Psikiyatri

84 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

İslam felsefe geleneğinde et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramı -İbnü'l-Cevzî merkezli bir inceleme-

et-Tıbbu'r-Rûhânî, insan nefsinde meydana gelen hastalık ve istenmeyen durumların belirlenmesi ve bu hastalıkların tedavisini amaçlayan bir disiplindir. Ahlak ilminin temel amacı olan "kişinin mutluluğu kazanması" (Tahsilu's-Saade), bireyin doğru ve iyi eylemler yaparak nefsini eğitmesine bağlıdır. Bu noktada bireyin ruhunun sağaltımını hedefleyen et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmi önem arz etmektedir. Zira bu ilim, ruh ve beden şeklinde ikili bir yapıdan oluşan insanın nefsindeki eksiklikleri giderip hastalıkları tespit ederek onun rûhen ve buna bağlı olarak bedenen sağlığını geri kazandırmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmi ile ilişkili olan kavramların ve et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramının felsefe, psikoloji ve İslam düşüncesindeki arka planının incelenmesi neticesinde meseleyi İbnü'l-Cevzî merkezli olarak ele almaktadır. Felsefe geleneğinin bir parçası niteliğindeki et-Tıbbu'r-Rûhânî ilminin, felsefî çizgide olmayan, bilakis ehli hadis ekolünün yaklaşımlarını benimseyen Hanbelî bir düşünür olan İbnü'l Cevzî tarafından ele alınması bu çalışmayı orijinal kılan bir husustur. et-Tıbbu'r-Rûhânî ilmini oluşturan unsurlar, İslam ahlâk felsefesinde nefsin manevi bir cevher olarak görülmesi neticesinde ortaya konulan nefs-beden ilişkisi konusundaki teoriler, Aristo, Platon, Galen gibi düşünürleri kapsayan Grek düşüncesi, psikoloji ve psikiyatri gibi bu ilmin anlaşılmasını sağlayan kavramlar, İslam literatüründe ele alınan beden ve ruh sağlığı eserleri ve Ebu Bekir er-Râzî, İbnül-Cevzî tarafından yazılanlar başta olmak üzere, et-Tıbbu'r-Rûhânî ismiyle kaleme alınan eserlerdir. Çalışmanın birinci bölümünde "İbnü'l-Cevzî ve İlmî Kişiliği" ele alınmaktadır. Bu başlık altında onun hayatı, eserleri ve yöntemi ortaya konulmuştur. İkinci bölüm "Kavramsal Çerçeve" başlığı altında konuyla ilgili kavramlardan oluşmaktadır. Bu bağlamda et-Tıbbu'r-Rûhânî kavramının tarihsel gelişimi üzerinde durulmuş ve bu kavram ile ilintili diğer kavramlara yer verilmiştir. Bu kavramlar sırası ile Tıp, Tıp Ahlâkı, Erdem ve Değerler Eğitimi, Nefs ve Ruh kavramlarıdır. Yine bu bölümde konu ile ilgili modern kavramlara da yer verilmiştir. Bu kavramlar ise Psikoloji, Psikiyatri, Psikoterapi ve Psikanaliz kavramlarıdır. Üçüncü bölümde "İbnü'l-Cevzî'nin et-Tıbbu'r-Ruhanî Geleneğindeki Yeri ve Katkısı" ele alınmıştır. Bu bölüm "et-Tıbbu'r-Ruhanî'de Akıl ve Hevâ", "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ve "Nefsin Eğitimi ve Kâmil Hayatın Sağlanması" şeklinde üç başlıktan oluşmaktadır. "et-Tıbbu'r-Rûhûnî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ana başlığı altındaki "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de sosyal ilişkiler ve eğitim" başlığı altında sırasıyla "Çocukların Disiplini", "Aile İçerisinde Uyum ve Kişisel Gelişim" başlıklarına yer verilmiştir. "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de Ahlâk Eğitimi ve Nefsin Hastalıkları" ana başlığı altındaki "et-Tıbbu'r-Rûhânî'de bireysel eğitim: nefsin hastalıkları ve sağaltımı" başlığı altında ise sırasıyla "aşk, açgözlülük, cimrilik, dünyevi otoriteyi sevmek, savurganlık, yalan, haset, kin, öfke, kibir, şımarıklık/kendini beğenme, riya, aşırı(gereksiz) düşünme, aşırı hüzün, aşırı tasa ve gam, ölüm kaygısı ve korkusu, aşırı rahatlık ve tembellik" hastalıklarının ve bunların sağaltımlarının İbnü'l-Cevzî açısından nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümün sonunda ise İbnü'l-Cevzî açısından "Nefsin Eğitimi ve Kâmil Hayatın Sağlanması" konusu ele alınmaktadır. Sonuç bölümü ise konuyla ilgili bulgular, sonuç ve önerileri kapsamaktadır. Anahtar Kavramlar: Ahlak, et-Tıbbu'r-Rûhânî, İbnü'l-Cevzî, Nefs, Sağaltım

Ahlak felsefesiAhlak ilmiEbu'l-Ferec İbnü'l-Cevzi+7
Sema Bolat
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran, psikometrik test yapılmış hastaların retrospektif analizi: Tek merkezli deneyim

Zeka testleri, tanımlama (zihinsel iyileştirme, öğrenme güçlükleri, diğer bilişsel bozukluklar, üstün zekâlılık), yerleştirme (üstün zekalı ve diğer özel programlar) dahil olmak üzere çeşitli nedenlerle ve klinik değerlendirmeye ek olarak bilişsel olarak uygulanır. Çalışmamızın amacı zeka düzeyi ile ebeveynlik tarzı ve sosyodemografik faktörlerin aralarındaki ilişkileri incelemektir. Çalışmaya psikometrik test yapılan 595 hastadan ebeveynlerine ulaşılıp PARI ölçeği yapılabilen 135 hasta dahil edildi. Hastaların 26'sına (%19.3) WİSC-R testi, 15'ine (%11.1) MCHAT testi, 35'ine (%25.9) ODKL testi, 42'sine (%31.1) GOODENOUGH ve PORTEUS testleri ve 64'üne (%47.4) AGTE yapılmıştı. Olguların 83'ü (%61.5) erkek, 52'si (38.5) kadın olup kadın/erkek oranı 0.62 saptandı. Yaş ortalaması 81.74±3.92 ay olarak bulundu. Kardeş sayısı arttıkça PARI'nın baskı ve disiplin boyutu (faktör 5) puanlarının da istatistiksel anlamlı olarak arttığı görüldü (p=0.049, r=0.574). Çocukların okul öncesi eğitim süresi artıkça ebeveynlerinin PARI Aşırı annelik boyutu (Faktör 1), Ev kadınlığı reddetme boyutu (Faktör 3) ve Karı-Koca geçimsizlik boyutu (Faktör 4) puanlarının azaldığı görüldü, bu istatiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla p=0.032, p=0.022, p=0.038 ve r=0.185, r=0.197, r=0.179). Yabancı dil eğitimi almayan çocuklarda AGTE'de hafif gelişim geriliği daha fazla saptandı (p=0.010). PARI sonuçları ile WİSC-R sonuçlarını değerlendirdiğimizde aşırı annelik boyutu (Faktör 1) puanları azaldıkça WİSC-R test sonuçlarının olumlu yönde değişim gösterdiği saptandı. Ebeveynlik çocuğun desteklenmesi ve gelişimsel potansiyeline ulaşmasının sağlanmasına yönelik davranışlar bütünü olarak ele alınabilir. Olumlu ebeveynlik çocuğa gerekli kişiler arası ilişkilerde ve hayatının diğer alanlarında yüksek işlevsellik kazandırabilir. Yüksek riskli ailelerde dahi efektif ebeveynliğin tüm risk faktörlerininin etkilerini azaltan çocuğun işlevselliğini koruyan ve dirençli çocuklar yetiştirilmesine olanak sağlayan anahtar bir bileşen olduğu gösterilmiştir.

Ergen psikiyatrisiPsikiyatriPsikometrik ölçümler+4
Umut Balatacı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uludağ Üniversitesi Engelli Sağlık Kuruluna başvuran olguların retrospektif değerlendirilmesi

Çalışmamızda Uludağ Üniversitesi Engelli Sağlık Kurulu'na başvuran hastaların raporlarının tanımlayıcı incelemesini yapmak, ÇÖZGER sistemine geçildikten sonra olan değişiklikleri değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Çalışmamız Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Engelli Sağlık Kurulu'na 20/02/2018 – 20/02/2020 tarihleri arasında başvuran hastaların ESKR ve ÇÖZGER'leri retrospektif olarak taranarak yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Hastaların sadece raporları baz alınmıştır, hasta dosyaları incelenmemiştir. Belirlenen tarihler arasında başvuran tüm hastalar çalışmanın evrenini ve örneklemini oluşturmaktadır. Tüm hastaların raporları çalışmaya dahil edilmiş olup, çalışmada dışlama kriteri bulunmamaktadır. Toplam 1747 hastanın raporları incelenmiş olup, %44,7'sinin ÇERSH başvurusu bulunmaktadır. Hastaların %58,2'si erkek, %41,8'i kadındır ve yaş ortalaması 8,502 ± 4,804 yıl, ortancası 8,000 yıldır. Hastaların %43,3'ü zihinsel yetersizlik, %26'sı gelişimsel gerilik (GG) (birlikte %69,6'sı bilişsel gelişimde gecikme (BGG)), %12,1'i özgül öğrenme bozukluğu (ÖÖB), %11,9'u otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılarını almıştır. BGG tanısı alan hastaların %14,9'unun sınır düzeyde mental kapasiteye sahip olduğu, %61,7'sinin hafif düzeyde, %15,9'unun orta düzeyde, %7,6'sının ağır düzeyde BGG olduğu saptanmıştır. ÇÖZGER'de ESKR'ye göre ÖÖG tanısı alma oranı anlamlı olarak daha yüksek (p<0,0001), GG tanısı alma oranı ESKR'den anlamlı olarak daha düşük (p<0,0001) saptanmıştır. Hastaların %12,1'inde eşlik eden bir psikiyatrik tanı saptanmıştır. ÇÖZGER'de bu oran ESKR'ye göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p=0,0001). En sık eşlik eden tanı %49,5 ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğudur. Hastaların %42,1'inde eşlik eden sistemik bir hastalık bulunmaktadır. Sistemik hastalıkları olan hastaların %26,5'inde nörolojik, %19,1 genetik %14,6 kulak burun boğaz hastalığı bulunduğu saptanmıştır. Hastaların %24,6'sında epilepsi eşlik etmektedir. Çalışmamızın sonuçları özel gereksinimli çocukların sağlık kurulu raporları için başvurularını incelemekte ve sistemsel değişikliklerin başvuru oranları, tanı dağılımları üzerine etkilerini vurgulayan bir çalışmadır. Bu iv bağlamda özel gereksinimli çocuklara uygun desteklerinin sağlanması amacıyla, yapılan sistemsel değişikliklerin klinik yansımalarının belirlenmesi, hem klinisyenler hem kanun koyucuların ileriye yönelik çalışmaları için alana katkı sağlaması amaçlanmıştır.

EngellilikErgen psikiyatrisiPrevalans+5
Berna Karabina
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ülseratif kolit hastalarında oksidatif stres ve enflamatuar yanıtın psikiyatrik komorbidite ve bilişsel işlevler ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Ülseratif kolit; kolonu tutan, kronik enflamatuar bir hastalıktır. Araştırmanın amacı; ülseratif kolit hastalarında oksidatif stresi ve enflamatuar yanıtı ölçmek, eşlik edebilecek olan depresyon ile anksiyeteyi ve bilişsel bozulmaları saptamak ve bu hastalıktaki oksidatif stres ve enflamatuar yanıtın, psikiyatrik komorbidite ve bilişsel işlevler üzerindeki olası etkilerini anlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, ülseratif kolit tanılı; 18-65 yaş aralığında olan toplam 38 hasta dahil edilmiştir. Kontrol grubu ise toplam 38 sağlıklı gönüllü bireyden oluşturulmuştur. Katılımcılara Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri ölçekleri ile nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Katılımcılardan biyokimya tüplerine kan örnekleri alınarak IL-6, TNF-α, Total Oksidatif Stres (TOS) ve Total Antioksidan Kapasite (TAK) değerleri ölçülmüştür. Bulgular: Wisconsin Kart Eşleştirme Testi skorlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık; IL-6, TNF-α, TAK ve TOS değerleri ile Wisconsin Kart Eşleştirme testi skorları arasında ve Beck Anksiyete Ölçeği skorları ile Wisconsin Kart Eşleştirme Testi skorları arasında anlamlı bir korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızın bulguları; ülseratif kolit hastalarında bilişsel işlevlerin sağlıklı popülasyona göre anlamlı olarak bozulmuş olduğunu ve yürütücü işlevlerdeki bu bozulmaların, enflamatuar yanıt ve oksidatif stres düzeyleri ile korelasyon gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, ileri çalışmalarla tekrarlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ülseratif kolit, IL-6, TNF-α, TAK, TOS, OSİ, depresyon, anksiyete, bilişsel işlevler.

BilişBiliş bozukluklarıKolit-ülseratif+3
Ali Emre Dursun
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlı hastalarda dürtü kontrol bozukluklarının özellikleri

Amaç: Bu çalışma yaşlı hastalarda Dürtü Kontrol Bozukluklarının sıklığı, klinik ve demografik özelliklerinin belirlenmesi ve diğer psikiyatrik hastalıklar üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır.Gereç ve Yöntem: Polikliniğimize bir yıllık süre boyunca ayaktan başvuran 60 yaş ve üzeri 90 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik Veri Formu, Psikiyatrik Hastalıkların Tanı ve Sınıflandırılması El Kitabı-IV'e göre Eksen I bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik görüşme Ölçeği, dürtü kontrol bozukluklarını saptamak için Minnesota Dürtü Kontrol Bozukluğu Görüşme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca Ruhsal Belirti Tarama Listesi, Barratt Dürtüsellik Ölçeği- 11 ve Standardize Mini Mental Test uygulanmıştır.Bulgular: Bir yıllık bir süreçte polikliniğimize ayaktan başvuran 60 yaş ve üzeri hastaların % 17'sinde yaşam boyu en az bir dürtü kontrol bozukluğu ek tanısı saptanmıştır. Başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları dâhil edildiğinde hastaların % 22,4'ünde dürtü kontrol bozukluğu ek tanısı saptanmıştır. En sık saptanan Aralıklı Patlayıcı Bozukluk (% 15,8), ikinci sırada Patolojik Kumar Oynama (% 9,2)dır. Çalışmaya katılan tüm hastaların sosyodemografik özellikleri ele alındığında grubun çoğunluğunun erkek (%54), evli (%80), ortaöğretim ve üstü düzeyde eğitim aldığı (%51), orta düzeyde sosyoekonomik düzeye sahip oldukları (%79), tamamının çalışmadığı (ev hanımı dahil) veya emekli olduğu saptanmıştır.Çalışmamızda Dürtü kontrol Bozukluğu olan ve olmayan hasta grupları arasında sosyodemografik özelliklerden sadece cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Yaşlı hasta grubunda erkeklerin %34,1'i yaşam boyu en az bir Dürtü Kontrol Bozukluğu tanısı konmuşken, kadınların %8,6'sı Dürtü Kontrol Bozukluğu tanısı almıştır. Çocukluk çağı dönemine ait hastalıklardan Davranım Bozukluğu, Dürtü Kontrol Bozukluğu olan grupta anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İntihar girişimi, fiziksel hastalık öyküsü ve ailede psikiyatrik hastalık öyküsü açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır Alkol/madde kullanım bozukluğu Dürtü Kontrol Bozukluğu olan grupta %17,6 oranında saptanmışken, olmayan grupta hiçbir olguya rastlanmamıştır.Sonuç: Bu çalışma sonuçları bir yıllık süreçte polikliniğimize başvuran 60 yaş ve üzeri hastalarının yaklaşık beşte birinde yaşam boyu en az bir dürtü kontrol bozukluğu eştanısı aldıklarını göstermektedir. Dürtü kontrol bozukluklarının yaşam boyu oldukça sık oranda görüldüğü ve yaş ilerledikçe sıklığının azaldığı belirlenmiştir.

Dürtüsel davranışKomorbiditeMental bozukluklar+4
Mehtap Bican
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise zehirlenme sonucu gelen hastaların sosyodemografik özellikleri ve psikiyatrik analizi

Amaç: Ölüme götüreceğini bilerek bireyin gerçekleştirdiği tüm eylemler özkıyım olarak tanımlanabilir. Zehirlenme bireyin kimyasal bir maddeye maruz kalması sonucu yaşamsal fonksiyonlarının etkilenmesidir. Tüm toplumlarda özkıyım sıklığı giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Özkıyım davranışının gelişimine katkıda bulunan psikiyatrik, çevresel, sosyal, ekonomik ve ailesel faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Bizim amacımız özkıyım düşüncesi ve davranışının altında yatan nedenleri araştırmak, hastaların özkıyım öncesinde ve esnasında içinde bulundukları psikiyatrik tabloyu tanımlayarak gerekli medikal ve psikoterapinin sağlanmasıyla ileride gelişebilecek özkıyım girişimlerini önlemektir.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak planlanan bu çalışmada fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra 2009-2011 yılları arasında üniversitemiz acil servisine başvuran 18 yaş üstü, çalışmamıza katılmayı kabul eden, bilinçli olarak özkıyım davranışında bulunan 38'i erkek (% 31,1) ve 84'ü (% 68,9) kadın toplam 122 hasta alındı. Çalışmamız için hastaların sosyodemografik özelliklerini çözümlemeye yönelik oluşturduğumuz anket formundaki sorular yöneltildi. Hastaların istatistiksel analizi SPSS 15.0 veri analiz paket programı ile yapıldı.Bulgular: Özkıyım girişiminde bulunan hastaların 67'sinin (% 54,9) 18-24 yaş grubunda olduğu, 61'inin (% 50) bekar olduğu, 80'inin (% 65,6) çalışmadığı görülmüştür. Hastaların ortak özelliklerine baktığımızda bekar, bayan, genç yaş grubu, işsiz oldukları görülmektedir. Zehirlenme tedavileri bittikten sonra psikiyatri ile konsülte edilen hastaların 55'inde (% 45,1) depresyon en fazla konulan tanı oldu.Sonuç: Bireyin yaşadığı toplumsal, ekonomik, ailesel ve psikiyatrik sorunlar sonucu başvurduğu bir yöntem olan özkıyım davranışı, bireye göre alternatif bir çözüm yolu veya kendini ifade etme biçimidir. Özkıyım davranışında bulunan bireylere verilecek destek ile bu kişilerin özkıyım riskinde azalma sağlanabilir. Bu amaçla özkıyımda bulunan hastaların sosyodemografik özellikleri bilinmeli ve psikiyatri tarafından değerlendirilmelidir.Anahtar kelimeler: Acil servis, Zehirlenme, Özkıyım, Psikiyatri

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriPsikiyatri+3
Ufuk Saraçoğlu
Çukurova University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde otantiklik ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile aralarındaki ilişki

Bu araştırma hemşirelerde otantiklik ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini belirlemek ve bu kavramlar arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bu araştırmanın evrenini Ankara il merkezindeki hastanelerde çalışan hemşireler, örneklemini ise Sağlık Bilimleri Üniversitesi'ne bağlı Ankara Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi (233 hemşire) ile Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (456 hemşire) çalışan 689 hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın verileri 1 Mart - 20 Ağustos 2019 tarihleri arasında araştırmaya gönüllü katılan ve dahil edilme kriterlerine uyan 189 hemşireden elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında "Hemşire Tanıtım Formu, Otantiklik Ölçeği, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde IBM SPSS Statistics 20 programı kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık sınırı p<0,05; iç tutarlılık sınırı 0,70 ve üzeri olarak kabul edilmiştir. Ölçeklerin birbirleriyle olan ilişkisinin incelenmesinde Spearman Korelasyon katsayısından faydalanılmıştır. Bununla birlikte ölçek ve alt ölçek puanlarının bağımsız değişkenlerle karşılaştırılmasında iki gruplu bağımsız değişkenlerde Mann Whitney U testi, ikiden fazla gruplu bağımsız değişkenlerde Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılmıştır. Hemşirelerin yaş ortalaması 31.31±8.25 olup %92.6'sı kadın; %54'ü evli; %44.4'ü çocuk sahibi; %64'ü lisans mezunu; %61.9'u yoğun bakımda çalışmakta; %34.6'sı 9 yıldan fazla hemşirelik yapmaktadır. Hemşirelerin çoğunluğunun mesleğinden memnun ve mesleki bir örgüte üye olduğu, iş dışı bir hobi ile ilgilendiği, geleceğe yönelik hedefler belirlediği ve sorun çözmede yardım aldığı belirlenmiştir. Bu durumların hemşirelerin psikolojik dayanıklılığını arttırdığı ve hemşirelerin otantiklik düzeyleri arttıkça psikolojik dayanıklılıklarının azaldığı saptanmıştır.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+3
Elfida Gülşah Selvi
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofren hastaların algıladıkları sosyal desteğin incelenmesi (Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi örneği)

Şizofreni, dünya genelinde nüfusun yaklaşık % 1'ini etkileyen ağır bir ruhsal bozukluktur. Şizofreninin negatif semptomlarını önlemede sosyal destek etkin bir role sahiptir. Bu çalışmada şizofren hastaların algıladıkları sosyal desteğin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu durumu inceleyebilmek için katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Psikotik Bozukluklar Birimi'ne 16.02.2016-12.04.2016 tarihleri arasında başvuran, şizofreni tanısı almış, araştırmaya dahil edilme ve araştırmadan dışlanma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 60 hasta ile tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda şizofren hastaların algıladıkları sosyal destek; cinsiyete, intihar girişiminde bulunup bulunmama durumuna, eğitim durumuna ve medeni duruma göre tüm alt boyutlarda ve ölçeğin tamamında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermemiştir. Gelir düzeyi ve çalışma durumuna göre ise şizofren hastaların algıladıkları sosyal destek, arkadaş desteği alt boyutunda ve ölçeğin tamamında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermiştir. Çalışmanın önemli bir kısmında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmaması, değişkenler ve algılanan sosyal destek arasında ilişki bulunmadığı anlamına gelmemelidir. İstatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermeyen bulgularda, puanlar bazında değişkenlerin az da olsa algılanan sosyal desteği etkilediği söylenebilir. Anahtar sözcükler: Algılanan sosyal destek, Anlamlı farklılık, İntihar, Sosyal destek, Şizofreni

GaziantepPsikiyatriSosyal destek+3
Murat Soysal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle ssgi (seçici serotonin gerialım inhibitörü) grubu ilaç kullanan hastalarda gözün arka segment parametrelerinin incelenmesi

Amaç:Depresyon nedeniyle SSGİ grubu antidepresan ilaç kullanan hastalarda gözün arka segment parametrelerini değerlendirmek. Yöntem: Şubat 2017 ve Ağustos 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları polikliniğine kontrol amaçlı gelen hastalarından oluşan prospektif, klinik, interdisipliner tek merkezli bir çalışmadır. Aynı tarihlerde hastaneye kontrol amaçlı başvuran, sistemik ve oküler hastalığı bulunmayan gönüllüler kontrol grubu olarak seçilmiştir. İlacı 1 yıldan az kullananlar; grup1, 1 yıl ve daha fazla kullananlar; grup 2 ve kontrol grubu; grup 3 olarak alt gruplara ayrıldı. Tüm hastalara tam oftalmolojik muayene ve spektral domain optik koherens tomografi (SD-OKT) ile retina sinir lifi tabakası (RSLT), santral fovea kalınlığı (SFK) ve koroid kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunda (40 kadın, 12 erkek ) 52 hasta, kontrol grubunda (40 kadın, 12 erkek ) 52 hasta olmak üzere 104 hastanın 104 gözü değerlendirildi. Hem çalışma ve kontrol grubunda hem alt gruplarda gruplar arasında yapılan ikili karşılaştırmalarda yaş, cinsiyet, düzeltilmiş en iyi görme keskinliği (DEİGK), göz içi basıncı (GİB), sferik ekivalan (SE), cup/disk (C/D) oranları, ön arka aksiyel uzunlukları(AXL), SFK, RSLT ve koroid kalınlıkları açısından anlamlı fark saptanmadı (p >0.05). Sonuç: SSGİ kullanan ve kullanmayan olgular arasında gözün arka segment parametrelerinde anlamlı bir fark saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Depresyon, Antidepresan, Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörü, Retina Sinir lifi Tabakası, Retina, Koroid

Antidepresif ajanlarArka kamaraDepresyon+7
Kadir Erdoğan Er
Gaziantep University
2017
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikiyatrik hastalarda aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığı ve klinik özellikleri

Psikiyatrik Hastalarda Aralıklı Patlayıcı Bozukluk Sıklığı ve Klinik Özellikleri Amaç: Aralıklı patlayıcı bozukluk sözel ve/veya fiziksel agresyon ile sonuçlanan, yineleyici biçimde saldırganlık dürtülerine karşı koyamama atakları ile tanımlanan bir bozukluktur. Klinik psikiyatri pratiğinde sıkça rastlanabilecek önemli bir psikiyatrik bozukluk olmasına rağmen bu konuda literatürde az sayıda veri bulunmaktadır. Bu çalışmada aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığının ve bu bozuklukla ilişkili sosyodemografik ve klinik özelliklerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kliniğimize 2015 yılında ilk altı aylık periodda ilk kez başvuran 406 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Eksen I ve Eksen II bozukluklarının tanısı DSM-IV ve DSM-5 tanı ölçütlerine göre konulmuştur. Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısı için DSM-IV ve ayrıca DSM-5 tanı ölçütleri kullanılmıştır. Tanı koyma sürecinde; Eksen I bozuklukları için DSM-IV'e göre Yapılandırılmış Klinik Görüşme Kılavuzu (SCID I), Eksen II bozuklukları için DSM-IV'e göre Yapılandırılmış Klinik Görüşme Kılavuzu (SCID II), Belirti Tarama Listesi (SCL-90), Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanı ve değerlendirme envanteri, araştırmacının yaptığı klinik görüşme ve sosyodemografik veri formundan edinilen bilgiler kullanılmıştır. Bunlara ek olarak dürtüsellik ve agresyonun değerlendirilmesi amacıyla katılımcılara Barratt Dürtüsellik Ölçeği 11 ve Buss-Perry Agresyon Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Aralıklı patlayıcı bozukluğun DSM-5'e göre yaşam boyu ve 12 aylık sıklığı sırasıyla % 16,7 ve % 11,3 olarak saptanmıştır. Bozukluğun ortalama başlangıç yaşı 16,4 yıl olarak hesaplanmıştır. Aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığı erkeklerde kadınlara göre 3,8 kat (%95 GA= 1,9-7,5), kırsal kesimde yaşayanlarda şehir merkezinde yaşayanlara göre 2 kat (%95 GA=1,1-3,7), yaşam boyu özkıyım girişimi olanlarda olmayanlara göre 2,7 kat (%95 GA=1,3-5,6), yaşam boyu self mutilatif davranışı olanlarda olmayanlara göre 4,5 kat (%95 GA=2,3-8,7) ve ailede öfke sorunu bildirenlerde bildirmeyenlere göre 3 kat (%95 GA=1,5-5,9) fazladır. Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısı alan grupta çocukluk çağı Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Davranım Bozukluğu ve Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma katılımcıların yaklaşık altıda birinin DSM-5 tanı ölçütlerine göre yaşam boyu Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısını karşıladığını ortaya koymaktadır. Aralıklı patlayıcı bozuklukla istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi gösterilen sosyodemografik özellikler arasında cinsiyet, yaşanılan yer, yaşam boyu özkıyım girişimi, self mutilatif davranış öyküsü ve ailede öfke sorunu öyküsü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aralıklı Patlayıcı Bozukluk, Agresyon, Dürtüsellik, Öfke.

Dürtüsel davranışPsikiyatriPsikiyatrik hastalar+3
Volkan Gelegen
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun kendine zarar verici davranışlarla ilişkisinin değerlendirilmesi: Depresyon grubu ile kontrollü çalışma

Amaç: Çalışmamızda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) grubunu, kendine zarar verme davranışı (NSSI) ve duygu düzenleme güçlüklerinin (ED) sık çalışıldığı (öyküde) depresyon tanısı olan kontrol grubu ile karşılaştırarak, DEHB'nin kendine zarar verme davranışını nasıl etkilediğini incelemek amaçlanmıştır. Kapsam: Depresyonda ED'ın NSSI'a zemin hazırladığı bilinmektedir. Son yıllarda DEHB üzerine yapılan çalışmalarda içsel huzursuzluk, ED, aşırı zihinsel gezinme gibi öznel deneyimler öne çıkmıştır. Günümüzde kullanılan tanı sistemlerinde yer almayan bu belirtiler DEHB' de yeterince çalışılmamıştır. DEHB' de ED, NSSI ve intihar riskini artırmaktadır. Gereç ve Yöntem: 45 DEHB tanılı hasta ile 48 (öyküde) depresyon tanılı kontrol grubu çalışmaya alınmıştır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, turgay formu, kendine zarar verme davranışı değerlendirme envanteri, duygu düzenleme güçlüğü ölçeği ve aşırı zihinsel gezinme ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Her iki grupta NSSI ve ED benzerdir. Zihinsel gezinme, DEHB grubunda daha fazladır ve DEHB belirtileri ile güçlü düzeyde ilişkilidir(p< 0,01 r= 0,705). DEHB grubunda kontrollere göre çocuklukta ev kazası, akademik sorunlar yaşama (sınıf tekrarı, disiplin cezası) ve erişkin hayatta da devam eden sorunlar (trafik cezası alma) daha fazladır (p< 0,01). Sonuç: DEHB tanı ve tedavisinde temel belirtilerin yanı sıra emosyonel belirtiler ve kendine zarar verme davranışı ele alınmalıdır. NSSI ile başvuranlarda dürtüsellik ve emosyonel belirtiler altta yatan DEHB tanısını maskeleyebilir. Depresyon, kişilik bozukluğu (borderline, antisosyal) gibi klinik durumların yanında DEHB tanısı da akılda tutulmalıdır.

DepresyonDuyguDuygu regülasyonu+6
Sema Çağal
Manisa Celal Bayar University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergenlerde romatolojik hastalıklara eşlik eden psikiyatrik bozuklukların değerlendirilmesi

Amaç: Romatolojik hastalıklar çocuk ve ergen popülasyonunda sık görülen kronik hastalıklardır. Epizodik seyri ve otoimmün etiyolojik zemini nedeniyle romatolojik hastalıklara nöropsikiyatrik semptomların ve ruhsal bozuklukların sık eşlik edeceği düşünülmektedir. Bu çalışmada romatolojik hastalıklara eşlik eden psikiyatrik bozuklukların sıklığı yanı sıra mevcut psikiyatrik tablonun biyokimyasal parametreler, psikometrik ölçümler, ve kullanılan ilaçlarla olası ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mayıs 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı polikliniğinde değerlendirilen, çocuk romatoloji polikliniğinde takip edilen 6-18 yaş arası (145 kız, 120 erkek) 265 hasta dahil edildi. Psikiyatrik tanıları belirlemek amacı ile katılımcılara Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam boyu Şekli Türkçe uyarlaması (K-SADS-PL), OKB belirti ve şiddetini değerlendirmek amacıyla Çocuklar için Yale-Brown Obsesyon ve Kompulsiyon Ölçeği (Ç-YBOKÖ), Tik belirti ve şiddetini değerlendirmek için Yale Genel Tik Ağırlığını Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Dikkat ile ilgili fonksiyonları değerlendirmek için Stroop testi uygulandı. Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği (ÇSKÖ), Çocuklar için Depresyon Ölçeği (CDÖ), Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL), Yenilenmiş Conners ana-baba derecelendirme ölçeği (CADÖ) ve Turgay Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Yenilenmiş Conners öğretmen derecelendirme ölçeği (CADÖ) ve Turgay Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Hastaların sosyodemografik verileri, immunite-enfeksiyon öyküleri, ailesel otoimmunite öyküleri kaydedildi. Hastalara ait Hematolojik ve Biyokimyasal parametreler (ASO, CRP, Ferritin, B12 vitamini, D vitamini) hastane bilgi işlem sistemi aracılığıyla retrospektif olarak incelendi. Çalışma verilerinin istatiksel analizi SPSS 22.00 ile yapıldı. Bulgular: 265 olgunun 202'si (%76,2) psikiyatrik bozukluk tanısı aldı. Kızların %71,7'sinin erkeklerin % 81,7'sinin psikiyatrik bozukluk tanısı aldığı belirlendi. En sık %51,3 oranında DEHB tanısına rastlandı. DEHB'ye en sık Anksiyete bozukluklarının ve Uyum bozukluğunun eşlik ettiği bulundu. Hastaların % 14,3'inde PANDAS tanısı aldığı ve bu grubun %63,2'sini erkek olguların oluşturduğu tespit edildi. PANDAS tanısı, erkek cinsiyet ve Hgb düşüklüğünün psikiyatrik tanı riskini arttırdığı tespit edilmiştir. Sırasıyla (OR: 3,0 GA:1,1-9,2, p=0,048 ; OR: 2,1 GA:1,1-4,2, p=0,021; OR:1,2 GA:0,9-1,6, p=0,062) Romatolojik tanı alt grupları ve Romatolojik ilaç kullanan grupta psikiyatrik tanı dağılımı ve sıklığı açısından anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız Romatolojik hastalıkların başta DEHB ve PANDAS olmak üzere nörogelişimsel bozukluklarla yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Romatizmal hastalığın kendisi mi, anti-inflamatuar tedavi mi yoksa aşırı inflamasyonun mu psikiyatrik bozukluklarla ilşkili olup olmadığının belirlenebilmesi için daha geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Romatolojik hastalık, pandas, otoimmunite, psikiyatrik bozukluklar, çocuk ve ergen psikiyatri

ErgenlerOtoimmünitePsikiyatri+4
Hatice Demirkıran
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi adli olguları değerlendirme heyetine 2005- 2017 yılları arasında başvuran adli olguların değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda cinsel istismar olgularının psikososyal, psikiyatrik ve adli özelliklerinin değerlendirilerek olguların sosyodemografik özellikleri, karşılaştıkları adli süreçler ve yaşadıkları adli olayların sonrasında ortaya çıkan psikiyatrik sorunların bireysel, toplumsal, sosyal ve kültürel açıdan sonuçları ile birlikte değerlendirilmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Adli Olgular Değerlendirme Heyeti'nde 2005 Ocak-2017 Aralık tarihleri arasında değerlendirilen 1327 kız, 389 erkek toplam 1716 cinsel istismar olgusu alındı, dosyaların geriye dönük dosya incelemesi yapıldı. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 13,85±3,64 idi (kız=14,7±4,14 yaş, erkek=10,8±3,6 yaş). Annelerin % 7,9'unda; babaların % 4,1'inde ruhsal hastalık mevcutken; babaların % 12,2'sinde alkol kullanımı mevcuttu. Olguların 484'ünde (% 28,2) anne-baba boşanmıştı. İstismar şekillerinden sürtünme 303 (% 17,6), genital penetrasyon 445 (% 25,9), anal penetrasyon 279 (% 16,2), oral penetrasyon 26 (% 1,5) olguda mevcuttu. Olguların 870'inde (% 50,7) tekrarlayan istismar öyküsü belirlenirken, erkeklerin % 56,8'inde, kızların % 51,3'ünde penetrasyon mevcuttu. Olguların % 34,2'sinde ihmal gözlenirken; % 18,1'irinde fiziksel istismar mevcuttu. Olguların % 7,8'inde (n=133) baba, % 4.3'ünde (n=74) abi, % 10,2'sinde (n=174) akraba, % 50,5'inde (n=860) akraba dışında tanıdık, % 3,7'sinde (n=63) nikahsız eş, % 1,4'ünde (n=23) üvey baba, % 19,2'sinde (n=327) yabancı kimse istismarcı idi. Olguların % 16,4'ünün istismarı gizlerken; ailelerin % 12,3'ünün istismarı gizlediği, ailelerin % 18,1'inin çocuğa suçlayıcı yaklaştığı görüldü. Sonuç: Cinsel istismar olgularında yaş, cinsiyet, annenin eğitim durumu ve ruhsal hastalık öyküsü, babanın eğitim durumu, ruhsal hastalık ve alkol kullanım öyküsü, anne babanın ayrı olması, anne-baba dışındaki bireyler tarafından yetiştirilme, kurum bakımı alma, ihmal ve fiziksel istismar öyküsü olan bireylerle cinsel istismar olguları arasında yakın ilişki saptandı.

Adli tıpCinsel suçlarPsikiyatri+5
Ayşegül Kızıltoprak
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi psikiyatri servisinde yatarak tedavi gören şizofreni ve bipolar bozukluk tanılı hastalarda cavum septum pellucidum, korpus kallosum, forniks boyutlarının ve adezyo intertalamicanın varlığının manyetik rezonans görüntüleme ile karşılaştırılması: Retrospektif bir çalışma

Amaç: Bu çalışmada bipolar bozukluk ve şizofreninin beyin orta hat yapısal farklılıkları açısından karşılaştırılması ve olası nörogelişimsel farklılıkların belirlenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Araştırmanın örneklem grubu; 2012 yılı Nisan ayı ile 2017 yılı Aralık ayı tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Kliniği'nde yatarak tedavi görmüş olan ve DSM-IV'e göre bipolar I bozukluk tanısı almış olan 112 hasta ve şizofreni tanısı almış olan 87 hastadan oluşmuştur. Sagittal kesitlerde korpus kallosum ve forniksin alanları serbest el tekniği ile ölçülmüş ve orta hat alanı bulunmuştur. Ayrıca görüldükleri her bir kesitte korpus kallosumun ve forniksin alanları ölçülerek, sonuçlar toplanmış ve volüm hesaplanması yapılmıştır. Kavum septum pellucidum değerlendirilmesinde koronal görüntülerde CSP transvers çapı ve uzunluğu ölçülmüş, aysrıca CSP intakt görünüme grade 0 denerek artan açıklığa göre 5 evrede sınıflandırılmıştır. Koronal kesitlerde adezyo intertalamicanın varlığına bakılmıştır. Bulgular: Şizofrenide bipolar bozukluğa göre CSP prevalansı artmış ve boyutları daha büyük saptanmıştır. CSP oranı psikotik bulgulu olan bipolar bozuklukta psikotik bulgulu olmayan bipolar bozuğa göre daha fazla saptanmıştır. Absance adezyo intertalamika oranı şizofrenide bipolar bozukluğa göre daha fazladır. Korpus kallosum ve forniks boyutları açısından iki hastalık arasında farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Şizofreni nörogelişimsel basamaklarda bipolar bozukluğa göre daha fazla etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Kavum septum pellucidum, korpus kallosum, adezyo intertalamika, forniks, bipolar bozukluk, şizofreni, nörogelişim

Bipolar bozuklukCorpus callosumManyetik rezonans görüntüleme+7
Serra Yüzeren Başsivri
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk psikiyatrisi kliniğine ayaktan tedavi için başvuran 12-18 yaş ergenlerde anksiyete duyarlılığı ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

Amaç: Çalışmamızda; ergenlerin sosyodemografik değişkenlerinin, davranışsal inhibisyonlarının, duygu düzenleme güçlüklerinin, üst bilişlerinin, sorunlarla başa çıkma stratejilerinin, ebeveynlerin anksiyete duyarlılığının, ebeveynlerin ergene karşı tutumlarının ve ebeveynlerinin ruhsal semptomlarının ergenlerin anksiyete duyarlılığı üzerine etkisini ve anksiyete duyarlılığı ile ergenlerin psikiyatrik tanılarının ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma 2020 yılı aralık ayı ile ve 2021 yılı haziran ayları arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'nde yapılmıştır. Çalışmaya; polikliniğine herhangi bir yakınmayla ilk defa başvuran ya da o tarihlerde henüz değerlendirme aşamasında olan ve herhangi bir tedavi başlanmamış olan, klinik olarak normal zeka düzeyine sahip 12-18 yaş ergenler ve ebeveynleri alınmıştır. Çalışmanın kontrol grubu bulunmamaktadır. Tüm ergenlere ÇDGŞG-ŞY-DSM-5 (Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu-DSM-5) uygulanmış ve klinik tanıları belirlenmiştir. Ergenlerin hastalık şiddetini belirlemek için araştırmacı tarafından klinik global izlenim ölçeği puanlanmıştır. Ergenlerin sosyodemografik ve klinik özellikleri; araştırmacı tarafından hazırlanan formla belirlenmiştir. Ergenler tarafından çocuklar için anksiyete duyarlılığı indeksi, davranışsal inhibisyon anketi, duygu düzenlemede güçlükler ölçeği kısa formu, üstbilişler ölçeği çocuk ve ergen formu, ergenler için başa çıkma ölçeği, çocuklarda anksiyete ve depresyon ölçeği-yenilenmiş çocuk ve ergen formu doldurulmuştur. Ebeveynler tarafından ise anksiyete duyarlığı indeksi–3, kısa semptom envanteri, ebeveyn tutum ölçeği ve çocuklarda anksiyete ve depresyon ölçeği-yenilenmiş (ebeveyn formu) doldurulmuştur. Bulgular: Çalışmamızda kızlarda erkeklere göre anksiyete duyarlılığının daha yüksek olduğu, ergenlerin yaşı arttıkça anksiyete duyarlılığı fiziksel kaygılar alt ölçek puanının arttığı, annesinde psikiyatrik hastalık olan ergenlerin anksiyete duyarlılığı fiziksel kaygılar alt ölçek puanı ve toplam anksiyete duyarlılığı puanının daha yüksek olduğu, babalarının eğitim seviyesi lise bitimine kadar olan ergenlerin babalarının eğitim seviyesi lise öncesi olan ergenlere göre daha yüksek anksiyete duyarlılığına sahip olduğu, anne babası birlikte olmayan ergenlerin anksiyete duyarlılığı sosyal kaygılar alt ölçek puanının yüksek olduğu, düzenli sigara içen ergenlerin anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanı ve toplam anksiyete duyarlılığı puanının düşük olduğu, alkol içen ergenlerin anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanının düşük olduğu, kendine zarar veren ergenlerin vermeyenlere göre anksiyete duyarlılığı bilişsel kaygılar alt ölçek puanının yüksek olduğu saptanmıştır. Örneklemimizde YAB tanısı olanların anksiyete duyarlılığı sosyal kaygılar alt ölçeği puanı dışındaki tüm anksiyete duyarlılığı puanları yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin fiziksel kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. SAB tanısı olanların bilişsel kaygılar hariç tüm anksiyete duyarlılığı alt ölçek puanlarının daha yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin sosyal kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. MDB tanısı olanların anksiyete duyarlılığı bilişsel ve sosyal kaygılar alt ölçek puanlarının yüksek olduğu ve hastalığı en çok etkileyen alt ölçeğin bilişsel kaygı alt ölçeği olduğu saptanmıştır. OKB tanısı olanlar ile olmayanlar arasında anksiyete duyarlılığı puanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. DEHB/DB tanısı olanların tüm alt ölçek puanları ve toplam anksiyete duyarlılığı puanları düşük saptanmıştır. Hastalık şiddeti çoklu regresyon analizlerinde toplam anksiyete duyarlılığı, fiziksel kaygılar alt ölçeği ve bilişsel kaygılar alt ölçeği indirgenmiş son modelinde etkili olarak saptanmıştır. Son olarak çalışmamızda; davranışsal inhibisyon anketi, duygu düzenleme güçlükleri ölçeği, üstbilişler ölçeği, çocuk ve ergenler için başa çıkma ölçeğinin kaçınan başa çıkma alt ölçeği ile ergenlerin anksiyete duyarlılığı arasında korelasyon saptanırken, erişkin anksiyete duyarlığı indeksi, ebeveyn tutum ölçeği ve ebeveyn kısa semptom envanteri ile ergenlerin anksiyete duyarlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları literatürde görece olarak yeni bir konu olan ergenlerde anksiyete duyarlılığı ile ilgili yeni veriler sunmaktadır. Ergenlerin bazı sosyodemografik ve klinik verilerinin anksiyete duyarlılığına etkileri gösterilirken, ebeveynlerle ilgili değişkenlerin anksiyete duyarlılığına etkisi olmadığı görülmüştür. Anksiyete duyarlılığının üç farklı alt ölçeğinin/boyutunun farklı klinik tanılar ile ilişkisi olduğu gösterilmiştir. Anksiyete duyarlılığının anksiyete bozukluklarının yanı sıra depresif bozukluklarla ilişkisi de ortaya konulurken, diğer ruhsal bozukluklar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu fark edilmiştir. Ergenlerde anksiyete duyarlılığı ve ilişkili faktörlerin anlaşılması ruhsal patolojilerin tedavisinde faydalı olabilir ve erken müdahalelere olanak sağlar. Ek olarak bu risk faktörleri ile ilişkili olarak erişkin yaşam döneminde gelişebilecek psikopatolojileri önleyebilme şansı doğurabilir. Bu yüzden ergenlerde anksiyete duyarlılığı daha fazla araştırılmaya ihtiyaç duyulan bir konudur.

AnksiyeteAyaktan tedaviBaş etme stratejileri+6
Tilbe Erten Almak
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Panik bozuklukta alt tiplendirme gereksinimi: Bir küme analizi araştırması

Giriş: Panik Bozukluğu alt tiplendirme çalışmaları daha önce yapılmıştır. Farklı özellikleri ve belirtileri baz alınarak yapılan çalışmalarda çok farklı alt tiplendirmeler görülmüş. Bizim çalışmamızda, PB hastalarına yapılan ölçeklerin verileriyle kümeleme analizi yapılmıştır. PB hastalarında bu kadar ölçeğin ve özelliğin kümelenmesine bakıldığı ve buna göre alt tiplendirme yapıldığı ilk çalışma olmuştur. Amaç: Panik bozukluğunda hastalığın prognozunu ve tedavisini etkileyebilecek etkin bir alt tiplendirme yapmayı amaçladık. Alt tiplerin etkin biçimde belirlenmesi hastalığın gidişi ve tedavisi konusundaki çalışmalara katkı sağlayacaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza, SCID 5 ile tanı konulan, araştırmamıza alınma kriterlerine uyan 110 Panik Bozukluğu hastası örneklem olarak alınmıştır. Daha sonra örneklemimizden, bilgilendirilmiş gönüllü onam formu aldık. Daha sonra Sosyodemografik ve Klinik veri formu, Panik-Agorafobi Ölçeği, HAM-D, HAM-A, EKA-GGK, AABE, ADİ-3, ÇÇTÖ uygulanmıştır. Toplanan veriler ile tek değişkenli analizler, küme analizi ve diskriminant analizi yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma: Araştırmamızdaki verilerle tek değişkenli analiz sonucu; kadın cinsiyetinde daha fazla cinsel istismar ve daha yüksek yalan kişilik boyutu olduğunu, evli olanlarda daha fazla fiziksel ihmal ve dahayüksek yalan boyutu, çocukluk çağında ebeveyn kaybı olanlarda PAÖ'nin daha yüksek olduğu aynı zamanda nörotisizm ve psikotisizm ve fiziksel ihmalin daha çok görüldüğü, eğitim düzeyinin düşük olmasıyla yüksek PAÖ, Anksiyete düzeyleri, nörotisizm, yalan, ayrılma anksiyetesi, fiziksel ihmal ve diğer çocukluk çağı travmalarının fazla olmasıyla ilişkili olduğunu saptadık. Aynı zamanda baba eğitim düzeyinin düşüklüğü ile kişinin yalan kişilik boyutunun yüksek olması, fiziksel ihmal ve istismarın ve çocukluk çağı travmaları oranının daha fazla çıktığını, anne eğitimin düşük olmasıyla da bireyin PAÖ'nin, nörotisizm, yalan boyutunun yüksek olması, fiziksel ihmal ve istismarın daha fazla görüldüğünü saptadık. Bu durum literatürdeki bilgilerle uyum göstermektedir. Çok değişkenli analizler sonucu ise PB'unda iki kümelenme olduğu gördük ve kümelenme özelliklerine göre travmatik etki ile gelişen ve Travma ile ilişkili olmayan PB alt tipi olarak belirledik. Travmatik etki ile gelişen alt tipte, depresyonun, anksiyete düzeylerinin, PAÖ'nin, ayrılma anksiyetesinin, anksiyete duyarlılığının, nörotisizm ve psikotisizm kişilik boyutlarının, duygusal istismar ve cinsel istismar başta olmak üzere ÇÇTÖ'nin daha fazla oranda olduğunu tespit ettik. Travma ile ilişkili olmayan PB alt tipinde ise Eysenck Dışa Dönüklük kişilik boyutunun anlamlı yüksek olduğu saptadık. Sonuç: Panik bozukluğu hastalarındaki özellikler, birbirleriyle ilişkili olup, Travmatik etki ile oluşan PB ve Travma ile ilişkili olmayan PB şeklinde iki alt tipi bulunmaktadır. PB alt tiplerini belirlemek bundan sonraki çalışmalara kaynak olacaktır. Alt tiplerin belirlenmesiyle hastaların tedavi yanıtları, hangi terapiden fayda görecekleri, PB oluşmasını engelleme yolları, PB oluşumu için risk grupları gibi bilgiler için öngörücü olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Panik Bozukluğu, Travma, Panik Bozukluğu alt tipleri.

Kümeleme analiziPanik bozuklukPsikiyatri+3
Meltem Hazel Şimşek
Manisa Celal Bayar University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Güzel sanatlar fakültesi öğrencileri diğer bölüm öğrencilerine kıyasla iki uçlu bozukluğa daha mı yatkın?

Bu çalışmada sanatçı bir ruha sahip insanların temelinde bir iki uçlu bozukluk yatkınlığının olup olmadığının araştırılması maksadıyla güzel sanatlar fakültesi öğrencilerinin diğer bölümlerde okuyan öğrencilerle karşılaştırmayı amaçlamaktayız. 157 Güzel Sanatlar fakültesinden, 157 Hukuk, Fen-Edebiyat ve Eğitim fakültelerinin farklı bölümlerinden olmak üzere toplam 314 kişi rastgele seçildi. Değerlendirme araçları temel bir sosyo-demografik anket ve Duygudurum Bozuklukları Ölçeğidir. İki uçlu bozukluğa yatkınlık, birlikte ortaya çıkan ve minimum veya daha fazla fonksiyonel bozulma ile sonuçlanan en az yedi MDQ semptomu skoru olarak tanımlanmıştır. Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinde MDQ ölçeği %50,3 (79/157), Hukuk, Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakültelerinin farklı bölümlerinde okuyan öğrencilerde %26,8 (42/115) oranında pozitif olarak saptandı (p<0,05). Güzel sanatlarda okuyan öğrencilerde istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla psikiyatri başvurusu olduğu (p=0,026),daha fazla alkol madde kullanımı olduğu görüldü(p=0,001). Ayrıca güzel sanatlar öğrencilerinin üniversite sınavlarında bölüm seçimini anlamlı oranda fazla olarak kendi istekleriyle yönlendirme ve zorlama olmadan yaptıkları bulunmuştur. Güzel sanatlar öğrencilerinde MDQ ölçeğiyle saptanan iki uçlu bozukluğa yatkınlığın fazla olması sanatsal yetenek/yaratıcılık ve iki uçlu bozukluk arasındaki ilişkiyi desteklemektedir.

Bipolar bozuklukPsikiyatriSanat+5
Ahmet Demir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk hastalarında içgörü ve baş etme tutumları arasındaki ilişki

Bipolar bozukluk ciddi yeti yitimine neden olan ve süreğen özellik gösteren bir hastalıktır. Hastanın tedaviye ve hastalığa uyumunu etkileyen içgörü ve baş etme tutumlarının belirlenmesinin hastalığın prognozunu olumlu olarak etkileyeceği düşünülmektedir. Yapılan bu çalışma ile, bipolar bozukluk hastalarında içgörü ve baş etme tutumları arasındaki ilişkinin araştırılması hedeflendi. Tanımlayıcı nitelikteki bu çalışma, bir üniversite hastanesinin Psikiyatri Anabilim Dalı polikliniklerine ayaktan başvuran, DSM-5'e göre bipolar bozukluk tanısı konulmuş ve ötimik dönemde olan, 127 gönüllü hasta ile yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Beck Bilişsel İçgörü Ölçeği (BBİÖ) ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) kullanılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS 24'de yapılmıştır. Hastaların BBİÖ puan ortalaması 2,83±6,38, COPE puan ortalaması 142,96±20,30 olarak belirlenmiştir. BBİÖ toplam puanı ve BBİÖ alt ölçeklerinden olan kendini ifade etme puanı ile COPE toplam puanı; BBİÖ alt ölçek ve toplam puanları ile COPE alt ölçeklerinden uyuma yönelik olan baş etme tutumları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Hastaların içgörü puanı ile uyuma yönelik baş etme ve toplam baş etme puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Hastaların içgörü seviyesi arttıkça uyuma yönelik baş etme tutumlarını daha fazla kullandıkları saptanmıştır. Bu çalışmada kendini ifade etme düzeyi yüksek olan bireylerin karşılaştıkları durumlarla daha etkin baş edebildikleri ortaya konulmuştur.

Bipolar bozuklukPsikiyatriPsikiyatrik hemşirelik+2
Kübra Tohumcu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevselliklerinin karşılaştırılması

Araştırmada farklı ruhsal bozukluğu olan hastaların üstbiliş özelliklerinin ve sosyal işlevsellik düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Karşılaştırmalı tanımlayıcı türde olan araştırma, bir araştırma hastanesinin psikiyatri polikliniklerinde ve bir Aile Sağlığı Merkezinde (ASM) yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, hastanenin psikiyatri polikliniğine gelen şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, depresyon, bipolar bozukluk, anksiyete bozuklukları, madde kullanım bozukluklarından herhangi birinin tanı ölçütlerini karşılayan her bir ruhsal bozukluk grubundan 50'şer kişi ve Obsesif Kompülsif Bozukluktan (OKB) 30 kişi olmak üzere 280 hasta ve ASM'ye başvuran herhangi bir ruhsal bozukluk tanısı almamış 50 sağlıklı birey olmak üzere toplam 330 kişiden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Üstbiliş Ölçeği-30 (ÜBÖ-30), Sosyal İşlevsellik Ölçeği (SİÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 35.4±9.9 olup, %60.3'ü erkek, %59.4'ü evli, %41.2'si ilkokul mezunudur. Hastaların üstbilişsel bozukluk düzeylerinin ortanın üzerinde olduğu bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen ruhsal bozukluklar arasında üstbilişsel bozukluğun en fazla depresyon hastalarında, en az şizofreni ve psikoz hastalık grubunda olduğu saptanmıştır. Gruplar arasında üstbilişsel bozukluk bakımından anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). Ruhsal bozukluğu olan bireylerin sosyal işlevsellik düzeylerinin ortanın altında olduğu bulunmuştur. Sosyal işlevselliğin en çok bozulduğu hastalık grubu şizofreni ve psikozla giden bozukluklar olup tıbbi tanı grupları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Hastaların üstbiliş ve sosyal işlevsellik ölçekleri toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0.363). Fakat, ölçeklerin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmüştür (p<0.05). Psikiyatri hemşirelerinin, ruhsal bozukluğu olan bireylere üstbiliş eğitimi, üstbilişsel terapi, psikososyal beceri eğitimi, üstbiliş odaklı sosyal beceri eğitimi vb. girişimler uygulaması önerilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Sosyal İşlevsellik, Üstbiliş

Mental bozukluklarPsikiyatriPsikiyatrik hemşirelik+7
Zeynep Koç
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri hastalarının eşlerinin bakım yüklerinin evlilik uyumlarına etkisi

Bu çalışma psikiyatri hastalarının eşlerinin bakım yüklerinin evlilik uyumlarına etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın verileri 15 Nisan – 15 Temmuz 2019 tarihleri arasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi ile Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesi'nde psikiyatri servisinde yatan ve ayaktan polikliniğe başvuran psikiyatri hastalarının (depresyon, iki uçlu bozukluk, anksiyete bozukluğu, madde-alkol kullanım bozukluğu, şizofreni, obsesif-kompulsif bozukluk, bedensel belirti bozukluğu tanısı alan hastalar) eşleri ile gerçekleştirildi. Araştırmayı kabul eden 273 gönüllü hasta eşi örnekleme dahil edildi. Veri toplama aracı olarak; Bilgi Formu, Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ), Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) kullanıldı. Veriler IBM SPSS 21.0 programında, Anova, t-testi, Kruskal-Wallis H Testi, Mann Whitney U Testi, Spearman's Rank Korelasyon Testi kullanılarak değerlendirildi. Hasta eşlerinin ölçek toplam puan ortalamaları; EUÖ 36.74±12.85, BVYÖ 40.46±18.36 olarak belirlendi. Evlilik uyum ölçeği ile bakım verme yükü ölçeği arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu saptandı (r=-0.642) (p<0.001). Psikiyatri hastalarının eşlerinin bakım verme yüklerinin orta düzeyde, evlilik uyumlarının kötü olduğu ve bakım verme yükleri arttıkça evlilik uyumlarının bozulduğu belirlendi. Şizofreni, iki uçlu bozukluk, madde-alkol kullanım bozukluğu tanısı alan hasta eşlerinin bakım verme yükünün; depresyon, anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk, bedensel belirti bozukluğu tanısını alan hasta eşlerine göre daha fazla olduğu ve evlilik uyumlarının daha kötü olduğu belirlendi. Kadın bakım vericilerin, erkek bakım vericilere göre bakım verme yüklerinin daha yüksek düzeyde olduğu ve evlilik uyumlarının daha kötü olduğu saptandı. Psikiyatri hastalarının hastalık belirtilerine bağlı olarak yaşadıkları sorunlar nedeni ile evliğinin ilerleyen dönemlerinde bakım yüklerinin artabileceği ve bu sorununda ilerleyen zamanda evlilik uyumuna olumsuz etki edeceği düşünüldüğünden bu hasta eşlerinin bakım verme yüklerinin belirlenip, evlilik uyumlarını artırmaya yönelik girişimlerin planlanması ve uygulanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatrik Bozukluk, Hasta Eşi, Bakım Verme Yükü, Evlilik Uyumu, Psikiyatri Hemşireliği.

Bakım verenlerBakım verme yüküEvli çiftler+4
Tuğba İşler
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatrik bozukluğu olan yetişkinler için toplum entegrasyon ölçeği Türkçe formu geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu çalışma Psikiyatrik bozukluğu olan yetişkinlerin toplum entegrasyon düzeyini ölçmek için geliştirilmiş olan "Psikiyatrik Bozukluğu Olan Yetişkinler İçin Toplum Entegrasyon Ölçeği" nin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla metodolojik çalışma olarak yapılmıştır. Ölçeğin dil ve kapsam geçerliği değerlendirilmiştir. Kapsam geçerliği oranı (CVI) 0,98 olarak tespit edilmiş ve ölçekte gerekli düzeltmeler yapılarak son hali verilmiştir. Haziran 2019 – Ekim 2019 tarihleri arasında Gaziantep Şahinbey TRSM ve Şehitkamil TRSM‟ ye kayıtlı olan Şizofreni ve iki uçlu (bipolar) bozukluk tanısından herhangi birini almış 170 hasta ile yapılmıştır. Test-tekrar test güvenirliği için örneklem grubunda yer alan 30 kişiye 20 gün ara ile ikinci uygulama yapılmıştır. Ölçeğin geçerlik analizlerinden kapsam geçerliği için uzman görüşüne başvurulmuş, yapı geçerliği için de faktör analizi yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucu ölçeğin aslı ile paralel olarak beş faktörlü bir yapı ortaya çıkmış ve bu doğrultuda doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi ile ölçeğin uyum indeksleri (X2/df: 2,013, RMSEA:0,077, CFI:0,96, GFI:0,84, p:0,000) anlamlı bulunmuştur. Ölçeğin güvenirlik analizi için Cronbach Alfa Katsayısı, Madde- Toplam Puanı ve test-tekrar test korelasyonu incelenmiştir. Ölçeğin Cronbach Alfa‟ sı 0,92, madde toplam puan korelasyonu yüksek, test tekrar test korelasyonu ise 0,84 bulunmuştur. Sonuç olarak Psikiyatrik Bozukluğu Olan Yetişkinler İçin Toplum Entegrasyon Ölçeği‟ nin psikiyatrik bozukluğa sahip bireylerin toplum entegrasyon düzeyini ölçmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Geçerlik, Güvenirlik, Şizofreni, İki Uçlu Bozukluk, Toplum Entegrasyon.

Bipolar bozuklukGüvenilirlik ve geçerlilikPsikiyatri+7
Eda Açıkgöz
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatrik bozukluklarda çocukluk çağı travmasının intihar eğilimleri ile ilişkisi

Bu çalışma en sık görülen psikiyatrik bozukluklarda çocukluk çağı travması ile intihar eğilimlerinin arasındaki ilişkinin ve çocukluk çağı travmalarının en fazla hangi hastalık gurubunda intihar riskinde artış oluşturduğunun belirlenmesi amacıyla yapıldı. 16.09.2019-30.01.2020 tarihleri arasında Gaziantep Dr. Ersin Aslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi' ne başvuran ayaktan ve yatan 60' ı şizofreni açılımı kapsamında ve Psikozla giden diğer bozukluklar, 60'ı Bipolar ve ilişkili bozukluklar, 60' ı Depresyon Bozuklukları, 60'ı Anksiyete bozuklukları ve 60' ı Madde ile ilişkili bozukluklar ve bağımlılık bozuklukları tanıları olmak üzere toplam 300 hasta çalışmaya katıldı. Veri toplama aracı olarak Bireysel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği(ÇÇTÖ) ve İntihar Olasılığı Ölçeği(İOÖ) kullanıldı. Veriler IBM SPSS 24.0 paket programında Shaphiro wilk, Mann whitney u, Kruskal Wallis testi kullanılarak değerlendirildi. Hastaların ölçek toplam puanları; ÇÇTÖ 55.96 ± 11.43, İOÖ 81.29 ± 13.49 olarak belirlendi. Hastaların toplam değerlendirilmesinde ÇÇTÖ toplam puanı ile İOÖ toplam puanı arasında pozitif yönde orta şiddette ilişki olduğu saptandı (p<0.05).Tanısal olarak guruplar incelendiğinde en yüksek r kare değeri anksiyete bozukluğu grubunda saptandı. Bu grupta Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, intihar ölçeği puanındaki varyasyonun %59.6'sını açıklamaktaydı. Anksiyete bozukluğunu sırasıyla Depresyon bozukluğu, Madde ile ilişkili bozukluk ve Bağımlılık bozukluğu, Bipolar Bozukluk izlemekteydi. Şizofreni açılımı kapsamında psikozla giden bozukluğu olan hasta grubunda ise çocukluk çağı travmalarının intihar olasılığı ile ilişkisinin olmadığı belirlendi. Sonuç olarak bu çalışma çocukluk çağı travmalarının en çok organik zeminde gelişen psikotik bozukluklardaki intihar riskini yordamadığını, psikososyal faktörlerin etyolojide de ön planda suçlandığı anksiyete bozukluklarında ise önemli bir yordayıcı olduğunu desteklemektedir. Özellikle anksiyete bozukluklarında intihar girişiminin önlenmesi için hastalarında çocukluk çağında herhangi bir travmaya maruziyetin değerlendirilmesi ve psikososyal destek girişimlerin planlanması önerilir. Anahtar kelimeler; Psikiyatri hastaları, Çocukluk çağı travması, İntihar olasılığı, Psikiyatri Hemşireliği

PsikiyatriPsikiyatrik hastalıklarÇocukluk çağı travmaları+1
Kübra Yıldız
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trikotillomani tanılı çocuk ve ergenlerde klinik özellikler ve eşlik eden psikiyatrik bozukluklar

Trikotillomani (TTM, saç yolma bozukluğu), tekrarlayan saç çekme davranışına bağlı olarak belirgin düzeyde saç kaybının olduğu; sosyal ve yakın ilişkileri de içeren birçok alanda belirgin sıkıntı ve işlevsellikte bozulma ile karakterize bir bozukluktur. Ülkemizde TTM tanısı olan çocuk ve ergen olgular ile yapılan çalışmalar kısıtlı düzeydedir. Çalışmamızda TTM tanılı çocuk ve ergen olgularda genel klinik özellikler ve eşlik eden psikiyatrik tanılar değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler ile güncel literatüre katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Araştırmaya TTM tanısı alan ve bu tanı ile takip edilmekte olan 8-17 yaş arası 41 çocuk ve ergen hasta dahil edildi. Çalışmada Sosyodemografik Veri Formu, Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi - Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY), Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği Yenilenmiş-Çocuk Formu (ÇADÖY-Ç), Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği Yenilenmiş-Aile Formu (ÇADÖY-A) kullanıldı. Çalışmamızda kadın/erkek oranı 1,5/1 idi. 41 olgunun 33'ünde (%80,5) kafa derisindeki saçlı deriden saç çekme olduğu saptandı. Kaş, kirpik ve kol bölgeleri kıl çekmenin yoğun olduğu diğer bölgelerdi. 17 (%41,5) olguda birden fazla alandan saç çekme mevcuttu. Yaşam boyu 37 olguda (%90,2), güncel 34 olguda (%82,9) en az bir ek psikiyatrik tanı mevcuttu. Yaşam boyu psikiyatrik ek tanılarda en sık Anksiyete Bozuklukları, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve Tik Bozuklukları saptanırken; güncel psikiyatrik ek tanılarda ise en sık DEHB, Anksiyete Bozuklukları, Tik Bozuklukları saptanmıştır. Çalışmamızda TTM tanılı çocuk ve ergenlerde yüksek oranda psikiyatrik komorbidite saptanmıştır. TTM tanısında belirtileri bozukluğun bir parçası olarak görmek ve TTM tedavisine bütüncül yaklaşmak; TTM tanı ve tedavisinde önemli noktalardan biridir.

ErgenlerKomorbiditePsikiyatri+5
Nesrin Türk
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastalarda bulbus olfactorius ve amigdala hacim ve fonksiyonel aktivitesinin 18-FDG PET/BT ile incelenmesi

Amaç: Bipolar bozukluk toplumda sık görülen ve yetiyitimine neden olan psikiyatrik hastalıklardandır. Bipolar bozuklukta yapılan nörogörüntüleme çalışmalarında çeşitli beyin bölgelerinde yapısal ve metabolik farklılıklar olduğu görülmüştür. Bizde bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastalarda bulbus olfactorius ve amigdala hacim ve metabolizmasını 18 FDG PET/BT ile değerlendirdik. Yöntem: Araştırmaya DSM-5 tanı kriterlerine göre bipolar bozukluk tanısı alan 26 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara HAM-A ve Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcılara 18 FDG PET/BT çekilmiştir. Bulbus olfactorius ve amigdala glikoz metabolizmaları, z skorlarıyla karşılaştırılmıştır. Bulbus olfactorius ve amigdala hacimleri ise, geriye yönelik taranan ve dışlama kriterlerini karşılayan 26 hastanın 18 FDG PET/BT görüntüleriyle karşılaştırılmıştır. Bulgular: Bipolar bozukluk tanılı olgu grubumuzda kontrol grubuna oranla bulbus olfactorius hacmi istatiksel olarak anlamlı derecede azalmış(p:0,001), bulbus olfactorius metabolizması ise istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur(p:0,001). Amigdala hacmi ve metabolizması olgu grubumuzda istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur(p:0,001). Amigdala ve bulbus olfactorius hacimleri arasında doğru korelasyon vardı. Sağ ve sol amigdala metabolizması ile sağ bulbus olfactorius metabolizması arasında pozitif korelasyon vardı. Sonuçlar: Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla bipolar bozuklukta bulbus olfactorius hacim ve metabolizmasını inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızın verileri bipolar bozuklukta bulbus olfactoriusun hacim ve metabolizmasının etkilendiğini göstermiştir. Ayrıca bulbus olfactoriusun bipolar bozukluk etyopatogenezinden sorumlu olabileceğini göstermiştir. Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ileride yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

AmigdalaBasoloteral amigdalaBipolar bozukluk+5
Muhammet Sancaktar
Gaziantep University
2020
00

Related subjects