Titanium
90 theses under this subject heading
Odaklanmış iyon ışını ile memristör üretim süreci geliştirme ve karakterizasyonu
Elektroniğin temelinde kullanılan transistör elemanı birçok dijital mantık devresinin ve hafıza uygulamalarının gerçekleşmesini sağlamıştır. Fakat transistörlerin sadece iki kademeli anahtarlama yapabilmeleri nedeniyle artan işlem gücüne beklentisindeki kapasiteyi gerçekleştiremediği durumlar oluşmuştur. Memristör elemanı bu durumlar için çözüm sunmaktadır. Memristör önce teorik bir denklem olarak ortaya atılan kavram iken daha sonra fiziksel olarak da üretilmiştir. Transistörden en büyük artısı ise iki kademeden çok daha fazla ölçekte anahtarlama yapabilmesidir. Bu da çok daha yüksek kapasiteli dijital devre ve hafıza uygulamalarında kullanılması potansiyelini göstermektedir. İlk fiziksel memrsitör üretimi titanyum oksit temelli malzeme ile üretilmiştir. Bu çalışmada da titanyum oksit memristif malzemenin temelini oluşturmaktadır. Titanyum oksit malzemeyi üretmek için anodik oksidasyon işlemi uygulanmıştır. Titanyum asidik bir çözelti içerisinde gerilim kontrollü devre altında elektrokimyasal tepkime göstererek oksitlenmiştir. Çalışmanın özgün tarafını bundan sonra titanyum oksit tabakasının aşındırılması ile oluşturulan memristör geometrileri oluşturmaktadır. Memristör kademeli anahtarlama işleminin iki elektrotu arasında oluşturduğu oksijen boşluğu, iyonik veya ii ferromanyetik köprü yapısı ile sağlar. Bu çalışmada titanyum oksit temelli memristör kullanıldığı için köprü yapısı oksijen boşlukları ile oluşmuştur. Oluşan köprünün elektrotlar arası mesafeye göre değişiklik göstermesi memristörün açma-kapama işlemi sırasındaki direnç değer farkını etkilemektedir. Elektrotlar arası mesafenin olabildiğince daraltılması ile daha simetrik ve düzgün köprü yapılarını oluşturarak memristör direnç değer farkının arttrılmasını hedeflemiştir. Elektrotlar arası mesafenin nano boyutlarda olması odaklı iyon demeti ile sağlanmıştır. Odaklı iyon demeti hem tutarlı hem de kesin aşındırma olanağı sağladığı için memristif yapıda çeşitli geometriler denenerek elektrotlar arası olabildiğinde dar mesafe elde edilmek istenmiştir. Daha sonra elde edilen memristör geometrilerin karakterizasyonu 4 noktalı akım-gerilim ölçümü ile sağlanmıştır ve açma-kapama sırasında sergilenen direnç farklarına göre memristörlerinde etkinliği gözlenmiştir.
Elektrokimyasal yöntemle anodize edilmiş bireysel abutmentların siman bağlantılarının ve mikrobiyolojik tutulumlarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; 4 farklı yüzey özelliğine sahip titanyum blokların 3 değişik siman kullanılarak yapıştırılması ve gerilme dayanımlarının ölçülmesi; bu farklı yüzeylere tutunan 5 farklı Candida türünün adezyonlarının değişik ölçüm yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Yöntem: 5 mm boyunda 10 mm genişliğinde 64 adet titanyum blok üretildi. Mekanik testte Grup 1 elektrokimyasal metod ile anodize olup parlak yüzey edildi, grup 2 anodize edilmiş mat yüzey, grup 3 anodizasyon uygulanmaksızın mat yüzeylerden oluşturuldu, grup 4 ise kontrol grubu olarak belirlenip herhangi bir yüzey işlemi yapılmadı. Bu gruplar rezin siman, polikarboksilat siman ve cam iyonomer simanlarla çiftler halinde yapıştırıldı. Tensile test cihazı yardımıyla 0.5 mm/ dk hız ile çekilip sonuçlar Newton cinsinden kaydedildi. Elde edilen değerler SPSS IBM v.25 programı ve Kruskal- Wallis yöntemi ile istatistiksel olarak incelendi. Mikrobiyolojik test için ise materyaller dört gruba (Gl, G2, G3 ve G4) ayrıldı. Gl; yüzeye yapışmış hücrelerin qPCR ile ölçülmesi için, G2; agar plakalarındaki canlı hücrelerin sayımı için, G3; canlı / ölü hücre analizi için ve G4 grubu; taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi için gruplandı. Gruplar otoklav ile sterilize edildi. Adezyon incelemesi için iki hücre bileşimi hazırlandı. Bir bileşim (C1), sadece C. albicans içerirken, diğer bileşim (C2), C. albicans, C. glabrata, C. krusei, C. tropicalis ve C. parapsilosis içerikli hazırlandı. CHROMAgar besiyerinde petri plak sayımı yapıldı, q PCR 'da ise kopya DNA sayımı yapıldı. Adeze olan mayalar üzerinde sonikasyon işlemi yapılarak canlı/ ölü mikroorganizma sayımı yapıldı. Bulgular: Mekanik testte Grup 2'ye ait örnekler en yüksek gerilme dayanımını (56.33N +- 8.33) gösterirken, grup 4 ise en düşük gerilme dayanımını (7.75 N+- 2.22) gösterdi (p≤ 0.05). Bu iki grubun değerleri arasındaki fark anlamlı bulundu. Mikrobiyolojik testlerde ise; bloklar üzerine en fazla adeze olan maya C. glabrata olarak; (parlak saf titanyum blokta 547 adet +- 1,83) en az adeze olan maya ise C. tropicalis olarak ( her bir blokta 0 adet +- 0) belirlendi (p≤ 0.05). Elde edilen veriler SPSS IBM v.25 programı ve tek yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak incelendi. Sonuç: Mekanik test sonuçları çalışmanın hipotezini de doğrulayacak şekilde; titanyum bloklara uygulanan elektrokimyasal anodizasyon işleminin çekme dayanımını artırdığı yönünde belirlendi. Mikrobiyolojik test sonuçlarında ise anodizasyonun ve parlak yüzeyin maya adezyonunu artırdığı, C. tropicalis' in hiçbir titanyum bloğa adeze olamadığı ve ortamda diğer 4 çeşit mayaların varlığının C. albicans tutulumunu artırdığı belirlendi.
CAD/CAM ve konvansiyonel döküm yöntemleriyle üretilen kobalt-krom ve titanyum metal alt yapılı seramik kronların marjinal ve internal uyumlarının in vitro karşılaştırılmalı olarak araştırılması
Metal-seramik restorasyonlar, klinik kullanımı en yaygın olan sabit protez çeşididir. Kıymetli metal alaşımlarının çok pahalı olması, titanyumun baz metal alaşımlarına göre yüksek biyolojik uyumu, korozyona karşı direnci, düşük ısı iletkenliği ve düşük yoğunlukta oluşu son yıllarda titanyum alaşımlarının popüleritesini ve diş hekimliğinde kullanım alanlarını arttırmıştır. Gelişen eksiltme ve ekleme gibi bilgisayar teknolojilerinin diş hekimliği alanlarında kullanılmaya başlanması, döküm yöntemleriyle hazırlanan metal alt yapılı restorasyonların üretim tekniğini de değişime uğratmıştır. Farklı üretim yöntemleriyle üretilen metal alt yapılar, restorasyonların marjinal ve internal uyumunu etkilemektedir. Bu çalışmadaki amaç; CAD/CAM ve konvansiyonel yöntemle üretilen kobalt krom ve titanyum alt yapılı seramik kronların marjinal ve internal uyumlarının değerlendirilmesidir. İn vitro gerçekleştirilen çalışmada deneysel olarak hazırlanan tek kronların dişe uyumu silikon replika yöntemi ile mikro-BT cihazında incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, CoCr döküm, CoCr milling, Ti döküm, Ti milling gruplarının marjinal aralık değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. İnternal aralıktaki aksiyal duvar bölgesinde CoCr döküm ile CoCr milling grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, Ti döküm ile Ti milling grupları arasında ki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İnternal aralıktaki aksiyo-okluzal köşe bölgesinde en yüksek değer CoCr milling grubunda daha sonra sırasıyla Ti milling, Ti döküm ve CoCr döküm gruplarında gözlenmiştir. Gruplar arasındaki bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İnternal aralıktaki okluzal alan bölgesinde en yüksek değer CoCr milling grubunda daha sonra sırasıyla Ti döküm, CoCr döküm ve Ti milling gruplarında gözlenmiştir. Gruplar arasındaki bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İnternal aralık hacim değerleri arasında en düşük değer Ti milling grubunda daha sonra sırasıyla CoCr döküm, CoCr milling ve Ti döküm gruplarında gözlenmiştir. Gruplar arasındaki bu farklılıklar CoCr döküm grubu hariç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Titanyum milling; CoCr milling; CoCr döküm; Titanyum döküm; marjinal ve internal uyum; internal hacim değerleri
Farklı şekile sahip titanyum fırçaların implant yüzeyi temizliğindeki etkinliğinin karşılaştırılması: İn vitro çalışma
Farklı Şekile Sahip Titanyum Fırçaların İmplant Yüzeyi Temizliğindeki Etkinliğinin Karşılaştırılması: İn Vitro Çalışma 1950'lerden bu yana dental implantlar kullanılmasına rağmen periimplant dokunun sağlığının korunması üzerinde henüz mükemmel bir başarı sağlanamamıştır. İmplantın sağ kalımı; implant uygulanan bölge, implantın tasarımı ve yüzey yapısı, hastanın oral hijyeni ve protetik üst yapısı gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Periimplantitis, dental implantların çevresindeki dokularda meydana gelen, periimplant mukozada inflamasyon ve devamında destekleyici kemik kaybı ile karakterize, plakla ilişkili patolojik bir durumdur. İmplant yüzeyindeki ve implant çevresindeki supragingival ve subgingival birikintilerin uzaklaştırılması için uygulanan mekanik tedavinin amacı, sağlıklı bir periimplant doku elde edilmesidir. Literatürde periimplant hastalıkların mekanik tedavisinde çelik, karbon fiber, titanyum kaplı, plastik ve teflon gibi farklı küret tipleri kullanılmaktadır. İmplant yüzeylerin yivli ve pürüzlü yapıya sahip olduğu için, ultrasonik cihazlar ve küretler implant yüzeyi debridmanında yetersiz kalabilmektedir. İmplant yivlerinin aralarına ulaşabilmek amacıyla titanyum döner fırçalar üretilmiştir. Bu bilgiler ve mevcut literatürler ışığında çalşımamızda, farklı şekile sahip titanyum fırçalar ile yapılan yüzey temizliğinde fırçaların etkinliğinin ve yüzeydeki yapabileceği değişikliklerin farklılık gösterebileceği düşüncesi ile üç farklı titanyum fırça tipinin etkinliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan implantlar akril kalıplara kalıcı kırmız mürekkebe batırılarak 24 saat bekledikten sonra akril kalıplara gömülmüştür. Akril kalıplara gömülen implantlar Ni Ti nano fırça, Ni Ti fırça ve RBRU titanyum fırçalarıyla temizlenmek üzere 3 gruba ayırılmıştır. Debridman işlemleri bittikten sonra değişikliklerin saptanabilmesi amacıyla ADOBE PHOTOSHOPE yazılımı kullanılarak temizlenmeyen mürekkep kalıntılarının oranı hesaplanmıştır. Kullanılan fırçaların implant yüzeyindeki oluşturduğu topografik değişiklikleri değerlendirmek için SEM ile implant yüzeyi görüntüleri elde edilmiştir. Fırçaların etkilerinin değerlendirildiğinde gruplar arasında temizlenmeyen mürekkep kalıntısı oranı açısında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Yüzey morfolojisi değerlendirildiğinde ise, Ni Ti fırça ve RBRU grupları titanyum yüzeyini hafif düzleştirdiği gözlemlenirken, Ni Ti nano fırçanın yüzey yapısına zarar vermediği görülmüştür. Anahtar sözcükler: İmplant, Periimplantitis, Titanyum Döner Fırçalar, SEM
Titanyum plakaların kaplanması için antibakteriyel biyomalzemelerin geliştirilmesi ve karakterizasyonu
İmplantasyon sonrası oluşabilecek bakteriyel enfeksiyonlar ve biyofilm yapılar, implantların başarısını ve hasta sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu tez çalışmasında, implant yüzeylerinde enfeksiyon riskini azaltmak ve biyouyumluluğu artırmak amacıyla, titanyum (Ti) yüzeylerin antibakteriyel biyomalzemelerle kaplanması planlanmıştır. Bu doğrultuda, çalışmada kitosan temelli bir biyopolimer matris içerisine antibakteriyel özellikleriyle bilinen gümüş nitrat (AgNO₃) ve nano çinko oksit (nZnO) ile osteojenik etki sağlaması amacıyla nano hidroksiapatit (nHAp) eklenerek kaplama çözeltileri hazırlanmıştır. 1x1 cm boyutlarındaki Ti plakalara belirli oranlarda hidrojen florür (HF) ve nitrik asit (HNO3) kullanılarak kimyasal dağlama işlemi yapılmıştır. Ardından, Ti yüzeylerde hidroksil gruplar (-OH) oluşturmak amacıyla alkali işlem yapılmış ve yüzeyler oksitlendirilmiştir. Sonrasında yüzeylerde amino gruplarının (-NH2) oluşması için APTES ((3-Aminopropil)trietoksisilan) uygulanmış ve yüzeyler silanize edilerek çapraz bağlanmaya hazır hale getirilmiştir. Çözeltiler, sol-jel yöntemiyle hazırlanmış, ardından Ti plakalar daldırma yöntemiyle kaplanarak oda sıcaklığında kurutulmuştur. Numunelerin karakterizasyonları Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR), Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ve Enerji Dağıtıcı X-ışını Spektrometresi (EDS) yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Numunelerin antibakteriyel etkinliği disk difüzyon testi ve antibiyofilm analizleriyle, biyouyumlulukları ise L929 hücre hattında yapılan sitotoksisite ve yara iyileşme testleriyle değerlendirilmiştir. FT-IR analizleri, APTES uygulaması sonrası yüzeylerde (-OH) ve (-NH₂) gruplarının varlığını doğrulayarak yüzey modifikasyonunun başarılı olduğunu göstermiştir. SEM ve EDS analizleri, kaplamaların Ti yüzeyine başarılı bir şekilde tutunduğunu ve katkı maddelerinin kitosan matrisi içerisinde homojen dağıldığını göstermiştir. Antibakteriyel test sonuçları yüksek katkı maddesine sahip numunelerin daha yüksek antibakteriyel etki gösterdiğini ve özellikle gümüşün güçlü antibakteriyel etkisini ortaya koyduğunu göstermiştir. Hücre kültürü testlerinde ise düşük katkı içeren numuneler, daha düşük toksisite göstermiş ve yara iyileşme kapasitesi en yüksek numuneler olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen biyopolimer kaplamalar hem antibakteriyel hem de biyolojik performans açısından başarılı sonuçlar vermiş olup Ti implant yüzeyleri için biyouyumlu ve enfeksiyon riskini azaltacak kaplamaların geliştirilmesi konusunda önemli katkılar sunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Titanyum, antibakteriyel aktivite, kitosan, gümüş nitrat, çinko oksit
Amino acid conjugated self-assembled molecules modified titanium surfaces
The goal of this thesis is to increase biocompatibility of titanium (Ti) surfaces, which is an extensively used biomaterial in medicine, by an easy and timesaving surface modification procedure. For this purpose, 3-aminopropyltriethoxysilane (APTES) molecule was conjugated by 3 different amino acids (histidine, leucine, and tryptophan). Newly synthesized molecules were used to form amino acid conjugated self-assembled monolayers on titanium surface. After modification of the surfaces by each of the amido amino acids, histidine and leucine amino acids were chosen to make up hydrophilic and hydrophobic regions on the surface and they were mixed with changing concentrations (v/v, 80:20, 50:50, 20:80). X-ray photoelectron spectroscopy (XPS) analysis and water contact angle measurements were performed for the characterization studies of all of the modified surfaces. Human osteoblast cells culture studies were performed on the surfaces, which were modified by this method aimed at improving the biocompatibility of titanium, in order to investigate cell viability on the modified surfaces.
The effect of titanium surface topography on biocompatibility, hemocompatibility, and bacterial behavior
Titanium and Ti alloys are widely used in several biomedical applications including cardiovascular stents, shoulder, hip replacement and dentistry. Ti and its alloys are preferred biomaterials, due to their mechanical, physical and biological characteristics. Ti is a biocompatible material with high corrosion resistance and several methods are used to process the material in addition to various alloying options. Although, Ti is biocompatible by its nature, cell- material interactions can be improved by surface modification. It is known from the literature that the interactions between material surface and cells, bacteria and proteins are affected by the surface topography. The characteristics of the surface; topography, roughness, surface free energy and wettability alter the cellular response. In this thesis, four different Ti surfaces; polished, sandblasted, line and mesh structured surfaces which were processed with laser, were examined from the aspects of material surface characterization, biocompatibility, hemacompatibility, and biofilm formation. Polished, sandblasted, line and mesh structured surfaces showed hydrophilic characteristics. However, sandblasted and line structured surfaces as they represent higher roughness on the surface, are more hydrophilic than polished and mesh structured surfaces. From the aspect of hemacompatibility, it is shown that all 4 groups are blood compatible in accordance with ISO10993-4. Nonetheless, the platelet activation is shown to be higher on the polished surfaces. When the adhesion and viability of fibroblasts were examined on the surfaces, no significant difference was observed. Abundant number of cells were observed on each of the surfaces. Therefore, the difference of biocompatibility on the polished, sandblasted, line and mesh structured surfaces are shown to be insignificant. For the bacterial adhesion, gram positive S. aureus bacteria showed higher tendency for polished surface and gram negative E. coli bacteria show higher tendency for the rough surfaces line structured, sandblasted and mesh structured specimens in descending order. In this thesis, it is shown that by changing surface topography physically, cellular response to the material can be altered.
Çekim soketlerinin korunmasında kullanılan otojen titanyum-platelet rich fibrin(T-TZF) yönteminin radyolojik açıdan karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada diş çekimini takiben oluşacak olan kemik rezorpsiyonunu en aza indirerek, elde edilen kemiğin kalitesini arttırmak ve altın standart olan otojen kemiğe alternatif olabilecek yöntemin belirlenmesine yardımcı olmaktır. Materyal ve Metod: Çalışmaya 18-65 yaş aralığında 14 erkek ve 13 kadın, sistemik hastalığı olmayan çürük, travma vb. sebeplerle diş çekim endikasyonu koyulmuş 27 hastada toplam 58 çekim soketi dahil edildi. Bu hastalarda diş çekimini takiben 27 soket küçük parçalara bölünmüş T-TZF ile doldurulup bir parça T-TZF de kapak şeklinde stüre edilerek iyileşmeye bırakıldı. 31 soket ise diş çekimini takiben spontan iyileşmeye bırakıldı. İşlemden 1 hafta sonrasında CBCT alındı. Diş çekimini takiben 3. ayda implant işlemi öncesinde tekrar CBCT alındı. CBCT üzerinde yapılan hacimsel değerlendirmeler ile postoperatif çekim soketi hacmi ile 3. ay sonunda kemik ile dolan soket hacmi kıyaslandı. Bulgular: Bağımsız gruplarda t testi sonuçlarına göre başlangıç çekim soket hacmi ölçümü test ve kontrol grupları arasında anlamlı düzeyde farklılık göstermezken, 3. ay kemikleşmeyen soket hacmi ölçümü test ve kontrol grupları arasında anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir (P<0.05). Kontrol grubunun 3. Ay ölçümü ortalama 0.087cm3 bulunmuş, T-TZF grubunda ise ortalama 0.043 cm3 bulunmuştur. Buradan çıkardığımız sonuç ise; 3. ay kemikleşmeyen soket hacmi ölçümlerinde kontrol grubu test grubundan anlamlı derecede daha yüksektir. Kontrol grubu ve T-TZF grubunda başlangıç ve 3. Ay ölçüm ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığı bağımlı gruplarda t testi ile incelenmiştir. Kontrol ve T- TZF grubunda başlangıç ve 3. Ay ölçümleri arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmakta olup başlangıç ölçümleri 3. Ay ölçümünden anlamlı derecede daha yüksektir. Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda soket koruma uygulamasında T-TZF kullanılan hasta grubunun fizyolojik iyileşmeye bırakılan hasta grubuna göre çekim soketinde daha fazla kemik kazanımına sahip olduğunu gözlemledik. Anahtar Kelimeler: Diş çekimi, Soket koruma, T-TZF
Nikel-titanyum tellerin farklı ağız gargaralarındaki yüzey korozyonlarının ın-vıvo değerlendirilmesi
Bu çalışmada, ortodontik tedavinin seviyeleme aşamasında kullanılan NiTi tellerin, farklı içerikli ağız gargaralarındaki korozyon miktarlarının in-vivo olarak karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmamızda uygun kriterlere sahip toplam 80 hasta bulunmaktadır. Her bir grupta 20 hasta olacak şekilde 4 grup oluşturulmuştur. Gruplar %0,05 (225ppm Fˉ) sodyum florür (NaF) içeren (Colgate Plax®) gargara, %21,6 alkol içeren (Listerine Cool Mint®) gargara, %0,2 klorheksidin (CHX) içeren (Klorhex®) gargara, kontrol grubu olarak mentol eriyik içeren sulu gargara kullanacak şekilde düzenlenmiştir. Ayrıca karşılaştırma amaçlı olarak hiç kullanılmamış sıfır tel de incelenmiştir. Gargara uygulaması başlatılmadan önce hastaların ağız ortamı standardizasyonunu sağlamak amacıyla ilk 3 gün tarafımızdan temin edilen aloe vera içeren diş macunu ve yumuşak kıllı diş fırçası ile ağız hijyenleri sağlanmış, ardından gargara uygulamasına geçilmiştir. 30 günlük uygulama sonrasında toplanan örnekler Atomik Kuvvet Mikroskobu (AKM) kullanılarak incelenmiştir ve yüzey pürüzlülük değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen veriler "SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0" programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuçlar p<0,05 anlamlılık düzeyinde %95'lik güven aralığında değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulgular, nötral florür, esansiyel yağ ve klorheksidin içeren gargara gruplarında bulunan tellerde, kontrol ve sıfır tel gruplarına göre anlamlı derecede daha fazla yüzey pürüzlülüğü göstermektedir. AKM görüntüleri elde edilen bulguları desteklemektedir. Çalışmamızda, değerlendirilen gargaraların seviyeleme aşamasında kullanılan NiTi teller üzerinde korozyon yarattığı tespit edilmiştir. Ortodonti hastalarına, ağız hijyenlerini arttırmak amacıyla, gargara kullanımının önerilmesinden ziyade, diş fırçalama etkinliğinin arttırılması gerektiği ortaya konmuştur.
Farklı metal primer ve opakerlerin titanyum alaşım ile indirekt laboratuvar kompoziti bağlantısına etkisinin değerlendirilmesi
Işıkla sertleşen indirekt kompozitlerin, diş dokularına benzer aşınma direnci, laboratuvar işlemleri ile tamirinin kolay olması ve tatmin edici estetiğinden dolayı kullanımı yaygınlaşmıştır. Metal alt yapı ile kompozit arasında kalıcı bir bağlantı sağlayabilmek zordur. Bu nedenle makro veya mikromekanik retansiyon oluşturmak için retansiyon incileri, kumlama gibi mekanik; silika kaplama ve fonksiyonel monomer sistemleri gibi kimyasal bağlantı yöntemleri vardır. İndirekt kompozit materyali ile titanyum alaşımlar arasındaki bağlantının başarısıyla ilgili tartışmalı ve sınırlı sonuçların varlığı bu iki materyalin bağlantısının temel dizaynı ile ilgili eksiklik olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın amacı farklı metal primer ve opakerlerin, titanyum alaşım ile indirekt laboratuvar kompoziti bağlantısına etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 4 farklı indirekt kompozit sistemi kullanıldı ve 380 adet Ti6Al4V örnekler hazırlandı; Grup 1; 80 adet GC Metal Primer II, Grup 2; 100 adet Shofu ML Link, Grup 3; 100 adet Ivoclar Vivadent SR Link, Grup 4; 100 adet Bisco Z-Prime metal primer grupları oluşturuldu. 10 mm çapında ve 5 mm kalınlığındaki Ti6Al4V örneklerinin yüzey kumlama işlemi, kalem uçlu kumlama cihazıyla 50 μm Al2O3 partikülleri ile gerçekleştirildi. Grup 1'in 8 alt grubu, grup 2, 3 ve 4'ün ise 10'ar tane alt grupları vardır. Toplamda 10'ar örnekten 38 alt grup vardır. Alt gruplar ikiye ayrılırak 19 alt gruba termal siklus işlemi uygulandı, 19 alt gruba ise uygulanmadı. Deney için tüm örnek hazırlığı tamamlandıktan sonra kesme aygıtıyla 1 mm/dak. hızda kesme işlemi yapıldı. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ve parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında two-way ANOVA ve one-way ANOVA testi; farklılığa neden çıkan grubun tespitinde Tukey HSD testi kullanıldı. Parametrelerin iki grup arası karşılaştırmalarında Student t-test kullanıldı. Çalışmamızın sonucunda, deney gruplarına ait bağlanma kuvvetleri incelendiğinde; 38 grup içinde en yüksek bağlanma kuvveti değeri; Ti_6 Al_4 V alaşıma, Bisco Z Prime ve GC Gradia opakeri kullanılarak, GC Gradia indirekt kompozitinin bağlandığı termal siklus uygulanan grupta elde edilirken (Grup 4.3a: 13.74 ± 2,09 MPa), en düşük bağlanma kuvveti değeri ise; Ti_6 Al_4 V alaşıma, Ivoclar SR Link ve Bisco Tescera opakeri kullanılarak, GC Gradia indirekt kompozitinin bağlandığı termal siklus uygulanan grupta (Grup 3.3a: 3,29 ± 0,52 MPa) elde eldi. Metal primer gruplarının makaslama kuvvetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Opakerlerin makaslama kuvvetleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.01). Tüm grupların makaslama kuvvet değeri ortalamaları termal siklus uygulamasında göre değerlendirilde; termal siklus uygulanan örneklerin makaslama kuvveti ortalaması, termal siklus uygulanmayan örneklerden anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.05). Opaker ve metal primerin makaslama kuvveti üzerindeki ortak etkisi istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olduğu bulundu (p<0.01). Opaker ve termal siklusun makaslama kuvveti üzerindeki ortak etkisi de istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olduğu bulundu (p<0.01). Metal primer ve termal siklusun makaslama kuvveti üzerindeki ortak etkisi istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olduğu bulundu (p<0.01). Opaker, metal primer ve termal siklusun makaslama kuvveti üzerindeki ortak etkisi istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı olduğu bulundu (p<0.01). Toplam 380 adet örneğin; 232'sinde adeziv ve kohesiv kopmanın birlikte olduğu kombine kopma, hiç bir örnekte koheziv kopma olmadığı ve 148 örnekte ise adeziv kopma olduğunu görüldü. Çalışmamızda kullandığımız indirekt kompozit sistemleri farklı kimyasal bileşenlere, uygulama prosedürlerine ve polimerizasyon sürelerine sahiplerdir. Titanyum alaşım alt yapının üzerine kompozit rezin uygulamasıyla oluşturulan veya tamir edilen restorasyonların yapımında birbirleriyle uygun kimyasal yapıya sahip farklı marka metal primer, opaker ve kompozitlerin bir arada kullanılabileceğini düşünmekteyiz.
Arjinin silikat inositol kompleksin rat tibiyalarında titanyum implantların osseointegrasyon düzeyine etkisinin deneysel incelenmesi
Bu çalışmanın amacı oral gavaj yoluyla verilen arjinin silikat inositol kompleksinin (ASİ) ratların tibiyalarına uygulanan titanyum implantlarda osteointegrasyon düzeyine etkisinin incelenmesidir. ASİ kompleksi oluşturan arjininin ve silikonun; kemik mineral yoğunluğunu, kıkırdak, bağ ve damar dokularının kollajen miktarını arttırabileceği yönündeki çalışmaların sonuçlarına dayanılarak dokulara etkisini biyokimyasal, immünolojik, histopatolojik ve radyolojik değerlendirmektir. 8 haftalık dişi 34 sprague dawley rat önce 4 gruba ayrıldı. Gruplar; Kontrol Grubu (n=7) deneklere 3 aylık deneysel düzenek boyunca ek herhangi bir işlem uygulanmadı. ASİ grubu (n=7) deneklere ASİ 3 ay boyunca 3,62 gr/ kg olacak şekilde her bir rata haftada 3 gün oral gavaj yoluyla verildi. Kontrol-implant grubu (n=10) genel anestezi altında deneklerin sağ tibiya kemiklerinin metafiziyal kısımlarına 2.5 mm çapında 4 mm uzunluğunda titanyum implantlar yerleştirildi ve çalışmanın sonuna kadar (3. ayın sonuna kadar) ek herhangi bir işlem uygulanmadı. ASİ-implant grubu (n=10) genel anestezi altında bu gruptaki deneklerin sağ tibiya kemiklerinin metafiziyal kısımlarına 2.5 mm çapında 4 mm uzunluğunda titanyum implantlar yerleştirildi. Deneklere ASİ 3 ay boyunca 3,62 gr/ kg olacak şekilde her bir rata haftada 3 gün oral gavaj yoluyla verildi. İmplantların cerrahi yerleştirilmesini takip eden 3. ayın sonuna kadar tüm ratların beslenmesine standart devam edildi ve 3. ayın sonunda ratlar sakrifize edildi. Ratlardan elde edilen serum örneklerinde; alkalen fosfataz (ALP), osteokalsin, kalsiyum (Ca) ve fosfor (P) biyokimyasal yöntemler ile analiz edildi. Dansitometrik değerlendirme DEXA (HOLOGİC® QDR 4500C Acclaım Serıes Elıte S/N: 49458) cihazında, Version 12,3 paket yazılılımı kullanılarak yapıldı. Titanyum vidalar etraflarındaki kemik dokusu ile birlikte çıkarılarak formaldehit de sabitlendi. Daha sonra implant örneklerinin histolojik değerlendirilmeleri yapıldı. Kemik implant kaynaşması (KİK) düzeyleri yiv doluluk (YD) oranları, Kontrol-implant ve ASİ-implant gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Ca, ALP, osteokalsin ve P düzeyleri, Kontrol, ASİ, Kontrol-implant ve ASİ-implant gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Araştırma kapsamında, deneklerin alanin aminotransferaz (ALT) düzeylerinin, aspartat aminotransferaz (AST) enzimi düzeyleri, Kontrol, ASİ, Kontrol-implant ve ASİ-implant gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Çene kemik mineral yoğunluğu (KMY) düzeyleri, Kontrol, ASİ, Kontrol-implant ve ASİ-implant gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (χ^2 (sd=3, n=34) =8,96, p=0,03; p<0,05). Femur kemik mineral yoğunluğu düzeyleri, Kontrol, ASİ, Kontrol-implant ve ASİ-implant gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Bu çalışmanın bulguları ASİ kompleks verilen ratlarda beslenen ratlarda Ca, osteokalsin, ALP ve P'un serum seviyesinde bir değişiklik olmadığını ayrıca ALT, AST enzimlerini değiştirmediği gözlenmiştir. Yiv doluluk ve kemik implant kaynaşmasında anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Çene kemik mineral yoğunluğunu artırdığı görülmekle birlikte femur mineral yoğunluğunda bir değişiklik görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Arjinin silikat inositol kompleks, Osseointegrasyon, Titanyum İmplant
Application of GOV (flow peening) process for Ti-6Al-4V of aerospace materials
From medical industry to aerospace applications, Titanium (Ti-6Al-4V) finds place because of its excellent mechanical features such as high temperature strength, corrosion resistance and poor thermal conductivity. Beside these superior properties it is known as difficult-to-cut material. Owing to this reason, non-traditional finishing and surface treatment methods namely abrasive flow machining (AFM) and shot peening are applied to obtain desired surface quality for Ti-6Al-4V. By bringing the advantages of surface quality and strength improvement of these two processes together, GOV (flow peening) process has been developed and patented. In this paper, the investigations of the effects of the GOV process parameters (number of cycles, steel ball size, media ratio) on the surfaces of the Ti-6Al-4V already pre-processed by electric discharge machining (EDM) are carried out. Surface roughness, Ra, material removal (MR) and white layer thickness are selected as performance parameters of in this study. Through the surface of Ti-6Al-4V, this prepared media is forced in two directions at high pressure. Surface improvement is performed by applying GOV process with a decrease of 1.37µm in the surface roughness value of Ra (from 2.17 µm to 0.80 µm) and decrease of white layer, weight of 4.4 mg which is supported by the SEM images. It is clear to understand that the white layer formed due to nature of EDM process is almost completely removed from the material surface. The GOV (flow peening) process can be used to improve surface quality without any excess chip removal.
Dentoalveolar genişletme ihtiyacı olan hastalarda düz beta titanyum teli ile ters çevrilmiş nikel titanyum tellerinin etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada dentoalveolar genişletme ihtiyacı olan bireylerde, düz TMA teli ile ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi tellerinin klinik etkinliğinin ve ağrı hissi üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 0,016*0,022" NiTi telleri ile seviyeleme ve hizalama işlemi sonrası dentoalveolar genişletme ihtiyacı olan rutin klinik hastaları arasından 48 hasta randomize olarak üç gruba (n=16) (0,017*0,025 ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi (I) , 0,017*0,025 düz TMA (T) , ve 0,017*0,025 standart NiTi grubu (K) ) ayrılmıştır. Tedavi başlangıcında (T0), birinci ay (T9), ikinci ay (T10) ve genişletmenin bittiği seansta (T11) interkanin, inter birinci premolar, inter ikinci premolar, intermolar mesafe ve birinci molar inklinasyon ölçümleri yapılmıştır. Katılımcılara VAS skalası (Tilk-T1-T2-T3-T4-T5-T6-T7-T8) verilerek ağrı düzeyleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Tüm zamanlarda maksiller interkanin, inter birinci premolar, inter ikinci premolar ve intermolar mesafe artışında I grubu ile T grubu arasında fark oluşmazken çalışma gruplarında, kontrol grubuna göre fazla bulunmuştur. Üst birinci molar diş inklinasyon artışında I grubunda ile T grubu arasında fark oluşmazken çalışma gruplarında, kontrol grubuna göre fazla bulunmuştur. Üç grupta da en yüksek ağrı düzeyine 1. Gün zamanında ulaşıldığı ve ağrının zamana bağlı olarak anlamlı miktarda azaldığı saptanmıştır. 6. Saat, 1. Gün ve 2. Gün VAS değerleri T grubunda K grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi ile düz TMA teli, maksiller dental arkı standart NiTi grubuna göre başarılı bir şekilde genişletmiştir. Ters çevrilmiş klasik ark formunda NiTi ile düz TMA teli, maksiller birinci molar inklinasyonunu standart NiTi grubuna göre arttırmıştır. Tüm gruplarda ağrı düzeyi seviyesinin en fazla olduğu zaman 1. Gün olup, 7. Güne doğru kademeli olarak sıfıra yaklaşmıştır.
Microstructural analysis of pulse gas tungsten arc welding (GTAW) in Ti-6Al-4V alloy
Aerospace manufacturing industry needs high quality, skilled, accuracy work and reliability manufacturing operations. Tungsten Inert Gas (TIG) welding is one of the welding process methods where it is used effectively in aerospace manufacturing applications. Pulse TIG welding is a part of TIG welding and it is preferred to weld Ti-6AL-4V alloy in order to have sound welding. This work investigates the effects of pulse current TIG welding performance on Ti-6AL-4V. Effects of TIG welding parameters, such as pulse and amperage on material grain size (Gs), heat affected area (HAA) and micro hardness of heat affected zone Mh (HAZ) were analyzed throughout the experiment works. The experimental procedure was carried out according to the design of experiment (DOE) and the results were statistically evaluated by using analysis of variance (ANOVA). Response surface methodology (RMS) was used in evaluating the input factors performance with the responses or outputs and mathematical modeling of TIG welding input parameters for Gs, HAA and Mh (HAZ) were established. Gs is adversely affected by increasing amperage on Ti-6AL-4V alloy. On the other hand, Gs is directly proportional to pulsing. HAA is getting wider with increasing amperage on the contrary HAA is getting narrower when the pulsing increases. Mh HAZ shows a significant increase of hardness with the increasing of pulsing, but inversely reacting with the increasing in amperage.
Farklı estetik abutmentların döngüsel yorulma yüklemesi sonrasında kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı implant destekli sabit restorasyonların yapımında yaygın şekilde kullanılan titanyum abutmentların yerine estetiğin önemli olduğu ön bölgede tercih edilen zirkonyum abutmentlarla bunlara alternatif olarak yeni geliştirilen Peek abutmentların kırılma dayanımlarının karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada Bredent implant (Almanya) sistemine ait zirkonyum ve peek abutmentların çiğneme siklusu sonrası kırılma dayanımları invitro olarak değerlendirildi. Çalışma grupları: Grup 1; implantlar üzerine yerleştirilmiş 10 adet zirkonya abutmentlardan (Bredent, Germany, 12 mm uzunluğunda ve 4 mm çapında), Grup 2; implantların üzerine yerleştirilmiş 10 adet peek abutmentlardan (Bredent, Germany, 12 mm uzunluğunda ve 4 mm çapında) oluşturuldu. Tüm implantlar önce 45° açıyla akrilik bloklara (Paladent-Kulzer) gömüldü ve abutmantlar 25 Newton kuvvet ile implantlara torklandı. Daha sonra abutmentların üzerine CAD/ CAM sistemiyle (Zenotec select) zirkonyum bloklardan (Zenostar T2 Wieland) hazırlanan korlar geçici implant yapıştırıcı simanı ( Premier;ABD) ile simante edildi. Örnekler önce çiğneme simülatöründe 1,2 milyon siklusta yorma testine tabii tutuldu. Daha sonra örneklere universal test cihazında (Shimadzu, Japon) 1 mm/ dk hızla yükleme yapılarak örneklere kırılıncaya kadar yük uygulandı. Test sonucu elde edilen ortalama kırılma değerleri Peek abutment BioHPP grubunda 478,83± 66,72 N, zirkoyum abutmentlar grubunda ise 722,50± 84,71 N olarak tespit edildi. Elde edilen değerler istatistiksel olarak T-testi ile analiz edildi. Zirkonyum abutmantların kırılma dayanımının, Peek abutmentların kırılma dayanımından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek (p< 0,001) olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: Zirkonya, seramik, peek, abutment, kırılma dayanımı
Dar çaplı implantlarda açılı ve düz titanyum abutment vidalarının farklı dinamik yüklemeler sonucu oluşan tork kaybı ve vida gevşemesinin in-vitro incelenmesi
Bu tez çalışmasında amacımız; dar çaplı implantlar üzerinde, açılı ve düz abutmentların farklı dinamik yükleme siklusları sonrası oluşan tork kaybı ve vida gevşeme değerlerini in-vitro olarak incelemek ve dinamik yükleme öncesi değerler ile karşılaştırmaktır. Yöntem ve Gereç: Çalışmamızda, 40 adet 3,5 mm çaplı 10 mm boyunda implantlar ve üst yapı olarak 20 adet düz, 20 adet 15° açılı titanyum abutmentlar kullanılmıştır. Örnekler, 4 alt gruba ayrılmıştır: 1.grup: Düz abutmentların 3x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D3), 2.grup: Düz abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesi (Grup: D6), 3.grup: 15° açılı abutmentların 3x105 kez dinamik yüklemesi (Grup: A3), ve 4.grup: 15° açılı abutmentların 6x105 kez dinamik yüklenmesidir (Grup: A6). Dinamik yükleme siklusu öncesi her abutment vidası 3 kez 30 N.cm tork ile sıkılıp ardından gevşetme işlemine tabi tutulmuştur. Oluşan gevşeme tork değerleri (1. 2. ve 3. GTD) not edilmiştir. Daha sonra örnekler yeni vida ile 30 Ncm tork ile sıkılıp dinamik yükleme işlemlerine tabi tutulmuştur. Dinamik yükleme sikluslarından sonra GTD'ler 4.GTD olarak not edilmiştir. Ayrıca yorulmuş vida son kez sıkma-gevşetme siklusuna tabi tutulmuş ve 5. GTD elde edilmiştir. Sonuç olarak her örnek için toplam 5 adet GTD elde edilmiştir. Bu değerler, gruplar içinde ve gruplar arasında tekrarlayan ölçümlerde ANOVA, iki yönlü ANOVA ve Tukey HSD testleri ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Dinamik yükleme sikluslarından sonra gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05) (D3: 26,43±0,72, D6: 26,05±0,75, A3:26,40±0,73, A6:26,27±0,80). Tüm gruplarda; 4. GTD; 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşüktür (p<0.05). Gruplar arası 4. GTD'ler arasında anlamlı bir fark yoktur. 5. GTD'ler için; sadece A6 grubunda 1. 2. ve 3. GTD'lerden anlamlı olarak düşük iken (p<0.05), D3, D6 gruplarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p> 0,05). A3 grubunda 5. GTD ile 2. GTD arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Sonuç: Dinamik yükleme GTDyi anlamlı ölçüde azaltmaktadır. Dinamik yükleme öncesi açılı abutmentlar, düz abutmentlara göre daha yüksek başlangıç GTD göstermişlerdir. 5.GTD sonuçlarına göre; D3 ve D6 gruplarında 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında anlamlı fark yok iken, A6 grubunda 5.GTD ile 1. 2. ve 3. GTD arasında, A3 grubunda 5.GTD ile 2. GTD arasında anlamlı fark vardır. Özellikle açılı abutment kullanımında yorulmuş vidanın yeni vida ile değiştirilmesi daha faydalı olabilir.
Nanoparçacık içeren uv ile kürleştirilmiş kaplamaların mekanik özelliklerinin incelenmesi
Tiyokzanton türevi olan Tiyokzanton-antrasen (TX-A), 2-Merkapto-tiyokzanton (TX-SH),2-Tiyokzanton-tiyoasetikasit (TXSCH2COOH) ve 2-(Karboksimetoksi)tiyokzanton(TXOCH2COOH) fotobaslatıcıları beraberinde yardımcı bir fotobaslatıcı ilave edilmeksizin,epoksidiakrilat (P-3016) ve Tripropilenglikoldiakrilat (TPGDA) akrilat sistemi içerisine,nanoparçacık ilave edilmeden ve edildikten sonra hazırlanan formülasyonların polimerizasyonreaksiyonları Foto-Diferansiyel Kalorimetre (Foto-DSC) kullanılarak gerçeklestirildi. Foto-DSC'den elde edilen ısı akısları kullanılarak, polimerizasyon hızları ve monomerin polimeredönüsüm yüzdeleri hesaplandı. Nanoparçaçık katkılı ve katkısız formülasyonlar ZamanaBağlı Fourier Dönüsüm Infrared Spektroskopisi (RT-FTIR) kullanılarak sertlestirildi vemonomerin polimere dönüsüm yüzdeleri hesaplandı. Hazırlanan formülasyonlar 60?m kalınlığında, önceden kalıp ayırıcı (Polivaks) uygulanmıs teflon plaka üzerine kaplanıpUV ile kürlestirme tekniği kullanılarak, Mini UV-Kür cihazından 5 m/dk hızla geçirilereksertlestirildi. Filmler teflon plaka üzerinden çıkarılarak 5.3 mm eninde film kesme aparatıylakesilerek örnekler hazırlandı. Hazırlanan film örneklerinin, 0.5 N sabit gerilim altında, odasıcaklığından 100-130 0C' ye kadar 5 0C/dk hızla ısıtılarak kayıp modülü, depolama modülüve Tan d grafikleri elde edildi. Grafiklerin maksimum noktalarından Tg değerleri saptandı.Ayrıca elde edilen filmlerin çözücü dirençleri Metiletilketon ile silinerek saptandı.Anahtar kelimeler: Nanoparçacık, TiO2, SiO2, DSC, DMA
Farklı üretim işlemleri kullanılarak üretilmiş yeni nesil nikel-titanyum döner eğe sistemlerinin şekillendirme yeteneklerinin ve döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Son yıllarda, nikel-titanyum alaşımların farklı ısısal işlemlere tabi tutulmasıyla elde edilen M-teli, R-faz tel ve CM-telleri, yeni nesil döner eğelerin kullanıma girmesine imkân sağlamıştır. Bu eğelerin klinik performansları halen araştırılmaktadır. Bu in-vitro araştırmanın amacı; M-teli (Reciproc, ProtaperNext, ProfileVortex), R-Faz tel (K3XF, Twisted File Adaptif) ve CM-telinden (Hyflex) üretilmiş altı farklı döner eğe sisteminin şekillendirme yeteneklerinin ve döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmanın ilk bölümünü oluşturan şekillendirme yeteneği değerlendirilmesinde, 45° eğimli ve L-şekilli kanala sahip 90 adet akrilik blok kullanıldı. Bloklar altı eşit gruba ayrıldı (n=15). Yapay kanalların şekillendirme öncesi görüntüleri stereomikroskop kullanılarak kaydedildi. Şekillendirme sonrası görüntüler şekillendirme öncesi görüntüler ile bir bilgisayar programı kullanılarak çakıştırıldı. Çakıştırılmış görüntüler üzerinde bir bilgisayar programı kullanılarak ölçümler yapıldı. Çalışmanın döngüsel yorgunluk değerlendirilmesi kısmında, özel olarak hazırlanmış 60° eğime ve 3 mm eğim yarıçapına sahip paslanmaz çelik kanallar kullanıldı. Her grupta 15 adet yeni eğenin statik döngüsel yorgunluk dirençleri test edildi. Verilerin istatistiksel analizi tek yönlü varyans analizi ve post-hoc LSD testleri kullanılarak değerlendirildi. Reciproc sistem apikal bölgede en fazla madde kaldıran ve en fazla transportasyon oluşturan grup oldu (p<0.001). Diğer grupların apikal transportasyon miktarları benzerdi (p>0.05). TFa sistemi apikalde, Hyflex ise orta ve koronal üçlüde en az madde kaldıran gruplar oldu. Preparasyon zamanı açısından ez hızlı preparasyon Reciproc, en yavaş preparasyon ise ProfileVortex ile gerçekleşti (p<0.05). Preparasyonlar sırasında herhangi bir eğe kırılmasına rastlanmadı. Reciproc ve Hyflex grupları diğer bütün gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla döngüsel yorgunluk direnci gösterdi (p<0.001).
Comparison of stainless steel and titanium alloy infrazygomatic crest mini implants by using finite element analysis
The infrazygomatic crest mini implant is one of the temporary anchorage devices that have been widely used as skeletal anchorage in cases where specific orthodontic movements have to be obtained with absolute anchorage. Titanium and stainless steel are the materials of choice for orthodontic mini implants due to the specific properties of each of them. The purpose of this study was to compare between titanium and stainless steel infrazygomatic crest mini implant regarding the stress generated by each of them using finite element analysis. Three dimensional models of maxillary and zygomatic bone with mini implants (Ortho Bone screw, mushroom 2.0; Dentos Abso anchor, small head type SH 2018-12) were constructed, both mini implants have been inserted in the infrazygomatic crest area at angle of 70 degree and 14 mm above the occlusal plane. Two different scenarios then performed on each mini implant with forces of 300 g for maxillary molar distalization and 150 g for maxillary molar intrusion using close coil spring. Stress/strain patterns generated on cortical bone, cancelous bone, mini implants and roots of the maxillary first molar were evaluated, then the peak values of PMax, PMin and von Mises stresses were compared between titanium and stainless steel mini implants. In both scenarios peak values of stress were greater in titanium than in stainless steel for all study models. Titanium mini implants create greater stress than stainless steel mini implants when used as anchorage device in the infrazygomatic crest region.
Titanyum-bor topaklarının incelenmesi
Bu çalışmada, nötr TiBn (n=1-15), tekerlek TiBn0,±1 (n=8-11) ve kafes TiBmHn (m=4-12 ve n?m) topaklarının muhtemel kararlı geometrileri Yoğunluk Fonksiyonu Teorisi ile incelendi. Hesaplamalarda B3LYP fonksiyoneli ve 6-311++G** baz seti kullanıldı. Atom başına bağlanma enerjisi, ayrışma enerjisi, ikinci enerji farkı, HOMO-LUMO enerji aralığı, Ti atomu üzerindeki yük, atomlar arası bağ uzunlukları, iyonlaşma potansiyelleri ve elektron ilgileri üzerinden analizler yapıldı. Elde edilen sonuçlar saf Bn ve diğer metal-Bn çalışmalarıyla karşılaştırıldı.
Titanyum azot topakları ve bor katkılanması
Bu çalışmada Ti-B-N topaklarının çeşitli yapıları Yoğunluk Fonksiyonu Teorisi ile incelendi. Hesaplamalar için B3LYP fonksiyoneli ve 6-311++g** baz seti kullanıldı. ByN6-y (y?6), (BN)y (y?12), Tix (x ? 8) ile N2 katkılı kompleksleri çalışıldı. Ti1ByNz (y,z?6) topakları ayrıntılı olarak incelendi. Bu sistemler için yapı ve enerji analizleri gerçekleştirildi. Ayrıca Ti1ByNz (y,z?6) topakları için N, 2N, N2, N+N2 ve 2N2 ayrışma kanalları araştırıldı.
Nikel titanyum eğe sistemlerinin döngüsel yorgunluklarının farklı test yöntemleri ile karşılaştırılması
Nikel-titanyum döner eğeler kök kanal tedavisi sırasında en yaygın kullanılan sistemlerdir. Ni-Ti sistemlerin en büyük dezavantajı kullanım sırasında çeşitli sebeplerle meydana gelen kırıklardır. Bu çalışmanın amacı Reciproc, Waveone, Protaper Next, OneShape ve TF Adaptive Ni-Ti sistemlerin döngüsel yorgunluklarını üç farklı test metodu ile değerlendirmektir. Bu çalışmada 45° ve 60° kurvatür açılarına sahip üç farklı döngüsel yorgunluk test metodu kullanılmıştır. Bu metodlar üç pin yöntemi, eğimli paslanmaz çelik blok ve oluklu metal bloktur. Beş farklı markanın toplamda 300 eğesi üretici firmanın önerdiği tork ve hızda kırılana kadar kullanılmıştır. Kırılana kadarki süre dakikadaki devir ile çarpılarak döngü sayısı hesaplanmıştır. Rastgele seçilen örnekler kırık tiplerini ve uzunluklarını incelemek için stereomikroskop altında x10 büyütmede incelenmiştir. Sonuç olarak 45° üç pin test metodu hariç bütün testlerde kullanılan her marka enstrümanın kırılana kadarki süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Reciproc eğeleri bütün test metodlarında en yüksek dönüş sayılarına sahiptir. Bu fark oluklu metal blok 45° ve 60° gruplarında istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Test metodları karşılaştırıldığında kullanılan enstrümanlara bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. (p<0.05) Karşılaştırılabilir güvenli sonuçlar için döngüsel yorgunluk test metodlarının standardizasyona ihtiyacı vardır çünkü farklı test yöntemleri kullanıldığında aynı eğelerde farklı sonuçlar bulunmuştur.
Ti6Al4V alaşımına uygulanan farklı yüzey modifikasyonlarının EPD yöntemi ile üretilen hidroksiapatit kaplamalara etkisinin incelenmesi
Titanyum (Ti) ve alaşımları metalik implant malzemeler arasında yüksek özgül dayanıma sahip bir malzemedir. Dolayısıyla biyomalzeme uygulamaları için en popüler ve ortopedik uygulamalarda kullanımı yaygın olan metalik implant malzemelerden birisidir. Biyomalzeme alanında yüksek korozyon direncinden dolayı en yaygın kullanılan Ti alaşımı ise Ti6Al4V alaşımıdır. Ti6Al4V alaşımı, yüksek korozyon dayanımına sahip olsa da aşındırıcı koşullar altında dayanımları düşebilmektedir. Ti ve alaşım elementlerinin çözünmesi nedeniyle çevredeki dokuya bırakılan iyonlar, implantta kemik dokuyla tam bir uyum gerçekleşmemesi sebebiyle aseptik gevşeme, dokuda renk kaybı, enfeksiyonlar ve dokularda yaraların oluşması gibi çok ciddi problemlere neden olabilmektedir. Bu problemi ortadan kaldırmak için Ti6Al4V alaşımına kimyasal, elektrokimyasal ve termal olarak çeşitli yüzey modifikasyonları ve kaplama işlemleri yapılmaktadır. Ti6Al4V implantlara biyoaktiflik kazandırmak ve biyouyumluluğu arttırmak için ise en sık uygulanan yöntemlerden birisi de implant yüzeyinin Hidroksiapatit (HA) ile kaplanmasıdır. Fakat seramik esaslı kaplamaların metalik yüzeylere yeterli tutunamamasından kaynaklı kaplama problemleri ortaya çıkabilmektedir. Bu kapsamda yapılan bu tez çalışmasında farklı yüzey modifikasyon işlemleri ile yüzey özellikleri değiştirilen Ti6Al4V altlıkların üzerine elektroforetik kaplama (EPD) yöntemiyle hidroksiapatit biriktirilmiş ve yapılan yüzey modifikasyonlarının HA kaplamasına etkisi incelenmiştir. Bu amaçla sunulan tez çalışmasında, ilk olarak yüzeyi hazırlanmış Ti6Al4V numunelere çeşitli parametrelerde termal, kimyasal ve elektrokimyasal yüzey modifikasyonları gerçekleştirilmiştir. Ardından yüzey modifikasyon işlemlerinin etkisini belirlemek amacıyla yüzey pürüzlülüğü ölçümü, temas açısı testi ve SEM/EDS analizleri yapılmıştır. Ayrıca EPD yöntemiyle Ti6Al4V alaşımlarına çeşitli parametrelerde HA kaplanması gerçekleştirilmiş ve en uygun EPD parametresi belirlenmiştir. Ardından çeşitli yüzey modifikasyonu uygulanmış numunelere EPD yöntemiyle belirlenen parametrede HA kaplamalar yapılmıştır. Kaplama sonrasında yüzey modifikasyon işleminin etkisini belirlemek amacıyla SEM/EDX analizi ve çizik testi yapılarak karakterizasyon işlemleri tamamlanmıştır. Karakterizasyon sonuçlarına göre yüzey modifikasyon işlemlerinin, altlık yüzeyinin pürüzlülüğünü ve hidrofilikliğini değiştirerek HA kaplamanın kalitesine olumlu etkide bulunduğu tespit edilmiştir.
Titanyum içeren metal organik kafes yapılarının sentezi, karakterizasyonu ve fotokatalitik uygulamaları
Titanyum bazlı metal-organik kafesler, Ti elementinin düşük toksisitesi ve benzersiz fotokatalitik özellikleri nedeniyle ilgi çekici bir bileşik sınıfıdır. Gözenekli hibrit bir malzeme sınıfı olması ve modüler yapıları dolayısıyla farklı yapılarda sentez ve fotokataliz de dahil olmak üzere potansiyel uygulamalar üzerine birçok araştırma yapılmaktadır. Bu tez kapsamında Ti-Metal organik kafesler, titanyum öncülü olarak organik titanat (trietanolaminato titanyum(IV) kompleksi), titanyum(IV) propoksit ve titanyum(IV) izopropoksit ve ikincil yapı birimi, organik bağlayıcı olarak tereftalik asit, 2-aminotereftalik asit, trimesik asit, [1,1'-bifenil]-4,4'-dikarboksilik asit kullanılarak solvotermal yöntemle sentezlenmiştir. 4-aminobenzoik asit kullanıldığında reaksiyon koşullarına bağlı olarak metal organik yapısının öncül yapı birimi olan Ti-okso kümeler elde edilmiştir. Sentezlenen MIL-125, NH2-MIL-125, MIP-207, COK-47 yapıları XRD, FTIR, TGA, BET, SEM analizleri ile karakterize edilmiştir. Elde edilen, yüksek yüzey alanına sahip olan NH2-MIL-125 ve MIP-207 yapısına sahip Ti-MOF'ların tekstil, deri ve kozmetik endüstrisinde kullanılan, atık sularda organik kirletici olan metilen mavisi ve metil oranjın uzaklaştırılmasında fotokatalitik aktivite tayinleri yapılmıştır. Organik bağlayıcı grup olarak 2-amino tereftalik asidin kullanıldığı solvotermal yöntemle sentezlenen NH2-MIL-125 (2)'in metilen mavisinin giderilmesinde yüksek fotokatalitik aktiviteye sahip olduğu görülmüştür.