Türk milliyetçiliği
Bu konu başlığı altında 91 tez
1945-1960 döneminde Türkiye'de İslami canlanış: Dergiler ve söylemler
Cumhuriyet Dönemi Türk düşünce tarihine katkı sağlaması umulan bu doktora tezinin amacı, 1945-1960 yılları arasındaki İslami canlanma atmosferinde kendilerini millî ve dinî değerler üzerinden tanımlayan ve kendileri için zaman zaman dindar-milliyetçi ya da mukaddesatçı isimlendirmelerini kullanmış bir grup dergi ve aktörün ürettikleri milliyetçi ve maneviyatçı içeriği analiz etmek ve bu içeriği besleyen unsurlar üzerinde argümanlar oluşturmaktır. İslam düşüncesinin 1960 sonrasında tercüme hareketleri ile kazandığı evrensel çizgisinden farklı olarak 1945-1960 arasında milliyetçilik ile ne şekilde iç içe geçtiği bu tezin cevabını aradığı sorulardan biridir. Diğer yandan "maneviyatçılık" gibi genel bir başlığın altında hangi alt başlıkların yer aldığı sorusu da cevabı aranacak diğer bir problematiği oluşturmaktadır. Bu çerçevede ele alınan on beş periyodik yayın hakkında ansiklopedik bilgiler, yazar kadrosu ve milliyetçi-maneviyatçı yönelimlerinin analizi tezin güzergâhını belirlemiştir. Çalışmada geniş bir dergi arşiv taramasının yanı sıra Cumhuriyet Arşivi, Meclis tutanakları, kanun maddeleri ve anılardan da faydalanılmıştır. Çalışmada doküman analizi metodu ve yer yer niceliksel bir çizgi takip edilmiştir. Öncelikle konu kapsamına alınabilecek yazılar tespit edilmiştir. Bir yandan dergilerde görülen milliyetçilik türü analiz edilirken diğer yandan bu görüşleri serdeden başlıca yayınlar ve aktörlerin genel profilleri çıkarılmıştır. Bu resim ortaya çıkarılırken tasvirî olmakla yetinilmeyip dergilerin milliyetçi ve maneviyatçı tonunu belirleyen nedenler sorgulanmıştır. Milliyetçiliği besleyen muhtemel nedenler arasında dönemin aydınlarının dinî içerikli bir milliyetçiliği doğal bir biçimde kimliklerinin bir parçası olarak görmeleri ve dönemin komünizm karşıtlığı gibi hususlar gözlenmektedir. Maneviyatçı söylemlerinin arkasında ise dönemin bir önceki dönem İslamcılık düşüncesinden farklı olarak "devleti kurtarmak" değil "bireyi kurtarmak" dönemi oluşu ve dergiyi çıkaran kişilerin felsefi ve tasavvufi yönelimleri rol oynamış görünmektedir. Mukaddesatçı olarak nitelenen bu grup şüphesiz kendi içinde farklılıklar barındırmaktadır. Bu çalışmada önemli görüş farklılıkları göz ardı edilmeden, ortak tema ve yaklaşımları olarak milliyetçilik ve maneviyatçılık başlıkları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: İslami canlanma, Çok Partili Dönem, mukaddesatçılık, İslamcılık, Türk milliyetçiliği, maneviyatçılık, komünizm karşıtlığı.
Uluslaşma ve modernleşme süreçlerinde bir zemberek: Türk dil kurultayları
Bu tez çalışması, Türk ulusunun inşası sürecinde Türk dil kurultaylarının oynadığı rolü incelemeyi amaçlamakta ve yoğun bir uluslaştırma motivasyonunun tematik birer dökümü olan ilk üç Türk dil kurultayını özellikle odağına almaktadır. Ulusun ve uluslaştırmanın bir modern dönem anlatısı olduğu kabul edildiğinde, çalışma teorik anlamda modern ulusçuluk kuramlarına yaslanmaktadır. Bir devlet politikası olarak 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuyla başlatılan dil reformunun uygulanmasında adı geçen dil kurultayları bir kullanma kılavuzu niteliği görmüş; bu kurultayların öncülüğünde Türk ulusunun inşası tesis edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın başlangıcında sırasıyla ulus olgusunun tarihî serencamı ve kavram kartografyası, ulus-devlet fenomeninin gelişimi, ulusçuluk akımının temel hususiyetleri ve ulus inşası sürecinin boyutları konu edilmektedir. Akabinde de Türk milliyetçiliğini ortaya çıkaran dinamiklere değinilmektedir. Ardından dil meselesinin Cumhuriyet'in gündemine nasıl ve neden girdiği, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde yapılan dilde sadeleşme tartışmaları da göz önünde bulundurularak açıklanmaktadır. Çalışmanın son bölümünde ise 1932 ile 1936 yılları arasında düzenlenen üç Türk dil kurultayının dilde reform düşüncesinin çok ötesinde bir zihniyet dönüşümünü imlediği ele alınmakta; modernleşme ve uluslaşma paradigmalarının bir zembereği olduğu öne sürülmektedir.
Türk Kültürü Dergisinde milli kimlik: Sosyal ağ analizi ve içerik analizine dayalı bir inceleme
Bu çalışma, Türk Kültürü dergisinin 1962-1980 döneminde yapılan yayınlarında, milli kimlik temasını yansıtan yazıların incelenmesini kapsamaktadır. Tezin amacı, "milli kimlik" kavramı perpsektifinde Türk Kültürü dergisinde yapılan yayınları inceleyerek, derginin yayın politikası ve yayın karakterini/kimliğini ortaya koymaktır. Çalışmada esas olarak, söz konusu derginin, belirlenen dönem ve konu evreninde yayınlanan 200'ün üzerinde makale, ayrıntılı bir tarama yöntemiyle seçilerek araştırma örneklemi haline getirilmiştir. Veriler ve yöntem bakımından araştırmada, yeni nesil bir metod olan sosyal ağ ve muhteva analizi yöntemi kullanılmıştır. Bu metoda dayanarak, derginin belirlenen dönem kapsamında niceliksel olarak yazar ve kavram analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan tabloya göre, milli kimlik perspektifinde Türk Kültürü dergisinin sık kullandığı kavram haritası göz önüne alınarak, başta belirlenen dergi materyalinin ayrıntılı incelemesinin, hangi konular ekseninde bir değerlendirmeye tâbi tutulacağı belirlenmiştir. Dergide, milli kimlik perspektifini yansıtan yazılarıyla öne çıkan yazarların makaleleri incelenmiş ve bu doğrultuda derginin yayın karakteri ve politikası tahlil edilmiştir. Bu bakımdan araştırma, yeni bir yöntem olan ağ analizi metodu ve klasik tasnif ve değerlendirme yönteminin kombinasyonu interdisipliner bir çalışma ile Türk Kültürü dergisinin yayın kimliğini ortaya koymaya odaklanmıştır. Muhteva analizinde ortaya çıkan kavramlardan hareketle, milli kimlik perspektifinde öne çıkan kavram ve konular temelde üç ana başlık altında değerlendirilmiştir: Milli Kimliğin Toplumsal Tabanı, Milli Kimliğin Mimarı ve İnşaa Araçları, Milli Kimliğin Asli Unsuru: Milli Dil. Bu doğrultuda yazılan makalelerden örnek pasajlar verilerek ilgili konuya yönelik derginin yaklaşımı genel bir çerçevede değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, daha uzun bir dönemi kapsayan bir araştırma ile genişletilmesi gerektiği düşünülen şu temel bulgu elde edilmiştir: Türk Kültürü dergisi yazılarında milliyetçiliğin hâkim olduğu bir kimlik imgesi görülmektedir. Dil, tarih ve kültür bağlarından oluşan milliyetçilik, derginin kimlik algısının en dikkat çeken yanıdır. Yazılar genel olarak dil, kültür ve bu ikisiyle ilişkili bir tarihi arka planı konu almaktadır. Anahtar Sözcükler: TKAE, Türk Kültürü Dergisi, Milli Kimlik, Sosyal Ağ ve Muhteva Analizi, Kaynakça Info, Milli Dil, Basın
Atatürk milliyetçiliğinin Turancılığa bakışı
Fransız İhtilali ile yayılmaya başlayan milliyetçilik fikir akımı günümüz toplumlarında hala güncelliğini ve etkinliğini sürdürmektedir. Tüm dünyada birçok değişime ve dönüşüme neden olmuştur. Yeni devletlerin kurulmasına çokuluslu toplumların dağılmasına sebep olmuştur. Sonrasın büyük mücadelelerin başlamasına ve ülke sınırlarının değişime yol açmıştır. Osmanlı Devleti'ndeki Türk milleti çok geç milliyetçilik görüşüyle tanışarak uygulamıştır. Osmanlı'nın Dağılma Dönemiyle başlayan ve Kurtuluş Savaşı sürecinde de büyük önem teşkil eden bir fikir akımı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte milli bir devlet kimliği sağlanmıştır. Bu yeni devletin ku-rucusu olan Mustafa Kemal Atatürk'tür. Atatürk milliyetçi görüşü ve liderliği çağdaş ve modern, ırkçılık barındırmayan bir milliyetçi devlet yapısı uygulanmıştır. Bu nedenle Turan görüşü için uygulamada bir şey yapılmamış sadece Misak-ı Milli sınırları içinde kalan Türk milletinin bütünlüğü ve devamlılığı için yeniden yapılanmalar sağlanmıştır. Atatürk Turancılık fikrini sadece kültür birliği sayesinde devamlılığı savunarak Türk birliği için mücadele anlayıştan uzak durmuştur.
Mehmet Akif Ersoy'un milliyetçilik anlayışı
18.Yüzyıl'da milliyetçiliğin modern anlam kazanmasıyla çok uluslu imparatorluklar çökmeye başlamış bu durum tüm dünya da etkili bir takım değişiklere sebep olmuştur. Yeni bir yönetim düzenin kurulmaya başlandığı bu dönem, özellikle çok uluslu büyük imparatorlukların ayakta kalmasını zorlaştırmış, birçok farklı etnikten insanın bir arada yaşadığı devletler hayatta kalabilmek için yeni fikirler ortaya çıkartmış ya da yeni Dünya düzenini oluşturan farklı siyasi yönetimlerle durumlarını korumaya çalışmışlardır. Biz bu çalışmamızda milliyetçilik akımından olumsuz etkilenen, geniş bir coğrafyada yaşayan, birçok farklı milletten halkı bulunan Osmanlı Devleti'nin yayılmacı Batı politikaları karşısında ayakta kalabilmek için üretilen fikirlere katkı sağlayan dönemin aydını, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'un milliyetçilik fikrine bakış açısının değerlendirmesi açıklanmak istenmiştir. Muhafazakar, mütedeyyin bir aydın olan Mehmet Akif'in, fikirlerinin gelişiminden, dönemin sorunlarına çare arayışına, hem fikir hem eylem insanı oluşuna değinilerek hazırlanan bu çalışmanın temel konusu, Mehmet Akif Ersoy'un inandığı değerler doğrultusunda devletin ayakta kalması için sorunların çözümü olarak gördüğü birlik ve beraberlik halinin nasıl milliyetçilik fikri çatısı altında açıklandığıdır.
90'larda Kürt sorunu bağlamında Türk milliyetçiliğinin yeniden üretilmesinde medyanın rolü: Milliyet gazetesi örneği
Modern çağın bir üretimi olan milliyetçilik önemli bir toplumsal dizayn aracı oldu. Egemen sınıf ve onun iktidar güçleri milliyetçi söylemler üzerinden hegemonik ilişkiler kurarak toplumsal bilince yön vermektedirler. Mikro günlük ilişkilerden makro toplumsal ilişkilere kadar geniş bir etkinliğe sahip olan milliyetçilik, Türkiye'de önemli bir işlevselliğe sahiptir. Egemen sınıfın önemli ideolojik araçlarından olan medyanın 'milli' yayın politikalarının milliyetçiliğin geniş toplumsal dokulara ulaşıp kök salmasında önemli rolü bulunmaktadır. 'Öteki'lerin varlığına karşı gösterdiği reaksiyoner tepkilerle kendisini görünür kılan Türk milliyetçiliğinin gelişip serpilmesinde medyanın yadsınamaz katkısı vardır. Dönemlere göre değişebilen 'öteki'leri negatif görünür kılıp toplumsal 'linc'e tabi tutan medya, Kürtleri de olumsuz söylemlerle sayfalarına taşıyarak 'milli hassasiyet'lerin karşıtı olarak işaretlemiştir. Özellikle 1990'larda bölgede yaşanan çatışmalı ortamın aktarılma biçimi, günümüzdeki yaygın milliyetçi pratik ve algıların şekillenmesine önemli etkisi olmuştur. 1990-1999 yılları arası Milliyet Gazetesi ana sayfasında Kürtlerin temsil edilme biçimleri incelenirken, kullanılmış söylemlerden milliyetçiliğin kolayca beslenebileceği tespit edilmiştir. Başlıklarda Kürtlerin edimleri şiddet içeren haber ve görüntülerle ilişkilendirilmiş olup 'bölücü', 'terörist' vb. tanımlamaların sıklıkla kullanılması Kürtleri bir kez daha 'kötü' olarak mimlemiştir.
A critical consideration of nationalism, in conjunction with Islamism, in the case of Mehmet Akif Ersoy
This thesis analyzes the forms of nationalism ideology and its relation with religion on the ground of the Islamism ideology in the last century of the Ottoman Empire. After the Second Constitutional Monarchy Ottoman Empire experienced a social and religious awakening after the loss of the territorial lands. The effects of the imperial decline are obviously seen among Turkish intellectuals and writers during the collapse of the Ottoman Empire. As a result of the destructive effects of the war, ideological developments emerged among Ottoman Muslims in the wake of the salvation of the Ottoman Empire. Mehmet Akif Ersoy as a so-called national anthem writer considered a prominent name in the defense of national struggle mostly narrated within his epic vision and patriotic sense of his poems. In order to describe the situation of this era, the thesis focuses on the conceptualization of nation and Islam in the sense of national anthem writer Mehmet Akif Ersoy. However, Akif's consideration of nationalism observed changes in parallel to the socio-political experiences, his concept of nationalism and religion that meet in a synthesis needs explanations and clarifications around the debates of nationalism in the early years of the Turkish Republic. This thesis also suggests that Mehmet Akif as a name that has come to the fore with its national and religious identity should be questioned for his role in raising national awareness.
Türk milliyetçiliği düşüncesini tanımlama ve temellendirme çalışmalarına bir örnek: Orkun Dergisi (1962–1965)
İdeolojik kamplaşmaya dayalı siyasal yaşamın çalkantıları o dönem ülkedeki toplumsal düzenin huzurunu kaçırmış bu huzursuzluk fikir ve düşünce dergiciliğini de derinden etkilemiştir. 1961 Anayasası ile Türkiye yeni bir fikir ve siyaset ortamına girmiştir. Sol düşünceyi yaymak gayesiyle yayın hayatına giren dergilere karşılık, Türkçü kesim de buna paralel olarak Ankara'da aylık bir derginin çıkarılması için teşebbüste bulunmuştur. 1961 yılında milletvekili olarak parlamentoya giren İsmail Hakkı Yılanlıoğlu'nun girişimi ve sahipliği altında 1962-1965 tarihleri arasında 30 sayı olarak neşredilen Orkun'un kurucusu olarak Atsız gösterilmiştir. Dergi Atsız, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, M. Zeki Sofuoğlu, Hikmet Tanyu, Galip Erdem, Yavuz Bülent Bakiler, Arif Nihat Asya, Muzaffer Özdağ, Ahmet Tuğcu gibi yazarların şiir ve makalelerine yer vererek Türk Irkçılığı ve Turancılık meseleleri üzerinde önemle durmuştur. Türk milliyetçiliği ekseninde Türk tarihi, vatan anlayışı ve Türkiye Türkleri konuları ile ırkçılık, milliyetçilik, Turancılık ve Türkçülük gibi kavramları işlemiş; kominizim, sosyalizm ve Anadoluculuk gibi diğer fikir sistemlerine şiddetle karşı çıkmıştır. Türklüğe yararlı bütün çağdaş fikir ve sanat akımlarının bir çeşit üniversitesi olma iddiası ile ortaya çıkmıştır. Türk milliyetçiliğine düşman unsurların rakip çıktığı bütün memleket sorunlarını sağduyunun ışığında yeni baştan vurgulamış ve Türklük ülküsünü, halka anlatmıştır. Orkun Dergisi ekonomi, din, askeri, kültür, Türk dili, folklor, eğitim gibi birçok konuyu milliyetçi bakış tarzı ile yorumlayarak okuyucu kitlesine ulaştırmıştır. Orkun dergisi sıklıkla özel sayılar çıkarmış ve siyaset ağırlıklı yazılara yer vermiştir. Öyle ki Atsız tarafından kaleme alınan ve ilk sayıda yayımlanan "Milli Kalkınma Programı'nda belirtilen ilklerin MHP siyasi parti programına "9 Işık" adıyla yansıması siyasi tarihimizde önemli bir hizmet olarak görülmektedir.
Cumhuriyet Dönemi Türkiye'de milliyetçiliğin gelişimi ve ulus kimlik inşası
Bu çalışmanın amacı, milliyetçiliği kuramsal ve kavramsal olarak analitik bir düzlemde açıklamaya çalışmak, Avrupa'da ortaya çıkışını ve gelişiminin Türkiye üzerinde nasıl zuhur bulduğunu ortaya koymak olacaktır. Bu bağlamda millet ve milliyetçiliğin modern dönemin birer unsurları olup olmadığı ifade edilirken hangi kavramın diğerini yarattığı incelenecek ve bu inceleme esnasında öne sürülmüş yaklaşımlar analiz edilerek indirgemeci bir bakış açısından uzak durulacaktır. Avrupa'dan ortaya çıkıp tüm Dünya'ya hızlı bir şekilde yayılmakta olan milliyetçilik düşünceleri analiz edilirken, örnek olarak gösterilen ülkelerin konjonktür yapıları göz önünde bulundurulacak, milliyetçiliğin bu ülkelerde hangi görevi tamamlamak için ortaya çıktığı analiz edilecektir. Nihayetinde Türkiye'de ortaya çıkan ve gelişen Türk milliyetçiliği açıklanmaya çalışılırken dönemin siyasal, ekonomik ve toplumsal yapıları dikkate alınarak eleştirel bir tutum sergilenecektir.
Türk milliyetçiliği tanımlamalarında Orkun dergisi örneği (1950–1952)
Orkun Dergisi; 6 Ekim 1950 tarihinden 18 Ocak 1952 tarihine kadar, 68 sayı olarak her hafta Cuma günü çıkarılan Türk Milliyetçiliği dergisidir. Dergi, bir şahsın ya da grubun dergisi değildir. Sahibi İsmet Tümtürk olarak görünse de, kendisini bir davaya adamış olan tüm Türkçülerin dergisidir. Orkun Dergisi, Tek Parti döneminde iki defa kapatılan Orhun Dergisinin üçüncü dönemi olmamıştır. Demokrat Parti'nin, 14 Mayıs 1950 tarihindeki seçimden zaferle çıkması üzerine, Türkçülerin yeni bir heyecanla Türk Milliyetçilerini birleştirme hamlesi olarak Orkun Dergisi'ni çıkarma kararı almaları, yeni bir dönemin ve umudun başlangıcı olmuştur. Orkun Dergisi, Türk Milliyetçilerinin yeni kalesi olmuştur. Başyazar olarak Hüseyin Nihal Atsız'ın Türkçüleri bir çatı altında toplama gayreti görülmektedir. Derginin ana konularından biri, 1944–1945 Irkçılık-Turancılık Davası'dır. Bu davada zarar gören Türkçüler değil, Türkiye Cumhuriyeti'dir. Orkun Dergisi, Türkçü bir dergi olduğu için Türk Milliyetçiliğinin gelişim sürecini ele almıştır. Türklerin ilk yazılı belgesi, Orhun Kitabeleri'nden başlayarak, Göktürklerin, Karahanlılar'ın, Karamanoğullarının, Selçukluların ve Osmanlıların, Türk milletinin şanlı geçmişini nasıl parlattıkları ve bu dönemin önemli düşünürlerinin katkıları anlatılmıştır. Türkçü Dergi olarak çıkarılan Orkun Dergisi'nin yazar kadrosu, sürekli değişmiştir. İsmet Tümtürk, Hüseyin Nihal Atsız, Nejdet Sançar, M. Zeki Sofuoğlu, H. Fethi Gözler, Hocaoğlu S. Ertürk, Nuri Tarhan gibi önemli yazarlar, dergiyi ayakta tutmak için çok gayret etmişlerdir. Orkun Dergisi, çeşitli sorunlardan dolayı 67. sayıdan haber vererek, 18 Ocak 1952 tarihinde son sayı olan 68. sayısını çıkararak, veda etmiştir. Bu ani vedanın sebebi, ne maddi sebepler ne de hükümet baskılarıdır. Derginin kapanış nedeni, tamamen dergiyi çıkaranların farklı işlerde çalışıyor olmaları ve dergi için yeterli zamanı bulamamalarıdır.
Türk milliyetçilerinin Suriyeli mülteciler meselesine ilişkin düşünceleri (Türk ocakları ve Aydınlar ocakları örneği)
Türkiye eski tarihlerden itibaren göç alan bir coğrafya üzerindedir. Suriye'de başlayan iç karışıklık sonucunda milyonlarca Suriyeli mülteci, canını kurtarmak amacıyla Türkiye'ye göç etmiştir. İlk zamanlarda mülteciler için hazırlanan kamplarda barındırılmaya başlayan az sayıda olan mültecilerin gittikçe artan nüfusları kampların yetersiz hale gelmesine sebep olmuş ve ülkenin dört bir yanına milyonlarca mülteci dağılmıştır. Türkiye'ye yerleşen milyonlarca Suriyeli mültecinin, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanda yarattığı etkilerin incelendiği bu çalışmada Türk Ocağı ve Aydınlar Ocağı üyeleri ile yapılan görüşmelerde elde edilen veriler ile mültecilerin neden olduğu sorunlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen bulgular Suriyeli mültecilerin, Türk toplumunda işsizlik, güvenlik, suç, demografik değişim gibi riskler oluşturduğu ve toplumun duyduğu rahatsızlıklar tespit edilmiştir. Günümüzde hala devam eden mülteci sorunu çeşitli etkenlere bağlı olarak Türk toplumunda olumsuz değişimler yarattığı sonucuna ulaşılmıştır.
Türk milliyetçiliğinin dönüşümü: Milliyetçi Hareket Partisi ve Büyük Birlik Partisi Ayrımı (1992-2018)
Milliyetçilik, siyaset biliminin en çok tartışılan konularından biridir. Birçok siyaset bilimci; "milliyetçilik devrinin kapanmış olduğunu" düşünmüştür. Ancak bu zamana kadar milliyetçilik, modası geçmeyen bir ideoloji olmuştur. Özellikle Türk milliyetçiliği kendine has özeliği nedeniyle incelenmiştir. Türk milliyetçiliği, milliyetçiliğin ortaya çıktığı 18. yy. öncesinde de Türk milletinde var olmuştur. Fakat Osmanlı İmparatorluğu, Gerileme Dönemi'nde milliyetçilik ile beraber İslamcılık ve Batıcılık akımlarının etkisiyle devletin beka sorununa çözüm olmak istemiştir. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti için de geçerli olmuştur. Türkiye'de Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 50 yıldan fazla süredir milliyetçi bir parti hüviyetindedir. 1980 Askeri Darbesi'nden sonra milliyetçiliğin yavaş yavaş İslamileştirilmesi neticesinde bir yol ayrımına gelinmiştir. Bundan dolayı iki ayrı kimlikli milliyetçi parti oluşmuştur. Bunlar; MHP ve Büyük Birlik Partisi (BBP) olmuştur. Bu çalışmada, söz konusu iki siyasi partinin fikir, değer ve kimlikleriyle Türk siyasetinde 2018 yılına kadar olan süreci incelenmektedir. Bu tezde, nitel araştırma yöntemlerinden "karşılaştırmalı durum analizi" kullanılacaktır.
Türk milliyetçiliğinde ırk olgusu ve politik bileşenleri
Bu çalışma Türk milliyetçiliği içindeki ırk olgusu ve politik bileşenlerinin analizini amaçlamaktadır. Bu doğrultuda ele alınacak tarihsel süreç Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden başlatılarak günümüze kadar devam edecektir. Çalışmanın ilk bölümü milliyetçilik çalışmaları literatürü ve bu literatürün özgün sınıflandırılmasına ayrılmıştır. İkinci bölümde ise biyopolitika kavramı ele alınacaktır. Milliyetçilik çalışmaları içinde kendisine yer bulamayan biyopolitika kavramının yardımıyla oluşturulacak çerçeve, milliyetçilik ve ulus devlet olgularına farklı bir okuma önerisiyle devam edecektir. Çalışmanın ana bölümü sayabileceğimiz üçüncü bölümde Türk milliyetçiliğinin içindeki ırk olgusunun izleri araştırılacak ve politik bileşenleri analiz edilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda siyasi liderler, partiler, sivil toplum kuruluşları, dernek veya dergiler çalışmanın araştırma özneleri olarak kullanılacaktır. Çalışmanın son bölümü ise küreselleşme tartışmaları karşısında ulus devlet, milliyetçilik kavramlarının konumunu tartışmaya ve bu tartışmalar içinde Türk milliyetçiliğinin yerini saptamaya çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Milliyetçilik, Irk, Ulus İnşa Süreci, Türk Milliyetçiliği, Biyopolitika, Küreselleşme
Azerbaycan'da milli kimliğin düşünsel temelleri: 1840-1920
Son iki yüzyılı aşan bir süreçte Azerbaycan coğrafyası savaşlara ve işgallere maruz kalmış büyük imparatorluklar tarafından yutulmak istenmiştir. Çarlık Rusyası'nın Güney Kafkasya'ya inmesi üzerine onun sömürgesi altına giren Kuzey Azerbaycan Türkleri nihayetinde Çarlığın işgaline maruz kalmıştır. Anlaşıldığı üzere milliyetçiliğin yükseldiği bir dönemde Kuzey Azerbaycan Çarlık Rusyası'nın işgali altında olmuştur. Böylelikle uluslaşma sürecini Çarlık Rusyası altında başlayan Kuzey Azerbaycan Türkleri bu süreç içerisinde geçmişle yüzleşmiş ve özbenlik arayışında olmuştur. Tabii ki bu özbenlik arayışı kitlesel değil ilk önce bir grup aydın arasında başlamış daha sonra ise toplumsal bir bilince zemin oluşturmuştur. Bu bağlamda Çarlık Rusyası'nın sağlamış olduğu ortamdan istifade eden Azerbaycanlı aydınlar kendi toplumları için yavaş-yavaş akademik ilgi dönemini başlatmış kendilerinden sonra gelen aydınlar için arka plan oluşturmuş ve bir zemin hazırlamışlardır. Dolayısıyla bu tez çalışması da uluslaşma sürecini sömürge altında başlayan Kuzey Azerbaycan'ın geçtiği yolu, dönemin aydınlarının düşünsel temelleri ve dönemin içtimai-siyasi olayları çerçevesinde, milliyetçilik kuramları bağlamında ele alınmaya çalışılmıştır.
İmparatorluktan küreselleşmeye Türk milliyetçiliği: Mehmet Akif Ersoy'un ve Erol Güngör mukayesesi
Küreselleşme kavramı tartışılırken genellikle ülkelerin sınırlarına (sınırsızlıklarına) atıfta bulunulmaktadır. Her ne kadar sınırlar tarihte önemini daima korumuş olsa da imparatorluklar döneminden ulus devlete geçişte ise sınırlar yeniden çizilerek yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Böylece küreselleşme ile bir bakıma sınırsızlığa atıfta bulunulmakta, küreselleşme ile sınırlar arasında ters ilişki görüldüğü belirtilmektedir. Küreselleşme ve imparatorluğun bu ters ilişkisi sınırlar üzerinden açıklanabilir. İmparatorluk döneminde sınırsızlıktan sınırlara doğru bir gidiş örneklendirilebilirken, küreselleşme kavramı sınırlardan sınırsızlığa doğru bir gidişi telkin etmektedir. Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanları doğrudan etkilemesi nedeniyle küreselleşme kavramı hayatın her alanına nüfuz etmeyi başarmış bir kavramdır. Bu geniş yelpazeli küreselleşme kavramı yaşanılan pandemi süreci, devamındaki savaşlar ve göç olgusu nedeniyle ulus devlet ve milliyetçilik tartışmalarını da alevlendirmiştir. Kültürel bir temeli olması ve ulus devlet olma sürecindeki dinamikleri nedeniyle Türk milliyetçiliği genelde muhafazakârlık ile modernlik arasında gelgitler yaşamıştır. Bu minvalde; çalışmamız, İmparatorluk döneminde yaşamış Mehmet Akif Ersoy ve küreselleşmenin somut nüvelerinin görüldüğü dönemde yaşamış Erol Güngör üzerinden Türk milliyetçiliğine odaklanmaktadır. Küreselleşmenin kültür eksenli tahripkâr sonuçlarına Türk milliyetçiliği çerçevesinde iki farklı dönemde de benzer tepkilerin olduğuna değinilmiştir. Bu tepkiler genel olarak kültür, din ve milli birlik odaklıdır. Çalışmanın sonucunda İslamcılık ve milliyetçiliğin mutualist ilişkisine dikkat çekilmiştir. Tartışma kapsamında Mehmet Akif Ersoy'un ve Erol Güngör'ün yazdıklarına bir başka ifade ile esas olarak birincil kaynaklara yer verilmiştir. Tartışmayı geliştirmek adına ikincil kaynaklara da başvurulmuştur.
The rising racist paradigm in the Turkish Nationalism in the first decade of the 2000s: The discourse of the Kurdish invasion
This thesis looks at the discourse of the ?Kurdish invasion? within the framework of the rising racist practices in Turkish nationalism in the first decade of the 2000s. The position of the Turkish nationalism that pursed denial policy against the Kurds from early Republican era to the early 2000s has changed recently. This transformation has occurred as a result of various conditions such as the increasing possibility of the establishment of a Kurdish political authority in Northern Iraq after the American occupation, the constitutional and legal reforms in the harmonization process with the European Union, the growing Kurdish opposition, and the ongoing low- intensity war in the southeast since the beginning of the 1980s. Unlike the previous periods, the Kurdish identity has become a reality expressed in the public opinion. However, in this new period, the Kurds, who are no longer recognized as a separate ethnic group, are also coded as an element threatening the survival of the Republic of Turkey. The claim that the Kurdish population has been increasing more than the Turkish population and the belief that it is a conscious invasion policy have contributed to the resurgence of the perception of threat among the Turks. A number of columnists, the Türksolu Dergisi(The Journal of Turkish Left) and Türkçü Toplumcu Budun Derneği(The Association of Turkist- Socialist Nation)which adopted the discourse of ?Kurdish invasion? have utilized these claims as an argument in order to legitimize their racist discourse. Therefore, the perception of threat created on the basis of the Kurdish population increase has prepared the ground for the reinforcement of an increase in racism that problematizes the Kurdish presence.
Ülkücü community in Zeytinburnu: Violence around words and encounters
This thesis aims at comprehending the dynamics of hostility and violence against Kurds in ülkücü community in Zeytinburnu, Istanbul, through focusing on the violent attacks against Kurds that took place in Zeytinburnu. My analysis depicts the violence as an outcome of both macro relations of nationalist politics and micro dynamics of the ülkücü community and the locale. A discussion of the conventional perspectives on ethnic violence is reassessed to provide an insightful analysis on hostility and violence from the perspective of anthropology focusing on the details of everyday life. This thesis attempts to compare various experiences of nationalism and to reveal how radical nationalism (ülkücülük) differs from them. Ülkücü community is analyzed through their discourses that inscribe certain affects on their bodies, which constitutes them as a distinct political group on the urban space. Then, it is argued that the hostility against the Kurds in Zeytinburnu is constructed through encounters on the local topography. Finally, violence is both conceptualized as an outcome of heterogeneous micro-dynamics of power and as a passionate performance constituting the ülkücü community in certain forms.
A teacher, agitator and guide: Talebe defteri and the formation of an ideal child (1913-1919)
This thesis examines one Talebe Defteri, a children's journal, published in the late Ottoman era from 1913 to 1919, that focused on the formation of the ideal child. Since nationalism was a popular idea in society and among the intellectuals, and it was in practice through state policies, especially after the Balkan Wars, the journal is analyzed through the filter of nationalism. With patriotic agitation, Talebe Defteri stimulated the nationalist feelings of readers and raised national consciousness. At the same time, it promoted militarism, heroism, patriotism and revenge and it also presented a modernity perspective by supporting the modern education system and its methods, equality between men and women, the improvement of women's social status, entrepreneurship, healthcare and physical training. Also, it touched upon the issues of morality and civil society, referring to scouting and youth associations. The discussions on nationalism and social issues in the journal provide clues about the characteristics of the ideal child in that period: patriotic, couregous, bodily, mentally and morally strong, resolute, hard-working, and a follower of modernity.
Türkçülük düşüncesinin inşa sürecinde Türk Ocaklarının rolü
Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde, devleti içinde bulunduğu durumdan kurtarmak için başvurulan Osmanlıcılık ve İslâmcılık düşüncelerinin çare olmaması üzerine Türkçülük düşüncesi ön plana çıkmıştır. Türk Derneği, Türk Yurdu gibi cemiyetler, Türkçülük düşüncesinin teşkilatlanmasında önemli rol oynasalar da ömürleri kısa olmuştur. 1912'de, Askerî Tıbbiye öğrencilerinin girişimiyle kurulan Türk Ocakları, dönemin önemli aydınlarını kendi bünyesinde toplaması, siyaset dışı kalma vurgusu ve etkin çalışmaları sayesinde Türkçülüğün gelişmesi ve olgunlaşmasında önemli rol oynamıştır. Türk Ocakları, İkinci Meşrutiyet döneminde yaşanan savaşların da etkisiyle bunalım yaşayan toplumun üzerindeki karamsar bulutları dağıtarak toplumda yeni bir heyecan ve millî ruh yaratmayı başarmıştır. Mütareke döneminde, işgal güçlerine karşı etkin mücadele veren Türk Ocakları, Türkçülük düşüncesinin inşasının yanında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında ve Cumhuriyet inkılâplarının halka benimsetilmesinde de önemli sorumluluklar üstlenmiştir. Bu tezde, Türk Ocaklarının gerek faaliyetleri gerek amaçları doğrultusunda, Türkçülük düşüncesinin inşasında oynadığı rol değerlendirilmektedir.
II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı emek hayatında milliyetçi ayrışma ve işçiler
18. yüzyıl sonlarında İngiltere'de başlayan Sanayi Devrimi üretim ilişkilerini ve alışkanlıklarını köklü bir değişime uğratmıştı. Dünyaya yeni bir üretim anlayışı getiren Sanayi Devrimi aynı zamanda yeni toplumsal tabakaların görünür hale gelmesini sağlamıştı. Bu toplumsal tabakaların en önemlisi hiç şüphesiz proletaryaydı. Avrupa toplumbilim literatürüne göre vatansız bir sınıf olarak kabul edilen proletarya Karl Marx'a göre sömürücü endüstriyel-kapitalist ekonomiyi yıkabilecek tek sınıftı. Sanayileşme hamlesini yakalamakta geç kalan Osmanlı İmparatorluğu'nda ise durum biraz daha farklıydı. Çok uluslu bir toplumsal yapı barındıran Osmanlı İmparatorluğu'nda sanayileşme hamlesinin Avrupalı girişimciler tarafından yapılması ve uluslararası politik güçlerin Osmanlı unsurlarının bağımsızlığını desteklemesi Osmanlı işçilerinin vatansız ve enternasyonal bir sınıf olmaktan ziyade milliyetçi ve vatansever bir sınıf olmasına yol açmıştı. Milliyetçi ajitasyon ve sosyalist ajitasyon Osmanlı unsurlarının ulusal bağımsızlıklarını desteklemiş ve böylelikle Osmanlı emek hayatı ulusal ve dini hatlar boyunca ayrışmaya başlamıştı. Tezimizin amacı bu ayrışmayı analiz etmek ve Osmanlı emek hayatının ulusallaşması sürecine ışık tutmaktır.
Erken Cumhuriyet devrinde Türk liberalizminin ikilemleri: Ahmet Ağaoğlu
This thesis examines Ahmet Ağaoğlu, a nationalist intellectual, at the same time one of the important figures of Turkish liberalism during the Early Republican Period in the Turkey. The concepts in which the liberal attitude in Ağaoğlu is observed and the dilemmas which are incompatible with classical liberalism in these concepts constitute the field of examination of this thesis. In this study, by examining Ağaoğlu's liberalism in the Early Republican Period it will be presented that the liberal values he defended during this period are not based on classic liberalism and its values but based on liberal nationalism. It will be shown that Ahmet Ağaoğlu's main controversy, and his liberal contradictions at the Early Republican Period are in fact not a contradiction but a characteristic of its liberal nationalist attitude, and that contradictions can be assessed in the context of Kemalist power-intellectual relations are also based on his eclectic ideology. Keywords: liberalism, liberal nationalism, Turkish liberalism, Early Republican Period
The state theatre in Turkish nation building: A content analysis on Turkish playscripts
Identity building is a project to rebuild the cultural heritage, history and the vision of the nation states. After the First World War, young Turkey starts a cultural change after the pioneering of the elites. This change has a vision of "Westernization" and nation building. The State Theater of Turkey is an institution for meeting these purposes founded during the period of transition to democracy; repealing one-party government which is not a sudden process. Therefore, it is possible to see the vision of nation building and the eagerness of Westernization in the repertory of the State Theater still. Yet the institution is used as a nation's showcase during the convergence to the West block after the Second World War. In this study, I cover the repertory of the State Theater from the foundation of the institution (1949) until the first military intervention (1960). I support the research by using discourse analysis at first section to analyze the context referring identity; referring the meaning rather than words. This study finds out that as expected the nation building process in Turkish Republic continues in the 1950s with a variety, rather than havin one-dimensional indoctrination of certain national identity.
Kurtuluş Savaşı romanlarında milliyetçi muhafazakâr söylem
Çalışma, sırasıyla Tarık Buğra'nın Küçük Ağa ve Firavun İmanı romanları ile Hüseyin Karatay'ın Çalınan Savaş ve Ali Erkan Kavaklı'nın Gülü Koklayamadım romanlarına odaklanmaktadır. Kurtuluş Savaşı'nı konu edinen bu romanlar, mücadelenin Müslüman Türk halkı tarafından verildiğini vurgular. Onlara göre temel motivasyon cihat, gaza, küffara karşı kıyam gibi kavramlara dayalıdır. Romanlardaki başkahraman dindar kişilerin tarihsel olarak savaşın asıl üstlenicileri olduğu iddia edilir; ne var ki, romanlara göre savaş bitip Cumhuriyet kurulduktan sonra onlar geri planda kalmış, sindirilmiş ve siyasallaşan hukuk vasıtasıyla haksızlıkla karşılaşmışlardır. Küçük Ağa romanıyla türün içindeki milliyetçi muhafazakâr bakışa öncülük eden Tarık Buğra, çalışmadaki diğer iki yazara da olay örgüsü, karakterler, açılış-bitiş sahneleri ve bildirileriyle ilham vermiştir. Üstelik, Karatay ve Kavaklı'nın romanlarında dil sertleşerek Buğra'nın tezlerini ileriye taşır. Kurtuluş Savaşı'nın Mustafa Kemal Paşa ve Cumhuriyet'in kurucu kadrosu tarafından muhalif İkinci Grup milletvekillerinden ve dindarlardan çalındığı iddia edilir. Yazarlar eserleriyle hâkim ideolojiye karşı çıktıklarını savunarak alternatif tarih anlatıları sunduklarını, hakikati ortaya çıkardıklarını söylerler. Edebî eserler aracılığıyla sanatın araçsallaştırıldığı, bir mesaj etrafında kurgulandığı bu tezli roman örnekleri olağan bir üretim nesnesi gözüyle, ideolojik yanlarıyla incelenmektedir. Yazıldıkları dönemin sosyal, siyasal ve kültürel boyutlarına yer verilerek ideoloji-edebiyat etkileşimi aydınlatılmaya çalışılmıştır. İlk bölümde Kurtuluş Savaşı romanlarını sınıflandırdıktan sonra incelenen romanların özelliklerini sıralıyorum. Ardından tür kuramlarına bakarak tarihsel roman ve tezli roman özellikleri üzerinden romanları irdeliyorum. Her bir roman, ayrı birer bölüm hâlinde farklı konu başlıkları altında detaylı şekilde ele alınıyor. Tarih, bu eserlerde geçmişte yaşanılanlar şeklinde değil, geleceği kurmada meşru bir güce sahip olmanın aracı olarak görülmektedir. Bu nedenle, tarihsel tezlere sahip söz konusu dört romanın, savlarını ispatlamak için edebî alanı kullandığını savunmaktayım.
The Islamization of Turkish nationalism in Cold War Turkey, 1965-1980
This thesis explores the relationship between the far-right Turkish na-tionalism and Islam between 1965, when Alparslan Türkeş entered multiparty politics, and 1980, when the coup d'état which subsequently led to the closing of his political party took place. The main question that drives this work is, how has the far–right Turkish nationalism, which included a significant, if not dominant presence of secular na-tionalists in 1965, turned into an ideology that championed the Turkish-Islamic synthesis as of 1980? The convergences, divergences and ex-changes between nationalism and Islamism are presented within an intellectual history framework. A variety of primary sources, such as nationalist political magazines, memoires, books, and election campaign materials were used. Three overarching arguments are reached by their analysis. First, Islamic themes have been increasingly abundant in nationalist ideology; a significantly Islamized nationalism, especially among the youth has come into existence as the dominant strand in far-right by 1980. Second, the Turkish-Islamic synthesis has had an un-easy nature despite nationalists' attempts to reconcile the two, causing constant tension. Third, Türkeş's approach to religion was an instru-mentalist one; the main function of Islam in his ideology was as a source of high morality, which he considered necessary for national development.