Socio-economic problems
76 theses under this subject heading
Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası'nın yoksullukla mücadele politikaları: 2002 sonrası Türkiye örneği
Yoksulluk, bugünkü en önemli sosyo-ekonomik problemlerinden biridir. Uluslar zengin veya fakir olsa dahi yoksulluk herzaman güncel kalmaya devam etmektedir. Başlangıçta yoksulluğun azaltılması uluslararası ekonomik kuruluşlar için öncelik olmamasına rağmen, uyguladıkları politikalara yapılan yoğun eleştiriler nedeniyle, bu kuruluşların zamanla önemli öncelikleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu çalışmada, Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası küresel yoksullukla mücadele politikaları, yaklaşımları, stratejileri, etkinliği ve bunların nasıl değiştiği 2002 sonrası Türkiye bağlamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Bunun için ilk önce yoksulluğun çeşitli tanımları ve ölçüm yöntemleri üzerinde durulmuştur. Ardından yoksulluk konulu raporlar incelenmiştir. Bunu takiben dünyada yoksulluğun boyutları gelir ve gelir dışı göstergeler ile araştırılmıştır. Yoksullukla mücadelede kalıcı bir çözüm için, bu sorunla mücadelede etkili politikaları içeren uluslararası işbirliğine ihtiyaç vardır. Uluslararası ekonomik kuruluşlar arasında bu işbirliği ve koordinasyonu sağlayabilecek en önemli kuruluşlar İslam Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası'dır. Ancak, küresel yoksullukla mücadelede Dünya Bankası'nın öne çıkan çabaları tek başına yeterli değildir. Bu konuda yoksullukla doğrudan ilgili olan, İslam Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar da Dünya Bankası'yla yoksulluk konusunda koordineli çalışmalar yapmalıdır. Bunun yanında, ulusal hükümetler de yoksulluğu önlemeyi gündemlerinin en başına koymalı ve kapsamlı yoksulluğu azaltma politikaları belirleyerek kararlılıkla uygulamaya çalışmalıdır.
Sığınmacıların günlük yaşam deneyimleri, temel sorunları ve sorunlarla baş etme stratejileri: Eskişehir örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı, Eskişehir'de yaşayan sığınmacıların gündelik hayat deneyimleri, karşılaştıkları temel sorunlar ve bu sorunlarla başetme stratejilerinin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın hedef kitlesi olan Irak, İran, Sahara-altı Afrika ve Afganistan'dan gelip mülteci olarak üçüncü ülkelere yerleşmeyi bekleyen sığınmacılarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin yanısıra alan araştırması süreci boyunca bazı katılımcılarla kurulan yakın ilişkiler sayesinde gündelik hayat deneyimleri ve yaşam koşulları yakından gözlemlenmiştir. Alan araştırması sürecinde elde edilen veriler NVivo 11 programının yardımı ile analiz edilmiştir. Alan bulguları üzerinden yola çıkarak katılımcı sığınmacıların sınır geçişi ile vatandaşlık haklarını yitirdikleri, bu yitirişle birlikte sığınmacıların gündelik hayatta ciddi sorunlarla başetmek zorunda kaldıkları görülmüştür. Bu sorunlar sömürüye açık kayıt dışı çalışma, uygun olmayan barınma koşulları, yerelle temas anlarında deneyimlenen dışlanma ve yabancılık hissi ile sınırdalık/eşiktelik hali şeklinde kendini göstermektedir. Yaşadıkları sorunlarla başetme stratejisi olarak ise sığınmacıların, sahip oldukları sosyal sermayelerini harekete geçirerek kendi grupları içinde dayanışma ağları kurdukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sığınmacı, Düzensiz göç, Küreselleşme, Neo-liberalizm,Maduniyet, Toplumsal Ağlar, Mensubiyet Yitimi, Eskişehir
Çocuk suçluluğunun sosyo-ekonomik sebepleri ve önlenmesi için alınması gereken tedbirler
Tezimizin amacı, çocukları suça sürükleyen sebepler dikkate alınarak, çocuk suçluluğunun en aza indirgenmesi için kamu kurum ve kuruluşların, soruşturma ve kovuşturma makamlarının yapması gerekenler, yasal anlamda yapılması gereken düzenlemeler, alt yapı eksikliklerinin neler olduğu, nasıl düzeltilebileceği konularındaki çözüm önerileri ortaya konulmasıdır.İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir çevrede doğar, büyür ve yaşadığı çevrenin şartlarına göre şekillenir.Suç çok fonksiyonlu, karmaşık sosyal bir olgudur. Diğer bir ifade ile suç değişik unsurların, farklı oran ve şekillerde etkilemesi ile oluşur.Çocuğun yetişmesinde ve kişiliğinin oluşmasında en önemli faktör, ana dilini öğrenir gibi model aldığı, izinden gittiği anne ve babasıdır. İkinci olarak yakın çevresi, arkadaş grubu ve okuldur. Bunları medya ve içinde yaşadığı toplum takip eder. Suça sürüklenen çocukların mala karşı ve hatta diğer suçları işlemelerinin ana nedenleri eğitim ve ekonomik yoksunluktur. Bu iki parametreden en önemlisi ise, suça sürüklenenin ailesinde ve kendisindeki eğitimsizliğinden kaynaklanan sonuçların daha çok ön plana çıktığını görmekteyiz.Suç teorileri ve kriminolojik araştırmalar ile suçun nedenleri tüm boyutlarıyla ortaya konulmuştur ancak; suçun önlenmesi, en azından kontrol altında tutulması için yapılması gerekenler ihmal edilmiştir. Bu konuda yapılması gerekenlerin ortaya konulabilmesi için teori ve uygulama alanın birlikte bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle, dünya genelinde ve ülkemizde suçun önlenmesi için yapılması gerekenlerin ortaya konulması çok önem arz etmektedir.Yetişkin suçluluğu, tesadüfi suçlar hariç çocuk suçluluğunun bir devamıdır.Çocuğu suça sürükleyen içinde bulunduğu sosyal ortamdır. Bu nedenle suça sürüklenen çocuklar, yetişkinlerden farklı mahkemelerde, farklı usuller ve ilkeler ışığında yargılanmaktadırlar.Ceza adalet politikasının birinci amacı suç, suç korkusu, bireysel ve toplumsal zararlardan kişiyi ve toplumu korumaktır. İkinci amacı, suçluyu yok etmek değil, ondaki suçluyu cezalandırırken içindeki insanı ortaya çıkarmaktır.Çocuk ceza adalet sisteminin amacı, suça sürüklenen çocuğu cezalandırmak değil, onu suça sürükleyen nedenleri dikkate alarak eğitmektir. Suça sürüklenen çocuğu ıslah etmenin yolu, onun hakkında mahkemelerin tedbire hükmetmeleri, verilen tedbir kararlarındaki amaca uygun bir şekilde eğitime tabi tutulmalarıdır. Ceza adalet politikası alanında dünyadaki eğilim, hürriyeti bağlayıcı cezaların suçluyu ıslah etmemesi nedeniyle, suç işleyene öncelikle tedbire hükmetmek ve eğitmek, tedbire uymadığı taktirde hürriyeti bağlayıcı cezaya yönelmektir.Şunu unutmayalım ki, Çocuk Koruma Kanunu ile hapis cezasının son çare olduğu ilkesini kabul etmemiz ve olması gereken de bu olmasına rağmen suça sürüklenen çocuklar hakkında, en kısa sürede koruyucu ve destekleyici tedbirlere hızlı bir şekilde karar verilmez, etkin bir şekilde tedbirler uygulanmaz, tedbirlerin uygulanması için gerekli alt yapılar hazırlanmazsa, suça sürüklenen çocuk sayısı katlanarak artar. Yetişkin suçluluğu hızla çoğalır ve yetişkinler için birçok yeni ceza evleri yapmak zorunda kalırız.
Alt sosyo-ekonomik düzeydeki bölgelerde çalışan okul müdürlerinin okul geliştirme deneyimleri: Bir anlatı araştırması
Bu araştırmanın amacı, sosyoekonomik düzeyi düşük olan bölgelerdeki okullarda görev yapan okul müdürlerinin okul geliştirme konusundaki deneyimlerini anlamak ve okul düzeyinde değişimi gerçekleştirme konusundaki bakış açılarını ortaya çıkarmaktır. Bu temel amaç doğrultusunda öncelikle Gaziantep ilinde alt sosyoekonomik düzeydeki bölgelerde görev yapan okul müdürlerinin okul geliştirme ile ilgili uygulama ve yaklaşımları ele alınıp incelenmiştir. Çalışma grubu, 2020-2021 eğitim-öğretim yılında ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 25 okul müdüründen oluşmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden anlatı araştırması deseninin kullanıldığı bu çalışmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. Ayrıca araştırmada veri kaynağı olarak katılımcılara ve çalıştıkları kurumlara ait okul gelişim raporları, fotoğraflar, dergiler, stratejik planlar, videolar ve notlar gibi dokümanlardan da yararlanılmaya çalışılmıştır. Araştırmada genel olarak, sosyoekonomik düzeyi düşük çevrelerdeki okul müdürlerinin okullarında var olan kısıtlı imkânlara rağmen belirlenen okul gelişim hedeflerine ulaşmak için neler yaptıkları ve/veya yapamadıkları incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda ortaya çıkan bulgular 13 tema altında toplanmıştır. Okul müdürlerinin ağırlıklı olarak okul geliştirme kavramını topluma fayda sağlama ve okulun belirlenen hedeflere ulaşması olarak tanımladıkları görülmüştür. Katılımcılar gelişmiş bir okulun sosyal değerleri kazandıran ve kurumsal bir yapı oluşturabilen bir nitelikte olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Yine okul müdürlerinin; iyi insan yetiştirme ideali içerisinde olmayı, fiziksel gelişimi sağlamayı, kurumsal ilerleme kat etmeyi, devamsızlığı önlemeyi, akademik başarıyı arttırmayı okul geliştirme hedefi olarak sıkça vurguladıkları görülmüştür. Katılımcıların okul geliştirme konusunda en büyük veri kaynağının geri bildirimler olduğu anlaşılmıştır. Okul geliştirmede yaşanan sorunlara ilişkin de okul müdürleri maddi imkânların yetersizliğini sıkça vurgulamışlardır. Araştırma bulgularına dayalı olarak okul geliştirmeye ilişkin birtakım önerilerde bulunulmuştur.
Sosyoekonomik açıdan dezavantajlı olan beş yaş çocuklarının yılmazlık düzeyleri, problem çözme becerileri ve annelerinin ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada sosyoekonomik açıdan dezavantajlı olan beş yaş çocuklarının yılmazlık düzeyleri, problem çözme becerileri ve annelerinin ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda beş yaş çocuklarının yılmazlık düzeyleri, problem çözme becerileri ve annelerinin ebeveyn tutumları cinsiyet, kardeş sayısı, anne ve babanın öğrenim durumu, anne ve babanın yaşına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Batman ili Merkez ilçesine bağlı sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde bulunan anaokullarındaki beş yaş çocukları oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri "Erken Çocuklukta Yılmazlık Ölçeği", "Problem Çözme Becerisi Ölçeği" ve "Ebeveyn Tutum Ölçeği" ile elde edilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde planlanmış ve yürütülmüştür. Verilerin analizinde t testi, tek yönlü varyans analizi (ANAVO), TUKEY testi ve Pearson Momenstler Çarpım korelasyonu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda, beş yaş çocuklarının yılmazlık düzeylerinin genel olarak yüksek olduğu, problem çözme becerisi düzeylerinin ise düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukların annelerinden elde edilen bulgulara göre annelerin çocuklarına karşı en çok demokratik tutum, en az izin verici tutum sergiledikleri görülmüştür. Çocukların yılmazlık düzeyleri ile baba yaş değişkeni arasında anlamlı farklılık bulunurken, cinsiyet, kardeş sayısı, anne yaş, anne ve baba öğrenim durumu değişkenleri arasında anlamlı farklılaşma bulunmamıştır. Beş yaş çocuklarının problem çözme becerisi düzeyleri ile değişkenler arasında anlamlı farklılaşma olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Annelerin çocuklarına karşı sergiledikleri demokratik tutumların sahip olunan çocuk sayısı, anne ve baba öğrenim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılaşma gösterdiği bulunmuştur. Çocukların yılmazlıkları ve problem çözme becerileri arasında pozitif yönlü orta seviyede bir ilişki, annelerin aşırı koruyucu tutumları ile çocukların problem çözme becerileri arasında negatif yönlü düşük seviyede bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiyede belediyelerin iç ve dış denetiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri
Denetim kavramı toplumsal hayatta çok geniş bir çerçevede ele alınan bir kavramdır ve uygulamada teftiş, kontrol, gözlem, yenileme, araştırma, test, gözetim vb. hizmetlere ilişkin kavramlar ele alınmaktadır. Denetimin gerçekleştirilmesinde standartların belirlenmesi ve değişen dünya düzenine göre güncellenmesi, kısıtlı kaynakların ihtiyaçlar doğrultusunda adil ve verimli bir şekilde paylaşılması için denetim, yönetimin vazgeçilmez işlevlerinden biri haline gelmiştir. Ayrıca denetim faaliyetlerinden kaçınma ve/veya sabote etme gibi girişimlerin önlenmesi için yöneticilerin denetçiler üzerinde baskı oluşturmasını önlemeye yönelik girişimlerinin belirlenmesi ve güvence altına alınması gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada Türkiye'de belediyelerin iç ve dış denetiminde karşılaşılan sorunların değerlendirilmesi ve çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında denetim kavramı, denetimin amacı, önemi, denetim türleri, denetimin aşamaları, iç ve dış denetim, bütçe kavramı, Türkiye'de yerel yönetimler ve belediyeler, belediyelerin denetlenmesi, belediyelerde iç ve dış denetim mekanizması ile iç ve dış denetimde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Denetim, İç Denetim, Dış Denetim, Belediye
2005 yılından günümüze Türkiye-AB ilişkilerinde temel sorunlar
Bu tez çalışmasında, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel sorunlar irdelenecektir.Türkler, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren Batı'nın bir parçası olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zor bir süreç yaşarken, Batılılar, Osmanlı'yı `Hasta Adam' olarak adlandırmışlardır. Bu adlandırmada Osmanlı İmparatorluğu'nun, Batı'nın bir parçası olduğunun delilidir.Avrupa Devletleri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın tekrar yaşanmaması için bir Topluluk (AET) kurmuşlardır. Türkiye'de 1950'li yılların ikinci yarısından itibaren bu Topluluğun bir üyesi olmak için politikalar üretmiştir. 1959 yılında Türkiye, bu Topluluğa ortak üye olmak için başvuruda bulunmuştur. 1963 yılında Türkiye ile AET arasında Ankara Anlaşması imzalanmıştır. 1963 ile 1999 yılları arasında AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde pozitif bir ilerleme sağlanamamıştır. 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Türkiye aday ülke olarak ilan edilmiştir. 2005 yılında Türkiye ile Birlik arasında müzakereler başlamıştır. Ancak Birlikle yürütülen müzakerelerde kapatılması gereken 35 fasıldan sadece bir fasıl kapatılabilmiştir. Birçok fasıl, Fransa, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs sorunu nedeniyle açılamamaktadır.Bu çalışma, Türkiye ile Birlik arasında duraklama noktasına gelen müzakeredeki temel sorunların anlamını ve yerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde Türkiye ile Birlik arasındaki ilişkilerin arka planı tartışılacaktır. Türkiye'nin, AET'ye ortak üyelik başvurusundan itibaren gelişen politik süreç irdelenecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Türkiye ile Birlik arasında müzakere sürecinin başlamasının ardından ilişkilerinin gerilemesinin nedenleri incelenecektir. Üçüncü bölümde, AB'nin, Türkiye'nin tam üyeliğine bakışında temel tartışma konuları değerlendirilecektir. Üçüncü bölümün son kısmında ise Avrupa Birliğinin, Kıbrıs ve Ege sorunlarına karşı olan politikası irdelenecektir.Yapılacak inceleme sonucunda, AB ile Türkiye arasında imzalanan Müzakere Çerçeve Sözleşmesi'ne göre müzakerelerin uçunun açık olduğu vurgulanacak ve devam eden müzakerelerde yaşanan sorunlar ele alınacaktır. Bu incelemede ayrıca, AB ile Türkiye arasındaki temel sorunlar da irdelenecektir. Bu temel sorunlardan en önemlisi Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlardır. Kıbrıs sorunu nedeniyle Birlik, Türkiye ile devam eden müzakerelerde sekiz başlığın açılmamasına karar vermiştir. Açılamayan müzakereler nedeniyle Birlik ile Türkiye arasındaki müzakere süreci durma noktasına gelmiştir. Bir diğer taraftan AB, Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümünde havuç-sopa politikasını yürütmektedir. Birliğin bu politikasının incelenmesinde, Birliğin bir parçası olan Yunanistan'a havuç politikası uygularken, Türkiye'ye karşı sopa politikasını uygulamasının analizi yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupalılık Kimliği, AB-Türkiye İlişkileri, Türkiye-Yunanistan İlişkileri, Kıbrıs Sorunu.
18 yaş altında Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların deneyimlediği sorunlar ve olanaklar: Çankırı ili örneği
Orta Doğu ülkelerinde meydana gelen "Arap Baharı" hareketinin 2011 yılında Suriye'ye de sıçraması ile ülkede meydana gelen iç karışıklıklar, yerini vatandaşların can ve mal güvenliğini tehdit eden iç savaşa bırakmıştır. Bu iç savaş ülkede itici bir neden haline gelip Suriyeli vatandaşları göç etmek zorunda bırakmıştır. Bu göç hem Suriye içi (iç göç) hem de Suriye dışı (dış göç) yönünde gerçekleşmiştir. Suriye dışı göçlerden etkilenen ve göç alan ülkeler arasında Türkiye başta gelmiştir. Türkiye uyguladığı "Açık Kapı Politikası" söylemiyle göçmenlere geçici koruma statüsü vermiştir. Kontrolsüz bir şekilde ilerleyen hareketlilik Türkiye'de toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlara neden olduğu gibi yerli vatandaşlar ile göçmenler arasında gerilimlere ve çatışmalara da neden olmuştur. Bu çalışmada, bu çatışmalar nedeniyle 18 yaş altındayken Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların deneyimlediği sorunlar ve olanaklar Çankırı ili örneği üzerinden sorgulanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda öncelikle ilgili alan yazın taranmıştır. Sonrasında konuya uygun, yarı yapılandırılmış soru kâğıdı üzerinden nitel araştırma yöntemi kapsamında derinlemesine görüşme tekniğiyle veriler, saha çalışmasında toplanmaya çalışılmıştır. Görüşmeler 18 yaş altında Türkiye'ye sığınan Suriyeli çocukların üzerinden yürütülmüştür. Saha çalışması, Türkiye'de bulunma sürecinde Türkçe konuşabilen katılımcılarla yürütülmüştür. Çalışmada katılımcıların genelinin ekonomik alanda zorlanmalar yaşadığı ve bu zorlanmalara karşı geri gönderilme korkusunun da etkisiyle direnmek için çaba sarf ettikleri görülmüştür.
Sudan's revolution 2018 and impact on foreign relations
This study examines the impact of the 2018 Sudanese Revolution on Sudan's international relations and foreign policy. Utilizing a neoclassical realism framework, it highlights national interests and power dynamics as key factors. A mixed-methods approach combines primary data, documentary analyses, and expert insights to assess historical context and changes in foreign policy. The findings reveal two main outcomes. First, Sudan's removal from the U.S. list of state sponsors of terrorism in 2020 significantly improved its international standing, creating opportunities for foreign investment and economic collaboration with Western nations. Second, the revolution transformed Sudan's relationships with neighboring countries, Western powers, and Arab allies, enhancing its image in the international community. However, these gains are fragile. The initial improvements were short-lived due to a return to civil war, driven by various domestic and international interests. This regression highlights the complex interplay between internal political dynamics and external factors in shaping foreign policy. The research enhances understanding of how revolutionary movements can influence a nation's foreign policy and global standing, stressing the need to consider both internal changes and external pressures. Additionally, it addresses the challenges faced by transitioning states in maintaining diplomatic gains amid instability.
Boşanmış kadınların boşanma sebepleri ve boşanma sonrası karşılaştıkları güçlüklerin sosyolojik analizi Yozgat ili örneği
Bir toplumda evlilik olgusu ve aile kurumu var olduğu gibi, aynı toplumda boşanma olgusu da varlığını göstermektedir. Bu nedenle sosyologların göz ardı edemeyeceği toplumsal hususlardan bir tanesi boşanma olgusudur. Çalışmanın spesifik amacı ise Yozgat'taki boşanmış kadınların boşanma sebepleri, boşanma sonrası karşılaştıkları güçlüklerle baş etme yolları ve yöntemlerinin neler olduğu araştırılmıştır. Araştırmada boşanmış kadınların sosyoekonomik düzeyde ve toplumsal cinsiyet bağlamında yaşamış olduğu zorluklar üzerinde çalışılmıştır. Bu doğrultuda boşanmış kadın olmanın ne anlama geldiğini öğrenebilmek için Yozgat ve civarında yaşayan 30 boşanmış kadın ile görüşme yapılmıştır. Boşanmış kadınların sosyo-demografik özellikleri değerlendirilmiş ve boşanma üzerindeki etkilerinin neler olduğuna dikkat çekilmiştir. Boşanmanın aile içi roller ve aile işlevleri ile ilişkisi değerlendirilip, boşanma üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Elde edilen bulgularda ise kadınların aile içi işlevlerinin genel olarak yemek yapmak, çocuk yetiştiriciliği ve çocukların sosyalizasyon sürecinde bulunmak, aile içi sorunlarda problem çözme işlevi görmek, aile içi tüm sorumlulukları üstlenmektir. Kültürel olarak toplumsal cinsiyet kavramı ise eril ve dişil varlık olan insanların rollerini düzenler. Bu rolleri eşitsiz bir şekilde dağıtan toplumsal cinsiyet, kadını biyolojik özelliklerine göre ayrıştırır. Kadının toplumsal rolü ve toplum içerisindeki cinsiyete dayalı iş bölümü boşanma konusunda da toplumsal sorunlara sebep olur. Bu sorunlardan bir tanesi ekonomik sorunlardır. Boşanmış bir kadının iş bulması ve çocukları var ise onları geçindirebilmesi boşanmış kadın olmasından dolayı güçleşmektedir. Bu çalışmanın amacı boşanmış kadınların boşanmış olmalarından dolayı karşılaştıkları ekonomik ve sosyo-kültürel sorunların neler olduğu ve bu sorunlarla nasıl başa çıkabildiklerinin analizidir.
COVID-19 döneminde muhasebe meslek mensuplarının problemleri üzerine Yozgat ilinde bir araştırma
Tarihi insanlık tarihi kadar eski olan muhasebe kavramı insanların bilme ihtiyaçlarından doğan bir kavram olmakla birlikte zamanla meslek haline gelmiştir. Bu meslek ilk çağlarda saymak gibi algılansa da günümüze kural ve yöntemleri net bir şekilde belirlenerek uzmanlık haline dönüşmüştür. Muhasebe mesleği de diğer meslek grupları gibi insanlara ve topluma hizmet sunduğu için toplumsal olaylardan ve salgınlardan etkilenmektedir. Günümüzde yaşanan Covid-19 salgını da muhasebe meslek mensuplarını etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı yaşanan salgının meslek mensupları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bulunan sonuçlar ile muhasebecilerin geçmişteki sorunları karşılaştırılıp pandemiye özgü sorunlar tespit edilmiştir. Meslek mensuplarının özel ve genel sorunları araştırılmış ve salgınla eklenen problemler belirlenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda niteliksel araştırma tekniği kullanılmış ve iki muhasebe meslek mensubu ile pilot görüşme yapılmıştır. Bu görüşme ile belirlenen dokuz soru Yozgat ilinde faaliyet gösteren 12 meslek mensubuna sorulmak suretiyle görüşmeler yapılmıştır. Alınan cevaplara göre meslek mensuplarının salgından oldukça etkilendikleri görülmektedir. Bu etkilenme gerek psikolojik olarak stres ve sorunlara gerekse iş yükünün artması ve değersizleşme şeklinde olduğu görülmektedir. Meslek mensupları gelirlerini tamamen mükelleflerden sağlamaktadırlar. Salgın döneminde mükelleflerin etkilenmesi muhasebecileri de maddi olarak etkilemiştir. Bu araştırma neticesinde muhasebeciler salgın dönemi ile birlikte bu mesleğin artık dijital platformlara taşınmak üzere uzaktan da yapılabileceğine inanmaktadırlar. Ancak birçok evrakın kâğıt üzerinde oluşturulması ve dosyalanması bu mesleğin günümüzde uzaktan yapmasını olanaksızlaştırdığı görüşü hâkimdir. Meslek mensupları vergi tarhı ve tahsilatı için veri oluşturmak sureti ile devletin gelirine katkı sağlamaktadırlar. Mesleğin geleceği için muhasebeci ücretlerinin vergilere ya da beyanname ücretlerine eklenerek devlet garantisi altına alınması gerektiğine inanmaktadırlar. Bu yolla mükellefe bağımlılık azalacağı yani iş kaybı korkusu olmayacağı için vergi hesaplamalarının daha gerçekçi yapılacağını ve devletin gelirinin de artacağını düşünmektedirler.
Ücretli öğretmenlerin yaşadığı sorunlara ilişkin nitel bir araştırma
Ücretli öğretmenlik, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda ihtiyaç görülmesi halinde ek ders karşılığında istihdam edilen geçici öğretmenlerdir. Bu araştırma, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde geçici olarak istihdam edilen ücretli öğretmenlerin yaşadıkları sorunlar ve bu sorunların eğitim-öğretim sürecine yansımalarının incelendiği nitel bir çalışmadır. Ücretli öğretmenlerin atama şartları, ücretleri, mesleki doyumları, mesleği terk etme eşikleri, ders içinde veya dışında yaşadıkları sorunlar bu araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa İli, Siverek İlçesinde görev yapan ücretli öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile seçilmiş 20 ücretli öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşme formu ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Her ücretli öğretmenle yaklaşık 20 dakikalık görüşmeler yapılmış ve görüşmeler kayıt altına alınmıştır. Kayıt altına alınan görüşmeler deşifre yöntemi ile elektronik ortama aktarılmıştır. Görüşmeler sonucunda alınan veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiş ve kodlama tekniği ile her bir soru için tema ve alt temalar oluşturulmuştur. Öğretmenlerden alınan veriler doğrultusunda, her bir alt tema ile ilgili ücretli öğretmenlerin yaşadıkları sorunlar ve bu sorunların eğitim ortamına etkilerine dair örnekler verilerek çıkarımlar yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda ücretli öğretmenlerin mesleki doyumlarının düşük olduğu, herhangi bir alternatif için mesleklerini bırakma eğiliminde oldukları belirlenmiştir. Ayrıca veli, öğrenci ve yönetici tutumlarının kadrolu öğretmenlere kıyasla farklı olduğu, ücretli öğretmenlerin öğretmen nitelikleri bakımından zayıf görüldüğü saptanmıştır. Ücretli öğretmenlerin kadrolu öğretmenlere göre çok daha az ücret almalarının onları hem maddi hem de psikolojik olarak etkilediği belirlenmiştir. Ücretli öğretmenlerin ölçme ve değerlendirmede, sınıf yönetiminde ve alan bilgisi konusunda eksikliklerinin olduğu ve bu konuda yardıma ihtiyaçları olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçici, İstihdam, Sorun, Ücretli öğretmen
Muhasebe meslek mensuplarının sorunları ve beklentileri: İzmir ilinde bir uygulama
Bu çalışmanın amacı muhasebe meslek mensuplarının mesleklerini icra ederken karşılaşmış oldukları sorunları tespit etmek ve sorunlara çözüm önerileri getirebilmektir. Çalışmanın örneklemini İzmir'de faaliyet gösteren Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler oluşturmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Türkiye'de muhasebe mesleği ve gelişim süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde benzer çalışmalara ait literatür taraması gerçekleştirilerek meslek mensuplarının yaşamış oldukları sorunlar ile bu sorunlara ait beklentiler tespit edilerek açıklanmıştır. Üçüncü bölümde anket çalışması mevcuttur. Anket çalışması internet ortamında Google Drive ile hazırlanarak İzmir Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası aracılığı ile üyelere gönderilmiştir. Gelen sonuçlar IBM SPSS 20'de analiz edilmiştir. Analiz sonucu meslek mensuplarının en çok katılım gösterdikleri sorunlar; iş yükünün çok fazla olması, mesleki hatalardan dolayı maruz kalınan maddi sorumlulukların ağır olması, mali tatilin yasada olmasına karşın uygulanmıyor olması şeklindedir. Devlet dairelerinde bürokratik işlemlerin fazla olması, ücret tahsilatında yaşanan sıkıntılar, mükelleflerin evrakları zamanında getirmemesi, haksız rekabet, etik ikilem, eğitimlerin yetersizliği diğer tespit edilen sorunlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: 3568 Sayılı Kanun, 5786 Sayılı Kanun, Muhasebe Meslek Mensubu, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Türkiye'deki yabancıların kamu kurumlarında yaşadıkları sorunlar
Türkiye'ye göç eden yabancıların ülkemizde bulundukları süreç içerisinde ihtiyaçları doğrultusunda çeşitli kamu kurumlarına, hizmet almak amacıyla başvurduklarında yaşadıkları sorunlar bu çalışmanın temel amacını teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı; yabancıların ülkemizde kamu hizmetleri aşamasında, kamu kurumlarında yaşadıkları sorunları çeşitli başlıklar altında ele alınması ve sorunlara olası çözüm önerileri sunulmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm literatür taraması ve genel kavramların açıklanması ve göç olgusunun Türkiye ve Dünya üzerindeki tarihi gelişimine ayrılmıştır. Bu çerçevede göç, göçmen, yabancı, iltica, mülteci ve sığınmacı gibi çalışma boyunca kullanılacak temel kavramlara yer verildikten sonra, çalışmanın olgusal arka planına dair genel bir resim sunmak amacıyla Suriye mülteci kriziyle zirveye ulaşan çağdaş göç sorunları ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkiye ve Avrupa Birliği göçmen politikaları, hukuki rejimi başta olmak üzere göç ve kamu hizmeti olgusu incelenmekte ve bu iki mesele arasındaki ilişki ele alınmaktadır. Bu çerçevede yabancıların sorunlarının çözümü açısından toplumsal, uyum ve entegrasyon. Türkiye'de yabancılara sağlanan kamu hizmetlerin hukuki ve kurumsal altyapısına değinilmektedir. Aynı bölümde, Türkiye'de göçmenlere verilen kamu hizmetleriyle bağlantılı sorunlar genel olarak ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü ise Türkiye genelinde bulunan Göç idaresi Müdürlüklerinin 49'undan hizmet alan 59 farklı ülke vatandaşı 1174 kişi üzerinde yapılan saha çalışmasına ayrılmıştır. Bu çerçevede anılan göçmenlerle yapılan anket sonuçları analiz edilmiş; göçmenlerin kamu kurumlarında yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlar karşısında hissettikleri başta olmak üzere kamu hizmetine dair göçmenlerin yaşadıkları sorunlara dair derinlemesine bir inceleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Göçmen, İltica, Mülteci, Düzenli Göçmen, Düzensiz Göçmen, Yabancı, Kamu hizmeti, Entegrasyon
KOSGEB yeni girişimci destek programından yararlanarak iş yeri açan girişimcilerin yaşadıkları sorunlar
Bu çalışmada, KOSGEB'in Yeni Girişimci Destek Programı'ndan yararlanarak iş yeri açmış olan girişimcilerin yaşadıkları sorunlar araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Gaziantep ilinde KOSGEB Yeni Girişimci Destek Programı kapsamında iş yeri açan 11 girişimci oluşturmuştur. Girişimcilerin yaşadıkları sorunların daha iyi anlaşılması için yaş, cinsiyet ve eğitim durumu gibi faktörler göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmada sorunları belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan sorular ile yüz yüze görüşmeler nitecesinde yapılan mülakatlar kullanılmıştır. Girişimcilerin sorunlarının net bir şekilde anlaşılması için destekten yararlanırken yapılması gerekli olan aşamalar göz önünde bulundurulmuş ve mülakatlar bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Sorunlar yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve faaliyet gösterilen iş koluna göre farklılık göstermiştir. Özellikle desteğe başvuru yaptıktan sonra girişimcilerin sorun yaşadığı ve şikâyet ettiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kosgeb, girişim, girişimci, girişimci kavramı, girişimci özellikleri.
Çukurova üniversitesinde Suriyeli öğrencilerin karşılaştığı sorunların analizi ve çözüm önerileri
15 Mart 2011'de başlayan Suriye iç savaşı, ülkelerinde ağır yıkım ve tahribatın olduğu Suriyelileri, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeye iltica etmek zorunda bıraktı. İç savaşın, devreye giren diğer aktörlerce de köpürtülmesi dolayısıyla savaş bölgesel bir karışıklıktan, tüm ülkeyi ve daha genel tabirle büyük bir coğrafî bölgeyi etkisi almasına sebep oldu. Suriye'ye 877 km. sınırı olan Türkiye'nın sınır bölgelerinde de savaş dolayısıyla hem sosyolojik ve hem de askerî anlamda hareketlilikler yaşanmıştır. Resmî kayıtlara yansıyan 3 milyon 746 bin 674 Suriyeli göçmenin yanı sıra 1,5 milyon kayıt dışı Suriyeli'nin yaşadığı Türkiye'de Suriyeli göçmen sayısı ciddi bir yekûn oluşturmaktadır. Düzensiz fakat yoğun göçler Türkiye'de birtakım problemleri de beraberinde getirdi; ekonomik, sosyal, siyâsî, içtimaî ve daha birçok alanda etkileri ve sonuçları gözlemlenebilen bu göç, göçmenlerle Türk halkının uyuşmasına da engel teşkil etti. Söz gelimi dil sorunu, kültür ve yaşam farklılıkları bu uyuşmazlığın başında zikredilebilir. Öte taraftan, milyonlarca göçmenin sebep olduğu ekonomik yük de toplumsal uyuşmazlığı tetikleyici sebepler arasında ilk sıralarda gelmektedir. Sağlık alanında yaşanan gerilimler, istihdam noktasında meydana gelen problemler vb., tüm bu sürecin belli başlı başat unsurları olarak zikredilebilir. Bu çalışmada, yukarıda işaret edilen sorunlar çerçevesinde günümüz güncel sorunları arasında yer alan ve toplumun bazı kesimlerini kutuplaştırmak için de kullanılan Suriyeli göçmenler için rol model olabilecek, üniversiteli Suriyelilerin yaşadıkları saha araştırmasıyla desteklenerek ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Çalışmamızın amacı başta Suriyeliler olmak üzere genel olarak göçmenlerin mevcut koşullarını nasıl gördüklerini incelemek ve Türk öğrencilerin, bu göçmenlerin hayat pratiklerini nasıl gördüklerini karşılaştırarak analiz etmektir. Bu çalışma ayrıca Suriyeli üniversite öğrencilerinin içinde bulundukları koşulları, bu koşulları sağlayan durumları; zorlukları, dezavantajları, toplumda ne şekilde konumlandırıldıklarını ortaya koymayı da amaçlamaktadır. Bunun için Çukurova Üniversitesi'nde eğitim gören ve yukarıda sözü edilen üç farklı gruptan öğrencilerden mülakat yoluyla veriler toplanarak ilgili sorunlara yönelik deneklerin görüşleri incelenmiştir. Kısaca bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi'nde eğitim gören Suriyeli üniversitelilerden bir kısmının görüşü alınacak olup karşılaştırma yapmak üzere de diğer ülkelerden gelen yabancı öğrencilerden de bir grubun görüşü araştırılmıştır. Ayrıca kontrol grubu olarak da bu araştırma için seçilen Türk öğrencilerin Suriyeli sığınmacıların düşünceleri hakkındaki bakış açıları ele alınmıştır. Yaptığımız literatür taramasında, Türkiye'de eğitim alan üniversiteli Suriyelilerle ilgili yapılan araştırmaların çok az olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak makalelerle sınırlı olan araştırmalarsa Suriyeli göçmenlerin toplumsal ve kültürel sorunlarına odaklanmaktadır. Üniversite eğitimi alan veya üniversite çağında olsa bile bundan mahrum bulunan Suriyeli göçmenlerin eğitim, sağlık, refah durumu ve istihdamları konusunda yapılan çalışmalar yok değildir; fakat bu çalışmaların, göçmen toplumuna yön verebilecek üniversiteli Suriyeliler üzerinde yapılmamış olması bu çalışmanın yapılmasının sebeplerinden biridir. Tezimizde Suriyeli göçmen üniversite öğrencilerini merkeze alarak onların eğitim sorunlarına dâir literatüre katkı sağlamayı amaçladık. Bundan maksadımızsa Suriyeli göçmenlere rol model olma ihtimali bulunan gençlerin mevcut durumlarını ortaya koymak, sorunlarının çözümüne katkı sağlamak ve bu küçük toplulukla doğru orantılı olarak daha büyük göçmen kitlesini olumlu etkileyerek entegrasyonlarına katkıda bulunmaktır. Anahtar kelimeler: Göç, Dil, Kültür, İletişim, Uyum, Dışlanma.
Lojistik sektörünün yapısı ve sektördeki sorunlara yönelik çözüm önerileri (İstanbul ili örneği)
Bu çalışma, Türkiye'de günden güne gelişen lojistik sektörünün durumunu incelemek için yapılmıştır. Türkiye'deki lojistiğin, dünya piyasasına göre hangi aşamada olduğu, sektörde karşılaşılan sorunların nasıl etkilere neden olduğu ve bunlara dair çözüm önerileri sunularak, lojistiğin eksikliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Öncelikle lojistik hakkında temel bilgiler verilmiş ve lojistik sektörünün dünya ekonomisindeki rolünden bahsedilmiştir. Daha sonra lojistiğin dinamiksel yapısı incelenmiş ve mevcut altyapı sistemlerinin yeterlilik düzeyi araştırılmıştır. Dünya genelinde ulaştırma sistemleri genel hatlarıyla ortaya konulmakla birlikte Türkiye'nin lojistik açıdan stratejik ve teknolojik konumu ele alınmıştır. Bir sonraki bölümde Türkiye'de lojistik sektörünün karşılaştığı başlıca sorunlar hakkında bilgiler verilmiştir. Bundan sonra Türkiye'deki lojistik firmalarının durumunun incelenmesi için sektörün önde gelen 79 firmasıyla anket çalışması yapılmıştır. Yapılan bu çalışma sonucunda firmaların kullandığı ulaşım türleri, sermaye yapıları, hizmet verdikleri faaliyet alanları, çalışanlarının eğitim düzeyleri, lojistik maliyetleri, naklettikleri ürünler, kullandıkları enformasyon teknolojileri ve karşılaştıkları sorunlar incelenmiştir. En son bölümde ise çalışma süresince toplanan tüm bu veriler incelenerek durum analizi yapılmıştır. Yapılan analiz doğrultusunda da gelecek için çözüm önerileri sunulmuştur. Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre Türkiye'de faaliyet gösteren birçok firma; çalışmalarının yeterli düzeyde teknolojiden yararlanamamalarına, kalifiye eleman sayılarının yetersiz olmasına, gerekli ulaştırma altyapılarının tam olarak yeterli olmamasına ve bürokratik engellerde sorunlar yaşanmasına rağmen çok başarılı işler ortaya çıkarmaktadırlar. Gerek teknolojik yatırımların gerekse ulaştırma altyapısının geliştirilerek ulaştırma türleri arasındaki kalibrasyonun sağlanması ve eğitim konusunda devletin de doğru destek ve yatırımları, Türkiye'nin lojistik konusunda eğitim ve teknoloji alanında ilerlemiş ülkeler ile arasındaki farkı kolayca kapatacağına inanılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Lojistik sektörü, Türkiye'de lojistik sektörünün sorunları, Ulaştırma sistemleri, Lojistikte mikro ve makro ölçekli sorunlar, Türkiye
Türkiye'de sosyal ve ekonomik sorunlar (1973-1980)
Türkiye'de 1973-1980 yılları arasında yaşanan sosyal ve ekonomik sorunlar bu çalışmada incelenmiştir. Belirtilen dönemin incelenmesi ile Türk siyasi tarihine katkı sağlamak amaçlanmıştır. 12 Mart 1971 Muhtırasıyla başlayan ara rejim dönemi 14 Ekim 1973 tarihinde yapılan genel seçimlerle son bulmuş ve Türkiye'de 12 Eylül 1980 darbesine kadar devam eden yeni bir döneme girilmiştir. Türkiye tarihinin önemli bir kesitini oluşturan bu dönemde, iç ve dış politikada meydana gelen olaylar sosyal ve ekonomik alanlarda pek çok sorunu beraberinde getirmiştir. Sağ-sol ideolojilerin karşı karşıya geldiği bu dönemde toplumsal kutuplaşma belirgin bir hale gelmiştir. Bazı siyasi oluşumlar tarafından bu durum körüklenmiştir. Türkiye'nin pek çok yerinde toplumsal olaylar yaşanmıştır. Bu olayların dışında toplumda ön plana çıkmış kişilere siyasi suikastlar düzenlenmiştir. 1973-1980 yılları arasında ciddi anlamda sosyal bunalım döneminden geçilmiştir. Sosyal sorunların yanı sıra Dünya'da yaşanan gelişmeler ve ekonomi alanındaki uygulama hataları, Türkiye'deki ekonomik sorunların şiddetini arttırmıştır. Süreç içerisinde Türkiye ekonomisi ağır koşullar altında kalmıştır. İdeolojik olarak kutuplaşan halk bir taraftan birbiri ile çatışırken diğer taraftan da ekonomik sorunlarla mücadele etmiştir. İktidara gelen hükümetlerin sosyal ve ekonomik sorunlara, çözüm yolu bulamadığı gerekçesiyle 12 Eylül 1980 Darbesi gerçekleştirilmiştir. Darbeyle birlikte Türkiye'deki demokratik süreç kesintiye uğratılmıştır. Neticesinde Türkiye etkileri günümüzde dahi devam etmekte olan buhran döneminden geçmiştir.
Esnek çalışma uygulamalarının ücret sistemlerinde ortaya çıkardığı sorunların belirlenmesine yönelik bir araştırma
Esnek çalışma uygulamaları, ülkemizde ve dünyada pandemiyle birlikte oldukça yaygın hale gelmiştir. Daha önce iş süreçlerinde esnek çalışmayı hiç kullanmayan işletmeler dahi kısmen veya tamamen esnek çalışma modelinde iş yapmaya başlamışlardır. Esnek çalışma uygulamaları hem işverenler için hem de çalışanlar için yeni bir uygulama olduğundan bazı karmaşık durumlara da sahip olabilmektedir. Özellikle çalışana ödenecek ücret ve ücrete ek ödemeler açısından değerlendirildiğinde ücret sistemlerinin güncellenmesini de gerektiren bir iş modelidir. Bu sebeple esnek çalışma uygulamaları, ücret sistemlerinde birtakım sorunları da ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada esnek çalışma uygulamaları, ücret sistemleri bağlamında incelenmiştir. Esnek çalışma uygulamalarının genel olarak değerlendirilmesi, enek çalışmada yaşanan veya yaşanabilecek sorunların belirlenmesi, bu sorunlara yönelik geliştirilen çözüm yollarının ortaya çıkarılması çalışmanın amaçlarından biridir. Bir diğer amacı ise esnek çalışma yapan işletmelerdeki ücret sistemlerinin incelenmesi, bu kapsamda yaşanan sorunların ve de bu sorunlara yönelik insan kaynakları yöneticilerinin ne tür çözümler ortaya koyduğunun belirlenmesidir. Araştırma kapsamında, hizmet ve imalat sektörlerinde İstanbul' da faaliyet gösteren, kuruluşunu tamamlamış ve üzerinden en az 2 yıl geçmiş ve esnek çalışma uygulayan işletmelerin insan kaynakları yöneticileri ile görüşmeler yapılarak birincil veriler toplanmıştır. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin insan kaynakları yöneticileri ile yapılan görüşmeler çalışmanın evrenini oluşturmuştur. Bu evrenden kasti örnekleme ile seçilen 17 insan kaynakları yöneticisi ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Görüşmelerden elde edilen veriler, betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında işletmelerin çalışanlarla belirsiz süreli iş sözleşmesi imzaladıkları, temel ücret dışında işçilere prim, ikramiye, yol ve yemek ücreti gibi ödemelerin yapıldığı, işletmelerin genellikle tam zamanlı çalışma süresinde işçi çalıştırdıkları, pandemi döneminde uzaktan çalışma ve kısmi zamanlı çalışma yönteminin uygulandığı belirlenmiştir. Esnek çalışma olarak işletmeler genellikle uzaktan çalışma ve hibrit çalışma modelini kullanmış, pandemi döneminde kısa çalışma ve nakdi ücret desteği uygulamalarından da yararlanmışlardır. Vardiyalı çalışma, telafi çalışma, kısmi süreli çalışma da uygulanan diğer esnek çalışma modelleridir. Esnek çalışma uygulayan işletmeler; iletişim, teknik alt yapı sorunları, maliyet artışları, personel kayıpları, iş ve özel yaşamın birbirine karışması gibi sorunlar yaşamıştır. Esnek çalışmadan kaynaklı olarak, zamana dayalı ücret sistemi uygulanan işletmelerde çalışma sürelerinin takip edilememesinden ötürü ücreti belirlemede sorunlar yaşandığı, bu sorunları aşabilmek adına ücretlerde cüzi miktarlarda artışlar gerçekleştirdikleri, ücret ödemelerinde gecikmeler yaşandığı, ücret ödemelerini düzenli yapmaya çalışarak sorunun çözülmeye çalışıldığı, performansa bağlı ücrette ise performans kriterlerinin tam olarak belirlenememesinden dolayı çalışan şikayetlerinin arttığı, sorunu çözmeye yönelik olarak işletmelerin adil bir ücret politikasını uygulamaya çalıştıkları, enflasyondan kaynaklı ücret azalışlarına karşı işletmelerin işçi ücretlerinde periyodik olarak artış yaptıkları belirlenmiştir.
2011 Suriye Devrimi'nin sosyo-ekonomik nedenleri
Ortadoğu'da 21.yüzyılın en sancılı geçen dönemi, Tunus'ta bir seyyar satıcı gencin zabıtanın müdahalesine kendisini yakararak tepki göstermesi ile başlayan Arap Baharı'dır. Tunus'ta başlayan olaylar daha sonra Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen ve Suriye'ye sıçrayarak Tunus ve Mısır'da devlet başkanlarının istifasına sebep olurken, Libya'da dış müdahale ile Kaddafi'nin öldürülmesi ile başlayan iç savaşa dönüşmüştür. Suriye'ye gelindiğinde ise durum oldukça uzun ve zorlu bir sürecin kapısını aralamıştır. Bu tez de Suriye iç savaşının nereye ve nasıl evrileceği tartışmalarının yoğunlaştığı bir gündemde dikkatleri geride kalmış bir konuya çekerek Suriye halkının, ayaklanmaların fitilinin ateşlendiği ilk yılda sokağa çıkmasında sosyoekonomik etkenlerin ne kadar belirleyici olduğunu araştırdı. Başka bir ifadeyle, 'Suriye Devriminde' sosyoekonomik etkenlerin önemi var mıdır?' sorusunu sordu. Tezin temel argümanı ise Suriye'de başlayan gösterilerin ve ardından evrilen rejim karşıtı hareketin ardında halkın Esad rejiminin baskıcı politikalarına karşı siyasi talepleri olduğu kadar yoksulluk ve işsizlik gibi faktörlerin yarattığı ekonomik ve sosyal koşulların da belirleyici olduğudur. Niteliksel araştırma yöntemi kullanılan tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kısaca giriş yapılmış. İkinci bölümde; Fransız Mandaterliği, Darbeler ve Birleşik Arap Cumhuriyeti ve Hafız Esad dönemlerini kapsayan süreçlerde ekonomik politikaları ve dönüşümleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; Devrim öncesi Beşar Esad dönemi 2000 – 2010 arası yapılan reform süreci, liberalleşme uyum süreci, işsizlik, yoksulluk, mali veriler ve ekonomik sektörleri ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise sivil gösterilerin başlaması ve bölgeler bazında gösterilerin yayılışı incelenerek halkın desteğinin ardında yatan sosyo-ekonomik nedenler gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Suriye, Arap Baharı, Devrim, Sosyoekonomik, Beşar Esad Dönemi, Yoksulluk.
Okul yöneticilerinin iş sağlığı ve güvenliği çalışmaları ve karşılaştıkları sorunlar
Toplumların geleceğe güçlü bir alt yapı oluşturabilmesi için yarınlarımızın yapı taşı öğrencilerin güvenli okul ortamlarında her türlü tehlikeden uzak tutulması gerekir. Sağlıklı ve güvenli okul; öğrencilerin, öğretmenlerin ve diğer okul çalışanlarının kendilerini bedenen ve psikolojik olarak iyi hissettikleri öğrenme ve öğretmeye elverişli ortamdır. Bu ortamın oluşması ise iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarıyla mümkün olacaktır. Okullarda iş sağlığı ve güvenliğine önem verilmesi tehlikelerin ve tehlikelerden kaynaklanan risklerin oluşmaması ya da gerekli önlemlerin alınabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu araştırmanın amacı okul yöneticilerinin okullarda iş sağlığı ve güvenliği hakkında yaptığı çalışmaları ve bu çalışmalarla ilgili olarak hangi konularda sorun yaşadıklarını ortaya çıkarmaktır. Bu doğrultuda okullarda tehlike oluşturabilecek durumlar ve okul yöneticilerinin iş sağlığı ve güvenliği konusunda karşılaşabilecekleri sorunlar konusunda anket geliştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Çankırı ve Kastamonu il merkezleri ve ilçelerinde ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde görev yapan 319 okul yöneticisi oluşturmaktadır. Geliştirilen anket örneklem olarak seçilen 178 okul yöneticisine uygulanmıştır. Veriler SPSS 22 paket programı ile analiz edilmiştir. Bu araştırma sonucunda okulların büyük bir kısmında yangın algılama ve uyarı sistemlerinin bulunmadığı, merdivenlere güvenlik ağı takılmadığı, prizlerde çocuk koruma kilitlerinin olmadığı, pencerelerin yarı açılır pozisyona getirilmediği, içme suyu analizlerinin ve okullardaki makine ve elektrik tesisatı periyodik kontrollerinin yapılmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca okul yöneticileri iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilgisayar işletim sistemi düzeyinde ve iş sağlığı ve güvenliğinin okullarda uygulaması konusunda çeşitli sıkıntılar yaşamaktadır
Kalkınmada öncelikli bölgelerde kadınların işgücü piyasalarında yaşadığı sorunlar: Elazığ ili örneği
Kadın istihdamı, ülkelerin gelişmişlik düzeyi göstergelerinden birisi olarak oldukça önemli bir yere sahiptir. Özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra, hemen her sektörde istihdam edilen kadınların, çalışma hayatında karşılaştıkları problemlerin tespit edilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılarak çözüm önerilerinin sunulması oldukça önemlidir. Tarihsel süreç içinde kadınlar erkeklerle eşit koşullarda çalışma yaşamına katılmaya başlamışlardır ancak çalışma yaşamındaki yükselen konumuna rağmen, kadın çalışanlar geçmişte olduğu gibi günümüzde de pek çok sorunla karşılaşmaktadır. Kadın çalışanlar, çalışma yaşamında ve aile yaşamında çoğu zaman; cinsiyete dayalı ayrımcılık, cinsel taciz, psikolojik taciz, kayıt dışı çalışma, sosyal güvenlik haklarından yararlanamama, iş sağlığı ve güvenliği açısından uygun olmayan koşullarda çalışma, iş doyumsuzluğu, rol çatışması, çocuk bakımı ve ev işleri gibi sorunlarla baş etmek zorunda kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışan kadınların çalışma hayatında karşılaştıkları sorunlar tespit etmek ve kalkınmada öncelikli iller arasında olan Elazığ'da kadın çalışanların çalışma hayatındaki sorunları tespit etmektir. Elazığ ili son yıllarda sanayi faaliyetlerinin geliştiği bir il olup kendi bölgesi içerisinde ekonomi ve kalkınma açısından önemli bir ildir. Geçmiş dönemlerde ekonomisi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanan Elazığ'da son yıllarda sanayi faaliyetleri artmaya başlamış ve bu durum ildeki istihdam oranlarının artmasını sağlamıştır. İlin işgücü piyasası verilerine göre kadın istihdamının oldukça düşük düzeyde olduğu, ilde istihdam oranlarının artmasına rağmen kadın işgücüne katılım oranında aynı ölçüde bir artışın yaşanmadığı görülmektedir. İl ve bölge ekonomileri ve kalkınmışlık düzeyi, önemli bir işgücü olan kadınların çalışma hayatına dahil edilmesiyle mümkündür. Bu çalışma Elazığ ilinde kadın işgücü piyasası verilerini ele alarak ilde kadınların çalışma hayatına katılmasını engelleyen unsurların belirlenmesi ve çözüm önerileri getirilerek ilde kadın işgücüne katılım oranlarının artırılması açısından önemlidir. Çalışmada kalkınmada öncelikli bölgelerde kadınların işgücü piyasalarında yaşadıkları sorunları belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaçla hazırlanan çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde kavramsal boyutuyla çalışma hayatında kadın, işgücü piyasalarının temel kavramları, kadın işgücünün tarihsel süreç içindeki konumu, kadın istihdamını etkileyen faktörler ve piyasalardaki çalışma şekilleri ayrıntılı olarak ele alınacaktır. İkinci bölümde işgücü piyasalarında kadın çalışanların karşılaştıkları sorunlara iş ve aile hayatı olarak değinilecektir. Üçüncü bölümde ise kadının işgücü piyasalarından sayısal görünümünü dünya ve ülkemiz bazındaki verilerle aktarılacaktır. Dördüncü ve son bölümde de kalkınmada öncelikli bölgeler ve Elazığ ilinde çalışan kadınların işgücüne katılma oranları, çalışma ilişki ve kültürel boyutu ve istatistiksel veriler gündeme getirilecektir. Anahtar Kelimeler: Kadın Çalışan, İşgücü, İşgücü Piyasası ve İşgücüne Katılma Oranı
Suriyeli sığınmacı çocukların sosyolojik profili (Elazığ ili örneği)
Suriye'de yaşanan iç savaş, sonrasında büyük bir insani krize dönüşerek küresel ölçekte de büyük bir insanlık sınavı haline gelmiştir. Dünya gündemini etkileyen bu mülteci meselesi ile karşı kaşıya kalan Türkiye'de, milyonlarca Suriyeli sığınmacıya kapısını açmıştır. Suriyeli sığınmacıların yaşadığı trajik durumlar ve özelde de Suriyeli çocukların yaşadığı durumlar konunun ne kadar hassas bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle mülteci grubunun en kırılgan gruplarından biri olan çocukların bugünkü durumları, sorunları, gündelik yaşam pratikleri, yaşadıkları değişim ve dönüşümler ile bunların etkilerinin göç ve sığınmacı olma kimliği altında nasıl deneyimlendiğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Hem savaşa tanıklık hem de zorunlu olarak göç etmek ve bunların etkileri çocukları birçok açıdan zorlamaktadır. Sığınmacı çocuklar yeni ama yabancı oldukları mekânlarda pek çok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Bu zorlukların en başında da eğitimden mahrumiyet, dil sorunu, düşük ekonomik koşullar, çocuk işçiliği ve entegrasyon problemi gibi sorunlar gelmektedir. Çalışma özelinde Elazığ il merkezinde ikamet eden Suriyeli çocukların göç öncesi ve sonrasında hayatlarında ne gibi değişimler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Eğitim, barınma, sosyo-ekonomik durum, karşılaşılan risk ve güvenlik sorunları, sosyal izolasyon ve uyum konusunda yaşadıkları değişim ve dönüşümler bunlardan bazılarıdır. Suriyeli çocukların göç sonrasında eğitim imkanlarından mahrumiyet, düşük ekonomik koşullar içinde yaşama, çocuk işçiliği, dil sorunu, ötekileştirilme ve entegrasyon sorunu gibi problemler ile iç içe oldukları tespit edilmiştir. Çocukların gündelik yaşam pratikleri de bu sorunlar etrafında şekillenmektedir. Bu açıdan çalışma kapsamında Suriyeli çocukların zorunlu göç deneyimleri ve sonrasında hayatlarında ne gibi değişim ve dönüşümlerin olduğunun ortaya koyulması amaçlanmıştır. Suriyeli çocukların sığınmacı olma kimliği altında toplumsal alandaki görünürlüklerinin nasıl şekillendiğinin, bunun entegrasyon sürecine etkilerinin ve çocukların yaşadığı sorunların neler olduğuna yönelik bir durum tespitinin yapılması planlanmıştır. Bu bağlamda da Elazığ il merkezinde ikamet eden 10-18 yaş aralığındaki 308 Suriyeli çocuğa nicel araştırmaya dayalı yarı yapılandırılmış anket formu uygulanmıştır. Verilerin elde edilmesinde ayrıca gözlem ve çocukların ifadelerinin yer aldığı görüşme notlarından da faydalanılmıştır. Anahtar Kavramlar: Göç, zorunlu göç, Suriyeli sığınmacı çocuklar, risk ve problemler, gündelik yaşam pratikleri, entegrasyon
İlkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin mülteci akranlarının sorunlarına yönelik algıları: Burdur örneği
Bu araştırmada ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin, sınıflarındaki mülteci akranlarının sorunlarına yönelik farkındalık düzeyleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (fenomenoloji) deseni kapsamında yürütülmüştür. Çalışma grubunu 2018-2019 eğitim öğretim yılı Burdur ili merkez ilçede bulunan ikisinin yüksek sosyoekonomik düzeyli, ikisinin düşük sosyoekonomik düzeyli olduğu düşünülen dört farklı ilkokulda okuyan ve sınıfında mülteci akranları bulunan 21'i kız, 29'u erkek toplam 50 ilkokul dördüncü sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler, üç sorudan oluşan yarı yapılandırılmış anket formları ve öğrencilerin çizdiği resimlerle iki aşamalı olarak toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Anket formları üzerinden yapılan analizler sonucunda ilkokul dördüncü sınıf öğrencileri, sınıflarındaki mülteci akranlarının iletişim, okuma, anlama, konuşma, uyum, dışlanma, zorbalık, önyargı, beslenme, barınma, kıyafet, para, kalabalık aile, öğrenme güçlüğü, eğitim hakkından mahrum kalma, korku, savaş, göç gibi çeşitli sorunları olduğunu belirtmişlerdir. Bu sorunları sınıf öğretmenlerinin, rehber öğretmenlerinin, okul idaresinin, devletin, yardım kuruluşlarının, psikologların, çevirmenlerin, kendilerinin, sınıf arkadaşlarının, mülteci çocuğun kendisinin ve mülteci çocuğun ailesinin çözebileceğini ifade etmişlerdir. Kendilerinin, mülteci akranlarına maddi ve manevi yardımcı olabileceklerini, ayrıca derslerinde ve okuma yazmalarında onlara yardım edebileceklerini ifade etmişlerdir. Öğrencilerin resimleri üzerinden yapılan analizlerin sonucunda ise çoğunlukla savaş ve göç konulu resimler çizildiği görülmüştür. Genellikle mültecilerin sığındıkları ülkelerde refaha kavuştukları bunun yanı sıra uyum problemleri de yaşadıkları resmedilmiştir.