Hazırbulunuşluk
Bu konu başlığı altında 107 tez
A study of scale development to evaluate individual preparedness to floods (Kassala, Sudan)
The study aimed to provide scale tools for measuring individual preparedness for measuring individual's knowledge and behavior regarding flood preparedness in Kassala, Sudan. Item development was conducted by reviewing the literature and considering the opinions of the target population. Six experts agreed on the item pool and confirmed its content validity with a content validity index ≥0.75 for all the items. This process resulted in dividing of the item pool into two draft scales: knowledge and behavior. Study participants were 413 household key persons from seven neighborhoods affected by the 2018 floods in Kassala city in Sudan. Analysis of the collected data was carried out using the Statistical Package for Social Sciences (SPSS) software for Exploratory Factor Analysis (EFA) construct validity, Cronbach's alpha internal consistency, test retest reliability analysis, and item analysis. In addition LISREL 7.8 program was used for Confirmatory Factor analysis construct validity and Monte Carlo application for Pararel to analyze factor number in construct validity. Experts confirmed the content validity of the scales. EFA revealed a construct of two factors in Knowlege scale and construct of three factors for the behavior scale. Parallel analysis confirmed the number of factors. Items loaded on their factors by > 0.3. CFA also revealed acceptable significant loadings of the items of the two scales and acceptable measures of goodness of fit. Cronbach's alpha, composite reliability indices for all factors were ≥ 0.7. The test–retest reliability coefficients were 0.75 and 0.63 for the knowledge and behaviour scales respectively. Item analysis showed acceptable corrected total item correlations and Cronbach's alpha if the item was deleted for all the items. Differences between means scores of the highest and lowest score groups for all the factors were significant which indicate good power of discrimation of the items.The findings support the hypothesis that the two scales are instruments that produce valid and reliable measures that can be used for measuring individual's knowledge and behavior regarding flood preparedness in Kassala, Sudan. Keywords: Sudan, Flood, Knowledge, Behaviour, Validitiy, Reliability, Scale
4+4+4 eğitim sisteminde 60-66 aylık öğrencilerin okula hazırbulunuşlukta sosyal uyum düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmada, 60-66 aylık öğrencilerin okula hazır bulunuşluk düzeylerinin okula sosyal-duygusal uyumlarına etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmanın evrenini, İstanbul Bağcılar ilçesinde 3 ilkokul ve Bahçelievler ilçesinde 1 ilkokul oluşturmaktadır. Örneklemini ise bu okulların birinci sınıflarında eğitim gören 283 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma 3 ayrı grup üzerinde yapılmıştır. Birinci grup 60-66 aylık çocuklardan oluşurken, ikinci grup 67 aydan yukarı olan çocuklardan ve üçüncü grup 60-66 aylık ile 67 ve üzeri aylık çocuklardan oluşmuştur. Veri toplama aracı olarak 36 maddeden oluşan Marmara Üniversitesi Sosyal Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılmıştır. Veriler, toplam 9 öğretmenin kendi sınıflarındaki öğrencileri için değerlendirdikleri MASDU ölçeği sonuçlarıdır. Gruplar arasındaki sosyal-duygusal uyum farklılıkların anlamlılığı tek yönlü varyans ANOVA , bağımsız grup T-testi ve Tamhane's tekniği kullanılarak bulunmuştur. Analiz sonuçlarına göre bütün yaş gruplarında okula uyum sorunları görülmüştür. Öğrenci grupları arasında ise uyum açısından anlamlı farklılıklar bulunmuş ve uyum sorunu en fazla 60-66 aylık ile 67 ve üzeri aylık çocukların birlikte eğitim gördüğü sınıflarda tespit edilmiştir. Kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha uyumlu olduğu sonuçları elde edilmiştir. Anahtar Sözcükler : Sosyal Uyum, Okul, 60-66 Aylık.
Okul yöneticilerinin ilköğretimdeki önleyici hizmet programlarına bakış açısının değerlendirilmesi
Bu araştırmada "Okul Yöneticilerinin İlköğretimdeki Önleyici Hizmet Programlarına Bakış Açısının Değerlendirilmesi" konu edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın amacı örneklem grubunda görev yapan okul müdürlerinin önleyici hizmete yönelik algılarının belirlenmesidir. Araştırmanın evrenini İstanbul ili, örneklemi ise İstanbul Bahçelievler ve Bakırköy ilçelerinde bulunan 51 ilkokul müdürünü kapsamaktadır. Araştırma, nitel yöntemle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan anket kullanılmıştır. Ankette birinci bölümde katılımcıların demografik özelliklerini ortaya koymak amacıyla 5 sorudan oluşan kişisel bilgi formu, ikinci bölümde ise "Okul Yöneticilerinin İlköğretimdeki Önleyici Hizmet Programlarına Bakış Açısının Değerlendirilmesi" amacıyla hazırlanan yanıtları evet ve hayırdan oluşan 10 soru yer almaktadır. Anket formunun görünüş geçerliliğinin tespiti amacıyla iki uzman görüşüne başvurulmuştur. Ayrıca yine araştırmacılar tarafından hazırlanan 5 soruluk yapılandırılmış görüşme formu anket sonuçlarının geçerliliğini sorgulamak amacıyla 11 müdürle yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Veriler, frekans analizleri, Ki-Kare ve içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonunda, önleyici hizmet anketi maddelerine müdürlerin verdikleri cevaplar incelendiğinde cinsiyet, yaş, medeni durum, kıdem yılı ve öğrenim durumuna göre anlamlı farklılığın görülmediği tespit edilmiştir. Okul yöneticilerinin önleyici hizmet programının uygulanması eğitim-öğretime katkı sağladığını düşündükleri, ancak okul müdürlerinin 1.Sınıfa başlayacak öğrenciler için disleksi (öğrenme bozukluğu) testi, hiperaktivite ve dikkat eksikliği testi, diskalkuli (matematik bozukluğu) testi yapmadıkları, hazırbulunuşluk testinin de uygulanmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında müdürlerin, "Öğrencilerin seviyelerine uygun gerekli ders araç-gereçleri temin edildi." önermesine katıldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Okul müdürlerine, öğrencilerin başarısını artırmada erken dönemde alınacak önlemlerden birisinin önleyici hizmetler olduğunun farkındalığının artırılması, teşvik edilmesi ve konuyla ilgili bilgilendirmeler yapılması önerilebilir.
2012-2013 eğitim öğretim yılında ilkokula başlama yaşındaki değişikliğin eğitim öğretime etkisi
Milli eğitim Temel Kanununda yapılan değişiklik ile kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen eğitim sistemine geçilmiştir. Bu sistemle ilkokul birinci sınıfa başlama yaşı 72 aydan 60 aya düşürülmüştür. İstanbul ili ve Avcılar ilçesindeki 2012-2013 Eğitim Öğretim yılında 60-66 ay arasında ve 66. ay üzerinde okula kayıt yaptıran 1. sınıf öğrencilerin eğitim öğretime etkisinin öğretmen görüşlerine göre karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırma ,60-66 ay arasında ve 66. ayın üzerinde doğan öğrencilerin MEB hedef kazanımlara ne derece ulaştıklarını ve okula başlamada hangi ayın kritik dönem olduğunu belirleyerek , öğretmenlerin, çocuğun eğitim öğretim sürecindeki karşılaştıkları sorunları belirlemek açısından önemlidir. Böylece öğretiminin etkililiğini artırmak ve hayat boyu öğrenmeyi sürdüren bireylerin yetiştirilmesini sağlamada hayati bir role sahiptir. Görüşme formundaki soru listesi Prof. Dr. Uğur TEKİN ile oluşturulmuştur. Bir erkek ve bir kadın öğretmen ile görüşme yapılmıştır. Görüşme sonucunda soru listesinde düzenlemeler yapılmıştır. Düzenleme sonucunda soru listesi son halini almıştır. 108 öğretmene uygulanmıştır ve 6 öğretmenle derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında ve 2013-2014 eğitim öğretim yılında birinci sınıfı okutan İstanbul ili ve Avcılar ilçesindeki okullarda görev yapan birinci sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Bu okullarda toplam 113 sınıf öğretmenle görüşme yapılmıştır. Araştırma sonucunda 60-66 ay arası öğrencilerin eğitim-öğretim yılı sonunda kazanımlara ulaşamadığı ancak 66 ay ve üzeri öğrencilerin hedeflenen kazanımlara ulaşma düzeyinin çok daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma sonuçlarına ve öğretmen görüşlerine göre burada önemli olan farklı ülkelerde okula başlama yaşları da kıstas alınmalı, çocukların psikolojik ve fiziksel gelişimleri göz önünde bulundurulmalı, okula başlama yaşından ziyade kritik dönem ve okula hazıroluşluk göz önüne alınmalıdır. Eğitim çalışanlarından, akademisyenlerden ve özellikle sınıf öğretmenlerinden görüşler alınmalıdır. Böylece okula başlama yaşına değil okula hazıroluşluk için kesin bir sınır getirilmelidir. Kesin bir sınırdan anladığımız her çocuğun bilişsel gelişimlerinin ve fiziksel gelişimlerinin farklı olacağı düşünülerek bu başlama sınırının çocukların arasında öğrenme alanları bakımından uçurumlar oluşturacak çok büyük ay aralığı ile olmamalıdır. Homojen sınıflar sağlanmalıdır. Herkesin istenilen hedef kazanımlara erişebileceği 66 ay üzerinde olan öğrenciler okula başlamalıdır. Okula başlama yaşı velinin isteğine düşüncesine göre değişmemelidir. Anahtar Kelimeler: Okula Başlama Yaşı, Birinci Sınıf, Okula Hazıroluşluk.
Farklı yaşlarda ilkokula başlayan öğrencilerin okula hazırbulunuşlukları ve uyum sorunları
Bu araştırmanın amacı, 2017-2018 öğretim yılında MEB'e bağlı ilkokullarda öğrenim gören birinci sınıf öğrencilerinin okula hazırbulunuşluk düzeyleri ve uyum sorunlarını belirlemektir. Ayrıca, öğretmen görüşlerine göre farklı yaşlarda ilkokula başlama uygulamasının öğ¬renciler, öğretmenler ve öğretim süreci üzerindeki yansımalarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu araştırmada, karma araştırma yöntemlerinden gömülü karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, tabakalı amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 909 ilkokul birinci sınıf öğrencisi ve 30 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada, ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin okula hazırbulunuşluklarını belirlemek amacıyla "İlkokula Hazırbulunuşluk Ölçeği", öğrencilerin okula uyum sorunlarını belirlemek amacıyla "Okula Uyum Ölçeği" ve öğretmen görüşlerini belirlemek amacıyla yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada nicel verilerin analizinde betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma), fark analizleri (MANOVA, ANOVA, t testi), Pearson Çarpım Momentler Korelasyon Katsayısı ve basamaklı regresyon analizi (stepwise regression analysis); nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar aşağıda sunulmuştur: 1. 60-65 aylık ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin okula hazırbulunuşluk düzeylerinin orta düzeyde; 66-71 ve 72-84 aylık öğrencilerin ise yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. 2. İlkokul birinci sınıfa giden kız öğrencilerin, 66-71 ve 72-84 aylık öğrencilerin, Gaziantep, Kayseri ve İstanbul illerinde öğrenim gören öğrencilerin, okul öncesi eğitimi alan öğrencilerin, anne ve baba eğitim düzeyi yüksek olan öğrencilerin, kardeş sayısı az olan öğrencilerin, aile gelir düzeyi yüksek olan öğrencilerin okula hazırbulunuşluklarının daha yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3. 60-65 aylık ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin okula uyum sorunlarını bazen yaşadıkları, 66-71 ve 72-84 aylık öğrencilerin ise okula uyum sorunlarını neredeyse hiç yaşamadıkları belirlenmiştir. 4. Van ilinde öğrenim gören ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin, okulöncesi eğitimi almayan öğrencilerin, anne ve baba eğitim düzeyi düşük olan öğrencilerin, aile gelir düzeyi düşük olan öğrencilerin okula uyum sorunlarını daha çok yaşadıkları belirlenmiştir. 5. İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin okula hazırbulunuşluk düzeyleri ile okula uyum sorunları arasında yüksek düzeyde, negatif yönde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlkokul birinci sınıf öğrencilerinin duyuşsal (% 54.4), psikomotor (% 4.4) ve bilişsel (% 0.5) becerilere ilişkin hazırbulunuşluklarının öğrencilerin okula uyum sorunlarındaki varyansın % 59.3'ünü açıkladığı belirlenmiştir. Öğrencilerin öz bakım becerilerine ilişkin hazırbulunuşluklarının ise okula uyum sorunlarındaki varyansa anlamlı katkı sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır. 6. Öğretmenlerin farklı yaşlarda ilkokula başlama uygulaması hakkında genel kanılarının, 60-65 aylık öğrencilerin okula hazır olmaması ve uyum sorunları yaşaması nedeniyle olumsuz olduğu belirlenmiştir. Öğretmenler, öğrencilerin yaşları arttıkça okula hazırbulunuşluklarının arttığı ve okula uyum sorunlarının azaldığını belirtmişlerdir. 7. Öğretmenlerin farklı yaşlarda ilkokula başlama uygulamasının öğretim süreci, öğretmen ve öğrenci sürecine yansımalarına ilişkin genel kanılarının olumsuz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İlköğretim okullarının değişime karşı hazır bulunuşluk düzeyleri (Uşak ili örneği)
Bu araştırma, Uşak ili Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ilköğretim okullarının değişime/yeniliğe hazır bulunuşluk düzeylerini, öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluğu, okul yöneticilerinin değişime hazır bulunuşluğu, okulların alt yapısının değişime hazır bulunuşluğu ve velilerin değişime hazır bulunuşluğu boyutlarında ne derece yeterli olduklarını, öğretmenlerin görüşlerine göre saptamayı amaçlamaktadır.Araştırmanın evreni, Uşak ili merkez ve beş ilçesinde ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın evreninde 66 devlet ilköğretim okulu bulunmaktadır. Bu devlet ilköğretim okullarında 1669 öğretmen görev yapmaktadır. Bunları temsilen örnekleme girecek öğretmen sayısı 255 olarak belirlenmiştir. Örneklemi oluşturan öğretmenlere, Helvacı ve Kıcıroğlu (2010) tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? ve ?İlköğretim Okullarının Değişime Hazır Bulunuşluk Ölçeği? uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 11.5 paket programında çözümlenmiştir.Öğretmenlerin görüşlerine göre ilköğretim okullarının değişime hazır bulunuşluk boyutlarındaki yeterlik düzeylerinin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için t-testi uygulanmıştır.Araştırma bulguları öğretmenlerin görüşlerine göre, ilköğretim okullarının değişime hazır bulunuşluk kapsamında; öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, okul yöneticilerinin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, okulların alt yapısının değişime hazır bulunuşluğu boyutunda ve velilerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda ?orta? düzeyde olduğunu göstermiştir.Anahtar kelimeler: Değişim, hazır bulunuşluk.
Okulların değişime hazır bulunuşluk düzeyleri(Afyonkarahisar ili örneği)
Bu araştırma, Afyonkarahisar iline bağlı okulların değişime hazır bulunuşluk düzeylerini öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, okulların fiziki teknolojik alt yapılarının ve velilerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda ne derece hazır olduklarını öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin görüşlerine göre saptamayı amaçlamaktadır. Ayrıca öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin okulların değişime hazır bulunuşluklarına ilişkin görüşlerinin cinsiyet, görev, branş, kıdem ve bulunduğu okuldaki çalışma süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılığın olup olmadığı saptanmak istenmiştir. Araştırmanın evrenini 2015-2016 eğitim öğretim yılında Afyonkarahisar ili merkez ve 17 ilçesinde okullarda görev yapan 7621 öğretmen ve 995 okul yöneticisi oluşturmaktadır. Temsilen örnekleme girecek öğretmen sayısı 439, okul yöneticisi sayısı 257 olarak belirlenmiştir. Araştırmada öğretmenlere ve okul yöneticilerine Helvacı ve Zorlu (2015) tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu ve Helvacı (2015) tarafından okulların değişime hazır bulunuşluk ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programıyla çözümlenmiştir. Öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin görüşlerine göre okulların değişime hazır bulunuşluk düzeylerinin cinsiyete, branşa, öğrenim durumuna, kıdemine ve çalışma süresine göre farklılaşıp farklılaşmadığı t testi, tek yönlü ANOVA testi, anlamlı farkın bulunması durumunda gruplar arasındaki farkı belirlemek amacıyla Tukey HSD analizi yürütülmüştür. Elde edilen bulgular tablo halinde sunulmuştur. Araştırma bulguları öğretmenlerin görüşlerine göre, okulların değişime hazır bulunuşluk düzeyleri kapsamında; öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, yöneticilerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, okulların alt yapısının değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, velilerin hazır bulunuşluğu boyutunda "orta" düzeyde olduğunu göstermiştir. Araştırma bulguları okul yöneticilerinin görüşlerine göre, okulların değişime hazır bulunuşluk düzeyleri kapsamında; öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, yöneticilerin değişime hazır bulunuşluğu boyutunda "Çok" düzeyinde olduğunu; okulların alt yapısının değişime hazır bulunuşluğu boyutunda, velilerin hazır bulunuşluğu boyutunda "orta" düzeyde olduğunu göstermiştir.
Öğretmenlerin 21. yüzyıl becerilerini kullanım yeterlilikleri ile öğretmenlerin değişime hazır olma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Uşak ilinde devlet okulunda görev yapmakta olan ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinin 21. yüzyıl becerileri kullanım yeterlilikleri ile değişime hazır bulunuşlukları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini Uşaktaki ilkokul ve ortaokullarda görev yapmakta olan 3972 öğretmen ve 498 okul yöneticisi, örneklemini ise 640 öğretmen ve 82 okul yönetici oluşturmaktadır. Örneklemin seçiminde uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada verileri toplamak amacıyla üç bölümden oluşan bir anket kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin görüşlerine göre öğretmenlerin 21. yüzyıl becerileri kullanım yeterliliklerinin "çok" düzeyinde olduğu, öğretmenlerin görüşlerine göre öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluk düzeylerinin "çok" düzeyinde olduğu, okul yöneticilerinin görüşlerine göre öğretmenlerin değişime hazır bulunuşluk düzeylerinin "orta" düzeyde olduğu ve öğretmenlerin 21. yüzyıl becerileri kullanım yeterlilikleri ile değişime hazır bulunuşluk beceri düzeyleri arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
Ankara'daki sağlık meslek odalarına üye olanların acil durumlara / afetlere bireysel hazırlıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Ankara'daki Sağlık Meslek Odalarına üye olanların acil durumlara / afetlere hazırlıklı olma davranışlarını etkileyen faktörlerin katılımcıların bireysel ve hazırlık durum değişkenleri ile olan ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Ağustos 2021'de Ankara'daki Sağlık Meslek Odalarına kayıtlı yaklaşık 21.900 kişi oluşturmaktadır. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Veri toplama formu olarak, katılımcıların sosyodemografik özellikleri ile daha önce afet yaşama, afetler konusunda herhangi bir eğitim alma, afetlere yeterince hazırlıklı olma durumu hakkındaki özelliklerini incelemek amacıyla araştırmacı tarafından danışman desteği ile hazırlanmış 32 sorudan oluşan bir anket formu ve 31 maddelik Sağlık İnanç Modeli'ne Dayalı Acil Durumlara / Afetlere Bireysel Hazırlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri, öncelikle "Google forms" kullanılarak internet üzerinden toplanmıştır. Yeterli düzeyde katılım sağlanmadığı için ardından yüzyüze veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya toplam 401 kişi katılmıştır. Katılımcıların %35,2'si (n=141) acil durum / afetlerle ilgili eğitim almıştır, en sık alınan eğitim İlk Yardım Eğitimi'dir. Katılımcıların %47,6'sı (n=191) afetlerle ilgili bir tatbikata katılmıştır. Katılımcıların %38,2'si (n=153) afet yaşamıştır ve en sık yaşanan afet depremdir. Katılımcıların %33,2'si (n=133) acil durum ve afetlere bireysel olarak kesinlikle hazır olmadığını ifade etmiştir ve eczacılarda %39,2 (n=29) ile sıklık en yüksektir. Katılımcıların %28,9'u (n=116) acil durum ve afetlere bireysel olarak kısmen hazır olduğunu, %24,4'ü (n=98) kararsız olduğunu, %13,5'i (n=54) hazır olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların ölçekten aldıkları toplam puan ortalaması 112,39±12,77'dir. Acil durum / afetlerle ilgili eğitim almış olan, şu anda veya geçmişte bir işi olan, resmi olarak görevlendirilmiş olan, gönüllü olarak hizmet vermiş olan katılımcıların afetlere bireysel olarak daha hazır oldukları saptanmıştır. Türkiye'nin afetlerle sık karşılaşan bir ülke olduğu ve sağlık çalışanlarının acil durum ve afetlerde farklı çalışma alanlarında hizmet sunabildiği bilinmektedir. Bu nedenle, sağlık çalışanları gibi kilit personele özel önem verilerek hazırlanan afet eğitim programlarına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Sağlık çalışanlarının mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerinin acil durum ve afetlere hazırlık kapsamı incelenebilir ve ihtiyaca göre güncellenebilir. Sağlık çalışanları için pratik uygulamaları içeren afet hazırlık eğitimleri ve hızlı başvuru materyalleri gibi kolay erişilebilir kaynaklar geliştirilmesi için ilgili tüm kurum ve kuruluşlar işbirliği yapmalıdır.
Sağlık çalışanlarının hastanelerde bilişim teknolojilerine yönelik tutumları ve hazırbulunuşluk seviyelerinin bireysel performansına etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, sağlık çalışanlarının hastanelerde bilişim teknolojilerine yönelik hazırbulunuşluk ve bilişim teknolojileri tutum seviyelerinin bireysel performanslarına etkisinin değerlendirilmesidir. Hastane bilişim sistem alt yapısı ve yazılım değişimi gerçekleştiğinde; yöneticiler, öğretim üyeleri, uzman doktorlar, uzmanlık öğrencileri, hemşireler, laborantlar, teknisyenler, sağlık memurları ve veri hazırlama kontrol işletmenlerinin tutum ve hazırbulunuşluğunun performansına etkisini ortaya koymaya çalışmak amaçlanmıştır. Araştırma, 01 Nisan - 01 Temmuz 2018 tarihleri arasında Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan hekim, hemşire, diğer sağlık personeli ve veri hazırlama ve kontrol işletmeni meslek grupları üzerinde uygulanmıştır. Çalışanların bilişim teknolojileri hakkında algılarını ölçmeye yönelik, demografik özellikler (8 madde), iletişim teknolojileri (4 madde), Bilişim Teknolojileri Hazırbulunuşluk Seviyesi anketi (13 madde), Bilişim Teknolojileri Tutum anketi (30 madde) ve bireysel performans ölçeği (9 madde) olmak üzere toplam 5 bölüm ve 64 maddeden oluşan ölçüm araçları kullanılmıştır. Araştırmada örneklem kullanılmamış olup 590 (%30,5) Doktor, 644 (%33,29) Hemşire, 512 (%26,47) diğer sağlık personeli ve 188 (%9,72) veri hazırlama ve kontrol işletmeni şeklinde 1934 kişiden oluşan tüm evren örneklem olarak kullanılmıştır. 1934 kişiden 752 kişi (%38,88) çalışmaya katılmayı kabul etmiş ve anket uygulamasına katılmıştır. Katılımcılardan alınan 752 anketin 32'si (%4,26) çeşitli nedenlerle güvenilir bulunmadığı için 720 anket değerlendirmeye alınmıştır. Tamamlanan anketlerin evrene oranı %37,22 olmuştur. İstatistiksel analiz ve hesaplamalar için Ms-Excel 2010, IBM SPSS Statistics 22.0 ve AMOS 21.0 programları kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney testi, Kruskal-Wallis testi, Spearman Sıra Korelasyon Katsayısı ve Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) uygulanmıştır. Sosyo-demografik değişkenlerin bazıları için BTHS, BTT ve İşgören Performansı ile anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. BTHS toplam puanı ile İşgören Performansı toplam ve tüm alt boyutları arasında anlamlı, doğrusal yönde ancak zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür. BTT puanı ile İşgören Performansı toplam ve tüm alt boyutları arasında anlamlı, doğrusal yönde ancak zayıf bir ilişki olduğu saptanmıştır. YEM analizi sonucunda BTHS'nin BTT'yi anlamlı düzeyde etkilediği, BTT'nin bireysel performansı artırdığı, BTHS'nin ise azalttığı belirlenmiştir. BTHS ve BTT alt boyutlarının Performans alt boyutları üzerinde anlamlı bir etkisi tespit edilememiştir. Anahtar Sözcükler: Sağlık, Bilişim Teknolojileri, Tutum, Hazırbulunuşluk, Bireysel Performans.
Evliliğe hazır oluş ile ilişkili faktörler
Bu araştırmanın amacı evliliğe hazır oluş için ortak temaları belirlemek, geniş bir bekâr örnekleme genellenebilirliğini değerlendirmek ve evliliğe hazır oluşla ilişkili faktörleri incelemektir. Bu çalışma, karma yöntem araştırmasının modellerinden olan keşfedici sıralı desende tasarlanmıştır. Bu araştırma, üç çalışma grubunda yer alan 1539 birey ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; tematik analiz, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, çok değişkenli varyans analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bekâr genç yetişkin bireylerin evliliğe hazır oluş için önem verdiği faktörler altı tema olarak belirlenmiştir. Bu temalar; finansal, hazır oluş, duygusal hazır oluş, kişiler arası ilişkilere hazır oluş, aile yaşamı ve rollerine hazır oluş, cinsel yaşama hazır oluş ve toplumsal sorumluluklara hazır oluştur. Yeni evli bireyleri evliliğe hazır hissettiren faktörler; finansal hazır oluş, duygusal hazır oluş, aile hayatı ve rollerine hazır oluş ve toplumsal sorumluluklara hazır oluş olarak belirlenmiştir. Yeni evli bireylerin evlilikte sorun yaşadığı alanların; kişiler arası ilişkiler, aile hayatı sorumlulukları ve finansal konular olduğu tespit edilmiştir. Bu temalar doğrultusunda geliştirilen evliliğe hazır oluş ölçeğinin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Bekâr genç yetişkin bireylerin evliliğe hazır oluş düzeylerinde; cinsiyet, ilişki durumu, çalışma durumu ve yaşam planındaki öncelik açısından farklılıklar olduğu görülmüştür. Yaş, ideal evlilik yaşı ve partnerini tanımaya yönelik ideal süre değişkenlerinin evliliğe hazır oluşla ilişkili olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ve mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarının incelenmesi
Araştırma, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ile mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarını belirlemek amacıyla metodolojik ve tanımlayıcı olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Metodolojik aşamada, Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği'nin (The Casey-Fink Readiness for Practice Survey) Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması Google formlar üzerinden çevrim içi olarak yapılmıştır. Bu aşamanın örneklemini (ikinci aşamaya dahil edilmeyen) Ankara'da üç üniversitenin 179 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Tanımlayıcı aşamada; öğrencilerin kontrol odağı ve mesleğin uygulamasına hazır oluş algılarının belirlenmesi amacıyla kontrol odağı ile geçerlik ve güvenirliği yapılmış Casey-Fink uygulamaya hazıroluşluk ölçeği kullanılmıştır. Örneklemini, Türkiye genelindeki hemşirelik bölümlerinden kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılan 301 hemşirelik son sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 22.0 Windows paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde metodolojik aşamada; tanımlayıcı istatistikler, doğrulayıcı faktör analizi, açıklayıcı faktör analizi, yapısal eşitlik modeli, Cronbach alfa katsayısı, tanımlayıcı aşamada; tanımlayıcı istatistikler, Kolmogrov – Smirnov, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri sonucunda; 15 maddelik tek alt boyutlu, Cronbach alfa değeri 0,881 olan Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği'nin ülkemiz için geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu bulunmuştur. Araştırmanın tanımlayıcı aşamasında öğrencilerin kontrol odağı düzeyleri iç kontrol odağı eğilimli (ortanca=121), mesleğin uygulamasına hazır oluşluk algıları ise orta düzey (ortanca=2,93) olarak bulunmuştur. Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin Kontrol Odağı Ölçeği ile Casey-Fink Uygulamaya Hazıroluşluk Ölçeği puanları arasında 0,240 olan pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre geçerlik ve güvenirliği saptanmış olan ölçek formunun Covid-19 süreci sona erdikten sonra bütün klinik uygulamalarını yüz yüze tamamlayan daha geniş bir örneklem grubu ile tekrarlanması, hemşirelik son sınıf öğrencilerinin kontrol odağı ve uygulamaya hazır oluşluk algılarını etkileyen farklı değişkenlerin nicel ve nitel araştırmalar ile incelenmesi önerilerinde bulunulmuştur.
İnmeli hastalara bakım verenlerin bakıma hazır olma durumunu etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma inmeli hastalara bakım verenlerin bakıma hazır olma durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel - tanımlayıcı tipteki araştırmanın örneklemini Kasım 2018 – Mart 2019 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Nöroloji Kliniği ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Bozyaka Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniği'ne başvuran, örnekleme dahil edilme ölçütlerine uyan ve çalışmaya katılmaya gönüllü 185 bakım veren oluşturmuştur. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile bazı veriler de hasta dosyasından toplanmıştır. Araştırmada literatür incelenerek hazırlanan 'Bakım Veren Tanıtım Formu', 'Hasta Tanıtım Formu', 'Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi', 'Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik hesaplamalar, ortalama, Student t-test, Mann Whitney-U, ANOVA, Kruskal Wallis analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan bakım verenlerin Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği toplam puan ortalaması 29.27+2.17 olarak bulunmuştur. Bakım verenlerin sosyodemografik özellikleri ile bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması arasında yapılan analizlerde; cinsiyet (p= 0.034), yaş grubu (p= 0.000), eğitim düzeyi (p= 0.004), çalışma durumu (p= 0.024), medeni durum (p= 0.002), çocuk sayısı (p= 0.000), kronik hastalık bulunma durumu (p= 0.007) ve hasta bakım deneyimi (p= 0.001) ile bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması arasında anlamlı fark bulunmuştur. Araştırmaya alınan hastaların sosyodemografik özellikleri ile bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan .ortalaması arasında yapılan analizlerde; çocuk sayısı (p= 0.01) ve eğitim durumu (p= 0.001) ile bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Bakım verenlerin bilgi almak istedikleri durumlar incelendiğinde %26.5'inin hastanın günlük bakımı ile ilgili bilgi almak istediği bildirilmiştir. Sonuç: İnmeli hastalara bakım verenlerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması bakım vermeye yüksek düzey hazır hissettiklerini göstermektedir. Bakıma hazır olma durumunu bakım veren ve hastaya ait bazı sosyodemografik özelliklerin etkilediği görülmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda bilgi istenen konulara yönelik taburculuk eğitiminin etkinliğinin arttırılması, bakım vermeye hazır oluşluğu artırmaya yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, bakım verenin izlenmesi ve gerekli kurumsal desteğin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; İnme; bakım veren; hazır olma
Dundee Eğitim Ortamı Hazıroluşluk Ölçeği' nin Türkçe formunun hemşirelik öğrencilerinde geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma, Dundee Eğitim Ortamı Hazıroluşluk Ölçeği (Roff ve arkadaşları (1997))'nin Türkçe formunun, hemşirelik öğrencileri için geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde Kasım 2018- Ağustos 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 520 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Metodolojik tipte olan bu çalışmada veriler Dundee Eğitim Ortamı Hazıroluşluk Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışmada geçerliğinin değerlendirilmesinde dil, kapsam ve yapı geçerliği analizleri, güvenirliğinin değerlendirilmesinde ise iç tutarlılık analizleri yapılmıştır. Bulgular: Dundee Eğitim Ortamı Hazıroluşluk Ölçeği'nin Türkçe'ye çevirisi ve geri çevirisi dil geçerliği için yapılmıştır. Kapsam geçerliği için 10 uzmandan görüş alınmış ve kapsam geçerlik indeks değerlerinin 0,80–1,00 arasında değiştiği görülmüştür. Yapı geçerliğini sağlanmak için Doğrulayıcı Faktör Analizi yapılmıştır. Bu analizde uyum indeksleri χ2/sd=3.02, CFI=0.92, GFI=0.91, RMSEA=0.07 ve RMR=0.04 olarak saptanmıştır. Güvenirliği değerlendirmek amacıyla ölçeğin güvenirlik katsayısına bakılmış ve α=0.938 bulunmuştur. DEOH Ölçeği'nin alt boyutları olan Öğrencilerin Öğrenmeye İlişkin Algıları, Öğrencilerin Öğretmene İlişkin Algıları, Öğrencilerin Akademik Becerilere İlişkin Algıları, Öğrencilerin Öğrenme Ortamına İlişkin Algıları, Öğrencilerin Sosyal Çevreye İlişkin Algıları için güvenirlik katsayıları sırası ile α=0.936, α=0,899, α=0,929, α=0,902 ve α=0,925 olarak elde edilmiştir. Sonuç: Dundee Eğitim Ortamı Hazıroluşluk Ölçeği orijinal ölçekle benzer bir yapıya sahiptir. Türkçe formu, hemşirelik öğrencilerinde uygulanması için oldukça geçerli ve güvenilir ölçme aracıdır. Anahtar Kelimeler: Eğitim; Eğitim Ortamı; Hemşirelik; Hemşirelik Eğitimi; Geçerlik; Güvenirlik.
Hemşirelik öğrencilerinin mobil öğrenmeye yönelik tutum ve hazırbulunuşluk durumlarının incelenmesi
Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin mobil öğrenmeye yönelik tutum ve hazırbulunuşluk durumlarının incelenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2018-2019 yılında öğrenim gören 1., 2., 3. ve 4. sınıf hemşirelik öğrencisi olmak üzere toplam 1136 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemini araştırmaya katılmayı kabul eden 290 öğrenci oluşturmuş ve sınıf düzeyine göre tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında öğrencilerin demografik özelliklerini belirlemek amacıyla geliştirilen "Öğrenci Tanıtım Formu (Ek-I)", "Mobil Öğrenme Hazırbulunuşluk Ölçeği" (MÖHÖ) ve "M-Öğrenme Tutum Ölçeği" (MÖTÖ) ölçüm aracı olarak kullanılmıştır. Araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerin bilgilendirilmiş onamları sözel olarak alınmıştır. Araştırmanın verilerini değerlendirmede IBM SPSS Statistics 25.0 Programı kullanılmıştır. Öğrencilerin tanıtıcı özellikleri incelendiğinde; yaş ortalamasının 21.35+1.41 yıl, %91.4'ü kız olduğu, genel akademik ortalamalarının 2.96+0.33 olduğu, %85.5'in akıllı telefona ve %6.2'sinin tablete sahip olduğu, günlük telefon kullanım saatlerinin 2.69+1.06 saat olduğu ve bir telefonu en çok eğlence amaçlı (%88.3) kullandığı belirlenmiştir. Öğrencilerin MÖTÖ toplam puan ortalamasının 76.48±9.28 olduğu belirlenmiştir. MÖTÖ alt boyut puanlarının ortalaması incelendiğinde "avantaj" alt boyutunda 26.34±3.81; "sınırlılık" alt boyutunda 16.06±2.94; "kullanışlılık" alt boyutunda 18,78±2,69; ve "özgürlük" alt boyutunda 15.30±2.34 olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin MÖHÖ toplam puan ortalamasının 79.64±16.62 olduğu belirlenmiştir. MÖHÖ alt boyut puanlarının ortalaması incelendiğinde "özyeterlilik" alt boyutunda 28.12±6.56; "iyimserlik" alt boyutunda 32.59±7.19 ve "kendi kendine öğrenme" alt boyutunda 18.92±4.68 olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, hemşirelik öğrencilerinin mobil öğrenmeye yönelik tutumlarının olumlu olduğu ve mobil öğrenmeye kısmen hazır oldukları belirlenmiştir. Mobil öğrenme sistemlerinin, teorik ve klinik hemşirelik eğitiminde kullanılmasının öğrencilerin öğrenme yöntemine katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler; Hemşirelik; Mobil öğrenme; Teknoloji
5 ve 6 yaş grubu çocuklarının ilkokula hazırbulunuşluk düzeylerinin incelenmesi
Hazırbulunuşluk, çocukların fiziksel, bilişsel, sosyal, duygusal ve özbakım becerileri açısından belli bir düzeyde olgunlaşmasını ve bu alanlara uygun olarak gelişimini tamamlamasını gerektirir. Okul öncesi dönemde farklı alanlara göre ortaya çıkan hazırbulunuşluk çeşitli değişkenlerden etkilenir. Bu çalışmanın amacı 5 yaş grubu çocukları ile 6 yaş grubu çocuklarının ilkokula hazırbulunuşluk düzeyleri açısından farklılaşıp farklılaşmadıklarını incelemektir. Araştırmanın örneklemini 5-6 yaş gurubundaki 391 çocuk ile bunların ebeveynleri ve öğretmenleri oluşturmaktadır. Bu amaçla örneklem grubundaki çocuklara Marmara İlköğretime Hazıroluş Ölçeği Uygulama Formu(MİHÖ), ebeveynlere Bilgi Formu ve MİHÖ-Gelişim Formu Ölçeği , öğretmenlere ise MİHÖ-Gelişim Formu Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerine uygun olarak tarama modelinde tasarlanmıştır. Verilerin analizinde yüzde, frekans, ortalama ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra veri setinin dağılımlarını incelemek için Shapiro-Wilk ve Kolmogorov-Smirnov sınamaları yapılarak dağılımların normal olduğu belirlenerek T Testi, Anova, testleri kullanılmıştır. Ayrıca Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon'undan yararlanılmıştır. Uygulama yapılan 5 ve 6 yaş gruplarının yapısı heterojen olduğu için bu grupları eşzamanlı olarak karşılaştırma yapabilmek için Tamhane T2 testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre 5 ve 6 yaş grubu çocukları ilkokula hazırbulunuşluk düzeyleri açısından incelendiğinde; yaş, okul öncesi eğitime devam etme (süresi)/etmeme, anne-baba yaşı, anne-baba eğitim düzeyi ve ailenin gelir seviyesi/sosyo-ekonomik durum faktörlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı; cinsiyet ve kardeş sayısı değişkenlerine göre ise farklılaşmadığı gözlenmiştir. Ayrıca 5/6 yaş grubu çocuklarının ilkokula hazırbulunuşluk düzeyleri açısından değerlendirilmesinde anne ve öğretmen görüşlerinin birbiriyle uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
Beden eğitimi öğretmenlerinin eğitim felsefesi eğilimlerinin, otantik öğrenme hazırbulunuşlukları ve otantik ölçme-değerlendirme yöntemine yönelik tutumları ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, beden eğitimi öğretmenlerinin sahip oldukları eğitim felsefesi eğilimlerinin tespit edilip, bu eğilimlerin; otantik öğrenme hazırbulunuşlukları ve otantik ölçme- değerlendirme yöntemine yönelik tutumları ile ilişkisi; cinsiyet, yaş, görev yapılan okul kademesi, hizmet süresi ve görev yapılan yerleşim yeri değişkenleri açısından incelenmiştir. Araştırmada veri toplamak için; "Kişisel Bilgi Formu", "Eğitim Felsefesi Eğilimleri Ölçeği", "Öğretmenler İçin Otantik Öğrenme Hazırbulunuşluk Ölçeği" ve son olarak "Otantik Ölçme ve Değerlendirme Yöntemine Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini; Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde görev yapmakta olan N=49,513 beden eğitimi öğretmeni oluştururken, örneklem ise n=583 beden eğitimi öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada toplanan nicel verilerin; aritmetik ortalamaları (X̅), standart sapmaları (Ss), frekansları (f), yüzdeleri (%), Cronbach Alpha değerleri (α) ile basıklık ve çarpıklık katsayıları hesaplanmış, sonrasında bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon katsayısı (r) ile basit ve çoklu doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler p<0,05 anlamlılık düzeyine göre yorumlanmıştır. Yapılan bu araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: Beden eğitimi öğretmenleri en fazla ilerlemeci, en az daimici eğitim felsefelerine eğilim göstermişlerdir. Beden eğitimi öğretmenlerinin otantik öğrenme hazırbulunuşlukları ve otantik ölçme-değerlendirme yöntemine yönelik tutumları yüksek bulunmuştur. Beden eğitimi öğretmenlerinin, eğitim felsefeleri boyutlarında; cinsiyet, görev yapılan okul kademesi, hizmet süresi ve görev yeri değişkenine göre gruplar arası anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Beden eğitimi öğretmenlerinin, otantik öğrenme hazırbulunuşlukları; cinsiyet, görev yapılan okul kademesi ve görev yapılan yerleşim yeri değişkenlerine göre gruplar arası anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Beden eğitimi öğretmenlerinin, otantik ölçme-değerlendirme yöntemine yönelik tutumları; cinsiyet, yaş, görev yapılan okul kademesi, hizmet süresi ve görev yapılan yerleşim yeri değişkenlerine göre gruplar arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0,05). Çalışmada yaşın anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). İlerlemeci ve yeniden kurmacı eğitim felsefeleri eğilimleri ile otantik öğrenme hazırbulunuşlukları arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,56, r=0,49; p<0.05). Esasici eğitim felsefesi eğilimi ile otantik ölçme-değerlendirme yöntemine yönelik tutum arasında orta düzeyde negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur (r=-0,44; p<0.05). Beden eğitimi öğretmenlerinin otantik öğrenme hazırbulunuşluk düzeylerinin %24'ü yeniden kurmacı eğitim felsefesi eğilimleri tarafından açıklanmaktadır. Beden eğitimi Otantik ölçme-değerlendirme yöntemine yönelik tutumlarının %22'si esasici ve yeniden kurmacı eğitim felsefeleri eğilimleri tarafından açıklanmaktadır.
Zorunlu eğitimde 5. sınıfta ortaokul öğrencisi olma uygulamasının değerlendirilmesi
Eğitim süreci insanın, hayatı anlamlandırmasına, farklı bakış açıları kazanmasına ve kendini keşfetmesine yardımcı olmaktadır. Gelişim ve yeniliklere açık olmak ve bunların beraberinde getirdiği değişime uyum sağlamak eğitimle gerçekleştirilebilmektedir. Türkiye'de 2012-2013 eğitim-öğretim yılından başlayarak 12 yıllık zorunlu eğitim modeline geçilmiştir. Bu model kapsamında öğrencilerin kademelere ayrılması ve bu şekilde öğrenim görmeleri desteklenmiştir. Bilindiği gibi değişen zamana göre eğitim sistemi modellerinde bir takım değişikliklere gidilmektedir. Yeni modelle birlikte ilkokul öğrencileri 4 yıllık bir eğitimden sonra ortaokula başlamaktadırlar. Daha önceki yıllarda 5. sınıfı okuyan bir öğrenci hala ilkokul öğrencisiyken, bu uygulama ile ortaokul öğrencisi olmaktadır. Yeni getirilen değişiklikler olumlu sonuçlar doğurabileceği gibi olumsuz sonuçları da içerisinde barındırabilmektedir. Eğitim modeli değişirken bu süreçlerde öğrencilerin bilgi düzeyleri, gelişimleri, akademik başarıları, tutum ve davranışları, ilgi ve yetenekleri değerlendirilerek uygulanan sistem hakkında bir değerlendirme yapılmalıdır. Eğitim sistemiyle doğrudan iç içe olan paydaşların değişen eğitim sistemi modelleri ile ilgili görüşlerinin alınması, sistemdeki işleyiş ile ilgili önemli dönütler sağlayabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de değişen zorunlu eğitim modeliyle beraber 5. sınıf öğrencilerinin ortaokul öğrencisi olma durumunu ve ortaokulda neler yaşadıklarını farklı bakış açılarıyla ortaya koyabilmektir. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımlarından durum çalışması yolu izlenmiştir. Çalışma grubu belirlenirken, amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik ve ölçüt örnekleme yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Veriler toplanırken çalışma grubunda yer alan okul yöneticileri, öğretmenler, veliler ve öğrencilerle yüz yüze görüşmeler sağlanmış, onların izinleri dahilinde ses kaydı ile toplanan veriler daha sonra bilgisayar ortamında yazıya geçirilmiştir. Elde edilen verilerin çözümlemesinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulguların güvenirliğini artırmak için katılımcı görüşlerinden alıntılara yer verilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, okul yöneticileri ve öğretmenler 5. sınıf öğrencilerinin ortaokul kademesinde öğrenim görmelerini uygun bulmamaktadırlar ve ortaokul için yeterli hazırbulunuşluklarının olmadığı görüşündedirler. Okul yöneticileri ve öğretmenler 5. sınıf öğrencilerinin sosyal ilişkilerde sıkıntılar yaşadıklarını, ders sayısının artması ile birlikte akademik başarılarının düştüğünü, derse odaklanma ve ders içeriğini anlama noktasında güçlük çektiklerini, ilkokul düzeyinde davranışlar sergilediklerini ifade etmişlerdir. Velilerin hepsi, çocuklarının 5. sınıfa geçiş aşamasında endişe duyduklarını vurgulamışlar ve uyum süreçleri hakkında olumsuz görüş bildirmişlerdir. Veliler; arkadaş ortamlarının, öğretmenlerinin ve çocuklarının davranışlarının nasıl olacağı, çocuklarının başarılı olup olamayacağı, öğretmenleriyle anlaşıp anlaşamayacakları, ödev ve görevlerini başarı ile yapıp yapamayacakları konularında edişe duyduklarını ifade etmişlerdir. Öğrencilerin çoğunluğunun 5. sınıfı ilkokul yerine ortaokulda okumayı uygun buldukları ve bu şekilde daha mutlu oldukları sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin çevrimiçi öğrenmeye yönelik hazır bulunuşluklarının öz düzenlemeli öğrenme becerileri bağlamında incelenmesi
Bu çalışmada özellikle son yıllarda önem kazanan ve Pandemi döneminde üniversitelerde zorunlu hale gelen çevrimiçi uzaktan eğitim uygulamalarında öğrencilerin çevrimiçi öğrenime karşı hazır bulunuşlukları ile öz düzenlemeli öğrenme becerileri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesinde 2020-2021 eğitim- öğretim yılında öğrenim gören 445 üniversite öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amaçlarına ulaşmak için, araştırma öncesi izinleri alınan İlhan ve Çetin (2013) tarafından Türkçe 'ye uyarlanan Çevrimiçi Öğrenmeye Yönelik Hazır Bulunuşluk Ölçeği (ÇÖHBÖ) ve Velipaşaoğlu ve Musal (2017)' ın öğrencilerin Özdüzenlemeli Öğrenme Becerilerinin Değerlendirilmesi amacıyla hazırladığı Özdüzenlemeli Öğrenme Becerilerinin Değerlendirilmesi Ölçeği (ÖDÖB) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) programından yararlanılarak analiz edilmiştir. Bu iki ölçek arasındaki ilişki sosyodemografik unsurlar dikkate alınarak analizler yapılmıştır. Bu analizlerden elde edilen bulgular sayesinde bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu sonuçlara göre pandemiden önce uzaktan eğitim alma durumunun üniversite öğrencilerinin üzerinde çevrimiçi öğrenmeye yönelik hazırbulunuşluklarında etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte pandemiden önce uzaktan eğitim alma durumu için özdüzenlemeli öğrenme ölçeğine ait sonuçlara bakıldığında üniversite öğrencileri üzerinde etkili bir değişken olmadığı sonucuna varılmıştır. Çevrimiçi öğrenmeye yönelik hazırbulunuşluk ölçeği ile öz düzenlemeli öğrenme becerileri ölçeği arasındaki ilişkiyi gösteren sonuçlara bakıldığında ise pozitif yönde orta düzey, anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bunun anlamı; çevrimiçi öğrenmeye yönelik hazırbulunuşluk arttıkça öz düzenlemeli öğrenme becerileri de artmakta aynı zamanda öz düzenlemeli öğrenme becerileri geliştikçe çevrimiçi öğrenmeye yönelik hazırbulunuşluk düzeyinde değişim görüleceği söylenebilir. Bu çalışma için öğrencilerin görüşlerinin yer aldığı bir çalışmanın yapılması da öneriler arasında yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Çevrimiçi Uzaktan Eğitim, Hazır Bulunuşluk, Öz düzenlemeli Öğrenme, İlişki
Acil uzaktan öğretim döneminde ortaokul öğrencilerinin çevrimiçi öğrenmeye hazırbulunuşluk düzeyleri ile transaksiyonel uzaklık algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Covid-19 salgınında gerçekleştirilen acil uzaktan öğretim döneminde ortaokul öğrencilerinin çevrimiçi öğrenmeye hazırbulunuşluk düzeyleri ile transaksiyonel uzaklık algıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nicel yöntemlerden korelasyonel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu pandemi döneminde uzaktan öğretim ile öğrenim görmüş uygun örnekleme yöntemi ile seçilmiş olan 221 ortaokul öğrencisi oluşturmuştur. Karma Öğrenme Ortamlarında Transaksiyonel Uzaklık Algısı Ölçeği ve Çevrimiçi Öğrenmeye Hazırbulunuşluk Ölçeği kullanılarak veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Transaksiyonel uzaklık algısının tüm boyutları için öğrenen kontrolü anlamlı yordayıcı bulunmuştur. Transaksiyonel uzaklık algısı boyutlarından diyalog, yapı esnekliği ve içerik organizasyonu boyutlarında öğrenen kontrolü ve çevrimiçi iletişim özyeterliği anlamlı yordayıcı olarak bulunmuşken; bilgisayar internet özyeterliği, öz-yönelimli öğrenme, öğrenme için motivasyon anlamlı yordayıcı olarak bulunmamıştır. Yine transaksiyonel uzaklık algısı boyutlarından öğrenci kontrolü ve özerklik boyutunda öz-yönelimli öğrenme ve öğrenen kontrolü anlamlı yordayıcı olarak bulunmuştur ancak bilgisayar internet özyeterliği, öğrenme için motivasyon, çevrimiçi iletişim özyeterliği anlamlı yordayıcı olarak bulunmamıştır.
Pandemi sürecinde ortaokul matematik öğretmenlerinin dijital okuryazarlık öz yeterlikleri, e-öğrenmeye hazırbulunuşlukları, teknoloji kabul düzeyleri ve uzaktan eğitime yönelik tutumlarının incelenmesi
Bu araştırmada pandemi sürecinde ortaokul matematik öğretmenlerinin dijital okuryazarlık öz yeterlikleri, e-öğrenmeye hazırbulunuşlukları, teknolojiyi kabul düzeyleri, uzaktan eğitime yönelik tutumları çeşitli değişkenler açısından incelenmiş ve bu değişkenler arasındaki ilişki ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmaya 2020-2021 eğitim öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı Uşak ili ve ilçelerinde görev yapan uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş 108 ortaokul matematik öğretmeni katılmıştır. Ortaokul matematik öğretmenlerinin dijital okuryazarlık düzeylerini belirlemek için "Dijital Okuryazarlık Öz Yeterliliği Ölçeği", e-öğrenmeye hazırbulunuşluklarını belirlemek için "E-öğrenmeye Hazırbulunuşluk Ölçeği", teknoloji kabul düzeylerini belirlemek için "Öğretmenler İçin Teknoloji Kabul Ölçeği" ve uzaktan eğitime yönelik tutumlarını belirlemek için "Uzaktan Eğitime Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada veri analizi için betimsel istatistikler, ilişkisel örneklemler için t testi, tek faktörlü varyans analizi ve çoklu korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada ortaokul matematik öğretmenlerinin dijital okuryazarlık öz yeterlik düzeylerinin, e-öğrenmeye hazırbulunuşluk düzeylerinin, teknoloji kabul düzeylerinin yüksek düzeyde ve uzaktan eğitime yönelik tutumlarının orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin ölçeklerden aldığı puanlar ile cinsiyet, mesleki kıdem ve uzaktan eğitim ile ilgili eğitim alma durumu değişkenleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ortaokul matematik öğretmenlerinin dijital okuryazarlık öz yeterlikleri ile e-öğrenmeye hazırbulunuşlukları arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde, teknoloji kabul düzeyleri arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmişken uzaktan eğitime yönelik tutumları arasında negatif yönde düşük ilişki vardır. Ortaokul matematik öğretmenlerinin e-öğrenmeye hazırbulunuşlukları ile teknoloji kabulleri arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki varken uzaktan eğitime yönelik tutumları arasında ise pozitif yönde düşük düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir. Ortaokul matematik öğretmenlerinin teknoloji kabulleri ile uzaktan eğitime yönelik tutumları arasında pozitif yönde düşük bir ilişki vardır. Bu sonuçlar ışığında bazı önerilerde bulunulmuştur.
Okul öncesi eğitimin farklı sosyo-ekonomik düzeydeki çocukların okula hazırbulunuşlukları üzerindeki etkisine yönelik meta-analiz çalışması
Bu çalışmada okul öncesi eğitimin, farklı sosyo-ekonomik düzeydeki (SED) ailelerin çocuklarının, okula hazırbulunuşlukları üzerindeki etkisinin meta-analiz ile incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında dâhil etme ölçütlerine uygun olduğu değerlendirilen on adet çalışmadan, 2290 çocuğun okul öncesi eğitim (OÖE) alıp almama durumuna ilişkin hazırbulunuşluk verileriyle elde edilen etki büyüklükleri kullanılarak, beş farklı meta-analiz gerçekleştirilmiştir. İlk analizde OÖE alma/almamanın okula hazırbulunuşluk üzerindeki etkisi incelenmiştir. İkinci analizde OÖE almanın alt ve üst SED çocukların hazırbulunuşluğuna etkisi incelenmiştir. Üçüncü analizde, OÖE almayan üst SED ile OÖE alan alt SED çocukların hazırbulunuşlukları karşılaştırılmıştır. Dördüncü analizde OÖE almayan alt SED ile OÖE alan alt SED çocukların hazırbulunuşlukları karşılaştırılmıştır. Beşinci analizde ise OÖE alan/almayan üst SED çocukların hazırbulunuşlukları karşılaştırılmıştır. OÖE deneyimine sahip olmanın, çocukların ilkokula hazırbulunuşluk becerileri üzerinde (d = 0,853) yüksek düzeyde etkisinin olduğu görülmüştür. OÖE alan alt ve üst SED çocukların hazırbulunuşluk becerilerinin analizinde (d=1,254) üst SED lehine yüksek etki bulunmuştur. OÖE almayan üst ve OÖE alan alt SED karşılaştırıldığında, OÖE almayan üst SED lehine (d=0,43) ortaya yakın etki; OÖE almayan alt ve OÖE alan alt SED karşılaştırıldığında OÖE alan alt SED lehine (d=0,97) yüksek düzeyde etki, OÖE alan ve almayan üst SED karşılaştırıldığında OÖE alan üst SED lehine (d=0,84) yüksek düzeyde etki bulunmuştur. Bulgular, okul öncesi eğitimin alt ve üst SED ailelerden gelen çocukların okula hazırbulunuşluklarını desteklediğini göstermektedir. Okul öncesi eğitimden en çok faydayı üst SED ailelerden gelen çocuklar sağlamaktadır. Okul öncesi eğitimin alt ve üst SED ailelerden gelen çocuklar arasındaki hazırbulunuşluk farkını kapatamadığı gözlenmiştir.
İlkokul öğrencilerinin kendi kendine öğrenme becerilerinin geliştirilmesine yönelik öğretici destekli bir model önerisi
Araştırmanın genel amacı, ilkokul 1.-4.sınıf öğrencilerinin kendi kendine öğrenme (KKÖ) becerilerinin betimlenmesi ve bu becerilerin geliştirilmesine yönelik ilkokul 1.-4.sınıf öğrencileri için öğretici destekli bir model geliştirmektir. Araştırmanın modeli eylem araştırmasıdır. Araştırma eylem araştırması uygulanmasından önce ve eylem araştırması uygulama süreci olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Uygulama öncesinde ilköğretim 1.-5.sınıf öğretmenleri ile KKÖ'yü nasıl betimlediklerine ve sınıflarında öğrencilerinin KKÖ becerilerini geliştirmek için neler yaptıklarına yönelik görüşleri alınmıştır. İlkokul 1.-4.sınıf öğretmenlerinin derslerinde, öğrencilerinin KKÖ becerilerini geliştirmeye yönelik yaptıkları uygulamaların ve bu sınıf düzeylerindeki öğrencilerin sınıf ortamında kazandıkları KKÖ becerilerinin belirlenebilmesi için gözlemler yapılmıştır. İlkokul 1.-4.sınıf öğretmenleri, velileri ve öğrencileri ile görüşmeler yapılmıştır Öğretmenler ve veliler ile KKÖ'yü nasıl betimlediklerine, bu sınıf düzeylerindeki öğrencilerin KKÖ becerilerinin neler olduğuna, öğretmenlerin sınıflarında öğrencilerinin; velilerin ise evde çocuklarının KKÖ becerilerini desteklemek ve geliştirmek için neler yaptıklarına, onların bu becerilerinin geliştirilmesinin önündeki engellerin neler olduğuna ve bu sorunların çözümüne yönelik görüşleri alınmıştır. Belli ölçütlere göre seçilen ilkokul 1.-4.sınıf öğrencilerinin de KKÖ'nün ne demek olduğuna ve sahip oldukları KKÖ becerilerine yönelik görüşlerini belirlemek için görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasında; öğretmen, öğrenci ve veli görüşleri ile sınıf içerisinde yapılan gözlemler doğrultusunda 1-4. sınıf öğrencilerine yönelik olarak iki boyutlu KKÖB (kendi kendine öğrenme becerileri) listesi oluşturulmuştur. KKÖB, KKÖ'ye hazırbulunuşluk becerileri ve KKÖ'yü yürütme becerileri olmak üzere iki boyuttan oluşmaktadır. Bu aşamada KKÖB'den biri olan KKÖ hazırbulunuşluk becerileri ile ilgili olarak öğrencilerin en fazla sorun yaşadığı gözlendiği için araştırmanın ikinci aşamasında KKÖ hazırbulunuşluk becerileri esas alınarak 4. sınıf düzeyinde yedi hafta süresince eylem araştırmasının uygulaması yapılmasına karar verilmiştir. Eylem araştırması uygulama sürecinde açık uçlu sorulardan oluşan anket, yarı yapılandırılmış görüşmeler, gözlem formu ve ders video kayıtları, alan notları ve araştırmacı günlüğü, haftalık ders planları, ders ses kayıtları, öğrenci çalışma kağıtları, geçerlik ve güvenirlik komitesi kayıtları ve Kendi Kendine Öğrenme Hazırbulunuşluk Becerileri özdeğerlendirme formu ile toplanmıştır. Araştırmanın uygulama sürecinden elde edilen bulgular öğrencilerin KKÖ hazırbulunuşluk becerilerini kullanmalarında artış sergilendiğini göstermiştir. Öğrenciler bu süreçte en kolay öğrenme ihtiyaçlarını belirleme ve öğrenme kaynaklarını yönetme becerilerini kullanmışlar; en zorlandıkları öğrenme becerileri ise öğrenme amaçlarını belirleme becerileri olmuştur. Bununla birlikte öğrenme kaynaklarını yönetme ve iletişim kurma becerileri geliştirilmesi amaçlanmayan haftalar da dahil hemen hemen tüm haftalarda kullandıkları gözlenmiştir. Uygulama süreci sonunda öğrencilerle ve sınıf öğretmeni ile gerçekleştirilen görüşmeler ve öğrencilere uygulanan özdeğerlendirme sonuçları da araştırma kapsamında bu becerilerin geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilen uygulamanın etkili olduğunu göstermiştir. Uygulama öncesinde ve uygulama sürecinden elde edilen bulgular doğrultusunda ilkokul öğrencilerinin kendi kendine öğrenmelerine yönelik öğretici destekli bir model geliştirilmiştir. Bu KKÖ modelinin uygulanma koşulları ve modelin boyutları olmak üzere iki temel bileşeni bulunmaktadır. Uygulanma koşulları; KKÖ becerilerini kullanma düzeyleri, öğretmen ve veli desteği ile okul dışı-okul içi öğrenme ortamıdır. Modelin boyutları ise KKÖ hazırbulunuşluk duyuşsal becerileri, KKÖ hazırbulunuşluk bilişsel becerileri ve KKÖ'yü yürütme becerileridir. KKÖ hazırbulunuşluk duyuşsal becerileri öğrenme sorumluluğunu alma, öğrenmeye açık istekli olma ve öğrenmeye değer verme; KKÖ hazırbulunuşluk ise bilişsel becerileri öğrenme ihtiyaçlarını belirleme, öğrenme amaçlarını belirleme, iletişim kurma ve öğrenme kaynaklarını yönetmedir. KKÖ'yü yürütme becerileri ise öğrenme stratejilerini kullanma, işbirlikli öğrenme, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, sorun çözme, araştırma, özdeğerlendirme ve akran değerlendirmedir.
Yeni kronik hastalık tanısı almış çocukların annelerinin bakım vermeye hazır oluşluk düzeylerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Giriş: Ailede sağlığın sürdürülmesi ve özellikle çocukların sağlığının korunması gibi roller genellikle anneler tarafından üstlenilmektedir. İlk kez kronik hastalık tanısı almış çocukların anneleri için bu süreç, yeni rol ve yükleri içeren bir süreçtir. Bu süreçte anneler kendilerini bakım vermeye hazır oluşluk açısından eksik ya da yetersiz hissedebilirler. Amaç: Bu araştırma hastalık tanısı konulmasından sonra ilk 3 ay içerisinde kronik hastalıklı çocukların annelerinin sosyodemografik ve tanıtıcı özelliklerinin, çocuğa ve hastalığına ilişkin tanıtıcı özelliklerin annelerin bakım vermeye hazır oluşluk düzeyleri üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini, araştırmanın yapıldığı 7 Mart-20 Temmuz 2017 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan bir devlet hastanesine başvuran ve son 3 ay içerisinde kronik bir hastalık tanısı almış çocukların anneleri oluşturmuştur. Anneler bilgilendirilmiş yazılı onam formunu okuyup imzaladıktan sonra "Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği" ve "Yeni Kronik Hastalık Tanısı Almış Çocuk ve Bakım Verecek Anneye İlişkin Tanıtıcı Bilgi Formu" uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi için SPSS 22.0 programı kullanılmış olup, veriler için tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde), Ki-kare testi, Bağımsız Gruplarda t testi, One- Way Anova ve Mann-Whitney U testleri ve Kruskal Wallis Varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi için p< 0.05 düzeyi kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya alınan annelerin % 39,8'inin lise ve üzerinde eğitim aldığı, % 44,7'sinin 29-39 yaş aralığında olduğu, % 72,8'inin gelirinin giderine denk veya fazla olduğu ve % 80'inden fazlasının çalışmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, çocukların tanıtıcı özelliklerinden çocuğun yaş grubu, cinsiyeti, hastalığının tipi ve daha önce hastaneye yatma durumlarına göre; annelerin tanıtıcı özelliklerinden yaş grupları, gelir durumu, daha önce kronik hastalığı olan birine bakım verme ve evde sorumlu oluğu başka çocuğa sahip olma durumlarına göre bakım vermeye hazır oluşluk düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Annelerin eğitim ve çalışma durumlarına göre bakım vermeye hazır oluşluk düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur(p<0,05). Çocuğun kronik hastalığını yönetmeye ilişkin aileleri hakkındaki tanımlarına göre ailesini "başarılı aşamada" gören annelerin sıra ortalamaları en yüksek ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Çocuğun hastalığına ilişkin bilgi almış olan ve verilen bilgiyi yeterli bulan annelerin bilgi almamış ve aldığı bilgiyi yeterli bulmayan annelere göre hazır oluşluğunun daha yüksek olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bakım için çevresinden destek alan annelerin hazır oluşluk düzeylerinin almayan annelerinkinden daha yüksek, çocuğunun bakım sorumluluğunu biriyle paylaşan annelerin hazır oluşluk düzeylerinin bakım sorumluluğunu tek başına üstlenen annelerden yüksek olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Vereceği bakımda kendini yeterli bulan annelerin bakım vermeye hazır oluşluk ölçek puanlarının, yeterli bulmayanlara göre; çocuğuna verilen hemşirelik bakımını yeterli bulan annelerin yeterli bulmayan annelere göre daha yüksek olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin destek sistemine sahip olma durumları ile bakımda kendileri yeterli bulmaları arasında anlamlı ilişki olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Çocuğun hastalığına ilişkin kendilerine verilen bilgiyi yeterli bulan annelerin çoğunluğunun verecekleri bakımda kendilerini yeterli bulduğu, diğer grubun kendini yeterli bulmadığı ve verilen bilgiyi yeterli bulma durumu ile annelerin verecekleri bakımda kendilerini yeterli hissetmeleri arasında istatistiksel olarak da anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç ve Öneriler: Bu çalışmada, eğitim düzeyi yüksek olan, bilgilendirilen, çevresinden destek alan ve kronik hastalık sürecinde hastalığı yönetmeye ilişkin ailesini başarılı aile olarak algılayan annelerin hazır oluşluk düzeyleri yüksek bulunmuştur. Hemşirelerin lisans eğitimlerinden başlanarak bu konuda farkındalıklarının artırılması, kronik hastalıklı çocuğu olan annelerin hazır oluşluk düzeyini arttırmak için eğitimler düzenlenmesi, başarılı aile olarak hissetmelerine yönelik stratejiler geliştirilmesi, ailelerin destek sistemlerini arttırmanın ve toplumsal referans kaynaklarına yöneltmenin kronik hastalıklı çocuğa sahip annelerin hazır oluşluğu üzerine etkisinin tüm hemşirelik eğitim ortamlarında vurgulanması, hazır oluşluğa hemşirelik bakımının doğrudan etkisinin incelenmesi, kronik hastalığın farklı aşamalarındaki çocukların anne ve babaları ile de çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kronik hastalığı olan çocuk, anneler, bakım vermeye hazır oluşluk.