama yöntemi ile HE, PAS ve Mallory Trikrom boyamaları yapıldı. İmmünfloresan boyama yötemiyle kaspaz 3 ekspresyonuna ve TUNEL analizine bakıldı. İmmünhistokimyasal boyama yöntemiyle konneksin 43, Bax, Bcl-2 ve kaspaz 3 ekspresyonu incelendi ve TUNEL analizi yapıldı. Sonuçta kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gerek Grup 2'de gerekse Grup 3'te vitrifikasyona bağlı dejenerasyonların olduğu görülmüştür. Ancak Grup 2'de PRP'yi aktive etmek için kullanılan CaCl2'ün vitrifikasyonun zararlı etkilerini agreve ederek over dokusunda görülen dejenerasyonu arttırdığı ve PRP'nin muhtemel olumlu etkilerini önlediği tespit edilmiştir. Her iki deney grubunda da primordiyal foliküllerin korunmuş olduğu ancak foliküler gelişimin ileri aşamasındaki foliküllerde dejenerasyonun artmış olduğu dikkati çekti. Elde edilen bulgular ışığında sıçan over dokusu kriyoprezervasyonunun bütün over dokusu yerine kortikal parçalar halinde yapılması, PRP aktivasyonu için CaCl2 yerine başka metodların uygulanması, vitrifikasyon solusyonlarına CaCl2 eklenmemesi, PRP'nin kriyoprezervasyondaki muhtemel yararlı etkilerinin gösterilmesi ve standardizasyonunun sağlanması için CaCl2 ile aktive edilmemiş PRP'nin hem vitrifikasyon hem de yavaş dondurma yönteminde uygulanarak sonuçlarının analiz edilmesi gerektiği kanaatine vardık.

Dondurarak saklamaFertiliteHayvan deneyleri+4
Aylin Gökhan
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiplejik omuz ağrısında trombositten zengin plazmanın etkinliği

Amaç: Hemiplejik omuz ağrılı hastalarda trombositten zengin plazmanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla çift kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda hemiplejik omuz ağrılı hastalarda trombositten zengin plazmanın etkisi serum fizyolojik ile karşılaştırıldı. Gereç ve yöntem: Kliniğimiz polikliniklerine başvuran ilk inmeye bağlı hemipleji gelişmiş, 2 haftadan fazla plejik taraftaki omuzda ağrısı olan, 18-80 yaş aralığında, inmenin üstünden en az 3 ay geçmiş 55 hasta tarandı. Bu hastalardan 6' sı çalışmanın dâhil edilme kriterlerini karşılamadığı, 6 hasta da çalışmaya katılmayı reddettiği için çalışma dışı bırakıldı, toplam 43 hasta çalışma için randomize edildi. Tedavi grubuna TZP, 2. gruba plasebo olmak üzere tüm hastalara 1' er hafta arayla 3 kez enjeksiyon uygulandı. Tedavi grubundaki hastalara etkilenmiş omuz intraartiküler alanına; kendi venöz kanlarının santrifüji ile elde edilen trombosit zengin plazma, 2. gruptaki hastalara ise aynı miktar serum fizyolojik enjekte edildi. Tüm tedavi grupları yapılan enjeksiyona ek olarak nörolojik rehabilitasyon programlarına devam etti. Çalışma, hem hastaların hem de enjeksiyonu ve değerlendirmeyi yapan araştırmacıların hastaların hangi gruba dahil olduğunu bilmeksizin, kör olarak gerçekleştirildi. Üç aylık takip sonunda 40 hasta çalışmayı tamamladı. Primer ölçüm parametresi olarak hareketle olan VAS-ağrı skoru, sekonder ölçüm parametreleri olarak spontan VAS ağrı skoru, omuz pasif EHA(eklem hareket açıklıkları), FBÖ(fonksiyonel bağımsızlık ölçeği) ve kullanılan parasetamol miktarı kullanıldı. Tüm hastalar tedavi öncesi, son enjeksiyondan 1 hafta sonra, 1. ayda ve 3. ayda değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda spontan ve hareketle olan VAS değerlerinde, omuz pasif EHA'da 1. ay ve 3.ay vizitlerinde her iki grupta da anlamlı iyileşme gözlendi (p<0.05). Ancak gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Benzer şekilde FBÖ değerlerinde de tüm hastalarda iyileşme gözlenirken(p<0.05), gruplar arası fark yoktu. Kullanılan parasetamol miktarı arasında iki grup arası fark bulunmadı. iii Tartışma: Trombositten zengin plazma; tam kanın santrifüjü ile elde edilen ve tam kandan daha yüksek trombosit konsantrasyonu içeren hücresel plazma komponentidir. Biyoaktif protein ve büyüme faktöründen zengin trombositler dokuya bırakılıraak yaşlı ve rejenerasyonu iyi olmayan dokularda anjiyonegenezin, epitelizasyonun, hücre farklılaşmasının ve ekstraselüler matriks formasyonunun stimulasyonuyla doku iyileşmesine yardımcı olunması amaçlanır. Tüm bu yararlı etkilerinden dolayı HOA tedavisinde etkili olacağı hipotezine dayanarak yapılan bu çalışmada her iki grubun da zaman içinde iyileşme gösterdiği, ancak gruplar arası fark olmadığı görülmüştür. TZP enjeksiyonlarının plaseboya göre üstünlük göstermemesi iğnenin uyarıcı etkisi, TZP' nin hazırlanma biçimi, hazırlık aşamasında özellikle aktivatör kullanılmamış olması, hastaların aspirin alıyor olmaları ve HOA' nın heterojen yapısı ve olguların kronik olmaları ile açıklanabilir. Ayrıca tüm hastalara iyi bir eğitim sağlanması ile düzenli egzersiz programının başlanması bütün hastaların iyileşmesi üzerine etkili faktörler arasında sayılabilir. Bununla birlikte kesin bir yargıya varmak için HOA' nın akut-kronik, subluksasyonun eşlik edip etmediği alt gruplara ayrılabildiği daha çok hasta üzerinde yapılan, aktivatör kullanılarak hazırlanan TZP grubunun da yer aldığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ağrı, hemipleji, inme, omuz, trombositten zengin plazma

HemiplejiOmuzOmuz ağrısı+3
Asude Uzdu
Ege University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçan adipoz doku kök hücrelerinden farklılaştırılan keratinositler ve PRP'nin diyabetik sıçanlarda oluşturulan deneysel yanık modelinde kullanılması

Diyabet, her yıl giderek artan bir prevalans ile dünyadaki en önemli sağlık problemlerinden biridir. Diyabetik yara iyileşme sürecinde görülen problemler, ağır olgularda ampütasyonlar ile sonlanabilen komplikasyonlara yol açar. Adipoz doku, otolog mezenkimal kök hücreler (MKH) için zengin bir kaynaktır. Bu hücrelerin terapötik uygulamalarda kullanımı ise diyabetik hastaların etkili tedavisi için büyük potansiyel taşımaktadır. Sıçan adipoz dokusunu eksize ettiğimiz, MKH'i izole edip kültüre ettiğimiz ve daha sonra keratinositlere farklılaştırdığımız bu çalışmada, adipoz dokuyu MKH kaynağı olarak kullandık. Farklılaştırılan hücreler daha sonra STZ ile diyabetik olan sıçanlardaoluşturulan termal yanık modeline transfer edildi. Ayrıca, termal yanıklı hayvan modelimizde, trombositlerden zengin plazma (PRP)' nin etkinliğini tek başına ve keratinositler ile kombinasyonda değerlendirdik. Çalışmamızdaki deneysel yaklaşım, H&E boyaması ile yara alanının histolojik değerlendirilmesi, çeşitli büyüme faktörleri (EGF, PDGF, TGF-β1, FGF-2, FGF-7, FGF-10, EGF), MCP-1 ve Kollajen-1'in RT-PCR ve immunohistokimyasal analizler ile değerlendirilmesini içermektedir. Ayrıca sitokeratin düzeyleri de immunohistokimyasal olarak değerlendirildi. Hücresel terapinin ve PRP'nin ikinci derece yanık iyileşmesi üzerine etkisi, tedavi verilen ve verilmeyen diyabetik sıçanlarda, tedavi sonrası 3., 7.,10. ve 14. günlerde sırttaki termal yanık alanından alınan biyopsi materyallerinde değerlendirilmiştir. Sonuçlarımıza göre, yeniden epitelizasyon süreci, tedavi uygulanan gruplarda tedavisiz kontrol grubuna kıyasla daha erken başlamıştır. Keratinositler ve/veya PRP uygulanantüm tedavi gruplarında, büyüme faktörlerinin ve Kollajen-1'in düzeyi artış gösterirken, MCP-1 düzeyleri farklı günlerde kontrol grubuna kıyasla düşüş göstermiştir. Ayrıca MKH'denelde edilen keratinositler ve PRP'nin kombine uygulaması, diyabetik sıçanlarda oluşturulan yara iyileşme modelindeen hızlı ve en iyi tedaviyi sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: yara iyileşmesi, yanık yarası, mezenkimal kök hücreler, PRP, keratinosit, diyabet, sıçan

Adipoz dokuDiabetes mellitusDiabetes mellitus-deneysel+7
Navid Hosseini
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuzun adeziv kapsülitinde trombositten zengin plazmanın etkinliği

Amaç: Adeziv kapsülit tanılı hastalarda trombositten zengin plazmanın ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini araştırmaktır. Bu amaçla çift kör randomize, prospektif planlanan çalışmamızda adeziv kapsülit tanılı hastalarda trombositten zengin plazmanın etkisi serum fizyolojik ile karşılaştırıldı. Gereç ve yöntem: Ege Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğine başvuran 89 adeziv kapsülit tanılı hasta değerlendirildi. 18-70 yaş aralığında, 3-9 aydır, omuzda ağrısı (VAS ile ≥40 mm şiddetinde), aktif ve pasif EHA'da karşı taraf ile karşılaştırıldığında, etkilenen tarafta en az 2 hareket düzleminde, en az % 25 kayıpla hareket kısıtlılığı olan 40 adeziv kapsülit tanılı hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar yaş ve cinse göre önceden belirlenen randomizasyon şemasına uygun olarak 2 gruba ayrıldı. 1. grup, kendi venöz kanlarının santrifüji ile elde edilen trombosit zengin plazma uygulanan grup, 2. grup serum fizyolojik uygulanan plasebo grubudur. Tüm tedavi gruplarında enjeksiyonlar toplamda 3 kez, 2' şer hafta ara ile omuza intrartiküler alana, posterior enjeksiyon tekniği kullanılarak ve körlüğü sağlamak için aynı madde ile kaplanarak uygulandı. Tüm tedavi gruplarına enjeksiyona ek olarak, ilk 4 hafta boyunca, haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde, daha sonra ev egzersiz programı şeklinde olmak üzere egzersiz tedavisi verildi. Hastanın hastaneye gelmediği günlerde de egzersizlerin günde 3 kez 10'ar tekrar şeklinde evde devam edilmesi önerildi. Tüm hastalar tedavi öncesi, 1. ay ve 3. ayda ağrı ve hareket kısıtlılığını değerlendirmek için primer ölçüm parametresi olarak Omuz Ağrı ve Dizabilite iİndeksi [Shoulder Pain and Disability Index (SPADI)] ile; sekonder ölçüm parametreleri olarak VAS (Visuel Analog Skala)- spontan ağrı, VAS- sağlık durumu, VAS- tedavi memnuniyeti, goniyometre ile omuz eklem hareket açıklığı ölçülmesi, kullanılan parasetamol dozu, komlikasyon ve yan etki olup olmadığı ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda; SPADI ile ağrı ve dizabilite değerlendirmesinde 1. ve 3. ayda her iki grupta da anlamlı iyileşme olmakla birlikte (p<0.05), TZP grubunda anlamlı daha fazla iyileşme saptandı (p<0.05). Her iki grupta da SPADI ağrı ve dizabilite alt skorlarında 1. ve 3.ay arasındaki değerlendirmelerde anlamlı iyileşme görüldü (p<0.05). SPADI totalde plasebo grubunda 1. ve 3.ay değerleri arasında fark saptanmadı . Ayrıca VAS ile spontan ağrı ve hastalığın yaşam kalitesine etkisini değerlendirmemizde de; TZP grubunda plasebo grubuna göre daha fazla iyileşme saptandı (p<0.05). EHA ölçümlerinde de 1.ve 3.ayda her iki grupta artış varken, 1.ayda aktif ER dışında diğer EHA'larda TZP grubunda daha fazla artış saptandı (p<0.05). Benzer şekilde, 1. ve 3.aydaki VAS-tedavi memnuniyeti de TZP grubunda daha iyi saptandı (p<0.05). Kullanılan parasetamol miktarında iki grup arası fark bulunmadı. Tartışma: TZP, tam kanın santrifüj edilmesi ile elde edilen ve tam kandan daha yüksek konsantrasyonda trombosit içeren otolog plazma kısmıdır. Hiperfizyolojik oranda büyüme faktörü içermesi çeşitli kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanımını sağlamıştır. Kollajen sentezini arttırması, anjiogenezisi stimüle etmesi, hücre migrasyonunu, diferansiyasyonunu, proliferasyonunu arttırması, ekstrasellüler matriks oluşumunu arttırması ile tendon ve ligaman yaralanması tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Tüm bu yararlı etkilerinden dolayı AK tedavisinde etkili olacağı hipotezine dayanarak yapılan bu çalışmada her iki grubun da zaman içinde iyileşme gösterdiği saptanmıştır. Bununla birlikte gruplar karşılaştırıldığında hem ağrı parametreleri hem özürlülük ve memnuniyet değerlendirme parametrelerinde TZP grubunda istatiksel olarak çok daha fazla iyileşme bulunması egzersize ek olarak uygulanan TZP tedavisinin ek fayda sağladığı şeklinde yorumlanabilir. Çalışmamızda her 2 grupta da TÖ'ye göre anlamlı derecede iyileşme bulunması hastalara uygulanan bu egzersiz programına bağlanabilir. Bir başka olası neden de serum fizyolojiğin plasebo, distansiyon ve iğnenin uyarıcı etkisidir. Kesin karara varmada daha çok hasta üzerinde daha uzun süre takip edilerek yapılan, tek başına egzersiz tedavisi alan veya KS enjeksiyonu uygulanan gruplarla TZP'nin etkinliğinin karşılaştırıldığı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Adeziv kapsülit, omuz, trombositten zengin plazma

AdezyonlarOmuzOmuz ağrısı+3
Burcu Ünlü
Ege University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde tibia kırıklarında, internal plak uygulaması ile birlikte PRP kullanımının erken dönem iyileşmeye olan etkisinin araştırılması

Trafik kazaları, başka hayvanlar tarafından gerçekleşen saldırılar ya da ateşli silah yaralanmaları gibi travmatik nedenler; köpeklerin uzun kemiklerinde kırıklara neden olmaktadır. Bir kemiğin eski işlevinin tekrar kazandırılabilmesi için geçen süre, hayvanın hayat refahı açısından büyük önem taşır. Bu tezin amacı; köpeklerde tibia kırıklarında internal plak uygulaması ile birlikte PRP kullanımının, erken dönem iyileşmeye olan etkisinin araştırılması, klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesidir. Çalışma materyalini; Balıkesir Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Kliniği'ne ve Çanakkale Anka Veteriner Kliniği'ne arka ekstremitelerde topallık şikâyeti ile getirilen, klinik ve radyolojik değerlendirmeler sonucunda tibia kemiğinde kırığı bulunan; değişik ırk, yaş, cinsiyet ve ağırlığa sahip 12 köpek oluşturmaktadır. Yaş ortalamaları; 24.92 ay, ağırlık ortalamaları ise 23.08 kg olarak belirlenmiştir. Hasta yakınlarının verdiği bilgiler ışığında, köpeklerde oluşan kırıkların tamamının (%100'ü) trafik kazası sonucu şekillendiği tespit edilmiştir. Getirilen 12 köpeğin tibia kırıklarının internal plak yöntemi ile stabilizasyonu sağlanmış, kemik boy ve kalınlığına uygun DCP, LC-DCP ve Rekonstrüksiyon plakları kullanılarak kırık fiksasyonu sağlanmıştır. Hayvanlar iki gruba ayrılmıştır. Birinci grupta olan 6 köpeğe operasyon sonrası, ensizyon hattı kapatılmadan, plağın üzerine gelecek şekilde, Easy PRP Kit ile hazırlanan PRP (Trombositten zengin plazma) solüsyonu dökülmüştür. İkinci grupta bulunan 6 köpeğe ise PRP uygulanmamıştır. Hastaların; operasyon öncesi, sonrası ve devamında (10.gün, 20.gün, 30.gün) toplamda 5 defa, iki pozisyon olacak şekilde (A/P ve M/L) röntgenleri çekilmiştir. Bu röntgenler üzerinden, oluşan kallus gri alanları ölçülerek kayıt altına alınmıştır ve ortaya çıkan veriler Mann Whitney-U Testi ile karşılaştırılmıştır. Radyolojik incelemede gözlemlediğimiz ve yapılan ölçümlerde sayısal veri olarak elde ettiğimiz kallus gri alanlarının; PRP uygulananlarda, PRP uygulanmayanlara kıyasla 10. ve 20. günlerdeki radyografilerinde daha yaygın olduğu görülmüştür. 30. günde ise elde edilen verilerde önemli bir fark oluşmamıştır. Hayvanlarda plak uygulaması sonrası ve PRP kullanımı sonrası, lokal ya da sistemik bir enfeksiyon görülmemiştir. Klinik tabloda ise tüm hayvanlar topallık olmaksızın sağlıklı taburcu edilmişlerdir. Çalışmada elde edilen veriler ışığında; köpeklerde tibia kemiklerinde internal plak uygulamasının etkin bir yöntem olduğu, kemiğin anatomik yapısından dolayı kolay uygulanabilir olduğu düşünülmüştür. PRP kullanımının kırık iyileşmesi, erken kallus oluşumu üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülmüş ve otolog bir solüsyon olmasından kaynaklı, dokular üzerinde herhangi bir komplikasyona neden olmadığı görülmüştür. Bu sebeplerden yola çıkarak, tibia kırıklarında internal plak uygulaması yanında PRP kullanmanın, erken dönemde iyileşmeyi hızlandırmak için kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Kemik plaklarıKöpeklerKırıklar-kemik+5
Aliye Bozkurt
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karpal tünel sendromunda enjeksiyon yöntemlerinin ve cerrahi tedavinin karşılaştırılması

Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS) en sık görülen periferik nöropatidir. Ellerde uyuşma karıncalanma ve ilerleyen dönemde güç kaybı ile kendini gösterir. Tanısı anamnez, klinik muayene, elektrofizyolojik ve radyolojik değerlendirme ile konulur. Tedavide konservatif ve cerrahi yöntemler kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı hafif ve orta düzey KTS'de cerrahi, steroid ve plateletten zengin plazma (PRP) enjeksiyonu tedavisini karşılaştırmak; klinik, elektrofizyolojik ve ultrasonografik olarak birbirlerine olan üstünlüklerinin değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya hafif ve orta düzey KTS olan 68 hasta, 92 el bileği dahil edildi. Hastalar randomize edildikten sonra 1. gruba cerrahi tedavi, 2. gruba ultrasonografi (USG) rehberliğinde steroid enjeksiyonu, 3. gruba ise USG rehberliğinde PRP enjeksiyonu yapıldı. Hastalar tedavi öncesinde ve tedavi sonrası 1., 3. ve 6. aylarda değerlendirildi. Hastaların fizik muayenelerinde phalen ve tinel testlerine bakıldı. Hastaların ağrı ve uyuşukluk şiddeti vizüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durumları ve semptomların şiddeti Boston karpal tünel anketi ile değerlendirildi. Ayrıca hastalara sinir iletim çalışmaları yapıldı; USG ile median sinirin kesit alanı (MSKA) ve yassılaşma oranı (YO) hesaplandı. Bulgular: Cerrahi tedavide 3. ay kontrolünde tüm hastaların phalen testleri negatifleşti. Her üç grupta da 1. ay kontrolünde VAS ve Boston semptom şiddetindeki azalma anlamlıydı ve cerrahi tedavi tüm kontrollerde diğer tedavi yöntemlerinden üstündü. Boston fonksiyonel durum skorlarında anlamlı iyileşme sadece cerrahi tedavi grubunda ortaya çıktı. Elektrofizyolojik incelemede cerrahi tedavide duyu iletim hızı, distal motor latans ve duyu amplitüdünde, steroid tedavisinde motor distal latans ve duyu amplitüdde, PRP tedavisinde ise duyu iletim hızında anlamlı iyileşme mevcuttu. Duyu iletim hızında 3. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.049), 6. ayda cerrahi tedavinin steroid (p=0.040) ve PRP tedavisinden (p=0.024), motor distal latans değerlendirilmesinde 6. ayda cerrahi tedavinin PRP tedavisinden (p=0.012) üstün olduğu gösterildi. MSKA ölçümlerinde 1. ay kontrolünde tüm gruplarda anlamlı iyileşme oldu. Sonuç: Her üç tedavi yönteminde erken dönemde hastalarda ağrıda, semptomlarda ve MSKA'da azalma olduğu izlendi. Erken ve geç dönemde ağrı ve semptom şiddetinde azalma bakımından cerrahi tedavinin üstün olduğu görüldü. Fonksiyonel iyileşmedeki anlamlı artma sadece cerrahi tedavide erken dönemde ortaya çıktı. Elektrofizyolojik değerlendirmelerde iyileşme olan parametre sayısı cerrahi tedavide anlamlı olarak fazlaydı. Hafif ve orta dönem KTS olan hastalarda cerrahi tedavi ilk seçenek olarak düşünülebilir. İlerleyen dönemde daha geniş hasta grupları ile daha uzun takip süreli çalışmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

CerrahiCerrahi tedaviElektrofizyoloji+6
Yusuf Kıratlıoğlu
Ankara University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Otolog trombositten zengin plazmanın kedilerde uzun kemik kırıklarında iyileşme üzerine etkisi

Bu çalışmada, kedilerde PRP'nin uzun kemik kırıklarının iyileşme üzerindeki etkisi klinik ve radyografik olarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın materyalini Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi Cerrahi Kliniği'ne travma (yüksek-ten düşme, trafik kazası, köpek saldırısı vb.) şikayetiyle getirilen; klinik ve radyogra-fik değerlendirmeler sonucunda uzun ekstremite diyafizer bölgesinde kırık tespit edi-len ve intramedullar pin sağaltımına uygun, farklı ırk ve cinsiyette, 1-6 yaş arasında toplam 22 kedi oluşturmuştur. Klinik ve radyografik istatistik sonuçlarına göre, kallus formasyonu, kırık hattı ve topallık skorlarında her iki ölçüm zamanında gruplar ara-sında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir (p=0,509; p=0,155; p=0,579). Ancak, kaynama ile ilgili veriler incelendiğinde her iki zaman diliminde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p=0,007). Çalış-ma sonucunda herhangi bir komplikasyon gözlenmemiştir. PRP'nin kedilerin uzun kemik kırıklarında erken dönemde iyileşmeyi hızlandırdığı ve topallık durumunu azalttığı; ancak klinik iyileşme sürecini değiştirmediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kedi, Kırık, Trombositten Zengin Plazma, İyileşme Hızı

KedilerKırık iyileşmesiKırıklar-kemik+2
Nail Deniz Yaşrın
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dirençli lateral epikondilit tedavisinde ultrason eşliğinde kuru iğneleme ve trombositten zengin plazma uygulamasının karşılaştırılması

Amaç: Toplumda sıklığı %1-3 arasında değişen ve sıklıkla iş gücü kaybına sebebiyet veren lateral epikondilit tedavisinde, kabul gören, ancak uzun dönem sonuçları tartışmalı olan kuru iğneleme ile alternatif bir tedavi seçeneği olabilecek Trombositten Zengin Plazma (PRP) uygulamalarının karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: 01.01.2022-01.03.2023 tarihlerinde başvuran lateral epikondilit tanısı almış yaşları 18-75 arasında değişen 25 erkek ve 25 kadın toplam 50 hasta başvuruları sonrası randomize edilerek 2 gruba ayrıldı ve tedaviye yanıtları prospektif olarak analiz edildi. Bu iki gruba ayrı ayrı ultrason eşliğinde PRP ve kuru iğneleme uygulandı. Tedavi öncesi ve sonrası 1- 3-6. Ayda olmak üzere hastalar ultrasonografik görüntüleme görsel analog skala (VAS), PRTEE, Quick DASH ve kavrama kuvveti ölçümü ile tek kör olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 36 (%72)'sında baskın elin olduğu taraf etkilenmişti. Gruplar arasında yaş ortalaması, cinsiyet, VKİ ve baskın taraf açısından bir fark yoktu (p<0.05). Toplamda tüm hastaların 1. ay itibari ile istatistiksel anlamlı olarak kavrama güçleri arttı (p=0.000). 1. ay kontrolünde kavrama kuvvetleri kuru iğneleme grubu için ortalama %10.8, PRP grubunda ise ortalama %8.8 arttı.6. ay kavrama kuvveti ölçümlerinde ise müdahale öncesine göre kuru iğneleme grubunda ortalama 6.52kg (%31.7) artış, PRP grubunda ortalama 6.96kg (%33.3) artış ise görüldü. Gruplar arası kavrama kuvveti artışının karşılaştırılmasında 1.,3. ve 6.ay sonuçlarında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Tedavi sonrası grup içi değerlendirmede her 2 grupta da VAS, Quick DASH, PRTEE skorlamalarında istatistiksel anlamlı olarak iyileşme görüldü. (p<0.005). Gruplar arası PRTEE ve Quick DASH değerlerinde postoperatif 3.ay ve postoperatif 6.ay karşılaştırıldığında PRP grubundaki hastaların sonuçları istatistiksel anlamlı olarak daha iyiydi(p=0.039). Gruplar arası VAS skorlarının karşılaştırılmasında da PRP grubu postopertaif 3. ve 6. aylarda anlamlı şekilde üstün bulundu (p<0.005). Sonuç: Her iki tedavi yönteminde de erken dönemde hastalarda ağrı ve semptomlarda azalma ve kavrama kuvvetinde artış olduğu görülmesi iki tedavi yönteminin de oldukça etkili olduğunu gösterdi. Erken dönem kavrama kuvvetleri açısından karşılaştırıldığında kuru iğneleme ve PRP grubunun sonuçları benzer olmakla birlikte orta dönemde PRP grubundaki kavrama kuvveti artışı kuru iğnelemeden daha fazla izlendi. Fonksiyonel skorlar karşılaştırıldığında ise PRP orta dönemde daha başarılıydı. Bizim çalışmamızda orta dönem sonuçlar değerlendirildiğinde PRP kuru iğnelemeye kıyasla kavrama kuvvetindeki artış ve fonksiyonel skorlarda daha başarılı gözükmektedir. Uzun dönem sonuçlar ile birlikte değerlendirildiğinde daha geniş örneklem ile PRP ve kuru iğneleme karşılaştırmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Lateral epikondilit, Kuru iğneleme, Trombositten Zengin Plazma, Ultrasonografi

Kuru iğnelemeTenis dirseğiTrombositten zengin plazma+1
Mustafa Mert Terzi
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğum travması oluşturulmuş ratlarda C vitamini replasmanı ve plateletten zengin plazma uygulamasının pelvik taban üzerine olan etkilerinin ışık ve elektron mikroskobisi düzeyinde incelenmesi ve karşılaştırılması

Amaç: C vitamini ve PRP uygulamasının pelvik taban hasarı sonrasındaki süreçte vajen ve çevre bağ dokulardaki iyileşme süreci üzerine, ayrı ayrı ve birlikte olan etkilerini histolojik açıdan gözlemlemek ve karşılaştırmak Gereç ve Yöntem: 30 adet nulligravid Wistar-Albino rat, 5 gruba ayrılıp PRP Donör grubu hariç (Kontrol grubu) hepsine anestezi altında vajinal distansiyon ile vajinal doğum simülasyonu yapılmıştır. 16 Fr foley kateter 8 ml hava ile şişirilip 5 saat beklendikten sonra balon indirilmeden vajenden çekilmiştir. Takiben Ankara Üniversitesi Deney Hayvanları Ünitesi'nde ad libitum beslenme şeklinde 30 gün takip edilirken deney grubuna ek işlem uygulanmamıştır. C vitamini replasmanı grubuna 30 gün boyunca, günlük yenilenecek şekilde içme suyuna 1.25 mg/ml/gün dozunda C vitamini eklendi, PRP enjeksiyon grubunda her ratın vajenindeki balon çekildikten hemen sonra saat 3-9 pozisyonuna toplamda 1 ml PRP subkutan enjekte edilip ek işlem yapılmadı, C vitamini+ PRP enjeksiyonu grubuna ise hem PRP enjeksiyonu hem 30 gün boyunca oral C vitamini replasmanı yapılmıştır. PRP Donör grubu ise anestezi altındayken PRP eldesi için, ayrıca sağlam rat vajen dokusu incelemesi için kontrol grubu olarak kullanılmıştır. 30 günlük takip sonunda izlemi yaoılan 4 gruba CO2 solutularak ötenazi uygulandı. Tüm ratların vajen ve paravajinal alanı diseke edilip ışık ve elektron mikroskobunda incelenmek üzere nötral formalin ve gluteraldehit solüsyonları içine konarak Ankara Üniversitesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı'na iletildi. Daha sonra Hemotoksilen& Eozin, Masson-Trickrom ve Van-Gieson doku boyaları ile boyanıp ince kesitleri alınıp incelendi. Vajen epitel kalınlığı ve morfolojisi, kolajen-elastik liflerin dağılımı ve morfolojisi, musküler tabakanın yapısı ve keratohyalin granül varlığına bakarak değerlendirme yapılmıştır. Bulgular: Vajinal distansiyon ile oluşturulan doğum travması ile pelvik tabana hasar verildiği histolojik olarak kanıtlanmıştır. Epitel kalınlığı açısından gruplararası fark anlamlı bulundu (p<0,001). İkili gruplara bakıldığında deney-C vitamini replasmanı, deney-C vitamini replasmanı+ PRP enjeksiyonu, deney-PRP donör ve PRP enjeksiyonu-PRP donör grupları arası farklar anlamlıydı (sırasıyla p=0,043, p=0,035, p<0,001 ve p=0,006). Deney grubuna ait epitel kalınlık ortalaması 31,07±0,42 , C vitamini replasmanı grubunda 70,85±1,11, PRP enjeksiyonu grubunda 68,08±1,46, C vitamini replasmanı+ PRP enjeksiyonu grubunda 70,93±0,97 ve PRP donör (kontrol) grubunda 75,85±0,97 olarak ölçüldü. Kollagen liflerin yüzde alanı bakımından beş grup arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0,001); en yüksek ortalama C vitamini replasmanı grubunda bulunurken, en düşük ortalama ise deney grubunda bulundu. Deney-C vitamini replasmanı, deney-PRP donör ve PRP enjeksiyonu-C vitamini replasmanı grupları arası farklar anlamlıydı (sırasıyla p<0,001, p=0,001 ve p=0,023). Muskular tabakadaki yapısal bozulma varlığı bakımından gruplararası fark anlamlıydı (p=0,004). Çalışmanın sonunda, başlangıçta oluşturulan bozulmamnın devam oranı deney grubunda değişmeden aynı kalmışken, C vitamini grubunda %16,7, PRP enjeksiyonu grubunda %33,3, C vitamini+PRP enjeksiyonu grubunda %33,3 izlendi. PRP donör grubunda yapısal bozulma yoktu. Keratohyalin granülleri varlığı bakımından ise gruplararası fark anlamlı bulunamadı (p=0,180). Deney grubunda %33,3; C vitamini grubunda %83,3; PRP enjeksiyonu grubunda %66,7, C vitamini+PRP enjeksiyonu grubunda %66,7 oranında izlendi. PRP donör grubundaki ratların ise hepsinde Keratohyalin granülleri görüldü. Elektron mikroskobi görüntülemesi de elde edilen verilerle uyumlu olarak gözlendi. Sonuç: Vajinal distansiyon ile oluşturulan doğum travmasının pelvik taban üzerinde ciddi etkileri vardır. Epitel kalınlığındaki incelme ve düzensizleşme, kolajen lif dağılımındaki yüzdesel farklar, musküler tabakadaki yapısal bozulma bunu göstermiştir. Keratohyalin granül varlığına dair bulgular, hücresel düzeydeki değişiklikleri yansıtır. C vitamini ve PRP uygulaması pelvik taban üzerinde oluşturulan hasar sonrası iyileşme sürecinde olumlu etki göstermiş olup C vitamini, PRP' ye göre daha faydalı olarak tespit edilmiştir. Daha sonra yapılacak klinik ve deneysel çalışmalarla bu sonuçların teyidi ve ileri tedavi seçeneklerinin geliştirilmesi gereklidir.

Askorbik asitDoğumDoğum yaralanmaları+7
Ebru Yücel
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kornea ülseri sağaltımında trombositten zengin plazmanın etkinliğinin araştırılması: Deneysel rat modeli

Amaç: Bu çalışmada, ratlarda alkali maddeyle oluşturulan kornea ülserinin tedavisinde otolog TZP'nin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 15 haftalık yaşta 24 adet Wistar albino ırkı rat kullanıldı. Ratların 2 haftalık adaptasyon sürecini takiben kuyruk venlerinden 17, 18 ve 19 haftalık olduklarında ve çalışmanın 0. 6. 15.günlerinde birer kez kan örnekleri alınarak otolog TZP elde edildi. Ratlar 20 haftalık yaşa ulaştığında genel anestezi altında, NaOH emdirilmiş steril filtre kâğıdı, korneanın merkezine 30 saniye boyunca temas ettirilerek alkali kornea ülseri oluşturuldu. Kornea ülseri oluşturulan ratlar her grupta 8 denek olacak şekilde rastgele seçilerek 3 tedavi grubuna (Grup I: İzotonik sodyum klorür, Grup II: Moksifloksasin hidroklorür-diklofenak sodyum ve Grup III: Otolog TZP) ayrıldı. Tedaviler ve klinik oftalmolojik muayeneler günlük yapıldı. Ülser alanları çalışmanın 0., 3., 6., 9., 12., 15., 18. ve 21. günlerinde kamera ile fotoğraflandı ve fotoğraflar üzerinden ölçümler yapıldı. Bulgular: Moksifloksasin hidroklorür-diklofenak sodyum ve otolog TZP gruplarında ülser boyutlarının benzer olmasına karşın, izotonik sodyum klorür grubuna oranla 3., 6., 9., 12., 15., 18., ve 21. günlerde istatistiksel anlamlı düzeyde küçük olduğu görüldü (p<0,001). Aynı şekilde meloksikam-diklofenak sodyum ve otolog TZP gruplarında ortalama günlük kornea ülser alanlarının değişim miktarlarının izotonik sodyum klorür grubuna oranla 0-3., 3-6., 6-9., 15-18. ve 18-21. günlerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmanın 4. gününde izotonik sodyum klorür grubunda bulunan bir ratın gözünde purulent akıntı gözlenirken diğer hiçbir denekte enfeksiyon gözlenmedi. Bununla birlikte izotonik sodyum klorür grubundaki tüm ratlarda gözlenen pruritis oculi, bilefaritis, blefarospazm, fotofobi ve epiforaya otolog TZP ve moksifloksasin hidroklorür-diklofenak sodyum gruplarında rastlanmadı. Sonuç: Sunulan çalışmada, kornea ülserlerinin tedavisinde otolog TZP'nin anti-enflamatuar özelliklerinin yanı sıra iyileşme sürecini hızlandırdığı, kornea yaralarının stabil bir şekilde kapanmasını sağladığı ve enfeksiyon riskini azalttığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alkali yanık, Kornea ülseri, Otolog TZP, Rat, Sağaltım

Göz yanıklarıKorneal ülserTrombositten zengin plazma
Cem Berberoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Osteokondral lezyonların sağaltımında trombositten zengin plazmanın etkinliğinin araştırılması: Deneysel rat modeli

Amaç: Sunulan çalışmada eklem içi monosodyum iodoasetat (MIA) enjeksiyonu ile oluşturulan deneysel modelde osteoartritisin (OA) sağaltımında trombositten zengin plazma (TZP) enjeksiyonunun etkinliğinin klinik ve radyografik olarak izlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Deneysel modelde OA oluşturmak için; toplam 24 ratta intraperitoneal 8 mg/kg ksilazin + 60 mg/kg ketamin ile oluşturulan genel anestezi altında sağ genu eklemi içerisine aseptik koşullarda 50 mikrolitre serum fizyolojik içerisinde 3 mg monosodyum iodoasetat çözeltisi enjekte edildi. İki hafta süre ile ratların genu eklemi klinik ve radyolojik olarak izlendi. OA gelişimi sonucu ratlar rastgele TZP (12 rat) ve kontrol (12 rat) grubu olarak ayrıldı. TZP grubundaki ratlara sağ genu eklemine intraartiküler 0.15 ml TZP enjekte edildi. Kontrol grubuna 0.15 ml serum fizyolojik enjekte edildi. Her iki grupta monosodyum iodoasetat uygulanması öncesi ve sonrasında 15., 30., 45. ve 60. günlerde klinik olarak arka bacak postüründe şekillenen değişiklikler izlendi, diz çevresi ve canlı ağırlık artışı kaydedildi. Tüm gruplardaki hayvanların sağ genu eklemlerinin, Anterior/Posterior (AP) ve Medio/Lateral (ML) pozisyonda röntgenleri deneme öncesi ve sonrasında 15., 30., 45. ve 60. günlerde alındı ve skorlandı. Bulgular: Yapılan istatistiksel analizler, Bacak Postür Skorlaması (BPS) sonuçlarında gruplar arasında periyodik ölçümlerde bir fark olmadığını gösterdi. Diz çevresi ölçümlerinin TZP grubu lehine artış gösterdiği izlendi. Canlı ağırlık kazanımı gruplar arasında ilk 2 ölçümde anlamlı iken sonraki dönemlerde fark saptanmadı. Eklem aralığında daralma ve subkondral kemikte skleroz gelişimi zamana bağlı olarak TZP lehine anlamlılık gösterdi (p<0,0001). Osteofit gelişimi açısından gruplar arasında farklılık görülmedi. Sonuç: Sonuç olarak, monosodyum iodoasetatın deneysel modelde OA oluşumu için etkili olduğu; TZP uygulamasının OA sağaltımında klinik ve radyolojik veriler ışığı altında yararlı olabileceği ancak kesin kanıya ulaşmak için ileri görüntüleme yöntemleri ve histokimyasal belirteçler ile izlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Monosodyum iodoasetat, Osteoartrit, Rat, Sağaltım.

Hayvan deneyleriMonosodyum iyodoasetatOsteoartrit+4
Recep Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stres üriner inkontinansı olan kadınların tedavisinde lokal otolog trombositten zengin plazma (PRP) enjeksiyonunun etkinliği

Amaç: Calışmamızda 20 yaş üstü SÜİ olan kadınlarda cerrahi tedaviye alternatif olarak periüretral otolog PRP etkinliğini görmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ürodinami ile belirlenen SUİ ve Stres ağırlıklı Mikst İnkontinans tanısı alan 36 hasta katıldı. Hastalara başlangıçta ve 1. ay sonunda Cence marka PRP için özel üretilen tüp ile implacer yardımıyla periüretral enjeksiyonu uygulandı. Hastalara başlangıç, 1. ay uygulama ve 3. ay kontrol sonrası Üİ değerlendirme ve yaşam kalite anketleri ( ICIQ-SF , UDİ-6 , IIQ-7) ve Öksürük Stres testi (ÖST) uygulanarak tedavinin etkinliği kontrol edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan hastalara uygulanan yaşam kalite anketlerinden ICIQ-SF anketinde 0 dan 21 e doğru semptomların etkilerinin artışını gösteren puanlamada preop ortalama puan 15.36±3.53 ten 3. ay sonunda 10.53±3.52 ye gerilemiştir (p<0,001). İrritatif semptomlar, stres semptomlar, obstrüktif / rahatsız edici ya da işeme güçlüğü oluşturan semptomları gösteren 0-18 arası puanlamanın olduğu UDİ-6 anketinin başlangıç değerinin 11,33±3,64 ten 3. ay sonunda 8.25±3.34 düştüğü gözlenmiştir (p<0,001). Fiziksel ve sosyal olarak 0 dan 21 e doğru kötüleşme etkilerinin gösterildiği IIQ-7 testinde preop 12.50±4.95 ten 8.94±4.34 e azalma izlenerek tüm anketlerde işlem öncesine göre anlamlı düzelme tespit edilmiştir.(p< 0,001). ÖST başlangıçta pozitif olan 35 hastanın 3. ay kontrol sonunda 14 tanesi negatif (%40) olup anlamlı farklılık tespit edildi.(p< 0,001). Sonuç: SÜİ inkontinans tedavisinde PRP uygulamasının invaziv cerrahiye alternatif olabileceği görülmüştür. PRP uygun maliyeti, kısa uygulama süresi, az yan etki profiliyle uygun bir tedavi gibi görünmekle beraber daha fazla hasta ve daha uzun süreli çalışma gereksinimi bulunmaktadır Anahtar kelimeler: Stres Üriner İnkontinans , PRP , periüretral enjeksiyon

EnjeksiyonlarKadınlarTrombositten zengin plazma+2
Semih Sezgin
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Statin kullanan ve kullanmayan erken evre osteoartriti olan hastalarda Platelet Rich Plazma (PRP) tedavisinin ağrı skorlaması ve fonksiyon üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızın amacı statin kullanan ve kullanmayan erken evre osteoartriti olan hastalarda PRP tedavisinin ağrı ve fonksiyonel sonuçlar üzerine etkisinin karşılaştırılmasıdır. Statin ve PRP' nin inflamasyon süreci ve artrit üzerine etkisinin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Bu yüzden yalnızca PRP tedavisi alan hastalar (Grup 1) ile hiperkolesterolemi nedeniyle statin kullanırken PRP tedavisi yapılan hastalardaki(Grup 2) ağrı ve fonksiyon skorlarının retrospektif olarak karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tek merkezli, retrospektif ve gözlemsel bir çalışma olup, Ocak 2018- Agustos 2020 tarihleri arasında PRP uygulanan tüm hastaların tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelenecektir. Statin kullanmayan ve osteoartrit nedeniyle PRP tedavisi alan hastalar grup 1, hiperkolesterolemi nedeniyle statin kullanırken osteoartrit nedeniyle PRP tedavisi alan hastalar grup 2 olarak belirlenmiştir. Grup 2 deki hastaların statin kullanımı endikasyonu dahiliye ve kardiyoloji hekimleri tarafından başlanmış olup statin tedavisi alırken osteoartrit nedeniyle ortopedi ve travmatoloji polikliniğine başvuran hastalardır.Hasta dosyaları kullanılarak hastaların demografik özellikleri, eşlik eden ko-morbiditeleri, radyolojik görüntüleri hasta tıbbi kayıtlarından sorumlu araştırmacı tarafından toplanacaktır. Hastaların radyolojik ölçümleri sorumlu araştırmacı ve tez danışmanı ile birlikte gerçekleştirilecektir. İstatistiksel analiz sorumlu araştırmacı ve tez danışmanı tarafından SPSS programı kullanılarak analiz edilecektir. Grupların dağılımın normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilecektir. Normal dağılım gösteren değişkenler Student's t test ile, non-parametrik veriler Mann-Whitney U testi kullanılarak karşılaştırılacaktır. Bulgular: Çalışmaya 40-70 yaş arası toplamda 70 hasta dahil edilmiştir. Fonksiyonel ve kaygı skoru olan EQ5D5L'de PRP yapılmadan önce iki grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık gözlenmiştir (p=0.036). Bunun dışında bakılan tüm parametrelerde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Sonuç: Çalışmamızda PRP ile statinin birbirlerine karşı bir etkisinin olup olmadığı karşılaştırılmış; ağrı ve fonksiyonel skorlama açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Araştırmamızda her ne kadar PRP yapılan hastalar ile halihazırda statin kullanıp PRP yapılan hastaları karşılaştırsak da genel olarak hastaların memnun olduğu,ağrı skorlarının düştüğü ve fonksiyonel skorlarının iyileştiği görülmüştür.

Antikolesteremik ajanlarAğrıAğrı ölçümü+4
Mustafa Cem Özkan
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçan korneasında oluşturulan deneysel alkali yanık modelinde trombositten zengin plazmanın ve sodyum aljinatlı yarı sentetik hidrojelin korneal yara iyileşmesi üzerine etkisi

Amaç: Topikal olarak uygulanan yarı-sentetik sodyum aljinat hidrojelin ve hidrojelin trombositten zengin plazma (TZP) ile kombinasyonun histopatolojik, biyokimyasal ve ön segment optik koherens tomografi (ÖS-OKT) parametreleri üzerine etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 50 adet sıçanın sağ gözüne alkali yanık oluşturularak 5 adet eşit gruba bölünmüştür. Gruplardan birine topikal olarak fosfat tamponlu salin (Sham), birine TZP, birine 0,5% sodyum sitrat çözeltisi, birine yarı-sentetik hidrojel ve birine de topikal TZP ile birlikte hidrojel günde üç kez uygulanmıştır. Korneal opasite (KO), korneal epitelyal boyanma (KEB), siliyer hiperemi (SH), neovaskülarizasyon alanı (NVA) ve boyutu (NVB) değerlendirilmiştir. Korneal epitel defektindeki yüzdesi (KEDY) vizitlere göre değerlendirilmiştir. Dokuzuncu günde ÖS-OKT çekildikten sonra denekler sakrifiye edilmiştir. Alınan kornea dokusu histopatolojik olarak incelenmiş ve biyokimyasal olarak interlökin-1𝛽 (İL-1𝛽) ve matriks metalloproteinaz-9 (MMP-9) düzeyleri enzim bağımlı immunoabsorban assay (ELİSA) ile ölçülmüştür. Bulgular: Yanık sonrası ilk gün, gruplar KEDY, KO, SH, KEB, NVA ve NVB açısından benzerdi (p>0,05). Son vizitte KO, TZP grubunda Sham grubuna göre daha azdı (p=0,044). NVB açısından gruplar birbirine benzerdi (p>0,05). Gruplar arasında MMP-9 düzeyleri açısından birbirine benzerdi (p>0,05). İL-1𝛽 düzeyleri arasında anlamlı fark vardı (p<0,001). Sham grubuna göre TZP ve TZP+Hidrojel grubunda İL-1𝛽 düzeyi anlamlı derecede daha düşüktü (p=0,043 ve p=0,036). Epitel nekrozu açısından gruplar arasında anlamlı fark vardı en az olan grup TZP+Hidrojel grubuydu (p=0,003). Epitel kalınlığının en yüksek olduğu grup TZP+Hidrojel grubuydu (p=0,002). KEDY açısından son vizitte gruplar arasında fark vardı (p=0,042). Sham grubuna göre epitel defekti yüzdesine göre en hızlı iyileşen grup TZP+Hidrojel grubuydu (p=0,026). ÖS-OKT'de santral korneal alan ve solidite açısından doku MMP-9 düzeyi ile negatif korelasyon vardı (sırasıyla p=0,012 ve p=0,027). Sonuç: Yarı sentetik hidrojel, değerlendirilen parametrelerde anlamlı düzeyde iyileştirme yapmamıştır. Ancak TZP ile hidrojel kombine edilmesiyle epitel iyileşme hızı ve neovaskülarizasyon daha fazladır. TZP'de antikoagülan olarak kullanılan %0,5 sitratın TZP'nin yara iyileşmesi üzerine etkisi gösterilmemiştir. TZP'nin epitel kalınlığını ve epitel iyileşme hızını arttırıcı etkisi ile epitel nekrozunu azaltıcı etkisi hidrojel ile kombinasyonu ile arttırılabilir. Görüntü işleme ile ÖS-OKT ölçümleri, sıçan kornealarında yara iyileşmesi değerlendirmede yeni parametreler olarak kullanılabilir.

AlkalilikGöz yanıklarıHayvan deneyleri+6
Mehmet Ömer Kırıştıoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Generalize Agresif Periodontitisli hastalarda bulunan periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma ve sığır kaynaklı kemik grefti kombinasyonu uygulamasının klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Generalize Agresif Periodontitis'li (AgP) hastalarda bulunanperiodontal kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma(TZP) ve sığır kaynaklı kemik grefti (SKKG) kombinasyonunun etkinliğininklinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi amaçlandı.Çalışmamızda, yaşları 21 ile 35 arasında değişen, 20 Generalize AgP'lihastaya ait sondalanabilir cep derinliği (SCD) ? 5 mm ve kemik içi defektderinliği ? 3 mm olan toplam 100 kemik içi defekt TZP+SKKG ile tedaviedildi. Operasyon öncesinde ve operasyondan 12 ay sonra, plak ve dişetioluğu kanama indeksi, SCD, dişeti kenarı, ataşman, klinik kemik veradyografik kemik seviyesi ölçümleri yapıldı.Tüm hastalarda iyileşmenin sorunsuz gerçekleştiği gözlendi. Operasyondansonraki 12. ayda klinik ve radyografik parametrelerde başlangıç seviyesinegöre anlamlı iyileşme saptandı (p<0.0001). Defektin en derin noktasıgözönüne alındığında, 4.48±1.01 mm SCD azalması, 3.62±0.77 mm ataşmankazancı ve 0.84±0.54 mm dişeti çekilmesi, 3.11±0.62 mm klinik ve 2.89±1.47mm radyografik kemik kazancı bulundu.Bu bulgular, TZP ve SKKG kombinasyonunun Generalize AgP'li hastalardabulunan kemik içi periodontal defektlerde, tedavi öncesi ve sonrasıkıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı klinik ve radyografik iyileşmesağladığını göstermektedir

Kemik defektleriKemik nakliKemik rejenerasyonu+6
Tonguç Kavasoğlu
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Sığır kaynaklı kemik grefti ile ogmente edilen maksiller sinüslerde trombositten zengin plazmanın yeni kemik oluşumuna etkisi: Histolojik ve histomorfometrik değerlendirme

Bu çalışmanın amacı, sığır kaynaklı Unilab Surgibone® (USB) kemik grefti uygulanan maksiller sinus tabanı ogmentasyonlarında (MSTO) trombositten zengin plazmanın (TZP) yeni kemik oluşumu üzerindeki etkinliğinin histolojik ve histomorfometrik olarak belirlenmesi ve greftlenen bölgedeki dental implantların stabilizasyonlarının değerlendirilmesidir. Bilateral pnömatize maksiller sinüsleri bulunan, yaşları 45 ile 67 arasında değişen (53,78±7,06) 7'si erkek, 3'ü kadın 10 hasta çalışmaya dahil edildi. Aynı hastanın bir taraf maksiller sinüsü USB ile birlikte TZP ile ogmente edilerek çalışma grubu oluşturulurken, diğer taraf USB ile ogmente edilerek kontrol grubu oluşturuldu. Panaromik radyografilerde rezidüel kret yükseklikleri ölçüldü. MSTO cerrahisi sırasında ve postoperatif erken ve geç dönemdeki komplikasyonlar ve implant başarısı kaydedildi. İmplantların rezonans frekans analizleri, uygulandığı anda ve en az 6 ay sonra olmak üzere 2 defa ölçülerek implant stability quotient (ISQ) değerleri kaydedildi. MSTO işleminden implantların yerleştirilmesine kadar geçen süre ortalama 6,8±0,95 ay ve implantların yerleştirilmesinden protez aşamasına kadar geçen süre ortalama 6,52±0,71 ay idi. Her iki gruba da 14 olmak üzere toplam 28 implant yerleştirildi. Tüm örneklerde histolojik olarak yeni kemik oluşumu ve greftin rezorpsiyonu izlendi. Kontrol ve çalışma grubunun yumuşak doku miktarı, sırasıyla %59,97±7,53 ve %57,86±4,41, rezidüel greft miktarı %21,98±6,66 ve %23,68±5,99, yeni kemik miktarı %15,84±4,8 ve %16,05±3,86, trabeküler kemik hacmi ise %64,7±22,53 ve %69,11±18,66 oranında belirlendi. İki grubun histomorfometrik verileri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Kontrol grubu 1. ve 2. ISQ değerleri sırasıyla 71,78±4,96, 70,36±5,77 olarak ölçülürken, çalışma grubunda ISQ değerleri sırasıyla 75,43±6,40, 74,44±6,46 olarak kaydedildi. Her iki grupta da 2. kontrol ISQ değerleri ortalamaları 1. kontrol ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Unilab Surgibone® greft materyalinin MSTO'larda tek başına kullanıma uygun bir materyal olduğu, TZP kullanımının kemik rejenerasyonuna ve implantların stabilitesine bir etkisinin olmadığı, hem greftin konsolidasyonu hem de implantların yüklenmesi için en az 6 aylık bir sürenin yeterli olduğu sonucuna varıldı.

HistolojiKemik rejenerasyonuKemik ve kemikler+5
Fatih Cabbar
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda trombositten zengin plazma'nın intrabdominal adezyonların üzerine etkisi

Cerrahi alanındaki teknolojik gelişmelere rağmen intraabdominal adezyonlar; kısırlık, abdominaopelvik ağrı ve bağırsak tıkanıklıklarının en önemli nedenlerinden biridir. Bu çalışmada; trombositten zengin plazma (PRP)'nin intraabdominal adezyonların önlenmesi üzerine etkinliğinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmada 4 aylık 25 adet erkek spraque dawley ırkı rat kullanıldı. Ratlar her grupta 10 rat olmak üzere iki eşit gruba ayrıldı. Beş rat ise donör olarak kullanıldı. Bu ratlardan elde edilen kanlardan RRP hazırlandı. Genel anestezi altında operasyonlar klasik cerrahi kurallar altında iliosekal bölge açığa çıkarıldı ve 1 cm2'lik bir bölge travmatize edildi. Birinci grup kontrol olarak değerlendirildi ve herhangi bir kimyasal uygulanmadı. İkinci gruptaki ratlara lokal olarak PRP 0.4 ml. dozunda uygulandı. Postoperatif 14. günde relaparatomi yapıldı. Sonuçlar makroskopik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. PRP grubunun adezyon derecesi ve fibrozis dereceleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (P<0.005). PRP ve kontrol grupları arasında inflamasyon derecesi bakımından anlamlı bir farkın olmadığı gözlendi (P>0.005). Sonuç olarak, PRP'nin intraabdominal adezyonları önlemede daha etkili olduğu saptandı.

AbdomenAdezyonlarDoku adezyonları+2
İlyas Akay
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İntraepididimal trombositten zengin plazmanın koç spermasının kalitesi ve dondurulabilirliği üzerine etkisi

Koç spermatozoasının kalitesinde dondurma sonrası gözlenen yüksek düzeydeki hasar, spermatozoon membranındaki lipit kompozisyonunun diğer türlere göre farklı biyokimyasal yapıda olmasıyla ilişkilendirilmektedir. Membran lipit kompozisyonunun tam olarak şekillenmesi ve spermatozoanın olgunlaşması epididimal taşınma esnasında meydana gelmektedir. Bazı büyüme faktörleri kolesterol ve diğer lipit bileşenleri ile etkileşim içerisindedir. Trombositten zengin plazma (platelet-rich plasma, PRP) pek çok büyüme faktörünü yüksek düzeyde içermektedir. Bu çalışma intraepididimal PRP uygulamasının koçlarda spermanın kalitesi ve dondurulabilirliği üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmada bir yaşında yetişkin 12 Akkaraman koç, her birinde altı tane olacak şekilde kontrol ve PRP olmak üzere iki gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki hayvanlara 15 günde bir intraepididimal %0.9'luk sodyum klorür (NaCl), PRP grubundaki hayvanlara da otolog PRP uygulandı. Çalışma süresince her bir koçtan 15 günde bir altı ejakülat (ilk enjeksiyon zamanı hariç, son enjeksiyondan 15 gün sonrası dâhil) sperma örneği suni vajen yardımıyla alındı. Alınan her bir natif sperma örneğinin miktarı belirlendikten sonra yarısı rutin (motilite, yoğunluk, kinematik, morfolojik ve membran bütünlüğü) ve flow-sitometrik (mitokondriyal aktivite, apoptoz, ölü-canlı) spermatolojik analizler, oksidatif stres, yağ asidi ve kolesterol analizi için kullanıldı. Spermaların diğer yarısı ise dondurma-çözdürme işlemine tabi tutuldu. Dondurulmuş-çözdürülmüş spermalarda da rutin ve flow-sitometrik spermatolojik analizler, oksidatif stres, yağ asidi, kolesterol ve moleküler analizler yapıldı. İntraepididimal PRP uygulaması kontrole göre natif spermadaki membran bütünlüğü (HOS), total motilite, kinematik parametreler, yüksek mitokondriyal aktivite (YMA), glutatyon (GSH), glutatyon peroksidaz (GPx), katalaz (KAT), margarik asit, stearik asit, vaksenik asit, nervonik asit, α-linoleik asit ve dokosapentaenoik asit değerlerini artırırken, baş ve toplam anormalite, apoptoz, hasarlı akrozom oranları ile malondialdehit (MDA) düzeyini azalttı. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında intraepididimal PRP uygulaması dondurulmuş-çözdürülmüş spermadaki HOS, total, progressif, hızlı motilite, eğrisel hız (VCL), doğrusal hız (VSL), ortalama yol hızı (VAP) oranları ile KAT, kolesterol, miristik asit, steroidogenik akut düzenleyici protein (StAR), 3-beta-hidroksisteroid dehidrojenaz 1 (HSD3β1), spermin katyon kanalları 1 (CatSper1), trombosit kökenli büyüme faktörü (PDGF), trombosit kökenli büyüme faktörü reseptörü (PDGFR) değerlerini artırırken, hasarlı akrozom ve MDA düzeylerini azalttı. Ayrıca PRP grubunun dondurulmuş-çözdürülmüş spermalarındaki CatSper2, 3 ve 4, geçici reseptör potansiyel melastatin 3 (Trpm3), geçici reseptör potansiyel vanilloid 5 (Trpv5) iyon kanalları, oar-miR-3958-3p ve oar-miR-125b mesajcı ribonükleik asit (mRNA) ekspresyonları ile CatSper3, HSD3β2 ve PDGFB protein ekspresyonlarında artış, bta-miR-22-3p ve rno-miR-494 mRNA ekspresyonları ile vasküler endotelyal büyüme faktörü A (VEGFA) ve dönüştürücü büyüme faktörü β1 (TGFβ1) protein ekspresyonlarında da azalma gözlendi. Sonuç olarak, yetişkin koçlara inraepididimal PRP uygulamasının hem natif spermanın kalitesi hem de dondurulabilirliği üzerine faydalı etkilerinin olduğu kanaatine varıldı.

Transforme edici büyüme faktörleriTrombositten zengin plazmaVasküler endotel büyüme faktörleri
Serap Dayan Cinkara
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00

Related subjects