Waste water
96 theses under this subject heading
Persülfat ve Peroksimonosülfat Oksidasyonu ile Kentsel Atıksuların Arıtımı
Kentsel atıksu arıtımında konvansiyonel arıtma yöntemlerine alternatif olarak ileri oksidasyon prosesleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu deneysel çalışma kapsamında konvansiyonel arıtma yöntemlerine alternatif olması açısından PS/UV-C ve PMS/UV-C proseslerinin kentsel atıksu içerisindeki KOİ ve TOK kirlilik parametrelerinin giderimi için kullanılabilirliği araştırılmış ve proseslerin performansları değişen koşullar altında karşılaştırılmıştır. PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleri için ekonomik analiz karşılaştırması da yapılmıştır. Giriş atıksu numunesi olarak gerçek bir kentsel atıksu arıtma tesisinin giriş atıksuyu kullanılmıştır. KOİ ve TOK parametrelerinin PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleriyle giderilmesi üzerine başlangıç oksidan konsantrasyonunun (5, 10, 15, 20 ve 25 mM) etkisinin araştırıldığı çalışmalar sonucunda en yüksek giderim verimi PS/UV-C prosesiyle yakalanmıştır. 25 mM persülfat konsantrasyonunda 180 dakika reaksiyon süresi sonunda giriş numunesinin doğal pH değerinde (7,6) sırasıyla %95 KOİ ve %92 TOK giderim verimleri elde edilmiştir. KOİ ve TOK parametrelerinin PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleriyle giderilmesi üzerine giriş atıksu numunesi başlangıç pH değerinin (4, 7, 9 ve 11) etkisinin belirlenmesi amacıyla 25 mM oksidan konsantrasyonunda deneysel çalışmalar yürütülmüştür. Yürütülen deneysel çalışmalar sonucunda en yüksek giderim verimi PS/UV-C prosesiyle elde edilmiştir. Başlangıç pH değerinin 4 olması durumunda KOİ için %97 ve TOK için %98 giderim verimleri elde edilmiştir. Yapılan maliyet karşılaştırması sonucunda en etkin ve maliyet olarak uygun proses PS/UV-C prosesi olarak bulunmuştur. En yüksek KOİ ve TOK giderim verimleri için elektrik tüketimleri sırasıyla 73,3 kWh/m3 ve 71,2 kWh/m3 olarak hesaplanmıştır. Gerçekleştirilen deneysel çalışmalardan elde edilen sonuçlar ışığında PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleriyle kentsel atıksulardan KOİ ve TOK parametrelerinin etkin bir şekilde giderildiği bulunmuştur.
Altyapı yapım işlerinde kazısız teknolojilerin avantajları ve boru itme yönteminin incelenmesi
Altyapı sistemleri, kentsel sistemin temel öğelerindendir. Elektrik, su, doğalgaz ve internet gibi temel ihtiyaçların kesintisiz sağlanabilmesi, kullanım sonucu açığa çıkan atık suların güvenli bir şekilde uzaklaştırılabilmesi için altyapı sistemlerinin gelişen kent hayatına cevap verebilecek nitelikte ve sürdürülebilir olması gerekmektedir. Kırsal alanlardan kentlere doğru olan göçler sonucu artan kent nüfusu, altyapı sistemlerinin önemini arttırmaktadır. Yeni hatlarının yapımı, var olan hatların bakım ve onarımı özellikle yoğun nüfuslu kentlerde önem kazanan bir konu haline gelmektedir. Söz konusu işlemler açık kazı yöntemiyle yapılabileceği gibi, sosyal ve ekonomik maliyetlerin yüksek olmasından dolayı kazısız yöntemler son yıllarda tercih edilmektedir. Özellikle hızla gelişen teknolojiler ile birlikte kazısız yöntemler, geleneksel açık kazı yöntemlerine göre teknik, ekonomik ve sosyal açılardan daha uygulanabilir olmaktadır. Bu çalışmanın ilk kısmında geleneksel açık kazılı yöntemler ve kazısız teknoloji yöntemlerinden genel olarak bahsedilmiş, ikinci bölümünde ise kazısız teknoloji yöntemlerinden biri olan boru itme (sürme) yöntemi avantajlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır.
Marmara denizi'nin kuzey bölümüne dökülen atık sular ve derelerin organik ve inorganik kirlilik yüklerinin tespiti ve Marmara denizi'nde oluşturduğu kirlilik durumu
Yapılan bu çalışmada Marmara Ereğlisi'nden Şarköy'e kadar olan alanı kapsayan Kuzey Marmara Denizine dökülen atıksular ve derelerin inorganik ve organik kirlilik yüklerinin tespiti yapılmış ve oluşturdukları kirlilik boyutu araştırılmıştır. Çalışma alanındaki kirlilik yüklerinin belirlenmesi için deşarj noktalarından ve derelerden oluşan 10 noktadan 30 adet numune alınmıştır. Alınan numunelerin organik ve inorganik analizleri yapılmıştır. İnceleme alanında yapılan araştırmalarda organik maddenin konsantrasyonunun yüksek bir değerde olduğu saptanmıştır. Bu yüksek değerinin nedeninin de killi ve siltli anoksidan ortamdan kaynaklandığı belirlenmiştir. Ayrıca alınan numuneye ait bölgenin de yapılan element analizi sonucu kirlilik açısından yoğun olduğu tespit edilmiştir. Dip sedimanlardaki organik madde yoğunluğunun dengesiz dağılımı; birincil üretim ve kara girdisiyle ilgili olarak bölgede etkili olan akıntı sistemiyle bağlantılıdır. Özellikle yapılan bu çalışma sayesinde insan sağlığı için tehlikeli olmayan deniz kıyı şeritleri de ortaya çıkmaktadır.
Endüstriyel atıksu arıtma tesisi çevresel risk analizi; Isparta örneği
Endüstriyel atıksu arıtma tesisinde çevresel açıdan risk değerlendirilmesi yapılmıştır. Çevresel risk analizi, çeşitli endüstriyel süreçlerden kaynaklanan atıksuların arıtılması sürecindeki potansiyel tehlikeleri tanımlamayı, değerlendirmeyi ve yönetmeyi amaçlamaktadır. L tipi matris yöntemi, endüstriyel atıksu arıtma tesislerinde çevresel risk analizinde yaygın olarak kullanılan bir araçtır. Bu yöntem, çeşitli çevresel risk faktörlerini belirlemeye ve bu risklerin derecesini değerlendirmeye olanak tanır. Özellikle, çeşitli çevresel risklerin önceliklendirilmesi ve acil müdahale gerektiren risklerin belirlenmesi açısından büyük önem taşır. Endüstriyel atıksu arıtma tesislerinde L tipi matris yöntemi kullanılarak yapılan çevresel risk analizi, atıksu arıtma işlemlerinin her aşamasında potansiyel riskleri belirlemeye yardımcı olur. Bu sayede, atıksu arıtma tesislerinin işleyişi sırasında ortaya çıkabilecek çevresel risklerin önlenmesi veya en aza indirilmesi için uygun önlemler alınabilir. Bu şekilde, endüstriyel atıksu arıtma tesislerinde yapılan çevresel risk analizi, tesisin çevresel performansını artırmaya ve çevresel etkilerini en aza indirmeye yardımcı olur. Aynı zamanda, çevresel mevzuata uyumu sağlamak ve toplum sağlığını korumak için önemli bir araç olarak kullanılır. Bu nedenle, endüstriyel atıksu arıtma tesislerinde çevresel risk analizinin düzenli olarak yapılması ve L tipi matris yönteminin kullanılması büyük önem taşır. Bu çalışmada atık su arıtma tesisinde meydana gelebilecek riskler belirlenmiş olasılık ve şiddetleri analiz edilmiş ve bunlara çevre boyutu da eklenerek risk değerlendirmesi yapılmıştır. Çevresel risk; matris metodu ve bu metoda çevre boyutu eklenerek yapılan risk değerlendirmesi kıyaslanarak atık su arıtma tesislerinde iş güvenliği ve çevresel risk politikalarının uygulanmasında önem dereceleri analiz edilmiştir.
Effects of nutrients on microalgae growth in anaerobic digestate
Today it is known that the world population has passed seven billion, and by 2050 it is predicted that the population will be 9.72 billion. In the world, 80% of energy demand are still met by fossil fuels such as oil, coal and natural gas. In addition, 85% of crude oil is used for transportation, and 10% is used for chemical industries. This has led to worldwide interest in biomass production related to biofuel concept. In present, various products are being produced in different industrial areas from the biomass obtained from various organisms. Bioethanol, biomethane, biohydrogen and biodiesel are obtained from the biomass of the organisms. For biofuels, it is known that plants such as corn, soybean and sugar cane are used. The most important advantage of biofuel production from biomass is the reduction of CO2 emissions in the air. By using solar energy, CO2 is converted into organic mass, and biofuel is obtained from this organic biomass. However, the need for a large area for the cultivation of crops, the reduction of agricultural land, and the consumption of too much water are among the reasons why biomass is not kept warm. Algae, who needs less space and water, is now being worked on biofuel studies and many different studies. Especially the ability of microalgae to adapt to different environments has made it possible to obtain various products, including biofuels. The most important problem in obtaining products from biomass of microalgae is the low microalgal biomass productivity. The microalgal biomass is not sufficient, especially for biofuel such as biodiesel. There are many factors that limit biomass formation. For photosynthetic microalgae, light, temperature, amount of CO2 and nutrients are main limiting factors. In present, microalgae can be optimized by changing light intensity, temperature, and CO2 in order to increase its biomass. However, the issue of how much nutrient required or nutrient optimization are still debated. Either the amount of some nutrients may be useful for some microalgae or may be inhibitory or toxic for another microalgae. In addition, nutrient needs may be variable depending on the microalgae species. It is known that microalgae is cultivated in the anaerobic digestate. The obtained biomass is also used as co-digestion or directly for methane production. The biofuel obtained from microalgae biomass are known to be suitable for biodiesel production, but the obtained biomass is not sufficient in the industrial view. There are many factors affecting microalgae biomass concentration like the dark color and particulate matter of the digestate that limit the penetration of light. Although this problem can be overcome by diluting the digestate or decreasing the reactor volume. The another approach is thought that this problem can be solved by adding nutrients. Some studies made for this purpose and showed that the increase of biomass in wastewater by adding nutrients such as Mg and Fe. The use of wastewater is not only important for the treatment, it is also important factor that reduces water footprint and nutrient requirement to produce microalgae. Because one of the major problems in the world is the need for clean water. It's now known that using drinking water resources such as lake water for obtaining microbial biomass for industrial purposes is not sustainable environmental way. In addition, drinking water resources is not nutrient enough to produce microalgae. Therefore, microalgae produce in seawater seems to be more attractive because sea water contains nutrients such as Mg and K. However, possible negative impacts on marine ecosystems are still a big question when large facilities are constructed to produce microalgae in the seabed. Considering the flexible adaptation capabilities of microalgae, the use of wastewater in terms of nutrient requirements is now considered as sustainable environmental approach. In this study, the aim is to increase biomass of the freshwater mixed microalgae cultured in digestate by adding various nutrients referred to BG11 media. For this aim, 600 ml batch cultures were prepared contained digestate with 1:10 dilution ratio. HEPES buffer was used and pH maintained between 7 and 7.5. Different nutrients were added to the each culture and microalgae growth was observed by VSS, chlorophyll measurement and cell counting techniques. Specific growth rate and doubling time were determined based on cell counting data. Additionally, their NH3-N, organic C, TKN and PO43--P removal efficiencies were also determined by using standart methods, whether there was an effect of removal efficiency or not. During the experiments, the growth rate and doubling time of the microalgae cultivated in the digestate were lower than BG11 media. Fe source, Mg source and EDTA were added to solutions separately in terms of observing their effect on growth. Fe source was "Ferric Ammonium Citrate" and Mg source was MgSO4 .When Fe source was increased to 10 times as 3.0mM referred to BG11 media, inhibition was observed in growth. Mg was expected to support growth well, but Mg solutions' results showed lower values compared to EDTA. Among the Mg solutions, only 3.0 mM Mg increased the growth rate and doubling time like 0.1585 μ -1 and 4.3 day respectively. When Mg and EDTA added to solutions in different concentrations, Mg 0.6 +EDTA 0.024 mM had the highest growth rate and doubling time like 0.1668 μ -1 and 4.1.day respectively. Chlorella sp. and Scenedesmus sp. were observed as dominant species. Rather than microalgae, protozoa with silia or flagella were observed in the digestate media. COD removals were found very low compared to ammonical nitrogen and phosphorus removals. Based on low COD removals, it was considered that there was probably no mixotrophic growth. The ammonical nitrogen removal rate and the theoretical biomass production were determined for each solution in terms of TKN values via the mass balance calculations. The theoretical biomass production were found higher then experimental biomass production in all solutions. EDTA was known as a chelator in the media for microalgae and was intended to ensure metal ions remain dissolved in the media to be taken into by microalgae. Among the nutrients, digestate solution with 0,024mM EDTA had the highest biomass concentration with the value 1410 mg /l VSSalgae with 0.1700 μ(d-1) and 4 days doubling time. It had also the highest net VSS value as 1000 mg/L. And the ammonical nitrogen removal rate and nitrogen removal efficiency showed in EDTA 0.024 mM as 11.4 mg/l/d and 77% respectively.
Uşak tekstil endüstrisinde yaygın olarak kullanılan boyar maddelerin mikrobiyal dekolorizasyonu
Tekstil atık suları fazla miktarda organik ve inorganik kirleticiler içerirler. Doğaya bırakılan atık sular birçok canlı mikroorganizmalara zarar verir ve suyun içerisindeki ışık geçirgenliğini azaltarak fotosentetik aktiviteyi olumsuz yönde etkiler. Ayrıca boyar maddelerin bazı sucul organizmalarda birikmesi toksik ve kanserojenik ürünlerin meydana gelmemesine neden olur. Bu amaçla belirlenmiş olan Bacillus izolatlarının azo boyar maddelerin (Acid Blue, Acid Red) renk giderimi araştırılmıştır. Uşak organize sanayi bölgesinden toplanmış olan tekstil atığı, organize atığı ve seramik atıklarından izole edilerek 8 adet Bacillus sp. elde edilmiştir. İzolatların mikroskobik, makroskobik ve spor yapıları incelenmiştir. Tüm izolatların basil, gram pozitif ve spor yapılarının olduğu belirlenmiştir. Biyokimyasal karakterizasyon testleri (Katalaz, nişasta hidrolizi, VP testi, sitrat testi, NaCl) yapıldıktan sonra SA1, SA2, TA4, TA5 izolatların türleri belirlenmiştir. Farklı pH ve sıcaklılarda yapmış oldukları üremeler sonucunda optimum sıcaklığı 37-40 ˚C olduğu belirlenmiştir. 16S rRNA sekansları sonucunda SA1 (Bacillus mycoides), SA2 (Bacillus subtilis), SA3 (Bacillus aryabhattai), TA4 (Bacillus licheniformis), TA5 (Bacillus thuringiensis), TA6 (Bacillus flexus), OA7 (Bacillus proteolyticus), OA8 (Bacillus toyonensis ) olarak belirlenmiştir. Boyar madde içeren katı besiyerinde (Acid Blue, Acid Red, Acid Yellow) üreme gösterdikleri zaman Bacillus'ların daha çok Acid Red ve Acid Blue boyalarını adsorbe ettiği saptanmıştır. LB besiyerinde 37 ˚C'de, 24-196 saat çalkalamalı etüvde (1600rpm) inkübasyonu sonucu Acid Blue boyar madde de TA4 izolatı %47,08 ve Acid Red boyar madde de ise OA7 izolatı %69,74 renk giderimi belilenmiştir. FTIR analizlerinde Asit Blue karbonil fonksiyonel, Asit Red aromatik bağları grupları üzerinde adsore ettiği belirlenmiştir.
Atık sulardan doğal zeolit ve toz aktif karbon ile Ni(II) giderimi
Bu çalışma, atıksulardan Ni (II) ağır metaline ait iyonların adsorpsiyon işlemi kullanılarak uzaklaştırılması için adsorban olarak doğal zeolit (Bigadiç klinoptiloliti) ve toz aktif karbonun (ticari) kullanılabilirliğinin araştırılmasını amaçlanmıştır. Nikelin sulu ortamdaki adsorpsiyonu işlemlerinde; pH, başlangıç derişimi, adsorban miktarı, karıştırma hızı, karıştırma süresi ve sıcaklık etkileri incelenmiştir. Her iki adsorbanın adsorpsiyon işlemi öncesi ve sonrası FTIR ve XRD ile karakterizasyonu yapılmıştır. Deneylerden elde edilen verilerle adsorpsiyon sistemini açıklamak için çeşitli 3 izoterm modelleriyle daha (Freundlich, Langmuir ve Temkin) çalışılmıştır. Adsorpsiyon işleminin her iki adsorban için de en iyi Freundlich izoterm modeline uygun olduğu bulunmuştur. Kinetik yönden adsorpsiyon olayını değerlendirmek amacıyla yalancı- birinci mertebe, yalancı-ikinci mertebe ve parçacık içi difüzyon hız modellerinin parametreleri hesaplanmıştır. Yalancı ikinci derece hız kinetiği, adsorpsiyon işlemini kinetik açıdan değerlendirmede iki adsorban için de en uyumlu hız kinetiği sonucunu vermiştir. Adsorpsiyonu, termodinamik yönden değerlendirmek amacıyla 25 oC, 35 oC, 40 oC, 50 oC ve 60 oC'de denemeler yapılmıştır. İncelenen adsorpsiyon işleminin doğal zeolit için endotermik, toz aktif karbon için ekzotermik işlem olduğu sonucuna varılmıştır. Son olarak tepkime hızının belirlenmesi için aktivasyon enerjileri hesaplanmış ve karşılaştırılmıştır. Sonuçlar doğal zeolit ve toz aktif karbonun sulu çözeltilerden Ni (II) iyonunun giderilmesinde etkili adsorbanlar olarak kullanılabileceğini gösterir.
Jeopolimer esaslı koordierit-nefelin gibi gözenekli yapıların sulu ortamda sitotoksik kanser ilaçlarının hastane atık sularından giderilmesi
Artan ilaç kirliliği, su kaynaklarının korunması açısından önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Yaygın olarak kullanılan bir antikanserojen ilaç olan tamoksifen, atık sularda kalan farmasötik kalıntılar arasında yer almakta ve çevreye zarar vermektedir. Bu çalışmada, tamoksifenin sulu çözeltilerden uzaklaştırılması amacıyla, gözenekli jeopolimer malzeme üretilmiş, adsorban olarak kullanılmıştır. Üretilen jeopolimer adsorban malzeme, BET, SEM ve FTIR analizleri ile detaylı şekilde karakterize edilmiştir. Adsorpsiyon sürecinde başlangıç tamoksifen konsantrasyonu (10-60 μg/mL), çözeltinin pH değeri (4-10), adsorban miktarı (50 mL çözelti başına 20-100 mg), temas süresi (0-180 dakika) ve sıcaklık (298-318 K) gibi çeşitli parametreler değerlendirilerek en uygun koşullar belirlenmiştir. Kinetik analizler yalancı birinci ve ikinci dereceden modellerle gerçekleştirilmiş, denge durumu ise Langmuir ve Freundlich izoterm modelleri ile incelenmiştir. Termodinamik parametrelerin hesaplanması sonucunda, optimum koşullarda (40 μg/mL başlangıç konsantrasyonu, 80 mg adsorban dozu, 150 dakika temas süresi, pH 7) %96,08 oranında maksimum giderim verimine ulaşıldığı saptanmıştır. Adsorpsiyon süreci en iyi şekilde yalancı ikinci dereceden kinetik model (R²: 0.9999) ve Langmuir izoterm modeli (R²: 0.9957) ile tanımlanmıştır. Ayrıca, termodinamik analizler, sürecin kendiliğinden (ΔG < 0), ekzotermik (ΔH < 0) olduğunu ve sistemde düzensizlikte bir azalmaya (ΔS < 0) neden olduğunu göstermiştir. Bu çalışma, çevre dostu ve ekonomik bir arıtma yöntemi olarak jeopolimer adsorbanın kullanımının potansiyelini ortaya koymaktadır.
Eti Maden Müdürlüğü Kırka Bor İşletmeleri atıksularında bulunan lityumun elde edilmesi için Li-Mn-O yapılı adsorbentin sentezi ve kullanımının araştırılması
Özellikle lityum iyon pillerinin üretiminde ihtiyaç duyulan lityum bileşiklerinin eldesi ve geri kazanımı ile ilgili çalışmalar son yıllarda oldukça önem kazanmıştır. Atık pillerden, deniz suyundan, jeotermal sulardan ve lityum(I) iyonlarını içeren atıksulardan lityum(I) iyonlarının geri kazanımında son yıllarda şablon mangan oksit yapılı adsorbentlerin sentezi ve kullanımı öne çıkmıştır. Bu tez çalışmasında Kırka Bor İşletmesi atıksuyunda yer alan lityum(I) iyonlarının seçici olarak şablon mangan oksit yapılı adsorbente adsorplanarak desorpsiyonla geri kazanımı hedeflenmiştir. Adsorbent LiOH.H2O ve Mn3O4'ten katı hal reaksiyonu ile sentezlenen redoks tipli spinel LiMn2O4 yapının HCl çözeltisi ile yıkanmasıyla hazırlanmıştır. Adsorbent yapının karakterizasyon çalışmaları yapılan sentezin doğruluğunu göstermiştir. Deneysel çalışmalar sentetik lityum(I) çözeltisi ve Kırka Bor İşletmesi atıksuyu ile gerçekleştirilerek sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışmaların ilk aşamasında sentetik çözeltiden lityum(I) iyon adsorpsiyonunda başlangıç pH'ının, başlangıç lityum(I) iyon derişiminin ve adsorbent derişiminin adsorpsiyon dengesi üzerine etkileri araştırılmış ve en uygun çalışma koşulları pH 10, adsorbent derişimi 10 g/L ve başlangıç lityum(I) iyon derişimi 200 mg/L olarak belirlenmiştir. Langmuir modelinden adsorbentin en yüksek lityum(I) adsorpsiyon kapasitesi 12,71 mg/g olarak saptanmıştır. Çalışmaların daha sonraki aşamasında ise, Kırka Bor İşletmeleri atıksuyundan lityum(I) iyonlarının adsorpsiyonu/desorpsiyonu atıksuyun içerdiği kalsiyum(II), magnezyum(II), sodyum(I), potasyum(I), ve bor(III) gibi iyonlarla birlikte araştırılarak λ-MnO2 adsorbentin tekrar kullanılabilirliği incelenmiştir. Kırka Bor İşletmeleri atıksuyunun kendi pH değerinin 9,54 olması nedeniyle adsorpsiyon bir ön pH ayarlaması yapılmadan gerçekleştirilmiştir. 165,5 mg/L lityum(I) içeren bu atıksuda adsorbentin lityum(I) adsorpsiyon kapasitesi 8,31 mg/g olarak saptanmıştır. Çalışmaların son aşamasında ise, λ-MnO2 adsorbentin atıksudan adsorpladığı lityum(I) iyonlarının geri kazanımı araştırılmış ve ilk desorpsiyonda %91,5 verim elde edilmiştir. Bu adsorpsiyon/desorpsiyon çalışması 5 kez tekrarlanmış ve sonuçlar λ-MnO2 adsorbentin desorpsiyon veriminin yaklaşık %10 azalarak %91,5'ten %82,5' e düştüğünü göstermiştir.
Enhancement of TiP2O7@MIL-125(Ti) hybrid photocatalyst and their use in the removal of organic pollutants from the wastewaters
In this study, various amounts of titanium pyrophosphate (TiP2O7) were doped into MIL-125 and NH2-MIL-125 materials, and the photocatalytic degradation capabilities of the new composite towards methylene blue and methyl orange dyes were investigated. Titanium pyrophosphate was synthesized via a time and energy-efficient solution combustion method using carbohydrazide, hexamethylenetetramine, oxalyldihydrazide, urea, glycine, and citric acid as fuel. The sample prepared with hexamethylenetetramine exhibited superior properties morphologically and due to this result, composite synthesis was conducted using only the hexamethylenetetramine- assisted synthesized TiP2O7. Titanium pyrophosphate doping on MIL-125 enhanced photocatalytic degradation of methylene blue while no impact on methyl orange degradation was detected. 10% Titanium pyrophosphate doped MIL-125 and NH2-MIL-125 samples exhibited the highest photocatalytic degradation of methylene blue. The light source effect was also evaluated by employing solar light, ultraviolet light, and visible light for both composite materials and 100% degradation was obtained under solar light. The final degradation amount obtained via TiP2O7@MIL-125 was 97,8% and 97% under visible light and ultraviolet light (UVA), respectively. 96,6% and 97,4% degradation was obtained via TiP2O7@NH2-MIL-125 material, under the same conditions, respectively. Both photocatalysts were found to be stable when used under these conditions, and there was a slight decrease in their activity after three recycles.
Atıksuların akarsulara deşarjı sonrasında oluşan kirlilik-Alanya Antalya Gazipaşa bölgesi değerlendirmesi
Bu çalışmada, Antalya Alanya Gazipaşa Bölgesi'nde bulunan İnceağrı Çayı'ndaki kirlilik yüklerini tespit etmek amacıyla evsel atıksu arıtma tesisi deşarj noktası baz alınarak 2022 ve 2023 Nisan aylarında beş farklı noktadan numune alınmıştır. Bu numunelerin pH, elektriksel iletkenlik, sıcaklık, çözünmüş oksijen, kimyasal oksijen ihtiyacı, amonyak azotu, nitrit azotu, bulanıklık, renk, sertlik, kalsiyum, magnezyum, klorür, alkalinite ve sodyum analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre pH, elektriksel iletkenlik, sıcaklık, çözünmüş oksijen, kimyasal oksijen ihtiyacı, amonyak azotu, nitrit azotu, bulanıklık, renk, sertlik, kalsiyum, magnezyum, klorür, alkalinite ve sodyum değerleri sırasıyla 7.31-7.84, 438-2082 µS/cm, 15,4-16,7 o C, 4-5,4 mg/L, 0,012- 2,9867 mg/L, -0,0636-1,1326 mg/L, 0,0019-0,0254 mg/L, 0,4-3,23 NTU, 8,4435- 52,5127 Pt-Co, 212-504 mg/L CaCO 3 , 144-232 mg/L CaCO 3 , 56-272 mg/L CaCO 3 , 7- 20,99 mg/L, 188-220 mg/L CaCO 3 ve -0,1676-412,804 mg/L olarak tespit edilmiştir. Evsel ve endüstriyel atıksu deşarjları, nehir suyunun sulama suyu olarak kullanılması, bölgedeki hayvancılık faaliyetleri ve topografik eğim su kalitesi değişiminin sebepleri olarak gösterilebilir. Özellikle çayın denize döküldüğü A5 noktasındaki durgun suda su kalitesi oldukça zayıftır. İlgili alanda suların uygun bir yöntem ve projeyle denize açılması ve sularla ilişkili faaliyetlerin denetim altına alınması gerekmektedir.
Kentsel atıksu toplama sistemlerinin dinamik tasarımı için entegre bir simülasyon-optimizasyon yaklaşımı
Bu çalışmada, kentsel atıksu toplama sistemlerinin dinamik tasarımı için entegre bir simülasyon-optimizasyon yaklaşımı geliştirilmiştir. Geliştirilen yaklaşım, Amerika Birleşik Devletleri – Çevre Koruma Ajansı (US-EPA) tarafından geliştirilen Yağmur Suyu Yönetim Modeli (SWMM) ve sezgisel Armoni Arama (HS) optimizasyon yaklaşımının simülasyon-optimizasyon çerçevesi dahilinde karşılıklı entegrasyonundan oluşmaktadır. Literatürde atıksu toplama sistemi tasarımı problemlerini çözmek için kullanılan diğer yaklaşımlardan farklı olarak geliştirilen simülasyon modeli kapsamında hidrolik akış sürecinin benzeşimi dinamik dalga modeli dikkate alınarak kararsız akış koşulları için gerçekleştirilmiştir. Bu sayede pratikte karşılaşılan akış sürecinin benzeşimi daha doğru olarak yapılmıştır. Geliştirilen SWMM tabanlı dinamik simülasyon modeli ardından HS tabanlı bir optimizasyon modeline entegre edilmiştir. Bu modelin temel amacı toplam sistem maliyeti minimize edilecek şekilde her bir borunun eğimini belirlemektir. Bu aşamada, optimizasyon sürecinde dikkate alınması gereken fiziksel ve yönetimsel kısıtların tümü ceza fonksiyonu yaklaşımı ile dikkate alınmıştır. Önerilen yaklaşımın uygulanabilirliği iki örnek problem üzerinde değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, önerilen yaklaşımın sadece dinamik tasarım problemini etkili bir şekilde çözmediğini, aynı zamanda literatürde farklı yaklaşımlar kullanılarak elde edilenlerle karşılaştırılabilir sonuçlar elde edilebildiğini göstermiştir.
Integrated wastewater management for sustainable agriculture operations using cyanobacteria
Continuous rise in world population causes higher demands for food and agricultural resources in an unsustainable way. To ensure growth and access to safe food now and meet demands in future, sustainable and economically feasible measures are needed urgently. One of the major problems in agricultural operations is management of wastewater. Despite the enriched nutrient and embedded energy contents of agricultural wastewater, environmentally sound and economically feasible methods to reuse these sources are still not at desired levels. In this thesis research, cyanobacteria A. maxima was cultivated in chitosan pretreated manure wastewater in custom-made photobioreactors. With pretreatment, total nitrogen, total phosphorus, and chemical oxygen demand were removed by 84.8%, 92.7%, 64.1%, respectively, and with cyanobacteria by 14.6%, 5.6%, 28.8%, respectively. Overall removal of 99.4% of total nitrogen, 98.1% of total phosphorus, and 92.9% of chemical oxygen demand were achieved. For comprehensive evaluation of biofertilizer use of biomass, protein, carbohydrate, lipid, fatty acid methyl esters, vitamins, amino acids, and elemental composition were analyzed. Biomass had protein content of 41.8%, total carbohydrate of 27.3% and total lipid of 24.1%. Biomass also had significantly higher amounts of B vitamins and considerable amounts of free and bound amino acids, some of which are key indicators of biostimulant presence. The study aimed to evaluate the use of cyanobacteria for wastewater treatment and harvested biomass as biofertilizer for farm applications. Overall aim was to suggest a sustainable livestock and farm management option that can manage its waste and resources in a sustainable and economically feasible way.
Bazı endüstriyel ve evsel atık suların fizikokimyasal çöktürme yöntemi ile arıtılması
ÖZET Bu çalışmada, evsel ve endüstriyel atık suların çeşit li çöktürücüler kullanarak arıtılabilirlikleri araştırılmış tır. Evsel atık su örnekleri Eskişehir Yıldıztepe Subay Loj- ' manian, endüstriyel atık su örnekleri ise Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi ve Eskişehir Lokomotif Motor Sanayi' nden alındı. Atık su örneklerinin özellikleri, bazı parametrelerin çöktürmeden önceki ve sonraki değerleri çizelgelerde verildi. Arıtmanın derecesini saptamakta temel alınan permanganat tü ketimindeki yüzde azalmalar, çöktürücü niceliklerine karşı grafiklere geçirildi. Evsel ve endüstriyel atık sular için uygun çöktürücüler ve miktarları tespit edildi. Al" (SO.) _.18H"0' in her üç atık su için de olumlu sonuç verdiği saptanmıştır. Lületaşının da umut verici bir çöktürü cü olduğu görülmektedir. Her atık su için uygun çöktürücüler ve dozları "Deney Verilerinin Tartışılması" bölümünde geniş bir şekilde verildi.., Ayrıca bu konuda bundan sonra yapılabilecek çalışmalar "Öneriler" kısmında verilmiştir. ıı
Atık su ve aktif çamur karakteristiklerinin sınıflandırılması ve uygulanan analiz yöntemlerinin değerlendirilmesi
Arıtım süreçlerin izlenebilmesi ve gerekli kontrollerin sağlanabilmesi ancak atık su ve aktif çamur karakteristiklerinin sürekli olarak belirlenmesine dayanmakta olup, atık su arıtma tesislerine gelen ham atık su veya arıtılmış atık sudan alınan örneklerle yapılacak olan asitlik (pH), sıcaklık (T), iletkenlik (C), çözünmüş oksijen (DO), oksijen doygunluğu (SO), tuzluluk (SA), elektriksel iletkenlik (EC), kimyasal oksijen ihtiyacı (COD), askıda katı madde (LSS), toplam azot (TN), toplam fosfor (TP) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOD5) gibi yapılan analizler ile biyolojik arıtma için kullanılan aktif çamur örneklerine ait prosesin tasarım parametrelerine ilişkin yapılan ölçümlere ilişkindir. Bunlar da havalandırma süresi (AT), çamurun ölçülecek olan askıda katı madde konsantrasyonu (MLSS), askıda uçucu katı madde konsantrasyonu (MLVSS), sıcaklık (T), çamur üretim hızı (ASPR) ve biyo-kinetiği (BK) içeren katı alıkonma süresi (RT) ile geri çevrim oranıdır (FBR) Atık suların özelliklerinin belirlenmesinde Biyokimyasal oksijen ihtiyacı (BOD5), kimyasal oksijen ihtiyacı (COD), toplam organik karbon (TOC) ve çözünmüş oksijen (DO) miktarlarının tayini atık suyun karakterizasyonu açısından en temel ölçüm kriterleridir. Yapılan bu çalışmada, atık su ve aktif çamur karakteristikleri ayrıntılı olarak sınıflandırılmış, bu karakteristiklere uygulanacak analiz yöntemleri ile bu yöntemlerle ölçülmüş olan analiz verilerin istatiksel değerlendirilebilmesi ve modellenebilmesi için kullanılabilecek veri madenciliği yöntemleri araştırılmış ve bunlardan karar ağaçları yöntemi ayrıntılı olarak KNIME veri madenciliği platformu kullanılarak incelenmiştir. Muğla iline bağlı ilçelerden toplanan 334 adet evsel nitelikli atık suya ilişkin seçilen 7 adet parametrenin analiz sonuçlarına bakıldığında; diğerleri çok kısa sürede gerçekleştirilebilirken, ölçümü 5 gün süren BOD5 parametresinin tahminine çalışılmıştır. Sonuç olarak BOD5 (biyolojik oksijen ihtiyacı) değeri dağılımı % 53 oranında 100'den düşük bulunmuştur. BOD5 değeri 100-200 arasında olanların oranı % 15,3 iken 450-550 arasında olanların oranı % 12,6'dır BOD5 değerini en fazla etkileyen değişken kimyasal oksijen ihtiyacıdır (COD).
Atık su ve aktif çamur karakteristiklerinin tahmininde karar ağaçları ve yapay sinir ağlarının karşılaştırılması
Atık suların özelliklerinin belirlenmesinde Biyokimyasal oksijen ihtiyacı (BOD5), kimyasal oksijen ihtiyacı (COD), toplam organik karbon (TOC) ve çözünmüş oksijen (DO) miktarlarının tayini atık suyun karakterizasyonu açısından en temel ölçüm kriterleridir. Biyolojik oksijen ihtiyacı (BOD5), atık su arıtma tesislerine gelen ham atık su veya arıtılmış atık sudan alınan örneklerle yapılacak olan asitlik (pH), sıcaklık (T), iletkenlik (C), çözünmüş oksijen (DO), oksijen doygunluğu (SO), tuzluluk (SA), elektriksel iletkenlik (EC), kimyasal oksijen ihtiyacı (COD), askıda katı madde (LSS), toplam azot (TN), toplam fosfor (TP) ile BOD5 en az 5 gün sürerken diğerlerin hepsi bir günden az olmaktadır. Daha önce yapılan yukarıdaki parametrelerin ölçüldüğü bir çalışmada 334 adet örneğe ilişkin veri setinde veri setinde bulunan bu parametrelerinin karar ağacı yöntemiyle KNIME veri madenciliği paketinden yararlanarak BOD5 parametresine etkileri irdelenmiştir. Böylece BOD5 parametresine etkileri bilinen parametrelerin ağırlıklı etkileri dikkate alınarak sonucu bilinmeyen bir örneğin muhtemel BOD5 değerinin tahminine çalışılmıştır. Bu çerçevede yapılmış olan bu çalışmada da bu veri seti esas alınarak, veri madenciliği yöntemlerinden Karar Ağaçları ve Yapay Sinir Ağları hem yapısal hem de sonuçlar açısından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Her iki yöntemin sonuçları karşılaştırıldığında, kutulanmış (Binned) değerlerin bulunduğu sınıflar arasında dağılımların yakın ancak kaymalar içerdiği görülmektedir. Sınıf sayıları arttırıldığında bu kaymaların kısmen de olsa giderilebileceği unutulmamalıdır. Ayrıca bu sonuçlar gelecek çalışmalarda hem Karar Ağaçları için gruplama sayısı, kazanç gibi hem de Yapay Sinir Ağları için ağ katman sayısı ve kazanç oranı gibi parametreler değiştirilerek optimize edilebilir.
Kadın kuaförlerinde boya sonrası yıkama suyunda ağır metal tayini
Bu çalışmada, Muğla ilinin Menteşe ve Ula ilçelerindeki iki farklı kadın kuaföründe yapılan boyama işlemleri sonucunda atık suya karışan ağır metal miktarı ve çeşitleri araştırılmıştır. Yapılan literatür araştırmalarına göre saç boyaları veya saç renklendiricilerinin, yak-laşık 400 milyar dolarlık kozmetik pazarının çok önemli bir bölümünü (%33) oluş-turduğu görülmüştür. Saç boyama yaşı günümüzde yirmili yaşlara kadar düşmüştür. Kadınlar saçlarına üç haftada bir dip boya yaptırmaktadır. Bu boyalar saçlarda biri-kerek insan sağlığını hem içten hem dıştan tehdit etmektedir. İnsan vücudundan fark-lı yollarla atılan ağır metaller çevre için de sorun oluşturmaktadır. Çevremizin kir-lenmesine neden olan bu metaller toprak, su ve farklı besin kaynakları aracılığıyla tekrardan canlı vücuduna girerek hastalıklara neden olmaktadır. Tez kapsamında yapılan ağır metal tayinlerinde mikrodalga cihazının Hair programı kullanılmıştır. 30 farklı saç boyası numunesi mikrodalga çözme yöntemi ile çözündü-rülmüştür. Atıksu numunelerinde Pb2+, Cu2+, Fe2+, Zn2+, Mn2+ ve Cd2+ iyonlarının derişimine bakılmıştır. Ağır metal analizleri Atomik Absorbsiyon Spektroskopisi (AAS) cihazı ile yapılmıştır. Analizler sonucunda saç boyası atık sularında bazı numunelerde, Cu2+ ve Mn2+ me-talleri çok az miktarda bulunurken, Mn2+ ve Cu2+ metalleri analiz limitinin altında çıkmıştır. Analiz limitinin altında çıkan sonuçlarla ilgilenilmemiştir. Pb2+, Fe2+, Zn2+ ve Cd2+ metallerinin miktarının ise limitlerden yüksek olduğu gözlenmiştir. Saç boyama sonrası alınan 30 farklı atık suda yapılan AAS analizleri sonucu toplam: Pb2+ 73,918 mg/L, Cu2+ 0,109 mg/L, Fe2+ 50,809 mg/L, Zn2+ 7,900 mg/L, Mn2+ 1,031 mg/L ve Cd2+ 3,522 mg/L olduğu bulunmuştur. Atık suların litresine toplam 137,289 mg ağır metalin karıştığı tespit edilmiştir. Referans renk kartelası kullanılarak boyalardaki metal içerikleride karşılaştırılmıştır. En yüksek metal içeriğinin, özellikle Pb2+, Fe2+, Zn2+ ve Cd2+ metallerinin bulunduğu koyu kumral, natural kestane ve kahverengi renklerinin tonlarında olduğu tespit edilmiştir. Saç boyası atık sularının pH değerlerinin 7-10 arasında olduğu da belir-lenmiştir. Atık sularda bulunan ağır metal derişimleri Su Kontrol Yönetmenliğindeki yasal sınır değerleri ile karşılaştırılmıştır.
Biyoteknolojik olarak fenoliklerin giderimi
Bu çalışmada, simektit (S), kuartamin modifiye organosimektit (QS) ve polistiren modifiye organosimektit (PS/QS) kullanarak atık sulardan bütillenmiş hidroksi anisol (BHA), 4-aminofenol (AF), 4-aminotiyofenol (ATF), 4- merkaptofenol (MF) ve pentaklorofenol (PKF) fenoliklerinin enzim temelli polimerizasyonla giderimlerine pH, zaman, horseradish (yaban turbu) peroksidaz (HRP) miktarı gibi parametrelerin etkileri ortaya konulmuştur. Bu amaçla, fenoliklerin sulu çözeltilerinden HRP enzimi varlığında polimerleştirilmeleri yoluyla giderimleri, sulu çözeltilerde azalan BHA, AF, ATF, MF ve PKF derişimleri ortaya konularak belirlenmiştir. Ayrıca model fenolik olarak seçilen ATF için FTIR, 13C CP/MAS NMR ve MALDI-TOF-MS ile karakterizasyon işlemleri gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Fenolik, Organo kil Nanokompozit, Atıksu, Horseradish Peroksidaz
Aktif karbon adsorpsiyonu ile boyarmadde giderimi
Bu çalışmada atıksulardaki boyarmaddenin aktif karbon kullanılarak adsorpsiyon yöntemi ile giderimi incelenmiştir. Onopordum Acanthium L.'un potasyum karbonat (K2CO3) ile kimyasal aktivasyonu, aktif karbon hazırlanmasında kullanılmıştır. Boyarmadde olarak Reaktif Mavi 19 ve Reaktif Turuncu 16 kullanılmıştır. Başlangıç boya derişiminin, başlangıç pH'ının, adsorban miktarı, adsorpsiyon süresi ve sıcaklığın giderim üzerindeki etkisinin incelendiği çalışmalarda 300 ppm'lik boya derişiminde % 99.94 giderim sağlanmışken 600 ppm için % 81.04 giderim bulunmuştur. Boyarmaddelerin aktif karbon üzerine adsorpsiyonu sistemi için, izoterm araştırması yapılmış ve elde edilen adsorpsiyon sabitleri yardımıyla sistem termodinamiği incelenmiştir. Ayrıca dört farklı sıcaklıkta, farklı başlangıç derişimleri ile deneysel çalışmalar yapılarak, kinetik hız ifadeleri incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Aktif Karbon, Adsorpsiyon, Reaktif Boyalar, Atıksu
Kentsel atık su yönetimi: Türkiye'de büyükşehir belediyeleri'nde kamusal mal ve hizmet olarak atık su arıtma tesislerinin etkinliğine dair bir inceleme
Su, canlılar için yaşam kaynağıdır ve ikame edilemez. Su hem içmek ve temel yaşamsal ihtiyaçları karşılamak hem de tarımsal ve ekonomik üretim yapmak için gereklidir. Kent merkezlerinde yoğunlaşan nüfus, evsel kullanım sonucu ortaya çıkan atık suyun canlı yaşamını tehdit etmesine neden olmuştur. Kentsel atık su yönetimi kamu kesiminin kontrolündedir. Bunun nedeni; atık su arıtma hizmetinin doğal tekel olması, sağlık, ekosistem ve üretici faaliyet üzerindeki dışsallığı, kamusallık özelliği, su ve sanitasyonun insan hakkı olması, ekonomik ve sosyal kalkınmanın merkezinde olmasıdır. Atık su tesisi yatırım, işletme bakım maliyetleri kamu kaynakları ve kurum geliri tarafından karşılanmaktadır. Çalışmanın teması, Türkiye'de büyükşehir belediyelerinde 1986'da genel nitelik kazanan İSKİ modelli kanalizasyon idareleri kapsamındaki kentsel atık su arıtma yönetiminin kurumsal ve yasal yapısını sahip olduğu ekonomik araçlar ile ortaya koyarak, yönetimlerin etkin hizmet sunumuna öneri getirmektir. Çalışmanın yöntemi teorik kısımların genel literatür taraması, güncel verilerin grafik analizi ile incelenmesi ve büyükşehir belediyelerine ait belirli yöntemle arıtma yapan atık su tesislerinin etkinliğinin veri zarflama tekniği ile analizidir. Bu çerçevede, kamu kaynakları ile finanse edilen atık su arıtma tesislerinin etkin yönetim bileşenlerine ulaşarak iyi yönetim örnekleri sunulmuştur. Atık suya yeni yaklaşım onu bir sorun olarak görmek yerine su ve enerji kaynağına dönüştürmektir. Anahtar Sözcükler: Kentsel atık su yönetimi, veri zarflama analizi, kamu harcamaları, büyükşehir belediyesi
Kestane kabuğu/ Nano- Fe3O4 biyokompoziti ile sulu çözeltilerden parlak mavi G boyar maddesinin giderimi
Bu çalışmada, doğada bol miktarda bulunan kestane kabuğu Fe3O4 ile bir araya getirilmiş ve tekstil endüstrisinde kullanılan Parlak Mavi G (PMG) boyar maddesinin sulu çözelti ortamından uzaklaştırılmasında biyosorban olarak kullanılabilirliği incelenmiştir. Biyosorpsiyon koşullarını belirlemek için kesikli sistemde; çözelti pHʼı, sıcaklık, biyosorban miktarı, temas süresi, sürekli sistemde ise; akış hızı, biyosorban miktarı ve kırılma noktası parametreleri araştırılmıştır. Çalışmada deneysel verilerden elde edilen sonuçlar kinetik ve izoterm modeller ile değerlendirilmiştir. Kestane kabuğu/ Nano-Fe3O4 (KK/N-Fe3O4) biyosorbanın SEM, Mösbauer, BET, Zeta potansiyeli ve FTIR ile karakterizasyonu yapılmıştır. Optimum biyosorpsiyon koşullarında KK/N-Fe3O4' nün gerçek atıksu ortamındaki biyosorpsiyon performansı araştırılmıştır.
Yeni işletime alınan ileri biyolojik atıksu arıtma tesisinin tasarım parametrelerinin ve işletme verimlerinin değerlendirilmesi : Gerenköy ileri biyolojik atıksu arıtma tesisi
Dünya nüfusu sağlık ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler ile birlikte günden güne artmakta ve bununla birlikte kişi başı oluşan atık su miktarları da aynı hızla artmaktadır. Günümüzde hızla artan nüfus ve şehirleşme ile birlikte atıksuların arıtılarak alıcı ortama verilmesi doğa ve canlılar için hayati öneme sahiptir. Atıksuların arıtılması için dünyada ve ülkemizde pek çok atıksu arıtma tesisi projelendirilerek işletmeye alınmıştır. Bu amaçla İzmir'in Foça ilçesinde atıksuların çevreye verebileceği olumsuz etkileri en aza indirmek için İZSU Genel Müdürlüğü tarafından 2019 yılında inşaatı tamamlanan 2.607 m3/gün kapasiteli Gerenköy İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi kentsel atıksuların arıtılması amacıyla 2020 yılında işletmeye alınmıştır. Tesis ''İleri Biyolojik Aktif Çamur'' prosesine göre tasarlanmıştır. Arıtma tesislerinin verimli ve sürdürülebilir bir şekilde işletilebilmesi için proje aşamasında öngörülen dizayn parametrelerindeki değerler doğru tespit edilmiş olmalı ve tesislerin işletme döneminde de bu değerleri sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla Gerenköy Atıksu Arıtma Tesisinin tasarım parametreleri ile işletme verimleri değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Gerenköy İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisinin karbon giderim verimini sağladığı ancak azot ve fosfor giderim verimlerinin tasarımda hedeflenen arıtma verimlerini sağlayamadığı ancak işletme şartlarının değiştirilmesi ile tesisinin tasarımda hedeflenen arıtma verimlerine ulaşabileceği düşünülmektedir.
Investigation of heavy metal contents in the sediment and waste water, water along the Arab-Kand Channel (Erbil, North of Iraq)
Erbil city wastewater flows along the Arap-Kand channel from Turak town to Zap water for about 40 km. This work is approximately 40 km. In this study, it is aimed to examine the dimensions of heavy metal pollution in the water and sediments in the canal along the length of the canal route. For this purpose, sediment samples were taken from 5 different points and water samples from 3 different points along the canal route at different distances from Erbil to the south. These water and sediment samples were analyzed for approximately 70 elements in the Acme (Canada) analysis laboratory. At the same time, anion and cation analyzes and physicochemical parameters of the contaminated water samples were also measured. As a result of these studies, both wastewater and sediments along the Arap-Kand canal in the region were heavily polluted by heavy metals. In particular, metals such as Sr, Zn, Pb, Cd and Ni were significantly enriched in both water and sediments. Although these wastewaters are also highly polluted from a biological point of view, the fact that the farms in the region use both animal watering and agricultural irrigation will cause important public health problems for both the environment and the food chain in the future. These waters should never be used for irrigation and drinking purposes.
Bazı sebzelerde atık sularla sulamanın kalite üzerine etkisi
Dünya nüfusunun hızla artması ve iklim değişiklikleri mevcut su kaynaklarına olan ihtiyacın artmasına sebep olmaktadır. Artan nüfus ve gelişen sanayi ile birlikte su ihtiyacı ve su kullanımı da nüfusun artışına paralel olarak artış göstermektedir. Kentsel atık sularının uygun stratejilerle yeniden kullanılması çevre sağlığı ve su kirliliğinin önlenmesine de katkı sağlamaktadır. Sınırlı su kaynakları ve artan su talepleri karşısında atık suların geri kazanılması ve yeniden kullanılması konusu, sadece yoğun kentsel alanlarda değil, aynı zamanda kırsal alanlarda da önem kazanarak yaygınlaşmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, ekonomik anlamda önemli tarımsal ürünlerden olan kırmızı kapya biber ve patlıcan çeşitlerinin yetiştirilmesinde arıtılmış atık suların kullanımının fizyolojik ve morfolojik özellikler, verim, kalite özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Ayrıca hasat edilen ürünlerde gıda güvenliği açısından bazı ağır metal analizlerinin (Kadmiyum (Cd), Bakır (Cu), Kurşun (Pb), Çinko (Zn)) yapılarak insan sağlığına uygunluğunun da belirlenmesi amaçlanmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde; önemli bir parametre olan verim değerinde, arıtılmış atık su ile sulanan tür ve çeşitlerde şebeke suyu uygulamalarına göre %98,32'e varan bir artış olduğu, ham (arıtılmamış) atık su uygulaması ile şebeke suyu karşılaştırıldığında ise en yüksek %174,16 oranında verim artışı olduğu tespit edilmiştir. Verim parametrelerinde olduğu gibi diğer morfolojik ve kalite parametreleri açısından da ham atık su uygulamalarından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Ağır metal içerikleri incelendiğinde; sadece ham atık su uygulaması ile üretilen Urfa İsot çeşidinde Pb değerinin sınır değerde olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler doğrultusunda biber ve patlıcan gibi meyveleri yenen sebzelerde atık sular ile sulamanın ağır metal içeriği yönünden herhangi bir sakınca oluşturmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak, sulama suyu olarak kullanılan arıtılmış atık su ve atık su uygulamalarının kapya biber ve patlıcan çeşitlerinde kullanılabilir olduğu ortaya konulmaktadır. Ancak evsel ve kentsel atık suların, kalitesi ve içeriğinin atıksuyun toplandığı havzaya ve mevsimlere göre farklılık gösterdiği unutulmamalıdır. Atık suların sulama suyu olarak kullanılmadan önce sulama yapılacak bitkiler için yönetmelikte verilen ilgili parametreler analiz edilmeli ve sulama uygulamalarının kontrollü ve denetlemeli yapılması gerekmektedir.