Pulmonary embolism

73 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner tromboemboli tanı ve prognozunda profilin-1 düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Pulmoner Tromboemboli (PTE) morbidite ve mortalitesi yüksek olan majör kardiyovasküler hastalıklardan biridir. Hastalığın tanısının erken konulması ve prognoz tayinin doğru şekilde yapılması klinik yönetimde oldukça önemlidir. Biz bu çalışmada pulmoner tromboemboli tanısında ve prognozunun değerlendirilmesinde Profilin-1' in etkinliğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Mart 2022 ve Mart 2023 arasında Samsun Üniversitesi Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran 18 yaşından büyük PTE tanısı almış hastalar ve benzer sosyodemografik özelliklere sahip sağlıklı gönüllüler üzerinde gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmada PTE tanısı almış 102 kişi hasta grubunu, sağlıklı gönüllülerden oluşan 64 kişi de kontrol grubunu oluşturdu. Hasta grubunun median serum Profilin-1 düzeyi 2878 (124-5001) pg/mL iken kontrol grubunun median serum Profilin-1 düzeyi 579 (125-5001) pg/mL idi. Hasta grubunun serum Profilin-1 düzeyi kontrol grubundan anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). PTE tanısında 984,46 pg/mL ve üzerindeki Profilin-1 düzeylerinin %76,5 sensitivite ve %79,7 spesifiteye sahip olduğunu saptadık (AUC: 0,817 ; CI: 0,750- 0,873; p<0,0001). Mortal seyreden hastaların median serum Profilin-1 düzeyi 5001 (1793,3-5001) pg/mL iken mortalite gelişmeyen hastaların median serum Profilin-1 düzeyi 1858 (124-5001) pg/mL idi. Mortalite gelişen hastaların serum Profilin-1 düzeyi mortalite gelişmeyenlerden anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). PTE prognozunda 3292,1 pg/mL ve üzerindeki Profilin-1 düzeylerinin %90,9 sensitivite ve %71,3 spesifiteye sahip olduğunu saptadık (AUC: 0,861 ; CI: 0,778 - 0,921; p<0,0001). Sonuç: Profilin-1 düzeyleri pulmoner tromboemboli tanısında ve prognozunda kullanılabilir bir parametredir. Anahtar Kelimeler: Pulmoner tromboemboli, Profilin-1, acil servis, biyobelirteç

Acil servis-hastaneBiyobelirteçlerEmboli ve tromboz+5
Elif Karaca
Samsun Üniversity
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner tromboembolili hastaların klinik, laboratuvar özellikleri ve altı aylık takiplerinde nüks ve tedaviye bağlı komplikasyonların takibi

Giriş ve Amaç Pulmoner tromboemboli mortalite ve morbiditesi yüksek, tekrarlayabilen, tanısı zor olabilen fakat önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu çalışmamızda pulmoner emboli tanısı alan hastaların, klinik belirti ve bulgularını, risk faktörlerini, laboratuvar sonuçlarını, klinik skorlamaların ve radyolojik görüntülemelerin tanıdaki yerlerini, altı aylık takiplerinde hastalık ve tedaviye bağlı komplikasyonları değerlendirmeyi amaçladık. Ayrıca kazanılmış risk faktörü olan pulmoner embolili olgularda genetik mutasyonları ve trombofilik durumları tespit etmeyi amaçladık. Materyal ve Metod Çalışmamız daha önce venöz tromboemboli (VTE) öyküsü ve antikoagülasyon kullanım öyküsü olmayan, göğüs hastalıkları polikliniğine, acil servisine başvuran veya başka bir nedenle hastanede yatarken pulmoner tromboemboli tanısı alan 60 hastaya ait verilerin incelendiği prospektif bir araştırmadır. Bulgular Olguların ortalama yaşı 59,9±18,7 idi, %51,6'sı 65 yaşın üzerindeydi. Çalışmaya alınan olguların en sık başvuru şikâyeti nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı idi. En sık görülen bulgular ise takipne ve taşikardi idi. Olguların yarısına yakınının özgeçmişinde en az bir komorbid hastalık vardı. Olgulara eşlik eden en sık iki komorbid durum hipertansiyon ve kardiyak hastalıklar idi. Olguların tümünde en az bir risk faktörü, yarısından fazlasında ise en az iki risk faktörü mevcut iken ortalama risk faktörü sayısı 2,5 idi. Olguların genetik tetkiklerde olgu başına ortalama 2 mutasyon görülürken daha çok heterozigot mutasyonlar ön planda idi, en sık plazminojen aktivatörü inhibitörü tip 1 (PAI-1) ve metilentetrahidrofolat redüktaz (MTFHR) heterozigot mutasyonları görüldü. Olguların bilgisayarlı tomografisinde trombüs lokalizasyonu en sık sağ ana pulmoner arterdeydi. Sonuçlar Pulmoner emboli toplumun yaşlanması ve buna bağlı risk faktörlerinin artması ile birlikte daha çok görülen ve önemi daha da artan bir hastalık olmaya devam etmektedir. Olgularımızın tamamında en az bir tane kazanılmış risk faktörü olduğundan, anamnez derinleştirilirse neredeyse her hastada kazanılmış risk faktörü bulunabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca yine pulmoner emboli tanısı almış olguların tamamına yakınında genetik veya trombofilik durumlar tespit edilebileceğini düşünüyoruz. İmmobilizasyon ve obezitenin VTE ile en sık ilişkili önlenebilir risk faktörleri olması sonucuna ulaşılmış ve tanısal algoritmalarda yeni klinik tahmin skorlamaları geliştirilmesi kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Antikoagülanlar; Derin ven trombozu; Pulmoner emboli; Risk faktörleri; Trombofili

AntikoagülanlarEmboli ve trombozKomplikasyonlar+7
İbrahim Halil Üney
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner tromboemboli şüphesi taşıyan hastaların bilgisayarlı tomografi görüntülerinin yapay zeka ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada; erişkin hastalarda mortalitenin önemli bir nedeni olan pulmoner emboliyi (PE) bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (BTPA) görüntüleriyle acil serviste erken dönemde tanımak ve pulmoner emboliyi doğru lokalize etmek için yapay zeka kullanarak oluşturulan bilgisayar destekli algoritma kullanıldı. Retrospektif metodolojik bir araştırma olarak yapılan bu çalışmada, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne 01 Ocak 2016 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran ve PE ön tanısı ile BTPA tetkik edilen 1948 hastaya ait veriler analiz edildi. Hastalara ait görüntüler DICOM formatında kaydedildikten sonra Python programlama diliyle yazılmış olan algoritma üzerinde standardize edilerek değerlendirildi. Tasarlanan yapay zeka algoritması tarafından bu hastaların BTPA görüntüleri, PE varlığı ve yokluğu; PE varsa embolinin anatomik seviyesi (masif, ana pulmoner, lober, lober+segmenter, segmenter, subsegmenter) açısından değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların %51,4 ü kadın (n=1002), %48,6'sı erkekti (n=946). Hastalarda median yaş 61.50 yıl olarak saptandı. Radyolog yorumu altın standart olarak baz alındığında; segmenter PE tanısı için yapay zeka analizinin sensitivitesi %82,3, spesifitesi %93,5, pozitif prediktif değeri %29,5, negatif prediktif değeri ise %99,4 olarak hesaplandı. Ana pulmoner PE açısından yapay zeka analizinin sensitivitesi %84,2, spesifitesi %99,7, pozitif prediktif değeri %80, negatif prediktif değeri ise %99,7 olarak hesaplandı. Masif PE açısından yapay zeka analizinin sensitivitesi %84,6, spesifitesi %99,6, pozitif prediktif değeri %82,5, negatif prediktif değeri ise %99,7 olarak hesaplandı. Çalışmaya katılan tüm hastaların yapay zeka analizinde yanlış pozitiflik oranı %54,4 (n=276) olarak hesaplandı. Yapay zeka analizine göre, yanlış pozitif olan vakaların %44,1'i (n=127) subsegmenter PE olarak bulundu. Sonuç olarak 24 saat radyolog yorumu sağlanamayan acil servislerde yapay zeka analizlerinin kullanımı özellikle ana pulomer arter ve masif PE'lerin erken tanısının konulmasında acil servis hekimlerine büyük kolaylık sağlayacaktır. Subsegmenter PE başta olmak üzere daha küçük pulmoner arter dallarındaki PE'lerin tanısı için yapay zeka analizlerinin daha da geliştirilmesi gerekmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpEmboli+4
Yasin Bucak
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ETCo2, ETCo2/PaCo2 ve alveolar ölü boşluk alanının pulmoner emboli tanı ve şiddetini değerlendirmedeki rolü

Amaç: Pulmoner tromboemboli (PTE) hafif semptomlardan, hayatı tehdit eden sağ kalp yetmezliği gibi ciddi durumlara kadar değişen klinik sunumlarla karşımıza çıkabilen tromboembolik bozukluktur PTE evrensel bir sorundur ve batı dünyasında kardiyovasküler ölüm sebeplerinin ilk sıralarında yer alır Bu hastalığa özgü klinik bulgu ve semptom olmadığı için tanının atlanması kolay tanı koymak ise zordur. Bu sebeble pulmoner emboli şüphesi olan hastalarda ETCO2, ETCO2/PaCO2(parsiel karbondioksit)'in ve ADSF'nin genel tanısal performansını karakterize etmek ve farklı ETCO2 ADSF ve ETCO2/PaCO2 kesimlerinde; hassasiyet, özgüllük, olabilirlik oranlarını belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler : Çalışmamız, maddi finansman ile desteklenmemiş olup 5 Kasım 2021-28 Eylül 2022 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Yetişkin Acil Servisi'ne dispne, göğüs ağrısı, hemoptizi, tek taraflı bacak ağrısı gibi değişik şikayetler ile başvuran pulmoner emboliden şüphe edilen ve çalışma hakkındaki bilgilendirme formunu imzalayan 94 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların başvurudan herhangi bir tedavi alma anına kadar geçen süre içinde AKG'dan elde edilen PaCO2 değeri, PE'den şüphelenilen hastalardan kan gazı alındığı sırada EMMA marka kapnografi ve EMMA Airway Adaptör kullanılarak ağızdan mainstream (santral akım) yöntemi ile soluması istendi ve 1 dakika içinde 3 nefes ölçümünün ortalaması alınıp kaydedildi. Bu ölçülen ETCO2 ve PaCO2 verilerinden elde edilen ETCo2/PaCo2 ve ADSF verileri kaydedildi. ADSF Kararlı durum sonu-tidal alveolar ölü boşluk fraksiyonu, Bohr denkleminden türetilen formülle hesaplandı; (PaCO2-ETCO2)/PaCO2. Bulgular : Hastaların yaş ortalamasının 66,68 ± 16,67 yıl olduğu %57,4'ünün (n=54) erkek olduğu tespit edildi. Komorbit hastalıklardan en sık saptananlar %28,7 (n=27) ile malignite, %28,7 (n=27) ile hipertansiyon ve %20,2 (n=19) ile obstrüktif akciğer hastalığı olarak belirlendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların % 13,8'inin (n=13) yakın zamanda ameliyat olma öyküsü vardı. En sık acil servise başvuru şikâyetleri %54,3 (n=51) ile dispne, %23,4 (n=22) göğüs ve sırt ağrısı, %8,5 (n=8) ile hemoptizi olarak kaydedildi. Sistolik kan basıncı, saturasyon, ETCO2, PaCO2, ETCO2/PaCO2 düzeyleri BT'de pulmoner emboli tespit edilen hastalarda daha düşük, ADSF ve Wells skoru düzeyi daha yüksek tespit edildi (p değerleri sırasıyla; 0,024; 0,002; 0,003; 0,018; 0,031; 0,041,<0,001). Sonuç : Semptom ve şikayetleri ile klinik sunum nedeniyle PE'den şüphe edilen ve wells skoru ve d-dimer yüksekliği ile PE ön tanısı desteklenen hastalarda kapnoğraf ile ölçülen düşük ETCO2 sonucu ve arterial kan gazından ölçülen PaC02 yardımıyla hesaplanan , düşük ETCO2/PaCO2 oranı ve artmış ADSF sonuçları PE' yi öngörücü olarak kullanılabilir. Fakat bu sonuçlar tek başlarına tanı koyma ve dışlama kriteri olarak yetersizdir. Klinik tahmin kuralları ile beraber kullanılması ileri test gerekliliğini azaltabilir.

ETCO2Emboli ve trombozHastalık şiddeti+5
Kamuran Özkaya
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pulmoner embolide EPAS-1'in tanısal ve prognostik önemi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız pulmoner tromboemboli hastalarında başvuru anında bakılan laboratuvar parametreleri ve skorlama sistemlerine ek olarak hipoksi ile artışı kanıtlanan bir biyomarker olan EPAS-1 düzeylerinin tanı anında ve tedavi sonrasında değişimlerini ortaya koymaktır. Yöntem: Çalışmamıza Kardiyoloji kliniğinde takip edilen tanı konulmuş 60 adet pulmoner emboli hastası ve Kardiyoloji polikliniğine muayene olup pulmoner embolisi olmayan benzer demografik özelliklere sahip 60 adet kontrol grubu dahil edilmiştir. Hastalara başvuru anında belirlenen laboratuar parametreleri bakılmış, elektrokardiyografik, ekokardiyografik ölçümleri kaydedilmiştir. Ayrıca pulmoner emboli risk ve şiddet skorlamaları uygulanmış buna ek olarak EPAS-1 düzeyleri çalışılmıştır. Tedavi yanıtını belirlemek için 3 gün sonra EPAS-1 düzeylerinin kontrolü yapılmış ve kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Her iki grup arasında demografik özellikler, hipertansiyon, diyabetes mellitus, koroner arter hastalığı ve akciğer hastalığı açısından fark yoktu. EPAS-1 düzeyleri tanı anında kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulundu ((3,6±1,42/1,57±0,45), p<0.001). Hasta grubunda PESI şiddet skoru ve risk skoru ile istatistiksel anlamlı şekilde pozitif yönde korelasyon gösterdi. EPAS-1 düzeylerinin hastaların tedavileri ile gerilediği ve tedavi çeşitlerine göre düşme eğilimlerinin farklı olduğu gösterildi. Exitus olan hastalarda ise tedaviye rağmen EPAS-1 düzeylerinin artmaya devam ettiği gösterildi (p:0.014) Sonuç: Pulmoner tromboemboli hastalarında halen tanı koydurucu veya dışlama kriteri olarak kullanılabilecek bir biyomarker bulunmamaktadır. EPAS-1 düzeylerinin pulmoner emboli hastalarında tanı anında yükseldiği tespit edilmiş, medikal tedavi başarısı sonrasında düşüşü gösterilmiştir. Çalışmamız, pulmoner emboli hastalarında skorlama sistemleri ve diğer kullanılan laboratuar parametreleri ile anlamlı ve korele seyreden EPAS-1 seviyelerinin, hastalığın tanı sürecinde öngördürücü bir değer olarak kullanılabilmesi ve tedavi yanıtının değerlendirilmesinde tamamlayıcı bir rol alması açısından önem arz etmektedir.

DispneaEmboliEmboli ve tromboz+7
Ahmet Taha Şahin
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner tromboemboliden şüphelenilen kanser hastalarında D-dimer tetkikinin tanısal değerinin incelenmesi

Amaç: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuran pulmoner emboli (PTE) şüphesiyle pulmoner bilgisayarlı tomografi anjiografi (BTPA) görüntülemesi yapılan kanser hastalarında D-Dimer testinin tanısal performansının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak planlanan çalışmada 01.01.2018- 31.12.2022 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi Acil Servise başvuran PTE şüphesiyle BTPA çekilen kanser tanılı hastalar çalışmaya dâhil edilmiştir. Hastaların çalışmada kullanılacak verileri çalışma formuna kaydedildi. Revize Geneva Skoru, Khorana skoru, kan gazı analizi sonuçları (pH, pO2, pCO2, HCO3, laktat), laboratuvar test sonuçları (hemoglobin, beyaz küre sayısı, trombosit sayısı ve platelet dağılım hacmi), D-Dimer düzeyi ve BTPA'da PTE varlığı (PTE var/PTE yok) incelendi. Hasta sonlanımı olarak; BTPA'da PTE varlığı (PTE var/PTE yok) incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %39,8'i kadın (n=193) ve %60,2'si erkek (n=292) idi. Hastaların yaş ortalamasının 68,05±12,085 yıl olduğu saptandı. Hastaların %30,3'ünde (n=147) PTE saptandı. PTE saptanan hastaların düşük olasılıklı kategoride %25,9'u , orta olasılıklı kategoride %28,6'sı ve yüksek olasılıklı kategoride %60,7'si idi. Çalışmamızda PTE saptanan hastalarda (n=147) D-Dimer düzeyinin ortalaması 5773,44 ±764,43 (%95 Güven Aralığı: 4262,66-7284,23) ng/mL ve ortancası 2813 (IQR: 5147) ng/mL, Düşük olasılık grubunda D-Dimer için ≥1950 ng/mL eşik değerinin PTE varlığını öngörmede duyarlılığının %71,4 ve özgüllüğünün %75 olduğu saptandı. Bu eşik değer için Negatif Prediktif Değerin %88,2 olduğu saptandı. Orta olasılık grubunda D-Dimer için ≥1750 ng/mL eşik değerinin PTE varlığını öngörmede duyarlılığının %73,2 ve özgüllüğünün %58 olduğu saptandı.D-Dimer düzeyinin 500 ng/mL ve 1750 ng/mL eşik değerleri PTE varlığı açısından karşılaştırılmıştır. Orta olasılık grubunda D-Dimer düzeyinin ≥1750 ng/mL olmasının PTE (+) olasılığı (OR=3,763 %95CI: 2,379-5,954), D-Dimer düzeyinin ≥500 ng/mL olmasına göre (OR=2,125 %95CI: 1,069-4,220) daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda klinik olasılık değerlendirmesinin (Revize Geneva Skoru) kanser hastaların kanseri olmayan hastalara göre daha az klinik fayda sağladığı ve D-Dimer testi için kanser hastalarında daha yüksek eşik değerlerin kullanılmasıyla tanısal performansın arttırılabileceğini ortaya koyduk. Anahtar Sözcükler: Kanser, Pulmoner Tromboemboli (PTE), D-Dimer, Acil Servis

Acil servis-hastaneAcil tıpD-dimer+5
Muhammed Sani Çevik
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner emboli şüpheli hastalarda CRP, d-dimer, d-dimer/CR nin klinik olasılıkla ilişkisi ve tanısal değeri

Amaç: Pulmoner emboli ön tanısı ile toraks bilgisayarlı tomografi anjiografi ve/veya akciğer sintigrafisi çekilen hastaların D-dimer, CRP, D-dimer/CRP parametreleri incelenerek PE için tanısal değerlerinin araştırılması planlandı. Böylece gereksiz to-raks BT Anjiografi çekilmesinin azaltılabileceği düşünüldü. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sök-men Tıp Fakültesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polik-liniği ve Acil servise başvuran ve pulmoner emboli ön tanısı ile toraks BT Anjiografi ve/veya akciğer sintigrafisi çekilen, eş zamanlı olarak D–dimer ve CRP tetkikleri ça-lışılan hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Wells skoru ile D-dimer, D-di-mer/CRP ve CRP kombinasyonunun pulmoner emboli ön tanısında etkinliği ve güve-nirliliği değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamıza pulmoner emboli şüpheli 79 hasta dahil edildi. Pulmoner em-boli tanısı objektif testlerle kesinleştirilen hastalar ile pulmoner emboli ekarte edilen hastaların karşılaştırılan bazı testlerinin sonuçları; WELLS skoru PTE tanı koymadaki özgüllüğü %100, duyarlılığı %41.3, D-dimer duyarlılık % 91.3, özgüllük %27.27 CRP duyarlılığı %84.7 özgüllüğü %42.4 bulundu. CRP oranları PTE görülen has-talarda anlamlı derecede yüksekti. Fakat D-dimer /CRP oranı tanı koymadaki özgüllüğü %56, duyarlılığı %45, bulundu. Hastaların D-dimer/CRP değerlerinin PTE tanısı koymasında duyarlılık ve özgüllüğün bir arada veren ROC eğrisi analizi yapıldı. Cutt off D-dimer/CRP oranı değeri = 119.5 idi. Sonuç: Çalışmamızda D-dimer ve CRP oranları PTE görülen hastalarda anlamlı oranda yüksek bulundu fakat D-dimer / CRP oranları PTE ön tanısındaki duyarlılık ve özgüllüğü tanı koymada daha az değerli bulundu. Anahtar Kelimeler: pulmoner emboli, D-dimer, CRP

C reaktif proteinD-dimerPulmoner emboli+2
Yunus Günkan
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

D-dimer değeri yüksek olan ve acil patoloji saptanmayıp taburcu edilen hastaların takibi ve sonuçlarının retrospektif analizi

Çalışmamızın amacı acil servise başvuran, D-dimer değeri yüksek olup acil patoloji saptanmayan hastaların taburculuktan sonraki süreçte yapılan takiplerinde morbidite ve mortalite oranının retrospektif olarak incelenmesidir. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi AS'ine Ocak 2018-Aralık 2019 tarihleri arasındaki iki yıllık dönemde başvuran PE ön tanısı ile D-dimer tetkiki istenen 18 yaş üstü hastalar çalışmaya dâhil edilmiştir. D-dimer değeri yüksek olup bir patoloji saptanmayan ve taburcu edilen olgular hasta grubu olarak alınmıştır. Kontrol grubu olarak ise D-dimer negatif olup patoloji saptanmayan ve taburcu edilen hastalardan oluşmuştur. Çalışmaya 297 D-dimer (+) ve 297 D-dimer (-) olmak üzere toplam 594 olgu dâhil edilmiştir. D-dimer (-) grupta hasta oranı %1,68 (n=5) iken D-dimer (+) grupta bu oran %18,86 (n=56) olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001). Dimer (+) grupta en sık rastlanan hastalık pnömoni (n=11) ve Koroner Arter Hastalığı (n=5) olarak tespit edilmiştir. D-dimer (-) grupta exitus oranı %1,68 (n=5) iken D-dimer (+) grupta bu oran %11,78 (n=35) olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001). Sonuç olarak D-dimer pozitif grupta hem hastalık hem de mortalite oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur.

Acil servis-hastaneD-dimerEmboli+6
Fulya Büşra Kaval
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste dinamik bilgisayarlı tomografi ile pulmoner emboli tanısı konulan hastaların manyetik rezonans görüntüleme bulgularının değerlendrilmesi

ÖZETGiriş ve Amaç: PE hayatı tehdit eden acil servislerde hekimlerin sık karşılaştığı birhastalıktır. Erken tanı tedavisi kadar önemlidir. Toraks BT, PE tanısında en sık kullanılangörüntüleme yöntemidir. Gebelerde, kontrast alerjisi ya da böbrek yetmezliği olanhastalarda toraks BT kontrendikedir. MR tetkiki son yıllarda kullanımı artan radyasyoniçermemesi nedeniyle önemli bir görüntüleme yöntemidir. Bu çalışmanın amacı; PEdüşünülen ancak böbrek yetmezliği, kontrast madde alerjisi, gebeliği olan hastalar ilegörüntülemenin hızlı yapılması gereken hastalarda, toraks difüzyon MR görüntülemetekniğinin kullanabilirliğini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışma 5 Aralık 2010 ? 31 Kasım 2011 tarihleri arasındahastanemiz Acil Servisine başvuran dinamik kontraslı BT ile PE tanısı konulmuş 29 hastayıkapsamaktadır. Dinamik kontrastlı toraks BT ile PE tanısı konulmuş bu hastalara toraksdifüzyon MR görüntüleme yöntemi uygulandı.Bulgular: PE tanısı konulan 29 hastada, dispne ve göğüs ağrısının en sık başvuru nedeniolduğu tespit edildi. Ortalama ADC değeri tüm hastalar için 2.39x10-³±4.6 mm²/sn olarakbulundu. Enfarktların ortalama ADC değeri 1,98x10-³±4,5 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi alanları için ortalama ADC değeri 2,57x10-³±3,3 mm²/sn olarak bulundu.Atelektazi 20 (%59,1) hastada, enfarkt 9 (%30,9) hastada gözlendi. ADC değeri açısındanatelektazi ve enfarkt arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.0001).Sonuç: PE tanısının konulmasında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraks difüzyon MR tetkiki alternatif bir görüntüleme yöntemi olabilir. Özellikle gebelerde,kontrast madde alerjisi olanlarda, böbrek yetmezliği olan olgularda ve hızlı görüntülemeningerektiği durumlarda, PE tanısında ve PE'nin periferik lezyonlarının değerlendilmesindetoraksın difüzyon ağırlıklı görüntüleme tetkiki yararlı sonuçlar verebilir. Difüzyon toraksMR görüntüleme tetkikinin PE tanısında kullanılabilmesi için daha erken dönemdeuygulanmış daha çok vaka ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.nahtar kelimeler: Pulmoner emboli, toraks difüzyon manyetik rezonans görüntüleme,toraks bilgisayarlı tomografi

Acil servis-hastaneDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeGöğüs+3
Sevgi Yumrutepe
İnönü University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran ve pulmoner emboli ön tanısı ile D-dimer istenen hastaların prognostik özellikleri ve mevcut komorbiditeleri ile ilişkisinin retrospektif olarak incelenmesi

Çalışmamızın amacı pulmoner emboli ön tanısıyla acil servise başvuran ve D-dimer istenen hastalarda D-dimer belirtecinin etkinliğini araştırmaktır. Bu çalışma Ocak 2018 ve Aralık 2018 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılmıştır. Acil Servise başvuran hastalar arasında pulmoner emboli ön tanısı düşünülerek D-dimer istenen 18 yaş ve üzerindeki hastalar çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmaya 1961 erkek (%57,6) ve 1446 kadın (%42,4) olmak üzere toplam 3407 hasta dâhil edildi. Hastaların yaş ortalaması 59,74 (+/-18,08) olarak hesaplandı. D-dimer (+) olan toplam 1968 hasta incelendiğinde; toplam 74 hastada (%10,54) PE tanısı konulurken en sık konulan diğer tanıların oranı sırayla %33,61 (n=236) pnömoni ve %13,96 (n=98) Akut Koroner Sendrom olmuştur. Yeni tanı konulan 925 hastanın 315'i (% 34,05) Yoğun Bakım Ünitesine, 410'u (% 44,32) kliniğe yatırılırken 188 hasta (% 20,32) taburcu edilmiştir. D-dimer negatif 1443 hastanın dosyası incelendiğinde; 7 (%3,13) hastada pulmoner emboli tanısı konulurken en sık konulan diğer tanıların oranı sırasıyla %44,84 (n=100) Akut Koroner Sendrom ve %24,21 (n=54) pnömoni olmuştur. Hastaların 95'i (%42,6) Yoğun Bakım Ünitesine, 70'i (%31,4) kliniğe yatırılırken 54 hasta (%24,2) taburcu edilmiştir. Her iki grupta da pulmoner emboli en sık konulan tanı değildi. Fakat D-dimer pozitif hasta grubunda yeni tanı konulan, klinik ve yoğun bakım yatış gerektiren hastaların oranının anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak D-dimer pozitif olgularda pulmoner emboli tespit edilmese bile klinik ve yoğun bakım ünitesi yatışı gerektiren ciddi tabloların sıklığı göz önünde bulundurularak bu hastaların ileri tetkik ve tedavisinin gerektiği düşünülmektedir.

Acil servis-hastaneAcil tıpD-dimer+5
Burak Kurtoğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner emboli tanısı konulan hastalarda delta nötrofil indeksinin 28 günlük mortaliteyi ve trombolitik tedavi endikasyonlarını öngörmedeki yeri

GİRİŞ: Pulmoner emboli (PE), etkin tedavisi olan, sık görülen ve tedavi edilmezse yüksek mortalite oranları olan bir hastalıktır . PE'li hastalarda semptomların, radyolojik ve laboratuvar bulgularının non-spesifik olması olguların büyük çoğunluğunun doğru tanı almasına engel olmaktadır. Tanı konulamadığı zaman mortalite oranlarının yüksek olması, hızlı tanı konulması ve hemen tedaviye başlanmasının gereksinimini doğurmaktadır. Delta nötrofil indeksi(DNI) periferik dolaşımda immatür granülositleri gösteren bir belirteçtir.DNI genel olarak inflamasyon durumlarında yükseldiğini gösteren çalışmalar mevcuttur. PE'de pulmoner vasküler damarlarda inflamasyonun gösterilmesi DNI' da artış olduğunu düşündürmüştür. materyal ve YÖNTEM: Çalışmamızda acil servise 15.03.2019-15.08.2020 tarihleri arasında başvuran hastalar retrospektif olarak incelendi. Acil servisimizden göğüs hastalıkları servisine pulmoner emboli tanısı ile konsültasyon yapılan 503 hasta değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 311 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, kronik hastalıkları, laboratuvar bulguları (WBC, RDW,DNI, üre, kreatinin, pH,laktat,), pulmoner emboli lokalizasyonu, semptomları, trombolitik tedavinin acil serviste verilip verilmemesi, 28 günlük mortalite durumu kayıt altına alındı. Verilerin analizi IBM SPSS 16.0 for Windows programında gerekli testlerle gerçekleştirilmiş ve anlamlılık değeri p < 0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: 311 hastanın değerlendirildiği çalışmamızda ortalama yaş 69±17 idi. Değerlendirilen hastalarda sağ olan ve 28 gün takibinde ex olan hastaların yaş dağılımında anlamlı farklılık saptanmıştır. Yaşı daha yüksek olan hastaların mortalite oranlarının fazla olduğu bulundu. Çalışmamızda 257 hasta (%82,6) 28 günlük takibinde sağ ; 54 hasta (%17,4) ex olmuştur. 28 günlük ölüm varlığına göre biyokimyasal parametreler değerlendirildiğinde; WBC, NEU, LYM, LYM%, EOS, RBC, HGB, RDW, DNI, üre, D-dimer, Troponin ve CRP istatistiksel olarak anlamlı derecede iki grup arasında farklı bulundu. DNI değerleri ortancası sağ olanlarda 0,00 (0,00-1,33); ex olanlarda 0,20 (0,00-2,90) p değeri 0,013 olarak saptanmıştır. DNI değeri arttıkça 28 günlük mortalite oranında artış olduğu bulundu. Çoklu değişken analizinde sadece üre parametresinin mortalitenin öngörülmesinde etkili olduğu hesaplandı. Ex olan grupta üre yüksek olarak tespit edildi. SONUÇ: PE, acil servise başvuran hastalar için önemli mortalite ve morbidite nedenidir. Çalışmamız sürecince taradığımız literatürde şimdiye kadar acil serviste yapılmış PE'de delta nötrofil indeksinin mortaliteye etkisi ile ilgili çok az çalışmaya rastlanmıştır. DNI' nin özellikle inflamatuar süreçlerde yükselmesi PE'nin de inflamatuar bir süreç olması DNI'nın artacağını düşündürmektedir. CBC'nin bir parçası olarak elde edilen DNI değerleri, ek maliyet veya zaman yükü olmadan kolayca belirlenebilir. Artan bir DNI değeri, akut PE'li hastalarda 28 günlük mortaliteyi tahmin etmek için bir belirteç olarak yararlı olduğunu öngörmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Pulmoner Emboli, Acil Servis, Delta nötrofil İndeksi (Dnı), Mortalite,

Acil servis-hastaneEmboliMortalite+3
Adil Emre Gezer
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner embolide hastalık ağırlığını belirlemede high sensitive troponin I duyarlılığı

Pulmoner emboli (PE) pulmoner arterlerin aniden kan akımının embolizan materyal ile tıkanması sonucu gelişen acil bir klinik tablodur. Bu tıkanıklık pıhtı ile olursa tromboemboli denmektedir. Tromboembolik olaylar dünyada kardiyovasküler sendromlar arasında üçüncü sırada yer almaktadır. Hızlı tanı ve uygun tedavi ile tamamen geri dönüşü olabilen bir hastalıktır. En sık uyluk derin venlerinde oluşan trombüs materyalinden kopan parçanın venöz dolaşım ile pulmoner arterlere ulaşması sonucu gelişir. Bu tablo asemptomatik olabileceği gibi şok ve ani ölümle de sonuçlanabilir. Ortaya çıkan klinik tablo hastanın hemodinamik rezervine, trombüs yüküne, ek hastalıklarına bağlı olarak değişebilmektedir. Bu nedenle bu çalışmada hastalığın ağırlığını belirlemede yeni yaygınlaşan high sensitive troponin I 'nın (P) duyarlılığını araştırmayı amaçladık. Bu çalışmaya toraks bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (BTPA) ile kanıtlanmış PE tanısı almış, yatarak veya ayaktan tedavi alan 92 olgu alındı. Olguların yaş ortalaması 61.9 (yaş aralığı 18-96) olup 50'si (% 54,4) kadın, 42'si (% 45,6) erkekti. Olguların yaş, cinsiyet, vital bulgular, hsTnI, NT-proBNP, D-Dimer, tam kan sayımı ve rutin biyokimyasal tetkik sonuçları, geliş şikayetleri, özgeçmiş bilgileri ve tedavi sonlanım durumları (ayaktan takip, servis yatışı, konsültasyon üzerinden takip, yoğun bakım yatışı, ölüm) kaydedildi. Hastaların bir aylık dönemdeki mortaliteleri, Ölüm Bildirim Sistemi (ÖBS) ve hasta yakınları ile iletişime geçilerek belirlendi. Çalışmanın başlangıcında olgular ESC pulmoner emboli klavuzu mortalite risk belirlenmesi sistemi kullanılarak; düşük, orta düşük, orta yüksek ve yüksek olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Sonrasında gruplar birleştirilerek orta düşük ve düşük risk grubuna düşük, orta yüksek ve yüksek riskli gruba yüksek mortalite riskli grup denildi. Olguların 41'i (%44,5) yüksek riskli grupta (yüksek ve orta-yüksek riskli) iken 51'i (%55,4) düşük riskli (orta-düşük ve düşük riskli) idi. Bu çalışmada akut PE olan hastalarda hsTnI değeri, yüksek mortalite riskli grupta düşük mortalite riskli gruba göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). NT-proBNP ortalaması yüksek risk grubunda istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). Ancak ex olan olgular ve yüksek risk grubu karşılaştırmasında hsTnI'ya benzer yükseklik görülmedi. EKO'da sağ boşluk genişliği ve sPAB açısından yapılan analizde düşük ve yüksek mortalite risk grupları arasında anlamlı farklılık izlendi (p<0,05). Diyabetes Mellitus olgusu yüksek mortalite riskli grupta daha yüksek bulundu. Bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Obezite tanılı olgu düşük risk grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05). Ex olan olgu grubunun yarısı DM tanısına sahipti. Korelasyon analizinde NT-proBNP ile D-Dimer arasında pozitif yönde orta düzeyde korelasyon tespit edilmiştir (r = 0,320, p < 0,05). Ancak hsTnI ile D-Dimer ve hsTnI ile NT-proBNP arasında korelasyon izlenmedi. PESİ ile hsTnI arasında tüm çalışma grubunda korelasyonu yoktu. Ancak düşük risk grubunda PESI ile hsTnI arasında orta düzeyde pozitif yönde korelasyon vardı (r= 0,328, p=0,019). Ex olan olgu sayısı ve tüm çalışma grubundaki olgu sayısındaki yetersizlik nedeniyle çalışmada mortalite karşılaştırılamadı. Bu konuda yapılacak daha geniş olgu sayılı, karşılaştırmalı prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

EmboliEmboli ve trombozHastalık şiddeti indeksi+3
Serpil Kuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Data and text mining techniques on real medical data

Clinical databases have been accumulating large quantities of data about patients and their medical conditions. Relationships and patterns within that data could provide new medical information and knowledge. Yet, unfortunately, few methodologies have already been developed and applied to discover this hidden knowledge. In this study, the techniques of data mining (also known as Knowledge Discovery in Databases) were used to search for relationships in a clinical database. The study describes the processes involved in mining a clinical database; it also includes the processes of data warehousing, data query and cleaning, and data analysis. The study is extended to demonstrate text mining too.

Pulmonary embolismClassificationData mining
Burcu Demirdümen
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Onkolojik hastalarda görülen pulmoner tromboembolinin tanı,klinik ve prognoz açısından genel popülasyon ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Maligniteli hastalarda pulmoner tromboembolizm (PTE), sık gözlenen ve ölümcül olabilen bir komplikasyondur. Maligniteli hastalarda görülen PTE'nin (Mi-PTE) tanısı, tedavisi ve prognozu genel popülasyonda görülen olgulardan farklıdır. Bu çalışmada, PTE tanılı hastalarda malignite varlığının klinik tablo ve prognoz üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Merkezimizde 2020-2023 tarihleri arasında PTE ön tanısı ile tetkik edilen her biri 80 kişilik üç hasta grubunun (PTE, Mi-PTE ve kontrol) semptomları, risk faktörleri, laboratuvar verileri, PTE lokalizasyonu ve klinik skorları (Wells Skoru, Modifiye Geneva Skoru ve malignite hastalarında ek olarak Khorana skoru) dosyalarından retrospektif olarak kaydedildi. Prognoz ve mortalite skorları (PESI, Bova, Pompe-C, 30 günlük mortalite ve Modifiye Glasgow Prognostik Skoru) ile mortalite zamanları da kaydedildi. Bulgular: En sık saptanan malignite, akciğer ve beyin tümörleri idi. Malignite hastalarının %15'i erken evrede, %35'i lokal ileri evrede, %50'si metastatik evrede idi. Olguların 54'ü (%67,5) aktif kemoterapi alıyordu. Hastaların başvuru semptomları her iki grupta benzerdi. Embolinin pulmoner arterde yerleşim yerleri benzer olmakla birlikte pulmoner trunkus yerleşimi Mi-PTE grubunda daha sık görüldü (p=0,05). Mi-PTE grubunda nötrofil/lenfosit oranı (p=0,006), monosit/lenfosit oranı (p=0,01) ve trombosit/lenfosit oranı (p=0,015) daha yüksekti. Mi-PTE grubunda PESI skoru daha yüksek (p<0,01) olmasına rağmen ekokardiyografide sağ ventriküler disfonksiyonu daha az oranda tespit edilirken (p=0,031), Troponin-I ve BNP değerlerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Mi-PTE grubunda üç aylık (p<0,01) ve bir yıllık mortalite (p<0,01) oranı daha yüksek olmasına rağmen 30 günlük mortalite oranları iki grup arasında benzerdi (p=0,087). Sonuç: Sonuçlarımız PTE olgularında malignite varlığının inflamatuvar indeksleri artırdığını ancak klinik seyir ve emboli şiddetinde genel popülasyona göre anlamlı bir fark oluşturmadığını göstermiştir. Malignite olgularında tespit edilen artmış uzun vadeli mortalite, PTE dışında kanserle ilişkili diğer mortalite nedenlerine bağlı olabilir. Malignite hastalarında mevcut PTE risk tahmin ve şiddet değerlendirme skorlarının yetersiz kaldığı ve maligniteye özgü faktörleri göz önünde bulunduran yeni skorlama sistemlerinin geliştirilmesi gerektiği düşündürmektedir.

MortaliteNeoplazmlarPrognoz+3
Dilek Karakuş
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner embolinin dışlanmasında transtorasik ekokardiyografinin ve ultrasonun (EKO-US) etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Pulmoner emboli (PE), tedavi edilmediği takdirde mortalitesi %30 olan, ancak uygun şekilde tedavi edildiğinde %2-8'e düşen yaygın bir kardiyopulmoner acildir. Bu araştırmada Pulmoner Emboli dışlanmasında EKO-US'un etkinliğinin değerlendirilmesi ve pulmoner emboli şüphesi olan hastalarda yapılan EKO-US'un pulmoner emboli tanı koyma gücünün araştırılmıştır. Yöntem: Araştırmamıza dahil olan hastalar acil servise ait ultrason ile yatak başında, tarafımızca temel ve ileri USG kursu alan araştırmacı ve kardiyoloji hekimi ile çift kör olarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya 52 hasta dahil edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statics Version 26 programında yapılmıştır. Değişkenlerin EKO bulguları ile uyumu Kappa uyum analizi ile değerlendirilmiştir. Pulmoner BT Anjio pozitifliğini tahmin gücü tahmininde ROC analizi kullanılmış ve p˂0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan olguların %50' si erkek %50' si kadındır. Pulmoner emboli tanısı alanlarda embolinin türünün dağılımı incelendiğinde pulmoner emboli tanısı alanların (n=20) %30'unun lober (n=6); %30'unun segmenter (n=6); %5 olduğu saptanmıştır. Olguların PE tanılarına göre EKG, güncel EKO, CUS ve BT bulguları dağılımı incelendiğinde; Triküspit yetersizlik jet akım velositesi yüksekliği, RV/LV (PSSA), RV/LV (A4), D-shape, McConnel, DVT (CUS) ve BT RV/LV (PSSA) bulguları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). ROC analizi sonuçları incelendiğinde; Wells ve Geneva skorları için hesaplanan Cutoff değerleri; güncel EKO'da Triküspit yetersizlik jet akım velositesi yüksekliği, RV/LV (PSSA), D-Shape, McConnel bulguları ile BT RV/LV oranı bulgularının PE tanısı koyma gücü için hesaplanan AUC değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Araştırmamız sonuçlarında Pulmoner Emboli tanısı alan hastalarda; Ekokardiyografinin kolayca elde edilebilir ve sağ ventrikül (RV) işlev bozukluğunu göstererek PE' de tanı koymaya yardımcı olabileceği saptanmıştır. Sonuçlar yatak başı ekokardiyografide sağlayıcının şüphe indeksini yükselterek acil servis doktorlarının pulmoner embolide daha hızlı karar vermesine yardımcı olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Pulmoner emboli, Ekokardiyografi, Acil Tıp, USG

Acil servis-hastaneAcil tıpEkokardiyografi+4
Ahmet Melih Savaş
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni gelişen pulmoner tromboemboliye sahip kanser tanılı hastalarda sağ kalp disfonksiyonu ve NT-proBNP düzeyinin sağkalımla ilişkisi

Amaç: Pulmoneremboli şiddet indeksi (PESI) pulmoner tromboemboli (PTE) hastalarında prognoz tahmininde kullanılmaktadır. Skorlamada kullanılan maddelerden biri olan 'öyküde kanser tanısı olmak', bilinç bozukluğuna sahip olmaktan sonra en yüksek puanı alan bileşendir ve prognoz açısından kötü prognoz puanına ulaşacak şekilde hastanın skorlamasını etkilemektedir. Buradan yola çıkarak; PTE tanısı alan kanser hastalarında klinik bulgular, EKG, EKO (sağ ventrikül fonksiyonları açısından), laktat, kan gazı, troponin, d-dimer ve NT-proBNP düzeylerinin prognoza etkisini araştırmayı amaçlamaktayız. Bu çalışmanın amacı kanser hastalarında PESI skorunun prognostik değeri ile klinik ve laboratuvar belirteçlerini karşılaştırmak ve PESI için kanser hastalarına özel ek skorlama tanımlayabilmektir. Materyal ve Metod: Bu prospektif ve kesitsel klinik çalışmaya 1 Ocak 2019 - 30 Haziran 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Acil Servisi'ne başvuran ve yeni PTE tanısı alan tüm kanser tanılı 18 yaşından büyük hastalardan, çalışmaya katılmaya yazılı onam verenler dahil edildi. Hastalardan rutin testlere (hemogram, troponin T dahil biyokimya, kangazı) ek olarak, tanı aşamasında istenmediyse d-dimer, laktat ve NT-proBNP ölçümleri yapıldı. Hastaların demografik verileri ve laboratuar bulguları, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiografileri (EKO), aldıkları tedavi, yatış durumu, yatış süresi ve acil serviste geçen ilk 1 saat, 24. saat, 1. ay ve 1-3. ay mortaliteleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 53 yeni gelişen pulmoner tromboemboliye sahip kanser tanılı hasta alındı. Hastaların 28'i erkek (% 52,8) idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalamaları 62,80±12,89 yıl, (n= 16), % 30,2'sinin 70 ila 79 yaş arasında olduğu belirlendi. Hastalardan 13'ü (% 24,5) eksitus oldu. Eksitus olan hastalardan 3'ü (% 23,0) ilk 24 saatte, 7'si (% 53,9) 1. ay, 3'ü (% 23,1) ise 1-3. ay içerisinde eksitus oldu. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş grupları (p=0,259) ve yaş ortalamaları (p=0,052) ile mortalite bulguları arasındaki farklılıklar istatistiksel açıdan anlamlı bulunmadı (p>0,05). Çalışmadaki hastaların en sık (n=21, % 39.6) akciğer kanseri tanılı olduğu görüldü. Otuzüç (% 62,3) hastada kalp yetmezliği, 25 (% 47,2) hastada kronik akciğer hastalığı, 47 (% 88,7) hastada ise bilinç bozukluğu mevcuttu. Hastaların 31'inde (% 58,5) nabız 110/dakika üzerinde, 40'ında (% 75,5) sistolik kan basıncı 100 mmHg'nin altında, 31'inde (% 58,5) solunum sayısı 30/dakikanın üzerinde ve 34'ünde (% 64,2) oksijen satürasyonunun ise % 90'ın altında olduğu saptandı. Çalışmaya dahil edilen 53 hastanın PESI risk sınıflamasına göre dağılımları incelendiğinede; 8 hastanın (% 15,1) sınıf 2, 23 hastanın (% 43,4) sınıf 3, 12 hastanın (% 22,6) sınıf 4, 10 hastanın (% 18,9) ise sınıf 5 de yüksek riskli gurupda yer aldığı bulunmuştur. D-dimer için hesaplanan cut-off değeri 24,28 pg/dl, sensivitesi % 76,92, spesifitesi % 82,5 ve AUC değeri 0,764 olup, D-dimer değişkenin mortaliteyi ayırt etmedeki etkinliğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p=0,003). Kan ph değeri için hesaplanan cut-off değeri 7,3, sensivitesi % 69,23, spesifitesi % 85,0 ve AUC değeri 0,758 olup, kan pH değerinin mortaliteyi ayırt etmedeki etkinliğinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p=0,004). Laktatın cut-off değeri 3 mmol/l, sensitivitesi % 46,15, spesitivesi 77,5, (p=0,242), AUC değeri 0.615 bulundu. Çalışmamızda artmış laktat düzeyinin yani 3 ve üzerinde olmasının ölüm oranını artırdığı ancak bunun istatistiksel anlamlı olmadığ bulundu. TroponinT'nin cut-off değeri 47,49, sensitivitesi % 69,23, spesitivitesi % 68,42 AUC değeri 0,638 (p=0,140) ile istatistiksel olarak mortaliteyi ayırt etmede anlamlı bulunmadı. Nt-proBNP için hesaplanan cut-off değeri > 1340 pg/dl, sensivitesi 92,31, spesifitesi 70,0 ve AUC değeri 0,723 olup, Nt-pro BNP değişkenin mortaliteyi ayırt etmedeki etkinliğinin istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,002). Hastaların EKG'leri incelendiğinde % 8'inin normokardik sinüs, % 16'sının sinüs taşikardisi, % 14'ünün s1q3t3, % 4'ünün sağ dal bloğu, % 4'ünün yüksek hızlı atrial fibrilasyon, % 7'sinin de T negatifliği olduğu görüldü. Hastaların % 20'sinin taşikardik olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: PESI'ye göre yüksek riskli gurupta yeralan hastaların D-dimeri 24,28 pg/dl üzerinde ise '1 puan', kan pH değeri 7,3 ve altı olanlara '1 puan', Nt-proBNP değeri 1340 pg/dl üzeri görülenlere '1 puan' EKO'da sağ ventrikül disfonksiyonu olanlara '1 puan' atanarak yeni bir mortalite hesaplandı. Bu hesaplamaya mPESI adı verildi. Hastaların toplam sağkalım oranı ile gruplar arasındaki farklılıkları incelendiğinde; mPESI puanı 2 ve altında olan hastaların, 3 ve üzerinde olan hastalara göre ortalama toplam sağkalım oranlarının istatistiksel açıdan anlamlı yüksek olduğu bulundu (p<0,05). mPESI 2 ve altında olan hastaların 1 aylık sağkalım oranları % 97,3, 3 aylık sağkalım oranları % 97,3 olarak bulunurken, mPESI puanı 3 ve üzerinde olan hastalarda 1 aylık sağkalım oranı % 33,3, 1-3 aylık sağkalım oranı ise % 16,7 olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Kanser, Pulmoner tromboemboli, PESI, mPESI, Sağ kalp yetmezliği, D-dimer, NT-proBNP, Laktat, Troponin, Kan gazı, pH

D-dimerKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+7
Feray Balkan Ergü
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner emboli acil tanısında görüntüleme yöntemlerinin karşılaştırılarak değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Pulmoner emboli acil servislerde akla gelmediğinde ölümcül seyreden bir hastalık olup ve tanınmasına olanak sağlayan yöntemleri incelediğimiz çalışmamızda, pulmoner emboli tanısını hızlandırıp, ileride ölüm oranlarının azalması yönünde katkı sunmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Bu ileriye dönük ve kesitsel çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil servisinde 1 Şubat 2019-27 Şubat 2021 tarihleri arasında başvuran pulmoner emboli şüphesiyle tetkik edilen, 18 yaş ve üzeri hastalar dahil edildi. Hastaların demografik verileri, özgeçmişleri, laboratuvar bulguları, elektrokardiyografi , akciğer grafisi bulguları, Wells skorları değerlendirildi. Hastaların tamamına odaklanmış kardiyak ultrasonografi ve venöz kompresyon ultrasonografisi yapıldı. Bulgular: Çalışmaya 60 hasta dahil edildi ve bu hastaların 38 (% 63,3)'inde pulmoner emboli saptandı. Hastalardan 32 (% 53,3)'si erkek, 28 (% 46,7)'i kadındı, 54 (% 90)'ünün kronik hastalığı vardı. 5 (% 8,3) hasta Wells skoruna göre düşük, 41 (% 68,3) hastanın orta, 14 (% 23,3) hastanın ise yüksek riske sahip olduğu gözlendi. Emboli varlığı olanlarda solunum sistemi hastalığı görülme sıklığı daha düşük bulundu (p=0,011). Odaklanmış kardiyak ultrasonografi bulgularında emboli varlığı olan hastalarda vena kava inferiyor volümünün normal olması daha yüksek (p<0,05), sağ ventrikül dilatasyonu görülmesi daha yüksek bulundu (p<0,001). Wells'e göre orta riskli olan emboli hastalarında sağ ventrikül dilatasyonu daha sık görüldü (p=0,003). Laktat düzeyinin pulmoner emboli tanısına katkısı olmadığı bulundu (p=0,247). Beyaz küre sayısı pulmoner emboli hastalarında anlamlı yüksek bulundu (p=0,037). Emboli varlığı olan hastalarda taburculuk oranları daha düşük olduğu gözlenirken (p=0,001), yoğun bakıma yatış sıklıklarının daha yüksek olduğu saptandı (p=0,029). 3 hastada SARS-COV-2 hastalığı tanısı konuldu ve bu hastaların tamamında emboli tespit edildi. Sonuç: Acil servise solunum sıkıntısı, göğüs ağrısı gibi yakınmalarda başvuran hastalarda odaklanmış kardiyak ultrasonografide özellikle sağ ventrikül dilatasyonu saptanması, tek başına ya da Wells skoru ile birlikte değerlendiririldiğinde tanıya önemli katkı sunmaktadır, Yüksek D-dimer ve beyaz kan hücresi sayısı, atelektazi olmaması acil serviste pulmoner emboli tanısına yöneltme ve tanı konulmasında etkindir. Anahtar Kelimeler: FOCUS, Laktat, Pulmoner Emboli, Wells Skoru

Acil servis-hastaneEmboliLaktatlar+2
Ömer Taşkın
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Derin ven trombozu tanı algoritması

Amaç: Derin ven trombozu (DVT) ön tanısıyla acil serviste bakılan yetişkin hastalarda acilde yapılan üç nokta USG ile termal kamera ve serum homosistein seviyesinin acil tanısındaki etkinliği ve DVT'deki tanı etkinliğini bulmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda acil servise DVT ön tanısı ile başvuran alınan 65 hasta ileriye dönük olarak değerlendirildi. Çalışmaya alınan DVT'li hastalar Pulmoner Emboli (PE) gelişen (Grup 1) ve PE gelişmeyen (Grup II) şeklinde sınıflandırıldı. Hastaların demografik ve klinik özellikleri değerlendirildi. Wells skorlarına göre görüntüleme özellikleri, termal kamera, üç nokta Ultrasonografi (USG) sonuçları ve kan tetkikleri sonuçlarına göre acil DVT algoritması oluşturuldu. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 58,2±17,5 yıl olan hastaların %66,2'si erkek hastalardı. PE eşlik eden olgularda nefes darlığı sıklığı yüksek iken, PE eşlik etmeyen olgularda bacakta ağrı sıklığı anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0,05). PE'li grupta sigara içen hasta sayısı yüksek saptandı (p<0,05). Çalışmamızda hastaların yapılan USG'sinde en sık popliteal ven (%55,4) ve femoral vende (%46,2) trombüs saptanmış olup, safen vende trombüs olan hastalarda PE sıklığı anlamlı olarak düşüktü (p<0,05). Çalışmamızda hastaların %81,5'inin homosistein düzeyi yüksek saptandı. PE gelişen ve gelişmeyen hastalarda düzeyleri arasında farklılık yoktu (p>0,05). Çalışmamızda hastaların %95,4'ünde termal kamerada pozitif görüntü elde edildi. DVT+PE'li grupta termal kamera tanısallık oranı daha yüksek olsa da, bu fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0,05). PE'li olgularda RBC sayısının anlamlı düşük, RDW düzeyininde ise anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç: Acilde DVT tanı algoritmasında üç nokta USG, termal kamera ve homosistein düzeyi DVT tanısında etkindi. Ayrıca CRP, D vitamini, laktat düzeyleri tanıda yardımcı diğer yöntemlerdir. Bu yöntemlerin özgüllüklerinin gösterildiği ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Derin ven trombozu, homosistein, pulmoner emboli, termal kamera, üç nokta ultrasonografi

AlgoritmalarEmboli ve trombozHomosistein+5
Onur Güngör
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner tromboemboli saptanan hastalarda polisomnografi bulguları

Bu çalışmada, pulmoner tromboemboli saptanan ve PTE kliniği olmayan hastaların polisomnografi bulguları karşılaştırıldı. Prospektif olarak yürütülen çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Kliniği'de spiral anjio toraks bilgisayarlı tomografi ile PTE tanısı alan 30 hastaya OUAS açısından sorgulama yapılmadan Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uyku Merkezi'nde PSG yapıldı. Yine Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uyku Merkezi'ne başvuran hastalardan yaş ve cinsiyeti uygun olan 45 olgu rastgele seçilerek kontrol grubu olarak alındı. Hastaların demografik ve klinik özellikleri, obstrüktif uyku apne sendromu semptomları, uyku evreleri, apne-hipopne indeksi, solunumsal olyların dağılımları karşılaştırıldı. Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, bel ve boyun çevreleri ile Epworth uykululuk ölçeği arasında anlamlı fark saptanmadı. Hastaların apne-hipopne indekslerine göre gruplandırıldığında hastaların 8'i (%26,7) normal, 9'u (%30) hafif, 7'si (%23,3) orta, 6'sı (%20) ağır dereceli obstrüktif uyku apne sendromu grubuna giriyordu. Kontrol grubunda ise 16 kişi (%35,6) normal, 20'si (%44,4) hafif, 9 kişi (%20) orta dereceli obstrüktif uyku apne sendromu grubundaydı. Kontrol grubunda ağır dereceli OUAS olan hasta saptanmadı. apne-hipopne indeksine göre sınıflandırıldığında her iki grup arasında anlamlı olarak fark saptanmıştır (p=0,015).Sonuç olarak, obstrüktif uyku apne sendromu pulmoner tromboembolide daha sık ve ağırdı. Pulmoner tromboemboli ile obstrüktif uyku apne sendromu arasındaki ilişkiyi anlamak, bunun nedenleri ve tetikleyen faktörlerin belirlenmesi için ilave çalışmalara gereksinim vardır.

Pulmoner emboliTestlerTomografi+2
Behiye Deniz Kosovalı Özçalışkan
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste pulmoner tromboemboli tanılı hastalarda high sensitif troponin t değerinin otuz günlük mortalite üzerindeki tahmin gücünün değerlendirilmesi

Giriş: Pulmoner Tromboemboli (PTE); %90'nın üzerinde bir sıklıkla derin ven trombozunun (DVT) bir komplikasyonu olarak derin bacak venlerinden kopan trombüs veya trombüs parçasına bağlı gelişmektedir.PTE ayaktan hastaneye başvuran hastalarda aniden ve beklenmeden gelişen travmatik olmayan ikinci en sık ölüm sebebidir. Kardiyak troponin değerleri ise miyokard hücre hasarını göstermesi açısından yüksek sensitif ve spesifisiteye sahip olmakla birlikte PTE hastalarında, yükselmesi ventilasyon perfüzyon uyumsuzluğu ve hipoperfüzyon nedeni ile azalmış koroner kan akımına ve sağ ventriküldeki akut dilatasyon sonucu görülen hücre hasarına bağlanmıştır.Bu çalışmada Acil Serviste PTE tanısı alan hsTnT düzeyi ile 30 günlük mortalite açısından tahmin gücünün değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Prospektif kesitsel bir çalışma olarak tasarlanan 01 Nisan 2012?31 Mart 2013 tarihleri arasında Acil Servisimizde akut PTE kliniği ile başvuran, klinik ve görüntüleme ile pulmoner emboli tanısı desteklenmiş toplam 107 hasta dahil edilmiştir. Tüm hastalardan başvuru anında hsTnT kan değeri çalışılmıştır. Bulgular: PTE tanısı konan hastaların 30 gün içinde motalite görülen gruptaki hastalarda, taşikardi, takipne, saturasyon düşüklüğü ve kanser varlığı istatistiksel olarak anlamlı saptandı (Mann Whitney U testi, sırasıyla p:0,041, p:0,002, p:0,027 ve p:0,011). Hastaların bakılan 30 günlük mortalite oranları ile hsTnT limit değeri olarak alınan 0,014 ng/mL değeri ile korelasyonuna bakıldığında iyi derecede korelasyon olduğu gözlendi (Korelasyon katsayısı: rho: + 0,567). HsTnT'nin limit değerinden yüksek olan hastalarda 30 günlük mortalite açısından duyarlılığı %88, özgüllüğü ise %28 olarak saptanmıştır. Sonuç: PTE tanısı konan hastalarda Sağ Ventrikül Yetmezliğini göstermesi açısından hsTnT'nin EKO'nun yanınında acil tıp hekimlerine bilgi verebileceği sonucuna varılabilir. Testin hastalardan ek kan almadan laboratuvar ortamında yarım saatte çalışılabilmesi, tedaviyi yönlendirebileceği ve özellikle EKO'ya ulaşılamayan durumlarda AS'de PTE tanısı konan hastalarda prognozun tahmininde kullanılması uygun görünmektedir.

Acil servis-hastaneMortalitePrognoz+4
Volkan Ülker
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner tromboemboli hastalarında d-dimer,elabela ve asprosin düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmada, acil serviste pulmoner emboli tanısı alan hastalarda, Elabela ve Asprosin düzeylerinin diagnostik tanıya katkısı ve klinikteki olası kullanımları araştırılmıştır. Çalışmamız, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Kliniği'nde acil servise nefes darlığı şikâyetiyle gelip, pulmoner emboli tanısı konarak, göğüs hastalıkları servisine yatışı yapılan 34 hasta ve herhangi bir hastalığı olmayan gönüllü kişilerden oluşan 33 kişilik kontrol grubu olmak üzere toplam 67 kişi üzerinde yapılmıştır. Plazma Elabela ve Asprosin düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçüldü. Hasta grubunda D-Dimer, Elabela ve Asprosin değerlerinin yaş gruplarına göre karşılaştırılmasında, Elabela değerleri 40 yaş ve altında 694 (583,76-2219,23), 41-60 yaş grubunda 473,21 (290,07-684,93), 60 yaş üzeri grupta 529,02 olarak (178,72-2765,31) bulunmuş ve yaş gruplarına göre farklılık anlamlı çıkmıştır (p=0,040). Çalışma verilerine göre; yapılan ROC analizinde D-Dimer için; cutt off değeri ≥ 922,00 olarak, duyarlılık oranı %96,3 olarak ve özgüllük oranı da %93,9 olarak bulunmuştur. Elabela için yapılan ROC analizinde; cutt off değeri ≥ 922,00 olarak, duyarlılık oranı %82,4 olarak ve özgüllük oranı da%42,4 olarak bulunmuştur. Asprosin için yapılan ROC analizinde; cutt off değeri ≥ 38,015 olarak, duyarlılık oranı %85,3 olarak ve özgüllük oranı da %27,3 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, pulmoner emboli tanılı olgularda 41-60 yaş grubunun Elabela değerlerinin diğer yaş gruplarına göre farkı anlamlı çıkmış olup, daha geniş çaplı bir çalışmada pulmoner emboli teşhisinde, Elabelanın yeni bir parametre olabileceği düşünülmektedir.

AsprosinD-dimerElabela+3
Muhammet Mustafa Türk
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Derin ven trombozu oluşumunda risk azaltıcı değişken DVT pompa tasarımı

Derin ven trombozu (DVT), geniş venöz sinüslerde, özellikle bacak venlerinde kan akışının yavaşlaması ya da bozulması sonucu oluşan ve genellikle büyük cerrahi işlemler sonrasında sıklıkla görülen bir komplikasyondur. Geleneksel DVT pompaları, vücudu saran bir manşon aracılığıyla vücut dışından sıkıştırma ve gevşetme yaparak venöz kan akışını hızlandırıp kapakçıklar içinde kan birikmesini ve pıhtı oluşumunu engellemenin yanı sıra ağrılı semptomları da önlemeye odaklanırlar. Geleneksel tasarımlarda hastaya cihaz açıldığı anda üretici tarafından ayarlanan basınç değeri cihaz başlatıldığı zaman hastaya uygulanmaya başlanmakta ve uygulanan basıncın takibi yapılamamaktadır. Bu durum uygulanan tedavinin doğruluğu ve yeterli olması konusunda tam bir bilgi sağlamamaktaydı. Bu çalışmada, derin ven trombozu oluşumunu önlemek için yenilikçi ve daha gelişmiş bir DVT Pompa tasarımı yapılmış ve bir prototip sunulmuştur. Geliştirilen DVT Pompası ile basınç değerleri ve basınç uygulama süresi hastaya göre ayarlanabilmekte, uygulanan basınç değerleri ve uygulama süresi cihaz ekranı üzerinden izlenebilmekte ve dokunmatik ekranı sayesinde kolay kullanım sağlanmaktadır. Ayarlanan basınç değeri cihaz tarafından anlık olarak ölçülmekte ve herhangi bir anda sızıntı olması veya hortumlarda tıkanıklık olması durumunda kullanıcıyı uyarmaktadır. Basınç değerlerini belirli standartlar dahilinde değiştirme imkanının yanı sıra kullanıcıya basınçlı kalma süresini değiştirme imkanı da sağlamaktadır. Bu sayede komplikasyonların seyrine göre tedavi şeklini değiştirme olanağı sağlanmakta, bu da hastayı sürekli kontrol altında tutmanın zorluklarını büyük ölçüde azaltmaktadır.

PompalarPulmoner emboliTromboz
Büşra Çelik
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pulmoner tromboemboli hastalarındaserum ürotensin – II düzeyleri

Pulmoner emboli (PE) yüksek morbidite ve mortalitesi olan dünyada çok yaygın görülen kendine özgü klinik semptom ve bulguları olmayan kardiyovasküler bir hastalıktır. Hastalığın mortalitesi yüksek olduğundan erken tanı konulması ve hızlı tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu yüzden hastalığın tanı aşamasında daha kolay, daha ulaşılabilir ve daha az noninvaziv ek tetkiklere ihtiyaç vardır. Çalışmada kullanılan Ürotensin-II (U-II), kardiyorenovasküler sistemde birçok güçlü etkiye sahip vazoaktif bir peptittir. U-II'nin vasküler düz kas hücrelerine etkisi bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı PE hastalarında serum U-II düzeylerinin belirlenmesi ve U-II düzeylerinin tanısal bir biyobelirteç olarak kullanıp kullanılamayacağının, sağ ventrikül disfonksiyonu ile ilişkisinin ve hastalığın şiddeti ve risk sınıflamasına katkısının araştırılmasıdır. Çalışma Bilgisayarlı Tomografi Pulmoner Anjiografi (BTPA) ile PE tanısı konulan 80 olgu ile 40 sağlıklı kontrol grubunu kapsamaktadır. Çalışmada PE hastaları başvuru esnasındaki klinik bulgularına, radyolojik görüntülemelerdeki sağ ventrikül bulgularına ve kardiyak biyobelirteçlerine ( troponin I ve NTproBNP) göre gruplara ayırarak PESİ şiddeti hesaplanmış ve risk sınıflaması yapılmıştır. Grup 1 yüksek riskli, grup 2 orta riskli, grup 3 düşük riskli olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen PE hastalarının %47,5'nin kadın ve %52,5'nin erkek olduğu ve hastaların yaş ortalamasının 67,7±16,8 yıl olduğu görülmüştür. Sağlıklı kontrol olgularının da katılımcıların cinsiyete göre dağılımı %47.5'i kadın ve %52.5'i erkek şeklinde olup; kontrol olguların yaş ortalaması 66,1±11,3 yıl olarak belirlenmiştir. PE hastaları ve kontrol grubu arasında cinsiyet (p=1,000) ve yaş (p=0,586) açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Çalışmada PE hastaları 3 gruba ayrılarak incelendiğinde; 15 hastanın (%18,8) grup 1'de, 29 hastanın (%36,3) grup 2'de, 36 hastanın (%45) ise grup 3'te olduğu görülmüştür. Ortalama U-II düzeyleri, PE hastalarında kontrol grubuna göre, istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Çalışmada PE'nin tahmin edilmesi açısından U-II düzeyleri ROC analizi ile değerlendirildiğinde, eğri altında kalan alan 0,746 (%95 Cl 0,658-0,821; p<0.001) olarak saptanmıştır. Ayrıca PE'yi tahmin etmesi açısından Ürotensin II düzeyinin optimal cut-off değeri 2,108 olarak belirlendiği zaman, sensitivitesinin %87,5 ve spesifitesinin ise %55 olduğu görülmüştür. PE akut gelişen inflamatuvar bir süreç olduğundan serum U-II düzeylerinin PE'li hastalarda kontrol grubuna göre düşük düzeyde bulunması U-II' nin kardiyovasküler sistemi koruyucu etkisi olduğu düşündürebilir ancak ek çalışmalara gereksinim vardır.

EmboliEmboli ve trombozPulmoner emboli+1
Gökçen Ağaoğlu Çelik
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut pulmoner tromboemboli'li olgularda midregional proadrenomedullin (MR-PROADP) ve mid-regional pro-atrial natriuretic peptid (mr-proanp) düzeyleri

Pulmoner embolizm, hemostatik dengenin bozulduğu, morbidite ve mortalitesi yüksek olan bir hastalıktır. Bu hastalıkta erken tanı ve prognostik süreçle ilgili yeni belirteçlere ihtiyaç vardır. Bizim çalışmamızda yeni kardiyak belirteçlerden olan Midregional Proadrenomedullin (MR-proADM) ve Midregional Proatrial Natriüretik Peptid'in (MR-proANP) akut Pulmoner Emboli'li (PE) olgularda düzeylerinin belirlenmesi, ayrıca bu parametreler ile hastalığın şiddeti, risk sınıflandırması ve 1 ile 3 aylık mortalite arasındaki ilişkinin saptanması amaçlanmıştır. Çalışmaya multidedektör pulmoner BT-anjiografi ve/veya ventilasyon/ perfüzyon sintigrafisi (V/Q) ile tanısı konulan 82 PE'lili olgu ve 50 sağlıklı kontrol olgu dahil edildi. Pulmoner Embolili olguların demografik verileri, fizik muayene bulguları kaydedildi ve tedavi başlamadan önce ater kan gazı örneği (AKG), MR-proADM ve MR-proANP için kan örnekleri alındı; plazma D-dimer, troponin I (TnI) ve serum brain natriüretic peptide (BNP) değerleri kaydedildi. Akut PE'nin şiddeti Avrupa Kardiyoloji Derneği PE Kılavuzu'nda belirtildiği üzere sistemik sistolik kan basıncı, başlangıç ekokardiyografik değerlendirme sağ ventrikül disfonksiyonu (SVD) bulguları ve plazma TnI ve BNP düzeylerine göre saptandı. Bu ilk ölçümlerden sonra PE'li olgular hastanede yattıkları süre içerisinde 1. ve 3. ayın sonlarında tüm sebepli ve PE ile ilişkili mortalite açısından değerlendirildi. Çalışmaya 82 akut PE'li olgu [40'ı (%48) erkek ve 42'si (%51. 2) kadın, yaş ortalaması 64. 96±17. 24] ve 50 sağlıklı kontrol olgu [23'ü (%46) erkek, 27'si (%54) kadın, yaş ortalaması 66. 16±14. 06] alındı. Akut PE hastalarında ortalama serum MR-proANP ve MR-proADM düzeyleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak daha yüksek olduğu saptandı (p<0.001, p<0.01 sırasıyla). Ayrıca yüksek klinik riskli olgularda ortalama serum MR-proANP ve MR-proADM düzeyleri düşük klinik riskli olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek olarak bulundu. sPESI yüksek riskli olgularda düşük riskli olgulara göre hastane mortalite oranı yüksek olmasına rağmen istatistiksel fark saptanmadı. Ayrıca sPESI (Simplified Pulmonary Embolism Severity Index) yüksek ve düşük riskli olgular arasında 1. ay, 3. ay ve 3 aylık toplam mortalite oranları açısından istatistiksel olarak fark saptanmadı. MR-proANP≥123.30 pmol/L olan olgularda hastane mortalite oranının, MR-proADM ≥152. 2 pg/mL olan olgularda da toplam mortalite oranının istatistiksel olarak anlamlı arttığı saptandı. Sonuç olarak PE hastalarında yüksek riskli olguların belirlenmesi ve mortalitesinin öngörülmesinde MR-proANP ve MR-proADM'nin önemli bir biyokimyasal belirteç olabileceğini ve bu görüşümüzün geniş kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülür. Anahtar Kelimeler: Pulmoner embolizm, Midregional Proadrenomedullin (MR-proADM) ve Midregional Proatrial Natriüretik Peptid, mortalite.

AdrenomedüllinEmboliEmboli ve tromboz+5
Önsel Öner
Fırat University
2018
00

Related subjects