Psychiatric sickness

141 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek atak ve birden fazla atak geçirmiş remisyondaki depresyon hastalarının zihin kuramı becerilerinin incelenmesi

Major depresif bozukluk en sık görülen ruhsal bozukluklardandır. Major depresif bozukluk geçiren hastaların yarısından fazlası bir kez daha atak geçirir. Tekrarlama ihtimali atak sayısı ile birlikte artar. Majör depresif bozuklukta sosyal işlevlerde ve diğer kişilerle olan ilişkilerde bozulma olması önde gelen kinik özelliklerdendir. Zihin kuramı; kişinin kendisinin ve diğerlerinin ayrı zihinlere sahip olduğunu anlayabilme, kendisinin veya başkalarının duygu, düşünce, maksat, istek ve inançlarını algılayabilme ya da çıkarımda bulunabilme kapasitesidir. Zihin kuramı, sosyal işlevselliğin ve kişilerarası ilişkilerin sürdürülmesinin ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmektedir. Remisyondaki depresyon hastalarının zihin kuramı becerilerinin hem sosyal bilişsel hem sosyal algısal yönden incelendiği çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada remisyondaki depresyon hastalarının zihin kuramı becerilerinde tek atak geçirmiş ve birden fazla atak geçirmiş hasta gruplarının sağlıklı kontrol grubuna göre farklılığı olup olmadığı ve olası farklılıkların hastalığın süreğenleşmesindeki olası etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvuran hastalar arasından seçilmiş, 18-60 yaş aralığında, majör depresif bozukluk geçirmiş, remisyonda olan, tek atak geçirmiş 50 hasta, birden fazla atak geçirmiş 50 hasta ve 50 sağlıklı katılımcının onamı alınarak dahil edilmesiyle oluşturulan örneklem ile yapılmıştır. Çalışmada tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Hamilton Depresyon Ölçeği, Gözlerden Zihin Okuma Testi, İmayı Anlama Testi, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızda sosyal-algısal ve sosyal-bilişsel zihin kuramı becerisinde ve bilişsel işlevsellikte çok atak geçirmiş remisyon dönemindeki grupta tek atak geçirmiş grup ve kontrol grubuna göre anlamlı bir düşüş saptanmıştır. Bu durum yineleyen şekilde geçirilmiş depresyonun remisyon döneminde bireylerarası sosyal etkileşimlerini sınırlandırdığı ve sosyal izolasyona yol açtığı, relaps ihtimalini arttırabileceği hipotezimizi doğrular niteliktedir. Tek atak geçirmiş grup ve kontrol grubu arasında her iki zihin kuramı becerisi ve bilişsel işlevsellik açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bu durum, tek atak geçirmiş remisyondaki bireylerin tam iyileşme adına çok ataklı bireylere nazaran farkındalık, özyeterlilik ve motivasyonlarının daha yüksek olabileceği düşüncesine yeşil ışık yakmaktadır. Bu düşüncenin ilerleyen zamanlarda yapılacak çalışmalarda farklı ölçek ve açılardan detaylandırılıp aydınlatılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Majör Depresif Bozukluk, Zihin Kuramı, Nüks, Rezidüel Semptom

Belirti ve semptomlarDepresif bozukluk-majörDepresyon+5
Burçak Baykut
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Defisit ve defisit olmayan şizofreni hastalarında serum oreksin ve ghrelin düzeylerinin incelenmesi

Şizofreni birbirinden farklı semptomların birlikte bulunduğu bir hastalıktır. Bu anlamda hastalığın heterojen bir özelliğinin olduğu bilinmektedir. Günümüz tedavi seçenekleri pozitif belirtilerin tedavisinde başarılı gözükmekle birlikte negatif belirtiler açısından aynı başarıdan bahsetmek mümkün gözükmemektedir. Şiddetli negatif belirtiler ve bilişsel kaybın yaygın görüldüğü bir alt tip olarak tanımlanabilecek defisit sendrom (DS) etiyolojisinin aydınlatılması tedavi seçeneklerinin artması için yol gösterici olacaktır. Şizofreni etiyolojisini aydınlatmaya yönelik yapılan çalışmalar santral etkileri sahip olduğu bilinen birçok hormon ile ilişkisini incelemiştir ancak oreksin ve ghrelinin şizofrenideki rolünü araştıran kısıtılı sayıda çalışma vardır. Çalışmamızda defisit sendrom ve defisit olmayan şizofreni(ND) hastalarında serum oreksin ve ghrelin düzeylerini inceleyerek bu moleküllerin şizofreni ve DS ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya DS grubunda 23, ND grubunda 27 hasta ve 20 sağlıklı kontrol (SK) dahil edilmiştir. Gruplar karıştırıcı faktörlerin dışlanması amacıyla yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi açısından eşleştirilmiştir. Katılımcılardan alınan venöz kan örneklerinden elde edilen serumda ELISA yöntemi ile oreksin A, B ve ghrelin düzeyleri çalışılmıştır. DS ve ND hastalarda oreksin A değerlerinin SK grubuna göre daha düşük saptandığı görülmüştür. Oreksin B değerleri karşılaştırıldığında yalnızca DS hastalarda serum düzeyinin SK gruba göre anlamlı olarak daha düşük olduğu görülmüştür. Oreksin düzeylerinin hasta grupları arasında benzer olduğu saptanmıştır. Ghrelin düzeyi açısından gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Serum oreksin A, oreksin B ve ghrelin düzeyleri ile klinik parametrelerin korelasyon analizi sonucunda oreksin B ile BPRS ve SANS skoru arasında istatiksel olarak anlamlı ve negatif bir korelasyon bulunurken, oreksin B ile CGI, arasında anlamlı ve pozitif bir korelasyon olduğu saptanmıştır Çalışmamız sonucunda elde edilen veriler ghrelin ile şizofreni arasında anlamlı bir ilişki saptamamışken oreksin molekülünün şizofreni etiyolojisinde varolan potansiyel rolünü desteklemektedir. Çalışmamızda DS ile oreksin B düzeylerini ilişkili olarak saptanmış olup çalışmamız bu ilişkiyi inceleyen ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Oreksin, Ghrelin, Defisit Sendrom

GhrelinOreksinPsikiyatri+3
Furkan Özdemir
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastalarda metabolik sendrom ve kronotip arasındaki ilişki

Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların metabolik sendrom ve kronotipi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini Ankara ili Dış Kapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Etlik Şehir Hastanesinde tedavi gören bipolar bozukluk tanılı 159 hasta oluşturdu. Verilerin toplama aracı olarak "Kişisel Veri Formu'', "Beck Depresyon Ölçeği", "Young Mani Derecelendirme Ölçeği'', "Sabahçıl- Akşamcıl Anketi" ve 'NCEP ATP III Metabolik Sendrom Tanı Kriterleri" kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizinde; Mann–Whitney U, Kruskal-Wallis testleri, Ki kare/Fisher Exact test ve Spearman (Spearman's rho) korelasyon analizi kullanıldı. Hastaların; %25.8'i sabahçıl kronotip, %61.0'i ara kronotip %13.2'si akşamcıl kronotip grubunda yer almaktaydı. Hastaların % 52.2'sinde metabolik sendrom olduğu belirlendi. Tek değişkenli lojistik regresyon analizi sonucunda DM (p=.012), HT (p=.006), sigara (p=.025) ve gece yemek yeme durumunun (p=.014) metabolik sendromu anlamlı bir şekilde öngördüğü belirlendi. Çok değişkenli multinominal lojistik regresyon analizi sonucunda gece yemek yeme durumunun (p=.024) ara kronotipi anlamlı bir şekilde öngörürken, gece yemek yeme durumu (p=.024) ve yaşın (p=.002) akşamcıl kronotipi anlamlı bir şekilde öngördüğü belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda; psikiyatri hemşirelerinin bipolar bozukluk hastalarında metabolik sendrom taraması yapması, konuyla ilgili eğitimler vermesi, hastalarda metabolik sendrom görülme riskini azaltacak eğitim ve uygulamalar yapması önerilir.

Bipolar bozuklukKronotipMetabolik sendrom+2
Yonca Nural
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişki

Bu araştırma bipolar bozukluk tanılı hastaların duygu düzenleme stratejileri ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul ili, Bakırköy ilçesinde bulunan Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatan bipolar bozukluk tanılı 100 hasta oluşturdu. Verilerin toplama aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Anketi (DDA), İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)'' kullanıldı. Verilerin analizinde Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanması durumunda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya tek yönlü ANOVA kullanıldı. Parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. Bu çalışmada bipolar bozukluk tanılı hastaların %53'ünün 36-65 yaş aralığında olduğu, %50'sinin geçmişte intihar girişiminde bulunduğu, %44' ünün intihar düşüncesi olduğu belirlendi. Hastaların İOÖ toplam puan ortalaması 90.84±5.57, DDA alt boyutlarından bilişsel yeniden değerlendirme puan ortalaması 26.84±5.84, Baskılama puan ortalaması 14.22±3.65'dir. YMDÖ toplam puan ortalaması 4.29-5.06, BDÖ toplam puan ortalamaları 8.62±5.52 olarak bulundu. DDA, Bilişsel yeniden değerlendirme alt boyutu ile; İOÖ arasında negatif yönde orta düzey ve BDÖ ile negatif yönde orta düzey, YMDÖ ile pozitif yönlü çok zayıf düzeyde bir ilişki olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk; İntihar Olasılığı; Duygu Düzenleme; Psikiyatri Hemşireliği.

Bipolar bozuklukDuygu düzenlemePsikiyatrik hastalar+3
Sedef Tonaydın
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Majör depresif bozukluk tanılı hastaların vücut ağırlığı, besin seçimi ve yeme davranışlarının değerlendirilmesi

Depresif bozukluklar dünyada önemli hastalıklar arasında yer almaktadır. Depresif bozuklukların alt sınıflarından Majör depresif bozukluk (MDB) ise dünyada en yaygın görülen ruhsal bozukluktur ve küresel hastalık yükünü her geçen gün artırmaktadır. Majör depresif bozuklukta duygudurum ve iştaha bağlı olarak tüketilen besin miktarı, besin seçimi, yeme davranışı ve vücut ağırlığı etkilenebilmektedir. Bu araştırmanın amacı MDB tanılı yetişkin hastaların vücut ağırlığını değerlendirmek, besin seçimi belirleyicilerini saptamak ve yeme davranışlarını değerlendirmektir. Araştırma; vaka grubu MDB tanılı 50 yetişkin hasta ve kontrol grubu 50 sağlıklı yetişkin olmak üzere toplam 100 kişi ile yapılmıştır. Grupların sosyal-demografik özellikleri, sağlık ve ilaç kullanma durumları, beslenme davranışları anket formu, besin seçimi belirleyicileri Besin Seçim Anketi (BSA) ve yeme davranışları Yeme Tutum Testi (YTT-40) kullanılarak saptanmış, vücut ağırlıkları Beden Kütle İndeksi (BKİ) ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan MDB tanılı grubun ve kontrol grubunun %70'i kadındır. Majör depresif bozukluk tanılı grubun yaş ortalaması 34,3±10,5 yıl ve kontrol grubunun yaş ortalaması 34,1±10,2 yıldır. Majör Depresif Bozukluk tanılı grubun %52'si ve kontrol grubunun %32'si gece uykudan uyanarak yeme davranışı göstermektedir (p<0,05). Beden Kütle İndeksi MDB tanılı grubun ortalama 25,9±3,6 kg/ m2 ve kontrol grubunun ortalama 23,1±2,3 kg/m2 olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Vücut ağırlığı değerlendirmesine göre MDB tanılı grubun %38'i normal, %62'si hafif şişman ve şişman, kontrol grubunun %80'i normal, %20'si hafif şişman ve şişmandır. Hafif şişmanlık ve şişmanlık MDB tanılı grupta daha yaygındır (p<0,05). Majör depresif bozukluk tanılı grubun BSA sağlık, duygudurum ve aşinalık alt bileşen ortalama puanları kontrol grubundan daha yüksek, ağırlık kontrolü alt bileşen puanı daha düşüktür (p<0,05). Yeme Tutum Testi puanı MDB tanılı grubun ortalama 21,1±12,7 ve kontrol grubunun 13,6±8,8'dir (p<0,05). Majör depresif bozukluk tanılı grubun %16'sı ve kontrol grubunun %6'sı yeme davranış bozukluğu (YDB) geliştirmeye yatkındır (p˃0,05). Majör depresif bozukluk tanılı hastalarda şişmanlığın yaygın olması kalp-damar hastalıkları ve diyabet gibi kronik hastalıkların oluşması için risk oluşturabilir. Majör depresif bozukluk tanılı hastaların tedavi sürecinde vücut ağırlığı ve yeme davranışları izlenerek diyetisyen danışmanlığında tıbbi beslenme tedavisi uygulanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Majör depresif bozukluk; Besin seçimi; Yeme davranışı; Besin seçim anketi; Yeme tutum testi.

Besin tercihleriDepresif bozukluk-majörPsikiyatrik hastalıklar+2
Ayşenur Yıldız
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Psikotik belirtileri olan hastaların, sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile içselleştirilmiş stigma, benlik saygısı ve öznel iyileşme düzeylerinin ilişkisi

Bu çalışma, psikotik belirtileri olan hastaların, sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmelerinin hastaların içselleştirilmiş stigma, benlik saygısı ve öznel iyileşme düzeyleriyle ilişkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın türü ilişki arayıcı desen doğrultusunda tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ankara'da bulunan, araştırmaya katılmayı kabul eden, araştırmaya dahil olma kriterlerini karşılayan 18 yaş üstü psikotik belirtileri olan yetişkin psikiyatri hastaları oluşturacaktır. Araştırmanın örneklemi pilot uygulama sonrası belirlenecek olup, dört farklı parametre arası ilişkiyi değerlendirmek üzere 40 katılımcı ile pilot bir uygulama yapılması, modelde yer alan değişkenler arası korelasyonun yapısının belirlenmesi ve örneklem sayısının bu doğrultuda hesaplanması planlanmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından literatürdeki benzer çalışmalar taranarak oluşturulan hasta bilgi formu ile Sağlık Bakımı İletişim Anketi (SBİA), Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği (RHİDÖ), Benlik Saygısı Değerlendirme Ölçeği- Kısa Formu (BSDÖ-KF) ve İyileşme Değerlendirme Ölçeği (İDÖ) ile toplanacaktır. Katılımcıların tanıtıcı özelliklerine ilişkin veriler sıklık, yüzdelik, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılarak hesaplanacaktır. Verilerin normallik varsayımını karşılama durumu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilks testleri ile değerlendirlecektir. Ölçeklerden elde edilecek sonuçların birbirini yordama düzeyleri çoklu doğrusal regresyon, ilişkisi ise korelasyon analizleri kullanılarak tespit edilecektir. Normallik test varsayımlarının karşılanması durumunda Pearson korelasyon katsayısı, karşılanmaması durumunda ise Spearman korelasyon katsayısı ölçekler arası ilişkinin değerlendirilmesinde kullanılacaktır. Bu çalışma ile sağlık çalışanlarının iletişiminin psikotik belirtileri olan hastalar tarafından nasıl algılandığı ve bu algının hastaların kendilerine yönelik damgalamalarına, benlik saygılarına ve öznel iyileşmelerine ne gibi etkileri olduğu belirlenecektir. Bu yolla çalışmanın, iletişimin terapötik bir araç olarak kullanılmasını sağlayacak ileri müdahale çalışmalarına katkı sağlaması beklenmektedir.

Belirti ve semptomlarBenlik saygısıDamgalama+4
Fatma Altun
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin oksidatif hasara etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 40 şizofreni hastası ve 30 sağlıklı birey olmak üzere çalışma kriterlerine uyan ve gönüllü 25-55 yaş arası toplam 70 kişi dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında, bireylerin genel özelliklerine ilişkin bilgiler ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, üç günlük bireysel besin tüketimleri ve 24 saatlik geriye dönük fiziksel aktiviteleri kaydedilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri yapılmış ve rutinde bakılan bazı kan parametreleri hasta dosyalarından alınmıştır. Rutin analiz için toplanan kanlardan artan serum örneklerinde oksidatif hasar belirleyicisi 8-OHdG analizi yapılmıştır. Besin tüketim kayıtlarından bireylerin günlük enerji, makro ve mikro besin ögesi alımları, dTAC değerleri ve oksidatif denge skoru hesaplanmıştır. Şizofreni hastalarında günlük diyetle posa, n-3 yağ asitleri, niasin, pridoksin, magnezyum, demir ve çinkoyu yetersiz alanların oranı, sağlıklı bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Farklı veri tabanları kullanılarak hesaplanan dTAC değerlerine göre; Carlsen ve Pellegrini FRAP (Ferrik iyon indirgeyici antioksidan güç), TEAC (Troloks eşdeğeri antioksidan kapasite), H-ORAC (Hidrofilik Oksijen Radikalini Soğurma Kapasitesi) şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p=0,010, p=0,024, p=0,020, p=0,045). Toplam oksidatif denge skoru, şizofreni hastaları ve sağlıklı bireylerde benzerdir (p=0,379). Son altı ayda şizofreni hastalarının %80'inin ,sağlıklı bireylerin ise %30'unun vücut ağırlığı artmıştır (p=0,015). Fiziksel aktivite düzeyleri bakımından şizofreni hastalarının %77,5'i, sağlıklı bireylerin ise %40,0'ı sedanterdir (p=0,006). Oksidatif DNA hasarının bir göstergesi olan 8-OHdG seviyesi şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre daha yüksektir, fakat bu fark anlamlı değildir (p=0,099). Serum 8-OHdG seviyesi ile farklı analiz yöntemleriyle hesaplanan dTAC değerleri ile arasında bir ilişkili bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, şizofreni hastaları; düşük dTAC değerlerine, düşük fiziksel aktivite düzeyine ve yüksek oksidatif hasara sahip olduğu görülmüştür. Şizofreni hastalarında morbidite risklerini önlemek için beslenme ve fiziksel aktivite durumları düzenli olarak takip edilmelidir. Hastaların diyetine uygun olarak besin çeşitliliği sağlanmalı, diyetin TAC içeriği geliştirilmeli, bireylerin moral ve motivasyonları desteklenerek yaşam kalitesi arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, antioksidan, oksidatif stres.

AntioksidanlarAntioksidanlarBeslenme durumu+5
Gülbin Özüağ
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarının bazı sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi

Bu araştırma, bir vakıf üniversitesinin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarını incelemek ve etkileyen faktörleri araştırmak üzere; tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Nisan-Haziran 2016 tarihleri arasında SHMYO'da öğrenim görmekte olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 400 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Ruhsal hastalığa yönelik inançlar ölçeği-RHİÖ" ve "Ruhsal sorunları olan bireylere yönelik toplum tutumları ölçeği-RSTTÖ" kullanılmıştır. Veriler, öncesinde katılımcılara sözel açıklamalar yapılarak dağıtılan formlar aracılığıyla toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programı ile bağımsız gruplarda t testi, nonparametric bağımsız grupların karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. Korelasyon analizleri Pearson yöntemi ile yapıldı. p<0,05 anlamlı kabul edildi. Araştırmada katılımcıların çoğunluğunu (%53,8) 20 ile 22 yaş grubu, %67,3'ünü kadın, %85'ini 1. Sınıf, %96,8'ini ise bekar öğrenciler oluşturmuştur. Öğrencilerin RHİÖ toplam puanından 51,90±18,59, tehlikelilik alt ölçeğinden 22,88±6,95, çaresizlik alt ölçeğinden 27,74±12,35 ve utanma alt ölçeğinden 1,28±2,37 puan aldığı belirlenmiştir. RHİÖ ve alt ölçek puanları açısından "tehlikelilik" boyutu ile "çaresizlik" boyutu arasında istatistik olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0,85 ve r=0,96, Çizelge 4.6). Öğrencilerin RSTTÖ ölçeğinde "korku/dışlama" boyutundan düşük, "toplum ruh sağlığı" ve "iyi niyet" boyutundan yüksek puanlar almış oldukları saptanmıştır. Öğrencilerin cinsiyetleri, ruhsal hastalığı olan bireyle yakınlık durumu, anne-baba eğitim durumları, aylık gelirleri, ruhsal hastalık hakkında bilgi sahibi olma durumları, ruhsal hastalığı olan bireyle karşılaşma durumları ile RHİÖ ve RSTTÖ toplam ve alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlar açısından, kendisi ya da yakını psikolojik destek ve/veya psikiyatrik tedavi alan öğrenciler ile almayan öğrenciler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda; ruhsal hastalığı olan hastalara yönelik olumlu tutum ve davranışların geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Psikiyatrik hastalıklarPsikolojik sorunlarSağlık yüksekokulu+5
Sevilay Saral Bağrı
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar

Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar arasındaki ilişki sıklıkla işlenir. Bu romanlarda bedensel rahatsızlıklar, ruhsal; ruhsal rahatsızlıklar ise bedensel kaynaklı olabilir. Böylelikle Safa, psikoloji ve tıp bilgisini birleştirerek özgün karakterler ortaya koymayı başarır. Romancı, Bir Akşamdı, Şimşek, Yalnızız, Sözde Kızlar ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu başlıklı eserlerinde, ruhsal gerilim ile fiziksel rahatsızlık arasındaki etkileşime yoğun bir şekilde yer vermiştir. Bu nedenle tezde bu romanlara odaklanılmış ve her bir romanın psikolojik örgüsü ile fiziksel rahatsızlıklar arasındaki bağıntılar somut bir şekilde ortaya konmuştur. Bu bağıntılar ortaya konurken psikanalitik kuram esas alınmış, fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar arasındaki ilişki bu disiplin çerçevesinde ele alınmıştır.

BedenHastalıkPsikiyatrik hastalıklar+5
Merve Toprak
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Şizofreni tanılı bireylerde serbest zamanla ilişkili ergoterapi müdahalesinin etkisinin incelenmesi

Bu çalışma şizofreni tanılı bireylerde serbest zamanla ilişkili uygulanan ergoterapi müdahalesinin etkisini incelemek amacıyla tasarlanmıştır. Araştırma 18-65 yaş aralığında, Toplum Ruh Sağlığı Merkezin'de (TRSM) takipleri yapılan serbest zamanda yürüyüş aktivitesi yapmayı tercih eden 18 şizofreni tanılı katılımcı ile gerçekleştirildi. Kişilere müdahale öncesi ve sonrası sosyodemografik veri formu, Öznel İyilik Hali Ölçeği (ÖİHÖ), Yaşam Memnuniyeti Anketi (YMA), uyku, yorgunluk ve stres düzeylerini belirlemek için Görsel Anolog Skalası (GAS) ve depresyon düzeyi için Calgary Şizofrenide Depresyon Ölçeği (CŞDÖ) kullanıldı. Aktiviteye ait Kanada Aktivite Performans Ölçümü (KAPÖ), Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (UFAA-short form) ve çevresel durum görüşmeleri uygulandı. Katılımcıların tamamına ergoterapi müdahalesi olarak serbest zaman farkındalık eğitimi, kişi merkezli bireysel ergoterapi ve serbest zaman grup aktivite eğitimi birlikte olarak uygulandı. Bireysel ve grup eğitimleri 5 hafta toplamda 20 seans 'da tamamlandı. Bireylerin aktivite katılım, yaşam memnuniyetleri, iyilik hali ve fiziksel aktivite seviyelerinde artış, depresyon belirtilerinde erken uyanma alt bileşeni hariç diğerlerinde anlamlı iyileşme saptanmıştır (p<0,05). Bu bulgular ışığında şizofreni tanısı olan bireylerde, kişi merkezli bireysel tedavi ve serbest zaman grup aktivite eğitiminin birlikte uygulanması, bireylerin ergoterapi müdahalesinde etkin bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Araştırmanın uzun süreli etkileri takip çalışmaları ile desteklenmelidir.

Aktivite analiziBoş zamanPsikiyatrik hastalıklar+2
Gülfer Katırcıbaşı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Şizofreni tanılı bireyler için okupasyonel adaptasyon ölçeğinin geliştirilmesi, geçerliliği ve güvenilirliği

Bu çalışmanın amacı, şizofreni tanılı bireylerin okupasyonel adaptasyon düzeyini incelemek için geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Ölçülecek özelliklerin ve kavramsal yapının belirlenmesi için literatürdeki okupasyonel adaptasyon ile ilgili ölçüm araçları ve okupasyonel adaptasyon teori ve modelleri incelenmiştir. Kapsam geçerliliğinde Davis tekniğine göre 10 uzmandan iki kez uzman görüşü alınmıştır. Uzman görüşleri doğrultusunda oluşturulan taslak formuna pilot uygulama yapıldıktan sonra yeniden düzenlene ölçek 18 yaş ve üzeri şizofreni tanısı almış bireylere uygulanmıştır (n=320). 80 şizofreni tanılı bireye iki hafta sonra test tekrar uygulanmıştır. Ölçeğin iç tutarlılığı madde analizi ile incelenmiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğinin incelenmesinde Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlilik indeksi 0,895 olarak hesaplanmıştır. Faktör analizi sonucu, 18 maddeden oluşan ölçeğin, toplam varyansın %69,925'ini açıklayan 3 faktörlü bir yapı gösterdiği görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizinde ise faktör birleştirme tekniğiyle oluşturulan yapıya ait model uyum indeksleri RMSEA=0,045; GFI=0,954; AGFI=0,885; NNFI=0,935; CFI= 0,946; NFI= 0,964; IFI= 0,973; CMIN/DF= 2,405 olarak bulunmuştur. Model uyum indekslerine bakıldığında ölçüm modelinin uygun olduğu belirlenmiştir. Güvenilirlik analizi sonuçlarına bakıldığında ICC=0,995 ve Cronbach alfa=0,998 olarak bulunmuştur. Ön test ve son test bulguları arasında çok güçlü korelasyon kat sayıları bulunmuştur ve iki ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler vardır (r=0,992; p<0,001). Sonuç olarak, geliştirilmiş kişi (duyu-motor, psikososyal ve bilişsel sistem), okupasyon (okupasyonel zorluk ve yanıt) ve okupasyonel çevre (fiziksel, sosyal ve kültürel çevre) olmak üzere 3 boyuttan oluşan 18 maddelik bir ölçek yapısının geçerliliği doğrulanmıştır. Ölçeğin 18 yaş ve üzeri şizofreniye sahip bireylerin okupasyonel adaptasyon düzeyini incelemek için gerekli ölçütleri karşıladığı ve psikometrik özelliklerin oldukça yeterli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, Okupasyonel adaptasyon, Okupasyon, Ölçek

AdaptasyonPsikiyatrik hastalarPsikiyatrik hastalıklar+1
Gülşah Zengin Yazıcı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında psikiyatrik belirtiler ve baş ağrısı ilişkisi

Bu çalışma çocuk ve ergen ruh sağlığı polikliniğine başvuran 8- 16 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerin, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş kendi sosyal çevrelerindeki psikiyatrik yakınması olmayan akranlarıyla baş ağrısı ve psikiyatrik belirtiler açısından karşılaştırıldığı kesitsel bir vaka kontrol çalışmasıdır. Araştırma grubuna 8-16 yaş arasında, ilk kez polikliniğe başvuran, daha önce baş ağrısı şikayeti ile tıbbi yardım arayışı olmamış ve son 3 aydır psikotrop ilaç kullanmamış 102 çocuk ve ergen (31 (%30.4) kız) alınmıştır. Kontrol grubuna ise araştırma grubuna alınan çocuk ve ergenlerin yakın çevresinde benzer yaş ve cinsiyette olan, daha önce psikiyatrik ve baş ağrısı yakınması olmamış 100 çocuk ve ergen (37 (%46.5) kız) alınmıştır. Çocuk ve ergenlerden Baş Ağrısı Nedeniyle Ergenlerin Yaşadığı Sıkıntılar (HARDSHIP) Anketi, Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklar için Durumluk ve Kaygı Envanteri (ÇDKE-ÇSKE), Çocuklar İçin Uyku Kalitesi Ölçeği ve Uyku Değişkenleri Anketi(ÇUK-UD) ölçeklerini doldurmaları istenmiştir. Ebeveynlerden sosyodemografik bilgi formu, Yenilenmiş Conners Anababa Derecelendirme Ölçeği KısaTürkçe Formu (Y-CAD-K), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) veÇocuklar İçinUyku Bozuklukları Ölçeği'ni (ÇUBÖ) doldurmaları istenmiştir. Araştırma grubunda hem tek ebeveyn hem de geniş aile yapısı, anne ve babalarda kronik hastalık tanısı, babalarda baş ağrısı bozukluğu tanısı ve olumsuz yaşam olayı daha fazla saptanmıştır. Araştırma grubunun HARDSHIP'de'geçen yıl içerisinde baş ağrısı olma durumunu' daha fazla bildirdikleri ve yaşam kalitesine dair soruları daha fazla olumsuz yanıtladıkları gözlenmiştir. Ayrıca araştırma grubunda ÇDÖ, ÇDKE, ÇSKE, Y-CAD-K, GGA, ÇUBÖ, ÇUK-UD puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırma grubu içerisinde geçen yıl baş ağrısı olanların olmayanlara göre daha yüksek ÇDÖ, ÇDKE ve ÇSKE puanlarına sahip olduğu gözlenmişken; GGA, Y-CAD-K, ÇUBÖ ve ÇUK UD puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Örneklemde son 1 hafta içinde baş ağrısı olan gün sayısı ile ÇDÖ, ÇDKE, ÇSKE, GGA – Aşırı hareketlilik, Duygusal sorunlar, Akran sorunları, Toplam puan, ÇUBÖ - uykuyu başlatma ve sürdürme sorunları, uykuda solunum sorunları aşırı uykululuk sorunları ve ÇUK-UD - uyku kalitesi puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmışken Y-CAD-K puanları arasında bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak psikiyatrik yakınması ve baş ağrısı yakınması olan çocuk ve ergenlerde daha yüksek oranlarda depresyon, durumluk ve sürekli kaygı belirtileri olduğu saptanmıştır. Psikiyatrik yakınması olan çocuk ve ergenlerde son bir haftada baş ağrısı olan gün sayısı arttıkça hem depresyon ve kaygı belirtileri hem de uyku sorunları artmıştır. Psikiyatrik yakınması olan çocuk ve ergenlerde baş ağrısı içe yönelim belirtileri ile ilişkili bulunurken dışa yönelim belirtileri ile ilişkili bulunmamıştır. Gelecekte yapılacak çalışmalarda baş ağrılarının tipi ile psikiyatrik belirtilerin tanısal olarak belirlenmesi tekrarlanması daha genellenebilir ve tutarlı sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+5
Arzu Yavuz
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Organik asidemilerde metabqol 1.0 anketi ile nörolojik morbidite ve psikiyatrik hastalık yükünün değerlendirilmesi

Organik asidemiler, toplumda nadir görülen, çeşitli nörometabolik yolaklardaki enzim eksikliklerinden kaynaklanan kalıtsal metabolik hastalıklardır. Klasik organik asidemilerde klinik bulgulardaki farklılıklar, rezidüel enzim aktivitesi, başlangıç yaşı, toksik endojen metabolitlerin birikimi (organik asitler ve türevleri), kan beyin bariyerinin geçirgenliği, mutasyona uğramış genin diğer genler veya çevre ile etkileşimleri gibi birçok faktörle ilişkilendirilmiştir. Organik asidemilerde genellikle zihinsel yetersizlik, nöbetler, hareket bozuklukları (distoni, koreatetoz, spastisite veya ataksi), davranış ve/veya psikiyatrik sorunlar gibi uzun dönem nörolojik komplikasyonların geliştiği gösterilmiştir. Çalışmamızda entoksikasyon tipinde bir metabolik hastalık grubu olan organik asidemiler içerisinden metilmalonik asidemi (MMA), propiyonik asidemi (PA) ve izovalerik asidemi (İVA) tanıları ile izlenmekte olan hastalara ve ebeveynlerine, entoksikasyon tipi metabolik hastalıkların hastalar üzerindeki özgül etkisini ele alan ilk yaşam kalitesi anketi olan MetabQoL 1.0 anketini uygulayarak, organik asidemilerde bu anketin geçerlilik ve güvenilirlik değerlendirmesini yapmak, hastaların dosya bilgileri ve muayeneleri ile nörolojik ve psikiyatrik morbiditelerini belirlemek, kronik hastalık yükünün sonuçlarla ilişkilendirilmesi hedeflenmiştir. Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalında MMA, PA ve İVA tanısı ile halen izlenmekte olan, 8-18 yaşları arasında 29 hasta ve bakım veren 29 ebeveyni ile ilgili veriler değerlendirilmiştir. MetabQoL 1.0 anketi geçerliliğinin değerlendirilebilmesi için karşılaştırma amacıyla çocukluk çağında en sık kullanılan yaşam kalitesi anketi olan 'Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği' kullanılmıştır. Hastalardan 22'sinin anket çalışması ve değerlendirimeleri hastanede yapılmış, kalan 7 hastanın dosya bilgileri bilgi işletim sistemi kullanılarak elde edilmiş ve anket çalışması telefon aracılığı ile yapılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda MetabQoL 1.0 anketinin geçerli ve güvenilir olduğu gösterildi (Cronbach alfa katsayıları 0,64-0,9). Çalışmaya alınan 29 hastanın ortalama yaşı 12,62 (± 3,4), ortanca yaşı 13 idi. Hastaların 17'si kız, 12'si erkek idi. Muayene edilebilen 22 hastanın 14'ünde (%63,6) nörolojik muayene bulgusu vardı. Psikiyatrik değerlendirme yapılabilen 20 hastanın 17'sinde (%85) psikiyatrik bozukluk olduğu belirlendi. MetabQoL 1.0 anketlerinin fiziksel, bilişsel ve toplam puan ortancaları, çocuk ölçeklerinde, ebeveyn tarafından bildirilen puanlardan daha düşüktü. Ebeveynlerin MetabQoL 1.0 anketlerinin bilişsel ortancaları çocukların puanlarına göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,023). Çocukların MetabQoL 1.0 anketlerinin ciddiyet puan ortancaları, ebeveynlerin puanına göre daha yüksekti (p=0,011). Tanı grupları arasında MetabQoL 1.0 anketlerinde ebeveyn sosyal puanı bakımından anlamlı fark bulundu (p= 0,017). Buna göre İVA grubunun MetabQoL 1.0 anketi ebeveyn sosyal puan ortancası anlamlı olarak diğer iki tanı grubundan daha yüksekti. Gelişim basamakları yaşına göre geri olan hastalar, gelişim basamakları yaşı ile uyumlu olan hastalarla karşılaştırıldığında, MetabQoL 1.0 anketi ebeveyn sosyal puanı (p=0,041) ve toplam puanı (p=0,025) arasında anlamlı fark bulundu. Gelişim geriliği olan hastaların MetabQoL 1.0 anketi ebeveyn sosyal puan ve toplam puan ortancası (sırayla 64,2/68,2), gelişim geriliği olmayan hastalara göre (sırayla 75/82,6) daha düşük bulundu. Erken ve geç tanı alan hastalar karşılaştırıldığında, MetabQoL 1.0 anketi ebeveyn fiziksel puanı (p=0,008), bilişsel puan (p=0,042) ve toplam puan (p=0,022) arasında ve çocuk sosyal ve toplam puanları arasında anlamlı fark bulundu. Geç tanı alan hastaların ebeveyn fiziksel, bilişsel ve toplam puan ortancaları (sırayla 66,3/81,2/68,2) erken tanı alan hastaların ebeveyn ortancalarına göre daha düşük saptandı (sırayla 80,7/91,6/80,7). Geç tanı alan hastaların çocuk sosyal ve toplam puan ortancaları, erken tanı alan hastalara göre daha düşük saptandı (sırayla 73,2/61,5 ve 92,8/78,8). Erken ve geç tanı alan hastaların nörolojik bulgularında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Bulguların başlangıç yaşı ve tanı alma arasında geçen süre ile hastaların nörolojik bulguları ve sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi (SİYK) arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Nöbeti olan ve olmayan hastaların MetabQoL 1.0 anketi ölçek puanları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Nörolojik ve psikiyatrik morbiditesi olan hastalarda kronik hastalık yükü ve yaşam kalitesi ölçekleri arasında fark bulunmaması, hasta ailelerinin metabolik hastalık kontrolüne odaklandığını gösterebilir. Erken ve geç tanı alan hasta gruplarındaki farklılıklar erken tanının önemini vurgulamaktadır. Entoksikasyon tipi metabolik hastalıklar, uygun metabolik yönetim ile bazı bulguların kontrol altına alınabildiği ancak nörolojik ve psikiyatrik morbiditesi fazla olan bir hastalık grubudur. Bu çalışmada, bilgilerimiz dahilinde, MetabQoL 1.0 anketi geliştirildiği merkez dışında ilk kez farklı bir dilde ve grupta uygulanmıştır. Hastalar ve ebeveynleri tarafından yaşam kalitesinin farklı akslarda değerlendirilmesi, hastalığın psikososyal olarak ele alınmasını sağlamanın ötesinde, klinik izlem ve ileride planlanacak araştırmalarda sonlanım noktalarından birisi olarak önem kazanacaktır. Hastaların fiziksel, bilişsel ve sosyal alanlarda değerlendirilmeleri, ilgili uzmanlık alanlarının ötesinde, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar,diyetisyenler, rehabilitasyon hizmetlerini içeren multidisipliner izlemin önemini vurgulamaktadır.

AnketlerHastalık yüküMetabolik hastalıklar+5
Ayşe Şenol Ersak
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatrik hastalık tanılı bireylerde duyusal duyarlılık ölçeği'nin Türkçe uyarlama geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu araştırma, yetişkin bireylerde duyusal modülasyon bozukluğunu klinik olarak tespit etmek amacıyla geliştirilen Duyusal Duyarlılık Ölçeği'nin (DDÖ) Türkçe'ye uyarlanması, sağlıklı ve psikiyatrik hastalık tanılı bireylerde geçerlilik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya; 384 sağlıklı, 149 şizofreni, 225 depresyon ve 155 bipolar bozukluk tanılı birey olmak üzere toplam 913 birey dâhil edilmiştir. Uyarlama çalışması sürecinde Beaton'ın tanımladığı çeviri prosedürü uygulanmıştır. Kapsam geçerlilik indeksi, 15 uzmanın 58 soruyu üçlü derecelendirme sistemine göre değerlendirmesi ile (KGİ)=0,818 olarak hesaplanmış ve ölçek istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (KGİ=0,818>0,67). Referansa Göre Uyum Geçerliği, Adölesan Yetişkin Duyu Profili ile değerlendirmiş (Spearman korelasyon katsayı değeri: 0,400) ve ölçek toplam puanı için uyum geçerliği düşük olarak nitelendirilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi yöntemi ile incelenmiş ve iki faktörlü yapısı doğrulanmıştır. Cronbach's Alpha güvenilirlik katsayısı Arzulama alt ölçeği için alfa katsayısı 0,812, Kaçınma alt ölçeği için 0,815 ve toplam ölçek için ise 0,837 olarak bulunmuştur. Madde ayırt edicilik Gücü İndeksi (p<0,001) çok iyi bulunmuştur. Test-Tekrar Test Yöntemine göre toplam ölçek puanına ait Spearman korelasyon katsayısı 0,974 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre ölçek alt boyutları ve toplam ölçek puanı için ölçeklerin36 madde ile geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Ölçeğe ait tanımlayıcılar incelendiğinde genel toplam ölçek bakımından sağlıklı, şizofreni, depresyon ve bipolar bozukluk tanılı birey grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Genel ölçek puanının hasta gruplarında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra alt ölçek puanlarının demografik değişkenlere göre farklılığı incelenmiştir. Buna göre Arzulama alt ölçeği bakımından cinsiyet, çalışma durumu ve medeni durum kategorileri arasında anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,015, p=0,001 ve p=0,008). Kaçınma alt ölçeği bakımından ise cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma durumu, aylık gelir ve medeni durum kategorileri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,017 ve p<0,001). Sonuç olarak DDÖ sağlıklı ve psikiyatrik hastalık tanılı yetişkin bireylerde klinik olarak duyusal modülasyon bozukluğunu tespit etmek için bazı maddeleri ile geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir.

Bipolar bozuklukDepresyonDuyusal duyarlılık+7
Recep Yükçü
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni tanılı bireylerin bilinçli farkındalık düzeyleri ile kendilik algısı ve beden imajı ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma şizofreni tanılı bireylerin, bilinçli farkındalık düzeyi ile beden imajı ve kendilik algısı arasındaki ilişkiyi araştırmak için planlandı. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında toplum ruh sağlığı merkezine kayıt olan 114 şizofreni tanılı birey katıldı. Bireylerin bilinçli farkındalık düzeyini değerlendirmek için Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ); beden ağırlığı, imajı ve kendilik algısını değerlendirmek için Beden Ağırlığı, İmajı ve Kendilik Saygısı Ölçeği (B-WISE) kullanıldı. Sonuç olarak şizofreni tanılı bireylerin bilinçli farkındalık düzeyi ile beden imajı ve kendilik algısı arasında orta düzeyde pozitif yönde ilişki (r=0,400, p=0,001) bulundu. Bilinçli Farkındalık ve B-WISE kategorileri arasında belirlenen anlamlılığın kaynağını tespit etmek amacıyla düşük, orta ve yüksek psikososyal uyum şeklinde sınıflandırılan B-WISE alt kategorileri arasında ikili korelasyona bakıldı. Bu anlamlılık ilişkisinin kaynağının yüksek psikososyal uyumlu bireylerden olduğu anlaşıldı (p<0,05). Şizofreni tanılı bireylerin bilinçli farkındalık düzeyi ile beden kitle indeksi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Şizofreni tanılı bireylere yönelik gerçekleştirilecek bilinçli farkındalık, beden imajı ve kendilik algısı temelli yaklaşımların kişi merkezli ve bütüncül olan ergoterapi müdahale programlarına dahil edilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Şizofreni tanılı bireylerde bilinçli farkındalık temelli yaklaşımların etkilerinin ele alındığı ileri çalışmalar yapılması faydalı olacaktır.

Beden imajıBenlik algısıBilinçli farkındalık+3
Büşra Yuvalı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ruh sağlığı hizmetlerine ulaşım yolları, psikiyatri hastalarının aile hekimliği uygulamasını kullanımı ve aile hekimi algısı

Ruhsal hastalıklar dünya çapında engelliliğin, yeti yitiminin, iş gücü kaybının başlıca nedenlerinden biridir. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından 2006 yılında yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Ruh Sağlığı Politikası metnine göre, ruh sağlığı hizmetlerinin toplum temelli olması, genel sağlık sistemine ve birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi kararlaştırılmıştır. Çalışmamızın temel amacı hastaların, ruh sağlığı hizmetlerine ulaşım yollarını, bu ulaşım yolunda aile hekimliği uygulamasını ne oranda kullandıklarını incelemek ve hastaların aile hekimlerinin ruhsal ve bedensel hastalıkların tedavisi konusunda yetkinlikleriyle ilgili algılarını değerlendirmektir. Çalışmamız tanımlayıcı gözlemsel tipte bir çalışma olup Ocak 2018 ve Ağustos 2018 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği (HÜTF) ile Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne (DYBEAH) başvurmuş 265 hastanın katılımıyla gerçekleşmiştir. Hastaların ruhsal bir şikayetle ilk başvurusunda en küçük payı alan grup aile hekimleri olmuştur (%6.8). Hastalarımızın büyük çoğunluğu (%54.5) doğrudan psikiyatriste ulaşmaktadır. Hastanın tanısının ne olduğu aile hekimine başvuruyu etkilemektedir: ilk başvuru noktası olarak aile hekimine başvurma anksiyete bozukluklarında diğer tanı gruplarına göre daha fazladır. Ruhsal hastalık tanısı aldıktan sonra ise aile hekimine başvuru yüksek orandadır. Hastaların çoğu (%76) bedensel hastalığı için aile hekimine başvurmaktadır. Ruhsal hastalık tanısı aldıktan sonra, şizofrenisi olan hastalar arasında aile hekimine ''psikiyatrik ilaçları yazdırmak için gitme'', anksiyete bozuklukları grubu hastalarda ''ruhsal hastalığı hakkında danışmanlık almak için gitme'' diğer gruplardan daha fazla bildirilmiştir. Aile hekiminin ruhsal hastalıklarla ilgili bilgisini yeterli bulan hastaların, ruhsal sorunlar için ilk olarak aile hekimine başvurma ihtimali artmaktadır. Aile hekimine başvurunun tedavi başvurusunda gecikmeye yol açmadığı saptanmıştır. Hastaların büyük çoğunluğu aile hekiminin bedensel hastalıklar konusundaki mesleki becerisini iyi bulurken, büyük çoğunluğunun aile hekimlerinin ruhsal hastalık becerisi hakkında fikri yoktur. Anahtar kelimeler: birinci basamak, ruh sağlığı hizmetleri, ulaşım yolları, gecikme

Aile hekimliğiAlgıBirinci basamak sağlık hizmetleri+5
Elif Hilal Ünverdi
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bipolar hastalar açısından iyileşmenin taşıdığı anlam

Amaç: Çalışmanın amacı; bipolar tanısı olan bireylerin iyileşme süreçleri ile ilgili duygu ve düşüncelerini ortaya çıkarmak, iyileşme sürecini etkileyen faktörleri bulmak, iyileşme kavramına verdikleri anlamları açığa çıkararak bireylerin iyileşme deneyimlerini bütüncül bir resim ile sunmaktır. Yöntem: Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desene dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenen 28 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşme formunda yer alan araştırma soruları; iyileşmenin anlamına, iyileşmeye ait duygulara, iyileşmeyi etkileyen faktörlere ve bireysel iyileşme çabalarına yöneliktir. Verilerin analizinde MAXQDA Plus Programı kullanılarak tümevarıma dayalı analiz yapılmıştır. Bulgular: İyileşme kavramı; yolculuğun başlangıcı, yolculuğun rotası, yolculuğun içindeki durak ve yolculuğun anlamı başlıkları altında yolculuk metaforu ile betimlenmiştir. 'Yolculuğun Başlangıcı', bipolar bozukluğun ortaya çıkması veya tekrarlamasıdır. Bireyler iyileşme yolculuğuna, o an iyi ve kötü hayatlarında var olanları alarak çıkmaktadır. Bipolar bozukluğa, aileye, sosyal çevreye, ilaçlara yönelik algıları, duyguları, bilgileri, deneyimleri ve dayanıklılık düzeyleri bavulun içinde yer alanlardır. Yolculuğa çıkabilmek için gerekli olan bilet, 'İlaçlar' olarak tasvir edilmiştir. İlaç kullanımı ile ilgili paylaşımlar; 'ilaçlar olmadan asla!', 'bıraktım ama neden?' ve 'kullandım sonuç aynı' başlıkları altında toplanmıştır. Her yolculuğun bir rotası ve her yolcunun bir hedefi vardır. Bu doğrultuda, 'Yolculuğun Rotası' teması oluşmuştur. 'Yolculuğun İçindeki Durak' teması, bireylerin hastane süreçlerini temsil etmektedir. Bu tema; 'hastane istasyonu', 'istasyon çalışanları' ve 'yol arkadaşları' başlıklarından oluşmaktadır. Bireyler, 'Yolculuğun Anlamı'nı, üretmek, sevmek, sevgiyi anlamak ve mutluluğa ulaşmak olarak açıklamışlardır. Sonuç: Çalışma sonucunda, iyileşmenin anlamı ağırlıklı olarak, topluma dahil olma, çalışabilme, yuva kurma, verimli olma, iyi ilişkiler, uğraşlarının olması, gündelik hayatı sürdürebilme gibi çağdaş yaklaşıma paraleldir. Bunun yanında, geleneksel iyileşme tanımını destekler nitelikte; ilaç kullanmama, eski hayata dönme, belirtilerin olmaması ve hastalığın hiç olmaması yönünde tanımlamalarda vardır. İyileşmeye yönelik en temel duygu ise mutluluktur. Anahtar Kelimeler; Bipolar bozukluk; iyileşme; nitel araştırma; fenomenoloji

Bipolar bozuklukFenomenolojiHemşirelik+3
Nihan Yalçıner
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Major depresif bozukluk tanılı hastalarda iklim değişikliği endişesinin ve değişkenlerinin incelenmesi

Major depresif bozukluk toplumun tüm kesimlerinde sıklıkla görülen, işlevselliği türlü alanlarda bozabilen, mortalite ve morbiditesi yüksek bir psikiyatrik hastalıktır. Hastalığın prognozunu, tedavi yaklaşımını etkileyen birçok faktörden birinin de eşlik eden diğer ruhsal yakınmalar olduğu bilinmektedir. İklim değişikliği endişesi bu kapsamda hem depresif hastaların bütüncül değerlendirilmesi yönünden hem de başlı başına yeni bir ruhsal bozukluk olarak iyi tanımlanması gereken, oluşumunda etkili olabilecek etmenleri açıklamak amacıyla güncel araştırmalara konu olmayı başarmış bir kavramdır. Bu çalışmanın amacı, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde majör depresif bozukluk tanısıyla takip edilen hastaların iklim değişikliği endişe düzeylerinin ve bu kavramın bağlı olabileceği düşünülen demografik değişkenlerin, belirsizliğe tahammül düzeyinin ve baş etme tutumlarının incelenmesi, iklim değişikliği endişesine dair bilgi dağarcığının genişletilmesine katkıda bulunmaktır. Bu doğrultuda çalışmaya 82 major depresif bozukluk tanılı hasta ve 80 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Veriler Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Beck Depresyon Ölçeği, İklim Değişikliği Endişesi Ölçeği, İklim Değişikliğinin Önlenmesine Yönelik Umut Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Çalışmamızın sonucunda eğitim düzeyi arttıkça eko-anksiyetenin arttığı, yaş ve belirsizliğe tahammülsüzlük ile eko-anksiyetenin doğru orantılı olduğu saptandı. İklim değişikliği endişesi daha fazla olan bireylerin bu antitenin önlenebileceğine dair umutlarının da daha fazla olduğu görüldü. Eko- anksiyetenin cinsiyet ile ilişkili olmadığı saptandı; anksiyete düzeyi değiştikçe ön planda tercih edilen başa çıkma tutumlarında da değişkenlik olduğu bulundu. İklim değişikliği endişesinin depresyon hastalarında ortaya çıkardığı kötü prognostik faktörlerin ve sağlıklı bireylerde oluşturduğu ruhsal yakınmaların daha iyi anlaşılabilmesi için daha geniş örneklemli uzunlamasına çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: başa çıkma tutumları, belirsizliğe tahammülsüzlük, depresyon, eko-anksiyete, iklim değişikliği endişesi

AnksiyeteBaşa çıkmaBelirsizliğe tahammülsüzlük+4
Gamze Güleryüz Yeşilkaya
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzun etkili intramüsküler antipsikotik tedavisinin klinik değişkenler ve psikotrop ilaç kullanımına etkisinin incelenmesi

Psikotik belirti gösteren psikiyatrik bozukluklar toplumun tüm kesimlerinde görülebilen, kişinin işlevselliğini her alanda etkileyen, mortalite ve morbiditesi yüksek olan bir psikiyatrik hastalık grubudur. Bu hastalıkların sağaltımındaki temel yöntem ilaç tedavisidir. Tedavi uyumunun iyi olması ilaç tedavisinin işe yaraması için gerekli olan en önemli unsurdur. Kötü tedavi uyumu, psikozlu bireylerde yineleme oranlarının artması ve işlevselliğin bozulması ile yakından ilişkilidir. Uzun etkili antipsikotik enjeksiyon tedavisi kötü tedavi uyumu olan hastalar için oldukça iyi bir seçenektir. Yaptığımız çalışmanın amacı Mersin Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğinde psikozun belirti olarak bulunduğu psikiyatrik bozukluklar ile takip edilen UEAP kullanan hastaların genel olarak klinik seyirlerini ve oral tedavi ihtiyaçlarını değerlendirmek, UEAP kullanmaya başlamadan önceki klinik seyirlerini ve oral tedavi ihtiyaçlarını kullanım sonrası ile karşılaştırmak, aynı zamanda halen UEAP kullanmakta olan hastalar ile sadece oral AP kullanan hastalar arasında karşılaştırma yapmaktı. Çalışmamıza UEAP kullanan 66 hasta ve sadece oral AP kullanan 65 hasta olmak üzere toplam 131 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik ve klinik veri formu, İçgörü Değerlendirme Ölçeği (İDÖ), Morisky İlaç Uyum Ölçeği, UKU (Udvalg for Kliniske Undersogelser) Yan Etki Değerlendirme Ölçeği, İşlevselliği Global Değerlendirme Ölçeği (İGD), Klinik Global Izlenim – Şiddet ve Yan Etki Ölçeği, Kısa Psikiyatrik Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. UEAP alan hastalara ve hastaların yakınlarına ek olarak tedavi memnuniyet skalası verilmiştir. Çalışmaya dahil edilen tüm hastaların polikliniğimizde son 6 ay içinde bakılmış olan rutin kan tetkikleri (açlık kan şekeri, karaciğer fonksiyon testleri, trigliserid, total kolesterol, LDL kolesterol (düşük yoğunluklu lipoprotein), HDL kolesterol (yüksek yoğunluklu lipoprotein) ve prolaktin hormonu) değerlerinden faydalanılmıştır. UEAP alan hastaların UEAP başlanmadan önceki kan değerleri de çalışmaya dahil edilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS Statistics 25.0 kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızın sonucunda UEAP kullanan grupta total oral AP, 2. kuşak oral AP, DDD sayılarının ve hastane yatış sayılarının kullanmayan gruba kıyasla daha az olduğu görülmüştür. UEAP kullanan grupta HL görülme sıklığının ve KVH için tedavi alma sıklığının kullanmayanlara göre daha az olduğu saptanmıştır. Ayrıca UEAP kullanan grubun UEAP öncesi klinik seyrinin ve hastalık şiddetinin sadece oral AP kullanan gruba göre daha kötü olduğu saptanmıştır. UEAP kullanan hastalara ve bakım verenlerine uygulanan TMS'de genellikle yüksek memnuniyet bildirildiği ve bakım verenlerin memnuniyet puanlarının hastalara göre anlamlı derecede daha yüsek olduğu görülmüştür. UEAP kullandıktan sonra hastaların epizot ve hastaneye yatış sayılarında UEAP başlanmadan öncesine göre azalma olduğu ve aynı zamanda 1. kuşak AP kullanımında da azalma olduğu görülmüştür. UEAP alanlarda laboratuvar değerlerinden sadece trigliserit değerinde anlamlı olarak azalma saptanmıştır. Tedavi uyumsuzluğu öyküsü olan ve sosyal destek yönünden yetersizliği olan hastalarda UEAP tercih etmek tedavi devamlılığı için oldukça iyi bir seçenektir. Bu şekilde oral psikotrop ilaç yükünde azalma sağlanabilir ve hastalık seyri daha iyi bir hale getirilebilir. Günümüzde UEAP'ler ile ilgili birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen halen geniş örneklemli ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Uzun etkili antipsikotik, intramüsküler antipsikotik, depo antipsikotik, klinik değişkenler, psikotrop tedavi

Antipsikotik ilaçlarPsikiyatrik hastalarPsikiyatrik hastalıklar+4
Begüm Eser Uyar
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaygın anksiyete bozukluğu tanılı hastalarda eşlik eden yetişkin ayrılma anksiyetesi bozukluğu sıklığının araştırılması, çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve erişkin bağlanma stilleri ile ilişkisinin incelenmesi

Yaygın anksiyete bozukluğu (YAB), belirli bir nesne, konum, organ, takıntılı düşünce gibi unsurlara odaklanan ve kişide genel bir ruhsal ve fizyolojik stres ile karakterize bir durumdur. Ayrılma anksiyetesi (AA) kişinin bir bağlanma nesnesinden ayrılma durumunda veya ayrılma beklentisi halinde yaşadığı kaygı halidir. Çocukluk çağında ayrılma anksiyetesi bozukluğu (AAB) tanısı alan hastaların yetişkinlikte gerçek bir ayrılık ya da kaygısı yaşadıklarında panik atak durumları yaşadıkları bildirilmiştir ve bu dönemde yaşanılan travmalar ve stres koşullları da anksiyete bozukluğu gelişiminde rol oynar. Çalışmamızda, YAB tanısı ile takip edilen hastalarda yetişkin AAB (YAAB) komorbiditesinin sıklığı, çocukluk çağı travmatik yaşantıların varlığının AAB tanısı ve yetişkin bağlanma stilleri ile ilişkisini incelemeyi amaçladık. Çalışmamıza 71 hasta ve sağlıklı 72 kişi dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik ve klinik veri formu, AA Belirti Envanteri, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II, Çocukluk Çağı Ruhsal Travmaları Ölçeği ve Beck Anksiyete ölçeği uygulanarak veriler kaydedildi. Anket sonuçları, hasta ve kontrol grubu katılımcılar ve YAAB (+) ve YAAB (-) katılımcılar arasındaki farklar açısından değerlendirildi ve anket sonuçlarının korelasyonları incelendi. Kötü sosyoekonomik durum ile AAB tanısı alma arasında anlamlı ilişki gözlendi. Hasta grubundaki katılımcıların aile dışındaki kişilerden kaynaklanan travmatik olaylara daha fazla maruz kaldıkları gözlenirken YAAB (+) ve YAAB (-) katılımcılar arasında aile dışındaki kişilerden kaynaklanan travmatik olaylarla karşılaşma açısından bir fark gözlenmedi. Kontrol grubundaki katılımcılar ve YAAB (+) bireylerde çocukluklarına dair rahatsız edici anı sahibi olma oranı daha yüksek bulundu. Hasta grubunun çoğu ölçek puanı anlamlı olarak yüksek bulunurken, kontrol grubu içinde bile YAAB (+) katılımcıların birçok anket puanlarının çoğu anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Anket sonuçlarının çoğu birbiriyle aynı yönde koroleydi. Sonuç olarak, AAB tanısı olmamasına rağmen bireyler YAAB belirtileri gösterebilmektedir. Çocukluk çağı travmaları ve sosyoekonomik durum gibi farklı faktörler YAAB gelişimi için önemli risk faktörü olmaktadır.

AnksiyeteAyrılık kaygısıBağlanma+7
Meltem Kılıç
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikiyatri polikliniğine başvuran 65 yaş üstü bireylerde sosyal medya kullanımının yalnızlık düzeyi, depresyon ve anksiyete belirtileriyle ilişkisinin araştırılması

İnsanların birbirleriyle olan iletişim şekillerini ve etkileşimlerini değiştirerek farklı bir boyuta taşıyan sosyal medya; bilgiye, çevremizde olup bitenlere ve dünyaya erişimi inanılmaz şekilde hızlandırmıştır. Son on yılda dünyada yaşlı nüfusun katlanarak artması beklenmektedir. Yaşlı nüfusun sosyal medya kullanımındaki artış ile beraber bu konuda çalışmalara olan ihtiyaç da artmaktadır. Bu sebeple çalışmamızda 65 yaş üstü bireylerde sosyal medya kullanımının yalnızlık düzeyi, depresyon ve anksiyete belirtileri ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmamıza sosyal medya kullanımı olan 65 yaş üzeri 140 birey dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, geriatrik depresyon ölçeği, geriatrik anksiyete ölçeği, yaşlı bireyler için yalnızlık ölçeği, sosyal medya bağımlılığı ölçeği ve sosyal ağları kullanım amaçları ölçeği uygulanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS Statistics 22.0 kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda; yaşlı kadın bireylerin sosyal medyayı sıklıkla içerik paylaşma ve eğlence amaçlarıyla, yaşlı erkek bireylerin ise iletişimi başlatma amacıyla kullandıkları tespit edilmiştir. Çalışma durumu, gelir düzeyi ve eğitim durumunun sosyal medya kullanım süreleri ve amaçları ile ilişkili olduğu, sosyal medya kullanım saatleri ve bağımlılık düzeylerinin ise depresyon belirtileri ve yalnızlık düzeyleri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Yaşlı bireylerde sosyal medya bağımlılığı düzeyi ile; depresyon belirtileri arasında doğrusal, pozitif yönde, anksiyete belirtileri arasında doğrusal, pozitif yönde ve yalnızlık düzeyi ile arasında ise doğrusal, negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Literatürde sosyal medya kullanımının yalnızlık düzeyi ve depresyon ile ilişkisini inceleyen birçok çalışma bulunmaktadır fakat yaşlı bireylerle yapılan çalışma sayısı oldukça azdır. Bu sebeple yaşlı bireylerde yapılacak ileriye dönük izlem çalışmaları, depresyon, anksiyete ve yalnızlık düzeyleri ile sosyal medya arasındaki ilişkinin netleştirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Ruhsal Hastalıklar, Sosyal Medya, Yaşlılık

AnksiyeteDepresyonGeriatrik psikiyatri+7
Ayten Yüksek
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyumu ile ilişkisi

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde farklı amaç ve şekillerde kendini sabote etme stratejilerinin kullanıldığı bilinmektedir. Özellikle ruhsal hastalığı nedeniyle damgalanma, ayrımcılığa uğrama, dışlanma gibi bireyin benliğini tehdit edici durumla karşılaşması veya yetersiz performans sergilemesi kendini sabote etmesi için yeterli bir neden olabilmektedir. Bununla birlikte kendini sabote eden bireyler hangi davranışlarının uyumlu veya olumlu hangilerinin ise istenilmeyen olduğuna ilişkin bir farkındalık kazanamamışlardır. Uzun süreli ilaç kullanımının ve düzenli kontrollere gitmenin damgalanmalarına yol açtığını düşündükleri için tedavi süreçlerinin aksamasına neden olabilecek kendini sabote etme davranışlarına başvurabilirler. Bu çalışmayla kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışının ilaç uyum ile ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için Necmettin Erbakan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Bilimsel Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır (2022/274). Araştırmanın evrenini Necmettin Erbakan Üniversitesi psikiyatri polikliniğine başvuran hastalar oluşturmuştur. Çalışma öncesinde veri toplama araçlarının anlaşılırlığı değerlendirilmiş, Ekim- Kasım 2022 tarihleri arasında veriler toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden 111 hasta (45 erkek, 66 kadın) oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplanmasında sosyodemografik özellikler ve hastalık bilgilerini içeren Tanıtıcı Bilgi Formu, Kendini Sabote Etme Ölçeği (KSÖ), Morisky Tedavi Uyumu Ölçeği (MTUÖ) olmak üzere üç form kullanılmıştır. Araştırma bulgularında poliklinik kontrolüne düzensiz gelenlerin düzenli gelenlere göre daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-3,207 p=0,001) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,259 p=0,001) sahiptir. İlaç uyumu durumuna göre incelendiğinde ise düzensiz ilaç kullananlar düzenli ilaç kullananlardan daha yüksek Kendini Sabote Etme puan ortalamasına (z=-2,509 p=0,012) ve Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği puan ortalamasına (z=-4,788 p=0,001) sahiptir. Araştırma sonucunda kendini sabote etme değişkeni Morisky tedaviye uyum puanlarını %7,9 düzeyinde açıklamaktadır. Bu çalışma ile kronik ruhsal hastalığı olan bireylerde kendini sabote etme davranışlarının ilaç uyumlarını olumsuz etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: İlaç, kendini sabote etme, kronik ruhsal hastalık, tedavi, uyum.

Kendini sabotajPsikiyatrik hastalarPsikiyatrik hastalıklar+4
İlkay Çağlayan
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Din görevlilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı ve ruhsal hastalıklara yönelik damgalama düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma din görevlilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı (RSOY) ve ruhsal hastalıklara yönelik damgalama düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Çalışma, Erzincan il merkezinde imam-hatip- müezzin ve Kur'an kursu öğreticisi kadrosunda görev yapan ve Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak çalışan, gelişigüzel örneklem yöntemi ile seçilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 307 din görevlisi ile yürütüldü. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Ruh Sağlığı Okuryazarlık Ölçeği"(RSOY ölçeği) ve "Damgalama Ölçeği"(DÖ) kullanılarak toplandı. Verilerin analizi Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H Testi ile yapıldı. Kruskal Wallis H Testi sonucu anlamlı ise çoklu karşılaştırmalar Bonferroni düzeltmesi testi yapıldı. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon ve doğrusal regresyon analizi ile değerlendirildi. RSOY ölçeği toplam puan ortalaması 14,91±3,61 olarak belirlendi. Cinsiyet, yaş, meslekte çalışma süresi, eğitim düzeyi, ruhsal hastalığı olan bireyle tanışma durumu ve ruhsal hastalığı olan birinden yardım başvurusu alma değişkenlerinin RSOY puanlarında farklılaşma yaptığı belirlendi. Bu çalışmada, damgalama toplam puan ortalaması 58,22±11,87 puan olarak belirlenerek din görevlilerinin damgalama düzeyi yüksek olarak değerlendirildi. Cinsiyet, görev ve internet erişimi değişkenlerinin damgalama toplam puanı üzerinde farklılaşma yaptığı belirlendi. RSOY puanı ile damgalama toplam puanı arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ve çok zayıf bir ilişki belirlendi (rho=-0,156 p=0,006). Sonuç olarak; din görevlilerinin RSOY düzeyi orta düzey, damgalama düzeyleri ise yüksek olarak tanımlandı. Din görevlilerinin RSOY düzeyleri arttıkça damgalama düzeylerinin azaldığı ve RSOY puanlarının ise damgalama puanlarını %1,5 oranında açıkladığı belirlendi.

DamgalamaDinDin görevlileri+4
Mahsum Korkutan
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inançlarının araştırılması

Bu araştırmada; ruhsal hastalıklara yönelik inançların, sosyo-demografik verilerle birlikte ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmaya, İstanbul Bilim Üniversitesi'nde çeşitli bölümlerde öğrenim gören altı yüz kırk üçü kadın, yüz kırk yedisi erkek; yedi yüz doksan öğrenci katılmıştır. Araştırmada, demografik özelliklerin belirlenmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan 'Sosyo Demografik Bilgi Formu' , ruhsal hastalıklara yönelik inançların belirlenmesi amacıyla 'Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği' kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, Kolmogorov-Smirnov Normallik Testi, Bağımsız Örneklem T Testi, Bağımsız Örneklem Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis T testi, Pearson Korelasyon Testi uygulanmıştır. Yapılan istatiksel analizlerin sonucunda; yaş, eğitim bölümleri, doğdukları yerlere göre, psikiyatrik muayene ve tedavi öyküsü, aileden psikiyatrik muayene ve tedavi öykülerinin olup olmama ve tehlikelilik, çaresizlik ve kişiler arası ilişkilerde bozulma, utanma arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, bu ilişkiler detaylı tablolar ve açıklamalarla ifade edilmiştir. Anahtar Sözcükler Ruhsal hastalık, İnanç, Üniversite Öğrencileri

Demografik özelliklerHastalıkMental bozukluklar+4
Ahmet Gedik
Demiroğlu Bilim University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00

Related subjects