Sosyoekonomik sorunlar
Bu konu başlığı altında 91 tez
KOBİ'lerin temel sorunları ve SWOT analizi
Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ), büyük sanayi işletmelerinin ihtiyaç duyduğu finansmandan çok daha az bir finansmanla kurulabilen işletmelerdir. KOBİ'ler istihdama olan katkıları, esnek üretim yapıları ve büyük işletmelere yarı mamul üretme gibi özellikleri ile ülkelerin ekonomik ve sosyal hayatında önemli yer tutarlar. Türkiye ekonomisinde hem istihdam yaratan hem de dış ticaretinde önemli bir yeri olan KOBİ'lerin karşılaştıkları sorunları gidermeye yönelik önlemler alınmalıdır. Bu bağlamda, bu çalışmada KOBİ'lerin karşılaştıkları temel sorunlar ele alınmış ve KOBİ'lere yönelik SWOT analizleri yapılmıştır. Araştırma kapsamında alanyazın taranmış, daha önce KOBİ'lerin sorunlarıyla ilgili yapılmış akademik çalışmalar incelenmiştir. Araştırma sonucunda KOBİ'lerin öne çıkan sorunları arasında, üretimsel sorunların, yönetimsel sorunların, finansal sorunların, pazarlama sorunlarının, markalaşma sorunlarının, standartlaşma sorunlarının ilk sıralarda yer aldığı görülmüştür.
Özel güvenik sektörünün sosyo ekonomik sorunları: Tekirdağ örneği
Ülkemizde 1981 yılından önce özel güvenlik sistemi diye bir kurum yoktu. 1981 yılında 2495 sayılı kanunla özel güvenlik sistemi ülkemizde yürürlüğe girdi. Bunun bir sonucu olarak bankalar, hastaneler, üniversiteler, alışveriş merkezleri, barajlar, enerji santralleri artık özel güvenlik kuruluşları tarafından korunmaya başlandı. Daha sonra 5188 sayılı yasa ile bunların hepsi özel güvenlik çatısı altında çalışmaya başladılar. Böylece bu firmalar kontrol edilebilir hale geldi. Sorunlar şeffaf bir şekilde ortaya konuldu. Bu çalışmamızın birinci bölümünde yönetim, güvenlik ve Türkiye'de güvenlik hizmetlerinin yapılanması üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise özel güvenlik kavramının tarihçesinden ve özel güvenlik uygulamalarından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise güvenlik kavramlarına daha geniş yer verilmiş faaliyet alanları ve yasal temelleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise Tekirdağ ilinde özel güvenlik teşkilatının problemleri ile son bölümde bununla ilgili yöntemler tartışılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Kolluk, Genel Kolluk, Özel Güvenlik Teşkilatının Problemler
Türkiye'deki istihdam sorunu ve işsizlik: Tekirdağ ili örneği
İktisat bilimi ülkelerin ekonomik gelişme ve sosyal kalkınma düzeylerini konu alan bir bilimdir. Dolayısıyla Türkiye'nin sosyoekonomik yapısına bakıldığında, günümüzde diğer ülkelerde de olduğu gibi istihdam ve işsizlik sorunlarıyla karşılaşılmaktadır. Bu sorunlar son yıllarda artış göstermekle birlikte ciddi anlamda çözüme kavuşturulması gereken ve özellikle işsiz gençler bağlamında oldukça önem teşkil eden bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada çeşitli iş alanları, işçi-işveren tarafı ve halkın içindeki iş bulamayan bireyler ve özellikle işsiz genç kesim çeşitli veriler ile rapor edilecektir. İşsizlik sorunu tüm boyutlarıyla ele alınarak istihdamın Türkiye'deki güncel durumu ve Tekirdağ ili örneği incelenecektir. İşsizlik, özellikle Türkiye'de toplumun kanayan yarası durumundadır. Türkiye'nin gündemindeki varlığını devam ettirmekte olan işsizlik sorununun bu tez ile Türkiye'deki son durumuna ve bu soruna karşı alınan önlem ve uygulanan politikalara değinilecektir.
Turizm sektörünün Kapadokya-Nevşehir bölgesine sosyo-ekonomik katkıları ve karşılaştığı sorunlar üzerine bir çalışma
Dünya ekonomisindeki payı yıllar içerisinde büyük oranda artan turizm sektörü, günümüzde ülkeler için önemli bir pazar haline gelmiş durumdadır. Özellikle Türkiye gibi hem gelişmekte hem de turizm çeşitliliği açısından zengin bir ülke için turizm ülkeye ekonomik olduğu kadar sosyal anlamda da büyük katkılar sağlamaktadır. Türkiye'de bu yüzden turizm sektörüne olan yatırımlarını son yıllarda büyük ölçüde artırmıştır. Bu yatırımlarla ülkeye gelen turist sayısını, turizm gelirlerini ve kişi başı turizm harcamalarının artılmasını amaçlamaktadır. Bu turizm yatırımlarının yapıldığı turizm bölgelerinden birisi de eşsiz doğal güzelliklere sahip Kapadokya bölgesidir. Kapadokya bölgesi sahip olduğu turizm güzellikleri sayesinde, Türkiye için önemli bir turizm destinasyonudur. Bu bağlamda söz konusu araştırmanın amacı; turizm sektörünün hem Türkiye hem de Kapadokya-Nevşehir bölgesi açısından ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarıyla değerlendirilmesini ve bu bölgenin ulusal ve uluslararası platformalarda tanınması için önerilerde bulunmaktır. Ayrıca turizm sektörünün karşılaştığı sorunlarda geniş bir bakış açısı ile ele alınmıştır. Araştırma kapsamında araştırma amaçları doğrultusunda oluşturulan anket formu kolayına örnekleme yöntemi çerçevesinde çekirdek Kapadokya olarak anılan Nevşehir ilinde ikamet eden 240 adet örnekleme uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Turizm Sektörü, Sosyo-Ekonomik, Turizm ve Kapadokya, Turizm Sorunları.
Türkiye'de dış göç-sinema ilişkisi: Yeşilçam örneği
Türk sinemasını, geçirdiği tüm süreçler ekseninde; yenilik, işlevsellik ve izleyici ile bağ kurma açısından en büyük devinimi yaşadığı 60'lı ve 70'li yıllar olmadan incelemek, sinema endüstrisi kavramını eksik olarak ele almak olacaktır. Bu yıllarda ülkenin sosyolojik ve kültürel normlarının bir nevi yozlaşmasında etkili olan emperyal ve kapital düzenin ülkedeki yükselişi; bu yükselişin etkisi altında "köy" kavramından, "şehir" kavramına göç etmiş "köylü" temsilinin, bu yükselişin karşısında ki sosyalist tavrı benimseyip, bu tavırla "köy-şehir", "köylü-şehirli" veya "zengin-fakir" vb. ayrıklık ve tipolojileri üzerine akıl yürütmesiyle, Türk sineması, Türk sinemacılarının bu ayrım üzerinden yaptıkları okumalarla anlattıkları şehir ya da köy insanın içindeki feodal yapının hikâyeleri etrafında şekillenmiş bir sinema yapma pratiğine dönüşmesine yol açmıştır. Söz konusu dönem gerçekçi bir bakış açısıyla ele alınmaktadır. Sinema sektörü oldukça işlevsel ve sanatın toplum üzerindeki etki alanının sonuna kadar kullanıldığı bir sinema üretim sürecine yönlendirerek; belki de ülkenin yegâne sinema yapma tarzını oluşturmuştur. Sanatın herhangi bir alanını taşıyıcı bir dönem olmadan düşünmek, sanatı eksik olarak anlamaya sebep olmaktadır. Bu sebeple Türk sinemasının toplumcu bakış açısı ve aklı yürütmesiyle yapılmış bu döneminde taşıyıcı bir ortam olmadan düşünmek sinema kavramını eksik algılamamıza yol açacaktır. Bu çalışmada, Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve sosyolojik yapısının düzenlenmesinde etkili olan göç kavramı ile sinema ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Çalışmaya yön veren nedenlerin başında sinema ile göç kavramının varoluşsal bağı yer almaktadır. Her iki kavram da modern zamanın ürünü olarak birbirlerinden beslenmektedirler. Sinema sektörünün aynı zamanda bir sanayi dalı olması sebebiyle de çalışmada iki boyutlu bir analiz ve kıyaslama gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak dış göç ve sinema ilişkisinin sinema endüstrisinin gelişimine ve pazarına etkisi oldukça fazladır. Göç kavramı sinema filmlerinin baş hikâyelerini oluşturmaktadır. Bu da sinemayı popüler hale getiren konuların bu alandan beslendiği anlamına gelmektedir. Dış göçün sosyal ve ekonomik bir sorun olarak karşımıza çıktığı ve Türk sinemasının yeniden canlanmasında etkisi olduğu görülmüştür. Bu durumunda yurtdışında yaşayan göç etmiş vatandaşlara ve kendi ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımıza aksettirilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimler: Göç, Sinema, Yeşilçam, Ekonomi
COVID 19 pandemi sürecinde hava yolu ve kara yolu entegrasyonunda karşılaşılan sorunlar ve çözümüne ilişkin kalitatif bir çalışma
Covid 19 Pandemi sürecinde, her ne kadar insanların seyahatleri ve serbest dolaşımı kısıtlanmış olsa da, ürünlerin ulusal ve uluslararası ticareti devam etmiş, tüm dünyada lojistiğin önemi giderek artmış ve daha iyi anlaşılmıştır. Havacılık sektörü daha önce tarihinde deneyimlemediği boyutta bir krizle karşı karşıya gelmiştir. Özellikle yolcu taşımacılığı tarafında pandeminin seyrine bağlı olarak operasyonların tamamının durduğu dönemler dahi yaşanmıştır. Kargo taşımacılığı tarafında ise bunun tam tersi gelişmeler yaşanmış, yolcu uçaklarının altında kargo taşıması için ayrılan kapasitelerin ortadan kalkması nedeniyle pazara sunulabilen kapasite azalırken, hem pandemiye has yeni alışveriş alışkanlıkları nedeniyle hem de hijjenik malzemelerin hızla ihtiyaç bölgelerine ulaştırılabilmesini teminen kargo taşımacılığına olan talep hızla artmıştır. Hava limanlarına uçaklara yüklenmek üzere getirilen kargoların ve limanlara indikten sonra nihai varış noktasına ulaştırılması gereken yüklerin tamamı kara yolu ile entegrasyon halinde olup, hava kargo tarafında yaşanan her değişim kara yolunu da etkilemektedir. Bu tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak durum analizi yapılmıştır. Araştırmanın katılımcılarından yüz yüze görüşme yoluyla elde ettiği veriler NVivo paket programıyla tematik analize tabi tutulmuştur ve Türkiye'de Covid 19 Pandemi sürecinde yük taşımacılığında, hava yolu-kara yolu entegrasyonunda karşılaşılan sorunlar ve çözümüne ilişkin kalitatif bir analiz yapılmıştır.
Türkiye'de göç sorunu ve yönetimi: Van ili örneği
Göç, zaman ve mekan bakımından insanlığın kadim olgularından biridir. Türkiye de kurulduğu günden bu yana göçe maruz kalmıştır. Sınırları belirlendikten sonra ilk olarak soydaş göçüyle karşılaşan ülkemiz, günümüzde bunun ötesine geçerek ekonomik göçün de hedefi olmuştur. Çalışmada göç tarihsel süreçte, kavramsal, türleri ve nedenleri-sonuçları açısından incelenmekle beraber, mekânsal olarak Türkiye'de yaşanan iç göç ve dış göçlere odaklanmaktadır. Tezin birinci bölümünde göçün tanımı yapılmış, çeşitleri belirlenmiş, nedenleri-sonuçları incelenmiş, sonrasında geçmişten günümüze kıtalar baz alınarak dünya göç tarihi incelenmiştir. Ayrıca Türkiye'nin cumhuriyetten bu yana göç tarihi ve uygulanan politikalar iç göç ve dış göç üzerinde anlatılmaya çalışılmıştır. Aynı şekilde Avrupa Birliği ayrı olarak göç ve göçmen politikalarıyla birlikte tez çalışmasında yerini almıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde göç olgusunun Türkiye'de nasıl yönetildiği ele alınmaktadır. Bu bağlamda Türkiye'de göç yönetiminin yapısal gelişimi üzerine durulmuş ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü teşkilat yapılanmasına yer verilerek göçün yapısal ve hukuki süreçlerine değinilmiştir. Ayrıca genel müdürlüğün görev ve yetkileri ile Van İl Göç İdaresi de ele alınarak göçün taşra örgütlenmesi aydınlatılmak istenmiştir. Van İl Göç İdaresi'nin kentteki düzensiz göç olgusu karşısında karşılaştığı ve üstesinden geldiği temel durum ve olaylar ele alınmıştır.Tezin asıl amacı olan Van'ın göç açısından incelenmesi de üçüncü ve son bölümde gerçekleştirilmektedir.Bu kapsamda Van'ın cumhuriyetten bu yana olan göç süreci incelenmiş ve Van'ın aldığı dış göç, yapılan anket çalışmasıyla anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan güvenirlik analiziyle de çalışma güvenilirliğikanıtlanmıştır.Yapılan anket çalışmasıyla yabancıların Türkiye ve Türkiye ve Van'ı tercih etme sebeplerini ve tercih edenler arasında ortak bir noktanın olup olmadığını anlama amaçlanmıştır.
Kadın girişimcilerin sorunları Van ili örneği
Kadınlar girişimcilik faaliyetlerine mikro işletmelerde başlar ve burada sürdürür. Kadın girişimciler, yenilikçi ve yaratıcı olarak bireysel veya başkaları ile iş birliği yaparak ekonomik bağımsızlığını elde etmekte yetenekli kişilerdir. Kişisel, aile ve sosyal yaşama ayak uydurarak bir kuruluşu başlatıp başkaları için istihdam yaratabilen kadınlardır. Araştırma; girişimci ve girişimcilik kavramlarını temel olarak ele alarak kadınların iş yaşamındaki yeri ve girişimcilik faaliyetlerini incelemektedir. Bununla ilgili olarak Van ilindeki kadın girişimcilerin sorunları çeşitli boyutlarıyla ele alınmıştır. Çalışmanın amacı ise Van ilinde faaliyet gösteren kadın girişimcilerin demografik özellikleri; kadın girişimciliğinin yaş, eğitim düzeyi ve eşinin mesleğine göre nasıl farklılaştığı; girişimci olma nedenleri, işyerlerini kurarken ve işlerini kurduktan sonra karşılaştıkları sorunların incelenmesidir. Araştırmanın sonucuna bakıldığında ise kadın girişimci sorunlarının bölgesel farklılıklara uğradığı görülmektedir. Van ilinin bulunduğu coğrafi konumu ve sosyo-kültürel yapısı değerlendirildiğinde kadın girişimcilerin işyerlerini kurarken literatürdeki benzer çalışmaların aksine sermaye temini gibi finansal sorunlarla karşılaşmadıkları görülmüştür. Van ilindeki kadınların sorunları daha çok içinde bulunduğu mevcut pazarda kendine yer edinebilmektir.
Hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunları ve sosyal hizmet: Bingöl M tipi kapalı-açık ceza infaz kurumu örneği
Bu araştırma suç ve sosyal hizmet ilişkisi bağlamında Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ve ihtiyaç duydukları sosyal hizmet uygulamalarını ortaya koymak amacıyla yapılan betimsel bir çalışmadır. Toplumsal normlar toplumun düzenini ve devamlılığını sağlayan toplumsal sistemin unsurlarıdır. Toplumsal normlardan sapma eğilimi bazı sorunları ortaya çıkarabilmektedir. Bu sorunların en belirgin olanı ise suç olgusudur. Suç tarihte her zaman kendine yer edinmiştir ve insanlık tarihi boyunca da devam edecektir. Suç birçok bilim dalı ve disiplinler tarafından araştırılmıştır. Her disiplin kendi bakış açısıyla suçu açıklamaya çalışmıştır. Ayrıca suçu incelerken suçlulara da değinmek gerekmektedir. Dolayısıyla hükümlülerin yaşadığı sosyo-ekonomik sorunları, ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini, suç işleme nedenlerini ortaya koymak bu araştırmanın temel amaçlarındandır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılarak nicel bir çalışma yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Bingöl M Tipi Kapalı-Açık Ceza İnfaz Kurumunda kalan 250 adli hükümlü oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak hükümlülerin sosyo-ekonomik sorunlarını ortaya koymaya yönelik görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada ortaya çıkan verilerde değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koymak adına ki-kare analizi kullanılarak incelenmiştir. Araştırma sonucunda hükümlülerin yaşları ile suç türleri, aylık gelirleri ile suç türleri, suç işleme nedenleri ile suç türleri, hükümlülerin aile ve yakınlarıyla olan ilişkileri ile ziyarete gelme sıklığı, sosyal destek olma durumları arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki (X2<0,05) olduğu tespit edilmiştir. Ancak grupların homojen dağılması dolayısıyla hükümlülerin öğrenim durumu ile suç türleri, medeni durumları ile suç türleri, meslekleri ile suç türleri arasında ki-kare analizi sonucunda anlamlı bir ilişki olmadığı (X2>0,05) tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular hükümlülerin suç işleme nedenlerini, ceza infaz kurumunda bulundukları infaz süreci boyunca ve ceza infaz kurumundan tahliye sonrası süreçte de yaşadıkları sosyo-ekonomik sorunlar ile ihtiyaç duydukları sosyal hizmet müdahalelerini ortaya koymaktadır. Bunun yanısıra suçun önlenmesine yönelik önerilere de yer verilmektedir. Dolayısıyla çalışma sonucunda sosyal hizmet alanı için önemli bulgular elde edilmiştir.
Yerel yazılı basın özellikleri ve sorunları: Uşak ve ilçeleri üzerine bir çalışma
Yerel yazılı basınlar birçok ilde birbirinden farklılıklar gösterebilmektedir.Bu açıdan her yerel basının kendi içerisinde geçmişten bu güne inceleyerek değerlendirmek gerekmektedir.Gerçekleştirilen araştırmanın asıl amacı Uşak ili ve ilçelerinde ki yerel yazılı basının sorunlarını belirlenmesi ve yerel yazılı basında çalışan kişilerin görüşleri doğrultusunda uşak iline özel önerilerde bulunmaktır.
Engelli çocuğa sahip kadınların yoksulluk deneyimleri ve yapabilirlikleri üzerine nitel bir araştırma
Bu araştırmada sosyoekonomik düzeyi düşük olan ve engelli çocuğu olan kadınların yaşantılarını ve yapabilirliklerini incelemek için yapabilirlikler yaklaşımı kullanılmıştır. Yapabilirlikler yaklaşımı her bir bireyin ne olabileceği ve neler yapabileceği sorularını merkeze alan bir yaklaşımdır. Bir yıl süren bu çalışmada, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarından yardım alan engelli çocuğa sahip kadınların aile içi, çevresel ve dışlanma boyutuyla yoksulluk deneyimleri, onlarla uzun süreli görüşmeler yapılarak derinlemesine inceleneceğinden, derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Yapılan bu derinlemesine görüşmeler özne grubunun tercihleri dahilinde daha konforlu hissetmeleri nedeniyle sesli ve görüntülü arama aracılığıyla yapılmıştır. Nitel bir araştırma olan bu araştırma bir anlatı araştırmasıdır ve analiz aşamasında anlatı analizi kullanılmıştır. Kadınlarla yapılan derinlemesine görüşmeler MAXQDA 12 Analytics Pro yazılımı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında kadınların, engelli bir çocuğa sahip olmanın şekillendirdiği deneyimlerine ilişkin öyküleri incelenerek hikayede örtük olan anlamın ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmanın bulgularında yapısal yapabilirlikler ve psikososyal yapabilirlikler olmak üzere iki farklı ana tema oluşmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre engelli çocuğa sahip kadınların yapabilirlik geliştirme süreçleri birçok yaşamsal deneyimle ilişki içerisindedir. Alınan anlatılardan çıkan sonuca göre araştırmanın özne grubunun temel yapabilirlik düzeyleri literatüre göre olması gerekenden oldukça zayıftır. Bu noktada devlet, yapabilirlik geliştirmenin çok boyutlu bir kavram olduğunu kabul etmeli ve sorumluluk almalıdır.
Psychological well-being in adolescents with lower socio-economic status: The roles of emotions and system justification
Previous studies have demonstrated that poverty is negatively related to psychological well-being among adolescents. Although there is an increasing interest in understanding psychological predictors behind well-being of adolescents from poor family backgrounds, most studies have largely focused on the role of family structure, such as parental support and parental cohabitation. However, since poverty occurs in a context of social relations embedded in power inequalities in society, it is also important to understand whether well-being of adolescents coming from lower socioeconomic status (SES) is related with how adolescents with low SES perceive inequality and what emotions they feel toward the affluent. Therefore, in the current thesis, it was focused on the well-being of the adolescents coming from lower SES family background, with a particular emphasis on the roles of emotions and system justification, which taps individuals' tendency to legitimize inequality. Specifically, in terms of emotions, the attention was narrowed to anger and admiration which are two important and prevalent emotions in the context of poverty. Moreover, it was attempted to examine not only admiration and anger as discrete emotions but also as a mixed emotional experience, which refers to affective experiences characterized by the co-activation of two emotions, usually opposite in valence. Combining knowledge from the domains of poverty among adolescents, system justification, admiration, anger, and mixed emotions, the goal of the thesis was to understand whether both system justification and emotions in relation with the affluent peers predicted well-being of adolescents coming from lower SES family. It was argued that justifying economic inequalities would positively predict well-being of adolescents coming from lower SES family. It was also claimed that both anger and admiration as discrete emotions and as a mixed emotional experience would negatively predict well-being. However, it was argued that the link between system justification and well-being would be mediated by both discrete emotions and mixed emotions. To do this, in one correlational study, data was collected from high school adolescents (N =219). As expected, results demonstrated that system justification predicted well-being through anger. However, although admiration and mixed emotion of admiration and anger were negatively associated with well-being, they were not related to system justification. Implications, future directions, and limitations of the study were discussed.
Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgede yaşayan çocukların anlatı becerileri ile erken okuryazarlık becerilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı bölgede bulunan 5 yaş çocuklarının erken okuryazarlık ve öykü anlatma becerilerini detaylı bir şekilde incelemek ve aralarındaki ilişkiyi araştırmaktır. Çocukların erken dönem dil becerilerinin okuryazarlık becerilerini öngördüğü kanıtlanmış olmakla birlikte, okul öncesi sözel anlatı becerilerinin dil ile erken okuryazarlık arasındaki ilişkisindeki rolü hakkında çok az şey bilinmektedir. Ayrıca bu becerilerin çocukların ileriki dönem akademik başarısı ve okuryazarlık becerileri üzerinde etkisi çalışmalarla kanıtlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara İli Altındağ İlçesi'nde sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı olan bir bölgede MEB'e bağlı bağımsız bir anaokuluna devam eden çocuklar oluşturmaktadır. Bu araştırma çocukların anlatı becerileri ve erken okuryazarlık becerilerini desteklemek amacıyla bir eğitim programı hazırlayıp uygulamak amacıyla başlamış ancak Pandemi (Covid 19) süreci nedeniyle 4 hafta boyunca uygulanan 8 haftalık eğitim programına son verilmiştir. Bu çalışmanın örneklemini eğitim programı uygulamak amaçlı oluşturulan deney ve kontrol grubunda yer alan 43 (kız=22, erkek=21) çocuk oluşturmaktadır. Bu araştırmada çocukların erken okuryazarlık becerileri Kargın, Ergül, Büyüköztürk ve Güldenoğlu tarafından geliştirilen "Erken Okuryazarlık Testi (EROT)" ve Karaman tarafından geliştirilen "Erken Okuryazarlık Becerilerini Değerlendirme Aracı" kullanılmıştır. Çocukların öykü anlatmalarını sağlamak için Mercer Mayer (1969) tarafından oluşturulan "Frog Where Are You" (Kurbağa Neredesin) isimli resimli yazısız kitap; çocukların anlatılarının analizi için ise Işıtan (2010) tarafından geliştirilen "Öykü Anlatma Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda alt sosyo-ekonomik düzeyden gelen çocukların anlatı becerileri ve erken okuryazarlık becerilerinin anne öğrenim düzeyinden ve sosyo-ekonomik koşullardan etkilendiği görülmüştür. Ayrıca çocukların anlatı becerileri ve erken okuryazarlık becerileri arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur.
Hükümlü ailelerinin yaşam deneyimleri: Niteliksel bir araştırma
Aile üyelerinden birinin tutuklanması hükümlülüğe oranla içerisinde bir miktar umut barındırsa dahi oldukça travmatik bir deneyimdir. Geride kalan aile üyeleri için umutların tükendiği bir deneyim olan hükümlülük olgusu ise aileleri pek çok yönden daha ciddi etkilemektedir. Fakat konu ile ilgili alanyazın incelendiğinde Türkiye'de hükümlü ailelerini konu alan az sayıda araştırmaya rastlanılmıştır. Bu nedenle araştırma, hükümlü ailelerinin hükümlülük olgusu sonrasında yaşadığı değişimleri, sorunları, gereksinimlerini ve baş etme stratejilerini kısaca hükümlülük sonrası yaşam deneyimlerini anlamayı amaçlamaktadır. Hükümlü ailelerinin yaşam deneyimlerine ilişkin edinilen bilgiler ışığında ise hükümlü ailelerine yönelik sosyal politika ve sosyal hizmetlerin geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmaktadır. Niteliksel araştırma modeliyle tasarlanan araştırmada, ailelerin deneyimlerine ilişkin soruları içeren yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, kartopu yöntemi ile ulaşılan 17 hükümlü eşi ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Eşi cezaevinde olan 14 kadın ve 3 erkek ile yapılan görüşmeler kuramsal bilgiler ışığında çözümlenerek yorumlanmıştır. Araştırma sonuçları tutukluluk-hükümlülük sürecine ilişkin sonuçlar, aile sisteminde yaşanan değişimlere ilişkin sonuçlar, ailelerin yaşadıkları sorunlara ve gereksinimlerine ilişkin sonuçlar ve baş etme stratejilerine ilişkin sonuçlar olmak üzere dört ana başlıkta ele alınmıştır. Bahsi geçen sonuçlara yakından bakıldığında ise hükümlü ailelerinin ekonomik, psikososyal ve infaz sürecinden kaynaklı sorunlar yaşadığı, hükümlülük sonrasında aile yapısının, ilişkilerin ve iletişimin değiştiği, rollerin yeniden yapılandırıldığı ve ailelerin yaşadığı sorunlar karşısında ciddi gereksinimleri olduğu görülmüştür. Ailelerin yaşanan sorunlarla genel olarak duygusal odaklı baş etmesi ve hizmet/destekler konusunda farkındalıklarının ve erişimlerinin oldukça düşük olduğuna rastlanmıştır.
Another way is possible: Looking at women's lives through the filter of divorce
This study primarily deals with women's experience of divorce in Turkey, and it aims to explore the following questions: how do the structure of marriage, the roles that women are expected to assume, and their perception of themselves within their families affect their decision to get divorced? Can any causality be established between the changing economic countenance of Turkey and the performance of manhood and womanhood on the decision of women to get divorced? What kind of strategies do women employ before and after divorce? Twenty-seven semi-structured life-story interviews were conducted in six different cities of Turkey. The average age of the participants is fourty-five, and the average length of time after divorce is ten years. The interviews lasted for almost thirty hours. The study demonstrates that the fatherhood performance women were exposed to when they were growing up plays an influential role on the decision mechanism in women's married lives, and the husband constitutes a second fatherhood from which women prefer to escape. Working life facilitates this escape.When children are involved, marriages are sustained until women decide to end it at the most appropriate time. Financial problems are experienced as a result of unemployment, and domestic violence in marriage are prevalent among the participants. Most of the participants interpreted divorce as a relief and a way out of an oppressive state despite its challenging results.
Sosyoekonomik perspektiften çocuk işçilerde yoksulluğun analizi: Antalya Kadriye örneği
Bu tez çalışmasında tarım işçiliği yapan çocukların yoksulluk göstergeleri, çocuk yoksulluğunu tanımlama biçimleri, çocuk yoksulluğunun nedenlerine yönelik algıları, çocuk yoksulluğunun üstesinden gelme biçimleri ve yoksulluğun çözümüne yönelik çocukların önerilerinin neler olduğunu belirlemek, ayrıca onların çocuk işçiliğine başlama nedenleri, çocuk işçiliği hakkındaki düşünceleri ve gelecek beklentileri ortaya konulmak amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda yoksulluğun çocuklar tarafından nasıl deneyimlendiği, çocuk yoksulluğunun doğası ve çocuk yoksulluğu ile çocuk işçiliğinin arasındaki ilişki ortaya konulmak istenmektedir. Bu çalışmada çocuk yoksulluğu çocuk işçilerin yaşadıkları yoksulluk deneyimi üzerinden sosyoekonomik bir perspektifle, çocuk odaklı ve hak temelli bir yaklaşımla analiz edilmektedir. Bu tez çalışması, çocuk yoksulluğunun analizinin Antalya-Kadriye Mahallesi'nde tarımda çilek toplama işinde çalışan 15 çocuk işçi ile derinlemesine görüşmelerle elde edilen verilerin fenomenolojik desen kullanılarak yapıldığı nitel bir saha araştırmasıdır. Araştırmadan elde edilen bulgular çocuk yoksulluğunun çok boyutlu bir doğaya sahip olduğu, yoksulluk içinde büyümeye devam eden çocuklar için yoksulluğun onların işçileşmesine yol açarak çocuk işçiliğinin artmasında etkili olduğu; diğer taraftan çocuk işçiliğinin de çocukların eğitimsel gelişimlerinde ve beceri geliştirmelerinde engelleyici olduğundan onların yoksul kalmalarına yol açabileceği sonucuna ulaşılmaktadır. Neticede yoksulluk çocuk işçiliği aracılığı ile yoksulluğu doğurmakta çocuklar için acı bir deneyim olup, çocukların geleceklerini şimdiden ipotek altına almaktadır. Bu tez çalışmasının çocuk işçilerde çocuk yoksulluğunu sayılara indirgemeden ve yetişkin odaklı hareket etmeden bizzat yoksulluğu deneyimleyen çocukların gözünden gerçekliği olduğu gibi ortaya koyması, bunun yanı sıra iktisat disiplininde nadiren uygulanan nitel araştırma yönteminin uygulanabilirliğini göstermesi açısından literatüre katkı sunması beklenmektedir. Bu bağlamda iktisatta hâkim olan matematiksel paradigmanın iktisada yaşattığı "metodolojik daralmışlığın" (Lenger, 2019) aşılmasına yardımcı olunabileceği düşünülmektedir. Antalya-Kadriye'de çocuk yoksulluğunun analizine dair bir araştırmanın yapılmaması araştırmanın özgün değerini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Yoksulluğu, Çocuk İşçiliği, Çalışan Çocuklar, Sosyoekonomik Perspektif, Antalya-Kadriye
Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası'nın yoksullukla mücadele politikaları: 2002 sonrası Türkiye örneği
Yoksulluk, bugünkü en önemli sosyo-ekonomik problemlerinden biridir. Uluslar zengin veya fakir olsa dahi yoksulluk herzaman güncel kalmaya devam etmektedir. Başlangıçta yoksulluğun azaltılması uluslararası ekonomik kuruluşlar için öncelik olmamasına rağmen, uyguladıkları politikalara yapılan yoğun eleştiriler nedeniyle, bu kuruluşların zamanla önemli öncelikleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu çalışmada, Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası küresel yoksullukla mücadele politikaları, yaklaşımları, stratejileri, etkinliği ve bunların nasıl değiştiği 2002 sonrası Türkiye bağlamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Bunun için ilk önce yoksulluğun çeşitli tanımları ve ölçüm yöntemleri üzerinde durulmuştur. Ardından yoksulluk konulu raporlar incelenmiştir. Bunu takiben dünyada yoksulluğun boyutları gelir ve gelir dışı göstergeler ile araştırılmıştır. Yoksullukla mücadelede kalıcı bir çözüm için, bu sorunla mücadelede etkili politikaları içeren uluslararası işbirliğine ihtiyaç vardır. Uluslararası ekonomik kuruluşlar arasında bu işbirliği ve koordinasyonu sağlayabilecek en önemli kuruluşlar İslam Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası'dır. Ancak, küresel yoksullukla mücadelede Dünya Bankası'nın öne çıkan çabaları tek başına yeterli değildir. Bu konuda yoksullukla doğrudan ilgili olan, İslam Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar da Dünya Bankası'yla yoksulluk konusunda koordineli çalışmalar yapmalıdır. Bunun yanında, ulusal hükümetler de yoksulluğu önlemeyi gündemlerinin en başına koymalı ve kapsamlı yoksulluğu azaltma politikaları belirleyerek kararlılıkla uygulamaya çalışmalıdır.
Zorunlu göçmenlerin karşılaştıkları sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlara ilişkin bir değerlendirme: Denizli'de yaşayan İranlı LGBTİ+ bireyler örneği
Heteronormatif dünyada beden kavramı son zamanda daha sıklıkla tartışılan bir konu haline gelmiştir. Bedeni anlamak, özellikle LGBTİ+ çatı kavramı altında insan cinselliğini keşfetmek kritik bir unsur olagelmiştir. Beden artık fiziksel bir kılıf görevi görmekle kalmayıp, aynı zamanda kişisel kimliği ve bireylerin çevrelerindeki dünyayla nasıl etkileşime girdiğini de temsil eder hale gelmiştir. Farklı cinsel yönelimler benimseyerek kendini ifade eden birey, içine doğduğu ve ataerkil yapının hakim olduğu dünyaya farklı cinsel yönelimini anlatamaz hale gelince ikinci bir girdaba kapılmıştır. Bu girdap ile birey, bilmediği bir toplumda ve kültürde zorunlu göçmen olmayı deneyimlemek zorunda kalmıştır. Bu çalışma, mevzu bahis olan göçmen deneyimlerinin araştırılması üzerine gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Denizli'deki İranlı LGBTİ+ zorunlu göçmenlerin hem LGBTİ+ birey olmalarının hem de zorunlu göçmen olmalarının, yaşadıkları sorunlara nasıl yansıdığını incelemek üzere gerçekleştirilmiştir. Nitel çalışma yöntemi ile gerçekleştirilen bu çalışma ile Denizli'de yaşayan 22 İranlı LGBTİ+ zorunlu göçmenin bireysel deneyimleri dinlenmiştir. Dinlenen görüşmecilerin yaşadıkları bireysel sorunlar, yine yaşadıkları deneyimler çerçevesinde aktarılmıştır. LGBTİ+ zorunlu göçmen bireylerle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler, İranlı LGBTİ+ göçmen topluluğunun Türk toplumunda karşı karşıya kaldıkları sosyal, siyasal ve kültürel alandaki sorunları açığa çıkarmıştır. Alan araştırmasında İranlı LGBTİ+ zorunlu göçmenlerin, Türkiye'de kaldıkları süre boyunca cinsel kimliklerine ve cinsel yönelimlerine dair edindikleri deneyimler ve düşüncelere ilişkin veriler toplanmıştır. Bu veriler kapsamında; Denizli'de karşılaşmış oldukları barınma, ekonomik, sağlık, kamusal, sosyal ve kültürel problemler ortaya konulmuştur. Araştırma neticesinde elde edilen bulguların literatüre sağlayacağı katkı düşünülerek, çalışmanın sonunda yapıcı politika önerilerinde bulunulmuştur.
Sığınmacıların günlük yaşam deneyimleri, temel sorunları ve sorunlarla baş etme stratejileri: Eskişehir örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı, Eskişehir'de yaşayan sığınmacıların gündelik hayat deneyimleri, karşılaştıkları temel sorunlar ve bu sorunlarla başetme stratejilerinin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın hedef kitlesi olan Irak, İran, Sahara-altı Afrika ve Afganistan'dan gelip mülteci olarak üçüncü ülkelere yerleşmeyi bekleyen sığınmacılarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin yanısıra alan araştırması süreci boyunca bazı katılımcılarla kurulan yakın ilişkiler sayesinde gündelik hayat deneyimleri ve yaşam koşulları yakından gözlemlenmiştir. Alan araştırması sürecinde elde edilen veriler NVivo 11 programının yardımı ile analiz edilmiştir. Alan bulguları üzerinden yola çıkarak katılımcı sığınmacıların sınır geçişi ile vatandaşlık haklarını yitirdikleri, bu yitirişle birlikte sığınmacıların gündelik hayatta ciddi sorunlarla başetmek zorunda kaldıkları görülmüştür. Bu sorunlar sömürüye açık kayıt dışı çalışma, uygun olmayan barınma koşulları, yerelle temas anlarında deneyimlenen dışlanma ve yabancılık hissi ile sınırdalık/eşiktelik hali şeklinde kendini göstermektedir. Yaşadıkları sorunlarla başetme stratejisi olarak ise sığınmacıların, sahip oldukları sosyal sermayelerini harekete geçirerek kendi grupları içinde dayanışma ağları kurdukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sığınmacı, Düzensiz göç, Küreselleşme, Neo-liberalizm,Maduniyet, Toplumsal Ağlar, Mensubiyet Yitimi, Eskişehir
Mülteci sorunu bağlamında Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin son elli yılda kazanmış olduğu ivmenin sosyo-politik analizi
Mülteci sorunu sadece günümüzde değil uzun yıllar boyunca birçok ülkenin ortak sorunu olmuştur. Milyonlarca insan her yıl yaşadığı ülkeleri terk edip bir başka ülkeye sığınmak mecburiyetinde kalmaktadır. Bu noktada coğrafi konumu gereği Türkiye, Afrika, Asya ve Avrupa arasında yaşanan mülteci göç hareketlerinin yanı sıra yasadışı göçlerin de önemli bir kavşak noktası haline gelmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, özellikle 2011 yılından itibaren Suriye'de kendini gösteren iç savaş sonrasında ülkesinden kaçarak başka ülkelere sığınma ihtiyacı hisseden Suriyelilerin bir mülteci sorunu haline gelmesi ve bununla beraber Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin bu bağlamda farklı bir boyut kazanmasının geçmişten günümüze nasıl değişimlere uğradığının incelenmesidir.
Türkiye'de kamu harcamalarındaki değişimin peacock-wiseman sıçrama tezi çerçevesinde analizi
Literatürde kamu harcamalarındaki artışın açıklanmasına yönelik çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu kapsamda sıçrama tezi, çeşitli ülke ekonomileri üzerinde farklı zaman dilimlerini kapsayacak şekilde test edilmiştir. Bu çalışmaların bir kısmında sıçrama tezini destekler nitelikte bulgulara ulaşılmışken, bir kısmında ise sıçrama tezinin geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada 1924-2020 yılları arasında Türkiye'de Peacock ve Wiseman sıçrama tezinin geçerliliğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda ilgili döneme ait kamu harcamaları, vergi gelirleri ve gayri safi yurt içi hasıla verileri kullanılmıştır. Değişkenler, çalışmanın amacına uygun olarak öncelikle Kapetanios (2005) çoklu yapısal kırılmalı birim kök testi ile analiz edilmiştir. Kapetanios testi sonucunda her bir değişkene ait beş adet yapısal kırılma tarihi tespit edilmiştir. Bu tarihler, dönemin koşulları dikkate alınarak değerlendirildiğinde olağanüstü dönemler ile örtüştüğü belirlenmiştir. Değişkenler daha sonra Hacker ve Hatemi-J (2006) ve Hatemi-J (2012) nedensellik testleri ile analiz edilmiştir. Nedensellik testleri sonucunda Kapetanios testini destekler nitelikte bulgular elde edilmiştir. Bu kapsamda Türkiye'de 1924-2020 döneminde Peacock ve Wiseman sıçrama tezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Konya'da makine –aksam imalatı yapan ihracatçı KOBİ'lerin ihracatta karşılaştıkları sorunlar üzerine bir uygulama
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ) tüm dünya ekonomilerinde olduğu gibi Türkiye ekonomisinin de bel kemiğini oluşturmaktadır. Bu bağlamda KOBİ'ler istihdama sağladıkları katkılar ve işsizlikle mücadelede ülkeler için önemli bir politika aracıdır. KOBİ'ler üretimde esnek yapıları, yenilikçi ve girişimci özellikleri ile büyük ölçekli işletmelere nazaran ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenirler. Söz konusu nedenlerden dolayı KOBİ'ler büyük ölçekli işletmelerden daha istikrarlıdırlar. Gelişmekte olan ekonomisiyle Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında gelen cari açık ve döviz darboğazının aşılmasında, ihracat önemli bir yere sahiptir. Türkiye'de toplam girişimlerin tamamına yakını KOBİ'ler tarafından üstlenilmekte olup ihracatta KOBİ'lere önemli bir rol düşmektedir. Bu bağlamda KOBİ'lerin ihracat sorunlarının tespit edilmesi, bu işletmelerin ihracata teşvik edilmesi için zorunludur. Çalışmada; öncelikle ihracat kavramı ve Türkiye'de ihracatın genel durumu üzerinde durulmuş daha sonra dünyada ve Türkiye'de KOBİ'lerin tanımlanması ve önemine değinilmiştir. Daha sonra ise Konya İlinin ihracatında önemli bir yere sahip olan Makine-Aksam İmalat Sanayisinde imalat ve ihracat yapan KOBİ niteliğinde 83 firmaya anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler kapsamında KOBİ'lerin ihracatta karşılaştıkları sorunlara çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.
Impacts of Syrian migrants on the social life in Antakya in 2012-2016
Migration may arise due to many reasons as a social phenomenon. While some of these reasons cause migration from cities to another city within a country, others lead to larger scale and cross-border migration movements. It is for this reason that migration, on its own, is not a concept as simple as to be perceived as movement of people from one place to another. Dating back to ancient times, migration is a concept based on economic, political and social phenomena. While individuals or groups willingly migrate under certain circumstances to have better opportunities, they are sometimes forced to migrate due to turmoil taking place in their place of residence. Since the Anatolian geography is at the center of the Afro-Eurasian continent, it has been one of the most important migration routes of the world. Located between Middle East, Africa and Central Asia where economic growth and development levels are low and European countries where economic development is at high levels, Turkey is among the pioneering countries in terms of receiving transit migrants. Having faced great migration waves since the foundation of the Republic, Turkey received the largest of these migration movements from Syria where civil war broke out after the Arab Spring. Migrants from Syria have come to Turkey fleeing the war and limited economic means in their country. The point to pay attention here is that among Syrian migrants to Turkey, there are both the ones who forcefully migrated and those who took the situation as an opportunity to come to Turkey. In this study, it is aimed to analyze the effect of Syrian migrants in Turkey's Hatay province as a result of the incidents starting in March 2011 as a social movement and have been continuing so far as a civil war on social life in Antakya where people from various economic factions reside. When analyzing this effect, theories of migration are benefited first to answer the question why Syrian migrants preferred Antakya. Furthermore, answers are sought for the following questions: Have Syrian migrants caused any negative/positive changes in socio-economic field? How have Syrian migrants affected the labor market? Have problems of sheltering and real estate emerged in Antakya district of Hatay which is one of the provinces receiving large groups of immigrants in the country? If answers to these questions are all yes, what are the methods for solution? Key Words: Turkey, Syria, Migration, Hatay, socio-economic change
KOBİ'lerin dış ticarette karşılaştıkları sorunlar
Türkiye küreselleşme ile birlikte özellikle son yıllarda Avrupa'ya uyum sağlamaya yönelik orta ve uzun vadeli dış ticaret politikaları uygulamaya başlamıştır. Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik bir politika oluşturulmuş ve bu işletmeleri desteklemek için 1990 yılında Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Destekleme ve Geliştirme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) kurulmuştur. Ayrıca 1996 yılında Avrupa Gümrük Birliği sözleşmesinin imzalanmasıyla Türkiye ekonomisinin ihracatı sanayiye dönük hale gelmiştir. Bu durumdan en çok yararlanan KOBİ'ler olmak üzere Türkiye ekonomisi uluslararası ticarette rekabet edebilir hale gelmiştir. Ancak Türkiye'nin KOBİ'lere destek ve teşvikler sağlamasına rağmen dış ticarete dahil olma konusunda çekingen davranmaktadırlar. KOBİ'lerin finansmanın özsermaye dayalı olması, uzmanlaşmış bir pazarlama anlayışına sahip olmamaları ve uluslararası teknolojik gelişmelere uyum sağlayamadıklarından dolayı dış ticarete girseler dahi başarısız olmaktadırlar. Çalışmada ilk olarak KOBİ ve dış ticaretle alakalı kavramlar ile teorik çerçeve açıklanmıştır. Ardından TUİK, OECD, European Commission vb. resmi sitelerden veriler derlenerek Türkiye'nin ve Avrupa Birliği'nin mevcut durumu açıklanmıştır. Son olarak Türkiye'deki KOBİ sorunlarına değinilerek dış ticaret alanında AB KOBİ standartlarına uyum sağlamaya yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: KOBİ‟ler, Dış Ticaret, KOBİ‟lerin sorunları.